fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Türkiye'de Balıkçılık

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • Türkiye'de Balıkçılık

    Türkiye, denizlerindeki doğal kaynaklar azalmadan önce ciddi balık ihracatında bulunuyordu. 1988 yılında 617 bin ton su ürünleri üretimiyle iç pazara yanıt verilebildiği gibi ciddi bir ihracat yapıldı. Aradan geçen zamanda su ürünleri üretimi çeşitlendi. Çiftlikler açıldı. Türkiye'nin üretiminde ihracat giderek daha fazla yer almaya başladı. 1990'lı yıllarda ihracat oranı şimdiki seviyeyi yani yüzde 60'ları yakalamaya başladı. Bu durum Avrupa piyasasında da dikkat çekici bir hale gelince AB, kendisine gelen balıkların hangi koşullarda üretildiğini görmek için Türkiye'de inceleme yapmaya karar verdi. Çeşitli defalar gelen heyetler, Türkiye'den olumsuz izlenimlerle ayrıldı.


    Çiftliklerde belli büyüklüğe erişmemiş balıklar yakalanıyor, bu balıklar şoklanmadan kazanlarda tutuluyor, daha sonra da tahta kasalarla AB'ye gönderiliyordu. Protein değerinin yüksek olması ve içerdiği fosfor ve benzeri elementler sayesinde kısa sürede bozulmaya uygun olan balık ürünleri tüketiciye ulaştığında ilk günkü nefasetinden uzak bulunuyordu. Bu izlenimleri rapor eden heyetin düşüncesi Türkiye'deki balık üreticileri standartları yükseltene kadar bu ülkeden hiç balık almamak yönündeydi. Rapor AB'nin yetkili organları tarafından dikkate alındı ve 1995'te AB Türkiye'den balık ithalatını yasakladı.
    Bu Türkiye'deki balık üreticilerinde tam bir şok etkisi yarattı. Ancak ortaya konulan eleştirilerin içeriği balıkçıları kısa sürede harekete geçirdi. Önce teknoloji yenilendi. Balık çifçlikleri yeni donanımlar edindi. Bunların başında ambalaj konusu geliyordu. Eskiden tahta kasalarda gönderilen ve saklanan balıkların taşınması için strafordan özel kutular yaptırıldı. Bu kutuların içinde balıklar 3 gün boyunca ilk günkü tazeliğini koruyordu. Bu, soğutuculu bir araçla Avrupa'ya gönderilen balığın son tüketiciye ulaşana kadar taze kalması anlamına geliyordu.
    Ayrıca çiftliklerden avlanan balıkların çok kısa sürede ölmesi için şoklama yöntemi seçildi. Yani bir başka deyişle balık ölmeden önce donuyordu.

    Ortalama yaşam sıcaklığı +20 derece düzeyinde olan çipura ya da levrek -10 derecedeki bir suya girince yaklaşık 1.5 dakika içinde ölebiliyordu. Balık şok nedeniyle çok fazla çırpınmadığı için kaslarının arasında laktik asit oluşmuyordu. Balığın lezzeti de böylece daha iyi korunabiliyordu.
    Türk balık üreticileri bu standartları tutturduktan sonra bir kez daha AB'nin yolunu tuttu. Tarım Bakanlığı'yla ortak olarak AB yetkililerinden Türkiye'ye gelip incelemelerde bulunması istendi. AB'nin ikinci incelemesinde üretime ve nakliyeye ilişkin her koşul ince elenip sık dokundu. Ancak AB heyetleri bu kez Türkiye'de bir eksik bulamadı. 1998 yılında Türkiye'de yetiştirilen balıklara AB kapısı bir kez daha, ama bu kez sonuna kadar açıldı.
  • Fidanligi.com

  • #2
    Sn Hemşerim bugün bir Tv kanalında izledim ve oldukça mutlu oldum.Ülkemiz balıkları Ukrayna'da pazarlanmış ve epeyce ihracat yapılmaktaymış.temennimiz by sevindirici haberlerin devam etmesi.Diğer yandan boş ve atıl gölet,akarsu ve derelere balık yavruları bırakılark üretimin artırılması,insanımıza iş ve aş olarak dönmesi. saygılar...

    Comment

    Working...
    X