Et ve Süt içerdikleri protein yapıları, mineral maddeler ve vitaminler bakımından insan beslenmesinde yerine bitkisel kökenli olanların ikame edilemediği hayvansal orijinli temel protein kaynaklarını teşkil etmektedir
GLOBALLEŞEN DÜNYA’DA TÜRKİYE ET VE SÜT SANAYİİ
Prof.Dr. Erkan BENLİ •
Et ve Süt içerdikleri protein yapıları, mineral maddeler ve vitaminler bakımından insan beslenmesinde yerine bitkisel kökenli olanların ikame edilemediği hayvansal orijinli temel protein kaynaklarını teşkil etmektedir.
Bu gün için ülkelerin beslenme ve gelişmişlik düzeylerinin tespitinde kişi başına tüketilen süt miktarı önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir.
Bu tebliğde sizlere globalleşen Dünya’da Türkiye et ve süt sanayii ile ilgili bilgiler verilmeye çalışılacaktır.
1900 lü yılların başından bu yana Dünya’ da bir globalleşme kavramı yaşanmaktadır.
Nedir globalleşme.?
Globalleşme aslında sanayi ve tarımda gelişmiş olan ülkelerin üretim fazlalıklarını üretim yetersizliği içerisinde olan ülkelere ihraç imkanını yaratma bakımından ortaya konan bir strateji şeklinde tanımlama olarak ifade edilebilir. Bunun somut bir ifadesini gelişmiş olan ülkelerin gelişmekte olan ülkelerin rekabet şansı düşük olan alanlardan çekilerek göreceli üstünlükleri olan hususlarda yoğunlaşmaları gerekliliği şeklinde ki önerileri teşkil etmektedir.
Kalite ve sağlık yönünden standartların yüksek olduğu ülkeler üretim zincirinin alt ucundaki diğer ülkelerin üretimlerinde de aynı standartların olmasını şart koşmakta böylelikle gümrük vergilerinin karşılıklı olarak azaltıldığı bu dönemde bu standartlar tarife dışı engeller olarak kullanılmaktadır..
Çevre, Sağlık ve kalite standartları artık firmaların rekabet gücü üzerinde önemli ve belirleyici faktörler arasına girmiştir. AB nin 249 mal için çıkarmış olduğu çevre standartları ile ilgili 48
SETBİR Genel Sekreteri
lisanstan hiçbirini gelişmekte olan ülkelere vermemesi bunun tipik bir örneğini teşkil etmektedir. Böylelikle gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş olan ülkelerin pazarlarına girişleri pratikte zorlaştırılmakta, gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerin daimi bir pazarları haline getirilmek istenmektedir. (Kaynak : TEAE. AB Kalite ve Sağlık Standartlarının Türk Gıda Sanayi Sektörü Rekabet Gücü Üzerine Etkisi Mart 2001 Ankara )
Buna karşı Dünya Ticaret Örgütü ise haklı olarak bu tekelci zihniyete karşı tarife dışı engellerin kaldırılmasına, ortaya yeni düzenlemeler getirmeye çalışmaktadır.
Bu gün için Dünya ‘da bazı kaynaklara göre 800 milyon insan açlık sınırında olup 1.5 milyar insan ise yetersiz beslenmektedir. Dengesiz beslenen fertlerin sayısı bilinmemektedir.
Dünya ‘da açlık ve yetersiz beslenmenin ortadan kaldırılması ve bütün insanlar için sürdürülebilir gıda güvencesinin sağlanması amacıyla 1996 yılında Roma ‘da yapılan Dünya Gıda Zirvesinde Dünya Gıda Güvencesi Roma Deklarasyonu ve Dünya Gıda Zirvesi Eylem Planı kabul edilmiştir.
Zirveye katılan ülkeler belirlenen eylem planına göre çalışmalara başlamışlardır.
Türkiye, Roma Anlaşmasını müteakip 31 Temmuz 1959 Avrupa Ekonomik Topluluğuna üyelik için ilk müracaatını yapmış, 12 Eylül 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile tam üyelik baş vurusunda bulunmuş, 1996 yılı başında anlaşmaların öngördüğü biçimde gerekli hazırlıkları ve tarımsal uyumu sağlıyamadan Gümrük Birliğini gerçekleştirmeyi üstlenmiş, Uruguay Raund Nihai Senedinin öngördüğü yükümlülükleri yerine getirme ve 1.1.2001 tarihine kadar AB' nin 3. Ülkelere karşı uyguladığı dış ticaret politikasına tamamen uyum göstereceğini taahhüt etmiş, ortaklığa geçiş dönemi 1 Ocak 1973 te yürürlüğe konmuştur.
Türkiye 'nin 1999 yılında Avrupa Birliğine aday ülke statüsüne girmesi de tarım politikası arayışlarına yeni bir boyut kazandırmıştır.
Konuya bu anlaşmalar ve anlaşmaların Türkiye' ye getirmiş olduğu yükümlülükler ve ilişkileri irdelemeden ana hatlarıyla bakmakta yarar bulunmaktadır.
Günümüzde AB, üyelerinin sanayi ve tarımdaki dominant yapılarıyla ve organizasyonel yapılanmalarıyla çok önemli bir güç haline gelmiştir.
AB nin ise en önemli konusunu tarım ve özellikle hayvancılık teşkil etmektedir. AB gıda standartlarının yükseltilmesi için gerekli çalışmalara başlamış ve tüketicilere sunulan gıda ürünlerini bilimsel risk analizleri yöntemleriyle denetleyecek, güvenli ve kaliteli gıda arzını sağlayacak tedbirleri belirleyerek Beyaz Kitap’ta yayınlamış, Kasım 2000 de Avrupa Gıda Otoritesini oluşturmuştur.
Gıda Kanunlarının genel prensiplerini ise Yeşil Kitap’ ta belirlemiştir.
Bir diğer husus Kodeks Alimantarirus adını alan gıdalardaki normları belirleyen düzenlemelerdir. Ülkeler üretmiş oldukları gıda maddelerini ihraç etme durumunda Kodekste belirtilen normlara uygun olarak üretmek zorundadırlar.
Türkiye Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca 1995 yılında 560 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile “ Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine dair” düzenlemeleri başlatmış ve Kodeks Alimantariusa uygun olarak en önemli olanlarından başlamak üzere gıda kodekslerini yayınlayarak uygulamaya başlamıştır.
Ekonomik kalkınmışlık seviyesi yüksek olan bu toplumun tüketmekte oldukları ürünlerin çevre, sağlık ve kalite açısından daha seçici olmaları, AB ülkelerine ihracat yapacak, gelişmekte olan ülkelerin de belirledikleri standartlara uygun üretim yapmalarını istemeleri doğal olmakla beraber, bu ülkelerin bu standartları sağlamaları için gerekli mali ve teknolojik imkanları yaratmadaki sıkıntıları göz ardı edilmektedir.
“Tarladan Sofraya” prensibinin benimsendiği yeni yaklaşımda üretim zinciri de denetime tabi tutulmakta ve yapılan son düzenlemede gıda güvenliğinde sorumluluk tamamen sanayiciye yüklenmektedir. Belirlenen eylem planında 2003 yılına kadar kalite, sağlık ve çevre standartlarıyla ilgili çok sıkı tedbirlerin uygulanması planlanmıştır.
Özellikle son zamanlarda çevre ile etkileşim göz önüne alınarak çevreye olumsuz etkiler bırakmayan, çevre duyarlı, sürdürülebilir ve uygulanabilir üretim metotları ortaya konmaktadır.
Dünya Ticaret Örgütü Anla§masına ek anla§malan ile güvenli, kaliteli ve çevreye zarar vermeyen gıda ürünlerinin ticaretinin kurallanna açıkhk getirilmi§tir.
Bunlan sağlama bakımından İyi Hijiyen Uygulamalan ( Good Hygine Practice GHP), İyi Üretim Uygulamalan (Good Manifacturing Practice GMP), Standart Sanitasyon Uygulamalan (SSOP), İyi Labaratuvar Uygulamalan (GLP), Engeller Teknolojisi (Hurdl Teknoloji) ile birlikte uygulanacak, kısaca HACCP olarak adlandinlan ( Kritik Kontrol Noktalannda Tehlike Analizi Yöntemi ) ile gıda hijiyen ve güvenliğini garanti altına alan, ( ISO 9000 serisi ) ile kalite ve yönetim sistemi uygulayan, ( ISO 14000 ) ile çevreye duyarh, ( SA 8000 ) ile sosyal sorumluluklan yerine getiren firmalann rekabet üstünlugunü sağlayabileceği gerçeği göz ardı edilemeyecek en önemli hususlan te§kil etmektedir. Bu tie temel düzenleme yüzyihmızın olmazsa olmaz unsurlan haline gelmi§ olup, AB ülkelerine ihracat yapabilmenin ön §artlannı te§kil etmektedir.
Aynca AB pazanna ihracat yapacak kurulu§lanmızın pazarda pay alabilmeleri öncelikle üriinler i?in yukanda belirtilen standartlara ve AB’ nin 92/46/EEC Temel Süt Direktifi ve eklerindeki hususlara, 94/46/EEC Konsey direktifi doğrultusunda kalite ve hijiyen kurallanna uygun üretime baghdır.
Yalmz tanm üreticilerini değil, tüketicileri ve sanayicileri de piyasada olu§abilecek olumsuz geli§melerden koruyacak ABD Federal Süt Düzenleri (FMMO), ingiltere Süt Bordu’nu, 1933 lü yıllarda kurmu§, AB FEOGA gibi sistemlerini ve piyasayı regule organizasyonlan gerçekle§tirmi§ken, bizler hala Süt ve Et Konseylerini yasal olarak kuramamı§ durumda bu konulann tartı§masim yapmaktayız.
OECD kayıtlanna göre ABD giftgi ba§ina yılhk 13275 $, AB 15625 $ destekleme yaparken Ülkemizde desteklemeler kaldinlmı§ ve yerine Doğrudan Gelir Ödemesi adı altında üretimi te§vik edemeyen,y6nlendiremeyen bir sistem i?erisinde güliinç destekler verilmeye ba§lanmı§tır.
Gerek Dünya Bankası ve gerekse AB ülkeleri tanm ve hayvancihkta fiyat desteklerinin azaltılmasını ve hatta kaldinlmasını talep etmekte, Türkiye GATT Uruguay Raund Tanm
Anlaşması Kararlanna uyma mecburiyeti ipnde gelişmiş ülkelerin subvansiyonlu üriinleriyle haksız rekabete uğramaktadır
AB' ye üye olmadan, OTP' ye uyum sağlanmadan ve AB' nin mali imkanlanndan (FEOGA ve diğer fonlar) faydalanmadan AB' ye adayhk süreci i9erisinde tanm üriinlerinin Türkiye' de AB arasında gümriik birliğine dahil edilmesi (serbest dolasim) Türk tanmı a9isından son derece sakıncah olmaktadır.
Tabiidir ki Türkiye’nin AB aday ülke konumu içerisinde tam adayligimn ge^ekleşmesinden önce ülke üretici ve sanayicisinin menfi yönde etkilenmemesi i?in yapması gereken düzenlemeler bulunmaktadır.
Bütiin bunlan neden anlattigima gelince.
Türkiye yukanda belirtilen uluslar arası kural ve kaidelerine uymak, uluslar arası kuruluşlann ve AB nin önemli olan ve bir kısmı belirtilen regülasyonlanna uygun olarak gıda maddesi üretmek zorundadır. Tabiidir ki Et ve Süt üriinleri üretimi de bu kurallara uyma durumundadır.
Bu a9idan sanayicimizin Dünya’da ve AB’ de meydana gelen değişimleri, gelişmeleri yakından izlemeleri ve şimdiden bünyelerini ona göre düzenlemeye başlamalan ka9imlmazdır.
TÜRKİYE ‘ DE MEVCUT DURUM :
2000 Genel Tanm Sayımına göre Türkiye 'de 3.967.000 tanm işletmesi bulunmaktadır. Isletmelerin yaklasik % 3.6 'sı yalmz hayvancihk ve % 96.4 'ü bitkisel üretim ile hayvancihgi birlikte yapmaktadır. Söz konusu işletmelerin yaklasik % 35 *i 0 -2 hektar, % 32 'si 2 - 5 hektar arasında, % 28 'ı 5 - 20 hektar arasında ve % 5 'ı 20 hektann üzerinde arazi büyüklugune sahiptir. Ortalama işletme büyüklugu ise yaklasik 5.9 hektardır.
2000 yih DİE verilerine göre 10.761.000. Baş sigir varhgimızdan %39.18 i dusuk verimli yerli ırk, % 44.02 si orta verimli melez ırk ve ancak %16.78 i yüksek verimli hayvanlardan
oluşmuştur. Kiiciikbaşlarda toplam koyun sayısı 28.492.000 olup % 97 sini yerli ırklar teşkil etmektedir.
Hayvancihk işletmelerinin % 46 sında işletme başına diisen biiyiikbaş hayvan sayısı 1-4, %21.85 inde 5-9, 57.76 sında 10-19, %1.5 inde 20-49, %0.08 inde 50-99 hayvan bulunmaktadır. 100’ den fazla biiyiikbaş hayvan banndıran işletmelerin oram oldukça diisiik ( % 0.01 ) bir diizeydedir.
isletmelerin % 18.15’inde Kiiciikbaş hayvan sayısı 1-19, %15.17 sinde 20-49, %8.29 unda 50-99 baş arasında değişmekte olup, % 4.59’ unda da 100’ tin iizerindedir. isletmelerin % 23’ iinde sigir, % 54’ iinde koyun ve keçi yetiştirilmektedir. Bu sayılar ekonomik üretim kapasitesinin ?ok altındadır. Aynca bu işletmeler arasında “entansif hayvancihk” yapanlann sayısı olduk?a azdır.
Dolayısıyla dusuk maliyetli üretimler yapabilen ihtisaslaşmış işletmelerin azhgi hem sektörii hem de üreticileri olumsuz etkilemektedir. Sanayicimiz kaliteli hammadde temininde zorlanmaktadır
Ülkemiz hayvanlanmn genetik verim kapasitesi dusuk bulunmaktadır.
Türkiye’de, sigir karkas ortalama agirhgi 180 Kg civannda iken AB de bunun iki katı olarak 350 Kg, 1996 yih itibariyle sigirda hayvan basina süt verimi 1.586 lt/yıl/Baş; 1998 yılında 1.609 Lt/Yıl/baş olup, AB ‘de 1996 yılmdaki verimin 5.387 Lt/Yıl/Baş olduğu göz önüne ahndiginda verim ortalamasının Türkiye’den süt verimi bakımından yaklasik 3.5 kat fazla olduğu göriilür.
1998 yılında Süt tüketiminde Dünya Ortalaması kişi basina 93.7 litre civannda olup ( ABD de 292.0 litre, AB de 342.5 litre ) Türkiye'de 155 litre olarak hesaplanmaktadır.
Bu rakam 2000 yılında 146.17 litreye dusmus olup, 23 litrelik kısmı içme siitü (Saghkh ambalajda olan kısmı 6 litre) geri kalam süt eşdeğeri süt üriinleridir.
Yılhk ortalama süt üretimi 10 Milyon ton civanndadır. Ancak son yıllarda azalma göstermektedir. DİE verilerine göre 2000 yılında üretim 9.793.962 ton olup, 2001 yılında üretimin 8.146.000 ton olduğu tahmin edilmektedir.
Üretilen sütün %40 kadan işletme içerisinde tüketilmekte, 2000 yih verilerine göre %21.8 i modern işletmelerde işlenmekte, geri kalamn %50 si sokak sütü olarak satihrken, %50 si de hijiyen şartlannın ne olduğu bilinmeyen ve denetlenmeyen mandralarda süt üriinlerine işlenirken, , gelişmiş ülkelerde ise işletme içerisinde tüketilen kısım % 2-3 dolaylannda olup geri kalan %97-98 i modern tesislerde işlenmek üzere pazarlanmaktadır.
Türkiye’de 24.000 civannda gıda üretim kuruluşu bulunmakta olup bunlann ancak 6.000 kadannın Tanm ve Köyişleri Bakanhgi gıda sicil kaydı bulunmaktadır.
Süt ve süt mamulleri sanayii işletme sayısı gıda sanayiinin % 16 sim teşkil etmektedir.
Süt işleme tesisleri 3850 civannda yılhk kapasiteleri 1000 ton ve üzeri olanlann sayısı 1300 kadar olup toplam kapasiteleri 6.153.775 ton’dur.
Süt sanayiinde üriin cinslerine göre değişmekle birlikte fiilen kullamlan üretim kapasitesinin 1996 yılında % 14.9 ile %60.4 arasında değişmekte olduğunu görmekteyiz
Türkiye’de halen 803 adet Belediyelere, 96 adet özel sektöre, 9 adet Et ve Bahk Kurumuna ait olmak üzere toplam 908 adet kombina ve mezbaha bulunmakta olup, yılhk 1.370.430 ton büyükbaş, 690.165 ton kuciikbaş eti olmak üzere toplam 2.060.595 ton kurulu kapasite mevcuttur.
2000 yılında kırmızı et üretimi 370 .000 ton iken, 2001 yılında dusus göstererek 259 .000 ton olarak gerçekleşmiştir. Bir bu kadar da kayıt dısi üretim olduğu tahmin edilmektedir.
Ülke genelinde kırmızı et tüketimi, kişi basina yaklasik 15-16 kg'dır. Bunun 9.5-10 kg' ı sigir, 5-5.5 kg'ı koyun, keçi ve manda etidir. AB ülkelerinde ise, kişi basina dusen sadece sigir eti 18-26 kg'dır. Koyun, keçi ve domuz eti ile birlikte 76 kg'a kadar ulaşmaktadır.
Ülkemizde en az artan nüfus oranına paralel olarak et ve süt üretiminin artması gerekirken maalesef son yıllarda maliyetlerdeki artış, yaşanan ekonomik krizler sonucu tüketicilerin satın alma gücünde meydana gelen talep daralması sonucu üretimler de dusmekte , dolayısıyla kişi basina dusen et ve süt tüketimi azalmaktadır.
SORUNLAR VE gÖZÜM ÖNERİLERi:
Ülkemiz hayvancihginda genetik verim kapasiteleri lslah programlan ve projeleriyle mutlaka arttinlmahdır. ihracatımıza engel teşkil eden Hayvan hastahk ve zararhlanyla daha etkin mücadele edilmelidir.
Üretimdeki girdi fiyatlannın yüksekliği üretimi caydincı seviyelere getirmiştir. Hükümet destekleme politikalanm yeniden gözden geçirmeli ve mutlaka girdi subvansiyonlan yapılmahdır. Tanmsal kredi faiz oranlan dusurülmeli vadeler uzatılmahdır.
Ekonomik üretim yapabilecek optimal işletmelerin kurulması teşvik edilmelidir.
Üreticilerin modern tanmsal metotlar konulannda eğitimleri daha yoğun ve etkin bir seviyeye getirilmelidir.
Üreticilerin örgütlenmeleri desteklenmelidir.
Kayıt dısi üretimler etkin bir şekilde denetlenerek ortadan kaldınlmalıdır.
Et ve Süt gibi gıda maddeleri temel besin maddesi olarak kabul edilmeli ve KDV oranlan mutlaka dusuriilmelidir.
Tüketimi teşvik edecek “ Okul Sütü Programlan ” gibi uygulamalar hükümet politikalan haline getirilerek süreklilik kazanmahdır.
İthalat disipline edilmeli, ihracatı teşvik edecek tedbirler alınmahdır.
Üriin destekleme ve pazarlama (girdi-9iktı piyasalan) organizasyonlanmn yasal ve yapısal olarak kurulması sağlanmahdır
Son olarak birkaç yerde daha söylediğimiz bir ifadeyi burada bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Sonuç olarak Türkiye Tarımında; Bulunduğu iklim kuşağı , toprak, su, güneş, insan varlığı açısından son derece uygun olan bu potansiyeli değerlendirerek, , çevre bilinci içerisinde sürdürülebilir modern tarım tekniklerinin ülke düzeyinin tamamında uygulanmasını yaygınlaştırmış, , birim alan veya birim üniteden alınan verim ve kalite açısından ileri düzeyde en ekonomik maliyetli ürünlerin alındığı, bölgesinde gıda güvenliği ve güvenilirliği açısından lider, tarımsal ihracatının gelişmiş olduğu, üreticilerin sosyal, kültürel ve ekonomik seviyelerinin yükselmesini sağlayarak daha müreffeh bir Türkiye’nin yaratılması için :
Tarımda yeniden bir yapılanma içinde, Üretici, Sanayici ve Pazar arasında gerekli entegrasyon sağlanması, yukarıda ana hatlarıyla belirtilen problemler ve çözüm önerilerinin yasal desteklerle desteklenmesi koşuluyla ülke hayvancılığının ve buna bağlı sanayiin geliştirilmesi mümkün olabilecektir.
GLOBALLEŞEN DÜNYA’DA TÜRKİYE ET VE SÜT SANAYİİ
Prof.Dr. Erkan BENLİ •
Et ve Süt içerdikleri protein yapıları, mineral maddeler ve vitaminler bakımından insan beslenmesinde yerine bitkisel kökenli olanların ikame edilemediği hayvansal orijinli temel protein kaynaklarını teşkil etmektedir.
Bu gün için ülkelerin beslenme ve gelişmişlik düzeylerinin tespitinde kişi başına tüketilen süt miktarı önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir.
Bu tebliğde sizlere globalleşen Dünya’da Türkiye et ve süt sanayii ile ilgili bilgiler verilmeye çalışılacaktır.
1900 lü yılların başından bu yana Dünya’ da bir globalleşme kavramı yaşanmaktadır.
Nedir globalleşme.?
Globalleşme aslında sanayi ve tarımda gelişmiş olan ülkelerin üretim fazlalıklarını üretim yetersizliği içerisinde olan ülkelere ihraç imkanını yaratma bakımından ortaya konan bir strateji şeklinde tanımlama olarak ifade edilebilir. Bunun somut bir ifadesini gelişmiş olan ülkelerin gelişmekte olan ülkelerin rekabet şansı düşük olan alanlardan çekilerek göreceli üstünlükleri olan hususlarda yoğunlaşmaları gerekliliği şeklinde ki önerileri teşkil etmektedir.
Kalite ve sağlık yönünden standartların yüksek olduğu ülkeler üretim zincirinin alt ucundaki diğer ülkelerin üretimlerinde de aynı standartların olmasını şart koşmakta böylelikle gümrük vergilerinin karşılıklı olarak azaltıldığı bu dönemde bu standartlar tarife dışı engeller olarak kullanılmaktadır..
Çevre, Sağlık ve kalite standartları artık firmaların rekabet gücü üzerinde önemli ve belirleyici faktörler arasına girmiştir. AB nin 249 mal için çıkarmış olduğu çevre standartları ile ilgili 48
SETBİR Genel Sekreteri
lisanstan hiçbirini gelişmekte olan ülkelere vermemesi bunun tipik bir örneğini teşkil etmektedir. Böylelikle gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş olan ülkelerin pazarlarına girişleri pratikte zorlaştırılmakta, gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerin daimi bir pazarları haline getirilmek istenmektedir. (Kaynak : TEAE. AB Kalite ve Sağlık Standartlarının Türk Gıda Sanayi Sektörü Rekabet Gücü Üzerine Etkisi Mart 2001 Ankara )
Buna karşı Dünya Ticaret Örgütü ise haklı olarak bu tekelci zihniyete karşı tarife dışı engellerin kaldırılmasına, ortaya yeni düzenlemeler getirmeye çalışmaktadır.
Bu gün için Dünya ‘da bazı kaynaklara göre 800 milyon insan açlık sınırında olup 1.5 milyar insan ise yetersiz beslenmektedir. Dengesiz beslenen fertlerin sayısı bilinmemektedir.
Dünya ‘da açlık ve yetersiz beslenmenin ortadan kaldırılması ve bütün insanlar için sürdürülebilir gıda güvencesinin sağlanması amacıyla 1996 yılında Roma ‘da yapılan Dünya Gıda Zirvesinde Dünya Gıda Güvencesi Roma Deklarasyonu ve Dünya Gıda Zirvesi Eylem Planı kabul edilmiştir.
Zirveye katılan ülkeler belirlenen eylem planına göre çalışmalara başlamışlardır.
Türkiye, Roma Anlaşmasını müteakip 31 Temmuz 1959 Avrupa Ekonomik Topluluğuna üyelik için ilk müracaatını yapmış, 12 Eylül 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile tam üyelik baş vurusunda bulunmuş, 1996 yılı başında anlaşmaların öngördüğü biçimde gerekli hazırlıkları ve tarımsal uyumu sağlıyamadan Gümrük Birliğini gerçekleştirmeyi üstlenmiş, Uruguay Raund Nihai Senedinin öngördüğü yükümlülükleri yerine getirme ve 1.1.2001 tarihine kadar AB' nin 3. Ülkelere karşı uyguladığı dış ticaret politikasına tamamen uyum göstereceğini taahhüt etmiş, ortaklığa geçiş dönemi 1 Ocak 1973 te yürürlüğe konmuştur.
Türkiye 'nin 1999 yılında Avrupa Birliğine aday ülke statüsüne girmesi de tarım politikası arayışlarına yeni bir boyut kazandırmıştır.
Konuya bu anlaşmalar ve anlaşmaların Türkiye' ye getirmiş olduğu yükümlülükler ve ilişkileri irdelemeden ana hatlarıyla bakmakta yarar bulunmaktadır.
Günümüzde AB, üyelerinin sanayi ve tarımdaki dominant yapılarıyla ve organizasyonel yapılanmalarıyla çok önemli bir güç haline gelmiştir.
AB nin ise en önemli konusunu tarım ve özellikle hayvancılık teşkil etmektedir. AB gıda standartlarının yükseltilmesi için gerekli çalışmalara başlamış ve tüketicilere sunulan gıda ürünlerini bilimsel risk analizleri yöntemleriyle denetleyecek, güvenli ve kaliteli gıda arzını sağlayacak tedbirleri belirleyerek Beyaz Kitap’ta yayınlamış, Kasım 2000 de Avrupa Gıda Otoritesini oluşturmuştur.
Gıda Kanunlarının genel prensiplerini ise Yeşil Kitap’ ta belirlemiştir.
Bir diğer husus Kodeks Alimantarirus adını alan gıdalardaki normları belirleyen düzenlemelerdir. Ülkeler üretmiş oldukları gıda maddelerini ihraç etme durumunda Kodekste belirtilen normlara uygun olarak üretmek zorundadırlar.
Türkiye Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca 1995 yılında 560 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile “ Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine dair” düzenlemeleri başlatmış ve Kodeks Alimantariusa uygun olarak en önemli olanlarından başlamak üzere gıda kodekslerini yayınlayarak uygulamaya başlamıştır.
Ekonomik kalkınmışlık seviyesi yüksek olan bu toplumun tüketmekte oldukları ürünlerin çevre, sağlık ve kalite açısından daha seçici olmaları, AB ülkelerine ihracat yapacak, gelişmekte olan ülkelerin de belirledikleri standartlara uygun üretim yapmalarını istemeleri doğal olmakla beraber, bu ülkelerin bu standartları sağlamaları için gerekli mali ve teknolojik imkanları yaratmadaki sıkıntıları göz ardı edilmektedir.
“Tarladan Sofraya” prensibinin benimsendiği yeni yaklaşımda üretim zinciri de denetime tabi tutulmakta ve yapılan son düzenlemede gıda güvenliğinde sorumluluk tamamen sanayiciye yüklenmektedir. Belirlenen eylem planında 2003 yılına kadar kalite, sağlık ve çevre standartlarıyla ilgili çok sıkı tedbirlerin uygulanması planlanmıştır.
Özellikle son zamanlarda çevre ile etkileşim göz önüne alınarak çevreye olumsuz etkiler bırakmayan, çevre duyarlı, sürdürülebilir ve uygulanabilir üretim metotları ortaya konmaktadır.
Dünya Ticaret Örgütü Anla§masına ek anla§malan ile güvenli, kaliteli ve çevreye zarar vermeyen gıda ürünlerinin ticaretinin kurallanna açıkhk getirilmi§tir.
Bunlan sağlama bakımından İyi Hijiyen Uygulamalan ( Good Hygine Practice GHP), İyi Üretim Uygulamalan (Good Manifacturing Practice GMP), Standart Sanitasyon Uygulamalan (SSOP), İyi Labaratuvar Uygulamalan (GLP), Engeller Teknolojisi (Hurdl Teknoloji) ile birlikte uygulanacak, kısaca HACCP olarak adlandinlan ( Kritik Kontrol Noktalannda Tehlike Analizi Yöntemi ) ile gıda hijiyen ve güvenliğini garanti altına alan, ( ISO 9000 serisi ) ile kalite ve yönetim sistemi uygulayan, ( ISO 14000 ) ile çevreye duyarh, ( SA 8000 ) ile sosyal sorumluluklan yerine getiren firmalann rekabet üstünlugunü sağlayabileceği gerçeği göz ardı edilemeyecek en önemli hususlan te§kil etmektedir. Bu tie temel düzenleme yüzyihmızın olmazsa olmaz unsurlan haline gelmi§ olup, AB ülkelerine ihracat yapabilmenin ön §artlannı te§kil etmektedir.
Aynca AB pazanna ihracat yapacak kurulu§lanmızın pazarda pay alabilmeleri öncelikle üriinler i?in yukanda belirtilen standartlara ve AB’ nin 92/46/EEC Temel Süt Direktifi ve eklerindeki hususlara, 94/46/EEC Konsey direktifi doğrultusunda kalite ve hijiyen kurallanna uygun üretime baghdır.
Yalmz tanm üreticilerini değil, tüketicileri ve sanayicileri de piyasada olu§abilecek olumsuz geli§melerden koruyacak ABD Federal Süt Düzenleri (FMMO), ingiltere Süt Bordu’nu, 1933 lü yıllarda kurmu§, AB FEOGA gibi sistemlerini ve piyasayı regule organizasyonlan gerçekle§tirmi§ken, bizler hala Süt ve Et Konseylerini yasal olarak kuramamı§ durumda bu konulann tartı§masim yapmaktayız.
OECD kayıtlanna göre ABD giftgi ba§ina yılhk 13275 $, AB 15625 $ destekleme yaparken Ülkemizde desteklemeler kaldinlmı§ ve yerine Doğrudan Gelir Ödemesi adı altında üretimi te§vik edemeyen,y6nlendiremeyen bir sistem i?erisinde güliinç destekler verilmeye ba§lanmı§tır.
Gerek Dünya Bankası ve gerekse AB ülkeleri tanm ve hayvancihkta fiyat desteklerinin azaltılmasını ve hatta kaldinlmasını talep etmekte, Türkiye GATT Uruguay Raund Tanm
Anlaşması Kararlanna uyma mecburiyeti ipnde gelişmiş ülkelerin subvansiyonlu üriinleriyle haksız rekabete uğramaktadır
AB' ye üye olmadan, OTP' ye uyum sağlanmadan ve AB' nin mali imkanlanndan (FEOGA ve diğer fonlar) faydalanmadan AB' ye adayhk süreci i9erisinde tanm üriinlerinin Türkiye' de AB arasında gümriik birliğine dahil edilmesi (serbest dolasim) Türk tanmı a9isından son derece sakıncah olmaktadır.
Tabiidir ki Türkiye’nin AB aday ülke konumu içerisinde tam adayligimn ge^ekleşmesinden önce ülke üretici ve sanayicisinin menfi yönde etkilenmemesi i?in yapması gereken düzenlemeler bulunmaktadır.
Bütiin bunlan neden anlattigima gelince.
Türkiye yukanda belirtilen uluslar arası kural ve kaidelerine uymak, uluslar arası kuruluşlann ve AB nin önemli olan ve bir kısmı belirtilen regülasyonlanna uygun olarak gıda maddesi üretmek zorundadır. Tabiidir ki Et ve Süt üriinleri üretimi de bu kurallara uyma durumundadır.
Bu a9idan sanayicimizin Dünya’da ve AB’ de meydana gelen değişimleri, gelişmeleri yakından izlemeleri ve şimdiden bünyelerini ona göre düzenlemeye başlamalan ka9imlmazdır.
TÜRKİYE ‘ DE MEVCUT DURUM :
2000 Genel Tanm Sayımına göre Türkiye 'de 3.967.000 tanm işletmesi bulunmaktadır. Isletmelerin yaklasik % 3.6 'sı yalmz hayvancihk ve % 96.4 'ü bitkisel üretim ile hayvancihgi birlikte yapmaktadır. Söz konusu işletmelerin yaklasik % 35 *i 0 -2 hektar, % 32 'si 2 - 5 hektar arasında, % 28 'ı 5 - 20 hektar arasında ve % 5 'ı 20 hektann üzerinde arazi büyüklugune sahiptir. Ortalama işletme büyüklugu ise yaklasik 5.9 hektardır.
2000 yih DİE verilerine göre 10.761.000. Baş sigir varhgimızdan %39.18 i dusuk verimli yerli ırk, % 44.02 si orta verimli melez ırk ve ancak %16.78 i yüksek verimli hayvanlardan
oluşmuştur. Kiiciikbaşlarda toplam koyun sayısı 28.492.000 olup % 97 sini yerli ırklar teşkil etmektedir.
Hayvancihk işletmelerinin % 46 sında işletme başına diisen biiyiikbaş hayvan sayısı 1-4, %21.85 inde 5-9, 57.76 sında 10-19, %1.5 inde 20-49, %0.08 inde 50-99 hayvan bulunmaktadır. 100’ den fazla biiyiikbaş hayvan banndıran işletmelerin oram oldukça diisiik ( % 0.01 ) bir diizeydedir.
isletmelerin % 18.15’inde Kiiciikbaş hayvan sayısı 1-19, %15.17 sinde 20-49, %8.29 unda 50-99 baş arasında değişmekte olup, % 4.59’ unda da 100’ tin iizerindedir. isletmelerin % 23’ iinde sigir, % 54’ iinde koyun ve keçi yetiştirilmektedir. Bu sayılar ekonomik üretim kapasitesinin ?ok altındadır. Aynca bu işletmeler arasında “entansif hayvancihk” yapanlann sayısı olduk?a azdır.
Dolayısıyla dusuk maliyetli üretimler yapabilen ihtisaslaşmış işletmelerin azhgi hem sektörii hem de üreticileri olumsuz etkilemektedir. Sanayicimiz kaliteli hammadde temininde zorlanmaktadır
Ülkemiz hayvanlanmn genetik verim kapasitesi dusuk bulunmaktadır.
Türkiye’de, sigir karkas ortalama agirhgi 180 Kg civannda iken AB de bunun iki katı olarak 350 Kg, 1996 yih itibariyle sigirda hayvan basina süt verimi 1.586 lt/yıl/Baş; 1998 yılında 1.609 Lt/Yıl/baş olup, AB ‘de 1996 yılmdaki verimin 5.387 Lt/Yıl/Baş olduğu göz önüne ahndiginda verim ortalamasının Türkiye’den süt verimi bakımından yaklasik 3.5 kat fazla olduğu göriilür.
1998 yılında Süt tüketiminde Dünya Ortalaması kişi basina 93.7 litre civannda olup ( ABD de 292.0 litre, AB de 342.5 litre ) Türkiye'de 155 litre olarak hesaplanmaktadır.
Bu rakam 2000 yılında 146.17 litreye dusmus olup, 23 litrelik kısmı içme siitü (Saghkh ambalajda olan kısmı 6 litre) geri kalam süt eşdeğeri süt üriinleridir.
Yılhk ortalama süt üretimi 10 Milyon ton civanndadır. Ancak son yıllarda azalma göstermektedir. DİE verilerine göre 2000 yılında üretim 9.793.962 ton olup, 2001 yılında üretimin 8.146.000 ton olduğu tahmin edilmektedir.
Üretilen sütün %40 kadan işletme içerisinde tüketilmekte, 2000 yih verilerine göre %21.8 i modern işletmelerde işlenmekte, geri kalamn %50 si sokak sütü olarak satihrken, %50 si de hijiyen şartlannın ne olduğu bilinmeyen ve denetlenmeyen mandralarda süt üriinlerine işlenirken, , gelişmiş ülkelerde ise işletme içerisinde tüketilen kısım % 2-3 dolaylannda olup geri kalan %97-98 i modern tesislerde işlenmek üzere pazarlanmaktadır.
Türkiye’de 24.000 civannda gıda üretim kuruluşu bulunmakta olup bunlann ancak 6.000 kadannın Tanm ve Köyişleri Bakanhgi gıda sicil kaydı bulunmaktadır.
Süt ve süt mamulleri sanayii işletme sayısı gıda sanayiinin % 16 sim teşkil etmektedir.
Süt işleme tesisleri 3850 civannda yılhk kapasiteleri 1000 ton ve üzeri olanlann sayısı 1300 kadar olup toplam kapasiteleri 6.153.775 ton’dur.
Süt sanayiinde üriin cinslerine göre değişmekle birlikte fiilen kullamlan üretim kapasitesinin 1996 yılında % 14.9 ile %60.4 arasında değişmekte olduğunu görmekteyiz
Türkiye’de halen 803 adet Belediyelere, 96 adet özel sektöre, 9 adet Et ve Bahk Kurumuna ait olmak üzere toplam 908 adet kombina ve mezbaha bulunmakta olup, yılhk 1.370.430 ton büyükbaş, 690.165 ton kuciikbaş eti olmak üzere toplam 2.060.595 ton kurulu kapasite mevcuttur.
2000 yılında kırmızı et üretimi 370 .000 ton iken, 2001 yılında dusus göstererek 259 .000 ton olarak gerçekleşmiştir. Bir bu kadar da kayıt dısi üretim olduğu tahmin edilmektedir.
Ülke genelinde kırmızı et tüketimi, kişi basina yaklasik 15-16 kg'dır. Bunun 9.5-10 kg' ı sigir, 5-5.5 kg'ı koyun, keçi ve manda etidir. AB ülkelerinde ise, kişi basina dusen sadece sigir eti 18-26 kg'dır. Koyun, keçi ve domuz eti ile birlikte 76 kg'a kadar ulaşmaktadır.
Ülkemizde en az artan nüfus oranına paralel olarak et ve süt üretiminin artması gerekirken maalesef son yıllarda maliyetlerdeki artış, yaşanan ekonomik krizler sonucu tüketicilerin satın alma gücünde meydana gelen talep daralması sonucu üretimler de dusmekte , dolayısıyla kişi basina dusen et ve süt tüketimi azalmaktadır.
SORUNLAR VE gÖZÜM ÖNERİLERi:
Ülkemiz hayvancihginda genetik verim kapasiteleri lslah programlan ve projeleriyle mutlaka arttinlmahdır. ihracatımıza engel teşkil eden Hayvan hastahk ve zararhlanyla daha etkin mücadele edilmelidir.
Üretimdeki girdi fiyatlannın yüksekliği üretimi caydincı seviyelere getirmiştir. Hükümet destekleme politikalanm yeniden gözden geçirmeli ve mutlaka girdi subvansiyonlan yapılmahdır. Tanmsal kredi faiz oranlan dusurülmeli vadeler uzatılmahdır.
Ekonomik üretim yapabilecek optimal işletmelerin kurulması teşvik edilmelidir.
Üreticilerin modern tanmsal metotlar konulannda eğitimleri daha yoğun ve etkin bir seviyeye getirilmelidir.
Üreticilerin örgütlenmeleri desteklenmelidir.
Kayıt dısi üretimler etkin bir şekilde denetlenerek ortadan kaldınlmalıdır.
Et ve Süt gibi gıda maddeleri temel besin maddesi olarak kabul edilmeli ve KDV oranlan mutlaka dusuriilmelidir.
Tüketimi teşvik edecek “ Okul Sütü Programlan ” gibi uygulamalar hükümet politikalan haline getirilerek süreklilik kazanmahdır.
İthalat disipline edilmeli, ihracatı teşvik edecek tedbirler alınmahdır.
Üriin destekleme ve pazarlama (girdi-9iktı piyasalan) organizasyonlanmn yasal ve yapısal olarak kurulması sağlanmahdır
Son olarak birkaç yerde daha söylediğimiz bir ifadeyi burada bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Sonuç olarak Türkiye Tarımında; Bulunduğu iklim kuşağı , toprak, su, güneş, insan varlığı açısından son derece uygun olan bu potansiyeli değerlendirerek, , çevre bilinci içerisinde sürdürülebilir modern tarım tekniklerinin ülke düzeyinin tamamında uygulanmasını yaygınlaştırmış, , birim alan veya birim üniteden alınan verim ve kalite açısından ileri düzeyde en ekonomik maliyetli ürünlerin alındığı, bölgesinde gıda güvenliği ve güvenilirliği açısından lider, tarımsal ihracatının gelişmiş olduğu, üreticilerin sosyal, kültürel ve ekonomik seviyelerinin yükselmesini sağlayarak daha müreffeh bir Türkiye’nin yaratılması için :
Tarımda yeniden bir yapılanma içinde, Üretici, Sanayici ve Pazar arasında gerekli entegrasyon sağlanması, yukarıda ana hatlarıyla belirtilen problemler ve çözüm önerilerinin yasal desteklerle desteklenmesi koşuluyla ülke hayvancılığının ve buna bağlı sanayiin geliştirilmesi mümkün olabilecektir.

