Türkiye’de Ekolojik Hayvancılık Potansiyeli ve Geleceği
Prof.Dr.İbrahim AK 1 Prof.Dr.Faik KANTAR 2
Özet
Türkiye, sanayileşmede son yıllarda önemli gelişmeler sağlamakla birlikte halen nüfusunun 1/3’ünü tarımda istihdam eden bir tarım ülkesi olma özelliğini de sürdürmektedir. Çukurova, Ege ve Marmara gibi bazı bölgelerde bitkisel ve hayvansal üretimde yoğun üretim teknikleri kullanılmakla birlikte, başta Doğu Anadolu olmak üzere bir çok bölgede ekstansif tarım uygulamaları halen sürdürülmektedir. Bir çok tarım işletmesi ya da çiftçi bitkisel ve hayvansal üretimi birlikte gerçekleştirmektedir. Kırsal alanda gelir düzeyinin düşüklüğü köyden kente göçü artırmakta, kentlerde plansız ve aşırı büyüme nedeniyle önemli sosyal sorunlar yaşanmaktadır. Hatalı hayvancılık politikaları nedeniyle son yıllarda hayvan sayısındaki düşüşlere rağmen ülkemiz hayvan potansiyeli bakımından hala Dünya’da önde gelen ülkelerden birisidir. Tavukçulukta ve bazı süt sığırı işletmelerinde yoğun üretim yöntemleri kullanılmakla birlikte, başta koyun ve keçi olmak üzere bir çok bölgede hayvancılık ekstansif yöntemlerle sürdürülmektedir. Üretimde düşük verimli fakat olumsuz çevre koşullarına dayanıklı ırklar kullanılmaktadır.
Ülkemizde, başta AB ve ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkelerin talebi ile ilk olarak 1984 yılında geleneksel ürünlerimizden kuru üzüm ve incirin ihracatı ile başlayan ekolojik tarım kısa zamanda hızlı bir gelişme göstererek bu gün 200 ürüne ulaşmıştır. Ancak, toplam üretim içerisinde %0.1 gibi düşük bir paya sahip olan bu ürünlerin tamamına yakını ihraç edilmekte ve bal hariç tamamını bitkisel ürünler oluşturmaktadır. Çünkü, ülkemizde bazı hayvan hastalıkları nedeniyle hayvansal ürünlerin ihracatında bazı sorunlar bulunmaktadır. İç pazarda da tüketici bilinci ve alım düzeyinin düşük olması nedeniyle ülkemizde ekolojik hayvansal ürünlerin üretimi yok denecek kadar azdır. Buna karşın, ülkemizin başta Doğu Anadolu Bölgesi olmak üzere, diğer bölgelerin özellikle dağlık kesimlerinde ekolojik hayvancılık potansiyeli oldukça yüksektir. Bu bölgelerde hayvanlar yem gereksinimlerinin önemli bir bölümünü çayır, mera ve yayla gibi doğal otlama alanlardan karşılamaktadırlar. Ekolojik hayvansal ürünlerin ihracatında sorunlar bulunduğu için, ekolojik hayvancılıkta hedef iç pazar olmalıdır. Ancak, iç pazarda, tüketici bilinci ve alım gücünün düşük olması nedeniyle ekolojik hayvancılığın gelişimi için önemli düzeyde desteğe ihtiyaç vardır. Ülkemizde, ekolojik tarım ve hayvancılığın yaygınlaştırılması doğa ve ekosistemin korunmasına, küçük çiftçilerin gelir düzeyinin artırılmasına, kırsal kalkınmanın sağlanmasına, köyden kente göçün önlenmesine, başta bebekler ve çocuklar olmak üzere insanlarımızın daha sağlıklı beslenmelerine olanak sağlayacaktır. Ancak, bunun için yeterli bir eğitim, iyi bir denetim ve üretimden tüketime kadar iyi bir organizasyonun oluşturulması ve ekolojik hayvancılığın desteklenmesi gerekmektedir.
1 Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bursa, [email protected].
2 Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü, Erzurum, [email protected].
GİRİŞ
Hızla artan dünya nüfusunun hayvansal protein gereksiniminin karşılanması amacıyla birim hayvandan en yüksek düzeyde verim alınması için yoğun üretim teknikleri kullanılarak son yarım yüzyılda bitkisel üretimde olduğu gibi hayvansal üretimde de önemli artışlar sağlanmıştır. Ancak, yoğun hayvan yetiştiriciliğinde hayvanların toprak ve bitkisel üretimle ilişkisinin kesilmesi sonucu hayvan gübreleri çevre kirliliğine yol açmaya başlamış, hayvan beslemede hormon, antibiyotik vb yem katkı maddeleri kullanımı hayvansal ürünlerde kalıntı bıraktığı için bu ürünleri tüketen insanlarda önemli sağlık sorunlarına neden olmuştur. Uygulanmakta olan yoğun hayvan yetiştirme sistemleri ile hayvanlarda yeni sağlık sorunları arasındaki ilişkiye deli dana hastalığı önemli bir örnektir. Bu hastalığı taşıyan koyun beyinleri, kesilen hayvanların diğer organları ile birlikte ucuz protein kaynağı olarak sığırların beslenmesinde kullanıldığında, hastalık kolaylıkla sığırlara bulaşabilmektedir.
Yoğun yetiştiricilikte hayvanlarda mastitis, tırnak hastalıkları, yağlı karaciğer sendromu ve asidosis gibi bir çok sağlık sorunu görülmektedir. Hayvanların sıkışık olarak barındırılması, yeterli hareket alanının olmaması, ağır metal artıklarının ve tarımsal ilaç kalıntılarının bulunduğu yerlerde stres hormonlarının üretimi artmakta, bu da hayvanlarda bağışıklık sistemini zayıflattığı için hayvanlarda daha fazla sağlık sorunlarına neden olmaktadır.
Antibiyotik içeren süt sağlık açısından sakıncalı olup, böyle sütlerin işlenmesinde önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Hayvancılıkta yem katkı maddesi olarak kullanılan antibiyotikler, bakterilerin bağışıklık kazanarak direnç göstermelerine neden olduğu için 2006 yılından itibaren kullanılmaları yasaklanmıştır. Konvansiyonel üretim şekli hayvan refahı açısından da birçok olumsuzluklar içermekte, hayvancılık işletmelerinde bronşit gibi solunum yolu hastalıkları daha fazla görülmektedir.
Ekolojik olmayan besinlerle alınan tarım ilacı kalıntıları insan ve hayvan vücudunda yağ dokuda birikebilmekte, süt ile yeni doğan yavruya geçebilmekte ve başta kanser olmak üzere bir çok hastalığa neden olabilmektedir. Yoğun üretim yöntemlerinde hayvansal ürünlerde civa, nikel, kurşun, arsenik ve kadmiyum gibi ağır metal kalıntılarına rastlanabilmektedir. Bu metaller sınırlı düzeyde de olsa insan vücuduna alındığında dokularda birikim yapmakta, alerjilere, genetik mutasyonlara ve vücudun metabolik fonksiyonlarında değişikliklere ve vücuttaki düzeyleri belirli bir sınırı aştığında zehirlenmelere neden olabilmektedirler.
Yoğun hayvansal üretimle ilgili tüm bu sorunlar yanında; gelişmiş ülkelerde hayvan haklarına gösterilen ilgi nedeniyle hayvan refahı giderek toplumsal düzeyde önem kazanmaktadır. Bu nedenle yakın bir gelecekte bu gün kullanılan yoğun üretim tekniklerinden vazgeçilmek zorunda kalınacaktır.
Yukarıda sayılan nedenlerle, gelişmiş ülkelerde çevre ve insan sağlığı açısından önem taşıyan ekolojik tarım içerisinde ekolojik hayvancılığın geliştiği ve ekolojik hayvansal ürünlere talebin her geçen gün daha da arttığı gözlenmektedir. Türkiye’de ekolojik hayvancılıkla ilgili konulara değinmeden önce ülkenin mevcut hayvancılık durumuna bir göz atmak gerekir.
Türkiye’de Hayvancılığın Genel Durumu
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hayvancılık; ekonomik, sosyal ve beslenme açısından büyük önem taşıyan vazgeçilmez bir sektördür. Hayvancılık, ülke ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunmakta, kırsal alanda istihdam yaratmakta ve önemli düzeyde katma değer sağlamaktadır. Halkımızın yeterli ve dengeli beslenmeleri, özellikle çocuklarda ve gençlerde sağlıklı bir zihinsel ve bedensel gelişme için mutlaka gerekli olan et, süt ve yumurta gibi ürünlerin üretilmesini sağlamaktadır. Et, süt, tekstil ve deri gibi çeşitli endüstri kollarına hammadde sağlamakta, yem, ilaç ve ekipman gibi yan sanayi kollarının kurulmasına ve gelişmesine yardımcı olmakta, ülke ihracat gelirlerine değişen oranlarda katkıda bulunmaktadır. Hayvan gübreleri bitkisel üretimde toprağın fiziksel yapısını iyileştirmede ve toprak verimliliğini artırmada etkilidir. Hayvancılık, tarım işletmelerinde özellikle kışın bitkisel üretim faaliyetlerinin olmadığı dönemde işletmedeki boş işgücünün değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Bitkisel üretim büyük oranda iklim koşullarına bağlı olduğu için, iklim koşullarından daha az etkilenen hayvancılık tarım işletmelerinin sigortası niteliğindedir.
Ülkemizde hayvancılık sektöründe son yıllarda önemli değişimler olmuş, büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığımız önemli düzeyde azalmıştır. Birim hayvan başına verim miktarında artış olmakla birlikte birim hayvan başına verim düzeyi hala gelişmiş ülkelerin verimlerinin oldukça gerisindedir. Hayvancılıkta tavukçuluk hariç çeşitli nedenlerle üretimde beklenen artış sağlanamamıştır.
Türkiye’nin 1970-2006 yılları arası dönemdeki hayvan varlığı incelendiğinde tavuk ve hindi hariç bütün türlerde önemli düzeyde bir azalma olduğu görülmektedir (Çizelge 1). Bu kadar hızlı bir düşüşün meydana getireceği üretim azalmasının hayvan başına verimdeki artışla karşılanması oldukça zordur.
Çizelge 1: Türkiye Hayvan Varlığının Değişimi
Tür 1970 2006 Değişim (%)
Sığır 12 756 000 10 871 364 - 15
Koyun 36 471 000 25 616 912 - 30
Kıl keçi 15 040 000 6 433 744 -57
Ankara Keçisi 4 443 000 209 550 -95
Manda 1 117 000 100 516 -91
Tavuk 32 313 000 286 121 360 + 785
Hindi 2 023 000 3 226 941 + 60
Ülkemizde büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren sürekli artış gösterirken, 1980’li yıllardan sonra ani bir düşüş göstermiştir. Bu düşüşe 1980-1985 yılları arasında hayvancılık istatistiklerinde yapılan yöntem değişikliğinin yanı sıra 1980 yılı sonrası yaşanan terör, göç ve uygulanan hayvancılık politikaları neden olmuştur.
Çizelge 1’de görüldüğü gibi 1970-2006 yılları arasında sığır sayısı %15, manda sayısı %91, koyun sayısı %30 ve kıl keçi sayısı %57 azalmıştır. Ankara keçi sayısında ise bu düşüş %95 düzeyindedir. Belirtilen dönemde ülke nüfusu %100 artarken, kanatlı hariç diğer çiftlik hayvanlarının sayısının düşmesi düşündürücüdür. 2006 yılı itibariyle hayvan varlığımızın bölgelere göre dağılımı ise çizelge 2’de verilmiştir.
Çizelge 2: Bölgelere göre hayvan varlığı, % (2006 yılı)
Bölgeler Sığır Koyun Keçi Et
tavuğu Yumurta tavuğu Hindi Arı
Marmara 14.5 9.8 10.3 80.6 18.8 22.2 14.4
Ege 14.3 10.1 14.1 8.2 30.0 40.1 20.5
Karadeniz 19.0 5.7 2.6 2.8 11.0 3.5 19.1
Akdeniz 7.8 6.2 24.0 2.7 5.7 3.1 9.6
İç Anadolu 14.8 16.5 6.6 3.2 27.8 7.8 12.7
Doğu Anadolu 23.5 37.4 22.9 2.4 3.3 7.4 13.4
G.Doğu Anadolu 6.1 14.3 19.5 0.1 4.2 15.9 10.3
Toplam (x 1000) 10 936 25 616 6 643 286 121 58 698 3 200 2 353
Türkiye’de 2006 yılı itibariyle hayvan varlığının bölgelere göre dağılımı incelendiğinde sığır varlığının Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesinde, Koyun varlığının Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgesinde, Keçi varlığının ise Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Et tavukçuluğunun %80’i Marmara bölgesinde, yumurta tavukçuluğunun ise yaklaşık %80’ni Ege, İç Anadolu ve Marmara bölgesinde yoğunlaşmıştır. Hindi üretimi daha çok Ege ve Marmara bölgesinde (%62) yapılmaktadır. Arıcılık ise Ege ve Karadeniz bölgesinde daha fazla yapılmakla birlikte diğer bölgelerde de üretim yapılmaktadır. Mera olanaklarının daha fazla olması nedeniyle geçmişte olduğu gibi günümüzde de Doğu Anadolu bölgesi ülkemizin hayvancılık bölgesi olma özelliğini sürdürmekte ve hayvancılık bu bölgede daha çok ekstansif olarak yürütülmektedir. Batı bölgelerimizde ise tavukçuluk ve entansif sığıcılık yapılmakta, sığırcılıkta kültür ırklarının kullanımı nedeniyle hayvan başına daha yüksek düzeyde verim elde edilmektedir. Batı bölgelerimizde silaj ve yem bitkileri üretimi daha yaygın olup, üretici daha örgütlü bir şekilde üretim yapmaktadır.
2006 yılı verilerine göre sığır varlığımızın %25’i kültür ırkı, %43’ü kültür ırkı melezi ve %31’i ise yerli ırklardan oluşmaktadır. Koyun varlığımızın %3’ü kültür ırkı, %97’si ise yerli ırklardan, keçi varlığımızın ise tamamına yakını yerli ırklardan oluşmaktadır. Ülkemizde tavukçuluk dışında hayvansal üretimin düşük olmasının en önemli nedenlerinden biri hayvan varlığımızın hala önemli bir bölümünü olumsuz çevre koşullarına dayanıklı düşük verimli yerli ırkların oluşturması ve hayvanlara başta bakım ve besleme olmak üzere uygun çevre koşullarının sağlanamamasıdır.
Ülkemizde toplam alanların %17’sini çayır mera alanları oluşturmakla birlikte bir çok bölgede yağış miktarının düşük olması, erken ve ağır otlatma nedeniyle meralarımızın verimi düşüktür. Kaliteli kaba yem açığının kapatılması için gerekli olan yem bitkileri üretimi ise son yıllarda yem bitkileri desteği sağlanarak bir miktar artış sağlanmakla birlikte toplam tarım alanlarının %3’ü düzeyinde olup, yeterli düzeyde değildir.
Türkiye’nin kanatlı sektöründe en önemli paya sahip olan piliç eti üretimi 1980’li yıllarda entegre üretim tesislerinin çoğalması ve sözleşmeli üretim modelinin uygulanması ile önemli bir yapısal değişim göstermiştir. 1970-2006 arası dönemde diğer hayvan türlerinin sayısı düşüş gösterirken kanatlı üretiminin tamamına yakının (%99) oluşturan tavuk sayısı bu dönemde çok hızlı bir gelişme göstererek yaklaşık 9 kat artmıştır. Kanatlı eti üretiminin ikinci önemli dalı olan hindicilik ise 1995 yılından itibaren hibrit beyaz hindilerin ülkemize getirilmesi ve sözleşmeli üretim modelinin devreye sokulması ile hindi eti üretiminde gelişme sağlanmış, hindi sayısı 1970-2006 yılları arasında yaklaşık 1.5 kat artmıştır. 1980’li yıllardan sonra artan yumurta tavuğu sayısı 1999 yılında yaklaşık 72 milyona ulaşarak rekor düzeye çıkmış, daha sonra bir miktar düşüşle 60 milyona gerilemiştir. Et tavuğu sayısı ise sürekli artış göstererek 2006 yılında 286 milyona ulaşmıştır. Kanatlı hayvan türleri içerisinde çok düşük bir paya sahip olan kaz ve hindi sayısı ise yıllar itibariyle daha da düşüş göstermiştir.
Çizelge 3: Türlere Göre Kümes Hayvanları Sayısı (adet)
Yıl Yumurta Tavuğu Et Tavuğu Hindi Kaz Ördek Toplam
1995 57 324 654 71 689 773 3 291 000 1 745 163 1 199 925 135 250 515
1996 53 883 070 99 073 900 3 063 540 1 641 915 1 093 860 158 756 285
1997 61 401 783 104 870 702 5 327 501 1 794 610 1 828 792 175 223 388
1998 69 722 271 167 275 380 3 805 345 1 771 327 1 339 468 243 913 791
1999 71 885 207 167 862 730 3 762 516 1 670 916 1 294 824 246 476 193
2000 64 709 040 193 459 280 3 681 558 1 496 604 1 104 176 264 450 658
2001 55 675 750 161 899 442 3 254 018 1 397 560 913 748 223 140 518
2002 57 139 257 188 637 066 3 092 408 1 400 136 832 091 251 100 958
2003 60 399 520 217 133 076 3 994 093 1 336 775 810 910 283 674 374
2004 58 774 172 238 101 895 3 902 346 1 250 634 770 436 302 799 483
2005 60 275 674 257 221 440 3 697 103 1 066 581 656 409 322 917 207
2006 58 698 485 286 121 360 3 226 941 830 081 525 250 349 402 117
1990’lı yıllarda piliç eti üretiminde de büyük yatırımlar yapılarak dünya standartları yakalanmış ve üretim sürekli artırılarak bu günlere gelinmiştir. 2006 yılı verilerine göre Türkiye Dünya piliç eti üretimi sıralamasında 18., yumurta üretiminde ise 14. sırada bulunmaktadır. Bununla birlikte tavukçulukta dış satım sınırlıdır. Türkiye’de tavukçuluğun tamamına yakını modern işletmelerde ve entansif şekilde yürütülmektedir. Türkiye’de yumurta, piliç ve hindi eti dışındaki kanatlı hayvanların üretimi ise küçük kapasiteli aile işletmelerinde gerçekleştirilmektedir. Ancak, tavukçulukta damızlık materyal, bazı yem ve yem katkı maddeleri ve ilaç gibi girdiler bakımından büyük oranda ithalata dayalı yürütüldüğü için üretim büyük oranda dışa bağımlıdır.
Prof.Dr.İbrahim AK 1 Prof.Dr.Faik KANTAR 2
Özet
Türkiye, sanayileşmede son yıllarda önemli gelişmeler sağlamakla birlikte halen nüfusunun 1/3’ünü tarımda istihdam eden bir tarım ülkesi olma özelliğini de sürdürmektedir. Çukurova, Ege ve Marmara gibi bazı bölgelerde bitkisel ve hayvansal üretimde yoğun üretim teknikleri kullanılmakla birlikte, başta Doğu Anadolu olmak üzere bir çok bölgede ekstansif tarım uygulamaları halen sürdürülmektedir. Bir çok tarım işletmesi ya da çiftçi bitkisel ve hayvansal üretimi birlikte gerçekleştirmektedir. Kırsal alanda gelir düzeyinin düşüklüğü köyden kente göçü artırmakta, kentlerde plansız ve aşırı büyüme nedeniyle önemli sosyal sorunlar yaşanmaktadır. Hatalı hayvancılık politikaları nedeniyle son yıllarda hayvan sayısındaki düşüşlere rağmen ülkemiz hayvan potansiyeli bakımından hala Dünya’da önde gelen ülkelerden birisidir. Tavukçulukta ve bazı süt sığırı işletmelerinde yoğun üretim yöntemleri kullanılmakla birlikte, başta koyun ve keçi olmak üzere bir çok bölgede hayvancılık ekstansif yöntemlerle sürdürülmektedir. Üretimde düşük verimli fakat olumsuz çevre koşullarına dayanıklı ırklar kullanılmaktadır.
Ülkemizde, başta AB ve ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkelerin talebi ile ilk olarak 1984 yılında geleneksel ürünlerimizden kuru üzüm ve incirin ihracatı ile başlayan ekolojik tarım kısa zamanda hızlı bir gelişme göstererek bu gün 200 ürüne ulaşmıştır. Ancak, toplam üretim içerisinde %0.1 gibi düşük bir paya sahip olan bu ürünlerin tamamına yakını ihraç edilmekte ve bal hariç tamamını bitkisel ürünler oluşturmaktadır. Çünkü, ülkemizde bazı hayvan hastalıkları nedeniyle hayvansal ürünlerin ihracatında bazı sorunlar bulunmaktadır. İç pazarda da tüketici bilinci ve alım düzeyinin düşük olması nedeniyle ülkemizde ekolojik hayvansal ürünlerin üretimi yok denecek kadar azdır. Buna karşın, ülkemizin başta Doğu Anadolu Bölgesi olmak üzere, diğer bölgelerin özellikle dağlık kesimlerinde ekolojik hayvancılık potansiyeli oldukça yüksektir. Bu bölgelerde hayvanlar yem gereksinimlerinin önemli bir bölümünü çayır, mera ve yayla gibi doğal otlama alanlardan karşılamaktadırlar. Ekolojik hayvansal ürünlerin ihracatında sorunlar bulunduğu için, ekolojik hayvancılıkta hedef iç pazar olmalıdır. Ancak, iç pazarda, tüketici bilinci ve alım gücünün düşük olması nedeniyle ekolojik hayvancılığın gelişimi için önemli düzeyde desteğe ihtiyaç vardır. Ülkemizde, ekolojik tarım ve hayvancılığın yaygınlaştırılması doğa ve ekosistemin korunmasına, küçük çiftçilerin gelir düzeyinin artırılmasına, kırsal kalkınmanın sağlanmasına, köyden kente göçün önlenmesine, başta bebekler ve çocuklar olmak üzere insanlarımızın daha sağlıklı beslenmelerine olanak sağlayacaktır. Ancak, bunun için yeterli bir eğitim, iyi bir denetim ve üretimden tüketime kadar iyi bir organizasyonun oluşturulması ve ekolojik hayvancılığın desteklenmesi gerekmektedir.
1 Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bursa, [email protected].
2 Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü, Erzurum, [email protected].
GİRİŞ
Hızla artan dünya nüfusunun hayvansal protein gereksiniminin karşılanması amacıyla birim hayvandan en yüksek düzeyde verim alınması için yoğun üretim teknikleri kullanılarak son yarım yüzyılda bitkisel üretimde olduğu gibi hayvansal üretimde de önemli artışlar sağlanmıştır. Ancak, yoğun hayvan yetiştiriciliğinde hayvanların toprak ve bitkisel üretimle ilişkisinin kesilmesi sonucu hayvan gübreleri çevre kirliliğine yol açmaya başlamış, hayvan beslemede hormon, antibiyotik vb yem katkı maddeleri kullanımı hayvansal ürünlerde kalıntı bıraktığı için bu ürünleri tüketen insanlarda önemli sağlık sorunlarına neden olmuştur. Uygulanmakta olan yoğun hayvan yetiştirme sistemleri ile hayvanlarda yeni sağlık sorunları arasındaki ilişkiye deli dana hastalığı önemli bir örnektir. Bu hastalığı taşıyan koyun beyinleri, kesilen hayvanların diğer organları ile birlikte ucuz protein kaynağı olarak sığırların beslenmesinde kullanıldığında, hastalık kolaylıkla sığırlara bulaşabilmektedir.
Yoğun yetiştiricilikte hayvanlarda mastitis, tırnak hastalıkları, yağlı karaciğer sendromu ve asidosis gibi bir çok sağlık sorunu görülmektedir. Hayvanların sıkışık olarak barındırılması, yeterli hareket alanının olmaması, ağır metal artıklarının ve tarımsal ilaç kalıntılarının bulunduğu yerlerde stres hormonlarının üretimi artmakta, bu da hayvanlarda bağışıklık sistemini zayıflattığı için hayvanlarda daha fazla sağlık sorunlarına neden olmaktadır.
Antibiyotik içeren süt sağlık açısından sakıncalı olup, böyle sütlerin işlenmesinde önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Hayvancılıkta yem katkı maddesi olarak kullanılan antibiyotikler, bakterilerin bağışıklık kazanarak direnç göstermelerine neden olduğu için 2006 yılından itibaren kullanılmaları yasaklanmıştır. Konvansiyonel üretim şekli hayvan refahı açısından da birçok olumsuzluklar içermekte, hayvancılık işletmelerinde bronşit gibi solunum yolu hastalıkları daha fazla görülmektedir.
Ekolojik olmayan besinlerle alınan tarım ilacı kalıntıları insan ve hayvan vücudunda yağ dokuda birikebilmekte, süt ile yeni doğan yavruya geçebilmekte ve başta kanser olmak üzere bir çok hastalığa neden olabilmektedir. Yoğun üretim yöntemlerinde hayvansal ürünlerde civa, nikel, kurşun, arsenik ve kadmiyum gibi ağır metal kalıntılarına rastlanabilmektedir. Bu metaller sınırlı düzeyde de olsa insan vücuduna alındığında dokularda birikim yapmakta, alerjilere, genetik mutasyonlara ve vücudun metabolik fonksiyonlarında değişikliklere ve vücuttaki düzeyleri belirli bir sınırı aştığında zehirlenmelere neden olabilmektedirler.
Yoğun hayvansal üretimle ilgili tüm bu sorunlar yanında; gelişmiş ülkelerde hayvan haklarına gösterilen ilgi nedeniyle hayvan refahı giderek toplumsal düzeyde önem kazanmaktadır. Bu nedenle yakın bir gelecekte bu gün kullanılan yoğun üretim tekniklerinden vazgeçilmek zorunda kalınacaktır.
Yukarıda sayılan nedenlerle, gelişmiş ülkelerde çevre ve insan sağlığı açısından önem taşıyan ekolojik tarım içerisinde ekolojik hayvancılığın geliştiği ve ekolojik hayvansal ürünlere talebin her geçen gün daha da arttığı gözlenmektedir. Türkiye’de ekolojik hayvancılıkla ilgili konulara değinmeden önce ülkenin mevcut hayvancılık durumuna bir göz atmak gerekir.
Türkiye’de Hayvancılığın Genel Durumu
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hayvancılık; ekonomik, sosyal ve beslenme açısından büyük önem taşıyan vazgeçilmez bir sektördür. Hayvancılık, ülke ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunmakta, kırsal alanda istihdam yaratmakta ve önemli düzeyde katma değer sağlamaktadır. Halkımızın yeterli ve dengeli beslenmeleri, özellikle çocuklarda ve gençlerde sağlıklı bir zihinsel ve bedensel gelişme için mutlaka gerekli olan et, süt ve yumurta gibi ürünlerin üretilmesini sağlamaktadır. Et, süt, tekstil ve deri gibi çeşitli endüstri kollarına hammadde sağlamakta, yem, ilaç ve ekipman gibi yan sanayi kollarının kurulmasına ve gelişmesine yardımcı olmakta, ülke ihracat gelirlerine değişen oranlarda katkıda bulunmaktadır. Hayvan gübreleri bitkisel üretimde toprağın fiziksel yapısını iyileştirmede ve toprak verimliliğini artırmada etkilidir. Hayvancılık, tarım işletmelerinde özellikle kışın bitkisel üretim faaliyetlerinin olmadığı dönemde işletmedeki boş işgücünün değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Bitkisel üretim büyük oranda iklim koşullarına bağlı olduğu için, iklim koşullarından daha az etkilenen hayvancılık tarım işletmelerinin sigortası niteliğindedir.
Ülkemizde hayvancılık sektöründe son yıllarda önemli değişimler olmuş, büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığımız önemli düzeyde azalmıştır. Birim hayvan başına verim miktarında artış olmakla birlikte birim hayvan başına verim düzeyi hala gelişmiş ülkelerin verimlerinin oldukça gerisindedir. Hayvancılıkta tavukçuluk hariç çeşitli nedenlerle üretimde beklenen artış sağlanamamıştır.
Türkiye’nin 1970-2006 yılları arası dönemdeki hayvan varlığı incelendiğinde tavuk ve hindi hariç bütün türlerde önemli düzeyde bir azalma olduğu görülmektedir (Çizelge 1). Bu kadar hızlı bir düşüşün meydana getireceği üretim azalmasının hayvan başına verimdeki artışla karşılanması oldukça zordur.
Çizelge 1: Türkiye Hayvan Varlığının Değişimi
Tür 1970 2006 Değişim (%)
Sığır 12 756 000 10 871 364 - 15
Koyun 36 471 000 25 616 912 - 30
Kıl keçi 15 040 000 6 433 744 -57
Ankara Keçisi 4 443 000 209 550 -95
Manda 1 117 000 100 516 -91
Tavuk 32 313 000 286 121 360 + 785
Hindi 2 023 000 3 226 941 + 60
Ülkemizde büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren sürekli artış gösterirken, 1980’li yıllardan sonra ani bir düşüş göstermiştir. Bu düşüşe 1980-1985 yılları arasında hayvancılık istatistiklerinde yapılan yöntem değişikliğinin yanı sıra 1980 yılı sonrası yaşanan terör, göç ve uygulanan hayvancılık politikaları neden olmuştur.
Çizelge 1’de görüldüğü gibi 1970-2006 yılları arasında sığır sayısı %15, manda sayısı %91, koyun sayısı %30 ve kıl keçi sayısı %57 azalmıştır. Ankara keçi sayısında ise bu düşüş %95 düzeyindedir. Belirtilen dönemde ülke nüfusu %100 artarken, kanatlı hariç diğer çiftlik hayvanlarının sayısının düşmesi düşündürücüdür. 2006 yılı itibariyle hayvan varlığımızın bölgelere göre dağılımı ise çizelge 2’de verilmiştir.
Çizelge 2: Bölgelere göre hayvan varlığı, % (2006 yılı)
Bölgeler Sığır Koyun Keçi Et
tavuğu Yumurta tavuğu Hindi Arı
Marmara 14.5 9.8 10.3 80.6 18.8 22.2 14.4
Ege 14.3 10.1 14.1 8.2 30.0 40.1 20.5
Karadeniz 19.0 5.7 2.6 2.8 11.0 3.5 19.1
Akdeniz 7.8 6.2 24.0 2.7 5.7 3.1 9.6
İç Anadolu 14.8 16.5 6.6 3.2 27.8 7.8 12.7
Doğu Anadolu 23.5 37.4 22.9 2.4 3.3 7.4 13.4
G.Doğu Anadolu 6.1 14.3 19.5 0.1 4.2 15.9 10.3
Toplam (x 1000) 10 936 25 616 6 643 286 121 58 698 3 200 2 353
Türkiye’de 2006 yılı itibariyle hayvan varlığının bölgelere göre dağılımı incelendiğinde sığır varlığının Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesinde, Koyun varlığının Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgesinde, Keçi varlığının ise Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Et tavukçuluğunun %80’i Marmara bölgesinde, yumurta tavukçuluğunun ise yaklaşık %80’ni Ege, İç Anadolu ve Marmara bölgesinde yoğunlaşmıştır. Hindi üretimi daha çok Ege ve Marmara bölgesinde (%62) yapılmaktadır. Arıcılık ise Ege ve Karadeniz bölgesinde daha fazla yapılmakla birlikte diğer bölgelerde de üretim yapılmaktadır. Mera olanaklarının daha fazla olması nedeniyle geçmişte olduğu gibi günümüzde de Doğu Anadolu bölgesi ülkemizin hayvancılık bölgesi olma özelliğini sürdürmekte ve hayvancılık bu bölgede daha çok ekstansif olarak yürütülmektedir. Batı bölgelerimizde ise tavukçuluk ve entansif sığıcılık yapılmakta, sığırcılıkta kültür ırklarının kullanımı nedeniyle hayvan başına daha yüksek düzeyde verim elde edilmektedir. Batı bölgelerimizde silaj ve yem bitkileri üretimi daha yaygın olup, üretici daha örgütlü bir şekilde üretim yapmaktadır.
2006 yılı verilerine göre sığır varlığımızın %25’i kültür ırkı, %43’ü kültür ırkı melezi ve %31’i ise yerli ırklardan oluşmaktadır. Koyun varlığımızın %3’ü kültür ırkı, %97’si ise yerli ırklardan, keçi varlığımızın ise tamamına yakını yerli ırklardan oluşmaktadır. Ülkemizde tavukçuluk dışında hayvansal üretimin düşük olmasının en önemli nedenlerinden biri hayvan varlığımızın hala önemli bir bölümünü olumsuz çevre koşullarına dayanıklı düşük verimli yerli ırkların oluşturması ve hayvanlara başta bakım ve besleme olmak üzere uygun çevre koşullarının sağlanamamasıdır.
Ülkemizde toplam alanların %17’sini çayır mera alanları oluşturmakla birlikte bir çok bölgede yağış miktarının düşük olması, erken ve ağır otlatma nedeniyle meralarımızın verimi düşüktür. Kaliteli kaba yem açığının kapatılması için gerekli olan yem bitkileri üretimi ise son yıllarda yem bitkileri desteği sağlanarak bir miktar artış sağlanmakla birlikte toplam tarım alanlarının %3’ü düzeyinde olup, yeterli düzeyde değildir.
Türkiye’nin kanatlı sektöründe en önemli paya sahip olan piliç eti üretimi 1980’li yıllarda entegre üretim tesislerinin çoğalması ve sözleşmeli üretim modelinin uygulanması ile önemli bir yapısal değişim göstermiştir. 1970-2006 arası dönemde diğer hayvan türlerinin sayısı düşüş gösterirken kanatlı üretiminin tamamına yakının (%99) oluşturan tavuk sayısı bu dönemde çok hızlı bir gelişme göstererek yaklaşık 9 kat artmıştır. Kanatlı eti üretiminin ikinci önemli dalı olan hindicilik ise 1995 yılından itibaren hibrit beyaz hindilerin ülkemize getirilmesi ve sözleşmeli üretim modelinin devreye sokulması ile hindi eti üretiminde gelişme sağlanmış, hindi sayısı 1970-2006 yılları arasında yaklaşık 1.5 kat artmıştır. 1980’li yıllardan sonra artan yumurta tavuğu sayısı 1999 yılında yaklaşık 72 milyona ulaşarak rekor düzeye çıkmış, daha sonra bir miktar düşüşle 60 milyona gerilemiştir. Et tavuğu sayısı ise sürekli artış göstererek 2006 yılında 286 milyona ulaşmıştır. Kanatlı hayvan türleri içerisinde çok düşük bir paya sahip olan kaz ve hindi sayısı ise yıllar itibariyle daha da düşüş göstermiştir.
Çizelge 3: Türlere Göre Kümes Hayvanları Sayısı (adet)
Yıl Yumurta Tavuğu Et Tavuğu Hindi Kaz Ördek Toplam
1995 57 324 654 71 689 773 3 291 000 1 745 163 1 199 925 135 250 515
1996 53 883 070 99 073 900 3 063 540 1 641 915 1 093 860 158 756 285
1997 61 401 783 104 870 702 5 327 501 1 794 610 1 828 792 175 223 388
1998 69 722 271 167 275 380 3 805 345 1 771 327 1 339 468 243 913 791
1999 71 885 207 167 862 730 3 762 516 1 670 916 1 294 824 246 476 193
2000 64 709 040 193 459 280 3 681 558 1 496 604 1 104 176 264 450 658
2001 55 675 750 161 899 442 3 254 018 1 397 560 913 748 223 140 518
2002 57 139 257 188 637 066 3 092 408 1 400 136 832 091 251 100 958
2003 60 399 520 217 133 076 3 994 093 1 336 775 810 910 283 674 374
2004 58 774 172 238 101 895 3 902 346 1 250 634 770 436 302 799 483
2005 60 275 674 257 221 440 3 697 103 1 066 581 656 409 322 917 207
2006 58 698 485 286 121 360 3 226 941 830 081 525 250 349 402 117
1990’lı yıllarda piliç eti üretiminde de büyük yatırımlar yapılarak dünya standartları yakalanmış ve üretim sürekli artırılarak bu günlere gelinmiştir. 2006 yılı verilerine göre Türkiye Dünya piliç eti üretimi sıralamasında 18., yumurta üretiminde ise 14. sırada bulunmaktadır. Bununla birlikte tavukçulukta dış satım sınırlıdır. Türkiye’de tavukçuluğun tamamına yakını modern işletmelerde ve entansif şekilde yürütülmektedir. Türkiye’de yumurta, piliç ve hindi eti dışındaki kanatlı hayvanların üretimi ise küçük kapasiteli aile işletmelerinde gerçekleştirilmektedir. Ancak, tavukçulukta damızlık materyal, bazı yem ve yem katkı maddeleri ve ilaç gibi girdiler bakımından büyük oranda ithalata dayalı yürütüldüğü için üretim büyük oranda dışa bağımlıdır.


Comment