ORGANİK SEBZE ÜRETİMİNDE
EKİM NÖBETİ, ÜRÜN
SIRALAMASI VE BİRLİKTE
ÜRETİM SİSTEMLERİ
1. GİRİŞ
İnsan beslenmesinin devamlılığının sağlanabilmesi için, tarımsal faaliyetlerin
yürütülmesi zorunludur. Bu faaliyetleri yürüten üreticiler, zaman içerisinde bazı
faktörlerin etkisi ile aynı üretim alanında sürekli olarak bir türe ait bitkileri yetiştirmeye
başlamışlardır. Bir üretim alanında sürekli olarak aynı bitki türünün yetiştirilmesi “tek
bitki üretimi-monokültür” olarak tanımlanır. Tek ürün üretimine üreticileri yönlendiren
nedenler arasında; üretilen ürünün piyasada yüksek fiyat bulması, tüketiciler
tarafından sürekli talep edilen bir ürün olması, üretimi kolay olması ve üreticinin
üretimini bilmediği bitki türlerinin üretiminden kaçınması gibi nedenler sayılabilir.
Tek ürün üretiminin zaman içerisinde yaratmış olduğu pek çok olumsuzluklar
vardır. Bunlar; sürekli olarak toprağın belli derinliğindeki su ve besin maddesinin
tüketilmesi, tüketilen besin maddesinin telafi edilmesini amaçlayan aşırı sentetik
gübre kullanımı sonucunda bunların kalıntılarının su kaynakları ile toprak kirliliğine
neden olarak doğadaki yaşam zincirini olumsuz etkilemesidir. Ayrıca, yetiştirilen türe
ait hastalıkların etkinliğinin, zararlılarının yoğunluğunun artması ve bunların etkinliğini
önlemek amacıyla aşırı miktarda zirai mücadele ilaçlarının kullanımı sonucunda
doğada mevcut olan yararlı-zararlı böcek dengesinin ortadan kalkması, bu ilaçların
toprakta ve üretilen ürün üzerinde biriken kalıntıları sonucunda doğa ve insan
sağlığının tehdit altında olması, toprak mikroorganizma yapısının bozulmasıyla toprak
faunasının olumsuz etkilenmesidir.
Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal
dengeyi yeniden kurmaya yönelik olarak, çevreye ve insana dost üretim sistemlerini
içermekte olup, sentetik gübre ve zirai ilaç kullanımını yasaklamasının yanında,
organik ve yeşil gübreleme, ekim nöbeti, toprak muhafazası, bitkinin direncini
arttırma, parazit ve predatörlerden yararlanmayı ve bütün bu işlemlerin kapalı bir
sistem içerisinde yürütülmesini amaçlayan üretim sistemidir (İlter ve Altındişli, 1998).
Organik tarımda, hatalı uygulamalar sonucunda yapısı bozulan toprağın
iyileştirilmesi ve içindeki mikroorganizmaların korunup beslenmesinin sağlanması,
toprağın tek yönlü sömürülmesi önlenerek doğal verimliliğinin devam ettirilmesi ana
ilkelerden birisidir. Bunu sağlamanın etkili yöntemlerinden bir tanesi ise; iyi
planlanmış ekim nöbetlerinin uygulanmasıdır.
Sebzeler içermiş oldukları mineral ve vitaminleri ile insan beslenmesinde
önemli rol oynayan bitki türleridir. Kültürü yapılan sebzeler değişik familyalara aittir
ve her birinin toprak ve iklim istekleri farklıdır. Bir kısmı derin köklü (domates, biber,
kabak), bir kısmı yüzlek köklüdür (salatalar, ıspanak). Bir kısmı serin iklim sebzesi
(ıspanak, salatalar, lahana, karnabahar), bir kısmı yazlık sebzelerdir (domates, biber,
patlıcan, kabak, hıyar, karpuz, bamya).
Organik tarım esasları çerçevesinde yürütülecek sebze ekim nöbetleri, sebze
türlerinin özellileri dikkate alınarak hazırlanıp uygulanır ise; gelecek nesillerden ödünç
olarak alınıp kullanılmakta olan topraklar, gerçek sahiplerine yapısal bozukluğa
uğratılmadan teslim edilebilecektir.
4
2. ORGANİK SEBZE ÜRETİMİNDE EKİM NÖBETİ
Sebze yetiştiriciliğinde ekim nöbeti uygulaması, ticari sebze ürerimi ve ev
bahçesi üretimlerinde uzun süreli başarı elde edilebilmesi için gereklidir. Tarımsal
işletmelerde ekim nöbeti uygulanması, organik tarımın ana prensiplerinden birisidir.
Doğru ürün seçerek ekim nöbeti uygulayan bilinçli üreticiler, arazilerinin verimliliğinin
uzun yıllar devam etmesini sağlarken, toprak yapısının ve mikroflorasının
korunmasını da sağlar. Ekim nöbeti; rotasyon ve münavebe kelimeleri ile eş anlamlı
olup, tarımsal faaliyet gösterilen bölgenin iklim ve toprak özellikleri dikkate alınarak,
yüksek verimli ve kaliteli üretim yapmak amacıyla farklı kültür bitkilerinin birbirini,
karşılıklı olarak destekleyebilecek ve tamamlayabilecek şekilde ard arda
yetiştirilmesine denir.
Sebze yetiştiriciliğinde ekim nöbeti; toprak sağlığını arttırmak, verimli ve kaliteli
ürün elde etmek amacıyla arka arkaya yetiştirilecek sebze türlerinin bir plan ve
program dahilinde seçilmesidir. Bir üretim alanında ekim nöbeti izlenmediğinde,
toprak verimliliğini olumsuz yönde etkileyen faktörler şunlardır: Toprak kökenli
hastalık etmenlerinin etkenliğinin artması, nematodların daha aktif hale geçmesi ve
populasyonlarının artması, topraktaki organik madde miktarının sürekli olarak
azalması, kullanılan sentetik bitki besin maddesi ve zirai mücadele ilaçlarının toksik
etki yapan kalıntılarının artma olasılığının yüksek olması ve toprakta bulunan temel
mineral elementlerin dengesinin bozulmasıdır.
Ürün ekim nöbetinde ana prensip; aynı familyaya ait olan sebze türlerinin tek
ürün yetiştiriciliği (monokültür) zihniyeti ile arka arkaya üretilmemesidir. Bunun ana
nedeni; aynı familyaya ait türler topraktan aynı besin maddelerini alarak beslenirler ve
toprak verimliliğinin azalmasına neden olurlar. Örneğin; sebzeler yakılıp külleri
incelendiğinde; demir (F2O3) pırasada % 7.0, lahanada ise % 0.7 oranında
bulunmaktadır. Bilindiği üzere bu iki sebze türü farklı familyalara aittir. Potasyum
(K2O) ise; Lahana külünde % 48.3 ve karnabahar külünde ise % 23.4 düzeyinde
bulunmaktadır. Bu iki tür lahanagiller (Cruciferae) familyasına ait olup topraktan fazla
miktarda K2O kaldıran sebzelerdir. Mg bezelyede % 8.0 iken, salatalarda % 2.2 dir.
Fosfor (P2O5) ise; turpta % 41.1, bezelyede % 1.0 dır. Sebzeler için geçerli olan bu
durum diğer bitki grupları için de aynıdır. Örneğin; şekerpancarı, 4 ton kök+2 ton
yaprak verimi ile bir dekar alandan besin maddesi olarak 15 kg N+6 kg P2O5+17.5 kg
K2O+12 kg CaO kaldırırken, yonca 800 kg/da kuru ot verimiyle 25 kg N+5.5 kg
P2O5+14.5 kg K2O+23 kg CaO kaldırmaktadır. Bu nedenledir ki organik tarımın ana
prensiplerinden birisi toprak yapısının korunarak tarım yapılmasıdır. Toprak yapısının
korunmasını sağlayan uygulamalardan en önemlisi ise; tarımsal faaliyetler
uygulanırken bilinçli bir ekim nöbeti uygulanmasıdır (Şencan, 1976).
Ayrıca; aynı familyaya ait sebze türleri, aynı hastalık ve zararlılara hassas
olurlar. Yaygın olarak üretimi yapılmakta olan sebzelerin ait olduğu familya sayısı
toplam olarak 10 tanedir. Örneğin; soğan, sarımsak ve pırasa soğangiller
(Amaryllidaceae), domates, biber, patlıcan ve patates patlıcangiller (Solanaceae),
hıyar, karpuz, kavun ve kabak kabakgiller (Cucurbitaceae), lahana, karnabahar,
brokkoli, bürüksel lahanası, kırmızı lahana, turp, şalgam, roka ve tere lahanagiller
(Cruciferae) familyalarına ait sebze türleridir. Toprakta yaygın olarak bulunan ve
sebze üretiminde büyük sorun olan toprak kökenli bir çok hastalığın etkinliği “zaman
5
esas alınan ekim nöbeti” programları ile önlenebilmektedir. Fusarium kökenli hastalık
etmenleri; fasulye ve bezelyeyi de kapsayan bir çok sebze türüne önemli ölçüde
zarar veren bir hastalık etmenidir. Bu hastalık etmeni ile aynı üretim parselinde 2-3
yıllık ekim nöbeti programı uygulayarak başa çıkılabilmektedir.
Lahana kök çürüklük etmeni bir fungus olup, etkinliği; aynı üretim alanında 4-5
yıl lahanagillerden bir tür üretilmeyerek ortadan kaldırılabilmektedir. Örneğin; birinci
yıl beyaz baş lahana üretilmiş ve hastalık bu ürerim periyodunda etkili olarak önemli
ölçüde ürün zararına neden olmuş ise; ikinci yıl aynı üretim alanında brokkoli, kırmızı
baş lahana, brüksel lahanası ya da karnabahar üretimi yapıldığında zararın etkisi
katlanarak artmaktadır.
Verticillium solgunluk etmeni bir fungus olup, domateste önemli ölçüde zarar
yapan toprak kökenli bir hastalık etmenidir. Domates tarımından sonra, topraktaki
etkinliği uzun yıllar kalabilmektedir. Bu nedenle hastalığın etkili olduğu üretim
alanlarında domatesin arkasından tekrar domates ya da biber, patlıcan ve patates
üretimi yapılmamalıdır. Günümüzde, bakteri ve fungus kökenli hastalıklara dayanıklı
ya da toleranslı sebze çeşitleri geliştirilmiştir. Ancak, bu dayanıklılık etmeninin, söz
konusu çeşitlere hangi ıslah metotları ile aktarıldığı organik tarım prensipleri
yönünden önemlilik arz etmektedir.
Domates, havuç ve patates, kök ur nematodlarına karşı çok duyarlı olan
sebzelerdir. Tatlı mısır ve diğer tahıl grubu sebzeler ise, bu zararlı etmenini baskı
altına alabilen bitki gruplarıdır. Kök ur nematodları, genellikle sebze grubu bitkilerden
soğan ve karpuzda zararlanma yapmaz.
Ekim nöbetinde bitki seçimi yaparken, üretilen ön bitkinin toprakta ne kadar
organik madde bırakacağı da önemlidir. Kök kalıntıları ile toprağa bırakılan organik
madde miktarı sebze türlerine göre de değişim göstermektedir. Örneğin; lahana 50-
80, karnabahar 30-60, ıspanak 30-40, havuç 50-90, kırmızı pancar 60-70, maydanoz
10-20, kereviz 100-130, pırasa 50-100, soğan 90-100, bodur fasulye 50-70, bezelye
20-50, hıyar 20-80, domates 20-80 ve salatalar ise 10-30 kg/ da organik madde
bırakmaktadır. Tahıllardan olup sebze olarak üretilen tatlı mısırın da toprağa bıraktığı
organik madde miktarı çok fazladır. Ancak, tatlı mısırın toprakta bırakmış olduğu
organik madde kısa sürede parçalanmaz. Yazlık ve kışlık kabaklar, karpuz ve
baklagillerin bıraktığı organik materyaller ise; kısa sürede parçalanabilir
(Şencan,1976)
Ekim nöbeti uygulamalarına yeşil gübreleme amaçlı bitkiler de alınmalıdır. Bu
amaçla seçilen bitkilerin baklagil olmasının havanın serbest azotunun toprağa
bağlanmasını sağlamasının dışında başka faydaları da vardır. Baklagil bitkileri;
gölgeleme etkileri ve gevşek kök sistemleri nedeniyle, toprağın organik maddesini ve
strüktürünü arttırır, toprağın fazla kurumasını önleyerek, toprak yapısının
korunmasını sağlar. Toprakta K, Ca ve Mg gibi katyonların yıkanarak uzaklaşmasını
önler, erezyonun kontrol altına alınmasına yardımcı olur ve toprak yapısının
iyileşmesine katkıda bulunur, yabancıot, hastalık ve zararlılar ile mücadelede
faydalıdır (Ceylan, 1994).
Ayrıca ekim nöbeti programına konulacak sebze türü seçerken, bitkilerin derin
ya da yüzlek köklü olma özellikleri de dikkate alınmalıdır. Örneğin; salata grubu
6
sebzeler (marul, kıvırcık, baş salata), pancar ve diğer yeşillikler yüzlek köklü
sebzelerdir. Toprağın ilk 20-30 cm derinliğindeki besin maddelerinden
yararlanabilirler. Bu bitkiler dallanıp toprak yüzeyinde gölgeleme yapabilme özelliğine
de sahip değildir. Bu türlere ait bitkilerin üretimi aşamasında yabancı ot kontrolü
sağlayabilmek amacıyla sıra arası ve sıra üzeri mesafeleri oldukça dar tutulmalıdır.
Diğer taraftan; domates, biber, yazlık kabaklar ve kavun derin köklü sebzelerdir ve 60
cm toprak derinliğine kadar olan bitki besin maddelerinden yararlanabilme özelliğine
sahiptirler. Bu nedenle; yüzlek köklü sebzelerden sonra derin köklü sebzelerin ekim
nöbeti programlarına konulmasında fayda vardır. Ayrıca, derin köklü olarak adı geçen
bu sebzelerin toprak üstü kısımları da oldukça gelişerek toprak yüzeyini kaplayıp
yabancı ot gelişimini de belli oranda engelleyebilirler.
Bazı sebze türleri vardır ki, üretim periyodu sonunda toprakta bırakmış
oldukları organik maddeler parçalanırken, toprağa toksik madde bırakırlar. Bu toksik
maddeler kendilerinden sonra gelen sebze türleri için alleopatik etki oluşturabilirler.
Örneğin; tatlı mısır kendisinden sonra üretilecek bazı sebze türlerine böyle olumsuz
bir etkide bulunur. Tatlı mısır üretiminden sonra, salatalar, pancar ve soğan üretimi
yapılmak istenir ise, bırakılan toksik madde bu türlere ait bitkilerin gelişimlerini
engellemektedir. Diğer taraftan tatlı mısır ve dane mısır, soğanda büyük zarar yapan
pembe kök çürüklüğü etmeninin etkisinin azaltılmasında önemli olan iki art bitkidir.
Bitkilerin bırakmış oldukları bu toksik maddeler toprak yorgunluğu adı verilen verimsiz
koşulların oluşmasında önemli rol onamaktadır. Sebze üretiminde olduğu gibi diğer
bitki gruplarından da organik maddeleri parçalanırken toprağa toksik madde salan
bitkiler de vardır. Bunlar aşağıda sunulmuştur:
Bitki Türü Salgılanan Toksik Madde
Mısır Amino asit
Yulaf Scopoletin
Keten Linoin
Şeftali Amigdalin
Elma Florizin, kuversetin
Yağ Bitkileri Fosfor asidi
Şeker-nişasta bitkileri Potasyum
Sebzeler topraktan çok fazla besin maddesi kaldıran bitki gruplarıdır. Bu
nedenle kendilerinden sonra gelen bitki gruplarının toprakta mevcut bulunan besin
maddeleri ile beslenmesini engellerler. Örneğin; domates gibi topraktan çok fazla
besin maddesi kaldıran bir türden sonra hangi tür yetiştirilecek ise; toprak analizi
yaptırılarak, topraktan kaldırılan besin maddeleri, dikkatlice uygulanan bir gübreleme
programı ile toprağa ilave edilmelidir. Organik tarımda esas olarak organik kökenli
besin maddelerinin esasını çiftlik gübreleri oluşturmaktadır. Ancak, bilinçsiz yapılan
çiftlik gübrelemesi ile, sentetik gübrelerin yaratmış olduğu tehlikelerden daha tehlikeli
durumlar da yaratılabilmektedir. Örneğin; Avusturalya’da toprakların büyük bir kısmı
bilinçsiz uygulanan çiftlik gübrelemesi sonucunda kullanılamaz hale getirilmiştir.
EKİM NÖBETİ, ÜRÜN
SIRALAMASI VE BİRLİKTE
ÜRETİM SİSTEMLERİ
1. GİRİŞ
İnsan beslenmesinin devamlılığının sağlanabilmesi için, tarımsal faaliyetlerin
yürütülmesi zorunludur. Bu faaliyetleri yürüten üreticiler, zaman içerisinde bazı
faktörlerin etkisi ile aynı üretim alanında sürekli olarak bir türe ait bitkileri yetiştirmeye
başlamışlardır. Bir üretim alanında sürekli olarak aynı bitki türünün yetiştirilmesi “tek
bitki üretimi-monokültür” olarak tanımlanır. Tek ürün üretimine üreticileri yönlendiren
nedenler arasında; üretilen ürünün piyasada yüksek fiyat bulması, tüketiciler
tarafından sürekli talep edilen bir ürün olması, üretimi kolay olması ve üreticinin
üretimini bilmediği bitki türlerinin üretiminden kaçınması gibi nedenler sayılabilir.
Tek ürün üretiminin zaman içerisinde yaratmış olduğu pek çok olumsuzluklar
vardır. Bunlar; sürekli olarak toprağın belli derinliğindeki su ve besin maddesinin
tüketilmesi, tüketilen besin maddesinin telafi edilmesini amaçlayan aşırı sentetik
gübre kullanımı sonucunda bunların kalıntılarının su kaynakları ile toprak kirliliğine
neden olarak doğadaki yaşam zincirini olumsuz etkilemesidir. Ayrıca, yetiştirilen türe
ait hastalıkların etkinliğinin, zararlılarının yoğunluğunun artması ve bunların etkinliğini
önlemek amacıyla aşırı miktarda zirai mücadele ilaçlarının kullanımı sonucunda
doğada mevcut olan yararlı-zararlı böcek dengesinin ortadan kalkması, bu ilaçların
toprakta ve üretilen ürün üzerinde biriken kalıntıları sonucunda doğa ve insan
sağlığının tehdit altında olması, toprak mikroorganizma yapısının bozulmasıyla toprak
faunasının olumsuz etkilenmesidir.
Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal
dengeyi yeniden kurmaya yönelik olarak, çevreye ve insana dost üretim sistemlerini
içermekte olup, sentetik gübre ve zirai ilaç kullanımını yasaklamasının yanında,
organik ve yeşil gübreleme, ekim nöbeti, toprak muhafazası, bitkinin direncini
arttırma, parazit ve predatörlerden yararlanmayı ve bütün bu işlemlerin kapalı bir
sistem içerisinde yürütülmesini amaçlayan üretim sistemidir (İlter ve Altındişli, 1998).
Organik tarımda, hatalı uygulamalar sonucunda yapısı bozulan toprağın
iyileştirilmesi ve içindeki mikroorganizmaların korunup beslenmesinin sağlanması,
toprağın tek yönlü sömürülmesi önlenerek doğal verimliliğinin devam ettirilmesi ana
ilkelerden birisidir. Bunu sağlamanın etkili yöntemlerinden bir tanesi ise; iyi
planlanmış ekim nöbetlerinin uygulanmasıdır.
Sebzeler içermiş oldukları mineral ve vitaminleri ile insan beslenmesinde
önemli rol oynayan bitki türleridir. Kültürü yapılan sebzeler değişik familyalara aittir
ve her birinin toprak ve iklim istekleri farklıdır. Bir kısmı derin köklü (domates, biber,
kabak), bir kısmı yüzlek köklüdür (salatalar, ıspanak). Bir kısmı serin iklim sebzesi
(ıspanak, salatalar, lahana, karnabahar), bir kısmı yazlık sebzelerdir (domates, biber,
patlıcan, kabak, hıyar, karpuz, bamya).
Organik tarım esasları çerçevesinde yürütülecek sebze ekim nöbetleri, sebze
türlerinin özellileri dikkate alınarak hazırlanıp uygulanır ise; gelecek nesillerden ödünç
olarak alınıp kullanılmakta olan topraklar, gerçek sahiplerine yapısal bozukluğa
uğratılmadan teslim edilebilecektir.
4
2. ORGANİK SEBZE ÜRETİMİNDE EKİM NÖBETİ
Sebze yetiştiriciliğinde ekim nöbeti uygulaması, ticari sebze ürerimi ve ev
bahçesi üretimlerinde uzun süreli başarı elde edilebilmesi için gereklidir. Tarımsal
işletmelerde ekim nöbeti uygulanması, organik tarımın ana prensiplerinden birisidir.
Doğru ürün seçerek ekim nöbeti uygulayan bilinçli üreticiler, arazilerinin verimliliğinin
uzun yıllar devam etmesini sağlarken, toprak yapısının ve mikroflorasının
korunmasını da sağlar. Ekim nöbeti; rotasyon ve münavebe kelimeleri ile eş anlamlı
olup, tarımsal faaliyet gösterilen bölgenin iklim ve toprak özellikleri dikkate alınarak,
yüksek verimli ve kaliteli üretim yapmak amacıyla farklı kültür bitkilerinin birbirini,
karşılıklı olarak destekleyebilecek ve tamamlayabilecek şekilde ard arda
yetiştirilmesine denir.
Sebze yetiştiriciliğinde ekim nöbeti; toprak sağlığını arttırmak, verimli ve kaliteli
ürün elde etmek amacıyla arka arkaya yetiştirilecek sebze türlerinin bir plan ve
program dahilinde seçilmesidir. Bir üretim alanında ekim nöbeti izlenmediğinde,
toprak verimliliğini olumsuz yönde etkileyen faktörler şunlardır: Toprak kökenli
hastalık etmenlerinin etkenliğinin artması, nematodların daha aktif hale geçmesi ve
populasyonlarının artması, topraktaki organik madde miktarının sürekli olarak
azalması, kullanılan sentetik bitki besin maddesi ve zirai mücadele ilaçlarının toksik
etki yapan kalıntılarının artma olasılığının yüksek olması ve toprakta bulunan temel
mineral elementlerin dengesinin bozulmasıdır.
Ürün ekim nöbetinde ana prensip; aynı familyaya ait olan sebze türlerinin tek
ürün yetiştiriciliği (monokültür) zihniyeti ile arka arkaya üretilmemesidir. Bunun ana
nedeni; aynı familyaya ait türler topraktan aynı besin maddelerini alarak beslenirler ve
toprak verimliliğinin azalmasına neden olurlar. Örneğin; sebzeler yakılıp külleri
incelendiğinde; demir (F2O3) pırasada % 7.0, lahanada ise % 0.7 oranında
bulunmaktadır. Bilindiği üzere bu iki sebze türü farklı familyalara aittir. Potasyum
(K2O) ise; Lahana külünde % 48.3 ve karnabahar külünde ise % 23.4 düzeyinde
bulunmaktadır. Bu iki tür lahanagiller (Cruciferae) familyasına ait olup topraktan fazla
miktarda K2O kaldıran sebzelerdir. Mg bezelyede % 8.0 iken, salatalarda % 2.2 dir.
Fosfor (P2O5) ise; turpta % 41.1, bezelyede % 1.0 dır. Sebzeler için geçerli olan bu
durum diğer bitki grupları için de aynıdır. Örneğin; şekerpancarı, 4 ton kök+2 ton
yaprak verimi ile bir dekar alandan besin maddesi olarak 15 kg N+6 kg P2O5+17.5 kg
K2O+12 kg CaO kaldırırken, yonca 800 kg/da kuru ot verimiyle 25 kg N+5.5 kg
P2O5+14.5 kg K2O+23 kg CaO kaldırmaktadır. Bu nedenledir ki organik tarımın ana
prensiplerinden birisi toprak yapısının korunarak tarım yapılmasıdır. Toprak yapısının
korunmasını sağlayan uygulamalardan en önemlisi ise; tarımsal faaliyetler
uygulanırken bilinçli bir ekim nöbeti uygulanmasıdır (Şencan, 1976).
Ayrıca; aynı familyaya ait sebze türleri, aynı hastalık ve zararlılara hassas
olurlar. Yaygın olarak üretimi yapılmakta olan sebzelerin ait olduğu familya sayısı
toplam olarak 10 tanedir. Örneğin; soğan, sarımsak ve pırasa soğangiller
(Amaryllidaceae), domates, biber, patlıcan ve patates patlıcangiller (Solanaceae),
hıyar, karpuz, kavun ve kabak kabakgiller (Cucurbitaceae), lahana, karnabahar,
brokkoli, bürüksel lahanası, kırmızı lahana, turp, şalgam, roka ve tere lahanagiller
(Cruciferae) familyalarına ait sebze türleridir. Toprakta yaygın olarak bulunan ve
sebze üretiminde büyük sorun olan toprak kökenli bir çok hastalığın etkinliği “zaman
5
esas alınan ekim nöbeti” programları ile önlenebilmektedir. Fusarium kökenli hastalık
etmenleri; fasulye ve bezelyeyi de kapsayan bir çok sebze türüne önemli ölçüde
zarar veren bir hastalık etmenidir. Bu hastalık etmeni ile aynı üretim parselinde 2-3
yıllık ekim nöbeti programı uygulayarak başa çıkılabilmektedir.
Lahana kök çürüklük etmeni bir fungus olup, etkinliği; aynı üretim alanında 4-5
yıl lahanagillerden bir tür üretilmeyerek ortadan kaldırılabilmektedir. Örneğin; birinci
yıl beyaz baş lahana üretilmiş ve hastalık bu ürerim periyodunda etkili olarak önemli
ölçüde ürün zararına neden olmuş ise; ikinci yıl aynı üretim alanında brokkoli, kırmızı
baş lahana, brüksel lahanası ya da karnabahar üretimi yapıldığında zararın etkisi
katlanarak artmaktadır.
Verticillium solgunluk etmeni bir fungus olup, domateste önemli ölçüde zarar
yapan toprak kökenli bir hastalık etmenidir. Domates tarımından sonra, topraktaki
etkinliği uzun yıllar kalabilmektedir. Bu nedenle hastalığın etkili olduğu üretim
alanlarında domatesin arkasından tekrar domates ya da biber, patlıcan ve patates
üretimi yapılmamalıdır. Günümüzde, bakteri ve fungus kökenli hastalıklara dayanıklı
ya da toleranslı sebze çeşitleri geliştirilmiştir. Ancak, bu dayanıklılık etmeninin, söz
konusu çeşitlere hangi ıslah metotları ile aktarıldığı organik tarım prensipleri
yönünden önemlilik arz etmektedir.
Domates, havuç ve patates, kök ur nematodlarına karşı çok duyarlı olan
sebzelerdir. Tatlı mısır ve diğer tahıl grubu sebzeler ise, bu zararlı etmenini baskı
altına alabilen bitki gruplarıdır. Kök ur nematodları, genellikle sebze grubu bitkilerden
soğan ve karpuzda zararlanma yapmaz.
Ekim nöbetinde bitki seçimi yaparken, üretilen ön bitkinin toprakta ne kadar
organik madde bırakacağı da önemlidir. Kök kalıntıları ile toprağa bırakılan organik
madde miktarı sebze türlerine göre de değişim göstermektedir. Örneğin; lahana 50-
80, karnabahar 30-60, ıspanak 30-40, havuç 50-90, kırmızı pancar 60-70, maydanoz
10-20, kereviz 100-130, pırasa 50-100, soğan 90-100, bodur fasulye 50-70, bezelye
20-50, hıyar 20-80, domates 20-80 ve salatalar ise 10-30 kg/ da organik madde
bırakmaktadır. Tahıllardan olup sebze olarak üretilen tatlı mısırın da toprağa bıraktığı
organik madde miktarı çok fazladır. Ancak, tatlı mısırın toprakta bırakmış olduğu
organik madde kısa sürede parçalanmaz. Yazlık ve kışlık kabaklar, karpuz ve
baklagillerin bıraktığı organik materyaller ise; kısa sürede parçalanabilir
(Şencan,1976)
Ekim nöbeti uygulamalarına yeşil gübreleme amaçlı bitkiler de alınmalıdır. Bu
amaçla seçilen bitkilerin baklagil olmasının havanın serbest azotunun toprağa
bağlanmasını sağlamasının dışında başka faydaları da vardır. Baklagil bitkileri;
gölgeleme etkileri ve gevşek kök sistemleri nedeniyle, toprağın organik maddesini ve
strüktürünü arttırır, toprağın fazla kurumasını önleyerek, toprak yapısının
korunmasını sağlar. Toprakta K, Ca ve Mg gibi katyonların yıkanarak uzaklaşmasını
önler, erezyonun kontrol altına alınmasına yardımcı olur ve toprak yapısının
iyileşmesine katkıda bulunur, yabancıot, hastalık ve zararlılar ile mücadelede
faydalıdır (Ceylan, 1994).
Ayrıca ekim nöbeti programına konulacak sebze türü seçerken, bitkilerin derin
ya da yüzlek köklü olma özellikleri de dikkate alınmalıdır. Örneğin; salata grubu
6
sebzeler (marul, kıvırcık, baş salata), pancar ve diğer yeşillikler yüzlek köklü
sebzelerdir. Toprağın ilk 20-30 cm derinliğindeki besin maddelerinden
yararlanabilirler. Bu bitkiler dallanıp toprak yüzeyinde gölgeleme yapabilme özelliğine
de sahip değildir. Bu türlere ait bitkilerin üretimi aşamasında yabancı ot kontrolü
sağlayabilmek amacıyla sıra arası ve sıra üzeri mesafeleri oldukça dar tutulmalıdır.
Diğer taraftan; domates, biber, yazlık kabaklar ve kavun derin köklü sebzelerdir ve 60
cm toprak derinliğine kadar olan bitki besin maddelerinden yararlanabilme özelliğine
sahiptirler. Bu nedenle; yüzlek köklü sebzelerden sonra derin köklü sebzelerin ekim
nöbeti programlarına konulmasında fayda vardır. Ayrıca, derin köklü olarak adı geçen
bu sebzelerin toprak üstü kısımları da oldukça gelişerek toprak yüzeyini kaplayıp
yabancı ot gelişimini de belli oranda engelleyebilirler.
Bazı sebze türleri vardır ki, üretim periyodu sonunda toprakta bırakmış
oldukları organik maddeler parçalanırken, toprağa toksik madde bırakırlar. Bu toksik
maddeler kendilerinden sonra gelen sebze türleri için alleopatik etki oluşturabilirler.
Örneğin; tatlı mısır kendisinden sonra üretilecek bazı sebze türlerine böyle olumsuz
bir etkide bulunur. Tatlı mısır üretiminden sonra, salatalar, pancar ve soğan üretimi
yapılmak istenir ise, bırakılan toksik madde bu türlere ait bitkilerin gelişimlerini
engellemektedir. Diğer taraftan tatlı mısır ve dane mısır, soğanda büyük zarar yapan
pembe kök çürüklüğü etmeninin etkisinin azaltılmasında önemli olan iki art bitkidir.
Bitkilerin bırakmış oldukları bu toksik maddeler toprak yorgunluğu adı verilen verimsiz
koşulların oluşmasında önemli rol onamaktadır. Sebze üretiminde olduğu gibi diğer
bitki gruplarından da organik maddeleri parçalanırken toprağa toksik madde salan
bitkiler de vardır. Bunlar aşağıda sunulmuştur:
Bitki Türü Salgılanan Toksik Madde
Mısır Amino asit
Yulaf Scopoletin
Keten Linoin
Şeftali Amigdalin
Elma Florizin, kuversetin
Yağ Bitkileri Fosfor asidi
Şeker-nişasta bitkileri Potasyum
Sebzeler topraktan çok fazla besin maddesi kaldıran bitki gruplarıdır. Bu
nedenle kendilerinden sonra gelen bitki gruplarının toprakta mevcut bulunan besin
maddeleri ile beslenmesini engellerler. Örneğin; domates gibi topraktan çok fazla
besin maddesi kaldıran bir türden sonra hangi tür yetiştirilecek ise; toprak analizi
yaptırılarak, topraktan kaldırılan besin maddeleri, dikkatlice uygulanan bir gübreleme
programı ile toprağa ilave edilmelidir. Organik tarımda esas olarak organik kökenli
besin maddelerinin esasını çiftlik gübreleri oluşturmaktadır. Ancak, bilinçsiz yapılan
çiftlik gübrelemesi ile, sentetik gübrelerin yaratmış olduğu tehlikelerden daha tehlikeli
durumlar da yaratılabilmektedir. Örneğin; Avusturalya’da toprakların büyük bir kısmı
bilinçsiz uygulanan çiftlik gübrelemesi sonucunda kullanılamaz hale getirilmiştir.


Comment