PAZARLAMAYA GİRİŞ VE PAZARLAMANIN ANLAMIÜlke ekonomisinde tarımın, tarım içinde bahçe bitkilerinin ve bahçe bitkileri içinde de sebzeciliğin ayrı bir yeri olduğu ve ekonomi*mize büyük katkıda bulunduğu gözlenir. Gerçekten meyve sebze üretimi bu gün toplam tarımsal üretimin %10-15'ini, ihracatımızın da %3O-40'ını karşılar.
Türkiye'de toplam tarım alanı yaklaşık 28-29 milyon hektar civarındadır. Bunun 25.041.000 ha tarla arazisi olup, 18.986.000 ha üzerinde her yıl üretim yapılmakta, 6.055.000 ha tarla arazisi nadasa bırakılmaktadır. Toplam 3.747.000 ha bahçe bitkileri alanının 1.595.000 ha meyvelik, 872.000 ha zeytinlik, 600.000 ha bağ ve 680.000 ha sebze alanıdır. Ancak tarla ve nadas alanlarının sulamaya açılmasıyla, sulanan kısımlar bir müddet sonra bahçe alanına ve özellikle sebzecilik alanına dönüşmektedir. Aşağıdaki çizelge l'de 1960-1995 yılları arası ekim alanları toplu halde verilmiştir.
Sebze alan miktarı geçmiş yıllar dikkate alındığında iniş ve çıkışlar gösterir. Son yıllar da ise devamlı bir yükseliş içindedir. Uzun yıllar ortalaması alındığında değer yaklaşık olarak 650.000-700.000 ha arasındadır. Bu alanın 180.000-300.000 hektarında örtü altı sebzeciliği ve çiçekçiliği yapılmaktadır. Geriye kalan kısım dışarıda, tarlada yapılan sebzeciliktir. Örtü altı tarımının % 75-80'ini yüksek sistemler, yani serler, % 20-25'ini alçak sistemler, yani alçak plastik tüneller, plastik örtüler, yastıklar, kasalar gibi çeşitli koruyucu sistemler oluşturur. Yüksek sistemlerin % 25-30'u cam, geriye kalan % 70-75'i plastik serlerden meydana gelmektedir.
Her yıl artan veya eksilen alana denk düşecek şekilde ürün miktarında da artış ve eksilişler ortaya çıkar. Ürün artışları sadece alan artışından ortaya çıkmaz, aynı zamanda çeşitlerin verim potansiyelinin ıslah yoluyla yükseltilmesi ve kültürel uygulamalarda yeni tekniklerin kullanılmasıyla meydana gelir. Meyve, sebze ve bağ ürünlerinin toplam yıllık üretim miktarı 25-30 milyon ton arasında gerçekleşmektedir. Sebze üretimi yıllara göre 17-20 milyon ton arasında değişmektedir. Sebze ürünlerinin % 60-80 gibi büyük bir oranını kavun, karpuz, hıyar, domates, patlıcan, biber gibi meyveleri yenen sebzeler, % 10-15'i lahana, marul, kıvırcık, ıspanak, pırasa gibi yapraklan yenen sebzeler, % 5-10'u soğanlı ve yumrulu sebzeler, % 3-5'i baklagil sebzeleri ve geri kalan kısmını da diğer sebzeler oluşturur. Aşağıdaki Cetvel 2'de sebzele*rin ortalama yıllık ürün miktarları verilmiştir.

* 1996 Yılma ait veriler tahmini verilerdir.
Yaş meyve ve sebzedeki üretim artışları pazarda bir canlılık yaratır ve yıllık enflasyon oranının düşmesine yardımcı olur. Nitekim yaz aylarında sebze miktarı en yüksek seviyesine çıktığından, bu aylardaki enflasyon oranı diğer aylardan daha düşük seviyededir. Son yıllarda sebze çeşitlerinin standart hale getirilmesi ve ambalajlama tekniğinin geliştirilmesi dış satımlarda da olumlu sonuçlar vermektedir. Eğer pazarlama teknikleri daha da düzeltilecek ve geliştirilecek olursa dış satım olanakları daha fazla artırılabilecektir. Tabiatıyla ürün miktarı artışları ve kalite iyileşmeleri pazarlama hizmetlerinin etkili yapılmasını mümkün kılacaktır.
1970'li yıllara kadar milli gelirimizin % 50'den fazlasını tarım ürünleri sağlamış, sanayi ve diğer gelirler ancak % 30-40 düzeyinde seyretmiştir. Bu dönemlerde dünya üzerinde dışarıya bağımlı olmadan kendi yiyeceğini temin eden 7 ülkeden biri olan Türkiye' de, daha sonra sanayinin gelişmesi ve bu sırada tarıma verilen önemin azalması bu dengeyi bozmuş hatta tersine çevirmiştir. 199O'lı yıllarda sanayinin payı % 20-30, ticaret sektörünün payı % 15-20 ve üçüncü duruma düşen tarım gelirlerinin payı % 10-15 olmuştur. Ancak burada ihracat içinde sanayide kullanılan tarım ürünlerinin 1. sırada yer alması ve tarım ürünleri içinde de bahçe ürünlerinin ilk sırada bulunması, biz bahçecileri sevindiren bir durumdur.
Yaş meyve ve sebzeler şu anda sanayi ürünlerinden sonra, memleketimizin döviz getiren kaynaklarından birisi olmuştur. Buna son yıllarda hızla gelişen ve büyük çapta ihraç edilen çiçek ürünlerini de eklediğimizde olay daha da büyük boyutlar kazanmaktadır. Ancak sanayi ürünlerinin pazarlama sırasında dayanıklı olması karşısında, yaş meyve sebzelerin dayanıksızlığı, ağırlığına oranla hacimlerinin büyük olması, üretimlerinin zamana bağlı bulunması ve aynı kalitede ve çeşitte ürünlerin devamlılığının bulunmayışı dış pazarda gelişmeyi kısıtlayan bir sorundur. Bu sorunu ve güçlüğü çözmek bir yandan üreticiyi, diğer yandan ihracatçıyı ve devleti teknik bilimsel ve ekonomik yönden bilinçlendirmeye zorunlu kılar. Ülkemizde meyve, sebze ve çiçek üreten işletmelerin arazi varlıklarının küçük, parçalı ve birbirinden uzak olması, özellikle bir çeşidin bir sefer veya devamlı büyük partiler halinde ihracatını kısıtlamaktadır.
Dışarıya gönderilen ve beğeni kazanan bir parti üründen sonra gelen büyük talepler karşılanamamaktadır. Bunda hiç şüphesiz yukarıdaki sebepler yanında, küçük işletmeleri birleştirebilecek, onları müşterek çalışmaya itecek ülke çapında ürün planlamasının yapılmaması ve küçük işletmelerin kooperatif çatısı altında toplana*maması yer almaktadır.

Kaynak: Sera Ürünlerinin Pazarlanması
Prof.Dr.Atilla GÜNAY - Prof.Dr. Mehmet BÜLBÜL
Türkiye'de toplam tarım alanı yaklaşık 28-29 milyon hektar civarındadır. Bunun 25.041.000 ha tarla arazisi olup, 18.986.000 ha üzerinde her yıl üretim yapılmakta, 6.055.000 ha tarla arazisi nadasa bırakılmaktadır. Toplam 3.747.000 ha bahçe bitkileri alanının 1.595.000 ha meyvelik, 872.000 ha zeytinlik, 600.000 ha bağ ve 680.000 ha sebze alanıdır. Ancak tarla ve nadas alanlarının sulamaya açılmasıyla, sulanan kısımlar bir müddet sonra bahçe alanına ve özellikle sebzecilik alanına dönüşmektedir. Aşağıdaki çizelge l'de 1960-1995 yılları arası ekim alanları toplu halde verilmiştir.
Sebze alan miktarı geçmiş yıllar dikkate alındığında iniş ve çıkışlar gösterir. Son yıllar da ise devamlı bir yükseliş içindedir. Uzun yıllar ortalaması alındığında değer yaklaşık olarak 650.000-700.000 ha arasındadır. Bu alanın 180.000-300.000 hektarında örtü altı sebzeciliği ve çiçekçiliği yapılmaktadır. Geriye kalan kısım dışarıda, tarlada yapılan sebzeciliktir. Örtü altı tarımının % 75-80'ini yüksek sistemler, yani serler, % 20-25'ini alçak sistemler, yani alçak plastik tüneller, plastik örtüler, yastıklar, kasalar gibi çeşitli koruyucu sistemler oluşturur. Yüksek sistemlerin % 25-30'u cam, geriye kalan % 70-75'i plastik serlerden meydana gelmektedir.
Her yıl artan veya eksilen alana denk düşecek şekilde ürün miktarında da artış ve eksilişler ortaya çıkar. Ürün artışları sadece alan artışından ortaya çıkmaz, aynı zamanda çeşitlerin verim potansiyelinin ıslah yoluyla yükseltilmesi ve kültürel uygulamalarda yeni tekniklerin kullanılmasıyla meydana gelir. Meyve, sebze ve bağ ürünlerinin toplam yıllık üretim miktarı 25-30 milyon ton arasında gerçekleşmektedir. Sebze üretimi yıllara göre 17-20 milyon ton arasında değişmektedir. Sebze ürünlerinin % 60-80 gibi büyük bir oranını kavun, karpuz, hıyar, domates, patlıcan, biber gibi meyveleri yenen sebzeler, % 10-15'i lahana, marul, kıvırcık, ıspanak, pırasa gibi yapraklan yenen sebzeler, % 5-10'u soğanlı ve yumrulu sebzeler, % 3-5'i baklagil sebzeleri ve geri kalan kısmını da diğer sebzeler oluşturur. Aşağıdaki Cetvel 2'de sebzele*rin ortalama yıllık ürün miktarları verilmiştir.

* 1996 Yılma ait veriler tahmini verilerdir.
Yaş meyve ve sebzedeki üretim artışları pazarda bir canlılık yaratır ve yıllık enflasyon oranının düşmesine yardımcı olur. Nitekim yaz aylarında sebze miktarı en yüksek seviyesine çıktığından, bu aylardaki enflasyon oranı diğer aylardan daha düşük seviyededir. Son yıllarda sebze çeşitlerinin standart hale getirilmesi ve ambalajlama tekniğinin geliştirilmesi dış satımlarda da olumlu sonuçlar vermektedir. Eğer pazarlama teknikleri daha da düzeltilecek ve geliştirilecek olursa dış satım olanakları daha fazla artırılabilecektir. Tabiatıyla ürün miktarı artışları ve kalite iyileşmeleri pazarlama hizmetlerinin etkili yapılmasını mümkün kılacaktır.
1970'li yıllara kadar milli gelirimizin % 50'den fazlasını tarım ürünleri sağlamış, sanayi ve diğer gelirler ancak % 30-40 düzeyinde seyretmiştir. Bu dönemlerde dünya üzerinde dışarıya bağımlı olmadan kendi yiyeceğini temin eden 7 ülkeden biri olan Türkiye' de, daha sonra sanayinin gelişmesi ve bu sırada tarıma verilen önemin azalması bu dengeyi bozmuş hatta tersine çevirmiştir. 199O'lı yıllarda sanayinin payı % 20-30, ticaret sektörünün payı % 15-20 ve üçüncü duruma düşen tarım gelirlerinin payı % 10-15 olmuştur. Ancak burada ihracat içinde sanayide kullanılan tarım ürünlerinin 1. sırada yer alması ve tarım ürünleri içinde de bahçe ürünlerinin ilk sırada bulunması, biz bahçecileri sevindiren bir durumdur.
Yaş meyve ve sebzeler şu anda sanayi ürünlerinden sonra, memleketimizin döviz getiren kaynaklarından birisi olmuştur. Buna son yıllarda hızla gelişen ve büyük çapta ihraç edilen çiçek ürünlerini de eklediğimizde olay daha da büyük boyutlar kazanmaktadır. Ancak sanayi ürünlerinin pazarlama sırasında dayanıklı olması karşısında, yaş meyve sebzelerin dayanıksızlığı, ağırlığına oranla hacimlerinin büyük olması, üretimlerinin zamana bağlı bulunması ve aynı kalitede ve çeşitte ürünlerin devamlılığının bulunmayışı dış pazarda gelişmeyi kısıtlayan bir sorundur. Bu sorunu ve güçlüğü çözmek bir yandan üreticiyi, diğer yandan ihracatçıyı ve devleti teknik bilimsel ve ekonomik yönden bilinçlendirmeye zorunlu kılar. Ülkemizde meyve, sebze ve çiçek üreten işletmelerin arazi varlıklarının küçük, parçalı ve birbirinden uzak olması, özellikle bir çeşidin bir sefer veya devamlı büyük partiler halinde ihracatını kısıtlamaktadır.
Dışarıya gönderilen ve beğeni kazanan bir parti üründen sonra gelen büyük talepler karşılanamamaktadır. Bunda hiç şüphesiz yukarıdaki sebepler yanında, küçük işletmeleri birleştirebilecek, onları müşterek çalışmaya itecek ülke çapında ürün planlamasının yapılmaması ve küçük işletmelerin kooperatif çatısı altında toplana*maması yer almaktadır.

Kaynak: Sera Ürünlerinin Pazarlanması
Prof.Dr.Atilla GÜNAY - Prof.Dr. Mehmet BÜLBÜL



Comment