YEDİNCİ BÖLÜM
7. BİYOTEKNİK YÖNTEMLER
Bitki Koruma, tarımsal üretimin artırılmasında önemli bir yere sahiptir. Bilinçli bir şekilde mücadelenin geçmişi ise yenidir. II. Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda, özellikle kimyasal mücadele oldukça yaygınlaşmış ve bununla birlikte birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Son yıllarda araştırıcılar, zararlılara karşı sadece hedef alınan zararlıya etki eden yöntemler üzerindeki çalışmalara yönelmişlerdir. Bu amaçla yapılan çalışmalarda, zararlılarla mücadelede, zararlıların anatomisi, morfolojisi, fizyolojisi, biyolojisi ve davranışları üzerinde etkili olan bazı maddeler kullanılarak zararlıların normal özelliklerini bozmak şeklinde yeni bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bu amaçla, uygulanan mücadele yöntemlerine biyoteknik yöntemler adı verilmektedir. Bu çalışmalardan yararlanılarak zararlıları ekonomik zarar eşiğinin altında tutmak şeklinde tanımlanan biyoteknik mücadele yöntemleri günümüzde birçok zararlıya karşı entegre zararlı yönetimi içerisinde kullanılmaktadır.
Biyoteknik yöntemlerle mücadelede bazı doğal veya sentetik bileşiklerden yararlanılır. Bunlar;
7.1. Semiokimyasal Maddeler
Semiokimyasal maddeler, davranışsal mesaj ileten kimyasal maddelerdir. Arthropoda şubesindeki türlerde, değişik içerikte ve farklı fonksiyonları yerine getiren çok sayıda semiokimyasal madde bulunmaktadır. Bu semiokimyasal maddeler, tür içi (feromon) ve türler arası (kayromon, allomon, siynomon) olmak üzere iki grup altında toplanmaktadırlar.
Semiokimyasal maddeler, Crustacea, Chilopoda, Diplopoda, Arachnida ve Hexapoda'da birçok türde tespit edilmiş ve bu bileşiklerin, bu canlılar tarafından büyük bir tutumluluk içinde kullanıldığı saptanmıştır. Arthropodların değişik ortam ve durumlarda yararlanmak amacıyla semiokimyasal maddelere sahip olması ve bunları kullanabilme özelliklerinin bulunması, bunların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için oldukça olağanüstü özellikler ile donatıldıklarını göstermektedir. Biyosentez yollarının farklı olması sebebiyle arthropodlar çok sayıda ve önemli fonksiyonların işlevine katkıda bulunan birçok doğal ürün üretmektedirler. Semiokimyasal maddeler, arthropodların açıkça karakteristik özelliğini belirler ve birbirleriyle ilişkisi bulunmayan türler, bazen aynı, fakat oldukça ayırt edici bileşikler üretirler. Bu yapısal özdeşlik, ilişkisi bulunmayan organizmalarda bir bileşiğin aynı biyosentez yoluyla üretildiğini gösterse bile, ürünün oldukça adapte edici olduğunu ifade etmektedir.
Semiokimyasal maddeler, tür içi veya türler arası içeriklerinden dolayı iki gruba ayrılmışlardır. Arthropodlar tarafından salgılanan bu maddeler, bir adaptasyon olarak düşünülmekte ve salgılanan bu maddeye karşı alıcıda bir üretim tepkisi meydana getirmekte veya uygun bir tavırla cevap verilerek, etkiye tepki verilmek suretiyle sonuçlanmaktadır. Arthropodlardaki semiokimyasal maddeler, çiftleşme veya seks feromonu, alarm feromonu, antimikrobial alarm feromonu, çiftleşmeyi artıran feromon, toplanma feromonu, iz veya işaret feromonu, sosyal böceklerdeki kraliçe yetiştirme feromonu, savunma allomonu, aktivite engelleyici, yanıltıcı ve kazıcı davranış ajanı olarak kullanılmaktadırlar. Bu bileşiklerden bazıları oldukça farklı roller üstlenirler.
7.1.1. Böceklerde Kemoreseptörler
Kimyasal maddelere duyarlı reseptör hücreleri, böceklerin duyu sistemlerinin en önemli kısımlarındandır. Bu hücreler, kemoreseptör olarak adlandırılırlar. Bu hücrelerde kimyasal uyarıya bağlı olarak görülen fizyolojik olaylar ise kimyasal algılama olarak bilinmektedir. Kimyasal algılamanın önemi uzun zamandır entomologlar tarafından araştırılmaktadır. Fizyologlar son zamanlarda temel kimyasal algılama mekanizmalarını ortaya çıkarmak için kemoreseptörleri hücre düzeyinde incelemeye başlamışlardır. Kemoreseptörler, koku ve tat etkisini almaktadırlar.
Böceklerin duyu organları, integumentin hücre ve kutikula kısmının değişmesinden meydana gelmiştir. Kutikuladan meydana gelmiş basit yapılı duyu hücrelerine veya hücre gruplarına sensillum (sensilla) adı verilmektedir. Dış görünüşü kıl şeklinde olan duyu organlarına sensilla trichodea, çıkıntısı koni şeklinde olanlara sensilla basiconica, bir çukura batık olursa sensilla coeloconica, dış taraftan oval veya eliptik bir levha ile kaplı olanlarına ise sensilla placodea adı verilir. Yapılan çalışmalarda, bu yapıların böceklerin tarsi, ağız parçaları, ovipozitör, anten ve kanat gibi kısımlarında bulunduğu saptanmıştır.
Böceklerde bulunan kemoreseptörlerin incelenmesiyle bunların hangi maddelere duyarlı oldukları belirlenebilmektedir. Böylece, bu maddelerin etki mekanizmaları açıklanabilmektedir.
KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
(Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmis ve genisletilmiş)
Prof. Dr. Erol YILDIRIM
Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012
7. BİYOTEKNİK YÖNTEMLER
Bitki Koruma, tarımsal üretimin artırılmasında önemli bir yere sahiptir. Bilinçli bir şekilde mücadelenin geçmişi ise yenidir. II. Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda, özellikle kimyasal mücadele oldukça yaygınlaşmış ve bununla birlikte birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Son yıllarda araştırıcılar, zararlılara karşı sadece hedef alınan zararlıya etki eden yöntemler üzerindeki çalışmalara yönelmişlerdir. Bu amaçla yapılan çalışmalarda, zararlılarla mücadelede, zararlıların anatomisi, morfolojisi, fizyolojisi, biyolojisi ve davranışları üzerinde etkili olan bazı maddeler kullanılarak zararlıların normal özelliklerini bozmak şeklinde yeni bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bu amaçla, uygulanan mücadele yöntemlerine biyoteknik yöntemler adı verilmektedir. Bu çalışmalardan yararlanılarak zararlıları ekonomik zarar eşiğinin altında tutmak şeklinde tanımlanan biyoteknik mücadele yöntemleri günümüzde birçok zararlıya karşı entegre zararlı yönetimi içerisinde kullanılmaktadır.
Biyoteknik yöntemlerle mücadelede bazı doğal veya sentetik bileşiklerden yararlanılır. Bunlar;
7.1. Semiokimyasal Maddeler
Semiokimyasal maddeler, davranışsal mesaj ileten kimyasal maddelerdir. Arthropoda şubesindeki türlerde, değişik içerikte ve farklı fonksiyonları yerine getiren çok sayıda semiokimyasal madde bulunmaktadır. Bu semiokimyasal maddeler, tür içi (feromon) ve türler arası (kayromon, allomon, siynomon) olmak üzere iki grup altında toplanmaktadırlar.
Semiokimyasal maddeler, Crustacea, Chilopoda, Diplopoda, Arachnida ve Hexapoda'da birçok türde tespit edilmiş ve bu bileşiklerin, bu canlılar tarafından büyük bir tutumluluk içinde kullanıldığı saptanmıştır. Arthropodların değişik ortam ve durumlarda yararlanmak amacıyla semiokimyasal maddelere sahip olması ve bunları kullanabilme özelliklerinin bulunması, bunların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için oldukça olağanüstü özellikler ile donatıldıklarını göstermektedir. Biyosentez yollarının farklı olması sebebiyle arthropodlar çok sayıda ve önemli fonksiyonların işlevine katkıda bulunan birçok doğal ürün üretmektedirler. Semiokimyasal maddeler, arthropodların açıkça karakteristik özelliğini belirler ve birbirleriyle ilişkisi bulunmayan türler, bazen aynı, fakat oldukça ayırt edici bileşikler üretirler. Bu yapısal özdeşlik, ilişkisi bulunmayan organizmalarda bir bileşiğin aynı biyosentez yoluyla üretildiğini gösterse bile, ürünün oldukça adapte edici olduğunu ifade etmektedir.
Semiokimyasal maddeler, tür içi veya türler arası içeriklerinden dolayı iki gruba ayrılmışlardır. Arthropodlar tarafından salgılanan bu maddeler, bir adaptasyon olarak düşünülmekte ve salgılanan bu maddeye karşı alıcıda bir üretim tepkisi meydana getirmekte veya uygun bir tavırla cevap verilerek, etkiye tepki verilmek suretiyle sonuçlanmaktadır. Arthropodlardaki semiokimyasal maddeler, çiftleşme veya seks feromonu, alarm feromonu, antimikrobial alarm feromonu, çiftleşmeyi artıran feromon, toplanma feromonu, iz veya işaret feromonu, sosyal böceklerdeki kraliçe yetiştirme feromonu, savunma allomonu, aktivite engelleyici, yanıltıcı ve kazıcı davranış ajanı olarak kullanılmaktadırlar. Bu bileşiklerden bazıları oldukça farklı roller üstlenirler.
7.1.1. Böceklerde Kemoreseptörler
Kimyasal maddelere duyarlı reseptör hücreleri, böceklerin duyu sistemlerinin en önemli kısımlarındandır. Bu hücreler, kemoreseptör olarak adlandırılırlar. Bu hücrelerde kimyasal uyarıya bağlı olarak görülen fizyolojik olaylar ise kimyasal algılama olarak bilinmektedir. Kimyasal algılamanın önemi uzun zamandır entomologlar tarafından araştırılmaktadır. Fizyologlar son zamanlarda temel kimyasal algılama mekanizmalarını ortaya çıkarmak için kemoreseptörleri hücre düzeyinde incelemeye başlamışlardır. Kemoreseptörler, koku ve tat etkisini almaktadırlar.
Böceklerin duyu organları, integumentin hücre ve kutikula kısmının değişmesinden meydana gelmiştir. Kutikuladan meydana gelmiş basit yapılı duyu hücrelerine veya hücre gruplarına sensillum (sensilla) adı verilmektedir. Dış görünüşü kıl şeklinde olan duyu organlarına sensilla trichodea, çıkıntısı koni şeklinde olanlara sensilla basiconica, bir çukura batık olursa sensilla coeloconica, dış taraftan oval veya eliptik bir levha ile kaplı olanlarına ise sensilla placodea adı verilir. Yapılan çalışmalarda, bu yapıların böceklerin tarsi, ağız parçaları, ovipozitör, anten ve kanat gibi kısımlarında bulunduğu saptanmıştır.
Böceklerde bulunan kemoreseptörlerin incelenmesiyle bunların hangi maddelere duyarlı oldukları belirlenebilmektedir. Böylece, bu maddelerin etki mekanizmaları açıklanabilmektedir.
KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
(Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmis ve genisletilmiş)
Prof. Dr. Erol YILDIRIM
Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012


Comment