fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Hava kirliliği

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • Hava kirliliği

    HAVA KİRLİLİĞİ

    Atmosferi oluşturan gazların karışımı olan hava, normal koşullarda azot (%78.09), oksijen (%20.95), argon (%0.93), karbondioksit (%0.03) ve çok düşük oranlarda bulunan diğer bazı gazları içerir. Atmosferin içerdiği su buharı miktarı da bölgelere ve atmosferik koşullara bağlı olarak değişmeler gösterir.

    Normal havanın canlılara ve doğaya zarar verici hale gelmesi kirletici denen un-surların fazlalaşmasıyla olur. Buna göre, Hava Kirliliği, Çeşitli kimyasal süreçlerle açığa çıkan gaz ya da parçacık halindeki maddelerin, özelliklede yakıt artıklarının atmosferde canlıların yaşamına ve eşyalara zarar verecek miktarda birikmesidir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi, hava kirliliğinde etken olan kirleticiler Birincil Kirleticiler ve İkincil Kirleticiler olarak iki gruba [b]ayrılırlar. Birincil kirleticiler belirli kaynaktan atmosfere bırakılan ve değişmeyen maddeler, ikincil kirleticiler ise atmosferdeki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan maddeler oluşturur.

    1. HAVA KİRLETİCİLERİ VE KAYNAKLARI

    Hava kirliliğine yol açan maddelerin başında, karbon monoksit(CO),Katı ya da sıvı maddelerin parçacıkları, Kükürt oksitleri, Hidrokarbonlar, Azot oksitleri ve Kurşun gelir.

    Karbon monoksit, havadan biraz daha hafif, renksiz, kokusuz, zehirli bir gazdır. Yanma süresince yakıttaki karbonun, eksik yanma sonucunda tümüyle korbondiokside yükseltgenmeyip bir bölümünün karbon monoksite dönüşmesiyle oluşur. Başlıca karbon monoksit kaynağı içten yanmalı motorlardır.

    Katı ya da sıvı maddelerin parçacıkları, kurum ya da sis biçiminde gözle görülebilenlerden, ancak elektron mikroskobuyla gözlenebilecek olanlara kadar değişen boyutlardadır. Çevreyi kirleten parçacıkların oluşumuna yol açan başlıca nedenler, hareketsiz merkezlerde yakıt klanlımı ile sanayi etkinlikleridir; orman yangınları da küçük bir yüzde oluşturur.


    Kükürt oksitleri, kükürt içeren yakıtların yanmasıyla oluşan zehirli gazlar-dır.Her yıl açığa çıkan kükürt oksitlerin yaklaşık %60’ı kömürün yanmasıyla oluşur. Kentsel bölgelerde yoğunlaşmış olan akaryakıt kullanımı ve kükürtten yararlanan sanayi tesisleri de kükürt oksitlerinin oluşumuna yol açan önemli kaynaklardandır.

    Hidrokarbonlar da karbon monoksit gibi eksik yanan yakıtlardan kaynaklanır. Ama karbonmonoksidin tersine, atmosferde normal olarak bulundukları yoğunlukta zehirli değillerdir. Bununla birlikte, fotokimyasal sise yol açtıklarından kirliliğin artmasında önemli rol oynarlar. Havadaki hidrokarbonlar genellikle, çöp fırınları gibi büyük tesislerde atık maddelerin yakılmasından, sanayide kullanılan çözücülerin buharlaşmasından ve odun ile kömürün yakılmasından kaynaklanır. Ama en önemli etken, buharlaşma yoluyla ve içten yanmalı motorların egzozundan havaya karışan benzindir. Bu yüzden havadaki hidrokarbonların yaklaşık yüzde 60’ı, çok sayıda motorlu taşıtın bulunduğu kentsel alanlarda yoğunlaşmıştır.


    Azot oksitleri, yakıtın çok yüksek sıcaklıkta yanmasıyla oluşur. Bu kirletici gene motorlu taşıtlardan ve elektrik enerji santralleri ile sanayide kullanılan buhar kazanlarının yakım sistemlerinden kaynaklanır. Havada normal olarak eylemsiz halde bulunan azot, yanma sırasındaki yüksek sıcaklıkta oksijenle birleşir ve gaz halinde dışarı atıldığında çabuk soğursa, bu durumda kalır. Azot oksitleri, hidrokarbonlarla birleşerek fotokimyasal yükseltgenleri oluştururlar. Bu yükseltgenlerde, havadaki katı ve sıvı parçacıklarla birleşerek hava kirliliğine yol açarlar. Fotokimyasal yükseltgen kirleticiler ozon, akrolein ve peroksiasitlerdir.
    Kurşun da kentsel bölgelerdeki hava kirliliğine yol açan bir başka önemli maddedir. Kurşun, sanayi tesislerinden, zararlı canlılarla mücadelede kullanılan kimyasal maddelerden, kömür ve çöp yakımından ve kurşunlu benzin kullanılan otomobil motorlarından kaynaklanarak havaya karışır.

    Kirleticiler dışında, bazı doğal etkenlerde hava kirlenmesine yol açar. Güneş ışınlarındaki morötesi ışınlar, hidrokarbonlarla ve azot oksitleriyle fotokimyasal sis oluştururlar ve bu da sıcaklık terslenmesi dönemlerinde atmosfer durgunluğuna neden olur. Bu olay, sıcaklığın, yeryüzünde troposferin içine doğru arttığı durumlarda görülür; olaya terslenme denmesinin nedeni de normal olarak sıcaklığın yükseklikle birlikte azalmasıdır. Sıcaklık terslenmesi havanın yükselmesini engelleyerek kirletici içeren alt hava katmanının asılı halde kalmasına yol açar. Havada önemli bir yanal hareket gerçekleşmediği sürece kirlilik kalıcı olur.

    2. HAVA KİRLİLİĞİNİN NEDENLERİ

    Hava, iki yoldan kirlenir;
    I.İnsanın neden olduğu kirlenme,

    Nüfusun hızlı artması, büyük şehirlerde yoğunlaşma,
    Şehirleşmede, endüstride yanlış yer seçimi,
    Fosil yakıtların büyük ölçüde tüketilmesi,
    Motorlu araç sayısındaki büyük artışlar,
    Bilinçsizlik, eğitimsizlik sonucu konunun önemsenmeyişi

    Endüstriden kaynaklanan hava kirliliği temelde yanlış yer seçimi, iklim verilerinin, özellikle rüzgarın esiş yönünün dikkat alınmaması, yeterli teknik önlemler alınmadan atık, gaz ve tozların havaya bırakılması ve yanlış, eksik teknoloji seçiminden doğmaktadır.

    Ülkemizde endüstrileşmenin yoğunlaştığı bölgelerde yüksek düzeyde hava kirlenmesi gözlemektedir. Özellikle İstanbul-İzmit arası, Bursa, İzmir, Eskişehir, Adapazarı, Zonguldak, Karabük, Samsun, Muğla, Çukurova Bölgesi, Karadeniz Ereğlisi, Hereke ve Kırıkkale yoğun endüstriye bağlı olarak hava kirliliğinin belirgin olduğu yerlerdir.

    Şehirlerdeki hava kirliliği sadece nüfus yoğunluğuna bağlı olmayıp, aynı zamanda şehrin topografik ve iklimsel koşullarının da etkisindedir. Zira kirleticilerin çoğu troposfer tabakasında bulunur. Dolayısıyla antropojenik etkilerde bu tabakada yoğunlaşmıştır. Şehrin uygun olmayan bölgeye kurulması, yanlış parselasyon, yeşil alan azlığı hava kirlenmesine neden olur. Zira uygun olmayan çukur bölgelerde kurulmuş şehirlerdeki kent içi hava sıcaklığı yerden yukarıya doğru düzensizlikler gösterir. Dolayısıyla bu kent de yüksek oranda gaz ve toz konsantrasyonuna sahip bir Toz Kubbesi oluşur. Eğer şehirdeki soğuma yukarıya çıktıkça düzenli şekilde azalırsa kent üzerinde normal hava döngüsü oluşur, dolayısıyla kirli hava tabakası oluşmaz. Eğer kent içindeki sıcak hava yüksekliğe paralel olarak önce soğur, sonra yeniden ısınmaya başlarsa bu hava tabakası alttaki hava tabakasının üstünü bir kapak gibi örter. Bu olaya İnversiyon; aradaki hava tabakasına da İnversiyon Zonu denir. İşte sözü edilen toz kubbesi bu zonun altında yer alır.

    Şehirdeki ısıtma sisteminin neden olduğu hava kirliliğine ait en iyi örneği Ankara oluşturur. Anadolu platosunda, etrafı dağlarla çevrili bir yörede bulunan Ankara, yaz-kış sıcaklık farkları yüksek, nispi nemi düşük, hâkim rüzgârları düşük hızda, kuzey-doğu yönünde kurulmuş bir yerleşim merkezidir. Şehirleşme plansız ve hızlı bir şekilde gelişmiştir. Bu nedenle hava kirliliğinde ilk sırayı almıştır.

    Endüstrinin neden olduğu hava kirliliği esas olarak yanlış yer seçimi ve atık gazların yeterli teknik önlemler alınmadan havaya bırakılması sonucu oluşur. Hava kirlenmesine neden olan endüstriler: Gübre, Demir-Çelik, Kâğıt Selüloz, Şeker, Çimento, Tekstil, Tarım ilaçları, Deri sanayi ve Enerji üretimidir.
    Bu sanayi kuruluşlarından ve termik santrallerden havaya birincil kirleticiler atıldığı gibi, bu kirleticilerden bazılarının reaksiyona girmesiyle havada ikincil kirleticiler oluşur. Bunun en tipik örneğini asit yağmurları oluşturur. Bilindiği gibi normal koşullarda bile yağmur suyu hafifçe asidiktir. Bunun nedeni havada doğal olarak bulunan karbondioksit ile kükürt ve azot oksitlerin yağmur suyu ile reaksiyona girmesindendir. Ancak fosil yakıt kullanan enerji santralleri ile pek çok sanayi kuruluşunun bulunduğu bölgelerde havaya bol olarak kükürt ve azot dioksit verilmekte olup, bunlarda yağmur suyuyla reaksiyona girerek suyun asiditesinin yükselmesine neden olmaktadır. Bu olay Asit Yağmuru olarak tanımlanmaktadır.

    Taşıtlarında şehirlerde oluşan hava kirliliğinde çok etkili olduğu bilinmektedir. Kara yolları taşıtları, demir yolları taşıtlarından daha zararlı olmaktadır. Ayrıca büyük şehirlerin civarındaki işlek hava trafiğine sahip hava alanları ve uçaklar önemli kirletici faktör olarak rol oynamaktadır. Taşıt araçlarından çevreye hidrokarbon, azot oksitleri, kurşun, çinko ve kadmiyum gibi ağır metaller verilmektedir.

    II.Doğal kirlenme,

    Çöllerde esen rüzgârlar hava kalitesini bozan litolojik, mineral maddeler içere-bilir. Çöllere komşu alanlarda, kurak-yarı kurak yerlerde, bozkırlarda hava genellikle saydam,net değildir. Örneğin, Aral Gölü giderek küçülmekte, eskiden su ile kaplı yerler karalaşınca, rüzgârın buralardan kaldırdığı ve kanserojen olduğu bilinen maddeleri yakındaki şehirlere taşıyarak insan sağlığı üzerinde bozucu et-ki yapmaktadır.

    Yanardağlar da püskürttüğü maddelerle, çıkardığı zehirli gazlarla doğal ortama zarar verebilir. Yanardağ çevresindeki hayvanların ve insanların bu gazlardan öldüğü; bitkilerin yanıp kavrulduğu tarih boyunca sık görülen olaylardır.

    Yıldırım düşmesiyle ormanlar yanabilir. Böyle doğal bir orman yangını sonucu oluşan küller, rüzgârlarla çevreye yayılarak hava kirlenmesini neden olabilir.

    Atom çağında, uzay çağında atmosfer kirliliği dünyayı tehdit eder hale gelmiştir. Roketlerin egzoz gazları çeşitli maddeler içermektedir. Uzaya fırlatılan füzeler atmosfer üstündeki yörüngeler boyunca artıklar bırakırlar. Jetler, yakıtın yanmasından doğa gazlar, yanmamış akaryakıt ve is püskürtürler. Nükleer denemeler atmosferi büyük ölçüde kirletir. Ek olarak radyoaktif kirlenmeye yol açar ve yeryüzündeki bütün yaşamı etkilerler. Kömür ya da petrol kullanarak elektrik üreten termik santraller baca gazlarıyla kimyasal ve ısıl kirlenmeye yol açarlar. Santrallerin soğutma kuleleri artık ısıyı havaya aktarırlar. Yüksek binaların bacalarından yayılan kükürtdioksit gazı akciğerlere zarar verir; gözlerde tahrişlere yol açar. Petrol rafinerilerinde gaz artıklarının havada yanması alev aşırı sıcak değilse, büyük ölçüde kirlenmeye neden olur. Kara taşıtlarının egzoz gazlarında bulunan kurşun oksitler, yanmamış hidrokarbonlar, karbonmonoksitler ve azot oksitleri büyük ölçüde kirlenmeye yol açarlar. Güneş ışınları azot oksitleri etkileyerek sise dönüştürür. Evlerde kullanılan yakıtların çok düşük verimle yanması kimyasal kirlenmeye ve is oluşumuna yol açar. Buhar kazanlarının ya da dizel motorlarının egzoz gazı kalıcı artıklar bırakır.

    Büyük şehirlerde çocuklarda davranış bozuklukları sık görülür. Buna egzoz dumanlarında bulunan kurşun buharının neden olduğu ileri sürülmektedir.



    3. HAVA KİRLENMESİ VE İKLİM: SICAKLIK İNVERSİYONLARI

    İklimin de hava kirleticileri üzerinde etkisi olabilir. Belirli alanlarda hava kirleticilerinin tesirlerini büyük ölçüde artırabilecek olan bir iklim faktörü, termal inversiyon da denilen sıcaklık inversiyonudur. Normal olarak hava yükselir ve genişlerken soğur. Bu, tıpkı bir otomobil lastiği-nin havası boşalırken soğuması gibidir. Tersine bazı topoğrafik özellikler ve iklime bağlı durumlar dolayısıyla, yoğun ve soğuk bir hava tabakası daha az yoğun ve sıcak bir hava tabakası altına sıkışmış halde kalabilir. Gerçekten sanki termal bir kapak, bu bölgeyi üstten kapatmış gibidir.Eğer inversiyon inatla devam ederse, kirleticiler burada toplanarak öldürücü konsantrasyonlara bile ula- şabilirler. Çok sayıda insanın öldüğü birçok felaketler, bu şekilde termal inversiyonların uzun za- man devam etmesi sonunda meydana gelmiştir. Böyle durumlar çoklukla güneş ışınlarının atmos-ferin alt tabakalarına kadar yeterince nüfuz edip bu sıkışmış soğuk hava kitlesinin , ısıtamadığı, dolayısıyla onun yükselmesini sağlayamadığı sonbahar ve kış mevsimlerinde meydana gelirler. Ekseriya inversiyonlar birkaç saat devam ederek tehlikeli olmazlar. Bununla beraber bazı hallerde birkaç gün süren yüksek basınç sistemleri meydana gelmekte ve hava kirlenme seviyelerini tehlikeli hale getirmektedir.


    Aslında birkaç tip termal inversiyon vardır. Yüksek basınçlı hava kitlesi durgun halde kalıp sıcak bir hava kitlesinin üstüne oturarak onu aşağı ittiği her yerde inversiyon teşekkül edebilir. Güneş battıktan sonra yeryüzü sıcaklığını rasyasyonla geri verir. Bulutsuz bir gecede zemine yakın tabakalarda hava hemen soğur ve üstünde bulunan sıcak hava tarafından üstten kapatılır. Böylece bir gece inversiyonu meydana gelir. Buna Radyasyon İnversiyonu da denir. Sabah güneş ışıkları yeryüzünü ısıtır ve sıkışmış haldeki bu soğuk hava tabakasını yukarıya itecek bir hava tabakası meydana getirir. Eğer şehir etrafı dağlarla çevrili bir vadi içinde bulunuyorsa veya sahile yakınsa her iki inversiyon da daha sık ve daha uzun süreli olabilir (Bu olayların ilk defa bütün dünyanın ilgisini çektiği Los Angeles şehrinde bu özelliklerin her ikiside mevcuttur). Güneş battıktan sonra denizden veya dağlardan gelen soğuk hava vadinin içine dalarak hemen her gün inversiyonlar meydana getirir. Güneş ışınlarının vadiye nüfuz etmesi kolay olmadığından inversiyonun kalkması da uzun zaman alır.
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: Hava kirliliği

    3.1 FOTOKİMYASAL SMOGLAR(Kahverengi Havalı Şehirler)

    Bu tip şehirlerin çoğu, genç, sıcak ve kurak iklimli olup hava kirlenmesi esas itibari ile, içten yanmalı motorlardan ileri gelmektedir. Bu şehirlerde otomobil egzozlarından çıkan nitrik oksitleri, yani N2O ve NO gazları, azotdioksit gazını, yani NO2 yi teşkil etmek üzere havadaki oksijenle birleşir. Azot dioksit, kırmızı-kahverengi bir gaz olup otomobil şehirlerinin karakterstik kahverevkli ve dumanlı havasını meydana getirir. NO2 ve diğer hidrokarbonlar , güneş ışığına maruz kalınca , ozon ve PAN gibi ikinci derecede kirleticileri teşkil etmek üzere reaksiyon yaparlar. Bunlara foto kimyasal smog adı verilir. O halde kahverengi bir dumanla ve sisle örtülü olan bu şehirler başlıca kirleticilerini, hidrokarbonların, azot oksitlerinin, karbonmonoksidin, ozonun ve PAN ‘ın oluşturduğu fotokimyasal smog şehirleridir.

    3.2 ENDÜSTRİYEL SMOGLAR(Gri havalı şehirler)

    Gri havalı şehirler Ankara, Londra, Chicago, New York, Balumore ve Birminghame gibi eski şehirler olup buralarda ısıtma, imalat sanayi ve elektrik istihsalinde kömür ve fuel oil, esas enerji kaynağını teşkil eder. Bu kaynaklarda ki yanma olayı kirleticilerin iki ana sınıfını meydana getirir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: parçacık halinde ki kirleticiler, kükürt oksitleridir. Bunlar petrol ve kömürün çoğunda bulunan kükürdün yanmasından meydana gelirler. Bu karakteristik hava kirlenmesi tipine endüstriyel smog diyebiliriz. Endüstriyel smog, evlerdeki sobalrın, termik santrallerinin ve fabrikaların tam kapasite ile çalıştırdığı soğuk ve ıslak havalarda daha fazla olur.

    4. HAVA KİRLİLİĞİNİN İNSAN SAĞLIĞINA ETKİSİ

    Havada kirlenmeye yol açan maddelerin insan üzerinde çeşitli etkileri vardır. Havadan solunan karbon monoksit, kandaki oksijenin yerini alarak vücuttaki hücrelere taşınan oksijen miktarını azaltmasına yol açar. Kentlerin havasında bulunduğu miktarıyla karbon monoksit, zihinsel yetilerin gerilemesine ve en sağlıklı insanlarda bile tepkilerin ağırlaşmasına neden olur; bu da kent yaşamın-da görülen kazalarda önemli bir etkendir. Ayrıca, kansızlık, kalp yetersizliği ve kan hastalıkları ile kronik akciğer rahatsızlıkları bulunan kişilerin sağlık durumları üzerinde daha da olumsuz etkilerde bulunur.

    Kükürt oksitleri, solunum borusunu ve akciğer dokularını etkileyerek, solunum sisteminde geçici ya da kalıcı rahatsızlıklara neden olur.

    Azot oksitleri, özellikle çocuklarda gribe karşı direnci azalttığını ortaya koymuştur.

    Başka pek çok kirletici de, etkileri doğrudan ya da kısa sürede gözlenmemesine karşın halk sağlığı konusundaki kaygıların giderek çoğalmasına neden olmaktadır. Araştırmalar, kentlerde yaşayan insanların vücudunda bulunan kurşun miktarının, vücudun kan üretimini olumsuz yönde etkileyecek oranda olduğunu göstermektedir. Ama çevrede bulunan kurşunun insan sağlığına doğrudan mı zararlı olduğu, yoksa asıl tehlikenin gelecekte besin zincirinde ortaya çıkacak bir kurşun yoğunlaşmasında mı yattığı tartışması sonuçlanmış değildir.

    İnsan ciddi olarak etkileyen kirli alanlar, yeryüzünde oldukça azdır. İnsanın giyinmesi nedeniyle, kirli havayla doğrudan doğruya temas eden pek az yeri vardır, Ayrıca vücudumuz kirli havaya karşı birçok müdafaa imkânlarıyla teçhiz edilmiş durumdadır. Fakat şehirlerin üzerindeki atmosferde bulunan kimyasal maddeler bunları yetersiz veya etkisiz kılmaktadır. Mesela bu mekanizmalardan biri olan burnumuzun içindeki kıllar, parçacık halindeki katı maddeleri filtre edip tutmaktadır. Üst solunum yolları, devamlı olarak ileri geri hareketler yaparak yabancı maddeleri dışarı atan yüz binlerce kıl ve tüy ile kaplıdır, Bunlara cilia adı verilmektedir. Sigara dumanı ve bazı hava kirleticilerin bunları tahrip ettiği, sertleştirdiği ve hareketlerini yavaşlatarak etkilerini azalttığı aşikardır, Bu durum bakteri ve küçük parçacıkların alveollere kadar nüfuz etmesine imkan vermekte ve solunum yollarında enfeksiyon şansını artırmaktadır. İnsan solunumu sırasında havada bulunan parçacıklar da solunum sistemine girer ve parçacıkların büyüklüğüne göre sistemin değişik yerlerinde tutulur. Örneğin, 10µ’dan büyük parçacıklar burundaki kıllar tarafından tutulur. Büyüklüğü 2-10µ olanlar akciğere ulaşır. 0,1 µ’dan küçük olanlar ise alveollere kadar gider.
    Sıhhatli bir akciğer dokusu sünger gibi ve elastiktir. Bu sebeple de nefes alıp verirken kolayca büzülüp açılabilir. Çok fazla miktarda partikül halindeki katı maddeler ve bazı kirleticiler akciğer dokusunu sertleştirebilir ve böylece yavaş yavaş onun elastikliğini bozarak soluk alıp verme kabiliyetini azaltabilir. Bu ise ömrü kısaltır. Zira kalbin kanı pompalamak için daha fazla çalışması lazımdır. Neticede kalp büyür ve yorulur. Senelerce bir şehir bölgelerinde yaşayanların akciğer dokusunu genç bir çocuğun veya temiz havalı bir yerde yaşayan insanın açık pembe renkli akciğerlerine nazaran siyahlaşmış olduğu görülür.

    Hava kirliliğinden öldüğü resmen bildirilen hemen hemen hiçbir kimse mevcut değildir. Bunun yerine raporlarda ölüm sebebi olarak kronik bronşit, ciğer, mide ve akciğer kanseri ve ya kalp hastalıkları gibi hastalıklar geçmektedir. Son yıllarda bulaşıcı olmayan bu öldürücü hastalıklar gelişmiş ülkelerde esaslı sağlık problemleri olarak enfeksiyon hastalıklarının yerini almışlardır.

    1900’lü yılarda kalp ve damar hastalıkları ölümlerin sadece %20’sinin sebebini teşkil ediyordu fakat şimdi ölümlerin yarıdan çoğu bu hastalıklardan olmadır. Amerika’da kanserden ölen erkeklerin çoğu akciğer kanserinden ölmüştür. Zamanımızda bu hastalıktan ölenlerin say sı 30 misli artmıştır. Akciğer kanserindeki bu büyük artışın sebebinin sigara içilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Fakat sadece sigara içilmesi şehir ve kır bölgelerindeki akciğer kanseri vakalarının farklı sayılarda olmasının sebebini izah edemez. Bu hususta şüphesiz pek çok faktörler işin içine girmekte ise de, hava kirlenmesi ve radyoaktif tozların şehir bölgelerinde yüksek seviyede olmasının muhtemelen bunda etkisi olsa gerekir.

    Akciğer kanseri son 50 yıl içinde artmıştır. İnsan ömrünün uzaması, sigara içmek, kalıtım, virüs enfeksiyonu ve kirli havanın akciğer kanserine neden olduğu bilinmektedir. Kirli hava koşullarında yaşayan sigara tiryakileri arasındaki kanser oranı, dikkati çekecek kadar yüksektir. Çocuklar hava kirliliğine karşı daha duyarlıdırlar. Ağır kirlilik bulunan yörelerde yaşayan çocuklarda, orta kulak enfeksiyonlarına ve solunum yolları hastalıklarına sıklıkla rastlanır.

    Hava kirliliği, bazen kitle halinde ölümlere neden olabilir. Kirli hava sisle birlikte görünürse öldürücü olur.1952 yılında Londra’da Aralık ayının 5–9 günleri arasında havadaki duman ve kükürtdioksin oranı sürekli olarak artmıştır. Hava sakinken sıcaklığın birden düşmesi, kirleticileri yeryüzüne yakın hava tabakasında tutarak, bu sonucu oluşturmuştur. Bu beş günlük süre içinde solunum ve dolaşım yolları hastalıkları belirtileriyle birlikte 4000 kişi ölmüştür.

    5. HAVA KİRLİLİĞİNİN HAYVANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Hayvanlar üzerindeki kirleticilerin etkisi iki basamakta gerçekleşir. Bunlardan birincisinde kirleticiler bitkiler üzerinde birikir. İkinci aşamada bunları besin olarak alan koyun ve sığır gibi hayvanları zehirler.

    6. BİTKİ ÖRTÜSÜ MALZEME VE TESİSLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Bitkiler serbest oksijeni alarak yaşamları ve gelişmeleri için gerekli maddeleri sentezler. Sentezleme yeteneği yapraklarda bulunduğu için, kirleticilerin yaprak üzerindeki etkileri sonucu, bitki yeterli üretimi gerçekleştiremez. Bitkilerin kirlenme ve duyarlı olan kısımları yapraklarıdır. Yaprağın iki yüzünde de bulunan stomalar aracılığıyla gaz alışverişi gerçekleşir. Uygun büyüklükteki parçacıklar, stomalardan girerek alanı daraltır. Diğer yandan yaprak yüzeyinde biriken kir fazla olduğu zaman, fotosentezi önemli ölçüde geriletir.

    Hava kirlenmesi, mal, bitki ve tesislerin kıymetlerinde bir kayba sebep olmaktadır.

    Bilhassa büyük şehirlerin yakınında yetişen sebze ve meyveler üzerindeki zarar büyüktür. Limon mahsulüne başlıca fotokimyasal smoglarda bulunan ozon ve PAN tarafından zarar verilmekteir. Patates, domates, yeşil bezelye, mısır, elma ve yapraklı sebzeler, bilhassa SO2 ve hava kirlenmesi sonucu oluşan sülfürik asitten zarar görmektedir.

    Metallere, kireçtaşı ve mermere, heykel ve abidelerin yüzeyleri ile lastik, plastik ve bazı kumaş çeşitlerine etki eden kükürtdioksit ve sülfürik asit, hava kirlenmesinin, malzeme üzerinde yaptığı tahribatın başlıca sebebidir. Havadan dökülen partikül halindeki katı maddeler, binaları, arabaları ve elbiseleri kirleterek büyük masraflarda temizlenmelerini gerektirmektedir. Hava kirlenmesinin görüş kabiliyetini azaltması sebebiyle yapılan ekstra aydınlatma masraflarını da hesaba katmak lazımdır. Aydınlatma elektrikle, bu da yakıtla sağlandığına göre insanlığın içinde bulunduğu fasit daire açıkça görülmektedir.

    Artık her ülkenin, hava kirlenmesi ile ilgili bir ekonomik analiz yapması ve ona göre politikalarını tespit etmesi zamanı çoktan gelmiştir. Mesela A.B.D. de E.P.A. nın tahminlerine göre hava kirlenmesinin toplam maliyeti, 16 milyar doların çok üstündedir. Bunun her Amerikalıya düşen payı senede 80 dolar civarındadır. Bu ortalama bir değer olduğundan, 50 000 den fazla nüfuslu şehir bölgelerinde yaşayanların zararlarının 80 doların çok üstünde olacağı aşikardır(160 ila 320 dolar).Hâlbuki hava kirlenmesinin kontrolü için kişi başına sadece 1 dolar harcanmaktadır. E.P.A. nın raporlarına göre bu payın 2,15 dolara yükseltilmesi hava kirlenmesi problemlerinin çoğunu hemen ortadan kaldıracak veya hızla azaltacaktır.

    Hava kirlenmesinden kaynaklanan ve 1980’lerin ortalarında gündeme gelen bir başka önemli tehlike de, atmosferdeki ozon katmanının incelmesidir. Havalandırma sistemlerinde, spreylerde, otomobillerde ve buzdolaplarında kullanılan kloroflüorokarbon kökenli kimyasal maddelerin yol açtığı delinme, kutup bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Yeryüzüne ulaşan morötesi ışınların zararlı etkilerini azaltan ozon katmanının delinmesi, bazı uzmanlara göre 20-30yıl içinde etkisini gösterecek, yeryüzünde 40 milyon dolayında insanın cilt kanseri olmasına ve yalnızca ABD’de yaklaşık 800 bin kişinin ölümüne yol açacaktır. Bazı uzmanlar bu tahminlerde büyük yanılgı payının bulunduğunu öne sürmekle birlikte, ozon katmanının delinmesinin yeryüzü için büyük bir tehdit oluşturduğu üzerinde herkes aynı düşüncededir.

    KAYNAKLAR

    1. EKOLOJİ VE ÇEVRE SORUNLARI-Prof. Dr. Yılmaz MUSLU
    2. ÇEVRE VE İNSAN TOPLUM DOĞA İLİŞKİLERİ-Dr. Emrullah GÜNEY
    3. EKOLOJİ-Prof. Dr. M. Nihat ŞİŞLİ
    4. ANA BRİANNİCA
    5. EKOLOJİ- Palme yayınları

    Hazırlayan: Zerrin Kübra Akdemir

    Comment

    Working...
    X