Dünyamız çağlarını, yeni buluşların sökün ettiği bir gelişim içinde geçirmiş ve geçirmektedir. İnsan oğlunun merakı, doğduğu günden itibaren başlamakta ve yaşamını etrafını saran canlı ve cansız varlıkları incelemekle sürmektedir. Çevresinde gördüğü sayısız yaratıklar, bazen ayırt edilmeyecek kadar birbirine benzerken, bazen aralarında ilişki dahi kurulamayacak farklılıklar göstermektedir. Her gün bir konuda karanlığı yırtarak, inatçı sırları çözen, kendi kafasında çevresi ve olayları ile ilişki kuran insanoğlu, onları anlaşılır hale koymak üzere araştırmakta, benzerlikleri ve ayrılıkları inceleyerek adlandırmakta, gruplara ayırmakta, bu konuda yeni yeni yöntemler geliştirmektedir. Eskiden gözün gördüğü hudutlar içinde, dünyada sadece yüksek çiçekli bitkiler ilgi çekmiş ve çiçekli bitkilerin sınıflandırılması yapılmıştır. Mikroskobun bulunması, hele günümüzde elektro mikroskobun devreye girmesi aşağı bit*kiler, yani tek hücrelilere kadar, yeni ve hayrete değer bazı olayları ortaya çıkarmış, sonuçta bitki dünyasının ufukları*nı değiştirmiştir. Hatta ultra mikroskoplar, yüksek bitkilerde bile bilinmeyen noktalara ışık götürmüştür. Son yıllarda DNA’nın çözülmesi ve değişik protein sentezinden oluşan genlerin tespit edilmesi ve onlara müdahale edilerek özelliklerinin değiştirilmesi, gelecekte yeni ve daha sağlıklı nesillerin oluşturulmasında daha bir önem kazanacaktır. Canlı bir yaratık, akıllıca inşa edilmiş bir makineden ve hatta teknolojinin son buluşu elektronik aletlerden çok daha farklı ve karmaşık bir yapıdır. Çevre koşullarının etkisi al*tında bazen kalıtsal olmayan, bazen de tamamen aksine kalıtsal olan değişiklikler gösterir. Bu bakımdan bir bölgede bilinen bir bitki, başka bir bölgenin değişik koşulları altında, farklı bir bitki görünümüne ulaşabilir ve bu yüzden aynı bitki değişik bölgelerde yaşayan insanlarca değişik şekiller*de isimlendirilebilir. Nitekim LÜBBEN (1959) bu konuda bir örnek vererek, yenidünya ağacının bilen ve tanıyan bir kim*seye, «Malta eriği ve Frenk elmasını tanıyor musunuz?» so*rusu sorulduğundan şaşırıp kaldığını yazar. Oysa bu isimler değişik bölgelerde yenidünyaya verilen sinonimlerdir. İşte hayat ve kültür yaşamlarınca farklı düşünüş ve yapıya sahip insanların, belirli bir kavram birliğine varabilmesi, farklı anlayışları ortadan kaldırılabilmesi, ancak müşte*rek düzenlenecek tanım şekillerinin saptanmasına ve bunların müşterek kullanılmasına bağlıdır.
Sistematiğin görevi ve amacı, her bitkiyi ayrı ayrı ele alarak tanımlamak, sinonimlerini tespit ederek tek ad altında adlandırmak ve birbirleri arasındaki akrabalık derecelerini ortaya koymak ve daha sonra akrabalık derecelerine göre sınıflandırmalarını alçak ve yüksek bitkiler olarak yapmaktır (KRAUSE 1939). İsveçli alim KARL von LİNNE'nin, 1735 yılında yazdığı «Species Plantarum» yani «Bitki Türleri» adlı kitabında, ilk kez tür kavramına değinilmiştir. LİNNE, «Bir tür, aynı soy*dan gelen, bir birleri ile çaprazlanabilen ve döl verebilen nesillerden meydana gelen gruptur» der ve bir türü iki Latince isimle tanımlar (LÜBBEN 1959). Bu Latince isimlerin ilki bütün birbirlerine benzer bitkilerin genel özellikleri dikkate alınarak “cins isim” ve ikinci isim daha da ayrıntılara girilerek, yakın akrabalığı olan bitkilere “tür isim” olarak verilir. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse, hıyar, kavun ve kabak birinci adlarıyla aynı Cucumus cinsi içinde, değişik tür adlarıyla Cucumis sativus (Hıyar), Cucumis melo (Kavun), Cucumis pepo (Kabak) olarak isimlendirilir ve sınıflaması yapılır. LİNNE, bitkiler ve hayvanlar alemi için büyük sistemler geliştirmiştir. Konumuz sebze olduğundan biz bitkiler üzerinde durarak, LİNNE'nin bitkiler için verdiği sınıflamayı şu şekilde sıralayabiliriz.
Bölüm (Divisio)
Sınıf (Classis)
Takım (Ordo)
Familya (Familia)
Cins (Genus)
Tür (Species)
Alt tür (Varyete, Çeşit, Irk) (Subspecies)
Tipler (İndividua)
Sebzeler üzerinde inceleme yapan değişik araştırıcılar, bu genel sistemin, bazen kendi yaptıkları araştırma sonuçlarına yetmediğini, yetersiz kaldığını ve amaçlarına uymadığını belirterek, sebzelerin kullanılma ve değerlendirme şekillerine göre, daha özel ve değişik sınıflama sistemleri geliştirmiştir. Sistemler ne kadar değişik olur ve ne kadar aksaklık gösterirse göstersin, onları kullanmak, ilim anlayışı, öğreniş beraberliği için şarttır. Günümüzde sebzelerin sınıflandırılması çeşitli kıstaslar geliştirilerek :
Botanik özellikleri,
Kültür şekilleri,
İklim ve özellikle sıcaklık istekleri,
Kullanılış amaçları veya yenen kısımları,
dikkate alınarak dört grupta yapılmaktadır. Şimdi bu sınıflama şekillerini kısaca inceleyelim.
Sistematiğin görevi ve amacı, her bitkiyi ayrı ayrı ele alarak tanımlamak, sinonimlerini tespit ederek tek ad altında adlandırmak ve birbirleri arasındaki akrabalık derecelerini ortaya koymak ve daha sonra akrabalık derecelerine göre sınıflandırmalarını alçak ve yüksek bitkiler olarak yapmaktır (KRAUSE 1939). İsveçli alim KARL von LİNNE'nin, 1735 yılında yazdığı «Species Plantarum» yani «Bitki Türleri» adlı kitabında, ilk kez tür kavramına değinilmiştir. LİNNE, «Bir tür, aynı soy*dan gelen, bir birleri ile çaprazlanabilen ve döl verebilen nesillerden meydana gelen gruptur» der ve bir türü iki Latince isimle tanımlar (LÜBBEN 1959). Bu Latince isimlerin ilki bütün birbirlerine benzer bitkilerin genel özellikleri dikkate alınarak “cins isim” ve ikinci isim daha da ayrıntılara girilerek, yakın akrabalığı olan bitkilere “tür isim” olarak verilir. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse, hıyar, kavun ve kabak birinci adlarıyla aynı Cucumus cinsi içinde, değişik tür adlarıyla Cucumis sativus (Hıyar), Cucumis melo (Kavun), Cucumis pepo (Kabak) olarak isimlendirilir ve sınıflaması yapılır. LİNNE, bitkiler ve hayvanlar alemi için büyük sistemler geliştirmiştir. Konumuz sebze olduğundan biz bitkiler üzerinde durarak, LİNNE'nin bitkiler için verdiği sınıflamayı şu şekilde sıralayabiliriz.
Bölüm (Divisio)
Sınıf (Classis)
Takım (Ordo)
Familya (Familia)
Cins (Genus)
Tür (Species)
Alt tür (Varyete, Çeşit, Irk) (Subspecies)
Tipler (İndividua)
Sebzeler üzerinde inceleme yapan değişik araştırıcılar, bu genel sistemin, bazen kendi yaptıkları araştırma sonuçlarına yetmediğini, yetersiz kaldığını ve amaçlarına uymadığını belirterek, sebzelerin kullanılma ve değerlendirme şekillerine göre, daha özel ve değişik sınıflama sistemleri geliştirmiştir. Sistemler ne kadar değişik olur ve ne kadar aksaklık gösterirse göstersin, onları kullanmak, ilim anlayışı, öğreniş beraberliği için şarttır. Günümüzde sebzelerin sınıflandırılması çeşitli kıstaslar geliştirilerek :
Botanik özellikleri,
Kültür şekilleri,
İklim ve özellikle sıcaklık istekleri,
Kullanılış amaçları veya yenen kısımları,
dikkate alınarak dört grupta yapılmaktadır. Şimdi bu sınıflama şekillerini kısaca inceleyelim.

