HAVUÇ Botanik Özellikleri
HAVUÇ 3.1. Bitki Oluşumu
Tohumun çimlenmesiyle meydana gelen genç bir havuç bitkisi, iki kotiledon yaprağa, belirgin bir hypokotile ve bir kazık köke sahiptir. Önceleri hypokotil toprağın üstünde bulunur. Daha sonra, hypokotilin büzülmesi ve kökün yukarıdan aşağıya doğru hipokotili çekmesiyle, hipokotil toprağın içine girer. Bazı yabani ve hayvan yemi olarak yetiştirilen havuçlarda hypokotil kısmen toprak üstünde kalır. Hipokotilin toprak üstünde kalması yemeklik havuçlarda istenmeyen bir özelliktir. Yemeklik havuç çeşitlerinde, seleksiyon yolu ile bu özelliğin ortadan kaldırılmasına çalışılmaktadır. Çünkü, havucun toprak üstünde büyüyen kısmı ışık altında yeşil veya mor renk meydana getirir. Bu oluşan renk havucun kalitesini bozar ve satılmasını güçleştirir. Kültür havuçları tohumluğun yetiştirilmesi sırasında çevrede yabani havuçlar varsa, yukarıda belirtilen özellik melezlenme ile kültür havuçlarına geçebilir ve kültür havuçlarının bir kısmı toprak yüzüne çıkar ve bu kısmın rengi morlaşır veya yeşillenir. Tohumluk çalışmalarında bu duruma dikkat etmelidir. Havucun toprak içindeki etli kök oluşumu, kazık kökün ve hypokotilin enine kalınlaşması ile meydana gelir. Olgunlaşmış bir havucun büyüklüğü, formu ve rengi çeşitlere göre farklılık gösterir. Bu özellikler çeşitler için karakteristiktir. Çeşidin özel büyüklüğüne ulaşması bilhassa tohumun çimlenme enerjisine, mevcut gelişme zamanına (vejetasyon süresine), toprağın strüktürüne, derinliğine, su gereksinimine, çevre sıcaklığına ve tohumları ekim sıklığına bağlıdır. Havucun vejetatif gelişmesinde primer ve sekonder olmak üzere iki devre ayırt edilir. Birinci primer büyüme devresinde, ilk büyüme, tohum çimlenmesinden sonraki kazık kök oluşumu ile başlar. Daha sonra kotiledon yapraklar ortaya çıkar. Kök belirli bir büyüklüğü aldığında, toprak üstünde de belirli sayıda yaprak meydana gelir. Bu sırada kök kalınlaşmaya ve renklenmeye başlar. Kazık kök karakteri, yavaş yavaş etli bir rezerve organı haline dönüşür. İşte bu andan itibaren, havucun vejetatif gelişmesinin ikinci devresi başlamıştır ve bu devre sekonder büyüme, yani olgunlaşma devresi olarak tanımlanır. Sekonder büyüme devresinde, havucun yenme özelliği artar ve renk tam olarak oluşur. Primer vejetatif gelişmenin periyodu uzun veya kısa olabilir. Bu periyod, havucun erkenci yada geççi bir çeşit olmasına bağlıdır. İki büyüme devresi, her zaman aynı kuvvete sahip olmayabilir. Fakat bunların aktiviteleri birbirine eşittir. İki devre arasında sağa ve sola doğru kayabilen bir denge durumu vardır. Bu denge şu şekilde formüllenebilir.
Primer Vejetatif Büyüme ▬► Sekonder Vegetatif Büyüme
◄▬ ▼
(Yedek besin maddelerinin toplanma,
kökün enine kalınlaşma ve renklenme
devresi )
Vejetatif gelişme ile olgunluk arasındaki bu denge durumunun anlaşılabilmesi için, havucun gelişmesi sırasında dışardan yapılan etkiler göz önünde tutulmalıdır. Eğer olgunluk dengesi kuvvetle sola doğru, yani primer vejetatif gelişmeye doğru kayıyorsa, havuç henüz olgunluk gelişmesine başlamamışsa, bu ilerde havucun büyük olacağına işarettir. Fakat havuçların rengi ve şekli düzgün olmayabilir. Örneğin; büyüme düşük sıcaklıkta (8oC’de) meydana geliyorsa ve havuçlar gelişmeleri için fazla yere sahipse ve gelişme ortamlarında çok miktarda su ve besin maddesi mevcutsa, havucun başı geniş, gövdesi uzun ve konik ve ucu sivri, rengi açık olacaktır (BANGA 1955). Olgunlaşma dengesi kuvvetle sağa doğru, yani besin maddelerinin toplanması (birikmesi) yönüne kayıyorsa, bu havucun küçük olacağına işarettir. Çeşide göre değişen az veya çok silindirik bir form meydana gelecek ve havucun rengi koyulaşacaktır. Bu durum kendini özellikle yüksek sıcaklıkta, kısa vejetasyon devresi olan yerlerde ve ihtiyaçtan az su ve besin maddesi verilmesinde gösterecektir (BANGA 1955, 1956 ve 1957). Aynı anda, yüksek sıcaklıkta, primer vejetatif gelişmenin bastırılmasına sebep olarak, olgunluğu geliştirmekte ve olgunluk devresini sağa doğru kaydırmaktadır.
Havuçta, kök olgunluğunun tamamlanması ile zaten vejetasyonun sonuna gelinmiştir. Soğukların başlamasıyla toprak üstü aksamın büyük bir bölümü kurur ve daha sonra havuç kökü üzerinde küçük rozet yapraklar oluşur. Bitki kışı bu şekilde geçirir. İlkbahar da sıcaklığın yükselmesiyle birlikte, vernalizasyon gereksinmelerini tamamlayan havuç bitkileri, kökteki besin maddelerinden yararlanarak sapa kalkar, çiçek açar, tohum verir. Tohumların olgunlaştığı Ağustos aylarında, tohumlar etrafa saçılır. Bitkiler ölür ve hayat devreleri bu şekilde tamamlanır. Görüldüğü gibi havuçlar iki senelik bitkilerdir.
HAVUÇ 3.2. Kök ve Yumru
Tohumun çimlenmesiyle beraber 5–7 cm uzunluğunda bir kazık kök meydana gelir. Bu kök üzerinde ve dip kısmında ince yan kökler oluşur. Daha sonra toprak üstü aksamının büyümesine karşılık, kökte belirgin bir duraklama görülür, ancak yeteri kadar yaprak oluşunca, kök primer büyümesine tekrar devam eder ve yavaş yavaş enine ve boyuna büyümesine devam eder. Bu sırada üst aksamın büyümesi durmuş olduğundan, üst aksamda oluşan besin maddelerinin kökte depolanması başlar. Şekil 18.1’de görüldüğü gibi, kökte besin maddelerini depolaması sonucu, havucun yumrusu oluşur. Yumrunun 2/3’ü kök ve 1/3’ü hypokotil meydana getirir. Bir havucun enine ve boyuna kesiti alındığında, en içte bir öz kısmı bulunur. Bu kısım xylemden meydan gelmiştir. Onun üstünde dışa doğru kambiyum, daha sonra phloem ve kabuk yer alır. Besin maddeleri, hem xylem hem de phloemde depolanır. Xylem, özellikle yabani kanı bulunan çeşitlerde daha çok odunsu ve sert bir yapıya sahiptir. Beypazarı gibi, yerli havuçlarımızda en içte açık renkli olan kısımdır. Bu sert, odunsu yapı havucun tüketim özelliğini bozar. Havuç yumrusu yaşlandıkça bu kısım daha da yenmez hale gelir. Bu yüzden dış ülkelerde yapılan ıslah çalışmalarında, yumrunun xylem dokusunu mümkün olduğu kadar azaltmaya ve odunsu özelliği değiştirmeye çalışılmış ve birçok çeşitlerde de başarılı sonuçlar alınmıştır. Islah edilmiş havuçlar kesildiğinde, xylemle, phloem kısmı birbirine adeta kaynaşmış ve bizim Beypazarı havuçlardaki ayrım görülmez olmuştur. Phloem kısmı besin maddelerinin daha fazla toplandığı, yumuşak ve yeme özelliği olan esas kısımdır.
Şekil 18.1. Havuç görünümü (I), Havucun boyuna kesiti (II), Xylem çıkartılmış
şekli (III) ve enine kesit (IV). (DILLINGEN 1956)
Havuçlarda renk, beyazdan başlar, sarı, turuncu, kırmızı ve mora kadar değişiklik gösterir. Anadolu havuçları üzerinde MAÇKEVİÇ (1951) yaptığı çalışmalarda açık sarıdan, turuncu, karotin, kan kırmızısına, kan kırmızısından turunç sarısı, pembe, eflatun ve siyaha kadar giden değişikliklerin meydana geldiğini yazmaktadır. Çeşit tespitinde en önemli öğenin renk olduğu, araştırıcı tarafından belirtilmektedir. En tutunan renk turuncu ve portakal rengidir. Havuç rengi, karotin, antosiyanin, antiklorür ve klorofilin etkisiyle meydana gelir. Anadolu numuneleri üzerinde yapılan çalışmalarda ise sadece xantokarotin ve xantofilloid şeklinde rezerve olan, sarı plastid pigmentlerinin bulunduğu, karotin plastid pigmentlerinin bulunmadığı anlaşılmıştır (MAÇKEVİÇ 1951). Rengin yoğunluğu ve tonu, rengi oluşturan maddelerin kombinasyonlarına ve miktarlarına bağlıdır. Ayrıca çeşitlere göre fiziki özellikler gösterir. Çünkü, rengin belirginleşmesine sıcaklık, toprak yapısı, sulama durumu, gübre çeşidi ve miktarı, iklim özelliği vs gibi dış faktörler etkilidir. Nitekim, birçok araştırıcı ilkbaharda yetiştirilen havuçların, sonbahar ve kışın yetiştirilenlere göre, renk bakımından daha iyi ve gösterişli olduğunu saptamıştır.
Havuç köklerinin en önemli öğesi, boyudur. Boy, bazı havuçlarda 80–100 cm derine gidebilmektedir. Bu durum daha çok yabani havuçlarda ve bizim Beypazarı havuçlarında rahatlıkla görülür. Havuç boyunun bu kadar uzun olması, topraktan sökümü sırasında güçlükler çıkarır, kırılmasına neden olur ve işçilik giderini artırır. Bu yüzden, havuç boylarının 10–20 cm arasında olması istenir. Aslında piyasada, fındık turpu şekilde havuçlara da rastlanır. (Şekil 18.2).
Havuçta bir diğer önemli özellik, kök ucudur ve kök ucu genelde sivri bir görünüme sahiptir. Islah yoluyla ucu yuvarlak, küt havuçlar elde edilmiştir. Yalnız havuç ucunun şekli, toprak koşullarına bağlı olarak da değişir. Burada modifikasyon oldukça kuvvetlidir. Bazen çeşidin tanınmayacak şekle girmesine neden olur. Havuç köklerinde çatallanma, eğri uçluluk, enine ve boyuna yarılma, yan kök gelişmesi ve kırılma gibi durumlar kök bozukluğudur (Şekil 18.3). Bu bozukluklar; toprak özelliği, toprağın işlenme durumu, sulama şekli ve zamanı, gübreleme durumu, yetiştirme mevsimi, tohumların sık veya seyrek ekilişi, topraktaki kireç miktarı ile yakından ilgilidir.
Şekil 18.2. Değişik havuç formları (MAÇKEVİÇ 1951).
Uzun bir kuraklık devresinden sonra yağmur yağacak veya sulama yapılacak olursa, havuçlarda yarılma ve çatlama meydana gelir. Geniş sıra arası ve sıra üzeri ekimi, kireç gübrelemesi kısa ve kalın havuç formlarının çatlamasına yol açar. Çatlama, havucun sadece kabuk kısmında uzunluğuna yırtılması şeklinde ortaya çıkar ve açık renkli olan xylemde (öz) meydana gelir.
Şekil 18.3. Yetişme koşullarında ileri gelen yumru şekil modifikasyonları
(DILLINGEN 1956).
HAVUÇ 3.3. Yaprak
Havucun gövdesi belirgin değildir. Gövde, kökün üstünde ve hypokotilin üst kısmının genişlemesiyle meydana gelir. Yaprak sapları, bu tabak şeklindeki gövdenin ortasından ve birbirini içinden çıkar. Dış yaprak sapı, gövdeden çıkış yerinde, iç yaprakları kın gibi sarmıştır. Bazen gövde üzerinde, ana yaprak sürgünü merkezinden başka, birçok yavru yaprak sürgünleri meydana gelebilir. Bunun nedeni, çeşit özelliği ve yetiştirme şartlarının değişikliğe uğramasıdır. Havuç yaprakları birleşik yaprak görünümündedir. Yaprak çok parçalıdır. Parçalar ince uzun, geniş uzun veya bunların arasında yapıdadır. Ayrıca parçalar birbirine az veya çok yaklaşık, birbirinden az veya açılmış durumdadır (Şekil 18.4). Parçaların uç kısımları mızrak biçimli olup, bazen küt, sivri, kanat şeklinde uçlar görülebilir.
Şekil 9.4. Değişik yaprak şekilleri (MAÇKEVİÇ 1951)
Yaprakların renkleri sarı yeşil, koyu yeşil, gri yeşil, mavimtırak yeşildir. Anadolu havuçlarında son iki renk daha hakimdir. Yaprakların üstleri tüysüz, çıplak olabileceği gibi, kısa, sert, seyrek, yumuşak, sık yumuşak tüylülük de görülebilir. Yaprak sayısı ve yaprak hacmi çeşitlere göre değişir. Erkenci havuçlarda yaprak hacmi ve sayısı azdır. Geççi tiplerde ve yabani formlarda bu miktar artar.
HAVUÇ 3.4. Çiçek
Havuç iki yıllık bir bitkidir. Birinci yıl vejetatif organları kök, yumru ve yaprakları meydana gelir ve ikinci yıl bitkinin generatif organları olan çiçek sürgünü, çiçek ve çiçek organları oluşur. Bitkinin çiçeklenmeye başlamasıyla, yaprak rozetinin içinden çiçek kümesi taşıyan, yapraklı 60–100 cm uzunluğunda bir çiçek sürgünü meydana gelir. Bu ana sürgünün her yaprak koltuğundan, ucunda şemsiye şeklinde çiçek içeren yan sürgünler verir. Yan sürgünlerden de, aynı şekilde çiçek içeren tali yan sürgünler çıkar. Dallanma bu şekilde sınırsız olarak devam edebilir. Bununla beraber yan dalların ve ana sürgünün meydana gelme kuvvetine, genetik farklılıklar etkilidir. HAGİYA (1954) göre, Avrupa çeşitlerinde ana sürgünden zor ayırt edilecek kuvvette yan dal gelişmesi meydana gelirken, Japon çeşitlerinde kuvvetli bir ana sürgün zayıf bir yan dallanma ortaya çıkar. Bunun için Avrupa grubu havuçların tohumlu bitki olarak yayılmaları, daha geniş olanaklara sahiptir.
Ana çiçek sürgünü üzerindeki küme çiçekler, esas küme çiçek veya birinci çiçek kümesi olarak isimlendirilir. Ana sürgünden çıkan yan dalların çiçekleri ikinci ve ikinci yan dallardan çıkan tali yan dalların çiçekleri de, üçüncü çiçek kümesi adını alır. Batı havuç çeşitlerinde bu şekilde 4 kademe görülür. Bazı özel durumlarda 5. ve 6. kademelere de rastlanabilir. Esas sürgünün çiçekleri Haziran’da açmaya başlar. Bunu bir iki hafta arayla 2., 3. ve 4. kademe çiçekleri izler. Her çiçek kümesinin çiçeklenmesi 5–8 gün, bazen 12 gün sürer. Avrupa çeşitlerinde, esas sürgün kümesi çiçeklerinin tohum verme miktarı daha azdır ve tohumluğun hemen hemen % 40-50’i, diğer kademedeki çiçeklerin hepsinin toplamı da, tohumluğun % 50-60’nı verir. Bunun nedeni, bir bitkide diğer kademedeki çiçek kümelerinin fazla, esas sürgün çiçek kümesinin biraz küçük olmasıdır. Asya ve Japonya çeşitlerinde ikinci ve üçüncü kademenin çok az bir önemi vardır. Tohumluğun büyük bölümü esas çiçek kümesinden alınır. Japonya’da yetişen havuç çeşitlerinde yan dallar fazla gelişme göstermediğinden, tohumluk bitkilere çok dar aralık verilir ve belli bir alanda çok sayıda birinci kademe çiçek kümesi temin edilir (HAGIYA 1954).
Esas ve yan sürgünlerin geliştiği devrede, ilk önce yaprak tomurcukları (primordyumları) ve daha sonra da çiçek salkımı tomurcukları oluşur. Çiçek salkımı primordyum oluşumu başladığı an, yaprak primordyumlarının oluşumu geriler ve durur. Esas çiçek salkımı primordyumunun meydana geldiği zamanda ana sürgün üzerinde ne kadar yaprak oluştuğu bilinirse, ne kadar yan dal çiçek kümesi teşekkül edeceği aşağı yukarı saptanabilir. Aynı şekilde ikinci kademe çiçek salkımları meydana gelmişse, bu kez, ne kadar maksimum üçüncü kademe çiçek kümesi olacağı ortaya çıkar. Her çiçek kümesi, belli sayıda çiçek bulunduran birçok küçük çiçek kümesinden ibarettir. Küçük çiçek kümesinin şekli çok değişiktir (Şekil 18.5). Topaç, oval, konkav gibi durumda olabilir.
Şekil 9.5. Çiçek kümesinin değişik şekilleri
Çiçekler küçük ve çoğunlukla beyaz renktedir. Nadiren yeşilimsi beyaz renkte olanlara da rastlanır. Her çiçekte 5 çanak yaprak, 5 taç yaprak, 5 erkek organ vardır. Yumurtalık iki gözlü olup her gözde birer tohum bulunur (Şekil 18.6). Havuç çiçekleri biyolojik bakımdan büyük bir çoğunlukla erselik veya saf erkek çiçektir. Nadir olarak, erkek organları kısır erselik çiçeklere de rastlanır. Bu tip çiçeğe sahip olanlar, özellikle F1 ıslah çalışmalarında büyük önem taşır. Havuçlarda ilk erkek kısırlık, WELCH ve GRİMBALL (1947) tarafından tespit edilmiştir. Daha sonra 1935 yıllarında Hollanda’da değişik havuç çeşitlerinde birçok erkek kısır bitki bulunmuştur. Erkek kısırlığın kalıtım şekli henüz kesin olarak bilinmemektedir. Bununla beraber dominant bir gen ve plazmatik bazı faktörlerin yanı sıra modifiye edilmiş genlerin rol oynayacağı üzerinde durulmaktadır. Gerek yabani havuçtaki gözlemler (KNUTH 1898, RUBASHEVSKAİA 1931) ve gerekse bazı kültür formları üzerindeki fikirler (BRAAK ve KHO 1958) bir araya toplanmış ve aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir.
a. Yabani havuçlarda birinci kademeden dördüncü kademeye doğru çiçek salkımlarında saf erkek çiçeklerin yüzdeleri artmaktadır (değerler artı ve eksi % 0, % 33-34, % 47 - 57, % 50 – 60).
b. Yabancı formlara oranla kültür formunda saf erkek çiçeklerim % oranı düşüklük göstermektedir
c. Bir çiçek salkımında erkek çiçeklerin % oranı, kümenin ortasındaki çiçeklere göre kenardaki çiçeklerde daha azdır.
d. Havuç bitkisinde tozlaşma, havuç çeşitlerinin çoğunluğunda yukarıda da belirtildiği gibi çiçekler erselik olduğu halde kuvvetli protand (protorandrie) dır. Yani erkek oranların polen tozları, dişi tepeciğine oranla daha çabuk olgunlaşır. Dişi organın tepeciği döllenmeye hazır duruma geldiği zaman çiçek salkımının bütün çiçek tozu keseleri polen tozlarını kaybetmiş vaziyettedir.
Yukarıdaki tespitlere göre, havuçlar kesinlikle yabancı tozlama ve döllenmeye gereksinme duyar. Tozlamanın meydana gelmesi ancak böcek ve arılarla mümkün olur. Aslında havuç bitkisinde kendine kısırlık yoktur. Eğer sadece bir çiçek kümesinin üzeri örtülürse, bu kümede erkek organlar daha erken olgunlaştıkları için dişiyi dölleyemez ve tohum meydana gelemez. Fakat bir bitki bütünüyle örtü içine alınırsa, bu bitkinin değişik çiçek kümeleri arasında, bir çiçek kümesinin erkek organları ve diğer çiçek kümesinin dişi organları dölleyebilir, döllenme meydana gelebilir ve tohum teşekkül edebilir.
Şekil 9.6. Bir çiçek kümesi, çiçek, tohum, ve havuç yumrusu (MAÇKEVİÇ 1951).
Havuçlarda kendine döllenme istendiğinde bitki izolasyonu veya aynı çeşidin bitkilerinin toplu izolasyonu yapılır. Toplu izolasyonda döllenmeyi kolaylaştırmak üzere, ortama arı da bırakılır. Havuçta kastrasyon, çiçeklerin çok küçük olması nedeniyle, çok zor olmaktadır. Aslında erkek organların erken olgunlaşması nedeniyle, melezlemede erkek organların kastrasyonuna gerek göstermez. Melezleme yapılmak istenildiğinde, ana ve baba bitkiler farklı ortamlarda bulunuyorsa, ana bitkinin dişi organı olgunlaşmaya yakınken, baba bitkinin olgun çiçek tozları taşıyan salkımı kesilip alınır, içi su dolu bir kavanoza konur ve olgun dişi organlı çiçek salkımı üzerine bir dayanakla asılır ve beraberce bir örtü içine alınır. Örtünün içine böcek ve arı konarak (daha çok arı) polen tozlarının dişicik tepesine taşınması sağlanır. Melezleme yapılacak ana ve baba bitkiler eğer yan yana bulunuyorsa, ikisi beraber bir örtü içine alınıp, yine örtü içine arı konularak döllenme sağlanır (POOLE 1937). Yabancı döllenmeye karşı mesafe izolasyonu da kullanılabilir. Bu durumda, çeşitler arasında 500–1000 m mesafe bırakılır.
HAVUÇ 3.1. Bitki Oluşumu
Tohumun çimlenmesiyle meydana gelen genç bir havuç bitkisi, iki kotiledon yaprağa, belirgin bir hypokotile ve bir kazık köke sahiptir. Önceleri hypokotil toprağın üstünde bulunur. Daha sonra, hypokotilin büzülmesi ve kökün yukarıdan aşağıya doğru hipokotili çekmesiyle, hipokotil toprağın içine girer. Bazı yabani ve hayvan yemi olarak yetiştirilen havuçlarda hypokotil kısmen toprak üstünde kalır. Hipokotilin toprak üstünde kalması yemeklik havuçlarda istenmeyen bir özelliktir. Yemeklik havuç çeşitlerinde, seleksiyon yolu ile bu özelliğin ortadan kaldırılmasına çalışılmaktadır. Çünkü, havucun toprak üstünde büyüyen kısmı ışık altında yeşil veya mor renk meydana getirir. Bu oluşan renk havucun kalitesini bozar ve satılmasını güçleştirir. Kültür havuçları tohumluğun yetiştirilmesi sırasında çevrede yabani havuçlar varsa, yukarıda belirtilen özellik melezlenme ile kültür havuçlarına geçebilir ve kültür havuçlarının bir kısmı toprak yüzüne çıkar ve bu kısmın rengi morlaşır veya yeşillenir. Tohumluk çalışmalarında bu duruma dikkat etmelidir. Havucun toprak içindeki etli kök oluşumu, kazık kökün ve hypokotilin enine kalınlaşması ile meydana gelir. Olgunlaşmış bir havucun büyüklüğü, formu ve rengi çeşitlere göre farklılık gösterir. Bu özellikler çeşitler için karakteristiktir. Çeşidin özel büyüklüğüne ulaşması bilhassa tohumun çimlenme enerjisine, mevcut gelişme zamanına (vejetasyon süresine), toprağın strüktürüne, derinliğine, su gereksinimine, çevre sıcaklığına ve tohumları ekim sıklığına bağlıdır. Havucun vejetatif gelişmesinde primer ve sekonder olmak üzere iki devre ayırt edilir. Birinci primer büyüme devresinde, ilk büyüme, tohum çimlenmesinden sonraki kazık kök oluşumu ile başlar. Daha sonra kotiledon yapraklar ortaya çıkar. Kök belirli bir büyüklüğü aldığında, toprak üstünde de belirli sayıda yaprak meydana gelir. Bu sırada kök kalınlaşmaya ve renklenmeye başlar. Kazık kök karakteri, yavaş yavaş etli bir rezerve organı haline dönüşür. İşte bu andan itibaren, havucun vejetatif gelişmesinin ikinci devresi başlamıştır ve bu devre sekonder büyüme, yani olgunlaşma devresi olarak tanımlanır. Sekonder büyüme devresinde, havucun yenme özelliği artar ve renk tam olarak oluşur. Primer vejetatif gelişmenin periyodu uzun veya kısa olabilir. Bu periyod, havucun erkenci yada geççi bir çeşit olmasına bağlıdır. İki büyüme devresi, her zaman aynı kuvvete sahip olmayabilir. Fakat bunların aktiviteleri birbirine eşittir. İki devre arasında sağa ve sola doğru kayabilen bir denge durumu vardır. Bu denge şu şekilde formüllenebilir.
Primer Vejetatif Büyüme ▬► Sekonder Vegetatif Büyüme
◄▬ ▼
(Yedek besin maddelerinin toplanma,
kökün enine kalınlaşma ve renklenme
devresi )
Vejetatif gelişme ile olgunluk arasındaki bu denge durumunun anlaşılabilmesi için, havucun gelişmesi sırasında dışardan yapılan etkiler göz önünde tutulmalıdır. Eğer olgunluk dengesi kuvvetle sola doğru, yani primer vejetatif gelişmeye doğru kayıyorsa, havuç henüz olgunluk gelişmesine başlamamışsa, bu ilerde havucun büyük olacağına işarettir. Fakat havuçların rengi ve şekli düzgün olmayabilir. Örneğin; büyüme düşük sıcaklıkta (8oC’de) meydana geliyorsa ve havuçlar gelişmeleri için fazla yere sahipse ve gelişme ortamlarında çok miktarda su ve besin maddesi mevcutsa, havucun başı geniş, gövdesi uzun ve konik ve ucu sivri, rengi açık olacaktır (BANGA 1955). Olgunlaşma dengesi kuvvetle sağa doğru, yani besin maddelerinin toplanması (birikmesi) yönüne kayıyorsa, bu havucun küçük olacağına işarettir. Çeşide göre değişen az veya çok silindirik bir form meydana gelecek ve havucun rengi koyulaşacaktır. Bu durum kendini özellikle yüksek sıcaklıkta, kısa vejetasyon devresi olan yerlerde ve ihtiyaçtan az su ve besin maddesi verilmesinde gösterecektir (BANGA 1955, 1956 ve 1957). Aynı anda, yüksek sıcaklıkta, primer vejetatif gelişmenin bastırılmasına sebep olarak, olgunluğu geliştirmekte ve olgunluk devresini sağa doğru kaydırmaktadır.
Havuçta, kök olgunluğunun tamamlanması ile zaten vejetasyonun sonuna gelinmiştir. Soğukların başlamasıyla toprak üstü aksamın büyük bir bölümü kurur ve daha sonra havuç kökü üzerinde küçük rozet yapraklar oluşur. Bitki kışı bu şekilde geçirir. İlkbahar da sıcaklığın yükselmesiyle birlikte, vernalizasyon gereksinmelerini tamamlayan havuç bitkileri, kökteki besin maddelerinden yararlanarak sapa kalkar, çiçek açar, tohum verir. Tohumların olgunlaştığı Ağustos aylarında, tohumlar etrafa saçılır. Bitkiler ölür ve hayat devreleri bu şekilde tamamlanır. Görüldüğü gibi havuçlar iki senelik bitkilerdir.
HAVUÇ 3.2. Kök ve Yumru
Tohumun çimlenmesiyle beraber 5–7 cm uzunluğunda bir kazık kök meydana gelir. Bu kök üzerinde ve dip kısmında ince yan kökler oluşur. Daha sonra toprak üstü aksamının büyümesine karşılık, kökte belirgin bir duraklama görülür, ancak yeteri kadar yaprak oluşunca, kök primer büyümesine tekrar devam eder ve yavaş yavaş enine ve boyuna büyümesine devam eder. Bu sırada üst aksamın büyümesi durmuş olduğundan, üst aksamda oluşan besin maddelerinin kökte depolanması başlar. Şekil 18.1’de görüldüğü gibi, kökte besin maddelerini depolaması sonucu, havucun yumrusu oluşur. Yumrunun 2/3’ü kök ve 1/3’ü hypokotil meydana getirir. Bir havucun enine ve boyuna kesiti alındığında, en içte bir öz kısmı bulunur. Bu kısım xylemden meydan gelmiştir. Onun üstünde dışa doğru kambiyum, daha sonra phloem ve kabuk yer alır. Besin maddeleri, hem xylem hem de phloemde depolanır. Xylem, özellikle yabani kanı bulunan çeşitlerde daha çok odunsu ve sert bir yapıya sahiptir. Beypazarı gibi, yerli havuçlarımızda en içte açık renkli olan kısımdır. Bu sert, odunsu yapı havucun tüketim özelliğini bozar. Havuç yumrusu yaşlandıkça bu kısım daha da yenmez hale gelir. Bu yüzden dış ülkelerde yapılan ıslah çalışmalarında, yumrunun xylem dokusunu mümkün olduğu kadar azaltmaya ve odunsu özelliği değiştirmeye çalışılmış ve birçok çeşitlerde de başarılı sonuçlar alınmıştır. Islah edilmiş havuçlar kesildiğinde, xylemle, phloem kısmı birbirine adeta kaynaşmış ve bizim Beypazarı havuçlardaki ayrım görülmez olmuştur. Phloem kısmı besin maddelerinin daha fazla toplandığı, yumuşak ve yeme özelliği olan esas kısımdır.
Şekil 18.1. Havuç görünümü (I), Havucun boyuna kesiti (II), Xylem çıkartılmış
şekli (III) ve enine kesit (IV). (DILLINGEN 1956)
Havuçlarda renk, beyazdan başlar, sarı, turuncu, kırmızı ve mora kadar değişiklik gösterir. Anadolu havuçları üzerinde MAÇKEVİÇ (1951) yaptığı çalışmalarda açık sarıdan, turuncu, karotin, kan kırmızısına, kan kırmızısından turunç sarısı, pembe, eflatun ve siyaha kadar giden değişikliklerin meydana geldiğini yazmaktadır. Çeşit tespitinde en önemli öğenin renk olduğu, araştırıcı tarafından belirtilmektedir. En tutunan renk turuncu ve portakal rengidir. Havuç rengi, karotin, antosiyanin, antiklorür ve klorofilin etkisiyle meydana gelir. Anadolu numuneleri üzerinde yapılan çalışmalarda ise sadece xantokarotin ve xantofilloid şeklinde rezerve olan, sarı plastid pigmentlerinin bulunduğu, karotin plastid pigmentlerinin bulunmadığı anlaşılmıştır (MAÇKEVİÇ 1951). Rengin yoğunluğu ve tonu, rengi oluşturan maddelerin kombinasyonlarına ve miktarlarına bağlıdır. Ayrıca çeşitlere göre fiziki özellikler gösterir. Çünkü, rengin belirginleşmesine sıcaklık, toprak yapısı, sulama durumu, gübre çeşidi ve miktarı, iklim özelliği vs gibi dış faktörler etkilidir. Nitekim, birçok araştırıcı ilkbaharda yetiştirilen havuçların, sonbahar ve kışın yetiştirilenlere göre, renk bakımından daha iyi ve gösterişli olduğunu saptamıştır.
Havuç köklerinin en önemli öğesi, boyudur. Boy, bazı havuçlarda 80–100 cm derine gidebilmektedir. Bu durum daha çok yabani havuçlarda ve bizim Beypazarı havuçlarında rahatlıkla görülür. Havuç boyunun bu kadar uzun olması, topraktan sökümü sırasında güçlükler çıkarır, kırılmasına neden olur ve işçilik giderini artırır. Bu yüzden, havuç boylarının 10–20 cm arasında olması istenir. Aslında piyasada, fındık turpu şekilde havuçlara da rastlanır. (Şekil 18.2).
Havuçta bir diğer önemli özellik, kök ucudur ve kök ucu genelde sivri bir görünüme sahiptir. Islah yoluyla ucu yuvarlak, küt havuçlar elde edilmiştir. Yalnız havuç ucunun şekli, toprak koşullarına bağlı olarak da değişir. Burada modifikasyon oldukça kuvvetlidir. Bazen çeşidin tanınmayacak şekle girmesine neden olur. Havuç köklerinde çatallanma, eğri uçluluk, enine ve boyuna yarılma, yan kök gelişmesi ve kırılma gibi durumlar kök bozukluğudur (Şekil 18.3). Bu bozukluklar; toprak özelliği, toprağın işlenme durumu, sulama şekli ve zamanı, gübreleme durumu, yetiştirme mevsimi, tohumların sık veya seyrek ekilişi, topraktaki kireç miktarı ile yakından ilgilidir.
Şekil 18.2. Değişik havuç formları (MAÇKEVİÇ 1951).
Uzun bir kuraklık devresinden sonra yağmur yağacak veya sulama yapılacak olursa, havuçlarda yarılma ve çatlama meydana gelir. Geniş sıra arası ve sıra üzeri ekimi, kireç gübrelemesi kısa ve kalın havuç formlarının çatlamasına yol açar. Çatlama, havucun sadece kabuk kısmında uzunluğuna yırtılması şeklinde ortaya çıkar ve açık renkli olan xylemde (öz) meydana gelir.
Şekil 18.3. Yetişme koşullarında ileri gelen yumru şekil modifikasyonları
(DILLINGEN 1956).
HAVUÇ 3.3. Yaprak
Havucun gövdesi belirgin değildir. Gövde, kökün üstünde ve hypokotilin üst kısmının genişlemesiyle meydana gelir. Yaprak sapları, bu tabak şeklindeki gövdenin ortasından ve birbirini içinden çıkar. Dış yaprak sapı, gövdeden çıkış yerinde, iç yaprakları kın gibi sarmıştır. Bazen gövde üzerinde, ana yaprak sürgünü merkezinden başka, birçok yavru yaprak sürgünleri meydana gelebilir. Bunun nedeni, çeşit özelliği ve yetiştirme şartlarının değişikliğe uğramasıdır. Havuç yaprakları birleşik yaprak görünümündedir. Yaprak çok parçalıdır. Parçalar ince uzun, geniş uzun veya bunların arasında yapıdadır. Ayrıca parçalar birbirine az veya çok yaklaşık, birbirinden az veya açılmış durumdadır (Şekil 18.4). Parçaların uç kısımları mızrak biçimli olup, bazen küt, sivri, kanat şeklinde uçlar görülebilir.
Şekil 9.4. Değişik yaprak şekilleri (MAÇKEVİÇ 1951)
Yaprakların renkleri sarı yeşil, koyu yeşil, gri yeşil, mavimtırak yeşildir. Anadolu havuçlarında son iki renk daha hakimdir. Yaprakların üstleri tüysüz, çıplak olabileceği gibi, kısa, sert, seyrek, yumuşak, sık yumuşak tüylülük de görülebilir. Yaprak sayısı ve yaprak hacmi çeşitlere göre değişir. Erkenci havuçlarda yaprak hacmi ve sayısı azdır. Geççi tiplerde ve yabani formlarda bu miktar artar.
HAVUÇ 3.4. Çiçek
Havuç iki yıllık bir bitkidir. Birinci yıl vejetatif organları kök, yumru ve yaprakları meydana gelir ve ikinci yıl bitkinin generatif organları olan çiçek sürgünü, çiçek ve çiçek organları oluşur. Bitkinin çiçeklenmeye başlamasıyla, yaprak rozetinin içinden çiçek kümesi taşıyan, yapraklı 60–100 cm uzunluğunda bir çiçek sürgünü meydana gelir. Bu ana sürgünün her yaprak koltuğundan, ucunda şemsiye şeklinde çiçek içeren yan sürgünler verir. Yan sürgünlerden de, aynı şekilde çiçek içeren tali yan sürgünler çıkar. Dallanma bu şekilde sınırsız olarak devam edebilir. Bununla beraber yan dalların ve ana sürgünün meydana gelme kuvvetine, genetik farklılıklar etkilidir. HAGİYA (1954) göre, Avrupa çeşitlerinde ana sürgünden zor ayırt edilecek kuvvette yan dal gelişmesi meydana gelirken, Japon çeşitlerinde kuvvetli bir ana sürgün zayıf bir yan dallanma ortaya çıkar. Bunun için Avrupa grubu havuçların tohumlu bitki olarak yayılmaları, daha geniş olanaklara sahiptir.
Ana çiçek sürgünü üzerindeki küme çiçekler, esas küme çiçek veya birinci çiçek kümesi olarak isimlendirilir. Ana sürgünden çıkan yan dalların çiçekleri ikinci ve ikinci yan dallardan çıkan tali yan dalların çiçekleri de, üçüncü çiçek kümesi adını alır. Batı havuç çeşitlerinde bu şekilde 4 kademe görülür. Bazı özel durumlarda 5. ve 6. kademelere de rastlanabilir. Esas sürgünün çiçekleri Haziran’da açmaya başlar. Bunu bir iki hafta arayla 2., 3. ve 4. kademe çiçekleri izler. Her çiçek kümesinin çiçeklenmesi 5–8 gün, bazen 12 gün sürer. Avrupa çeşitlerinde, esas sürgün kümesi çiçeklerinin tohum verme miktarı daha azdır ve tohumluğun hemen hemen % 40-50’i, diğer kademedeki çiçeklerin hepsinin toplamı da, tohumluğun % 50-60’nı verir. Bunun nedeni, bir bitkide diğer kademedeki çiçek kümelerinin fazla, esas sürgün çiçek kümesinin biraz küçük olmasıdır. Asya ve Japonya çeşitlerinde ikinci ve üçüncü kademenin çok az bir önemi vardır. Tohumluğun büyük bölümü esas çiçek kümesinden alınır. Japonya’da yetişen havuç çeşitlerinde yan dallar fazla gelişme göstermediğinden, tohumluk bitkilere çok dar aralık verilir ve belli bir alanda çok sayıda birinci kademe çiçek kümesi temin edilir (HAGIYA 1954).
Esas ve yan sürgünlerin geliştiği devrede, ilk önce yaprak tomurcukları (primordyumları) ve daha sonra da çiçek salkımı tomurcukları oluşur. Çiçek salkımı primordyum oluşumu başladığı an, yaprak primordyumlarının oluşumu geriler ve durur. Esas çiçek salkımı primordyumunun meydana geldiği zamanda ana sürgün üzerinde ne kadar yaprak oluştuğu bilinirse, ne kadar yan dal çiçek kümesi teşekkül edeceği aşağı yukarı saptanabilir. Aynı şekilde ikinci kademe çiçek salkımları meydana gelmişse, bu kez, ne kadar maksimum üçüncü kademe çiçek kümesi olacağı ortaya çıkar. Her çiçek kümesi, belli sayıda çiçek bulunduran birçok küçük çiçek kümesinden ibarettir. Küçük çiçek kümesinin şekli çok değişiktir (Şekil 18.5). Topaç, oval, konkav gibi durumda olabilir.
Şekil 9.5. Çiçek kümesinin değişik şekilleri
Çiçekler küçük ve çoğunlukla beyaz renktedir. Nadiren yeşilimsi beyaz renkte olanlara da rastlanır. Her çiçekte 5 çanak yaprak, 5 taç yaprak, 5 erkek organ vardır. Yumurtalık iki gözlü olup her gözde birer tohum bulunur (Şekil 18.6). Havuç çiçekleri biyolojik bakımdan büyük bir çoğunlukla erselik veya saf erkek çiçektir. Nadir olarak, erkek organları kısır erselik çiçeklere de rastlanır. Bu tip çiçeğe sahip olanlar, özellikle F1 ıslah çalışmalarında büyük önem taşır. Havuçlarda ilk erkek kısırlık, WELCH ve GRİMBALL (1947) tarafından tespit edilmiştir. Daha sonra 1935 yıllarında Hollanda’da değişik havuç çeşitlerinde birçok erkek kısır bitki bulunmuştur. Erkek kısırlığın kalıtım şekli henüz kesin olarak bilinmemektedir. Bununla beraber dominant bir gen ve plazmatik bazı faktörlerin yanı sıra modifiye edilmiş genlerin rol oynayacağı üzerinde durulmaktadır. Gerek yabani havuçtaki gözlemler (KNUTH 1898, RUBASHEVSKAİA 1931) ve gerekse bazı kültür formları üzerindeki fikirler (BRAAK ve KHO 1958) bir araya toplanmış ve aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir.
a. Yabani havuçlarda birinci kademeden dördüncü kademeye doğru çiçek salkımlarında saf erkek çiçeklerin yüzdeleri artmaktadır (değerler artı ve eksi % 0, % 33-34, % 47 - 57, % 50 – 60).
b. Yabancı formlara oranla kültür formunda saf erkek çiçeklerim % oranı düşüklük göstermektedir
c. Bir çiçek salkımında erkek çiçeklerin % oranı, kümenin ortasındaki çiçeklere göre kenardaki çiçeklerde daha azdır.
d. Havuç bitkisinde tozlaşma, havuç çeşitlerinin çoğunluğunda yukarıda da belirtildiği gibi çiçekler erselik olduğu halde kuvvetli protand (protorandrie) dır. Yani erkek oranların polen tozları, dişi tepeciğine oranla daha çabuk olgunlaşır. Dişi organın tepeciği döllenmeye hazır duruma geldiği zaman çiçek salkımının bütün çiçek tozu keseleri polen tozlarını kaybetmiş vaziyettedir.
Yukarıdaki tespitlere göre, havuçlar kesinlikle yabancı tozlama ve döllenmeye gereksinme duyar. Tozlamanın meydana gelmesi ancak böcek ve arılarla mümkün olur. Aslında havuç bitkisinde kendine kısırlık yoktur. Eğer sadece bir çiçek kümesinin üzeri örtülürse, bu kümede erkek organlar daha erken olgunlaştıkları için dişiyi dölleyemez ve tohum meydana gelemez. Fakat bir bitki bütünüyle örtü içine alınırsa, bu bitkinin değişik çiçek kümeleri arasında, bir çiçek kümesinin erkek organları ve diğer çiçek kümesinin dişi organları dölleyebilir, döllenme meydana gelebilir ve tohum teşekkül edebilir.
Şekil 9.6. Bir çiçek kümesi, çiçek, tohum, ve havuç yumrusu (MAÇKEVİÇ 1951).
Havuçlarda kendine döllenme istendiğinde bitki izolasyonu veya aynı çeşidin bitkilerinin toplu izolasyonu yapılır. Toplu izolasyonda döllenmeyi kolaylaştırmak üzere, ortama arı da bırakılır. Havuçta kastrasyon, çiçeklerin çok küçük olması nedeniyle, çok zor olmaktadır. Aslında erkek organların erken olgunlaşması nedeniyle, melezlemede erkek organların kastrasyonuna gerek göstermez. Melezleme yapılmak istenildiğinde, ana ve baba bitkiler farklı ortamlarda bulunuyorsa, ana bitkinin dişi organı olgunlaşmaya yakınken, baba bitkinin olgun çiçek tozları taşıyan salkımı kesilip alınır, içi su dolu bir kavanoza konur ve olgun dişi organlı çiçek salkımı üzerine bir dayanakla asılır ve beraberce bir örtü içine alınır. Örtünün içine böcek ve arı konarak (daha çok arı) polen tozlarının dişicik tepesine taşınması sağlanır. Melezleme yapılacak ana ve baba bitkiler eğer yan yana bulunuyorsa, ikisi beraber bir örtü içine alınıp, yine örtü içine arı konularak döllenme sağlanır (POOLE 1937). Yabancı döllenmeye karşı mesafe izolasyonu da kullanılabilir. Bu durumda, çeşitler arasında 500–1000 m mesafe bırakılır.


Comment