20. yüzyılın başından itibaren gelişen sanayi ve teknolojiyle birlikte
artan dünya nüfusu birim alandan daha fazla ürün elde etmeye yönelik
yoğun tarım uygulamalarını gündeme getirmiştir. Buna bağlı olarak
bitkilerin ve bitkisel ürünlerin zararlı, hastalık ve yabancı otların
etkilerinden korunması, kaliteli ve bol ürün elde edilmesi için tarımsal
ilaçların kullanılması kaçınılmaz olmuştur. Tarımsal ilaç yada pestisit;
hastalık etmeni ve zararlıları öldüren kimyasal bileşik olup halen 900 çeşit
kimyasal madde ve bunların 60.000 tür değişik formulasyonu geliştirilmiş
durumdadır.
Başlangıçta olumlu görülen tarımsal ilaç kullanımı zamanla çevre ve
insanlar aleyhine pek çok problemin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
* Kullanılan pestisitler uygulama sonrası belirli bir süreç içinde
güneş ışığı ile dekompozisyona uğramamışsa yada bakteri faaliyetleri ile
kimyasal yapıları bozulmamışsa zamanla toprakta birikir. Toprakta biriken
pestisitler toprak mikroorganizmaları ve bazı hayvansal zararlıların yok
olmalarına yada geçici süre inaktive olmalarına neden olurlar. Ayrıca
alüminyum, bakır, kalay gibi ağır metaller içeren pestisitlerin yarılanma
ömürleri uzun olduğu için bitkiler tarafından alınabilme ve sonrasında
insanlarda sağlık sorunlarına neden olabilme durumları vardır.
* Sızan sularla toprağın alt katmanlarına, oradan yeraltı sularına
ulaşan pestisit kalıntıları içme suları yoluyla insan sağlığını tehdit eder
duruma gelirler.
* Pestisitler, buharlaşarak atmosfere karışırlar. Atmosfer kirliliğine
neden olan DDT, Aldrin ve Metil bromid gibi maddeler geniş alanlarda
etkili olmaktadırlar. Örneğin kutup ayılarında bile DDT kalıntısına
rastlanmıştır. Ayrıca ozon deliğinin büyümesinde Metil bromidin önemli
rolü bulunmaktadır. Pestisitler atmosferden yağmurla tekrar toprağa ve
sulara, su canlıları ve balıklara, gıda zinciri ile insanlara ulaşan bir
etkileşim döngüsü ortaya çıkarmaktadırlar Ayrıca her yıl pek çok kuş ve
hayvan türü ile bunların yaşam alanları tarım ilaçları nedeniyle yok
olmaktadır.
Pestisitler insanlarda ;
* Akut ve kronik zehirlenmelere,
* Kansere,
* Alerjik reaksiyonlara,
* Sinir sisteminin tahribatına,
* Öğrenme güçlüğü ve hafıza kaybına,
*İnsan organizması için hayati fonksiyonları olan enzim dengelerinin
bozulmasına,
* Hücre içi DNA moleküllerinde bozulmalar ve mutasyona neden
olurlar
.
İnsana ve çevreye verilen zararlar nedeniyle tüm dünyada organik
tarıma doğru bir yönelim meydana gelmiştir.
Organik tarım; daha az dış kimyasal girdilerin kullanıldığı, buna
karşın daha çok biyolojik yoğunluğun yer aldığı alternatif bir tarım
sistemidir.
Organik tarım;
- Kimyasalların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak,
- Daha kaliteli ürün elde etmek,
- Enerji tasarrufu yapmak,
- Toprak erozyonunu önlemek,
- Suyun kalitesini korumak,
- Çiftçilerin ve tarımsal işletmelerde çalışanların sağlığını korumak,
- Ekonomiyi desteklemek için gereklidir.
Organik tarımda kültürel önlemleri “Pasif Bitki Koruma “, bitki bakım
maddeleri ve doğal dayanıklılığı arttırıcı maddeleri “Aktif Bitki Koruma “
başlığı altında inceleyebiliriz.
Pasif Bitki Koruma Yöntemleri :
1- Dayanıklı Çeşitler: Bitki çeşitleri arasında hastalıklara karşı
duyarlılık açısından farklılıklar bulunduğu M.Ö.370-286 yıllarında yaşayan
Theophrastus tarafından tespit edilmiştir.
Dayanıklı çeşitler;
- Seleksiyon,
- Mutasyon,
- Kombinasyon (melezleme) yöntemleri ile elde edilirler.
Dayanıklı bitki; patojenin gelişimini ve aktivitesini geciktirme yada
bastırma yeteneğine sahip, belirtilerin ortaya çıkışını engelleyen veya
azaltan bitkidir.
Dayanıklılık; bitkinin genetik yapısıyla ilişkili olup bazen bir veya
birkaç gen ile yönetilirken, bazen de çok sayıda gen tarafından kontrol
edilebilmektedir. Hastalıklara dayanıklı çeşitlerin ekimi veya dikimiyle
kimyasal uygulamalar azaltılarak hatta bazı durumlarda tamamen ortadan
kaldırılarak avantaj sağlanır. Bir hastalığa karşı dayanıklı çeşit kullanılarak
ve uygun hastalık yönetimi uygulamalarıyla diğer hastalıklarda kontrol
edilebilir. Ancak bir hastalığa karşı dayanıklı olan bir çeşit diğer önemli
hastalık ve zararlılara karşı hassas olabilir. Örneğin; LMV’ne dayanıklı
olan marul çeşidi Rhizomonas suberifaciens mantarlı kök hastalığına karşı
oldukça hassas , bu kök hastalığına karşı dayanıklı olan bir marul çeşidi ise
külleme Bremia lactucae’ye karşı çok hassas olabilmektedir. En fazla
zarar veren bitki hastalıklarının pek çoğu için şu ana kadar uygun dayanıklı
çeşit bulunamamıştır (Örneğin Domateste P. infestans ). Pek çok durumda
ise dayanıklılığın zayıflaması veya yok olması hedef patojenin yeni bir ırk
geliştirmesi, ortama patojenin yeni ırklarının bulaşması yada bitkinin
yetiştirildiği ortam koşullarında meydana gelen değişmeler nedeniyle
ortaya çıkar. Örneğin; Konya-Ereğli’de yetiştirilen Misket elması Venturia
inaequalis-Karaleke hastalığına karşı dayanıklılık gösterirken, aynı elma
çeşidi Amasya ve Kastamonu’da yetiştirildiği zaman karalekeye karşı
duyarlı hale gelmektedir. Dayanıklı çeşitler organik tarımda hastalıkların
kontrolü için kullanılan en önemli silahtır. Bu nedenle dayanıklı çeşitlerin
geliştirilmesi çalışmalarına önem verilmelidir. Dayanıklı çeşitlerin
kullanımı yanında bitkilerde dayanıklılığı arttırıcı bir yöntem olarak Karşı
Koruma- Çapraz Koruma (Cross-Protection) kullanılır.Örneğin;
turunçgilerde çok yıkıcı bir hastalık olan tristeza-göçüren virüsüne karşı
virülensi düşük olan bir ırkla aşılama yapıldığı zaman virülensi yüksek
olan tisteza ırkına karşı koruma sağlanır.
2-Yer Seçimi : Üreticiler mümkün olduğunca problemli
bölgelerden kaçınarak dikim planı yapmalıdırlar. Toprak kökenli
patojenlerle bulaşık olduğu bilinen bir arazide yetiştirilecek olan hassas bir
ürün büyük kayıplara neden olabilir. Armillaria, Fusarium,
Plasmodiophora, Sclerotium ve Verticillium gibi bitki patojeni funguslar
toprak kökenli olup, konukçu bitki olmadan da uzun yıllar toprakta
yaşayabilirler. Bu nedenle üreticiler bu funguslarla bulaşık olmayan
arazileri seçmelidirler. Enfekteli toprak ve suyun temiz bölgelere
girmemesi için dikkatli olmak gereklidir. Toprak kökenli patojenler traktör
gibi alet ve ekipmanlara yapışan toprakla enfekteli araziden temiz araziye
taşınabilmektedirler. Ayrıca çayır-mera alanları, otlaklar, ırmak kenarları
ve dağ eteklerinde yer alan araziler virüs ve virüs benzeri hastalıkların
kaynağı olan doğal vejetasyonu, yabancı otları ve virüs vektörlerini
barındırırlar. Örneğin; Domates çalı cücelik virüsü (Tomato bushy stunt
virus) ırmak ve su kenarlarında yetiştirilen domates, marul gibi ürünlerde
bulunabilir.Bu araziden ve arazi kenarlarından kazınıp başka tarla üzerine
veya seraya dağıtılan toprakla virüs taşınımı olmakta ve sonraki dönemde
yetiştirilen bitkiler şiddetli bir şekilde hastalanmaktadırlar.Deniz ve ırmak
kenarlarına çok yakın arazilerde yapılan dikimlerde artan nem nedeniyle
külleme hastalıklarının ortaya çıkma riski artacaktır.Çok iyi drene edilmiş
kumlu topraklarda ise kök ve kök boğazı hastalıklarının riski azalmaktadır.
Organik tarımda hastalık yönetimi açısından seçtiğimiz alanların aynı
zamanda şehirlerarası ana karayollarına 1 km, ağır sanayi tesisleri, reaktör,
hidrolik ve termik santrallere 3 km, maden işletmelerine 1 km, kentsel
atıkların bırakıldığı alanlara 3 km mesafede olması gerektiğini
unutmamalıyız.
3-Temiz Üretim Materyali Kullanımı : Üretim materyalleri temiz
ve patojenlerden ari olmalıdır. Bazı hastalıklar için tohumla taşınma
patojenlerin yayılımının birinci nedenidir. Bugün itibarıyla bitkilerde
hastalık oluşturabilen 2400 mikroorganizma 383 bitki cinsinin
tohumlarında hastalık meydana getirmektedirler. Patojenle bulaşma
seviyesini düşürmek için, örneğin sıcaklıkla muamele edilmiş, belirli bir
bulaşma eşiğinin altında tutularak testlenmiş ve sertifika edilmiş tohumlar
ve hastalıklardan temiz üretim materyalleri her zaman tercih edilmelidir.
Meristem kültürü yöntemi kullanılarak hastalıklarla bulaşık bitkilerden
sağlıklı bitkiler elde edilebilmektedir.Bu yöntemde; patojenlerin gelişmesi
ve bitkideki ilerleme hızlarının , bitkinin gelişme hızından geride
kalmasından yararlanılır. Yani hastalıklı bitkilerin uç meristem dokuları
patojenlerle bulaşık değildir. Narenciye ve Seracılık Araştırma
Enstitüsünde yürütülen Türkiye Turunçgil Çeşit Geliştirme Projesinde Bir
meristem kültürü yöntemi olan sürgün ucu aşılama yöntemi ile uç
meristeminin hastalıksız dokusu alınarak ve termoterapi uygulamasıyla
birleştirilerek virüs ve virüs benzeri hastalıklardan temiz aşıgözü ve fidan
üretimi başarılmıştır. 1992 yılından bu yana virüssüz fidan üretimi
yapmak üzere ruhsat almış fidanlıklara temiz aşıgözü, üreticilere de temiz
fidan temini sağlanmaktadır.
artan dünya nüfusu birim alandan daha fazla ürün elde etmeye yönelik
yoğun tarım uygulamalarını gündeme getirmiştir. Buna bağlı olarak
bitkilerin ve bitkisel ürünlerin zararlı, hastalık ve yabancı otların
etkilerinden korunması, kaliteli ve bol ürün elde edilmesi için tarımsal
ilaçların kullanılması kaçınılmaz olmuştur. Tarımsal ilaç yada pestisit;
hastalık etmeni ve zararlıları öldüren kimyasal bileşik olup halen 900 çeşit
kimyasal madde ve bunların 60.000 tür değişik formulasyonu geliştirilmiş
durumdadır.
Başlangıçta olumlu görülen tarımsal ilaç kullanımı zamanla çevre ve
insanlar aleyhine pek çok problemin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
* Kullanılan pestisitler uygulama sonrası belirli bir süreç içinde
güneş ışığı ile dekompozisyona uğramamışsa yada bakteri faaliyetleri ile
kimyasal yapıları bozulmamışsa zamanla toprakta birikir. Toprakta biriken
pestisitler toprak mikroorganizmaları ve bazı hayvansal zararlıların yok
olmalarına yada geçici süre inaktive olmalarına neden olurlar. Ayrıca
alüminyum, bakır, kalay gibi ağır metaller içeren pestisitlerin yarılanma
ömürleri uzun olduğu için bitkiler tarafından alınabilme ve sonrasında
insanlarda sağlık sorunlarına neden olabilme durumları vardır.
* Sızan sularla toprağın alt katmanlarına, oradan yeraltı sularına
ulaşan pestisit kalıntıları içme suları yoluyla insan sağlığını tehdit eder
duruma gelirler.
* Pestisitler, buharlaşarak atmosfere karışırlar. Atmosfer kirliliğine
neden olan DDT, Aldrin ve Metil bromid gibi maddeler geniş alanlarda
etkili olmaktadırlar. Örneğin kutup ayılarında bile DDT kalıntısına
rastlanmıştır. Ayrıca ozon deliğinin büyümesinde Metil bromidin önemli
rolü bulunmaktadır. Pestisitler atmosferden yağmurla tekrar toprağa ve
sulara, su canlıları ve balıklara, gıda zinciri ile insanlara ulaşan bir
etkileşim döngüsü ortaya çıkarmaktadırlar Ayrıca her yıl pek çok kuş ve
hayvan türü ile bunların yaşam alanları tarım ilaçları nedeniyle yok
olmaktadır.
Pestisitler insanlarda ;
* Akut ve kronik zehirlenmelere,
* Kansere,
* Alerjik reaksiyonlara,
* Sinir sisteminin tahribatına,
* Öğrenme güçlüğü ve hafıza kaybına,
*İnsan organizması için hayati fonksiyonları olan enzim dengelerinin
bozulmasına,
* Hücre içi DNA moleküllerinde bozulmalar ve mutasyona neden
olurlar
.
İnsana ve çevreye verilen zararlar nedeniyle tüm dünyada organik
tarıma doğru bir yönelim meydana gelmiştir.
Organik tarım; daha az dış kimyasal girdilerin kullanıldığı, buna
karşın daha çok biyolojik yoğunluğun yer aldığı alternatif bir tarım
sistemidir.
Organik tarım;
- Kimyasalların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak,
- Daha kaliteli ürün elde etmek,
- Enerji tasarrufu yapmak,
- Toprak erozyonunu önlemek,
- Suyun kalitesini korumak,
- Çiftçilerin ve tarımsal işletmelerde çalışanların sağlığını korumak,
- Ekonomiyi desteklemek için gereklidir.
Organik tarımda kültürel önlemleri “Pasif Bitki Koruma “, bitki bakım
maddeleri ve doğal dayanıklılığı arttırıcı maddeleri “Aktif Bitki Koruma “
başlığı altında inceleyebiliriz.
Pasif Bitki Koruma Yöntemleri :
1- Dayanıklı Çeşitler: Bitki çeşitleri arasında hastalıklara karşı
duyarlılık açısından farklılıklar bulunduğu M.Ö.370-286 yıllarında yaşayan
Theophrastus tarafından tespit edilmiştir.
Dayanıklı çeşitler;
- Seleksiyon,
- Mutasyon,
- Kombinasyon (melezleme) yöntemleri ile elde edilirler.
Dayanıklı bitki; patojenin gelişimini ve aktivitesini geciktirme yada
bastırma yeteneğine sahip, belirtilerin ortaya çıkışını engelleyen veya
azaltan bitkidir.
Dayanıklılık; bitkinin genetik yapısıyla ilişkili olup bazen bir veya
birkaç gen ile yönetilirken, bazen de çok sayıda gen tarafından kontrol
edilebilmektedir. Hastalıklara dayanıklı çeşitlerin ekimi veya dikimiyle
kimyasal uygulamalar azaltılarak hatta bazı durumlarda tamamen ortadan
kaldırılarak avantaj sağlanır. Bir hastalığa karşı dayanıklı çeşit kullanılarak
ve uygun hastalık yönetimi uygulamalarıyla diğer hastalıklarda kontrol
edilebilir. Ancak bir hastalığa karşı dayanıklı olan bir çeşit diğer önemli
hastalık ve zararlılara karşı hassas olabilir. Örneğin; LMV’ne dayanıklı
olan marul çeşidi Rhizomonas suberifaciens mantarlı kök hastalığına karşı
oldukça hassas , bu kök hastalığına karşı dayanıklı olan bir marul çeşidi ise
külleme Bremia lactucae’ye karşı çok hassas olabilmektedir. En fazla
zarar veren bitki hastalıklarının pek çoğu için şu ana kadar uygun dayanıklı
çeşit bulunamamıştır (Örneğin Domateste P. infestans ). Pek çok durumda
ise dayanıklılığın zayıflaması veya yok olması hedef patojenin yeni bir ırk
geliştirmesi, ortama patojenin yeni ırklarının bulaşması yada bitkinin
yetiştirildiği ortam koşullarında meydana gelen değişmeler nedeniyle
ortaya çıkar. Örneğin; Konya-Ereğli’de yetiştirilen Misket elması Venturia
inaequalis-Karaleke hastalığına karşı dayanıklılık gösterirken, aynı elma
çeşidi Amasya ve Kastamonu’da yetiştirildiği zaman karalekeye karşı
duyarlı hale gelmektedir. Dayanıklı çeşitler organik tarımda hastalıkların
kontrolü için kullanılan en önemli silahtır. Bu nedenle dayanıklı çeşitlerin
geliştirilmesi çalışmalarına önem verilmelidir. Dayanıklı çeşitlerin
kullanımı yanında bitkilerde dayanıklılığı arttırıcı bir yöntem olarak Karşı
Koruma- Çapraz Koruma (Cross-Protection) kullanılır.Örneğin;
turunçgilerde çok yıkıcı bir hastalık olan tristeza-göçüren virüsüne karşı
virülensi düşük olan bir ırkla aşılama yapıldığı zaman virülensi yüksek
olan tisteza ırkına karşı koruma sağlanır.
2-Yer Seçimi : Üreticiler mümkün olduğunca problemli
bölgelerden kaçınarak dikim planı yapmalıdırlar. Toprak kökenli
patojenlerle bulaşık olduğu bilinen bir arazide yetiştirilecek olan hassas bir
ürün büyük kayıplara neden olabilir. Armillaria, Fusarium,
Plasmodiophora, Sclerotium ve Verticillium gibi bitki patojeni funguslar
toprak kökenli olup, konukçu bitki olmadan da uzun yıllar toprakta
yaşayabilirler. Bu nedenle üreticiler bu funguslarla bulaşık olmayan
arazileri seçmelidirler. Enfekteli toprak ve suyun temiz bölgelere
girmemesi için dikkatli olmak gereklidir. Toprak kökenli patojenler traktör
gibi alet ve ekipmanlara yapışan toprakla enfekteli araziden temiz araziye
taşınabilmektedirler. Ayrıca çayır-mera alanları, otlaklar, ırmak kenarları
ve dağ eteklerinde yer alan araziler virüs ve virüs benzeri hastalıkların
kaynağı olan doğal vejetasyonu, yabancı otları ve virüs vektörlerini
barındırırlar. Örneğin; Domates çalı cücelik virüsü (Tomato bushy stunt
virus) ırmak ve su kenarlarında yetiştirilen domates, marul gibi ürünlerde
bulunabilir.Bu araziden ve arazi kenarlarından kazınıp başka tarla üzerine
veya seraya dağıtılan toprakla virüs taşınımı olmakta ve sonraki dönemde
yetiştirilen bitkiler şiddetli bir şekilde hastalanmaktadırlar.Deniz ve ırmak
kenarlarına çok yakın arazilerde yapılan dikimlerde artan nem nedeniyle
külleme hastalıklarının ortaya çıkma riski artacaktır.Çok iyi drene edilmiş
kumlu topraklarda ise kök ve kök boğazı hastalıklarının riski azalmaktadır.
Organik tarımda hastalık yönetimi açısından seçtiğimiz alanların aynı
zamanda şehirlerarası ana karayollarına 1 km, ağır sanayi tesisleri, reaktör,
hidrolik ve termik santrallere 3 km, maden işletmelerine 1 km, kentsel
atıkların bırakıldığı alanlara 3 km mesafede olması gerektiğini
unutmamalıyız.
3-Temiz Üretim Materyali Kullanımı : Üretim materyalleri temiz
ve patojenlerden ari olmalıdır. Bazı hastalıklar için tohumla taşınma
patojenlerin yayılımının birinci nedenidir. Bugün itibarıyla bitkilerde
hastalık oluşturabilen 2400 mikroorganizma 383 bitki cinsinin
tohumlarında hastalık meydana getirmektedirler. Patojenle bulaşma
seviyesini düşürmek için, örneğin sıcaklıkla muamele edilmiş, belirli bir
bulaşma eşiğinin altında tutularak testlenmiş ve sertifika edilmiş tohumlar
ve hastalıklardan temiz üretim materyalleri her zaman tercih edilmelidir.
Meristem kültürü yöntemi kullanılarak hastalıklarla bulaşık bitkilerden
sağlıklı bitkiler elde edilebilmektedir.Bu yöntemde; patojenlerin gelişmesi
ve bitkideki ilerleme hızlarının , bitkinin gelişme hızından geride
kalmasından yararlanılır. Yani hastalıklı bitkilerin uç meristem dokuları
patojenlerle bulaşık değildir. Narenciye ve Seracılık Araştırma
Enstitüsünde yürütülen Türkiye Turunçgil Çeşit Geliştirme Projesinde Bir
meristem kültürü yöntemi olan sürgün ucu aşılama yöntemi ile uç
meristeminin hastalıksız dokusu alınarak ve termoterapi uygulamasıyla
birleştirilerek virüs ve virüs benzeri hastalıklardan temiz aşıgözü ve fidan
üretimi başarılmıştır. 1992 yılından bu yana virüssüz fidan üretimi
yapmak üzere ruhsat almış fidanlıklara temiz aşıgözü, üreticilere de temiz
fidan temini sağlanmaktadır.


Comment