fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Gübre kullanılmasına etki yapan faktörler

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Gübre kullanılmasına etki yapan faktörler

    GÜBRE KULLANILMASINA ETKİ YAPAN FAKTÖRLER
    Gübre kullanılmasının amacı; ürün miktarını arttırmak, ürünün ka¬litesini yükseltmek, hasat sonrası dayanıklılığı iyileştirmek, muhafaza süresi ile raf ömrünü arttırmak ve tüm bunların sonucunda elden gel¬diğince fazla gelir elde etmektir. Yapılan gübrelemenin yararlı olup ol¬madığı gübreleme sonucu elde olunan fazla üründen sağlanan gelir ile gübreleme giderleri arasındaki fark gözönüne alınarak değerlendirilir. Bu fark ne kadar fazla olursa gübrenin yararlılığı da o kadar yüksek olur. Yetiştiriciler gübrelemeyle iyi bir ürün artışı ve buna bağlı olarak ek bir gelir elde edebildikleri ölçüde gübre kullanımını benimserler ve sürdürürler.
    Tarımı yapılan çeşitli kültür bitkileri birbiriyle karşılaştırıldığında, genel olarak tarla bitkilerine göre bahçe bitkilerinde, bahçe bitkileri içerisinde de meyvelere göre sebze ve süs bitkilerinde daha fazla gübre kullanıldığı görülür. Diğer taraftan dışarıda yapılan yetiştiriciliğe oranla özellikle ser ve örtü altı yetiştiriciliğinde daha fazla besin maddesi, do¬layısıyla gübre kullanılır.
    Gübrelerden ve gübrelemeden beklenen yararların sağlanması öncelikle kullanılacak gübrelerin ve özelliklerinin iyi bilinmesiyle mümkün olabilir. Öte yandan yapılan gübrelemeden iyi bir gelir elde edilebilmesi için gübrelemeye etki yapan faktörlerin de bilinmesi şarttır. Gübrelerin etkili bir şekilde kullanılmalarını etkileyen bu faktörler:
    - Toprak
    - İklim
    - Bitki
    -Yetiştirme sistemi olarak sınıflandırılabilir.
    7.1. TOPRAK
    Gübrelerin kullanılması üzerine etki yapan toprak faktörleri arasında şunlar bulunur:
    a) Toprağın yarayışlı bitki besin maddesi kapsamı,
    b) Toprağın reaksiyonu (pH),
    c) Toprağın tekstürü (bünye), :
    d) Toprağın drenajı.
    Yüksek ürün alınabilmesi için ser toprağının besin maddesi kap¬samının yeterli düzeyde olması gerekir. Toprakta bulunan besin mad¬deleri az ise bunun gübrelemeyle istenilen düzeye çıkarılması bol ve ka¬liteli ürün elde edilmesi açısından son derece önemlidir. Toprakta besin maddesi miktarı ne kadar az ise gübreleme yapıldığında bitkilerin ver¬diği tepki o kadar fazla olur. Toprakların gübre gereksiniminin be¬lirlenmesinde çeşitli yöntemler kullanılabilir. Ancak en doğru ve geçerli yol toprağın besin maddesi kapsamını belirlemek ve besin maddesi kap¬samı gözönüne alınarak gübre vermektir. Aşağıda toprakların makro ve mikro bitki besinlerinden bazıları için sınıflandırma değerleri verilmiştir Gübrelerle verilen besin maddelerinin toprak içinde tutulmaları ve hareketleri toprağın çeşitli fiziksel ve kimyasal özellikleri ile yakından ilişkilidir. Toprağın reaksiyonu (pH) besin maddelerinin yarayışlılıkları üzerine son derece etkilidir. Toprağın pH'sı kullanılacak gübrenin fiz¬yolojik etkisinin gözönünde bulundurulmasını gerektirebilir. Örneğin asit karakterli ser toprağına alkali gübrelerin, alkali karakterli ser top¬rağına da asit karakterli gübrelerin uygulanması bu nedenle önerilir.Kötü yapılı ser topraklarının özellikleri organik gübreleme, kireçleme, kükürtleme, drenaj gibi değişik kültürel uygulamalarla iyileştirilebilir. Geçirgenliği iyi olmayan ve havalanma sorunu olan toprağa kaba yapılı materyaller (kum, çakıl, volkanik tüf, perlit vb.) ve organik gübreler karıştırılır.
    Hafif bünyeli (kumlu, çakıllı) topraklar, ağır bünyeli (killi, siltli) top¬raklara oranla besin maddesi yönünden daha yoksul topraklardır. Oluştukları ana materyalin etkisine de bağlı olarak kumlu topraklar ge¬nelde makro ve mikro besin maddelerince yoksuldur. Bu nedenle bu tip topraklara besin maddesi kapsamı ve çeşiti fazla gübreler verilmelidir. Killi topraklar ise K yönünden zengin olduklarından bu tip topraklara N, P, Ca içeren gübreler uygulanmalıdır.
    Hafif bünyeli ser topraklarının tamponlama özelliği düşük oldu¬ğundan kireçleme uygulamaları ince bünyeli topraklara oranla daha dikkatli yapılmalıdır. Kolloidlerce yoksul olan kumlu topraklara gübrelerle verilen bitki besinleri tutulamazlar ve yıkanmaya uğrarlar. Bu yüzden pek çok besin maddesi noksanlığı kendini çabuk hissettirir. Özellikle N noksanlığı ortaya çıkar. Bu tip topraklara sulama durumu da dikkate alınarak azotlu gübrelerin bölünerek birkaç defada verilmesi daha olumlu sonuç verir. Ağır bünyeli topraklara ise gübrenin tamamı bir defada verilebilir.
    Toprakta tutulan suyun fazla miktarlarının uzaklaştırılması gerekir. Özellikle geçirgenliği iyi olmayan, havalanması bozuk ser topraklarında fazla su gübre kullanımını ve bitki gelişimini etkileyebilir. Bu durumda yapılacak iş drenaj yoluyla fazla suyu uzaklaştırmak ve normal su den¬gesini kurmaktır. Bunun için drenajın sağlanması ve toprakta geçirgenliği sağlayıcı kum, perlit, çakıl ve benzeri materyallerden oluşan bir katmanın oluşturulması gerekebilir.
    IKLIMİklim bitkilerin yetişeceği bölgesel sınırı belirler. Ancak kontrollü şartların sağlandığı serlerde iklim içinde yer alan sıcaklık, nem, bu¬harlaşma, gün uzunluğu gibi faktörler arzu edilen düzeylerde tutularak gelişim üzerinde optimum etki sağlanmaya çalışılır.
    Sıcaklık gübrelerin her şeyden önce suda çözünmesine ve bitkiler ta¬rafından alınmasına etki yapar. Düşük sıcaklık derecelerinde besin maddelerinin toprak içindeki hareketi ve almabilirliği yavaşlar. Bazen toprak çözeltisinde yeterince besin maddesi bulunsa bile sıcaklığın düşüklüğünden dolayı bitkilerin bu besin maddesinden yararlana¬madıkları görülür.
    Organik maddelerin mineralizasyonunda sıcaklığın doğrudan etkisi vardır. İstenen sıcaklık derecelerinde mikroorganizma etkinliği arttığından toprakta gerçekleşen parçalanma olayları hızlanır ve bit¬kilerin kullanabileceği besin maddelerinin oluşumu artar.
    Toprak içinde gerçekleşen biyokimyasal tepkimelerin oluşması sıcaklıkla birlikte nem durumuna da bağlıdır. Gereksiz ve fazla su¬lamalar ser toprağında suyun birikmesine ve sulann aşağı doğru hare¬keti ile besin maddelerinin yıkanmasına neden olur. Nem düzeyenin düşük olduğu kuru toprakta ise besin maddelerinin hareketi yavaşlar ve bitki tarafından alımı güçleşir.
    Toprakta meydana gelen buharlaşma (evaporasyonj toprak suyunun azalıp çoğalmasında, toprağın havalanmasında, suyun değişik yönlerde (aşağıdan yukarı yada yukarıdan aşağıya) taşınmasında rol oynar. Serde buharlaşmanın yüksek olması toprağın çabuk kurumasına, toprak sıcaklığının artmasına yol açar. Buharlaşmanın düşük düzeylerde ol¬ması ise toprağın ıslak (doygun) ve havasız kalmasına, sıcaklığın düşmesine neden olur.
    Uzun süre ışık alan bitkilerde fotosentezden dolayı büyüme ve gelişme artacağından bitki tarafından kullanılan besin maddeleri mik¬tarında da bir artış meydana gelir. Bu bakımdan ışık miktarının ve gün uzunluğunun az olduğu kış aylarında serlerde bitkilerin büyümeleri daha yavaştır. Buna karşın ilkbahardan itibaren yaz aylarına doğru büyüme ve gelişim ışık şiddetine ve süresine bağlı olarak artar. Genel¬likle uzun gün bölgelerinde bitkiler kısa gelişme süresine sahiptirler ve gereksinim duydukları besin maddelerini bu dönemde almak du¬rumundadırlar. Kısa gün bölgelerinde ise bu durumun tersine bitkiler uzun gelişme süresi gösterirler bu yüzden gübre uygulamalarının bit¬kilerin gelişme dönemlerine göre düzenlenmesi gerekir. Örneğin son¬bahar yetiştiriciliğinde ışıklanma ve gün uzunluğu başlangıçta bitki gelişimi için daha uygun olması nedeniyle bitkilerin hızlı büyüdüğü bu ilk devrede gübre miktarı fazla (verilecek gübrenin 2/3'si) verilmeli, geç dönemde verilecek gübre miktarı daha az (verilecek gübrenin 1/3'i) tu¬tulmalıdır. İlkbahar yetiştiriciliğinde ise tersine durum söz konusudur ve bundan dolayı başlangıçta gübre miktarı az tutulur, sonra gelişim hızlandıkça gübre miktarı arttırılır.


    BİTKİCanlı bitkiler organik madde, su ve inorganik maddelerden oluşmuşlardır. Yeşil bitki kısımlarında su daima en yüksek, inorganik maddeler ise en düşük oranda bulunur. Bitkilerin gelişmeleri için ge¬reksinim duyduğu besinler inorganik yapıdadır ve yetişme ortamından belirli kurallara göre alınırlar. Değişik bitkiler aynı koşullar altında top¬rakta bulunan besin maddelerine değişik çeşit ve miktarda istek gösterirler. Bitkilerin mineral madde içeriklerini belirleyen en önemli faktör bitkilerin çeşitli besin maddeleri için genetik olarak belirlenmiş olan alım potansiyelidir. Örneğin, yeşil bitki dokularının N ve K kap¬samlarının P ve Mg kapsamlarından yaklaşık 10 kat yüksek olması; P ve Mg kapsamlarının ise mikro element kapsamlarından 100-1000 kat daha yüksek olması bitkilerin genetik özellikleri nedeniyle söz konusu besin maddelerini ayrımlı miktarlarda almalarının sonucudur. Bununla ilgili olarak Çizelge 7.2 de değişik bitkilerin topraktan kaldırdığı besin maddeleri miktarları verilmiştir.
    Mineral madde içeriği yönünden bitki türleri arasında da önemli farklılıklar vardır. Bu farklılıklar da esas itibari ile yine genetik olarak tespit edilmiş olan o bitki türlerine ait besin alımı potansiyelinden kay¬naklanmaktadır. Bu konuda yapılan bir araştırmada 20 değişik bitki aynı besin çözeltisi içerisinde yetiştirilmiş ve yapılan bitki analizleri sonucunda bitki türleri arasında K yönünden önemli bir fark olmadığı ancak Ca, Mg ve Si kapsamı yönünden bitki türlerine göre önemli ayrımların olduğu saptanmıştır. Bitki türleri arasındaki en büyük farklılık ise Na ve Mn kapsamlarında görülmüştür (COLLANDER 1941).
    Bitkiler kökleriyle toprak çözeltisinde bulunan besin maddelerini (anyon ve katyon) alırlar. Bazı bitkilerin katyon ve anyon değişim kapa¬siteleri yüksek olup, 1, 2 hatta 3 değerlikli besin maddelerini kolayca alırken, diğer bir kısmının iyon değiştirme kapasitesi düşük olduğundan sadece 1 veya en fazla 2 değerlikli besin maddelerinden yararlanabilir¬ler. Diğer taraftan bitkiler kök bölgesinde alınabilir halde bulunan iyonları az veya çok miktarda bünyelerine alsalar da aslında iyon alımında seçicilik özelliği nedeniyle yetişme ortamındaki bütün iyonları ortamdaki konsantrasyonlarıyla orantılı olarak kök içine almazlar. Söz gelimi bitkilerin çoğu Ca, Mg ve Na'a göre K iyonunu daha yüksek mik¬tarlarda alırlar. Anyonlar arasında da NO'g diğer bütün anyonlardan (H2PO"4, SO""4, Cl" vb.) daha çok alınır. Bitkilerin mineral madde kap¬samları gelişmenin değişik devrelerinde farklı olabilmektedir. Genellikle tek yıllık bitkiler gelişmelerinin % 50'sine ulaştıklarında toplam besin alımlarının % 75 veya daha fazlasını tamamlamış olurlar. Olgunluk dönemine doğru bitkinin besin alımı azalmakta ise de daha önce alınmış besin maddelerini kullanarak bitki gelişimini sürdürebil¬mektedir. Bu yüzden mineral madde miktarı, diğer bir deyişle bitkinin besin maddesi içeriği olgunluk dönemlerinde azalmaktadır.
    Çizelge 7.2. Değişik bitkiler tarafından topraktan kaldırılan besin maddeleri (ZABUNO?LU ve KARAÇAL 1992)

    Bitkiler Ürün, Besin maddeleri alımı, kg/ha
    ton/da N P2°5 K2°
    Domates 40 120 25 150
    Biber 35 140 30 170
    Kavun 40 135 40 180
    Kabak 50 75 80 80
    Karnabahar 50 200 80 250
    Lahana 40 270 80 300
    Marul 25 65 25 120
    Ispanak 22 90 30 150
    Kuşkonmaz 5 120 40 140
    Soğan 30 90 35 100
    Sarımsak 30 200 80 200
    Havuç 35 140 55 210
    Pancar 30 150 50 275
    Fasulye 12 130 30 100
    Bezelye 10 125 45 90
    Bitki kök sisteminin de serlerde uygulanan gübrelerden yararlanma üzerine önemli etkileri vardır. Değişik bitkilerin aynı koşullarda besin maddeleri gereksinimleri birbirinden farklı olabildiği gibi, bunların kök özellikleriyle ilgili olarak toprak ve gübredeki besin maddelerinden ya¬rarlanmaları bakımından da önemli ayrımlar vardır. Bitki köklerinin etrafa yayılması ve derinlere doğru inmesi arttıkça daha fazla toprakla değinim sağlandığından besin maddelerinden yararlanma oranı artar. Bu tip kök sistemlerine sahip bitkilerin yetiştirildiği ortamlara gübrelerin elden geldiğince iyi bir şekilde dağıtılarak verilmesi uygun olur. Yüzlek kök sistemine sahip bitkilerde ise gübre mümkün olduğu kadar kök yakınma verilirse yararlanma oranı artar. Kökleri derine giden bitkilerde 20-30 cm derinliğe ve bir defada gübre uygulanması daha yerinde olurken, yûzlek köklü bitkilere gübrelerin (özellikle N'lu gübrelerin) bölünerek ve daha az miktarlarda toprak yüzeyine yada yüzeye yakın bir derinliğe (4-10 cm) uygulanması doğru olacaktır. Bazı durumlarda gübrelerin toprakla temas alanının olabildiğince azaltılarak verilmesi zorunlu olabilir. Bu durum fosforlu ve potasyumlu gübreler için ayrı bir önem taşır. Eğer söz konusu bu gübreler tohumun, fidenin yada bitki köklerinin yakınma verilecek olursa "Fiksasyon" adı verilen besinlerin yarayışsız forma dönüşmesi olayı çok az düzeylerde gerçekleşir ve besin maddelerinin kolayca alımı sağlanır. Ancak burada yüksek konsantrasyonlardaki gübrelerin köklere çok yakın ve¬rilmemesine ve tohum yada fideyle doğrudan temas etmemesine özen gösterilmelidir.
    Dengeli ve ekonomik gübre kullanımında yetiştiriciliğin monokültür yada polikültür olarak yapılması büyük önem taşır. Bilindiği gibi değişik bitkiler yetiştirildikleri ortamdan farklı miktarlarda besin maddesi kaldırmaktadırlar (Bkz. Çizelge 7.2). Sürekli aynı bitkinin yetiştirilmesi durumunda bazı bitki besinleri yüksek miktarlarda tüketildiğinden gübreleme yapılsa bile belirli bir süre sonunda bir yada birden fazla be¬sin maddesi gelişmeyi sınırlayıcı düzeye inebilir yada bazı bitki besin maddeleri belirli toprak katmanlarında birikebilir. Bitki kökleri buralara ulaşamadığında söz konusu bitki besinlerinin eksikliği nedeniyle gelişme bundan olumsuz etkilenir. Bu yüzden serlerde her sene aynı bitki (monokültür) yerine yıllar itibariyle değişik bitkilerin yetiştirilmesi (polikültür) toprağın üretim gücünün korunmasını ve verilen gübrelerden daha ekonomik yararlanılmasını sağlar. Ancak ekim nöbeti yada münavebe demlen bu çeşitliliğin sağlanması serlerde pek mümkün olmaz. Örtü altı yetiştiriciliğinde (özellikle cam serlerde) başlangıç yatırım maliyetinin çok yüksek, tarımsal girdilerin fazla olması ve üreticilerin iyi bir gelir elde etmek için pazarda yüksek fiyatla satılan ve¬rim potansiyeli ve kalitesi yüksek bitkileri yetiştirme yolunu seçmesi klasik ser yetiştiriciliğinde monokültürü çoğu zaman zorunlu kılmaktadır. Buna göre toprak kullanımı açısından şartlar polikültürü gerektirirken, pazar ve yatırım koşulları bunun aksine monokültüre yönelinmesine neden olmaktadır. Bu ikilemden toprak kullanımı ve gübreleme bakımından en az zararla çıkmak, yetiştiricinin bir noktada toprağı ve gübreleri en iyi şekilde kullanmasına bağlıdır. Bununla bir¬likte son yıllarda peat, perlit, kaya yünü, volkanik tüf gibi değişik ma¬teryaller kullanılarak gerçekleştirilen "Topraksız Yetiştiricilik" 'in dev¬reye girmesi bu ikilemin tamamen ortadan kalkmasını sağlamıştır.
Working...
X