Kimsenin gemisine binmeyin!

Hayat şartları insanları farklı farklı mesleklerde çalışmaya sevkediyor. Birçoğumuz istediği işi yapamıyor, yada istenen yerde ve görevde çalışılmıyor.

Bu yazım firmaların emrinde çalışan, ticaretle uğraşan ve bilgisiyle ticaret yapan yada yaptıran mühendisler hakkında olacak...

1993 yılından beridir bu sektörün içerisindeyim. Tanıdığım Birçok meslektaşım var. Kimi kendi işini yapıyor, kimi başkasının işinde çalışıyor, kimi de kamuda çalışıyor.

Mühendis denince benim anladığım; Her türlü soruna karşı çözüm üretebilen, bilmediğini doğru biçimde araştırıp, hızlıca öğrenip hayata ve uygulamaya katabilen teknik elemandır. Tabi bunun yanında öğrendiği bilgileri de bazı doğru süzgeçlerinden geçirmesi ve değer yargılarıyla yoğurması gerekir. Örneğin; işiyle ilgili bir bilgi öğrendiği zaman bunu uygulamadan önce bu yapacağı işin etik açıdan doğruluğu, maddi kazanç ve kayıplara etkisi, mesleğinde ve kişiliğinde geri dönülmez hatalara sebep olup olmadığını düşünmesi gerekir.

Malesef bazı meslektaşlarım, Bir işe girdikleri zaman, işveren vekili olarak kendilerini görüyorlar ve sadece hedeflerinde daha çok para kazanmadırma isteği oluşuyor. İşverene ne kadar çok kazandırlarsa, o kadar kendilerini verimli zannediyorlar. Bu nedenle muhatap oldukları müşterileri yada insanları kandırma yoluna de gidiyorlar. Daha net bir ifadeyle mesleklerini ayaklar altına alıp, kendi kişiliklerinide mesleklerini de çok ucuza satıyorlar.

Bununla ilgili birkaç hatıramı yeri gelmişken anlatmak istiyorum.

Sorumlusu bulunduğum bir işte, hizmet aldığımız firmanın mühendisi benim değer verdiğim bir arkadaşımdı. Kendisiyle iş konusunda yaptığımız bir tartışma esnasında, bana kendisinin de inanmadığı, yapmadıkları bir hizmet hakkında tartışıyor ve yaptıklarını ispat etmeye çalışıyordu. Kendimi tutamayıp tartışmayı kestim ve kendisine şunları söylemiştim.

"-Arkadaşım, sen şu anda bir firmada çalışıyor olabilirsin. Ancak mühendis olduğunu hiçbir zaman unutma. Ben seni bu firmanın elemanı olarak değil, isminle ve mühendisliğindeki dürüstlüğünle tanımak ve yıllar sonra karşılaştığımız zaman yüzyüze bakabilmek istiyorum. Sen böyle yapmakla kişiliğini ayaklar altına alıyor ve mesleğini firmanın emrine veriyorsun. Biliyorsun ki sende bu söylediklerine inanmıyorsun. Yarın bu işten ayrılabilirsin. O zaman firma sahibi seni tanımayacak ve bu yaptığın aşırı! iyiliğin kıymete geçmediğini görerek çok üzüleceksin. Böyle yapma ve bana doğru neyse onu söyle! dedim. Arkadaşım bana o zaman epeyce kırılmış ve daha mesafeli davranmaya başlamıştı. Ancak bir daha bu tür tartışmalara da girmeden doğru neyse onu söylemeye başlamıştı.

Aradan bir yıl geçtikten sonra bana gelerek, Selami Bey, sen doğru söylemişsin. Ben bu firma için kendimi ve kişiliğimi ortaya koyup, yalan söylüyordum. Hiç kıymete geçmemiş ki en basit bir konuda beni dışladılar. Sen çok haklıymışsın dedi. Kendisi şu anda kendi firmasını kurdu ve karşımızda firma sahibi olarak dürüst kişiliğiyle duruyor.

Bir başka örnek daha anlatayım, bende hikaye çok...

Bir firmada çalışan arkadaşım, Antalyada düzenlenecek olan kendi firmalarının bölge bayileri toplantısına katılmamız için bizleri ısrarla davet ediyordu. Israrına dayanamayıp hadi gidelim dedik ve 4 arkadaşla birlikte tüm masraflar onlara ait olmak üzere antalyaya gittik ve bu toplantıya/seminere katıldık. Aradan yıllar geçse dahi bana sorduğu şu sorular hiç değişmedi. 1. sorusu: "Abi antalya gezisi nasıldı?" 2. sorusu:" Abi işler çok kötü, bizden neden mal almıyorsunuz." Şimdi bu soruları sorabilecek bir arkadaşın sözüne kanıp keşke diyoruz antalyaya hiç gitmeseydik. Bu benim meslektaşım ve bir firmada çalışan arkadaşımdı. Demekki sırf bizi minnet altına almak için bu geziye davet etmişler.

Buna benzer bir olay daha anlatayım.

Bir firma alttan giriyor, üstten giriyor, kendi işe yaramaz mallarını bize kabul ettirmek istiyor. Ne olur bize bir imkan verin, sunum yapalım, yeni ürünlerimizi tanıtalım diye ısrarla karşımıza geliyor. Kendisi de mühendis. Tüm ifadelerinde benim mühendis yönüme bakın, ben tüccar değilim diyor. Sonra başlıyor ürünlerini anlatmaya...
Antalyada düzenlenen büyük bir toplantı için, tüm masraflara, (Yol, 5 yıldızlı otelde konaklama) sponsor olmayı teklif ediyor. Gidenler gitti... Ben gitmedim. Kesinlikle gitmem de...Çünkü; Bu toplantıdan belli bir zaman geçtikten sonra, benim karşıma geçip antalya nasıldı diyecek bir tüccar görmeyeceğim.

Şimdilerde algılar değişmiş. Direk para alırsanız rüşvet olur da herkesin bildiği bir yerde masrafları ödetirseniz rüşvet olmaz. Yani Rüşvetin şekli değişmiş. Direkt olarak verilemeyen rüşvetler, farklı farklı yollardan hedefe ulaştırılmak isteniyor. İlgili makamlara doğrudan para teklif edemeyecek firmalar, farklı etkinlikler düzenleyip, sponsorluk teklif ediyorlar. Yeter ki bir şekilde makamları etkileri altına almayı başarabilsinler. Amaçları tümüyle bu...

Bir firma temsilcisi meslektaşım, ukala bir şekilde kendi fikrini kabul ettirmek için imalı konuşarak "-herkesin bir fiyatı var" sözüne karşı, kendisine "-Doğru diyorsun herkesin bir fiyatı olabilir ancak bana henüz benim fiyatımı veren çıkmadı." demiştim. Bu düşüncede olan o kişi, şu anda sektör dışında başka bir iş yapıyor.


Sizde başınızın dik olması için kimsenin gemisine binmeyin. 15-16 sene emek verip elde ettiğiniz mesleğinizi, çok ucuza ayaklar altına sermeyin. Mesleğinizle hayat boyu gurur duyun.

Bu yazının ana fikri ve mesleğimin ana prensibi şu ki: "Kimsenin gemisine binmeyeceğim..."