TÜRKİYE’DE TÜTÜN POLİTİKALARI
I. BÖLÜM
I. Tütünün Türkiye’ye Girişi
Önceleri sadece yabancı memleketlerden yapılan tütün ithalatından muayyen bir gümrük resmi alınmakla iktifa edilirken, tütün tiryakilerinin çoğalması ile bir kısım hocalar ve müftülerce bunun kullanımına, Kuran-ı Kerim’in hükümlerine aykırılığı gerekçe gösterilerek karşı çıkılır. Bunun üzerine Padişah I. Ahmet tarafından tütün içmenin yasaklanması hususunda bir ferman çıkarılır.
Ancak, I. Ahmet’ten sonra tahta geçen Sultan Mustafa ve II. Osman devirlerinde imparatorluğun dış seferler ve iç kargaşalar ile meşguliyeti nedeniyle sözkonusu yasakların önemli bir etkisi olmaz. Daha sonra Padişah olan IV. Murat zamanında tütün içme yasağı şiddetle takip edilir.
O tarihlerde tütün lüle ve çubukla içildiğinden, İstanbul’da Cibali’den başlayıp Saraçhanebaşı semtini de içine alan ve üç gün üç gece devam eden yangına tütün içerken uyuyup kalan bir tiryakinin lülesindeki ateşi döşemeye düşürmesinin sebep olduğu rivayetinin Padişaha duyurulması üzerine, Müftü Hüseyin Efendi’den alınan fetva ile tütün içenlerin idamlarına hükmolunur. Sultan IV.Murat’ın bu konudaki icraatı çok şiddetli olur yasak konusunda yabancılara dahi hoşgörü gösterilmez. Sefer halinde bile tütün içerken yakalananlar idam edilmekten kurtulamazlar.
Bu yasaklara rağmen tütün içimine bütünüyle engel olunamaz. Daha sonraları tahttan indirilen İbrahim’in yerine çocuk yaşta padişah olan V. Sultan Mehmet’in (Avcı Mehmet) kendisinin de tütün içmesi dolayısıyla bu yasak, 1646 yılında Şeyhülislam Bahai Efendi’nin verdiği bir fetva ile bazı kayıtlarla kaldırılır.
II. Türkiye’de Tütünün Tarım ve Ticareti Hakkındaki Gelişmeler
A. Türkiye’de Tütünün Tarımı
Tütün tarımının ülkemizde başlangıcına dair kesin bir tarih mevcut değilse de tütün tohumlarının Rumeli tarafından Avrupa’ya gidip gelen tüccarlar tarafından getirildiği tahmin edilmekte ve ilk tütün tarımının da Yenice ve İskeçe dolaylarında yapıldığı ileri süsülmektedir.
B. Tütünün Tarım ve Ticaretinin Vergilendirilmesi
Yukarıda bahsedilen yasaklamadan sonra 1687 yılına kadar tütünün , İstanbul’a, üretimi yapılan yerlerden ithali mümkündü. Bu tarihten sonra tütünün ithalatına gümrük resmi konmuş, tütün imalatının serbest bırakılmasından sonra da ayrıca tütün mamullerinin alım ve satımına ayrı ayrı vergiler konmuştur. Bu vergiler Padişah II:Mustafa Paşa tarafından 1698’de 55 yük akçe karşılığında ihale edilir.
Tütün üretiminin ilgi görerek artması ile birlikte, tütün üretimini bir düzene sokmak ve hazine gelirlerini artırmak amacıyla “Surutu Duhan” adlı bir nizamname hazırlanır. Bu nizamname ile tütünün gümrük resmi artırılır ayrıca tütün üreten ekicilerden de tütünler tarlada iken dönümünden ikibuçuk kuruş onikişer para “Duhanı dönüm resmi” adı altında bir vergi alınmasına başlanır.
Yurdumuzda üretilen bu tütünler ekicinin becerisi ve ekolojik şartların uygunluğu sebebiyle üstün kaliteli ve vasıflı olması dolayısıyla önceleri Avrupa’dan ithal edilen tütünlerin yerini alır böylece ithalat dururken daha sonraları bu tütünlerin ihracatı başlar. Bundan dolayı Osmanlı sınırlarının muhtelif yerlerine toplam 30 tütün gümrüğü kurulur.
C. Tütün İthalatının Yasaklanması “ Tütün İnhisarı” ve “Reji Şirketi” İdaresi
1861 senesinde Osmanlı Hükümeti ile Fransa ve İngiltere arsında yapılan Ticaret anlaşmasıyla memlekete tütün ithali yasaklanır. Tütünün inhisar şeklinde idaresi 1862 yılında yapılan bir nizamname ile kabul edilir, bundan önceki uygulamalar ise kaldırılır.
1854’te başlayan borçlanma (istikraz) süreciyle Avrupa’dan aktarılan kaynakların geri ödenebilmesine çeşitli çözüm arayışlarına girilmesine neden olur. Önce “Öşür” adıyla bilinen vergi hariç tutularak diğer resmi ve gelirlerin idaresi, 1879 tarihinde yapılan bir yazılı sözleşme ile on sene müddetle Galata Bankerlerinden bir gruba belirli bir para karşılığında verilir. Daha sonra bu yetki 1882 tarihli bir nizamname ile bazı kayıtlar altında “Düyun-u Umumi”ye idaresine devredilir.
Dış borçların daha sağlıklı ödenmesi ve gelirlerin artırılması mülahazalarıyla, 1883 yılında düzenlenen bir sözleşme ile “Tütün İnhisarı”nın işletilmesi imtiyazı otuz sene müddetle “Memalik-i Osmaniye Duhanları Müşterek’ül-menfaa Reji Şirketi”ismi altında Fransızlar tarafından idare edilen ve 4 milyon İngiliz Liralık sermaye ile teşkil olunan bir anonim şirkete verilir. Bu uygulama aslında alacaklıların alacağını kendilerinin tahsili anlamına gelen ilginç bir yöntemdir.
Reji idaresi, Osmanlı tütünlerinin dahili tekelini 40 yıl süreyle yönetir elde ettiği gelirlerden Duyun-u Umumi ve Hükümete pay verir. Reji idaresinin gerek uyguladığı mali yöntemler, gerekse istihdam ettiği özel jandarma birlikleri (kolcu) ile yürüttüğü kaçakçılık mücadelesi toplumda ve yönetici kesimde çözülmeler başlar; özellikle kırsal bölgelerde yaygın bir suç ortamının gelişmesine neden olur. Bu suç ortamının içerisinde kolcu- kaçakçı ve halktan çok sayıda insan hayatını yitirir. Herhangi bir demiryolu yahut madenlerin işletme imtiyazına karşı ilgisiz kalan Osmanlı toplumunun Reji şirketi ve elemanlarına duyduğu bu denli tepki; Diğer imtiyazlar görünürde halkın çıkarlarını doğrudan etkilemediği, hatta yer yer yeni istihdam alanları açarak toplumun sosyal ve ekonomik hayatına olumlu katkılar sağladığı halde; Reji Osmanlı çiftçisinin en önemli gelir kaynaklarından olan tütün tarımını doğrudan denetlemekle yaratılan artı değere bizzat el koymaktaydı. Bu itibarla devletin jandarmasına seve seve itaat eden köylü Reji kolcusunu bir düşman gibi görmekte ve hatta hayatına kastedebilmekteydi.
Devlet, Duhan Resmi Nizamnamesi sayesinde tütünden yılda 737.000 lira civarında gelir elde ederken, bu gelirlerin artırılması amacıyla sözkonusu görevin Reji idaresine devri ile ancak 16 yıl sonra aynı gelir düzeyine ulaşabilmiştir. Buna, Reji uygulamalarına tepki duyan bazı ekicilerin tütün üretimini bırakmaları ile tütün üretiminin düşmesi neden olduğu gibi Osmanlı bürokrasisinin bu şirkete destek vermemesi ve buna koşut olarak bir kaçakçı sektörünün ortaya çıkmış olması da neden olarak gösterilebilir.
Bu ortamda tütün gelirlerini artırma yöntemi bakımından Reji idaresi çözüm olarak; düşük alım fiyatları ve yüksek satım fiyatlarını uygulamaya koyarak faturayı tütün üreticisi ve tüketicisine çıkarmayı ihmal etmez.
Nihayet bütün bu olumsuzluklardan sonra 13 Haziran 1921 tarihinde Hükümetle Reji şirketi arasında yapılan bir anlaşma sonucu bu idarenin bütün mevcutları, alacak ve borçları Devletleştirilir.
I. BÖLÜM
I. Tütünün Türkiye’ye Girişi
Önceleri sadece yabancı memleketlerden yapılan tütün ithalatından muayyen bir gümrük resmi alınmakla iktifa edilirken, tütün tiryakilerinin çoğalması ile bir kısım hocalar ve müftülerce bunun kullanımına, Kuran-ı Kerim’in hükümlerine aykırılığı gerekçe gösterilerek karşı çıkılır. Bunun üzerine Padişah I. Ahmet tarafından tütün içmenin yasaklanması hususunda bir ferman çıkarılır.
Ancak, I. Ahmet’ten sonra tahta geçen Sultan Mustafa ve II. Osman devirlerinde imparatorluğun dış seferler ve iç kargaşalar ile meşguliyeti nedeniyle sözkonusu yasakların önemli bir etkisi olmaz. Daha sonra Padişah olan IV. Murat zamanında tütün içme yasağı şiddetle takip edilir.
O tarihlerde tütün lüle ve çubukla içildiğinden, İstanbul’da Cibali’den başlayıp Saraçhanebaşı semtini de içine alan ve üç gün üç gece devam eden yangına tütün içerken uyuyup kalan bir tiryakinin lülesindeki ateşi döşemeye düşürmesinin sebep olduğu rivayetinin Padişaha duyurulması üzerine, Müftü Hüseyin Efendi’den alınan fetva ile tütün içenlerin idamlarına hükmolunur. Sultan IV.Murat’ın bu konudaki icraatı çok şiddetli olur yasak konusunda yabancılara dahi hoşgörü gösterilmez. Sefer halinde bile tütün içerken yakalananlar idam edilmekten kurtulamazlar.
Bu yasaklara rağmen tütün içimine bütünüyle engel olunamaz. Daha sonraları tahttan indirilen İbrahim’in yerine çocuk yaşta padişah olan V. Sultan Mehmet’in (Avcı Mehmet) kendisinin de tütün içmesi dolayısıyla bu yasak, 1646 yılında Şeyhülislam Bahai Efendi’nin verdiği bir fetva ile bazı kayıtlarla kaldırılır.
II. Türkiye’de Tütünün Tarım ve Ticareti Hakkındaki Gelişmeler
A. Türkiye’de Tütünün Tarımı
Tütün tarımının ülkemizde başlangıcına dair kesin bir tarih mevcut değilse de tütün tohumlarının Rumeli tarafından Avrupa’ya gidip gelen tüccarlar tarafından getirildiği tahmin edilmekte ve ilk tütün tarımının da Yenice ve İskeçe dolaylarında yapıldığı ileri süsülmektedir.
B. Tütünün Tarım ve Ticaretinin Vergilendirilmesi
Yukarıda bahsedilen yasaklamadan sonra 1687 yılına kadar tütünün , İstanbul’a, üretimi yapılan yerlerden ithali mümkündü. Bu tarihten sonra tütünün ithalatına gümrük resmi konmuş, tütün imalatının serbest bırakılmasından sonra da ayrıca tütün mamullerinin alım ve satımına ayrı ayrı vergiler konmuştur. Bu vergiler Padişah II:Mustafa Paşa tarafından 1698’de 55 yük akçe karşılığında ihale edilir.
Tütün üretiminin ilgi görerek artması ile birlikte, tütün üretimini bir düzene sokmak ve hazine gelirlerini artırmak amacıyla “Surutu Duhan” adlı bir nizamname hazırlanır. Bu nizamname ile tütünün gümrük resmi artırılır ayrıca tütün üreten ekicilerden de tütünler tarlada iken dönümünden ikibuçuk kuruş onikişer para “Duhanı dönüm resmi” adı altında bir vergi alınmasına başlanır.
Yurdumuzda üretilen bu tütünler ekicinin becerisi ve ekolojik şartların uygunluğu sebebiyle üstün kaliteli ve vasıflı olması dolayısıyla önceleri Avrupa’dan ithal edilen tütünlerin yerini alır böylece ithalat dururken daha sonraları bu tütünlerin ihracatı başlar. Bundan dolayı Osmanlı sınırlarının muhtelif yerlerine toplam 30 tütün gümrüğü kurulur.
C. Tütün İthalatının Yasaklanması “ Tütün İnhisarı” ve “Reji Şirketi” İdaresi
1861 senesinde Osmanlı Hükümeti ile Fransa ve İngiltere arsında yapılan Ticaret anlaşmasıyla memlekete tütün ithali yasaklanır. Tütünün inhisar şeklinde idaresi 1862 yılında yapılan bir nizamname ile kabul edilir, bundan önceki uygulamalar ise kaldırılır.
1854’te başlayan borçlanma (istikraz) süreciyle Avrupa’dan aktarılan kaynakların geri ödenebilmesine çeşitli çözüm arayışlarına girilmesine neden olur. Önce “Öşür” adıyla bilinen vergi hariç tutularak diğer resmi ve gelirlerin idaresi, 1879 tarihinde yapılan bir yazılı sözleşme ile on sene müddetle Galata Bankerlerinden bir gruba belirli bir para karşılığında verilir. Daha sonra bu yetki 1882 tarihli bir nizamname ile bazı kayıtlar altında “Düyun-u Umumi”ye idaresine devredilir.
Dış borçların daha sağlıklı ödenmesi ve gelirlerin artırılması mülahazalarıyla, 1883 yılında düzenlenen bir sözleşme ile “Tütün İnhisarı”nın işletilmesi imtiyazı otuz sene müddetle “Memalik-i Osmaniye Duhanları Müşterek’ül-menfaa Reji Şirketi”ismi altında Fransızlar tarafından idare edilen ve 4 milyon İngiliz Liralık sermaye ile teşkil olunan bir anonim şirkete verilir. Bu uygulama aslında alacaklıların alacağını kendilerinin tahsili anlamına gelen ilginç bir yöntemdir.
Reji idaresi, Osmanlı tütünlerinin dahili tekelini 40 yıl süreyle yönetir elde ettiği gelirlerden Duyun-u Umumi ve Hükümete pay verir. Reji idaresinin gerek uyguladığı mali yöntemler, gerekse istihdam ettiği özel jandarma birlikleri (kolcu) ile yürüttüğü kaçakçılık mücadelesi toplumda ve yönetici kesimde çözülmeler başlar; özellikle kırsal bölgelerde yaygın bir suç ortamının gelişmesine neden olur. Bu suç ortamının içerisinde kolcu- kaçakçı ve halktan çok sayıda insan hayatını yitirir. Herhangi bir demiryolu yahut madenlerin işletme imtiyazına karşı ilgisiz kalan Osmanlı toplumunun Reji şirketi ve elemanlarına duyduğu bu denli tepki; Diğer imtiyazlar görünürde halkın çıkarlarını doğrudan etkilemediği, hatta yer yer yeni istihdam alanları açarak toplumun sosyal ve ekonomik hayatına olumlu katkılar sağladığı halde; Reji Osmanlı çiftçisinin en önemli gelir kaynaklarından olan tütün tarımını doğrudan denetlemekle yaratılan artı değere bizzat el koymaktaydı. Bu itibarla devletin jandarmasına seve seve itaat eden köylü Reji kolcusunu bir düşman gibi görmekte ve hatta hayatına kastedebilmekteydi.
Devlet, Duhan Resmi Nizamnamesi sayesinde tütünden yılda 737.000 lira civarında gelir elde ederken, bu gelirlerin artırılması amacıyla sözkonusu görevin Reji idaresine devri ile ancak 16 yıl sonra aynı gelir düzeyine ulaşabilmiştir. Buna, Reji uygulamalarına tepki duyan bazı ekicilerin tütün üretimini bırakmaları ile tütün üretiminin düşmesi neden olduğu gibi Osmanlı bürokrasisinin bu şirkete destek vermemesi ve buna koşut olarak bir kaçakçı sektörünün ortaya çıkmış olması da neden olarak gösterilebilir.
Bu ortamda tütün gelirlerini artırma yöntemi bakımından Reji idaresi çözüm olarak; düşük alım fiyatları ve yüksek satım fiyatlarını uygulamaya koyarak faturayı tütün üreticisi ve tüketicisine çıkarmayı ihmal etmez.
Nihayet bütün bu olumsuzluklardan sonra 13 Haziran 1921 tarihinde Hükümetle Reji şirketi arasında yapılan bir anlaşma sonucu bu idarenin bütün mevcutları, alacak ve borçları Devletleştirilir.


Comment