BİTKİLERDE BESİN NOKSANLIKLARININ NEDENLERİ
Bitkilerde besin noksanlıkları çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmektedir. Bunların tümünü bir çırpıda saymak belki de olanaksızdır. Arfcak en çok rastlanan nedenleri aşağıda verilen başlıklar altında toplamak mümkündür.
* Toprakta besin maddesinin mutlak noksanlığı
* Besin maddesinin bitki tarafından alınabilirliğini sınırlandıran toprak ve diğer
çevre etmenleri
* Topraksız yetiştiricilik de bitki yetiştirme ortamının besin maddelerince
yeterince zenginleştirilmemiş olması
* Dengesiz gübreleme
* Besin maddesinin alınması ve kullanılmasını zorlaştıran bitkisel özellikler
* Besine olan talebi artıran genetik bitki özellikleri ve bitki büyüme
düzenleyicilerinin etkileri
Bu faktörler içerisinde en önemlisi veya en çok rastlanan neden ilk sırada verilen, toprakta besin maddesinin mutlak noksanlığı olduğu s anılmamalıdır. Pratikte elbette ki bir besin maddesinin topraktaki miktarının yetersiz olmasından kaynaklanan besin noksanlıklarına sık sık rastlanır. Buna en iyi örnek olarak ülkemizde ve dünyanın birçok yöresinde görülen azot noksanlığını ve yine ülkemizin bir çok bölgesinde görülen çinko noksanlığını gösterebiliriz. Toprakta azotun yegane kaynağı organik madde olduğu ve toprakların büyük bir bölümünün organik madde kapsamı düşük bulunduğu ve aynı zamanda bitkilerin azot ihtiyacı yüksek olduğu için gübreleme yapılmadığı takdirde, çok ender durumlar hariç, bitkide azot noksanlığı kaçınılmazdır. Yine örnek olarak verdiğimiz ülkemiz topraklarının önemli bir bölümünde çinko eksikliği de bitkilerde görülen çinko noksanlığının önemli nedenlerindendir. Buna rağmen ülkemizde tarımı yapılan birçok bahçe ve tarla bitkisinde görülen çinko noksanlıklarının tek nedeni topraktaki çinkonun yetersizliği değildir. Buna ilave olarak veya bundan bağımsız olarak çinkonun alınabilirliğini güçleştiren olumsuz toprak ve iklim etmenleri, başka bir besin elementinin antagonistik etkisi gibi faktörler de çinko noksanlığının nedenleri arasındadır.
Bitkilerde besin noksanlıkları, en çok, yukarıda ikinci sırada sayılmış bulunan, besinin alınmasını güçleştiren veya önleyen toprak ve diğer çevre etmenlerinden ileri gelmektedir. Bilindiği gibi, toprak da bulunan bitki besin elementlerinin tümü bitkiler tarafından kolaylıkla alınabilir durumda değildir. Bir besin elementinin toprak da bulunan Toplam miktarının genellikle az bir kısmı bitkiler tarafından hemen alınabilir durumdadır. Diğer önemli kısmı ise ya hiç alınamaz, veya ancak uzun bir zaman içerisinde bitki tarafından alınabilir. Dolayısıyla bitkinin beslenmesi bakımından önemli olan, bir besin elementinin toprak da bulunan Toplam miktarı değil, onun alınabilirlik derecesidir. Toprak da bulunan besin maddelerinin yarayışlılığını sınırlandıran pek çok etmen vardır. Bu etmenlerin neler olduğunun bilinmesi, bitkilerdeki beslenme bozukluklarının ve alınabilecek önlemlerin saptanması bakımından oldukça önemlidir.
1. Besin Maddelerinin Alınabilirliğini Sınırlandıran Faktörler
Besin maddelerinin bitkilere yarayışlılığını azaltan, diğer bir ifade ile, alınabilir besin maddeleri miktarını sınırlandıran pek çok kimyasal, fiziksel, biyolojik toprak koşulları vardır. Bu koşulları bilmek ve bu koşullardan özellikle etkilenen besin elementlerinin hangileri olduğunu tanımak, toprağımızın doğru kullanılması, en iyi ürünü elde edecek önlemlerin saptanarak uygulanması bakımından oldukça önemlidir.
Besin maddelerinin bitkilere yarayışlılığını sınırlandıran etmenleri dört grup altında toplamak mümkündür. Bunlar;kimyasal faktörler, fiziksel faktörler, biyolojik faktörler ve iklim faktörleridir. Aşağıda her gruba giren faktörler ayrı ayrı verilmiş olmakla birlikte, bazı faktörler birden fazla gruba sokulabilecek niteliktedir.
1.1. Kimyasal faktörler
Besin elementlerinin alınabilirliğini etkileyen en önemli kimyasal faktör toprak pH'ıdır. Toprak pH'ı toprağın asitlik veya alkalilik derecesini ifade eder. Bir çok besin elementinin alınabilirliği bakımından en uygun pH 6.5 - 7.5 arasıdır. Çok zayıf asit, nötr ve çok zayıf alkaliliği ifade eden bu pH derecelerinde pek çok besin elementinin alınabilirliği yüksektir. Kuvvetli asit ve kuvvetli alkali şartlar ise kimi besinlerin alınabilirliğini azaltır. Şimdi bunlara ait en önemli örnekleri görelim:
Toprak pH'ının yüksek olması
Yüksek pH ' ya sahip topraklarda önemli bazı makro ve mikro besin elementlerinin yarayışlılığı çeşitli şekillerde azalır.
Fosfor : Yüksek pH'a sahip kireçli topraklarda trikalsiyum fosfat şeklinde fikse olarak yarayışlılığı azalır.
Demir, Çinko, Mangan, Bakır, Bor : Yüksek pH 'da güç çözünür bileşikler oluşturduklarından alınabilirlikleri azalır. Kireçli topraklarda görülen mikroelement noksanlıklarının ana nedeni budur.
Azot: Yüksek pH 'da amonyak halinde kayba uğradığından alınabilir miktarı azalır.
Potasyum, Magnezyum : pH \ı yüksek olan topraklarda genellikle fazla miktarda bulunan Kalsiyumun antagonistik etkisi nedeniyle alınabilirlikleri azalır.
pH 'ı yüksek topraklarda yukarıdaki elementlerin noksanlıklarını gidermek için bu elementleri içeren gübrelerin kullanılması kısa süreli olumlu etkiler görülür. Ancak gübrelerle ilave edilen elementler de kısa süre içinde alkali koşullardan etkilenir ve almabi-likleri azalır. Bu koşullarda özellikle mikro elementlerin yapraklara püskürtülerek verilmesinden, genellikle, toprağa uygulamaya göre daha iyi sonuçlar alınır.
Asidik toprak koşulları (düşük toprak pH'ı)
Toprak pH'ının düşük olması, yani asitlik derecesinin fazla olması da bazı besin elementlerinin alınabilirliği üzerine olumsuz etki yapmaktadır.
Fosfor : Asit şartlar altında demir ve alüminyum iyonlarıyla birleşerek güç çözünen demir ve alüminyum fosfat bileşiklerini oluşturduğundan yarayışlılığı azalır.
Azot : Asit koşullarda nitrifikasyon azaldığından, organik maddeden mineralize olan azot miktarı azalır. Ayrıca mikroorganizmaların havadan toprağa biyolojik yolla azot aktarımları azalır.
Kalsiyum, Magnezyum, Potasyum, Çinko, Bakır : Asit topraklarda şiddetli yıkanma nedeniyle alınabilir miktarları azalır.
Molibden : Bitkiler için alınamaz formlara dönüştüğünden alınabilir miktarı azalır.
Asidik toprak koşullarında demir, mangan ve alüminyumun çözünürlüğü artar. Bu elementlerin çözünürlüğünün artması sonucunda bitkilere toksik etki yapabilmeleri söz konusu olabileceği gibi, diğer besin elementlerinin alınabilirliğini de sınırlandırabilir.
Yüksek derecede asitlik, asitliğe duyarlı bitkilerin kök sistemine zarar vereceği için, asitlik nedeniyle bitkiye yarayışlılığı azalan besin elementlerinin gübrelerle toprağa verilmesinden de ancak çok sınırlı yarar sağlanır. Bu nedenle asitlik nedeniyle yarayışlılığı sınırlanmış elementlerin yarayışlılığını artırmak için iyi bir yol asit topraklara kireçleme yapılmasıdır. Kireçleme ile pH 'ı normal sınırlara çekilen topraklarda hem besin maddelerinin yarayışlılığı artar hem de toprağın fiziksel özellikleri düzelir.
Besin elementlerinin birbirine antagonistik etkileri : Besin elementleri arasındaki antagonizm, bir besin elementinin, başka bir elementin alınabilirliği üzerine olumsuz etki yapması anlamına gelir. Toprakta çok yüksek miktarda bulunan bir elementin diğer bazı besin elementlerinin bitkiye yarayaşlılığım olumsuz yönde etkilediği pratikte çok rastlanan bir durumdur. Örneğin kireci yüksek topraklarda yetiştirilen demir noksanlığına duyarlı bitkilerde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan demir noksanlığı buna iyi bir örnek teşkil eder. Aynı şekilde, kalsiyum fazlalağımn neden olduğu potasyum ve magnezyum noksanlığı, fosfor fazlalığının neden olduğu çinko noksanlığı pratikte sık rastlanan antagonistik etkileşimlerdir.
Toprağın katyon tutma kapasitesinin düşüklüğü : Özellikle humusça fakir kumlu toprakların katyon değişim kapasiteleri oldukça düşüktür. Katyon tutma kapasitesi düşük olan böyle topraklarda besin katyonları, toprakta iyi bir şekilde tutulmadıkları için kolayca yıkanabilirler. Bu nedenle, katyon tutma kapasitesinin düşüklüğü besin elementlerinin alınabilir miktarlarının azalması sonucunu doğurur, neticede bu topraklar üzerinde yetiştirilen bitkilerde beslenme bozuklukları görülür.
.1.2. Toprağın fiziksel özellikleri
Toprağın fiziksel özellikleri besin maddelerinin alınabilirliğini sınırlandırarak beslenme bozukluğuna neden olabilir. Örneğin toprağın sürekli aynı derinlikte işlenmesi sonucu oluşan ve adına pulluk tabam denilen oldukça sert toprak katmanı, bitki köklerinin alt toprak katmanlarına ulaşmasını engellediklerinden besin alımım azaltırlar. Aynı şekilde kötü toprak strüktürü, bitki köklerinin geniş bir toprak kesimiyle temasta bulunmasını engellediğinden bitkinin topraktaki besin elementlerinden yeterince yararlanmasını önler.
Tarım topraklarının kötü fiziksel özelliklere sahip olmaları, çoğu kez yanlış amenajman pratiklerinden ileri gelmektedir. Strüktür bozulması ve toprağın sıkışması (kom-paksiyon) tamamiyle bilgisizce yapılan toprak işlemelerinden ve yine bilgisizce uygulanan kimyasal gübrelemeye bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Aşırı sulama da toprağm havalanmasını önleyerek bitkilerde beslenme bozukluklarına sebep olurlar.
Toprağın kompaksiyonu nedeniyle olsun veya kötü strüktür oluşumu nedeniyle olsun veyahutta fazla su nedeniyle olsun, toprakta oksijen yetersizliği bitkilerin besin alımını engeller ve beslenme bozuklukları yaratır. Islaklık ve havasızlık kimi besin maddelerinin ise çözünürlüğünü artırarak toksisite yaratabilmektedir. Buna en iyi örnek, su altında kalan topraklarda mangan çözünürlüğünün artarak bitkide mangan seviyesinin tok-sik düzeylere çıkmasıdır.
Toprakta oksijensizlik bitkilerde büyüme hormonlarının miktarının da azalmasına neden olarak bitkilerin gelişmesini engellemektedir. Toprağın iki gün su altında kalması ile bitkideki sitokinin seviyesinin yarıya indiği, dört gün su altında kalma halinde ise bu hormonun üçte bir düzeyine indiği ve buna bağlı olarak da bitki boyunun kısaldığı ve kloroz ortaya çıktığı tespit edilmiştir (Bergmann, 1992).
1.3. Biyolojik faktörler
Bitki besin elementlerinin bitkiler tarafından alınmasını güçleştiren veya engelleyen, dolayısıyla bitkilerde beslenme bozukluğu görülmesine neden olan birtakım biyolojik faktörler de vardır. Bunlardan en önemlisi bitkilerde hastalık yapan virüs, mantar, bakteri gibi zararlı mikroorganizmalar ve bitki zararlılarının etkileridir. Bitki hastalık ve zararlılarının etkileriyle bitkinin yapraklarında ve diğer organlarında görülen renk ve şekil bozukluklarının bitki besin maddeleri noksanlıklarından ileri gelen simptomlara benzediği ve bu iki grup simptomun karıştırılmaması için dikkat edilmesi gerektiği, bitki besleme ve bitki koruma ile ilgili kitaplarda öteden beri yer almaktadır. Esasen çoğu kez bu iki grup simptomun birbirine benzemesi her ikisinin de aynı nedene dayanıyor olmasındandır ki bu neden bitkinin yeterince beslenememesidir. Zira bitki hastalık ve zararlılarının etkileriyle bitki besin absorbsiyonunda etkisiz kalmaktadır. Bitki hastalık ve zararlıları içerisinde, köklere zarar verenlerle (örneğin nematodlar) toprak seviyesinde gövdeye zarar verenler, bitkilerin besin absorbsiyonu üzerine en kötü etkiyi yapanlardır.
Bitkilerde besin elementi noksanlıklarına neden olan diğer biyolojik faktörler arasında, toprakda yaşayan diğer canlıların besin maddesi için bitkilerle rekabeti ve toprak solucanlarının yetersizliği de önemli sayılabilir.
Besin elementi için bitkilerle rekabet eden toprak canlıları, daha çok, yabancı otlar ve mikroorganizmadır. Bu canlıların toprakta bulunan besin elementlerini kendi ihtiyaçları için kullanmaları, kültür bitkileri için noksanlık yaratabilmektedir. Bu durum bütün besin elementleri için söz konusu olmakla beraber azot için daha önemlidir. Toprak mikroorganizmaları, özellikle C/N oranı geniş taze organik materyalin toprağa verilmesi halinde, azot ihtiyaçlarını toprakta mevcut azottan karşılamak için bitkilerle büyük rekabete girerler. Yanmamış çiftlik gübresinin toprağa verilmesinden sonra kültür bitkilerinde görülen zararların bir bölümü de bu nedenledir.
Toprak solucanları toprak strüktürünün geliştirilmesinde önemli rol oynarlar. Toprak strüktürünün gelişmesi ise bitki köklerinin besin elementlerine ulaşmasını kolaylaştırır. Bu nedenle toprak solucanlarının sayısının az olması, strüktür gelişmesinin gerilemesine ve besin alımının azalmasına neden olur. Solucan populasyonunu artırmanın en iyi yolu toprağa ahır gübresi vermektir.
1.4. İklim faktörleri
Besin elementlerinin alınabilirliğini etkileyen iklim faktörleri yağış, sıcaklık ve ışıklanmadır. Yeterli sulama imkanı olmayan bölgelerde yaşanan yağış yetersizliği nedeniyle toprakta su miktarı azalır. Toprakta su miktarının azalması ise besin elementlerinin çözünürlüğünü azalttığı için besin alımı azalır. Gerçekten de pratikte kuraklığı izleyen zamanlarda birçok bitkide çeşitli besin elementlerinin noksanlıkları görülmektedir. Su yetersizliği aynı zamanda bitkilerin kök sisteminin gelişmesini zayıflattığı için dolaylı olarak da besin noksanlıklarına sebep olur. Öte yandan fazla yağış birçok besin elementinin yıkanma ile kaybına neden olduğu için bitkilerin besin noksanlığı çekmesine neden olur. Fazla yağışın beslenme bozukluğu yaratmasının bir diğer nedeni ise, fazla yağış nedeniyle toprakta oluşan oksijensiz koşulların bazı besin elementlerinin alınmasını engellemesidir.
Hava ve toprak sıcaklığınm düşük olması da bitkilerde beslenme sorunları yaratır. Düşük sıcaklık bitkide fizyolojik prosesleri yavaşlattığından besin elementlerinin bitkiler tarafından absorbsiyonu düşer. Düşük toprak sıcaklığı ise toprağın gerek organik, gerekse mineral fraksiyonundan mineralizasyonla besin elementi kazanılmasını yavaşlatır veya durdurur. Düşük toprak sıcaklığı ayrıca kök gelişmesinin de gerilemesine neden olduğu için besin alımını azaltır.
2.Gübrelemeye bağlı olarak ortaya çıkan beslenme bozuklukları
Son elli yılda bütün dünyada kimyasal gübre tüketiminde çok büyük artışlar olmuştur. Tarım ürünlerine olan talebin giderek yükselmesi öncelikle, bitkilerin daha iyi beslenmesini temin ederek sağlanan ürün artışları ile karşılanmıştır. Buna paralel olarak genetik alanında sağlanan gelişmelerin katkısı ile geliştirilen yüksek verimli bitki çeşitleri de verim artışında etkili olmuştur. Yeni geliştirilerek kültüre alınan yüksek verimli varyetelerin bitki besin istekleri de doğal olarak yüksek olduğundan, gübreye olan talep iyice yükselmiştir. Tarım sektörü gelişmiş ülkelerde azot, fosfor ve potasyum içeren gübre-, lerin yüksek oranda kullanılması, bu besin elementlerinin noksanlıklarını azaltmıştır. Ancak azot, fosfor ve potasyumlu gübrelerin giderek artan miktarlarda kullanılması, bu kez, diğer besin elementlerine olan ihtiyacı yükseltmiş ve magnezyum, kükürt gibi makro besin elementleriyle, birçok mikro besin elementlerinin noksanlıkları görülmeye başlanmıştır. Bugün Türkiye'de de intensif tarım yapılan işletmelerde makrobesinlerden magnezyum, mikrobesinlerden ise demir, çinko, mangan ve bor noksanlıklarına sık rastlanılmaktadır. Bu besinlerin yeterli düzeyde bitkiye sağlanamadığı hallerde ise, bitki gelişeme-mekte, ürün kaybı olmakta, kalite özellikleri bozulmakta ve ürünün pazar değeri de düşmektedir. Sonuçda üretici azot, fosfor ve potasyumlu gübreleri kullanmasına rağmen karlı bir çiftçilik yapamamakta, zarar etmektedir.
Azot, fosfor ve potasyum elementleri ile yapılan gübrelemenin bitkilerde diğer bazı elementlerin noksanlıklarını yaratması, sadece diğer elementlere olan ihtiyacın yükselmesinden de kaynaklanmamaktadır. İhtiyacın artmasına ilave olarak, bitki besin elementleri arasındaki interaksiyonlar nedeniyle de çeşitli noksanlıklar ortaya çıkabilmektedir. Örneğin;
* Yüksek amonyum konsantrasyonun kalsiyum ve magnezyum alımını azalttığı
* Yüksek nitrat konsantrasyonunun başta demir olmak üzere mikro besinlerin alımını azalttığı
* Yine yüksek nitrat konsantrasyonunun fosfat alımını azalttığı, benzer şekilde yüksek fosfat konsantrasyonunun nitrat alımım azalttığı
* Yüksek potasyum konsantrasyonunun magnezyum ve kalsiyum noksanlığına neden olduğu
* Yüksek fosfor konsantrasyonunun çinko ve diğer mikrobesinlerin alımını azalttığı * Yüksek kalsiyum konsantrasyonunun demir, bor, mangan, magnezyum noksanlıkları yarattığı
* Yüksek amonyum konsantrasyonunun katyonuk elementlerin, özellikle magnezyum ve kalsiyum alımını azalttığı
* Yüksek bakır, çinko ve mangan miktarlarının demir alımını azalttığı bilinmektedir.
Bitki yetiştiriciliğinde gübrelerin intensif bir şekilde kullanılmasına bağlı olarak yukarıda örnekleri verilen çeşitli interaksiyonlara bağlı bazı besin elementlerinin noksanlıklarının ortaya çıkması, bize birçok ülkede ve birçok toprakda giderek artan oranda magnezyum ve iz elementlerin noksanlıklarının artmasının nedenini açıklamaktadır. Bu durum aslında birçok toprakda bu elementlerin gizli noksanlıklarının bulunduğunu göstermektedir. Besin elementlerinin gizli noksanlıkları, bitkide gözle görülür simptomlara neden olmasa bile, ciddi oranda ürün ve kalite kaybına neden olabilmektedir.
Batı Avrupa ülkelerinde potasyumlu gübrelerin kullanımındaki artışa paralel olarak birçok bitkide magnezyum noksanlıklarının ortaya çıktığı, bunun sonunda da magnezyumlu gübrelerin kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Türkiye'de potasyumlu gübre tüketimi yeni yeni artmaya başlamıştır. Ancak birçok bitkide, özellikle örtü altı sebze yetiştiriciliğinde magnezyum noksanlıklarının görülmesi ve magnezyumlu gübrelerin kullanılmaya başlanılmış olması dikkat çekicidir.
Almanya'nın kuzey bölgelerinde azot, fosfor ve potasyumlu gübre tüketimindeki artışa paralel olarak 6O'lı ve 70'li yıllarda pancar, patates ve tahıllarda magnezyum noksanlığının arttığı ve önlem olarak magnezyumlu gübrelerin kullanıldığı gözlemlenmiştir. Yine aynı bölgede bor noksanlığı da aynı zamanda görülmeye başlanmış ve özellikle kuraklığın etkisiyle bor noksanlığının had safhaya çıktığı izlenmiştir. Bunun neticesinde de bor içeren gübreler kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye'de yakın bir geçmişe kadar tahıllarda iz element noksanlıkları bilinmezken bugün özellikle çinko olmak üzere bazı iz elementlerin noksanlıkları görülmeye başlanmıştır. Yapılan çalışmalar, noksanlık olan yerlerde çinko gübrelemesi ile buğdayda beklenmedik oranda yüksek verim artışları elde edilebildiğini göstermiştir (Çakmak vd, 1966). Yine yakın zamanda pancar ve bir kısım narenciyede bor noksanlıkları gözlenmiştir. Bu elementlerin noksanlıklarının ülkemizde de görülmeye başlanması kaçınılmazdır, çünkü bu durum gübre tüketimindeki artışın ve yüksek verim potansiyeline sahip genetik çeşitlerin yetiştirilmesinin doğal bir sonucudur.
Kaynak: Bitkilerde Beslenme Bozuklukları – Prof.Dr.Mehmet AKTAŞ
Bitkilerde besin noksanlıkları çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmektedir. Bunların tümünü bir çırpıda saymak belki de olanaksızdır. Arfcak en çok rastlanan nedenleri aşağıda verilen başlıklar altında toplamak mümkündür.
* Toprakta besin maddesinin mutlak noksanlığı
* Besin maddesinin bitki tarafından alınabilirliğini sınırlandıran toprak ve diğer
çevre etmenleri
* Topraksız yetiştiricilik de bitki yetiştirme ortamının besin maddelerince
yeterince zenginleştirilmemiş olması
* Dengesiz gübreleme
* Besin maddesinin alınması ve kullanılmasını zorlaştıran bitkisel özellikler
* Besine olan talebi artıran genetik bitki özellikleri ve bitki büyüme
düzenleyicilerinin etkileri
Bu faktörler içerisinde en önemlisi veya en çok rastlanan neden ilk sırada verilen, toprakta besin maddesinin mutlak noksanlığı olduğu s anılmamalıdır. Pratikte elbette ki bir besin maddesinin topraktaki miktarının yetersiz olmasından kaynaklanan besin noksanlıklarına sık sık rastlanır. Buna en iyi örnek olarak ülkemizde ve dünyanın birçok yöresinde görülen azot noksanlığını ve yine ülkemizin bir çok bölgesinde görülen çinko noksanlığını gösterebiliriz. Toprakta azotun yegane kaynağı organik madde olduğu ve toprakların büyük bir bölümünün organik madde kapsamı düşük bulunduğu ve aynı zamanda bitkilerin azot ihtiyacı yüksek olduğu için gübreleme yapılmadığı takdirde, çok ender durumlar hariç, bitkide azot noksanlığı kaçınılmazdır. Yine örnek olarak verdiğimiz ülkemiz topraklarının önemli bir bölümünde çinko eksikliği de bitkilerde görülen çinko noksanlığının önemli nedenlerindendir. Buna rağmen ülkemizde tarımı yapılan birçok bahçe ve tarla bitkisinde görülen çinko noksanlıklarının tek nedeni topraktaki çinkonun yetersizliği değildir. Buna ilave olarak veya bundan bağımsız olarak çinkonun alınabilirliğini güçleştiren olumsuz toprak ve iklim etmenleri, başka bir besin elementinin antagonistik etkisi gibi faktörler de çinko noksanlığının nedenleri arasındadır.
Bitkilerde besin noksanlıkları, en çok, yukarıda ikinci sırada sayılmış bulunan, besinin alınmasını güçleştiren veya önleyen toprak ve diğer çevre etmenlerinden ileri gelmektedir. Bilindiği gibi, toprak da bulunan bitki besin elementlerinin tümü bitkiler tarafından kolaylıkla alınabilir durumda değildir. Bir besin elementinin toprak da bulunan Toplam miktarının genellikle az bir kısmı bitkiler tarafından hemen alınabilir durumdadır. Diğer önemli kısmı ise ya hiç alınamaz, veya ancak uzun bir zaman içerisinde bitki tarafından alınabilir. Dolayısıyla bitkinin beslenmesi bakımından önemli olan, bir besin elementinin toprak da bulunan Toplam miktarı değil, onun alınabilirlik derecesidir. Toprak da bulunan besin maddelerinin yarayışlılığını sınırlandıran pek çok etmen vardır. Bu etmenlerin neler olduğunun bilinmesi, bitkilerdeki beslenme bozukluklarının ve alınabilecek önlemlerin saptanması bakımından oldukça önemlidir.
1. Besin Maddelerinin Alınabilirliğini Sınırlandıran Faktörler
Besin maddelerinin bitkilere yarayışlılığını azaltan, diğer bir ifade ile, alınabilir besin maddeleri miktarını sınırlandıran pek çok kimyasal, fiziksel, biyolojik toprak koşulları vardır. Bu koşulları bilmek ve bu koşullardan özellikle etkilenen besin elementlerinin hangileri olduğunu tanımak, toprağımızın doğru kullanılması, en iyi ürünü elde edecek önlemlerin saptanarak uygulanması bakımından oldukça önemlidir.
Besin maddelerinin bitkilere yarayışlılığını sınırlandıran etmenleri dört grup altında toplamak mümkündür. Bunlar;kimyasal faktörler, fiziksel faktörler, biyolojik faktörler ve iklim faktörleridir. Aşağıda her gruba giren faktörler ayrı ayrı verilmiş olmakla birlikte, bazı faktörler birden fazla gruba sokulabilecek niteliktedir.
1.1. Kimyasal faktörler
Besin elementlerinin alınabilirliğini etkileyen en önemli kimyasal faktör toprak pH'ıdır. Toprak pH'ı toprağın asitlik veya alkalilik derecesini ifade eder. Bir çok besin elementinin alınabilirliği bakımından en uygun pH 6.5 - 7.5 arasıdır. Çok zayıf asit, nötr ve çok zayıf alkaliliği ifade eden bu pH derecelerinde pek çok besin elementinin alınabilirliği yüksektir. Kuvvetli asit ve kuvvetli alkali şartlar ise kimi besinlerin alınabilirliğini azaltır. Şimdi bunlara ait en önemli örnekleri görelim:
Toprak pH'ının yüksek olması
Yüksek pH ' ya sahip topraklarda önemli bazı makro ve mikro besin elementlerinin yarayışlılığı çeşitli şekillerde azalır.
Fosfor : Yüksek pH'a sahip kireçli topraklarda trikalsiyum fosfat şeklinde fikse olarak yarayışlılığı azalır.
Demir, Çinko, Mangan, Bakır, Bor : Yüksek pH 'da güç çözünür bileşikler oluşturduklarından alınabilirlikleri azalır. Kireçli topraklarda görülen mikroelement noksanlıklarının ana nedeni budur.
Azot: Yüksek pH 'da amonyak halinde kayba uğradığından alınabilir miktarı azalır.
Potasyum, Magnezyum : pH \ı yüksek olan topraklarda genellikle fazla miktarda bulunan Kalsiyumun antagonistik etkisi nedeniyle alınabilirlikleri azalır.
pH 'ı yüksek topraklarda yukarıdaki elementlerin noksanlıklarını gidermek için bu elementleri içeren gübrelerin kullanılması kısa süreli olumlu etkiler görülür. Ancak gübrelerle ilave edilen elementler de kısa süre içinde alkali koşullardan etkilenir ve almabi-likleri azalır. Bu koşullarda özellikle mikro elementlerin yapraklara püskürtülerek verilmesinden, genellikle, toprağa uygulamaya göre daha iyi sonuçlar alınır.
Asidik toprak koşulları (düşük toprak pH'ı)
Toprak pH'ının düşük olması, yani asitlik derecesinin fazla olması da bazı besin elementlerinin alınabilirliği üzerine olumsuz etki yapmaktadır.
Fosfor : Asit şartlar altında demir ve alüminyum iyonlarıyla birleşerek güç çözünen demir ve alüminyum fosfat bileşiklerini oluşturduğundan yarayışlılığı azalır.
Azot : Asit koşullarda nitrifikasyon azaldığından, organik maddeden mineralize olan azot miktarı azalır. Ayrıca mikroorganizmaların havadan toprağa biyolojik yolla azot aktarımları azalır.
Kalsiyum, Magnezyum, Potasyum, Çinko, Bakır : Asit topraklarda şiddetli yıkanma nedeniyle alınabilir miktarları azalır.
Molibden : Bitkiler için alınamaz formlara dönüştüğünden alınabilir miktarı azalır.
Asidik toprak koşullarında demir, mangan ve alüminyumun çözünürlüğü artar. Bu elementlerin çözünürlüğünün artması sonucunda bitkilere toksik etki yapabilmeleri söz konusu olabileceği gibi, diğer besin elementlerinin alınabilirliğini de sınırlandırabilir.
Yüksek derecede asitlik, asitliğe duyarlı bitkilerin kök sistemine zarar vereceği için, asitlik nedeniyle bitkiye yarayışlılığı azalan besin elementlerinin gübrelerle toprağa verilmesinden de ancak çok sınırlı yarar sağlanır. Bu nedenle asitlik nedeniyle yarayışlılığı sınırlanmış elementlerin yarayışlılığını artırmak için iyi bir yol asit topraklara kireçleme yapılmasıdır. Kireçleme ile pH 'ı normal sınırlara çekilen topraklarda hem besin maddelerinin yarayışlılığı artar hem de toprağın fiziksel özellikleri düzelir.
Besin elementlerinin birbirine antagonistik etkileri : Besin elementleri arasındaki antagonizm, bir besin elementinin, başka bir elementin alınabilirliği üzerine olumsuz etki yapması anlamına gelir. Toprakta çok yüksek miktarda bulunan bir elementin diğer bazı besin elementlerinin bitkiye yarayaşlılığım olumsuz yönde etkilediği pratikte çok rastlanan bir durumdur. Örneğin kireci yüksek topraklarda yetiştirilen demir noksanlığına duyarlı bitkilerde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan demir noksanlığı buna iyi bir örnek teşkil eder. Aynı şekilde, kalsiyum fazlalağımn neden olduğu potasyum ve magnezyum noksanlığı, fosfor fazlalığının neden olduğu çinko noksanlığı pratikte sık rastlanan antagonistik etkileşimlerdir.
Toprağın katyon tutma kapasitesinin düşüklüğü : Özellikle humusça fakir kumlu toprakların katyon değişim kapasiteleri oldukça düşüktür. Katyon tutma kapasitesi düşük olan böyle topraklarda besin katyonları, toprakta iyi bir şekilde tutulmadıkları için kolayca yıkanabilirler. Bu nedenle, katyon tutma kapasitesinin düşüklüğü besin elementlerinin alınabilir miktarlarının azalması sonucunu doğurur, neticede bu topraklar üzerinde yetiştirilen bitkilerde beslenme bozuklukları görülür.
.1.2. Toprağın fiziksel özellikleri
Toprağın fiziksel özellikleri besin maddelerinin alınabilirliğini sınırlandırarak beslenme bozukluğuna neden olabilir. Örneğin toprağın sürekli aynı derinlikte işlenmesi sonucu oluşan ve adına pulluk tabam denilen oldukça sert toprak katmanı, bitki köklerinin alt toprak katmanlarına ulaşmasını engellediklerinden besin alımım azaltırlar. Aynı şekilde kötü toprak strüktürü, bitki köklerinin geniş bir toprak kesimiyle temasta bulunmasını engellediğinden bitkinin topraktaki besin elementlerinden yeterince yararlanmasını önler.
Tarım topraklarının kötü fiziksel özelliklere sahip olmaları, çoğu kez yanlış amenajman pratiklerinden ileri gelmektedir. Strüktür bozulması ve toprağın sıkışması (kom-paksiyon) tamamiyle bilgisizce yapılan toprak işlemelerinden ve yine bilgisizce uygulanan kimyasal gübrelemeye bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Aşırı sulama da toprağm havalanmasını önleyerek bitkilerde beslenme bozukluklarına sebep olurlar.
Toprağın kompaksiyonu nedeniyle olsun veya kötü strüktür oluşumu nedeniyle olsun veyahutta fazla su nedeniyle olsun, toprakta oksijen yetersizliği bitkilerin besin alımını engeller ve beslenme bozuklukları yaratır. Islaklık ve havasızlık kimi besin maddelerinin ise çözünürlüğünü artırarak toksisite yaratabilmektedir. Buna en iyi örnek, su altında kalan topraklarda mangan çözünürlüğünün artarak bitkide mangan seviyesinin tok-sik düzeylere çıkmasıdır.
Toprakta oksijensizlik bitkilerde büyüme hormonlarının miktarının da azalmasına neden olarak bitkilerin gelişmesini engellemektedir. Toprağın iki gün su altında kalması ile bitkideki sitokinin seviyesinin yarıya indiği, dört gün su altında kalma halinde ise bu hormonun üçte bir düzeyine indiği ve buna bağlı olarak da bitki boyunun kısaldığı ve kloroz ortaya çıktığı tespit edilmiştir (Bergmann, 1992).
1.3. Biyolojik faktörler
Bitki besin elementlerinin bitkiler tarafından alınmasını güçleştiren veya engelleyen, dolayısıyla bitkilerde beslenme bozukluğu görülmesine neden olan birtakım biyolojik faktörler de vardır. Bunlardan en önemlisi bitkilerde hastalık yapan virüs, mantar, bakteri gibi zararlı mikroorganizmalar ve bitki zararlılarının etkileridir. Bitki hastalık ve zararlılarının etkileriyle bitkinin yapraklarında ve diğer organlarında görülen renk ve şekil bozukluklarının bitki besin maddeleri noksanlıklarından ileri gelen simptomlara benzediği ve bu iki grup simptomun karıştırılmaması için dikkat edilmesi gerektiği, bitki besleme ve bitki koruma ile ilgili kitaplarda öteden beri yer almaktadır. Esasen çoğu kez bu iki grup simptomun birbirine benzemesi her ikisinin de aynı nedene dayanıyor olmasındandır ki bu neden bitkinin yeterince beslenememesidir. Zira bitki hastalık ve zararlılarının etkileriyle bitki besin absorbsiyonunda etkisiz kalmaktadır. Bitki hastalık ve zararlıları içerisinde, köklere zarar verenlerle (örneğin nematodlar) toprak seviyesinde gövdeye zarar verenler, bitkilerin besin absorbsiyonu üzerine en kötü etkiyi yapanlardır.
Bitkilerde besin elementi noksanlıklarına neden olan diğer biyolojik faktörler arasında, toprakda yaşayan diğer canlıların besin maddesi için bitkilerle rekabeti ve toprak solucanlarının yetersizliği de önemli sayılabilir.
Besin elementi için bitkilerle rekabet eden toprak canlıları, daha çok, yabancı otlar ve mikroorganizmadır. Bu canlıların toprakta bulunan besin elementlerini kendi ihtiyaçları için kullanmaları, kültür bitkileri için noksanlık yaratabilmektedir. Bu durum bütün besin elementleri için söz konusu olmakla beraber azot için daha önemlidir. Toprak mikroorganizmaları, özellikle C/N oranı geniş taze organik materyalin toprağa verilmesi halinde, azot ihtiyaçlarını toprakta mevcut azottan karşılamak için bitkilerle büyük rekabete girerler. Yanmamış çiftlik gübresinin toprağa verilmesinden sonra kültür bitkilerinde görülen zararların bir bölümü de bu nedenledir.
Toprak solucanları toprak strüktürünün geliştirilmesinde önemli rol oynarlar. Toprak strüktürünün gelişmesi ise bitki köklerinin besin elementlerine ulaşmasını kolaylaştırır. Bu nedenle toprak solucanlarının sayısının az olması, strüktür gelişmesinin gerilemesine ve besin alımının azalmasına neden olur. Solucan populasyonunu artırmanın en iyi yolu toprağa ahır gübresi vermektir.
1.4. İklim faktörleri
Besin elementlerinin alınabilirliğini etkileyen iklim faktörleri yağış, sıcaklık ve ışıklanmadır. Yeterli sulama imkanı olmayan bölgelerde yaşanan yağış yetersizliği nedeniyle toprakta su miktarı azalır. Toprakta su miktarının azalması ise besin elementlerinin çözünürlüğünü azalttığı için besin alımı azalır. Gerçekten de pratikte kuraklığı izleyen zamanlarda birçok bitkide çeşitli besin elementlerinin noksanlıkları görülmektedir. Su yetersizliği aynı zamanda bitkilerin kök sisteminin gelişmesini zayıflattığı için dolaylı olarak da besin noksanlıklarına sebep olur. Öte yandan fazla yağış birçok besin elementinin yıkanma ile kaybına neden olduğu için bitkilerin besin noksanlığı çekmesine neden olur. Fazla yağışın beslenme bozukluğu yaratmasının bir diğer nedeni ise, fazla yağış nedeniyle toprakta oluşan oksijensiz koşulların bazı besin elementlerinin alınmasını engellemesidir.
Hava ve toprak sıcaklığınm düşük olması da bitkilerde beslenme sorunları yaratır. Düşük sıcaklık bitkide fizyolojik prosesleri yavaşlattığından besin elementlerinin bitkiler tarafından absorbsiyonu düşer. Düşük toprak sıcaklığı ise toprağın gerek organik, gerekse mineral fraksiyonundan mineralizasyonla besin elementi kazanılmasını yavaşlatır veya durdurur. Düşük toprak sıcaklığı ayrıca kök gelişmesinin de gerilemesine neden olduğu için besin alımını azaltır.
2.Gübrelemeye bağlı olarak ortaya çıkan beslenme bozuklukları
Son elli yılda bütün dünyada kimyasal gübre tüketiminde çok büyük artışlar olmuştur. Tarım ürünlerine olan talebin giderek yükselmesi öncelikle, bitkilerin daha iyi beslenmesini temin ederek sağlanan ürün artışları ile karşılanmıştır. Buna paralel olarak genetik alanında sağlanan gelişmelerin katkısı ile geliştirilen yüksek verimli bitki çeşitleri de verim artışında etkili olmuştur. Yeni geliştirilerek kültüre alınan yüksek verimli varyetelerin bitki besin istekleri de doğal olarak yüksek olduğundan, gübreye olan talep iyice yükselmiştir. Tarım sektörü gelişmiş ülkelerde azot, fosfor ve potasyum içeren gübre-, lerin yüksek oranda kullanılması, bu besin elementlerinin noksanlıklarını azaltmıştır. Ancak azot, fosfor ve potasyumlu gübrelerin giderek artan miktarlarda kullanılması, bu kez, diğer besin elementlerine olan ihtiyacı yükseltmiş ve magnezyum, kükürt gibi makro besin elementleriyle, birçok mikro besin elementlerinin noksanlıkları görülmeye başlanmıştır. Bugün Türkiye'de de intensif tarım yapılan işletmelerde makrobesinlerden magnezyum, mikrobesinlerden ise demir, çinko, mangan ve bor noksanlıklarına sık rastlanılmaktadır. Bu besinlerin yeterli düzeyde bitkiye sağlanamadığı hallerde ise, bitki gelişeme-mekte, ürün kaybı olmakta, kalite özellikleri bozulmakta ve ürünün pazar değeri de düşmektedir. Sonuçda üretici azot, fosfor ve potasyumlu gübreleri kullanmasına rağmen karlı bir çiftçilik yapamamakta, zarar etmektedir.
Azot, fosfor ve potasyum elementleri ile yapılan gübrelemenin bitkilerde diğer bazı elementlerin noksanlıklarını yaratması, sadece diğer elementlere olan ihtiyacın yükselmesinden de kaynaklanmamaktadır. İhtiyacın artmasına ilave olarak, bitki besin elementleri arasındaki interaksiyonlar nedeniyle de çeşitli noksanlıklar ortaya çıkabilmektedir. Örneğin;
* Yüksek amonyum konsantrasyonun kalsiyum ve magnezyum alımını azalttığı
* Yüksek nitrat konsantrasyonunun başta demir olmak üzere mikro besinlerin alımını azalttığı
* Yine yüksek nitrat konsantrasyonunun fosfat alımını azalttığı, benzer şekilde yüksek fosfat konsantrasyonunun nitrat alımım azalttığı
* Yüksek potasyum konsantrasyonunun magnezyum ve kalsiyum noksanlığına neden olduğu
* Yüksek fosfor konsantrasyonunun çinko ve diğer mikrobesinlerin alımını azalttığı * Yüksek kalsiyum konsantrasyonunun demir, bor, mangan, magnezyum noksanlıkları yarattığı
* Yüksek amonyum konsantrasyonunun katyonuk elementlerin, özellikle magnezyum ve kalsiyum alımını azalttığı
* Yüksek bakır, çinko ve mangan miktarlarının demir alımını azalttığı bilinmektedir.
Bitki yetiştiriciliğinde gübrelerin intensif bir şekilde kullanılmasına bağlı olarak yukarıda örnekleri verilen çeşitli interaksiyonlara bağlı bazı besin elementlerinin noksanlıklarının ortaya çıkması, bize birçok ülkede ve birçok toprakda giderek artan oranda magnezyum ve iz elementlerin noksanlıklarının artmasının nedenini açıklamaktadır. Bu durum aslında birçok toprakda bu elementlerin gizli noksanlıklarının bulunduğunu göstermektedir. Besin elementlerinin gizli noksanlıkları, bitkide gözle görülür simptomlara neden olmasa bile, ciddi oranda ürün ve kalite kaybına neden olabilmektedir.
Batı Avrupa ülkelerinde potasyumlu gübrelerin kullanımındaki artışa paralel olarak birçok bitkide magnezyum noksanlıklarının ortaya çıktığı, bunun sonunda da magnezyumlu gübrelerin kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Türkiye'de potasyumlu gübre tüketimi yeni yeni artmaya başlamıştır. Ancak birçok bitkide, özellikle örtü altı sebze yetiştiriciliğinde magnezyum noksanlıklarının görülmesi ve magnezyumlu gübrelerin kullanılmaya başlanılmış olması dikkat çekicidir.
Almanya'nın kuzey bölgelerinde azot, fosfor ve potasyumlu gübre tüketimindeki artışa paralel olarak 6O'lı ve 70'li yıllarda pancar, patates ve tahıllarda magnezyum noksanlığının arttığı ve önlem olarak magnezyumlu gübrelerin kullanıldığı gözlemlenmiştir. Yine aynı bölgede bor noksanlığı da aynı zamanda görülmeye başlanmış ve özellikle kuraklığın etkisiyle bor noksanlığının had safhaya çıktığı izlenmiştir. Bunun neticesinde de bor içeren gübreler kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye'de yakın bir geçmişe kadar tahıllarda iz element noksanlıkları bilinmezken bugün özellikle çinko olmak üzere bazı iz elementlerin noksanlıkları görülmeye başlanmıştır. Yapılan çalışmalar, noksanlık olan yerlerde çinko gübrelemesi ile buğdayda beklenmedik oranda yüksek verim artışları elde edilebildiğini göstermiştir (Çakmak vd, 1966). Yine yakın zamanda pancar ve bir kısım narenciyede bor noksanlıkları gözlenmiştir. Bu elementlerin noksanlıklarının ülkemizde de görülmeye başlanması kaçınılmazdır, çünkü bu durum gübre tüketimindeki artışın ve yüksek verim potansiyeline sahip genetik çeşitlerin yetiştirilmesinin doğal bir sonucudur.
Kaynak: Bitkilerde Beslenme Bozuklukları – Prof.Dr.Mehmet AKTAŞ


Comment