fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

ŞİFA KENTLER

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • ŞİFA KENTLER

    Hastalık ve tedavi modern dünya ile ortaya çıkmış hususlar gibi algılanıyor olsa da her ne kadar elbette Tıp ilmi modern dünya ile doğmadı. Muhtemel ki ilk insandan sonra ortaya çıkmış insani haller ve ihtiyaçlar çerçevesinde temelleri atılmıştır.02.07.2010 07:08:51
    Yazıyı KüçültYazıyı Büyüt

    İlk insanın ilk peygamber olduğu hakikati göz önüne alındığında tıp ilmine dair top yekûn hikemî verileri “islamın” malı kabul edebilir ve dolayısı ile “hikmet müminin yitik malıdır” hakikati çerçevesinde insanî ve İslamî olmayan yönlerini ayıklayarak kendi kök değerlerimiz etrafında yeniden yapılandırma yoluna gidebiliriz ki bu tarihi, insani, vicdani sorumluluğumuz sahasına girer…



    İnsanlık tarihi kadar eski olan bu saha tecrübelerin toplana toplana süzüle süzüle gelmesi ile bu güne ulaştı şüphesiz. Bu gün gelinmiş olan nokta tamamen batı tıbbının kendi başına elde ettiği bir ilmi seviye değildir. Var olanı kendi fikri konsepti etrafında maniple etmesi ile ortaya çıkmıştır.

    ***

    Endüstrileşme merkezli ortaya çıkmış bulunan modern dünya hastalık ve tedavi kavramlarını da bir endüstri kalıbının içine oturtmuş ve görülebileceği gibi bu konuda hayli mesafede kat etmiştir.



    Endüstrileşme ile gelen bu furya her ne kadar ilacı daha kullanışlı ve ulaşılabilir kılmış ise de bunun yanında tıp ilmini güdümü altına almış, “materyalist-kapitalist-emperyalist” zihniyet mevzuu insanlık aleyhine ama kendi dehhameleşmesi için uygun “meta” haline getirmiştir. Malum ki bu gün hastalık ve tedavi bir piyasa unsuru, tüketim malzemesidir.

    ***

    Modern tıp her ne kadar bir realite ise de bitkilerle tedavi bahsi de çeşitli kültürlerdeki yekun ağırlığı bir tarafa modern tıbbın öncüsü sayılabilecek bir çok ülkelerdeki uygulamalarda bir realite… hassaten bizdeki modern tıbbın önemli kaynaklarından birisi olan Almanya’daki uygulamalar…



    Elimde bir kitap:ALMAN KANUNLARINA GÖRE DÜZENLENİP İZİN VERİLEN BİTKİLERLE MODERN TEDAVİ kitabı yazarını da analım bu vesile ile kıymetli doktor Ahmet Toptaş beyefendi üşenmemiş tek tek çıkarmış… Oralarda tedavide kullanılmasına izin verilmiş bulunan bitkileri… Kitap mahiyetini ismi ile açıklıyor zaten… Almanya merkezli olmak üzere Avrupa ülkelerinde modern tıbbın parçası haline getirilmiş bitkilerden bahsediyor:



    Mesela “papatya” hangi şartlarda hazırlanır nasıl kullanılırsa hangi hastalığa iyi gelir yan etkisi nedir kullanım koşulları nelerdir vesaire şeklinde hükümet ve tabiî ki bilim kurullarının elinden geçmiş prospektüsü hazırlanmış hekimlerin kullanımına sunulmuş… Yani yanisi şu; hekim reçete edebiliyor… Kitabı ayrıca tanıtmayı düşündüğümüz için şimdilik ayrıntısına girmiyoruz.

    ***

    Tarihin çeşitli dönemlerinde çevresinde tedavide kullanılacak bitkilerin yetiştirildiği hastane uygulamaları olmuş, özellikle roma dönemindeki hastanelerde bu uygulama dikkatimizi çekti.



    Bu mevzuu tıp tarihi kitaplarından okurken aklımıza gelen bir husus oldu. “ŞİFA KENTLER”

    ***

    Bitkilerle tedavi: Yani bitkilerin modern tıpta kendi özgül halleri ile içindeki bir maddenin endüstri imkânları ile saflaştırılıp kullanılması şeklinde değil de kendi terkipleri halinde kullanılması meselesi…



    Bu mevzununu ilmi politik yönleri uzun uzadıya konuşulabilir, çok su götüren tarafları var ama birde kesinleşmiş realite olmuş yönleri var insanlar kendi inançları ve derme çatma bilgileri çerçevesinde bir tedavi usulü olarak, ilaç olarak kullanıyorlar ve fayda da görüyorlar. Yani bu “faydayı” onlar cahiller diye göz ardı etmek akıllıca olmasa gerek. Bunun yanında yukarıda bahsettiğimiz gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde resmi olarak da kabul edilmiş uygulamalar var…



    Türkiye’deki genel eleştiri meselesi bitkilerle tedavinin ilmi kriterlerinin bulunmaması… Bu doğrudur ama burada mevzunun ilmi kriterlerini koyacak olan koyması gereken halk değildir ki.



    Türkiye de bitkilerle tedavinin yasal prosedürünün olmaması zannediyorum birçok açıdan ciddi bir eksikliktir. Ve bir an önce bu eksiklik kapatılmalıdır. Yasal zemin oluşturulmalı ve mevzunun önü açılmalıdır.



    Tam olarak kime düşer bilemiyorum ama ziraat ve eczacılık fakülteleri ile tıp fakültelerinin farmakoloji anabilim dallarının dayanışması içinde yahut gerektiğinde tıp fakültelerinin sair alakalı bölümlerinin de katılabileceği bir yapılanmanın öncülüğünde gerçekleşirse bu çalışma zannediyorum kıymetli verimler elde edilebilir.



    Sırf bu yüzden tedavi amaçlı yetiştirilebilecek birçok bitkinin bolca yetiştiği ülke toprakları atıl vaziyettedir.



    Hem ülke içinde hemde uluslararası piyasada ciddi bir talep oluşturacağını düşündüğümüz tedaviye yönelik bitkilerin yetiştirilip pazarlanması Anadolu’nun iklim ve bitki örtüsü açısından mümbit ama şu haliyle ekonomik açıdan geri kalmış bölgelerimiz için yeni bir gelir kaynağı oluşturabilir.



    Daha sonra farklı vesilelerle üzerinde durabilmeyi ümit ettiğimiz teklifimiz kabaca şudur; mevzunun yasal yönü halledildikten sonra Hadim –Taşkent ve bölgesi gibi bitki örtüsü açısından müsait bölgeler “şifa kent” konsepti etrafında “tedaviye yönelik bitki” yetiştirme bölgesi ilan edilebilir.

    ***

    Biz hadim Taşkent bölgesinde yalnızca kiraz yetiştiriciliğinin ne tür güzellikler kattığının şahidiyiz. Yeni bir üretim sahası zannediyorum bölgenin çekiciliğini arttıracaktır.



    Burada özellikle bu ücra bölgelerin ekonomik yönden ortaya koyacağı gelişmişliğin vesile olacağını düşündüğümüz güzellikler elbette birkaç makaleye sığmayacak kadar çoktur.



    Henüz üç haftadır Taşkent’teyiz, henüz yerleşebildiğimiz söylenemez… Bakalım neler olacak. Bu yazının iyi bir başlangıca vesile olmasını dilerim.



    İnsanı makine, modern ilaçları da o makinenin yedek parçaları gibi gören “materyalist- kapitalist” tiplerin kafalarının basmadığı bizlerinde mevzua hakimiyetimizin olmaması dolayısı ile ihmal ettiğimiz bu alan, hastalıklar ve tedavi ilmi ve bu piyasadaki bağımsızlığımız açısından ihmale gelmez kıymettedir.


    TIBB-I HAKÎM?..

    Dr. Nevzat ŞİPLEME

    Hakimiyet [Bölgenin Güçlü Gazetesi]
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: ŞİFA KENTLER

    Ekonomik yönden sıkıntılı olmasına rağmen iklim, bitki örtüsü açısından mükemmel olan bölgelerimizin kalkınmasına da vesile olacak şekilde ortaya koymaya çalıştığımız bitkilerin tedavide kendi özgün halleri, kendi terkipleri içerisinde kullanılması meselesi Almanya öncülüğünde Avrupa’da yıllar önce halledilmiştir. 27.08.2010 06:31:32
    Yazıyı KüçültYazıyı Büyüt

    Avrupa’da yıllar önce halledilmiş olmasına nazaran bizde bir yandan hadisenin ranta mevzu olan yönü itibariyle bir yandan küçüklük kompleksi, bir yandan özgüven eksikliğinden bu mevzularda adım atılabilmesi zorlaşıyor… Tabii bu küçüklük kompleksi mevzu bahis ilmin hikemiyatına-felsefesine- dair bir çabanın olmaması işin kolayına kaçılarak kopyacılık usulü ile o ilmin buralara taşınmış olmasındandır şüphesiz.

    “Yaşanmaya değer hayat -olunmaya değer insan” üzerine mevcut tek sistem teklifinin sahibi olan Üstad Necip Fazıl’ın, “sanatı üzerine düşünmek”, mevzusunun ne kadar da ihmal edildiği üzerine olan ihtarları çınlıyor kulağımızda…

    İnsanî meselelerimize kendi kök değerlerimiz nezdinde insanî çözümler teklif etmek çabası iken olması gereken… Ki bu manada mevzunun hukukî yönüne el atmanın önemine dikkat çekmeye çalışıyoruz.

    Avrupa’nın -diyelim- şartları gereği konjonktürel olarak sarıldığı çözümleri tabu gibi alıp kullanmak ve bu noktaya kelebeğin cama toslaması gibi toslayıp durmak ve başka bir çözüm ihtimalini göz önünde bulundurmamak ne kadar hazin bir zavallılıktır…

    Tıptan maksat hastalıkların tedavisi ve insanların yaşam konforunu kendi tabii halleri içinde yükseltmek değil midir?

    Öyledir de neden kayıt dışı tedavi konsepti olarak zaten var olan bir alan, hem tedavi-sağlık hem de ekonomi açısından azim bir değer ifade eden bu alan boş bırakılır. Bu alana bir türlü geçit verilememesinin önündeki mânia nedir?

    Hastalığa ‘kaç’ tedaviye ‘tut’ demek mantığı içerisinde gelişip serpilmiş bulunan modern tıp anlayışının tabularında takılıp kalmamız ve “birtakım rant çevrelerinin kârları, birtakım akademik çevrelerin tahakkümleri devam etsin” diye uzak durduğumuz bu alan bakın Almanya başta olmak üzere Avrupa’da ne durumda acaba?..

    Takip edelim:

    “Almanya’da 1976 yılında 2. ilaç kanunu (2. AMG) çerçevesinde BİTKİ İLAÇ KANUNU yer almıştır. Bu kanuna göre bitkisel ilaçlar da diğer modern ilaçların tabii olduğu kurallara göre üretilecektir.”

    Ve istismarcılığın da önüne geçmek için saldım çayıra usulünü de takip etmemiş, kurallarını koymuş mevzunun:

    *Tedavide etkisi bilimsel olarak ispatlanmış olmalıdır,
    *İlaç kalitesinde olmalıdır,
    * Bileşiminde bulunan maddeler belirlenmelidir,
    * İlacın kullanımında her hangi bir tereddüde ve şüpheye yer kalmayacak şekilde bilimsel çalışmaları ve klinik uygulamaları yapılmış ve istenmeyen(yan) etkileri belirlenmiş olmalıdır,
    * Bitkisel ilacı üretecek olan firmalar gerekli yeterliliğe sahip olmalıdır.

    ***

    “Bitkisel ilaç kanunu için bilimsel çalışmaları yapan bilim heyeti (Kommission E) 378 bitkiyi inceleyerek etkisiz ve zararlı olanları belirlemiş, faydalı olanlar kanunlaşarak yürürlüğe girmiştir. 169 tıbbi bitki, 13 bitki esansı (Eterik yağ) ve 49 karışım halinde kullanılan bitkiler günümüze kadar modern tıbbi tedavinin vazgeçilemez bir parçası olarak kullanıla gelmiştir. Avrupa Birliği Parlamentosu 1987 yılında modern bitkisel ilaçlar konusunda: “Çok sayıda şifalı bitkinin halk tarafından geleneksel olarak tedavi amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Bu bitkilerden bir kısmının şifa etkisi azdır, tedavide kullanılabilecek bitkilerin tip, cins ve muhafaza koşullarını ve doğru kullanım şekli ve miktarını belirleyecek bir çalışma yapılması gerekli görülmüştür.” kararını almıştır.

    1989 yılında Avrupa Birliğine üye ülkelerin bilim kuruluşları tarafından bitkisel ilaçlarla tedavi konusunda görev yapan ESCOP (European Sicientific Cooperative on Phytoterapy) kurulmuştur. ESCOP bu güne kadar 50 monografi (Bitkinin bütün bilimsel çalışmalarının yer aldığı yayın) yayınlamıştır.

    Avrupa Birliği İlaç Rehberinde bu güne kadar 83 monografi yayınlanmıştır, 82 monografi üzerindeki çalışmalar sürmektedir, 56 yeni monografi üzerinde çalışılmasına karar verilmiştir.
    Bitkilerle modern tedavide bitki bünyesinde bulunan maddeler olduğu gibi kullanılmaktadır, ilave yapılması veya bazı maddelerin çıkarılması söz konusu değildir.

    ***

    2002 yılı verilerine göre Almanya’da bitkisel ilaç kullananların oranı %73’tür (BfArM). 2005 yılına kadar Almanya’da 6700 bitkisel ilaca ruhsat verilmiştir, Avrupa Birliği genelinde bu sayı 11.000’den fazladır.

    Yukarıdaki bilgilere bakarak; görevi halkımızın sağlığını korumak ve kollamak olan kişilerin 30 yıl uyudukları, halkımızı da uyuttukları üzüntüyle gözlenmektedir. Hiç vakit kaybetmeden en az Almanya düzeyinde BİTKİSEL İLAÇ KANUNU’nun çıkarılması zorunlu görülmektedir.”

    ***

    Hazreti Ali’ye atfedilen “Tecrübe fayda ile birlikte ayrı bir ilimdir” hakikati çerçevesinde hareket edecek olanlar için ne güzel misaller var önümüzde… Maksat tedavi mi yoksa modern ilaç kullanmak mı?

    Modern tıp ilaçlarının gerekliliği, hakkının verilmesi başka, tamamen onlara ve üreticilerine bağımlı olmamız başka, ÖNÜMÜZDEKİ İMKÂNLARDAN FAYDALANMAMAMIZ başka bir husustur. Mevzunun yeni bir “dünya görüşü” etrafında yeniden tahkik- tasnife ihtiyaç duyduğu açıktır. Zira batının insan hastalık ve tedavi algısı ile İslami bir dünya görüşünün insan hastalık ve tedavi anlayışı aynı değildir.

    Tıbbî teknoloji olarak ciddi ölçüde dışa bağımlı olan bizi, en azından o yükü hafifletecek hamleleri yapmaktan alıkoyma gayretinde olanları, bitkilerin tedavide kullanılmasına bin bir türlü demagoji ile karşı gelenleri iyi tanımak gerek…

    Bu topraklarda yatan aslana “Hâlâ sen kediciksin” diye şuur altına acizlik pompalamak azminde olan, “modern tıp, modern bilgi” diyerek bitkilerle tedavinin önüne taş koyan “kapitalist- materyalist- emperyalist” kafaya söylenecek elbette çok şey var…

    Kalkınma ve kaynak derdinde olmasına rağmen bomboş halde duran topraklarımızı görüp de içi sızlamayan sorumluluk sahiplerine ne diyelim! Gözünün önündeki madeni görmeyene ne denir? Kör, anlayış körü olduğunda yapacak ne kalır?

    ***

    Tüm sıkıntıların sebebi ve çaresi halinde son söz Üstad’dan, Necip Fazıl’dan:

    “Serbest verem ve sıtma mahpus gümrükte ilaç”

    Mahpus olan -ŞİMDİLİK- “mutlak hakikat”e nispetle TIBB-I HAKÎM?

    Dr. Nevzat ŞİPLEME

    Hakimiyet [Bölgenin Güçlü Gazetesi]

    Comment

    Working...
    X