Su olmadan ne tarım ne endüstri ve ne de diğer yaşamsal işlevlerin gerçekleşmesi mümkün değildir. Tüm canlı dokular su içermektedir, örneğin yeşil bitkilerin % 75 veya daha fazlası sudan ibarettir. Topraktaki birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikler üzerine de etkili olan su, eritici özelliği yanında bitki ve hayvan metabolizmasında besin maddelerinin taşınmasında da asıl görevi üstlenir.
Topraklarda bir takım boşluk veya gözenekler mevcuttur. Toprak tanecikleri arasında bulunan bu boşluklardan büyük olanlara "makropor", bunların arasında kalan ve iri toprak tanelerini birbirine bağlayan küçük tanelerin oluşturduğu boşluklara da "mikropor" ismi verilir. Makroporlar genelde şekilsiz bir dağılım gösterirlerken, mikropor olanlar daha düzgün şekilli ve çoğunlukla kapillar borucuklar şeklindedir. Yağmur veya sulama suyu şeklinde toprağa ulaşan su toprak içerisine toprak üstü boşlukları veya çatlaklarından girer. Suyun basıncı ile mak-ro ve mikroporlardaki hava dışarıya itilerek yerine su dolmaya başlar. Ancak bazen boşluklar içinde bir yere sıkışan havanın basıncı, suyun basıncından daha yüksek olabilir. Bu durumda suyun toprak içine girişi bazen az da olsa engellenebilir. Dolayısıyla toprağa giren su hava boşluğunu tamamen dolduramaz. Boşluklara giren su olduğu yerde kalmaz ve özellikle yerçekiminin gücüne bağlı olarak alt toprak tabakalarına doğru sızmaya devam eder. Toprak zerreleri tarafından tutulamayan su taban suyuna veya yeraltı sularına karışır. Bir kısım su toprak tanecikleri tarafından tutulur. Suyun toprakta tutulması başlıca iki kuvvet yardımıyla olmaktadır. Bunlardan birincisi, su ve toprak tanecikleri arasındaki karşılıklı çekme kuvvetidir. Bu kuvvete "Adhezyon kuvveti" adı verilir. Bu kuvvet 50 Atmosfere yakın bir güçtür. Organik ve inorganik koîloidler tarafından (organik madde ve kil mineralleri) tutulan su tabakasının zerreler etrafındaki kalınlığı arttıkça suyun tutulma gücü azalır ve sıfıra ulaşır. Su moleküllerinin birbirlerini çekme kuvvetine "Kohezyon kuvveti" adı verilir.
Topraktaki boşluklar tamamen su ile doyduğu veya dolduğu zaman toprak sature hale gelmiştir denir. Böyle bir toprakta 3 çeşit su vardır. Bunlar;
a) Higroskopik su
b) Kapillar su
c) Gravitasyon veya sızıntı suyu' dur.
Ayrıca topraklarda bulunan minerallerin bünyesinde yer alan veya toprağın kimyasal olaylara uğraması esnasında bünyesine giren ve oradan ayrılması çok zor olan bir su çeşidi daha vardır ki buna da "kristal veya bağlı su" adı verilir. Bileşiklerin fiziksel ve kimyasal yapıları değişmeden bağlı su topraktan ayrılmaz. Örneğin Jips, Geotit ve kil minerallerinin yapısında bulunan bağlı su, toprakdaki su çeşitleri içine dahil edilmez. Higroskopik su toprak zerrelerinin yüzeyinde adhezyon ve kohezyon kuvvetleri ile çok sıkı bir şekilde tutulan sudur. Toprak zerrelerinin etrafında ince bir film tabakası şeklinde bulunur. Çok yüksek bir kuvvet (10000 Atmosfer) ile tutulan bu suyun topraktan ayrılması ancak buharlaşma ile mümkündür. Toprak materyalinin 105-110°C de 18-24 saat tutulması sonucu topraktan ayrılan su "ehigroskopik" su1 dur. Bu sudan bitkilerin yararlanması çok zordur. Toprakların organik madde içerikleri ile küçülen toprak zerrecikleri yüzdesinin artışı higroskopik su miktarını arttırır.
Gravitasyon veya yerçekimi suyunun topraktan uzaklaşıp gitmesi sonucu toprakta kalan ve topraktaki küçük boşlukları işgal eden su "kapillar su" dur. Bitkilerin yararlandığı en önemli su olan kapillar su toprağın bünyesi, yapısı, içerdiği organik madde, kil yüzdesi gibi özellikler ile direk ilgilidir. Bol bir sulama veya yağmurdan sonra su ile doymuş bir hale gelen topraktan yerçekimi veya gravitasyon suyu ayrıldıktan sonra toprak tarafından tutulan su miktarına "tarla kapasitesi" adı verilir.
Doğal drenaj koşulları altında topraktaki bir kısım su yerçekimi ile ayrılarak toprağın büyük boşluklarında birikir veya aşağılara doğru hareket ederek akar. Gravitasyon veya sızıntı suyu adı verilen bu su beraberinde topraktaki besin maddelerini de yıkayarak götürür. Gravitasyon suyu bazı alanlarda taban suyunun yükselmesine neden olur. Yeraltı suları veya taban sularına ulaşan gravitasyon suyu alt toprak katmanlarında kapillar su haline dönüşebilir. Eğer kaliteli ve iyi özellikte bir taban suyu oluşumu söz konusu ise bu sudan bitkilerin yararlanması gerçekleşebilir. Taban suyu düzeyinin sürekli yükselmesi veya bitki kök bölgesine yakın olması bitki yetiştirmeyi engelleyeceğinden bu taban suyu düzeyinin yapay drenaj yolları ile daha aşağılara çekilmesi gerekir.
Tarla kapasitesinde toprak su bakımından tavında iken, daha sonra topraktaki suyun çeşitli şekillerde azalmasıyla bitkilerin su gereksinmesini karşılayamayacak düzeyde su içerirler. Bu durumda bitkiler turgor olayını gerçekleştiremez ve devamlı solma, pörsüme hali gösterirler. İşte bu anda toprakta bulunan su düzeyine "solma noktası" adı verilir. Böyle toprakların mutlaka sulanması gerekmektedir.
Toprağın tarla kapasitesi ile solma noktasındaki % nem düzeyleri arasındaki fark, toprağın faydalı su %' sini verir (Tarla kapasitesindeki % su- Solma noktasındaki % su=Faydalı su %' si).
Toprak suyunun hareketi sıvı halde veya gaz (buhar) halinde gerçekleşir. Sıvı halindeki hareket; yerçekimi etkisinde kalan suyun aşağı doğru hareketi (=perkolasyon) ile kapillar hareket şeklinde olur
Topraklarda bir takım boşluk veya gözenekler mevcuttur. Toprak tanecikleri arasında bulunan bu boşluklardan büyük olanlara "makropor", bunların arasında kalan ve iri toprak tanelerini birbirine bağlayan küçük tanelerin oluşturduğu boşluklara da "mikropor" ismi verilir. Makroporlar genelde şekilsiz bir dağılım gösterirlerken, mikropor olanlar daha düzgün şekilli ve çoğunlukla kapillar borucuklar şeklindedir. Yağmur veya sulama suyu şeklinde toprağa ulaşan su toprak içerisine toprak üstü boşlukları veya çatlaklarından girer. Suyun basıncı ile mak-ro ve mikroporlardaki hava dışarıya itilerek yerine su dolmaya başlar. Ancak bazen boşluklar içinde bir yere sıkışan havanın basıncı, suyun basıncından daha yüksek olabilir. Bu durumda suyun toprak içine girişi bazen az da olsa engellenebilir. Dolayısıyla toprağa giren su hava boşluğunu tamamen dolduramaz. Boşluklara giren su olduğu yerde kalmaz ve özellikle yerçekiminin gücüne bağlı olarak alt toprak tabakalarına doğru sızmaya devam eder. Toprak zerreleri tarafından tutulamayan su taban suyuna veya yeraltı sularına karışır. Bir kısım su toprak tanecikleri tarafından tutulur. Suyun toprakta tutulması başlıca iki kuvvet yardımıyla olmaktadır. Bunlardan birincisi, su ve toprak tanecikleri arasındaki karşılıklı çekme kuvvetidir. Bu kuvvete "Adhezyon kuvveti" adı verilir. Bu kuvvet 50 Atmosfere yakın bir güçtür. Organik ve inorganik koîloidler tarafından (organik madde ve kil mineralleri) tutulan su tabakasının zerreler etrafındaki kalınlığı arttıkça suyun tutulma gücü azalır ve sıfıra ulaşır. Su moleküllerinin birbirlerini çekme kuvvetine "Kohezyon kuvveti" adı verilir.
Topraktaki boşluklar tamamen su ile doyduğu veya dolduğu zaman toprak sature hale gelmiştir denir. Böyle bir toprakta 3 çeşit su vardır. Bunlar;
a) Higroskopik su
b) Kapillar su
c) Gravitasyon veya sızıntı suyu' dur.
Ayrıca topraklarda bulunan minerallerin bünyesinde yer alan veya toprağın kimyasal olaylara uğraması esnasında bünyesine giren ve oradan ayrılması çok zor olan bir su çeşidi daha vardır ki buna da "kristal veya bağlı su" adı verilir. Bileşiklerin fiziksel ve kimyasal yapıları değişmeden bağlı su topraktan ayrılmaz. Örneğin Jips, Geotit ve kil minerallerinin yapısında bulunan bağlı su, toprakdaki su çeşitleri içine dahil edilmez. Higroskopik su toprak zerrelerinin yüzeyinde adhezyon ve kohezyon kuvvetleri ile çok sıkı bir şekilde tutulan sudur. Toprak zerrelerinin etrafında ince bir film tabakası şeklinde bulunur. Çok yüksek bir kuvvet (10000 Atmosfer) ile tutulan bu suyun topraktan ayrılması ancak buharlaşma ile mümkündür. Toprak materyalinin 105-110°C de 18-24 saat tutulması sonucu topraktan ayrılan su "ehigroskopik" su1 dur. Bu sudan bitkilerin yararlanması çok zordur. Toprakların organik madde içerikleri ile küçülen toprak zerrecikleri yüzdesinin artışı higroskopik su miktarını arttırır.
Gravitasyon veya yerçekimi suyunun topraktan uzaklaşıp gitmesi sonucu toprakta kalan ve topraktaki küçük boşlukları işgal eden su "kapillar su" dur. Bitkilerin yararlandığı en önemli su olan kapillar su toprağın bünyesi, yapısı, içerdiği organik madde, kil yüzdesi gibi özellikler ile direk ilgilidir. Bol bir sulama veya yağmurdan sonra su ile doymuş bir hale gelen topraktan yerçekimi veya gravitasyon suyu ayrıldıktan sonra toprak tarafından tutulan su miktarına "tarla kapasitesi" adı verilir.
Doğal drenaj koşulları altında topraktaki bir kısım su yerçekimi ile ayrılarak toprağın büyük boşluklarında birikir veya aşağılara doğru hareket ederek akar. Gravitasyon veya sızıntı suyu adı verilen bu su beraberinde topraktaki besin maddelerini de yıkayarak götürür. Gravitasyon suyu bazı alanlarda taban suyunun yükselmesine neden olur. Yeraltı suları veya taban sularına ulaşan gravitasyon suyu alt toprak katmanlarında kapillar su haline dönüşebilir. Eğer kaliteli ve iyi özellikte bir taban suyu oluşumu söz konusu ise bu sudan bitkilerin yararlanması gerçekleşebilir. Taban suyu düzeyinin sürekli yükselmesi veya bitki kök bölgesine yakın olması bitki yetiştirmeyi engelleyeceğinden bu taban suyu düzeyinin yapay drenaj yolları ile daha aşağılara çekilmesi gerekir.
Tarla kapasitesinde toprak su bakımından tavında iken, daha sonra topraktaki suyun çeşitli şekillerde azalmasıyla bitkilerin su gereksinmesini karşılayamayacak düzeyde su içerirler. Bu durumda bitkiler turgor olayını gerçekleştiremez ve devamlı solma, pörsüme hali gösterirler. İşte bu anda toprakta bulunan su düzeyine "solma noktası" adı verilir. Böyle toprakların mutlaka sulanması gerekmektedir.
Toprağın tarla kapasitesi ile solma noktasındaki % nem düzeyleri arasındaki fark, toprağın faydalı su %' sini verir (Tarla kapasitesindeki % su- Solma noktasındaki % su=Faydalı su %' si).
Toprak suyunun hareketi sıvı halde veya gaz (buhar) halinde gerçekleşir. Sıvı halindeki hareket; yerçekimi etkisinde kalan suyun aşağı doğru hareketi (=perkolasyon) ile kapillar hareket şeklinde olur

