Dr. Veli SIRIM 19/02/2009
Kaynağı ABD olan küresel mali kriz son bir yıl içinde ülkemizin en önemli gündem maddelerinden birisi haline geldi. Hattâ, daha dün diyebileceğimiz zaman dilimine kadar, hemen her vesileyle dilimizde yer eden, “Küresel Isınma,” “Ekolojik Dengenin Bozulması,” “İklim Değişiklikleri” gibi ifadeler artık anılmaz oldu. İğneden ipliğe kadar tüm konular artık küresel mali krizle ilişkilenir oldu.
Asıl tehlikenin yerini bu tehlikenin yansımalarından birisi almış olması üzerinde durmamız lazım. Zira uygulamaya konulan veya konulması planlanan trilyon dolarlık tedbir paketleri küresel mali krize bir çözüm getirse de asıl tehlike ortadan kaybolmayacak. Bilakis artarak devam edecek. Belki dünyanın sonunu biraz daha hızlandıracak.
Uzay denizi ortasında minik bir adacık olan dünyadan başka gidebileceğimiz bir başka gezegen yok. O gezegenin de üzerinde yaşayan insanlar için barındırdığı kaynaklar çok sınırlı. Böylesine küçük ve sınırlı kaynaklar ise özellikle gelişmiş ve üst düzey gelir seviyesine sahip insanlar ve ülkeler tarafından ölçüsüzce tüketilmekte. Bu tüketim insanlığı, üzerinde yaşadığımız dünyayı topyekûn felakete ve kaçınılmaz bir sona doğru hızla götürmekte.
Yakın bir gelecekte, önlem alınmaması, frene basılmaması halinde insanlığı küresel mali krizden daha tehlikeli bir facia bekliyor: Küresel Zıraî Kriz.
“Nasıl yani?” derseniz…
Çevre kirliliği, ekolojik dengenin bozuluşu zıraate ve tarıma elverişli toprakların yok olmasını netice verecek. Bir yandan aşırı yağışların sebep olduğu erozyonlar diğer yandan kuraklığın getirdiği çoraklık ortalığı kasıp kavuracak. Ve belki gerçekten “bir karış” veya “bir avuç” toprak için kanlı savaşlar patlak verecek. Başta petrol olmak üzere, diğer yer altı zenginlikleri, şu an çok değersiz görülen toprağın yanında bir değer ifade edemez hale gelecek.
Erozyon ve kuraklıkların yan etkileri dünya genelindeki coğrafi nüfus dağılımında da kendini gösterecek. İnsanlar geçimini sağlama gayesiyle büyük yerleşim yerlerine akın edecek. Bu dengesiz yoğunlaşmaları ise ekonomik, siyasî ve en önemlisi ahlakî bozulmaları getirecek.
Bu felaket ve facialar zincirini kırabilecek çok basit ama çok etkili çözüm yine insanların elinde. Bilinçli, şuurlu ve kontrollü bir hayat. Medyanın, modanın, bilumum çevre faktörünün etkisinde kalınmadan yaşanan, o etkilerin asgarî seviyeye indirildiği bir hayat. Kendimiz ve tüm insanlık için dinî, imanî ve ahlakî değerlerin dikkate alınacağı bir hayat. Kısacası “insanca, insana yakışır” bir hayat.
Altı milyardan bir kişi dahi olsak, kendimiz ve tüm insanlık için önemli bir katkı sağlayabiliriz. Kendimizden başlamak önemli. Gerisi gelecektir.
MORAL HABER
Kaynağı ABD olan küresel mali kriz son bir yıl içinde ülkemizin en önemli gündem maddelerinden birisi haline geldi. Hattâ, daha dün diyebileceğimiz zaman dilimine kadar, hemen her vesileyle dilimizde yer eden, “Küresel Isınma,” “Ekolojik Dengenin Bozulması,” “İklim Değişiklikleri” gibi ifadeler artık anılmaz oldu. İğneden ipliğe kadar tüm konular artık küresel mali krizle ilişkilenir oldu.
Asıl tehlikenin yerini bu tehlikenin yansımalarından birisi almış olması üzerinde durmamız lazım. Zira uygulamaya konulan veya konulması planlanan trilyon dolarlık tedbir paketleri küresel mali krize bir çözüm getirse de asıl tehlike ortadan kaybolmayacak. Bilakis artarak devam edecek. Belki dünyanın sonunu biraz daha hızlandıracak.
Uzay denizi ortasında minik bir adacık olan dünyadan başka gidebileceğimiz bir başka gezegen yok. O gezegenin de üzerinde yaşayan insanlar için barındırdığı kaynaklar çok sınırlı. Böylesine küçük ve sınırlı kaynaklar ise özellikle gelişmiş ve üst düzey gelir seviyesine sahip insanlar ve ülkeler tarafından ölçüsüzce tüketilmekte. Bu tüketim insanlığı, üzerinde yaşadığımız dünyayı topyekûn felakete ve kaçınılmaz bir sona doğru hızla götürmekte.
Yakın bir gelecekte, önlem alınmaması, frene basılmaması halinde insanlığı küresel mali krizden daha tehlikeli bir facia bekliyor: Küresel Zıraî Kriz.
“Nasıl yani?” derseniz…
Çevre kirliliği, ekolojik dengenin bozuluşu zıraate ve tarıma elverişli toprakların yok olmasını netice verecek. Bir yandan aşırı yağışların sebep olduğu erozyonlar diğer yandan kuraklığın getirdiği çoraklık ortalığı kasıp kavuracak. Ve belki gerçekten “bir karış” veya “bir avuç” toprak için kanlı savaşlar patlak verecek. Başta petrol olmak üzere, diğer yer altı zenginlikleri, şu an çok değersiz görülen toprağın yanında bir değer ifade edemez hale gelecek.
Erozyon ve kuraklıkların yan etkileri dünya genelindeki coğrafi nüfus dağılımında da kendini gösterecek. İnsanlar geçimini sağlama gayesiyle büyük yerleşim yerlerine akın edecek. Bu dengesiz yoğunlaşmaları ise ekonomik, siyasî ve en önemlisi ahlakî bozulmaları getirecek.
Bu felaket ve facialar zincirini kırabilecek çok basit ama çok etkili çözüm yine insanların elinde. Bilinçli, şuurlu ve kontrollü bir hayat. Medyanın, modanın, bilumum çevre faktörünün etkisinde kalınmadan yaşanan, o etkilerin asgarî seviyeye indirildiği bir hayat. Kendimiz ve tüm insanlık için dinî, imanî ve ahlakî değerlerin dikkate alınacağı bir hayat. Kısacası “insanca, insana yakışır” bir hayat.
Altı milyardan bir kişi dahi olsak, kendimiz ve tüm insanlık için önemli bir katkı sağlayabiliriz. Kendimizden başlamak önemli. Gerisi gelecektir.
MORAL HABER


Comment