fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse

KİTAP HAKKINDA

YAZARI: Prof. Dr. Erol YILDIRIM
Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü
(Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş)
Erzurum - 2012

Kitabın Tamamı Sitemizde Yazardan izin alınarak yayınlanmaktadır.

Sayın çok değerli Prof. Dr. Erol YILDIRIM hocamıza katkılarından dolayı sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.

© Copyright
Bu kitabın her türlü yayın hakkı yazarına, basım ve satış haklan Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne aittir. Bu kitabın bütün hakları saklıdır. Yazarından ve ilgili kuruluştan izin alınmadan kitabın tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz.
See more
See less

Zararlılarda Pestisitlere Karşı Meydana Gelen Dayanıklılık

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • Zararlılarda Pestisitlere Karşı Meydana Gelen Dayanıklılık

    8.29. Zararlılarda Pestisitlere Karşı Meydana Gelen Dayanıklılık
    Pestisitlerin, eldeki belgelere göre 3000 yıldan beri kullanıldığı belirtilmektedir. Ancak, yaygın kullanımına ikinci dünya savaşından sonra başlanmıştır. İkinci dünya savaşından önce birkaç organik kökenli ilaç dışında kullanılan ilaçların tümü inorganik kökenliydi. 1870 yılında ilk olarak sentezlenmesine rağmen 1939 yılında DDT'nin insektisit etkisinin anlaşılması zirai mücadelede yeni bir çığır açmış oldu. Daha sonra, organik fosforlu, karbamatlı ve sentetik piretroid grubu ilaçların sentezlenmesi ile zirai mücadelede sentetik organik pestisitlerin devri başlamış oldu. Sentetik organik ilaçların ucuz olması, kolay uygulanabilir olması ve uygulandığı zaman kesin etkili olması gibi avantajları kısa sürede kullanımlarını artırmış ve geniş sahalarda kullanılmaya başlanmıştır. Yalnız, bu ilaçların kullanılmasından kısa bir süre sonra durumun hiçte iç açıcı olmadığı ortaya konmuştur. İlaçlara karşı böceklerin dayanıklı ırklar oluşturduğu görülmüştür. İlaç baskısı altında yetişen generasyonlarda, tabii seçimle hassas olan fertlerin ortadan kalkmasına ve devamlı dayanıklı fertlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
    İnsektisitlere karşı dayanıklılık konusunda ilk kez 1897 yılında John B. Smith adında Amerikalı bir entomologun kerosine ile öldürülen zararlıların Kolorado'da bundan etkilenmediklerini, Kaliforni'da Diaspidiotus perniciosus (Comstock) (Sanjose kabuklu biti)'u öldüren ilacın Atlantik sahillerinde etkisiz kaldığını belirtmiş, ancak, bunu dayanıklılıkla değil, türlerin değişik çevrelerde değişik yaşam göstermesiyle açıklamıştır. Melander, sanjose kabuklu bitine karşı eskiden beri başarı ile kullanılan kükürt-kireç bulamacının 1914 yılında tatmin edici mücadele sağlamadığını belirtmiştir. Yine, H. J. Quayle, 1916 yılında, Kalifornia'da, Aonidiella aurantii(Maskell) (Turunçgil kırmızı kabuklu biti)'nin hidrojen siyanür gazına dayanıklı olduğunu kaydetmiştir. DDT'ye dayanıklılık ise ilk kez Musca domestica (L.)'da görülmüştür.
    Bir zararlıya karşı belirli bir pestisitin uzun süre ard arda kullanılması sonucunda bu zararlı popülâsyonunda o pestisite karşı dayanıklı bireyler çoğalır ve zamanla bu pestisite karşı dayanıklı bir ırk meydana gelir. Yani, dayanıklılık normal bir popülâsyondaki bireylerin çoğunu öldürdüğü tespit edilen zehirli bir maddenin belirli bir dozuna aynı türden diğer bir popülâsyondaki bireylerin tolerans kazanma yeteneğinin gelişmesi olarak tarif edilmektedir.
    Dayanıklılık, arazi ve laboratuar denemelerinde sıkça yapılan ilaçlamalar sonucunda meydana gelen geçici azalmalar ile karıştırılmamalıdır. Bu ilaçlamalarda popülâsyonun en zayıf bireyleri yok olurken en kuvvetli bireyleri ise kalır. Buna güçlü tolerans adı verilir. İlaç baskısının ortadan kalkması ile bu dayanıklılık da ortadan kalkar. Pestisitlere karşı dayanıklılık tüm zararlılarda görülebilir. Ama kırmızı örümcek ve yaprak bitleri gibi gelişme süreleri kısa ve dolayısıyla yılda çok sayıda nesil veren zararlılarda çok nesil vermeleri sebebiyle dayanıklılık çok kısa zamanda ortaya çıkmaktadır.
    Herhangi bir pestisitin, belirli bir ortalama dozu maruz kalan canlı türlerinde farklı tepkilere yol açar, bazı türler, şiddetle etkilendikleri halde diğer bazı türler ise etkilenmemektedirler. İşte, pestisitin, bu farklı toksik etkisine, o pestisitin türlerle ilgili selektivitesi veya seciciliği denir. Selektivite dayanıklılıktan farklıdır. Zira dayanıklılık genetik bir husus olmakla birlikte zaman içinde kazanılan bir durum olmasına karşılık, selektivite var olan genetik bir özelliktir.
    Herhangi bir böceğin bir ilaca karşı kalıtsal dayanıklılığını belirlemek amacıyla o türün ilaca dayanıklı popülâsyonlarından alınacak bireylere, laboratuar şartlarında ilaç denemelerinin yapılması gerekir. Deneye tutulacak aktif maddeler değişik dozlarda aseton ve yağ gibi eriyiklerde eritilerek solüsyonlar hazırlanarak test edilir. Test edilirken şu yöntemler kullanılabilir.
    1-Aseton, yağ veya aseton ve yağ karışımında bulunan zehirli eriyik mikro enjektör yardımıyla denemeye alınan böcekler üzerine belirli standartlara göre damlacık olarak bırakılır.
    2-Yağ veya aseton içerisinde hazırlanmış solüsyona yaprak, yaprak parçaları ve meyveler daldırılır. Daha sonra böcekler salınır. Böylece, ilaç kalıntısı doğal bir ortam üzerinde bulunduğundan bu yöntemle yapılan dayanıklılık testleri oldukça fazladır.
    3-Uçucu olmayan yağlardan birinde eritilmiş olan zehirli kimyasal bileşik, petri veya benzeri cam kaplara konularak çalkalanır. Bu suretle, ilacın bir tabaka halinde yayılıp yapışması sağlanır. Daha sonra türlere göre değişebilecek sürede böcekler kaplar içerisine bırakılarak ilaçlı yüzey ile temasa geçmeleri sağlanır. Ev sinekleri ve kültür bitkilerindeki zararlılarda bu yöntem uygulanmaktadır.
    4-Bir yağ içerisinde eritilerek hazırlanmış bir insektisit emme yeteneği yüksek kâğıtlara emdirilir. Aynı şekilde türlere bağlı olmak üzere belirli süre böceklerin ilaçlı kâğıda temasları sağlanır. Bu yöntem, tarımsal zararlılara, sivrisinek ve tahtakurusu gibi böceklerde kullanılmaktadır.
    İlaçla temas eden bir böcekte ilaç şu yolu izlemektedir. İlacın vücuda girmesi, vücuda giren ilacın öldürücü noktaya iletilmesi ve öldürücü noktadaki etkisi şeklindedir. Bu yolların, herhangi birisindeki aksama böceğin ilaca dayanıklılık kazanmasına sebep olmaktadır.
    Dayanıklılığın ortaya çıkması insektisitin yapısına ve böcek türüne bağlıdır. Dayanıklılık birinci veya ikinci nesil sonunda görüleceği gibi yüzlerce nesil sonra da ortaya çıkabilmektedir. Böceklerde insektisitlere dayanıklılığın daha çok seleksiyon sonucunda görüldüğü de kabul edilmektedir.
    Dayanıklılığın ortaya çıkmasında şu hususlar önem arzetmektedir. Heterozigot bir popülâsyonda dayanıklılık genlerinin bulunması, dayanıklı genlere sahip bireylerin hassas olanlara oranı, genel kombinasyonların karışımı, nesil sayısı, ilaçların kullanıldığı zaman zararlı böceğin dönemi, hassas ve dayanıklı fertlerin çoğalma kabiliyetleridir. Dayanıklı genleri taşıyan bireyler hassas genleri taşıyan bireylere oranla daha az çoğalma kabiliyetine sahiptirler. Dayanıklılığın gelişmesinde en önemli etkenlerden birisi de nesil sayısının fazla olmasıdır. Örneğin, Tetranychus urticae Koch (İki noktalı kırmızı örümcek)'nın bir vejatasyon döneminde nesil sayısı 20'ye çıkabilmekte, bunun sonucunda kısa sürede dayanıklılık ortaya çıkmaktadır. Buna karşılık, Popillia japonica Newman ise az nesil vermekte ve bu türde ilaçlara karşı dayanıklılığın gelişmesi için en az 10 yıllık süreye ihtiyaç duyulmaktadır.
    Sentetik organik ilaçların zararlılarla mücadelede yoğun bir şekilde kullanılması sonucu kırmızı örümcek türleri en önemli zararlılar konumuna geçmişlerdir. Bunun sebepleri arasında ise bu zararlıların ilaçlara karşı dayanıklılık kazanması, doğal düşmanlarının yok edilmesi, polikültürden monokültüre doğru yönelme, suni gübrenin yaygın bir şekilde kullanılması, sulama alanlarının genişlemesi, ıslah çalışmaları ile verimi bol, fakat bu zararlılara karşı hassas çeşitlerin geliştirilip kullanılması sayılabilir.
    Böceklerde, insektisitlere karşı dayanıklılık, mutasyonlar sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Genler üzerindeki kalıtsal değişimler sonucu meydana gelen dayanıklılık seleksiyona oranla daha az olmaktadır. İnsektisitler, normal genleri, ilaca dayanıklı gen haline dönüştürmekte, zamanla sonraki nesillerde ilaçlara dayanıklı genlere sahip bireyler çoğalarak hakim duruma geçmektedirler.


    KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
    (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmiş ve genisletilmiş)
    Prof. Dr. Erol YILDIRIM
    Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012
  • Fidanligi.com

  • #2
    Zararlılarda Pestisitlere Karşı Görülen Dayanıklılık Şekilleri

    8.29.1. Zararlılarda Pestisitlere Karşı Görülen Dayanıklılık Şekilleri
    1. Morfolojik Dayanıklılık
    Zararlının vücut yapısı sebebiyle ortaya çıkan dayanıklılıktır. Örneğin, bir böceğin vücudunun sık kıllı olması, kutikulasının çok kalın olması gibi özellikleri ilacın böceğin vücudu ile yeterince temas edememesi sebebiyle ortaya çıkan dayanıklılıktır.
    2. Davranışsal Dayanıklılık
    Zararlıların, davranışı sebebi ile ortaya çıkan dayanıklılık şeklidir. Örneğin, elma iç kurdunun larvaları yumurtadan çıkıp meyve içine girmek için, meyve kabuğunu kemirirken, kemirdiği meyve kabuğunu yutmayıp dışarı atmaktadır. Bazı depolanmış ürün zararlıları solunum yoluyla etkili ilaçlara karşı stigmalarını uzun süre kapalı tutarak korunurlar. Yine, Tribolium castaneum (Herbst) (Un biti)'da Malathion'a dayanıklılıkta, böcekler ilaca maruz kalan kısımlardan kaçarak maruz kalmayan kısımlarda toplanırlar ve böylece çok az oranda ölüm meydana gelir. Hâlbuki alanın tamamı ilaçlanırsa hepsi ölmektedir. İşte, buna benzer davranışlar sonucu ilaçlara karşı dayanıklılık ortaya çıkarmaktadır.
    3. Fizyolojik Dayanıklılık
    Zararlıların, fizyolojik faaliyetleri sonucu biyokimyasal yollarla meydana getirdikleri dayanıklılık şeklidir. Örneğin, ilacın nüfuzunu engelleyen barsak veya mide çeperi, nüfuz etmiş pestisiti tutan lipit ve yağ, fizyolojik ve metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan madde ve enzimler sebebiyle bu tip dayanıklılık ortaya çıkmaktadır. En tehlikeli olan ve kırılması en güç olan bir dayanıklılık tipidir. Örneğin, vücutta enzimlerin miktarını ve faaliyetini artırarak DDT'nin, zehirli olmayan DDE'ye dönüştürülmesiyle, DDT'ye dayanıklılık kazanılmaktadır.
    İnsektisitler, vücuda girdikten sonra etki yerine ulaşıncaya kadar hidrolizasyon ve oksidasyon olayları ve enzim faaliyetleri sonucu değişikliğe uğramaktadırlar. Bundan dolayı, aktif madde zararlıda etkisini kaybederek dayanıklılık ortaya çıkmaktadır.
    İnsektisit, baskısı altında böyle bir dayanıklılığın gelişmesi için zararlıların bu dayanıklılık özelliklerini kalıtsal yapılarında taşıması gerekir.
    Fizyolojik dayanıklılık sentetik insektisitlerin kullanımından sonra ortaya çıkmıştır. Yine, yağ oranı yüksek olan türlerde dayanıklılık daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Böceklerin sinirleri yağca zengin elastik bir kılıfla örtülüdür. Bu kılıf ganglionları ve liflerini çeşitli etkenlerden korur. Yapılan çalışmalarda prostigmine ve asetilkolin gibi bileşiklerin böcek sinirini çevreleyen bu lipit zarını aşamadığı tespit edilmiştir. Eğer, insektisit, sinir zehiri ise etki yerine ulaşmadan önce sinir kılıflarını geçmek zorundadır. Böceklerin lipit içeriği insektisitlerin etkileri üzerinde rol oynamaktadır. Böcekler, larva dönemlerinde daha fazla lipit/su oranına sahiptirler. Örneğin, ev sineği larvasının lipit oranı %7.1 iken, erginlerinde ise %2.6'dır. Bu durumda böcek larvaları erginlere göre daha fazla insektisit absorbe etmesi gerekir ve bu sebeple lipitle bağlanan insektisitlere larvaların daha toleranslı oldukları açıklanabilir. İnsektisitin lipitte depolanması, onun etki yerine ulaşan miktarını azaltacağı için, insektisitin toksik etkisi azalmakta, yani, böcek, bu insektisite dayanıklı olmaktadır. Ayrıca, iç lipit tabakası tarafından insektisitin absorbsiyonu, kütükular penetrasyonu azaltıcı etki yaptığı da tespit edilmiştir.
    4. Çapraz Dayanıklılık
    Bir zararlının herhangi bir insektiside karşı kazandığı dayanıklılığın hiç temasta olmadığı, yani hiç karşılaşmadığı aynı gruptan diğer bir aktif maddeye de kazandığı dayanıklılık şeklidir. Örneğin, zararlının DDT'ye karşı kazanmış olduğu dayanıklılığı, aynı gruptan, Metaxychlore'da göstermesi gibidir. Bu dayanıklılık şekli de oldukça tehlikelidir.
    5. Çok Yönlü Dayanıklılık
    Zararlılarda birden fazla yolla meydana gelen dayanıklılık tipidir. Zararlılar birçok pestisite farklı yollarla dayanıklılık kazanarak tehlikeli duruma gelmektedirler. Örneğin, Avusturalya'da Helicoverpa armigera,nın sentetik piretroidlere karşı dayanıklılığında en az üç mekanizmanın bulunduğu tespit edilmiştir.


    KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
    (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmiş ve genisletilmiş)
    Prof. Dr. Erol YILDIRIM
    Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012

    Comment


    • #3
      Zararlıların Pestisitlere Karşı Dayanıklılık Kazanmasında Etkili Olan Faktörler

      8.29.2. Zararlıların Pestisitlere Karşı Dayanıklılık Kazanmasında Etkili Olan Faktörler
      1. Çevre Şartlarının Etkisi
      Sıcaklık, ışık, nem ve besin gibi çevre şartlarının etkisiyle zararlılar, aktif maddeye karşı farklı duyarlılık gösterirler. Çevre şartlarının etkisiyle zararlı vücudunda yağ ve lipit birikmesi sonucu dayanıklılık ortaya çıkmaktadır. Sıcaklık, insektisit uygulamasında böcekleri doğrudan etkileyen bir faktördür. Işığın şiddeti ve süresi dayanıklılığın gelişmesinde önemlidir. Uzun günden kısa güne geçiş bazı böceklerde diyapoza sebep olmaktadır. Diyapoz döneminde bazı depo maddeleri oluşmakta, bu da dayanıklılığın meydana gelmesine sebep olmaktadır. Ayrıca, zararlının beslendiği bitki aroması ve besin maddesinin de dayanıklılıkta önem arz ettiği kaydedilmektedir.
      Dayanıklılığın üzerinde göçün etkisinin direkt gösterilmesine rağmen daha azdır. Bu sık sık geriye dönük olarak da sonuçlanmaktadır. Örneğin, Myzus persicae Sulzer (Şeftali yaprakbiti)'de düzensiz katılım olan popülâsyonlarda şüphesiz açık tarla şartlarında kimyevi bir maddeye maruz kalmadığından serada dışardan daha hızlı dayanıklılık gelişmektedir. Kışlama ve göçün, Helicoverpa armigera (Hübner) (Yeşil kurt)'da insektisitlere karşı meydana gelen dayanıklılıkta önem arz ettiği belirtilmektedir.
      2. Fizyolojik Etkenler
      Zararlının vücudunda bazı fizyolojik olayların artması veya şekil değiştirmesi sonucu dayanıklılık ortaya çıkabilmektedir. Burada, fizyolojik etkenler önemli rol oynamaktadır. İnsektisitler, böcek vücuduna değişik yerlerden girmekte ve daha sonra etkili bölgeye geçmektedirler. Bu esnada, insektisitlerde penetrasyon, etkinlik ve detoksifikasyon gibi olaylar görülebilir. Böcek kutikulası, ilacın etkili olması ve etki yerine ulaşmasında önemli rol oynamaktadır. İlaç, ilk olarak epikutikulaya gelir, oradan waks tabakasına geçer ve kutikulayı terketmeden kan içerisinde nakledilir.
      3. Kalıtsal Etkenler
      Genlerde ve dizilişlerinde bazı etkenlerle meydana gelen ve nesillere aktarılan dayanıklılığı sağlayan etkenlerdir. Dayanıklılık geni taşıyan bireylerde dayanıklılığın nesilden nesile aktarılması taşınan genin resesif veya dominant olmasına bağlıdır. Dayanıklılık tek bir kalıtsal gen tarafından meydana getirilirse ve etken cinsiyete bağlı ise F1 nesilleri bu gen bakımından tamamen heterozigot olacaktır. F2 ise 1/4 dayanıklı (RR), 1/4 duyarlı (rr) ve 2/4 (Rr) heterozigot olacaktır. Dominant dayanıklılık genine sahip popülâsyonlarda genetiksel etkenlerden dolayı dayanıklı fertlerin popülâsyonu hızla artacaktır.
      8.29.3. Zararlılarda Pestisitlere Karşı Meydana Gelen Dayanıklılığın Bugünkü Durumu
      Bugüne kadar, 500'ün üzerinde zararlı türde pestisitlere karşı dayanıklılığın geliştiği kaydedilmektedir. Ancak, insektisitlere karşı bazı böcek türlerinde görülen dayanıklılığın büyüklüğü ve şiddeti korku verecek şekilde artmıştır. Örneğin, Plutella xylostella (L.) (Lahana yaprak güvesi) ve Leptinotarsa decemlineata Say (Patates böceği)'da mevcut tüm insektisitlere karşı dayanıklılığın geliştiği belirtilmektedir. Buna, biyopreparatlarda dâhildir.
      Bacillus thurungiensis'e karşı Helicoverpa virescens, Spodoptera exiqua, S. littoralis, Trichoplusia ni, Plutella xylostella, Ephestia kuehniella, Cadra cautella, Plodia interpunctella, Homoeosoma electellum, Choristoneura fumiferana, Chrysomela scripta, Leptinotarsa decemlineata, Aedes aegypti, Culex quinquefasciatus, Drosophila melanogaster ve Musca domestica türlerinde dayanıklılığın meydana geldiği bildirilmektedir.
      Ayrıca, Musca domestica'da Permethrin'e; Lucilia cuprina'da Diazinon, Malathion ve Cyclodin'e; Haematobia irritans'da Pretroidlere; Tribolium castaneum'da Malathion'a; Helicoverpa armigera'daPretroidlere; Anopheles spp.'inde Malathion ve DDT'ye; Epiphyas postvitiana'da Azinphos metil'e; Tetranychus urticae ve Panonychus ulmi'de Dicofol'a; Sitophilus oryzae'da Primifhos metil'e; Similium damnosum'da Temephos ve Permethrin'e; Blatta germanica'da DDT ve Pretroidlere; Pectinophora gossypiella'da Permethrin ve Fenvalerata'ya; Spodoptera littoralis'de Metamidophos ve Phosfolan'a;Oryzaphilus surinamensis'de Malathion ve BHC'ye; Bemisia tabaci'de DDT, Permethrin, Malathion, Parathion ve Chlorpyrifos'a ve Myzus persicae'de Etil ve Metil Parathion'a karşı dayanıklılığın geliştiği belirtilmektedir.
      Ülkemizde de bazı zararlı türlerde insektisitlere karşı dayanıklılık tespit edilmiştir. Spodoptera littoralis (Boisduval) (Pamuk yaprak kurdu)'in organik fosforlu ilaçlara, Curculio nucum L. (Fındık kurdu)'un ise karbamatlı ilaçlara dayanıklılık kazandıkları saptanmıştır.
      Klorlandırılmış hidrokarbonlardan ev sineğinde DDT'ye karşı meydana gelen dayanıklılık şöyle açıklanmıştır. DDT'ye dayanıklı ırklarda, DDT-dehidro klorinaze adında bir enzimin bulunduğu, DDT'ye hassas böceklerde ise bu enzimin bulunmadığı saptanmış, bu enzimin DDT'yi DDE'ye parçalayarak zehirsiz bir bileşiğe dönüştürdüğü tespit edilmiştir.
      Organik fosforlu ilaçlarda ise böceğin metabolik faaliyetleri sonucu ilacın performansının ağırlaştığı, aslında öldürücü olduğu bilinen ilacın böcek tarafından hızla detoksifikasyonu sonucu ortaya çıkan toksik maddenin ise vücuttan çok çabuk atıldığı belirtilmektedir. Örneğin, Parathion'un, Paraoxan'a dönüştürüldüğü ve toksik maddenin vücuttan dışarı atıldığı kaydedilmektedir. Organik fosforlu ilaçlara karşı ev sineğinde meydana gelen dayanıklılıkta hassas olanlarda ali-esteraze enziminin bol miktarda bulunduğu, dayanıklı bireylerde ise bu enzimin az bulunduğu, ayrıca, organik fosforlu ilaçların zehir etkisini azaltan veya yok eden fosfataze enziminin ise fazla olduğu, bu enzimlerin kalıtsallığı ile ilgili genlerin aynı kromozomlarda yer aldığı, bu yüzden aliesteraz enzimini kontrol eden genin mutasyona uğraması sonucu fosfataze enzimini kontrol eden genin faaliyete geçtiği kaydedilmektedir. Böylece, dayanıklı ırklarda vücuda alınan zehirli bileşik yok edilmektedir.
      Myzus persicae Sulzer'da bir karboksilesterin bütün mevcut afisitlere dayanıklılık oluşturduğu tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalarda karbamatlı ilaçlara, diğer sınıflara oranla daha az dayanıklılık meydana geldiği belirlenmiştir. Buda bunların daha hızlı hidrolize olmasından kaynaklanmaktadır. Triazuron ve Imidacloprid halen afitlerin dayanıklılığına karşı ümitvar görülmektedir.
      8.29.4. Böceklerde İnsektisitlere Karşı Meydana Gelen Dayanıklılığın Yönetimi (Insecticide Resistance Management) (IRM)
      İnsektisitlere karşı meydana gelen dayanıklılığı yönetme (IRM)'deki gaye mevcut insektisilere karşı meydana gelmiş olan dayanıklılığı ortadan kaldırmak ve aynı zamanda yeni insektisitlere karşı gelişebilecek dayanıklılığı önlemektir. IRM, bilim adamları ve zararlı yöneticileri tarafından fazlaca savunulmaktadır. Bu anlayış son zamanlarda iki önemli hususta yararlı olmuştur. Birincisi, tarımsal kimyasalların üretiminde dayanıklılık problemini yok etmek için ilaç şirketleri bünyesinde bu hususla ilgilenen bir birim kurulmuştur. İkincisi ise pamuk için bir strateji belirlenerek, dünyadaki ekim alanlarından, belirli alanlar ele alınarak bir merkez kurulmuş ve ilaçlamalar belirli programlar dâhilinde yapılmaktadır. Gelecekte IRM'nin stratejileri çok daha geniş olarak belirlenerek, çalışmalar bu doğrultuda yapılacak ve önemli başarılar elde edilecektir.
      Belirli bir ürünü zararlılardan korumada bir kaç türün zararı için aynı veya farklı stratejilerle mücadele yapılarak bu zararlı türler yönetilebilir. Dayanıklılığı önlemek ve karşı koymak için gerekli stratejiler ortaya konularak ABD, Mısır ve Avusturalya'da pamukta lepidopter ve akar zararlılarına karşı belirli sınırlamalar içerisinde oldukça başarılı sonuçlar alınmıştır. İsrail'de beyazsinek ve diğer pamuk zararlılarına karşı IRM çalışmaları yapılmış ve ilaçların kullanılması oldukça azalmıştır. Belki de bu çalışmanın doğrulanması sonucunda insektisit kullanılmasında dramatik bir azalma olmuştur. Bu azalmanın boyutu biyolojik kontrolün artışını yükseltmiştir. Basitçe gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmıştır.
      Dünya sağlık organizasyonu Onchocerciasis hastalığıyla mücadele için Similium damnosum Theobald'un larvalarına karşı 11 Batı Afrika ülkesinde nehirleri lavisit ile ilaçlamıştır. Bu çalışma sonucunda kalan bireylerin Temephos'a karşı güçlü bir dayanıklılık oluşturdukları tespit edilmiştir. Ayrıca, Permethrin'e karşı dayanıklılığın da arttığı görülmüştür. IRM bu türde uygulanmaya konmuş ve Permethrin su seviyelerinin yüksek olduğu zaman ve çevre zararından çekinilerek altı haftadan daha az bir süre kullanılmıştır. Ayrıca, Chlorophoxim ve Bacillus thuriengiensis israelensis'de kullanılmıştır. B. thuriengiensis israelensis'e dayanıklılığın gelişmediği ve tek yıllık münavebe ile ilaçlara B. thuriengiensis israelensis karıştırılarak kullanılmıştır. Sekiz haftalık bir dönem için Chlorphoxim uygulandığında, 4-6 haftalık Permethrin kullanılmasıyla oldukça başarı sağlanmıştır.
      Son yıllarda pestisitlerin üzerindeki güvenirliğin azalması sonucu, semiokimyasal maddelerin kullanılması, IPM çatısı altında biyolojik ve kültürel mücadele metotlarının şimdilik kullanılması önerilmektedir. Zararlılara karşı pestisit uygulamalarında bazı önlemler alınıp bazı konularda dikkat edilerek zararlıların dayanıklılık kazanmalarının önüne geçilebilinir.
      IRM'de şu hususlar dikkate alınmalıdır.
      1. Geniş spektrumlu ilaçların yerine selektif ilaçlar tercih edilmelidir.
      2. İlaçlamalar sık aralıklarla yapılmamalıdır.
      3. Aynı aktif maddeye ait ilaçlar ard arda ve sık aralıklarla uzun süre kullanılmamalıdır.
      4. Etki süresi kısa olan ilaçlar tavsiye edilmelidir.
      5. İlaçlar yüksek dozda kullanılmamalıdır.
      6. Bir zararlıya karşı hazırlanacak ilaçlama programlarında farklı etki grubundan ilaçlara yer verilmelidir.
      7. İlaçların etkinliğini artıracak sinerjist maddeler ilaçlara karıştırılmalıdır.
      8. Uygun zaman ve uygun bir teknikle ilaçlama yapılmalıdır.
      9. İlaçların çevreye bulaşması azaltılmalı ve çevre üzerine olumsuz etkisi bulunan ilaçlar kullanılmamalıdır.
      10. IRM bilimsel ve sosyo-ekonomik olarak gözden geçirilmeli yüksek seviyedeki organizasyonlara devam etmeli ve tarımsal kimya endüstrisi entomologlar, yöneticiler ve yetiştiriciler arasında bir iş birliği kurulmalıdır. Dayanıklılığı idare etmek için sağlam bir biyolojik temel esastır. Çapraz dayanıklılık çalışmaları, popülâsyon biyolojisi ve halen devam eden programlar çok yönlü olarak araştırılmalıdır.
      KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
      (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmiş ve genisletilmiş)
      Prof. Dr. Erol YILDIRIM
      Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012

      Comment

      Working...
      X