fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse

KİTAP HAKKINDA

YAZARI: Prof. Dr. Erol YILDIRIM
Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü
(Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş)
Erzurum - 2012

Kitabın Tamamı Sitemizde Yazardan izin alınarak yayınlanmaktadır.

Sayın çok değerli Prof. Dr. Erol YILDIRIM hocamıza katkılarından dolayı sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.

© Copyright
Bu kitabın her türlü yayın hakkı yazarına, basım ve satış haklan Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne aittir. Bu kitabın bütün hakları saklıdır. Yazarından ve ilgili kuruluştan izin alınmadan kitabın tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz.
See more
See less

KİMYASAL MÜCADELE- Pestisitlerin Tarihçesi- Pestisitlerin Yapısında Bulunan Maddeler

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • KİMYASAL MÜCADELE- Pestisitlerin Tarihçesi- Pestisitlerin Yapısında Bulunan Maddeler

    SEKİZİNCİ BÖLÜM
    8. KİMYASAL MÜCADELE
    Günümüzde dünyanın en önemli problemlerinden birisi şüphesiz açlıktır. Özellikle, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde açlık hala ölümlere sebep olmaktadır. Dünyada yeryüzünün %12'si ürün yetiştirmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu alanın ise ancak, %26'sında gıda üretimi yapılmaktadır. Hızla artan dünya nüfusunu besleyebilmek için yeni tarım alanlarının açılması gerekirken, maalesef, erozyon, yeni yerleşim yerlerinin açılması, yeni fabrikaların kurulması, trafiğin rahatlaması amacıyla yeni yolların açılması gibi sebeplerle tarımsal üretime elverişli sahalar giderek azalmaktadır. Bu durum karşısında yapılacak iş, birim alandan elde edilecek ürün miktarının arttırılmasıdır. Bu sebeple, modern tarım teknikleri ve girdilerinin kullanılması artık zorunluluk haline gelmiştir. Ayrıca, zirai mücadele ilaçlarının kullanımı bazen gereklilik arz etmektedir. İlaç kullanılmadığı takdirde %45-65 oranında ürün kayıplarının meydana geldiği belirtilmektedir. Bu sebeple, tarımsal ürünleri zararlıların etkisinden korumak amacıyla değişik kimyasal bileşikler kullanılmaktadır. Fakat verimin arttırılmasında büyük rol oynayan bu zirai mücadele ilaçları istenmeyen bazı yan etkileri de beraberinde getirmektedirler. Şöyle ki, bilinçsizce yapılan ve tekniğine uygun olmayan pestisit uygulamaları sonucunda, insan, hayvan ve çevre sağlığı tehdit edilmekte, hava, su, toprak ve yabani hayat olumsuz etkilenmekte, gıda maddelerinde ilaç kalıntıları söz konusu olmakta, hedef alınan zararlılarda direnç oluşmakta, önemli olmayan bazı zararlılar ana zararlı konumuna geçmekte, yararlıların ve doğal hayatın öldürülmesiyle doğal denge bozulmakta ve bitkilerde fitotoksitite görülmektedir.
    8.1. Pestisitlerin Tarihçesi
    İnsanların, pestisitleri tanımaları, yıllar öncesine kadar uzanmaktadır. Kutsal sayılan bazı tuzların herbisit olarak M.Ö. 1200 yılında kullanıldığı, kükürdün insektisit ve fungusit olarak M.Ö. 1000 yılında ve Helleborus niger, H. orientalis ve Veratrum album adı verilen bitkilerden elde edilen hellebora'nın kemiriciler ve böcekler için M.Ö. 100 yılında kullanıldığı bilinmektedir. Arsenik, 900 yıllarında Çinliler tarafından böceklere karşı, mineral yağ 1300 yıllarında develerdeki uyuz hastalığına karşı kullanılmıştır. Tütün ekstraktlarının 1690 yılında kontak insektisit olarak, dumanı ise 1773 yılında fumigant olarak kullanılmıştır. Doğal kaynaklı organik ve inorganik maddeler zararlılara karşı II. Dünya Savaşına kadar kullanılmıştır. Daha sonra sentetik bileşiklerin devreye girmesi sonucu bu maddeler, yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Kısa sürede etkili olan ve alternatifleri de bulunmayan bu sentetik pestisitlerden ilk organik fosforlu bileşik olan TEPP (Tetra ethyl pyro phosphate), Bernard Shrader tarafından 1938'de, ilk sentetik organik klorlulardan DDT (Dichloro diphenyl trichlorethane) 1874'de sentezlenmiş ve Paul Müller tarafından 1939'da insektisit özelliği keşfedilmiştir. İlk karbamatlı insektisitlerden Isolan, Demeton, Pyramat ve Pyralon 1951'de, ilk sentetik piretroid olan Allethrin ise 1949'da sentezlenmiştir. İlk repellent etkili Deet 1955'de, ilk mikrobiyal insektisit olan Bacillus thuringiensis ise 1938'de kullanılmaya başlanmıştır.
    Sentetik kimyasal maddelerin yoğun bir şekilde bitki koruma alanında kullanılmasıyla birlikte insan, çevre ve hayvan sağlığı açısından bazı problemlerin arttığı görülmektedir. Ülkeler düzeyinde pestisit kullanımını kontrol altına alabilmek için bazı yasal düzenlemeler getirilerek, uluslararası düzeyde faaliyet gösteren kuruluşlar da bu alana eğilmişlerdir. Pestisitlere karşı ilk direnç İsveç'te 1946 yılında DDT'ye karşı Musca domestica L. (Ev sineği)'da gözlenmiştir. Daha sonra 1948 yılında ise Aldrin ve Dieldrin'in toprakta en fazla kalıcı özelliğe sahip insektisitler olduğu belirlenmiştir. Yine, pestisitlerin, tarım ürünlerinde bıraktığı kalıntı sebebiyle hem ülkelerin dış ticareti hem de insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından ayrı bir öneme sahiptirler. İlk defa ürünlerde, insan ve hayvan sağlığına zararsız maksimum pestisit kalıntı miktarları 1954 yılında tespit edilmiştir. Özellikle, 1970'li yılların başında başlayan çevre koruma hareketlerinden sonra gelişmiş ülkelerde pestisit kullanımının kontrollü yapıldığı, bazı pestisitlerin yasaklandığı veya kısıtlandığı görülmektedir. Bir yandan tarım ürünlerinde verimi arttırma çabaları, diğer yandan olumsuz yönleri daha az olan pestisitlerin kullanımına çalışılması artık kaçınılmaz hale gelmiş, insan, hayvan ve çevreye olumsuz yönleri fazla olan birçok pestisitin kullanımı ise yasaklanmıştır. Dünya gıda üretiminin 1/3'ünün zararlı, hastalık ve yabancı otlar tarafından tahrip edildiği belirtilmektedir. Bu sebeple, bunlarla mücadele zorunludur. Kısa sürede etkisi sebebiyle, kimyasal mücadele ise halen etkinliğini korumaktadır. Ancak, pestisit kullanımının çevreye olan olumsuz etkilerini en aza indirebilecek önlemler alınmalı ve olumsuz yönleri en az olan pestisitlerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
    Pestisitlerdeki formülasyon seçimi, ilacın uygulama kolaylığına, ekonomikliğine, mücadelesi yapılacak zararlıya ve uygulanacak olan yerin yapısına bakarak belirlenir. Ülkemizdeki pestisit tüketiminin yaklaşık %70-80'i toz ve emülsiyon konsantre olup son yıllarda ise en fazla sentetik piretroidlerin kullanıldığı görülmektedir. Dünyada kullanılan tarım ilaçları pazarının %47'si herbisitlerden, %29'u insektisitlerden, %19'u fungusitlerden ve %5'i ise diğer pestisit gruplarından, Türkiye'de ise %47'si insektisitlerden, %24'ü herbisitlerden, %16'sı fungusitlerden ve %13'ü ise diğer pestisit gruplarından oluşmaktadır.
    8.2. Pestisitlerin Yapısında Bulunan Maddeler
    Kimyasal mücadelede zararlı, hastalık ve yabancı otları yok etmek amacıyla kullanılan maddelere pestisit adı verilir. Bir pestisit saf olarak zararlı, hastalık ve yabancı otlara karşı kullanılamaz. Kullanıldığında ise bitkiler için fitotoksik, etkileri düşük ve çevreye daha fazla zararlı olurlar. Bu sebeple, pestisitler, aktif madde, dolgu maddeleri ve diğer maddelerden oluşmaktadır.
    Aktif madde pestisitin içerisindeki öldürücü maddedir. Preparattaki oranı formülasyon şekline göre değişmektedir. Dolgu maddesi, herhangi bir kimyasal tepkimeye girmeyen, bitkilerde kimyasal etkileşmeye sebep olmayan ve aktif maddeyi taşıyan maddedir. Yani, ilaçta aktif madde oranını düşürmeye yarayan maddedir. Pestisitlerde bulunan diğer maddeler ise pestisitlerin etkinliğini ve dayanıklılığını arttıran, uygulama kolaylığı sağlayan, bitkilere olumsuz etkiyi azaltan ve kullanıcıları uyaran maddelerdir. Bunlar, yapıştırıcılar, tozumayı, köpükleşmeyi ve kekleşmeyi önleyiciler, tutucular, dağıtıcılar, sinerjistler, stabilizatörler, emülgatörler ve uyarı maddeleridir.
    KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
    (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmis ve genisletilmiş)
    Prof. Dr. Erol YILDIRIM
    Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012
Working...
X