fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

GDO Nedir? 10 soruda Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • GDO Nedir? 10 soruda Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

    10 soruda Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

    Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar (GDO) ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine ilişkin yönetmelik ülkemizde büyük bir tartışma yarattı. GDO'lu ürünlerin insan sağlığına etkisi ne olacak? Sorusu tartışmalarda öne çıkarken konunun henüz gündeme gelmeyen ekonomik-ticari pek çok yönü de olduğu yavaş yavaş belirginleşiyor. Önümüzdeki günlerde konuyla ilgili yasa tasarısının da Meclis'e getirileceğini göz önüne alarak, uzun süredir konuyu kamuoyunun gündeme getirmek için çaba harcayan Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu'nun hazırladığı broşürden bir bölümü yayımlıyoruz

    10 SORUDA GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR

    1 - Çiftçilerin hasattan tohumunu ayırma hakkı ihlal ediliyor mu?
    Bilindiği gibi biz köylüler geleneksel (bilge) köylü tarımcılığında yeniden ekilmek üzere ürettiğimiz ürünümüzden tohumluğumuzu ayırabiliyor ve saklayabiliyorduk. Bu amaçla Tarım Bakanlığı tarafından köylerde kurulmuş olan selektör dairelerinde, ürünümüzden ayırdığımız tohumlukları yabani tohumlardan ayırıyor, yeterli irilikte ve olgunlukta olanları seçiyor, kullanıyorduk. Üretimimizi bu şekilde ayırdığımız tohumluğumuzla özgür bir biçimde sürdürüyorduk. Tarımı ve çiftçiyi var eden, tarımsal üretimin günümüze kadar sürmesini sağlayan bu bitki üretme hakkımız ilkönce selektör dairelerinin kapatılması, daha sonra da dışarıdan tohum alımının serbest bırakılmasıyla budanmaya başlandı.
    Ardından milyarlarca çiftçiye ait olan bitki üretme hakkı şimdilerde sayıları 10?u bulmayan tohum şirketlerine tohumları patentleme izni verilerek elimizden alınıyor. Biz çiftçilerin ürettiğimiz ürünümüzden tohumluğumuzu ayırma hakkımız elimizden alınıyor.
    Aslında genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretim yapan ülkelerin çiftçileri genetiği ile oynanmamış tohumlarla üretim yapmak istiyor. Kanada?da genetiği değiştirilmiş tohumla üretim yapan 1.566 çiftçi arasında yapılan bir araştırma bu durumu kanıtlıyor. Araştırmada 1.566 çiftçinin % 83?ü genetiği ile oynanmış tohum kullanmaya karşı olduğunu ve üretimde kullanmak istemediğini belirtmiştir. Kanadalı çiftçiler genetiği değiştirilmiş tohumla üretime karşı olma gerekçelerini;
    a. Kazançlarının düştüğü,
    b. Gıda arzının şirketlere geçtiği,
    c. Doğal bitkilerin ve ürünlerin risk altına girdiği,
    d. Piyasa kaybına uğradıkları şeklinde belirtmişlerdir.
    Kanada örneğinde olduğu gibi biz Türkiyeli çiftçilere zarar ettirecek, sadece şirketlere bizim sırtımızdan kazandıracak genetiği değiştirilmiş tohumla üretim yapmak istemiyoruz.

    2- Canlıya Sahip Olmak Mümkün müdür, Bu Mümkün Olmalı mıdır? İnsanoğlunun tarıma başladığı ilk yıllarda buğday yabancı bir ottu. Olgunlaştığı zaman başakları çatlar, tohumları da toprağa saçılırdı. Buğdayın doğadaki devamlılığını sağlayan buydu. Ancak bu durum tohumun toplanarak üretim yapılmasına olanak vermiyordu. Kadın çiftçiler önce bu başaklar arasında tohumlarını saçmayanları seçmek suretiyle üretime başladılar. Yani doğada, tohumluğunu ekme, seçtiği tohumu tarlaya saçma yöntemiyle ıslah çalışmaları yapmaya başladılar ve böyle yapageldiler. Ekseriyetle kadınlar bu, ıslah ve geliştirme çalışmalarını laboratuarlarda değil, doğanın bağrında uygulamalı olarak yaptılar. Bu süreç ve üretim tarzı on binlerce yıldır sürmektedir. Buğday, arpa, çeltik ve daha birçok bitki kadın çiftçilerin binlerce yıldır sürdürdüğü ıslah çalışmaları ve bilgeliğiyle bugüne kadar geldi. Bu, ürün çeşitliliğini hem artırdı hem de devamlılığımı sağladı.
    Bu gerçeklere rağmen şirketler bugün kendilerini yeniliklerin ve fikri mülkiyetin tek kaynağı olarak görmekte ve anlatmakta sakınca görmüyorlar.
    Şirketler, aslında bir bitkiyi doğal yaşam alanı olan ortamdan alarak bitkinin genleriyle laboratuar ortamlarında oynuyorlar. Sonra da genini değiştirdikleri bitki için patent alıyorlar. Patentini aldığı ?bitkinin sahibi benim? diyerek o canlının sahibi oluyorlar. Yani bir tür gen korsanlığı, ?hırsızlığı? yapıyorlar. Oysa genleri ile oynadıkları bu canlı(lar) yüzyıllardır zaten doğada yaşaya gelmektedir.
    Ayrıca eğer şirketler istemezlerse bu bitkilerin ürününden insanlar ve hayvanlar da yararlanamayacak. Neden? Şirketlere patent yoluyla canlıya sahip olma hakkı tanındığı için!

    3- Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar İlaç Kullanımını Azaltır, İlaç Fiyatını Düşürür mü? Şirketler ürettikleri kimyasallarla topraklarımızı ve sularımızı önce kirlettiler. Şimdi de ?doğa kirlendi, toprak, su, insanlar ve diğer tüm canlılar tehlike altındadır? diyor, genetiği değiştirilmiş tohum kullanmamız gerektiğini empoze ediyorlar. Böylece daha az ilaç kullanmış olacağımızı, felaketlerin de önünü alacağımızı propaganda ediyorlar.
    Ancak gerçekler tohum ilaç ve gıda şirketlerinin söylediği gibi değildir.

    Kanıtlar:
    a) Ekilebilir tarım arazilerinin %74?ünde soya, mısır ve pamuk yetiştiren Arjantin?de, 1996 yılında 13,9 milyon litre glyphosate kullanılmış. 2008 yılına gelindiğinde Arjantin?de ilaç kullanım miktarı 200 milyon litreye ulaşmış. 1996 yılından 2008?e GDO?lu soya ekim alanı 5 kat, yabancı ot ilacı gloyphosate kullanımı 14 kat artmıştır.
    Bu nedenle genetiği değiştirilmiş tohumla ürün yetiştirilmesi, kullanımı ve satışının ülkemiz genelinde yasak olarak kalması önemlidir.
    b) Peki, genetiği değiştirilmiş tohumlar ve kullanılan ilaçlar ucuz mudur, bir de buna bakalım isterseniz.
    Şirketler bir kez genetiği değiştirilmiş tohumla üretimi yaygınlaştırdıktan sonra çiftçiler, tohum şirketinin tohumuna, üretim modeline ve fiyat belirlemesine teslim olur. Her yıl tohumu daha yüksek fiyatla almak zorunda kalır. Yani elini bir kez veren çiftçi bir daha kolunu tohum şirketlerinden kurtaramaz.
    Örnekler:
    ? ABD?deki genetiği değiştirilmiş tohumların başını çeken soya tohumunun ortalama fiyatı 2006-2008 yılları arası iki yıllık süreçte % 50?den daha fazla arttı.
    ? Roundup herbisitin perakende fiyatı Aralık 2006?dan Haziran 2008?e iki yıldan daha az bir sürede % 134 artış gösterdi.
    Biz çiftçiler biliyoruz ki, doğal denge korunabildiği oranda daha az, doğanın bozulduğu oranda daha fazla girdi (ilaç, gübre v.s.) kullanmak zorunda kalırız.
    Demek ki, genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretim yapıldığında hem ilaç kullanımı hem de ilaç fiyatı sürekli artıyor. Yani ilaç ve ecza şirketleri zenginleşiyor, çiftçiler yoksullaşıyor!

    4- GDO Verimliliği Arttır mı?
    Şirketler, genetiği değiştirilmiş ürünler ?açlığa çare, çiftçiye bol kazanç getirir? diyorlar. Bu kocaman bir kuyruklu yalandır!
    Kanıtlar:
    4.1 ABD üniversiteleri tarafından yapılan testlerde genetiği değiştirilmiş soyanın diğer soyalara göre % 5,3 daha az verimli olduğu tespit edilmiştir. Nebraska Üniversitesi agroministlerinin (bitki bilimcilerinin) 2001 yılında yaptıkları çalışmalarda da veriler aynı sonuç elde edilmiştir. Kansas Devlet Üniversitesi?nin yaptığı çalışmalarda ise genetiği değiştirilmiş soyanın verimliliğinin % 9 oranında daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır.
    4.2 ABD?de pamuk ekim alanlarının % 86?sında genetiği değiştirilmiş pamuk ekimi yapılmaktadır. ABD?de genetiği değiştirilmiş tohumla üretilen pamuğun verimi ise 933 kg/ha civarındadır. Çin?de pamuk ekim alanlarının % 68?i, Hindistan?da % 76?sı, Arjantin?de % 95?i genetiği değiştirilmiş tohumlarla yapılmaktadır. Çin?de verim 1.313 kg/ha., Hindistan?da 553 kg/ ha, Arjantin?de 483 kg/ha?dır.
    Türkiye?de ise genetiği değiştirilmemiş tohumlarla yapılan pamuk üretimindeki verimlilik hektara 1.334 kg/ha?dır. Dünya pamuk verim ortalaması ise 775kg/ha?dır.
    4.3 Genetiği değiştirilmiş Roundup Ready?li kanola mahsulünde % 40 oranında artış iddialarına karşı Avustralya, ?yapılan denemeler bizim ulusal ortalamamızın % 17 altında olmuştur? diye açıklamalarda bulunmuştur.
    Bu sonuçlardan da anlaşılacağı gibi genetiği değiştirilmiş tohumlarla yapılacak üretim, verimliliği arttırmayacağı ve biz çiftçilere kazandırmayacağı gibi açlığa da çare olmayacaktır.

    5- Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar Yoksulluğa Çare midir?
    Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar üreten şirketlerin bir başka propagandası ?genetiği değiştirilmiş tohumlar yoksulluğa çaredir? söylemidir. Bu da doğru değildir!

    Kanıtlar:
    Paraguay, genetiği değiştirilmiş soya ekim
    alanı bakımından dünyada yedinci sıradadır.
    Fakat Paraguay köylülerinin % 40?ı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
    Güney Afrika?da 2000 yılından bu yana
    genetiği değiştirilmiş pamuk eken çiftçi sayısında 4 kata yakın bir azalma görülmüştür.
    Arjantin?in bitkisel üretiminin%75?igenetiği
    değiştirilmiş tohumlarla gerçekleşmektedir.
    Arjantin, 1970?lerde Latin Amerika?nın refah
    düzeyi en yüksek, fakirlik oranı % 5 olan
    bir ülkesiydi. Genetik tohumla üretimi
    artan Arjantin 2002?lere geldiğinde fakirlik oranı % 51 ?e yükselmiştir. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim öncesinde Arjantinli çiftçiler ve tüketiciler
    zor zamanlarda kendi yiyeceklerini kendileri ekerek/üreterek karınlarını doyurabilmişti.
    Ancak genetiği değiştirilmiş tohumla üretimin yaygınlaşmasından sonra kendilerine ait yerel tohumları, yerel tohumla üretim yapma bilgilerini ve araçlarını yitirdiklerinden dolayı bu mümkün olmamıştır.
    Hint tarımına genetiği değiştirilmiş tohum şirketleri egemen olmaya başladığından bu yana artık çiftçilerin hangi ürünleri yetiştireceğine şirketler karar veriyorlar. Şirketlerin burada uyguladığı sömürü sistemi dayanılmaz bir hal almış durumda. Hindistan?da genetiği değiştirilmiş tohumlarla pamuk yetiştiren çiftçilerden ipoteğini ödeyemeyen çiftçiler canlarına kıymaya başladılar. Hindistan?da 1997-2007 arasında intihar eden çiftçilerin sayısı İçişleri Bakanlığı verilerine göre 182 bin 936. 2008 rakamlarının 16 bine yaklaştığı belirtiliyor. Sadece 2009?da hayatına son veren çiftçi sayısı 2000?i geçmiş.
    Büyük tarım ve ilaç tekelleri ürün ve pazar denetimini ele geçirdiği oranda yoksullaşmanın oranı da artıyor. Tarımsal üretim endüstrileştikçe, kimyasal kullanımı artıyor. Genetiği değiştirilmiş tohum kullanıldıkça önce toprak yoksullaşıyor, ardından da çiftçiler. Çiftçiler ya canlarına kıymak zorunda bırakılıyor, ya da kendi toprakları üzerinde köle durumuna düşürülüyor.

    6- Genetiği değiştirilmiş tohum üretimi toprağa zarar verir mi?

    Toprak üretimin beşiğidir. Tohum iyi bir toprak ile buluştuğunda sağlıklı gelişebilir. Ancak tohumumuzu saçacağımız toprak özelliğini kaybetmişse normal tarımsal yöntemlerle ürün yetiştiremeyiz.
    Bilindiği gibi bir hektar toprağın içerisinde 2 tondan fazla canlı yaşamaktadır. Bu canlıların sürdürdüğü yaşam ve faaliyet topraktaki ham gıdaları parçalar, bitkilerin alabileceği besin şekline dönüştürür. Toprağı dönüştüren canlılar, fareler, solucanlar, böcekler ve diğer canlılar ile faydalı mikroorganizmalardır. Bu canlıların dönüştürdüğü besinleri alabilen bitkiler gelişir ve bize ürün verirler. Biz de bu ürünleri satarak geçimimizi, tüketerek de yaşamımızı sürdürürüz.
    Ancak bitkiye verdiğimiz ilaç, toprağa saçtığımız sentetik gübre, toprakta dönüştürücü görev gören bu canlıları zehirler ve öldürür. Bitkiler için gıda hazırlama faaliyeti toprakta yavaşlar ve toprak bitki besini açısından yoksullaşır. Bitkiyi besleyemez olur.
    Kimyasal girdilerin yanında genetiği değiştirilmiş tohumların da toprağın yapısını bozduğu belirlenmiştir. Şöyle ki;
    Bacillusthurigiensisin (Bt)toksinleri genetiği değiştirilmiş ürünlerin örneğin mısırın içinde % 25 oranında bulunmaktadır. Bunlar toprağı zehirler. Bitki artıklarını parçalamaya kalkan toprak canlıları (mikro organizmalar dahil) bu bitkileri ısırınca zehirden etkilenir. Bu yolla toprak içinde yaşayan canlılar da zarar görür. Topraktaki canlıların zarar görmesiyle verimlilik düşer.
    Bu nedenle, dikkat! GDO?lu tohumlar topraklarımız ve dünyamıza bırakılmış birer saatli bombadır!

    7- Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar Biyolojik çeşitliliğe Zarar Verir mi?

    Bizler, arı olmazsa ağaçlarımızın ve sebzelerimizin meyveye yatmayacağını, solucanlar olmazsa toprağın bitkilerimizin büyüyüp serpilmesi ve ürün vermesi için gerekli besini sağlayamayacağını, fareler olmazsa toprağın havalanamayacağını, yılan olmazsa her tarafı farelerin basacağını, leylekler olmazsa yılanların ve buğdaya zararlı haşerelerin daha da çoğalacağını v.s. bilir ve bu sonsuz zincirin tüm halkalarını sayabiliriz. Kısacası doğadaki her canlının yaşamı bir başka canlının yaşamı için, hepsinin varlığının da doğanın varlığının sürmesi için gerekli olduğuna inanırız. İşte biz çiftçiler yaşamı öyle anlarız. Ama bizim yaşam dediğimiz şeyi şirketler yaşam olarak görmüyor. ?Bu çeşitlerin patentini alayım, ele geçireyim benim şirketimin malı olsun. Yalnız benim şirketimin sermayesi olsun, ondan yalnız ben kazanç elde edeyim? istiyor.

    7.1. Genetiği değiştirilmiş tohumlar tarlada durduğu gibi durmuyor!

    Bitkilerin üremesini sağlayan polenler sınır tanımaz. Polenler tarladaki bitkinin üzerinde durduğu gibi durmaz. Bütün bitkilere ulaşır, soyunu sürdürmek için genetiği değiştirilmiş tohumlarla yetişen bitkilerin polenleri de rüzgâr, arı veya diğer böcekler yoluyla başka bitkilere bulaşır. Normal organik yetiştirilen bitkiler ile kimyasallarla üretilen bitkilerin yanında yabani akrabalarına da bulaşır. Onu çeşit olarak ortadan kaldırır. Kendisine benzetir. Geçtiğimiz yıllara kadar kültür bitkilerinden yabani akrabalarına gen kaçışının mümkün olmadığını söyleyenler, 2007?de İngiltere?de genetiği değiştirilmiş kolzadan yabani akrabası olan Yabani Hardal?a gen geçişinin ispatlanması karşısında şaşırıp kaldılar. Görüldüğü gibi genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretim sonucunda yerli gen kaynakları zaman içinde azalır. Sadece şirketlerin patent yoluyla ele geçirdikleri çeşitlere muhtaç kalabiliriz. Şirketler bu yolla çiftçiler ile birlikte hem tüketicileri sömürür hem de biz çiftçileri kendilerine bağımlı kılıp köleleştirirler!

    7.2. Genetiği değiştirilmiş tohumlara konulan ilaçlar yararlı canlıları da yok ediyor!

    Genetiği değiştirilmiş tohum ile yapılan üretimin sonucunda azalan sadece bitki türü olmaz. Tohumun içine konulan ilaç kurtçukları, böcekleri ve kuşları da öldürür. Mısırdaki Bt genleri sadece kurtçukları öldürmez, koçan kurtlarının yanı sıra başka yararlı böcekleri de öldürür. Zarar gören kuşlar ve böceklerin doğada yerine getirmesi gereken görevleri de aksamış olur. Böylece bütün canlıların yaşadığı doğa zarar görür.

    7.3. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim biyolojik çeşitliliği azaltıyor!

    Biyolojik çeşitlilik tarımsal verimin yüksek olmasında etkili ve bir yere bağımlı olmadan üretimini devam ettirebilmesi için gereklidir. Türkiye biyolojik çeşitlilik konusunda zengin bir ülkedir. Biyolojik çeşitlilik açısından Avrupa?daki tüm ülkelerin biyolojik çeşitliliğinin üçte ikisinden daha fazla türe tek başımıza sahibiz. Türkiye?nin endemik tür (yalnız Türkiye?de yetişebilen tür) çeşitliliği 3000?in (3 bin) üzerinde. Ancak genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretim biyolojik çeşitliliği hem azaltır hem de üretimin devamlılığını genetiği değiştirilmiş tohum şirketlerine bağımlı kılar.

    7.4. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim daha fazla ilaç, gübre ve petrol gerektiriyor!

    Geniş alanlarda az çeşitle yapılan üretim daha fazla makine, dolayısıyla daha fazla petrol, daha fazla ilaç ve kimyasal gübre kullanmayı gerektirir. Bu da ülkeyi baştan başa yeşil çöl haline getirmekten başka bir işe yaramaz. Bu arada mono (tek çeşit ürün) ekiminin yaygınlaşması geleneksel ürün çeşitlerinin ortadan kalkmasına, yok olmasına neden olur.

    7.5. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim tarımda istihdamı azaltıyor!

    Şirketler kendi kârları için biyolojik çeşitliliği yok edecek olan mono kültüre (tek ürün ekimine) dayalı üretime zorluyorlar. Mono kültür üretimde fazla işgücü kullanılmadığı için çiftçiler toprağından işinden olur, işçileşir. Bütün bu topraksızlaşan ve işsiz kır işçilerine dönüşen çiftçiler ne olacak? Bu üretimin ve çiftçiliğin devamlılığı açısından önemli bir risk değil midir?
    Bu faktörler gözetilmezse, genetiği değiştirilmiş organizmalar orta dönemde tarımsal ve toplumsal bir cinayete dönüşecektir. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim tarzında çiftçiler toprağa bağımlı köle olacaktır. Tüketiciler seçeneksiz, önlerine konulan sağlıksız gıdaları tüketmeye mahkûm edilecektir. Doğa ise onarılamaz yaralar alacaktır.
    Bu nedenle bir kez daha diyoruz: Dikkat! GDO?lu tohumlar topraklarımız ve dünyamıza bırakılmış birer saatli bombadır!

    8- Gen Mühendisliği Hayvan Yetiştiriciliğinde Sağlıklı ve Başarılı Olmuş mudur?

    Sadece bitkisel üretimde değil hayvan yetiştiriciliğinde kullanılan ve genetik yöntemlerle elde edilen hormonlar felaketlere neden oluyor.
    Şöyle ki:
    Gen mühendisliği yöntemleriyle üretilen BST veya bovin büyüme hormonu (BGH) hayvan yetiştiriciliğinde tüketiliyor.
    Kısa sürede bol paraya kavuşmayı arzulayan besiciler, hayvanlara aşırı kilo aldıran, yasa dışı ilaçlara yönelir. Hormon vazifesi gören Ralgro ve Synovex isimli ilaçlar, kiloyu yüzde 15-20 arası arttırıyor. Ancak hormonlu eti yiyen kişilerin hormonal yapısı bozuluyor. Hormonlu et kısırlık, cinsel güç kaybı ve kalp hastalıklarına sebep oluyor. Prof. Dr. İrfan Erol, ilaçların hayvanın etinde bırakacağı kalıntı ile insanlara geçebileceğine dikkat çekiyor. Erol; ?hormon çocukların erken buluğ çağına ulaşması, dişilik hormonu alan erkek çocuklarda göğüslerin büyümesi gibi etkiler gösteriyor. Erkek ve kadınlarda karşı cinse benzer fizyolojik değişiklikler görülebiliyor? diyor.19 Ayrıca bu yolla prostat ve meme kanserine davetiye çıkarmış oluyoruz. Adı geçen ilaçlar bu nedenle 17 yıl önce Avrupa?da yasaklanmıştır. Dişilik hormonu östrojen içeren Ralgro ve Synovex, ithalatı, imalatı ve kullanılması 1992 yılında yasaklanmasına karşın çok kolay bulunabiliyor.

    9-Gıda kriziyle genetik tohum üreticilerinin ilişkisi var mıdır?

    Tarımsal ürünler artık gıda şirketleri tarafından dünya borsalarında alınıp satılıyor. Gelecek üç yılın temel besin maddelerinin gıda şirketleritarafından dünya borsalarındaki işlemlerle satın alındığı söyleniyor. Tohuma sahip olup üretime yön veren aynı şirketler borsa yoluyla besin maddelerinin de sahibi olmuş oluyor.
    Borsada tarımsal ürünleri ucuza alan bu şirketler satışta pahalı satıyorlar. Yoksullar bu yüksek fiyatlı gıdaları alamıyor. Dünyada herkese yetecek ve artacak kadar gıda varken insanlar açlıktan yaşamlarını kaybedebiliyor. Sonra da ?dünyada gıda krizi var? deniliyor.
    Gıda krizinin bir başka etkeninin agro-yakıt (bitkisel yakıt) olduğu belirtiliyor. Enerjiyi kontrol altına almak isteyen şirketler tarımı enerji kaynağı olarak görüyor, o amaç doğrultusunda kullanmaya çalışıyor. Başka bir deyişle şirketler, tarımı ?gaz istasyonu? haline getirmek istiyor. Geniş alanlarda enerji elde etmeye yönelik yapılan üretimde genetiği değiştirilmiş tohumların kullanıldığı biliniyor. Bu yanıyla da genetiği değiştirilmiş tohumların gıda kıtlığının nedeni olduğu, gıda fiyatlarının artmasında etkili olduğu ortadadır.

    10- Genetiği Değiştirilmiş Ürünler Sağlıklı mıdır?

    Genetiği değiştirilmiş soyanın insanlarda alerji oluşturduğu kesinleşmiştir. Genetiği değiştirilmiş patatesleri yiyen farelerin bağışıklık sisteminin ciddi biçimde bozulduğu da tespit edilmiştir. Bitkilere aktarılan genlerin çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımı sırasında genetiği değiştirilmiş bitkilerin seçilebilmesi için antibiyotik dayanım izleme genleri kullanılmaktadır. Antibiyotik dayanım izleme genleri insan ve hayvan bünyesindeki bakterilere yatay olarak geçer. Bu da insan ve hayvan bünyesindeki genleri antibiyotiğe dayanıklı hale dönüştürür. Bu dönüşüm sağlık açısından büyük risk oluşturur ve bağışıklık sistemini çökertir. Kısacası, GDO?lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anormalleri ve kısırlık gibi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır.

    Kanıtlar:
    İskoçya Rowett Enstitüsü?nden Dr. Arpad Pusztai?ın genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görüldü.
    Rus Bilim İnsanı İrina Ermakova?nın genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği farelerin yavrularının % 55,6?sı doğumdan üç hafta sonra öldü. Normal soyayla beslediği yavruların ise sadece % 6,8?i öldü. Genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği fare yavrularının % 36?sının normal doğum ağırlığının altında doğduğu belirlendi. Bu deneme üç kez tekrarlanıp aynı sonuçlara ulaşılınca, Ekim 2005?te bilimsel bir panelde kamuoyu ile paylaşıldı.
    Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı?nın finansmanıyla Viyana Üniversitesi?nce
    2008 yılında yapılan bir çalışmada, genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen farelerin 3-4 nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlendi.

    Caen Üniversitesi?ndeki CRIIGEN?den Prof. Seralini?nin Grubu: Rounduop herbisid seksüel hormonları bozuyor.
    Caen Universitesi?deki CRIIGEN?den Prof. Seralini?nin grubu, Dijon Universitesi?nden Prof. Chagnon?un grubuyla beraber, yeni doğan bebeklerin göbek bağı hücrelerinde çok az derecede Roundup toksini olduğunu gösterdikten sonra yeni bulgularını açıkladı.
    Örneğin Birleşik Devletlerde GDOlu gıdalarda izin verilen Roundup kalıntısından (çok az) 800 kez az olan herbisid erkekleşme hormonu androjenin hareketini engelliyor.


    KAYNAKLAR:

    1 Doktor Stephane McLachlan ve Rene Van Aker, doktor Lan Mauro; Çevre Bilimleri ve Kirlenmesi Araştırma Dergisi

    2 Douthwaite, B. (2002) Enabiling ınnovation-a Practical Guide to Understanding and Fostering Technological Change, Zeed Boks, London. Aktaran: Tayfun Özkaya; ?Türkiye Tohumculuğu ve İşletmelerinin Tasfiyesi? s. 255. Mülkiye Dergisi, Bahar 2009/262


    3 Kaynak: ABD Tarım Bakanlığı Raporları-2006 Aktaran: Ahmet Atalık

    4 Veriler; Friends of the Earth Europe (FOEE), Who Benefits from GM Crops, issue 1 16, February 2009?dan derlenmiştir.

    5 Veriler: Ahmet Atalık; ?Sofralarımızdaki Tehlikeye Dikkat! ?GDO?lar?, makalesinden derlenmiştir.

    6 Kaynak: USDA Foreign Agricultural Services
    www.gmo-compass. org

    7 Network of Concerned Farmers Kasım 2004

    8 Veriler: Ahmet Atalık; ?Sofralarımızdaki Tehlikeye Dikkat! ?GDO?lar?, makalesinden derlenmiştir.

    9 F.William Engdahl; ?Ölüm Tohumları?, s. 195

    10 F.Wıllıam Engdahl; ?Ölüm Tohumları?, s. 192

    11 Bilgiler: ?Gıda soykırımdır?, http://www.gidahare keti.org/ Gdo-
    Soykirimdir- -64-haberi. aspx derlenmiştir.


    12 Bu bilgi, F. William Engdahl; ?Ölüm Tohumları?, s. 246?dan alınmıştır.

    13 Yapılan denemeler genetiği değiştirilmiş mısırın polenlerini rüzgârın 35 km mesafeye kadar taşıdığı belirlenmiştir. Arıların ise bir seferde 5 km uzağagidebildiği bilinmektedir.

    14 Arca Atay; ?GDO?ların Tarımsal Etkileri? Genetik Yıkıma Karşı Ekolojik Devrim, Ekoloji Kolektifi Broşürü, 2009

    15 Prof. Dr. İrfan Erol; Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojileri Bölüm Başkanı

    16 Kaynak: Ali Rıza Karasu, Murat Yüksel; ?Kurbanlık hayvanları hormon ilacıyla besliyorlar? Zaman Gazetesi, 17 Kasım 2007 20 Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği ekipleri Ankara?da bir çiftlikte büyükbaş hayvanlara Ralgro ve Synovex adlı ilaçları suçüstü yakalandı. Yapılan aramalarda 750 doz Synovex ve Ralgro marka ilaçlar ve bu ilaçların enjeksiyonunda kullanılan 6 adet aparat ele geçirildi. Zanlılar tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Zaman Gazetesi-13 Kasım 2007

    17 Kaynak: Press Release CRIIGEN - July 2nd 2009*

    Bu yazı Radikal gazetesinden alınmış ve olduğu gibi yayınlanmıştır.
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: GDO Nedir? 10 soruda Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

    GDO'ya hayır, mevzuata evet...
    Öncelikle bu 'Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar'ı (GDO) konuşmadan önce şu kavramları bilmek lazım: Hormonlu, GDO'lu, ilaçlı, ıslah edilmiş ürünler, hibrit tohumlar vs..
    .

    Dün sabah kahvaltısını Tarım Bakanı M.Mehdi Eker'le yaptık. Elimiz yiyeceklere gitmeden önce Bakan'a baktık. Bakan'ın afiyetle her şeyi yediğini görünce biz de elimizi uzattık. İşin gerçeği şu: Halen soframızda GDO'lu ürün olma ihtimali neredeyse yok gibi. Bakan'la sohbette elde ettiğimiz bilgileri kendi süzgecimizden geçirip, gerekli gördüklerimizi aktarıyorum.

    Son günlerdeki tartışmaların niye bu kadar alevlendiğini kimse bilmiyor. Sanıyorum "domuz gribi"nden kaynaklanan hassasiyetle her şeye şüpheyle bakmaya başladık. "Biyo Güvenlik Yasa Tasarısı" önümüzdeki günlerde Meclis'te tartışılacak durumdayken GDO Yönetmeliği'nin acelesi tartışılabilir. Burada hükümetin acelesi için şu yorum yapılıyor:

    ABD, Türkiye'yi çeltik kararıyla ilgili "panel"e çağırdı, yani mahkemeye verdi. Türkiye, 2006 yılında çeltikle ilgili aldığı kararda pirinç ithalatçılarına bir şart koştu. Buna göre, ne kadar pirinç ithal ediyorsan, o kadar da yerli üreticiden pirinç almak zorundaydın. Bu karar sonucunda Türkiye'nin 360 bin tonluk çeltik üretimi 765 bin tona çıktı. Haliyle ithalat neredeyse durma noktasına geldi. Menfaati bozulan ABD, Türkiye'ye 'uluslararası serbest ticaret kurallarını ihlal ediyorsun' dedi.

    ABD, benzer bir iddiasını da AB'ye karşı ortaya koydu. Buna göre zararı ispat edilmemiş GDO konusunda Amerikan mallarına koyulmuş yasağa karşı çıkıyor. Bunun serbest ticaret anlaşmalarına aykırı olduğunu ve keyfî nitelikte bulunduğunu iddia ediyor. Türkiye, işte böyle bir davadan çekiniyor. Bunun için ilgili kanunu beklemeden yönetmelikle bir mevzuat ortaya koyuyor. Bunu da Cartagena Sözleşmesi çerçevesinde Türkiye'deki mevcut Gıda, Yem, Tarım ve Standartlar Kanunu'na göre yapıyor.

    Mevzuata gelmeden önce GDO konusunda dünyada durumun ne olduğunu ortaya koyalım. 125 bin hektarlık alanda üretim yapılıyor. Halen 27 ülkede GDO'lu ürünler üretiliyor. Bunların arasında AB ülkeleri de var: İspanya, Romanya, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Fransa, Slovenya bu listede. Bunun dışında ekonomik ilişkilerimizin de sürdüğü bazı ülkelerde de GDO'lu ürünler üretiliyor. ABD, Kanada, Meksika ve Güney Amerika ülkeleri, Güney Afrika, Çin, Hindistan, Filipinler bu listede yer alıyor.

    Avrupa'da çok hassas olan ülkeler de var. Mesela Avusturya, sivrisinek imhası için bile ilaç kullanılmasına karşı çıkıyor.

    En belirgin ürünler ise mısır, soya, pamuk ve kolza. Türkiye, artık ihtiyacı kadar mısır üretiyor. Sadece reeksport ve fiyat düzenlemeleri açısından kısmi bir ithalat yaşanıyor. Soya üretimi konusunda yeterli gelişme sağlayamadık. Özellikle yem sanayii için vazgeçilmez görünen soya ithalatı oluyor. Pamuk ithalatı tekstil sektörü için vazgeçilmez. Avrupa'nın en büyük yağ ihtiyacını karşıladığı kolza ithalatı da ciddi boyutlarda değil. Türkiye, kolza değil, ayçiçeği yağı alışkanlığına sahip.

    Yani en hassas noktamız yem sanayii olarak görünüyor. Bakanlık geçen gün bütün gümrük kapılarına ve il tarım müdürlerine özellikle GDO'lu ürün üreten ülkelerden gelecek yem ve gıda hammaddeleriyle ilgili daha hassas olunması talimatını verdi.

    Ankara, Bursa ve İstanbul'daki üç gıda laboratuvarı da günde 90 ayrı partiyi analiz edebilecek kapasitede hizmet verecek.

    Eğer bir şekilde ithal edilecek ürünler GDO ile ilişkiliyse, o zaman konu hakkında oluşturulmuş bilim kuruluna konu sevk ediliyor. Türkiye'deki ilgili 91 bilim adamı arasından seçilen bilim kurulu da konu hakkında dört ayrı kıstasa göre karar verecek: İnsan sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, biyo çeşitliliği etkileyecek ve sosyo-ekonomiyi olumsuz etkilemeyecek.

    Özellikle son madde tamamen takdirî nitelik taşıyor. Hepsini aşsa bile burada kurul, takdirini kullanacak. Ama bütün bunlara rağmen ön şart binde 9'dan daha az GDO'lu özellik taşıması durumunda böyle bir kurula başvurulacak. Aksi takdirde zaten girmesinin imkânı bulunmuyor. Niye binde 9? Çünkü GDO'lu olmadığı halde kuşların ve böceklerin başka ürünlerden taşıması ihtimali göz önünde bulundurularak bu çekince konuldu ki, bu hüküm AB mevzuatında da bulunuyor.

    Görünen o ki Türkiye'deki bu mevzuat, AB'ye uyumlu görünüyor. Tarım Bakanı'nın vurguladığı bir detayı bilmekte fayda var: Türkiye'deki yönetmelik AB'den iki ayrı noktada ileride. Birincisi bebek mamalarında GDO katkısı binde 9 bile kabul edilmiyor. Diğeri de, antibiyotik direnç geliştiren genler de tamamen yasaklandı. Mevcut yönetmeliğin iş dünyasında özellikle de gıda sektörünün temsilcileriyle iyice tartışılmadığı konuşuluyor. Türkiye Ziraat Odaları gibi mesleki kuruluşları eleştirilerini ise Bakan Mehdi Eker, "her şeye muhalefet yapmak" şeklinde açıklıyor.

    Bence muğlak olan kısmı şu: Türkiye'nin ikinci gündemi domuz gribidir. Neredeyse her yıl aşı kampanyaları yaşanıyor. Dünyada en yaygın GDO kullanımı aşılarda. Penisilin bile GDO'lu. Diğer taraftan hayvanlar da aşılanıyor ve aynı şekilde onlar da GDO'lu. Gıdalarla ilgili mevzuat düzenlendi ve biyo güvenlik yasasına kadar bir yönetmeliğimiz var. Yani kontrol imkânı bulunuyor. Sağlık için, aşılanmak için kuyruğa girerken niye bunu düşünmüyoruz?

    Endişeler yersiz, sebzelerde tehlike yok

    Türkiye kamuoyu, son birkaç gündür 'frankeştayn gıdalar' olarak bilinen genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) ürünleri tartışıyor. Uzmanlar, bu ürünlerin ağırlıklı olarak soya, mısır, pamuk ve kolza bitkisinde kullanıldığını belirterek sebzelere yönelik iddiaların yersiz olduğunu vurguluyor. GDO konusunda Türkiye'nin en yetkin isimlerinden Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Çetiner, birtakım çevreci grupların ve sivil toplum örgütlerinin kamuoyunu yanlış yönlendirdiğini, yaptıkları araştırmada günlük tüketilen sebzelerde genetiği değiştirilmiş organizmaya rastlanmadığını söyledi.

    Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın 26 Ekim'de genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünlere yönelik yayınladığı yönetmelik tartışmalara sebep oldu. Polemiklerin günlük tüketilen sebzeler üzerinde yoğunlaşması halkı tedirgin etti. Uzmanlar, GDO'nun ağırlıklı olarak soya, mısır, pamuk ve kolza bitkisinde kullanıldığını belirterek sebzelere yönelik iddiaların yersiz olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Selim Çetiner, birtakım çevreci grupların ve sivil toplum örgütlerinin kamuoyunu yanlış yönlendirdiğini, yaptıkları araştırmada günlük tüketilen sebzelerde genetiği değiştirilmiş organizmaya rastlanmadığını söyledi. Çetiner, "Tartışmalarda sebzeler ön plana çıkarılıyor. Mevcut sebzeler, klasik ıslah yöntemiyle geliştirilmiş ürünlerdir." dedi. Prof. Dr. Selim Çetiner, bu konudaki haberlerde sebze-meyve satılan manavların ve üretim yapılan seraların gösterildiğini, bu yaklaşımın doğru olmadığını belirtti. Klasik ıslah yöntemiyle geliştirilen sebze tohumlarında GDO'nun söz konusu olmadığını vurgulayan Çetiner, "Genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünler dünyada ticarete konu olan mısır, soya fasulyesi, pamuk ve kolzada kullanılıyor. ?imdiye kadar sebzede genetiği değiştirilmiş herhangi bir unsura rastlanmadı. Tarımı bilmeyenler kamuoyunu yanlış yönlendiriyor. GDO'lu domates tohumları üretilip piyasaya çıkmadı ki rastlansın. Biyoteknolojisi en ileri seviyede olan ABD ve İsrail'de bile yok." diye konuştu.

    Klasik ıslah ile GDO'nun karıştırıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Çetiner, yöntem olarak ikisinin birbirinden farklı olduğunun altını çizdi: "Sebze türü ıslahında, ana baba hatları çiftleştirilir. Ortaya yüzlerce çeşit tohum çıkar. Bunlardan işe yararı alınır. GDO'da ise bitki, örneğin mısırı zararlı böceklere ve hastalıklara dayanıklı hale getirmek için bu dayanıklılığı sağlayan bir bakteriden gen alıp mısıra enjekte edildikten sonra dayanıklı hale gelir."

    SOYANIN DI?INDAKİ ÜRÜNLER TEMİZ

    Genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünlere yönelik yaptığı araştırma hakkında da bilgi veren Çetiner, soyanın dışındaki ürünlerin temiz çıktığını aktardı. Türkiye'nin farklı bölgelerinden topladığı mısır, soya ve domates numunelerini analize tabi tutan Prof. Dr. Çetiner, mısır ve domateste genetiği değiştirilmiş herhangi bir bulguya rastlamazken 51 soya numunesinin 50'sinde kalınttespit etti. Araştırmada kullandığı numuneleri sadece tarladan değil, ithal edilen ürünlerden de aldıklarını belirten Prof. Dr. Çetiner, analizlerde Türkiye'de yetiştirilmiş soyalarda GDO'nun negatif, ithal edilenlerin ise pozitif çıktığını kaydetti. Hayvan yemleri, işlenmiş ve paketlenmiş gıdaları da analizine tabi tuttuğunu anlatan Çetiner, "Piyasadan 20 mısır ve 10 soya ürünü alıp inceledik. Soyaların 10 tanesinin 2'sinde sonuç pozitif çıktı. Mısırda herhangi bir tranganik durumla karşılaşmadık. Çünkü son dönemlerde dışarıdan mısır ithalatı yapılmadı." bilgilerini verdi.

    Bakan Eker: Ben de GDO'lu ürün yemem

    Tarım Bakanı Mehdi Eker, İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında bugüne kadar bir ürünün içinde GDO varsa bile aksi beyan halinde bu ürünlerin ülkeye kolayca girdiğini, bu yönetmelikle birlikte ise ithal ürünlerin denetiminin sıklaştırıldığını, kontrolün artırıldığını tekrarladı. Eker, yönetmelikle ülke içi menfaatlerin korunması dışında uluslararası tehlikelere de dikkat çekti: "Yönetmelik, yeterli denetim ve uluslararası hukuk açısından gerekliydi. Aksi takdirde uluslararası şirketlerin bizi mahkemeye verme hakkı var. Örneğin ABD, AB'yi Dünya Ticaret Örgütü'ne mahkemeye verdi. Mevzuatı hazırlamasaydım aynı duruma düşüp milyonlarca dolar tazminat ödememiz ihtimali vardı."

    Türkiye'de GDO'lu ürünler konusunda sağlıklı bir tartışmanın yapılmadığını belirten Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, "Konunun uzmanları yerine konunun siyasetçileri konuşuyor." dedi. Yapılan tartışmalar ve haberlerle vatandaşların yediği gıdalara karşı şüphe duyar hale getirildiğini vurgulayan Bakan Eker, "Pazara gidiyorlar, domatesin içinde havuç var, bunun içinde balık var haberi yapıyorlar. Bu işi magazine dönüştürüyorlar. Vatandaşın zihnini bulandırmaya kimsenin hakkı yok. GDO meyve ve sebzenin alanı değildir. Dünyada GDO'lu ürünler olarak bahsi geçen şeyler; mısır, pamuk, soya ve kolza'dır. Türkiye'de GDO'lu ürün kesinlikle üretilmiyor. Yeni düzenleme ile dışarıdan GDO'lu ürün ve hammadde getirilmesi daha sıkı kontrol edilir bir hale geldi." dedi. Bakan Eker, yönetmeliğin hazırlık aşamasında kimseye sorulmadığı ve yasal boşluk olduğu yönündeki eleştirilere de cevap verdi. Haziran ayında bir toplantıda 100'e yakın kuruluşun görüşünün alındığını ve kanun taslağının öylece hazırlandığını anlatan Tarım Bakanı, "Bu taslağın ışığında yönetmelik hazırlandı." şeklinde konuştu.
    KAYNAK: MEHMET ÇAPKAN, ERDEM KAPLAN İSTANBUL
    ZAMAN-WAP

    Comment

    Working...
    X