fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

yorumsuz

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • #61
    Cevap: yorumsuz

    Çocuklarla ‘şeriat’ yemini ettiler
    ANKARA Milliyet / Fotoğraf: SERDAR ÖZSOY
    İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV), türbanı iptal kararına karşı önceki gün Anayasa Mahkemesi önündeki protesto gösterisinden sonra, dün de Abdi İpekçi Parkı’nda yaklaşık 200 kişilik bir grupla “şeriat yemini” niteliğinde bir basın açıklaması yaptı.


    Habere yorum yaz
    Arkadaşına gönder
    Sitene ekle
    Sayfayı yazdır
    10
    Çoğunluğu türbanlı, bazıları çarşaflı kadınlardan oluşan toplulukta, ön planda çocuklar olması dikkat çekti. Çocuklarıyla birlikte “tekbir” getiren erkeklerden bazıları “Cübbeli darbeye hayır” yazılı dövizler taşıdı. İLKAV Başkanı Mehmet Pamak’ın okuduğu basın açıklamasında, türban “Allah’ın emri” olarak değerlendirilerek, “Bu emri ortadan kaldırabilmeye güç yetirebilecek hiçbir otorite bulunmadığı” savunuldu. Açıklamada, “Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi kararları alırlarsa alsınlar, ne çeşit darbe yaparlarsa yapsınlar, her şeye rağmen biz bu ülkede Müslümanlar olarak varız ve var olmaya da devam edeceğiz. Allah’a, resulüne ve Kuran’a bağlılığımızdan ve İslamı hayata hâkim kılma mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” denildi. Sık sık “Kuran ve İslam’ı hâkim kılma” vurgusu yapılan açıklamada, “Müslümanca yaşayabilme şartlarını Allah’ın izniyle bir gün mutlaka sağlayacağız. Anayasa Mahkemesi kararları ve cübbeli-cübbesiz darbelerin bu süreci devre dışı bırakmaya güç yetiremeyeceğini ilan ediyoruz” denildi.
    Adapazarı, Konya ve Kocaeli‘nde de Anayasa Mahkamesi’nin türban kararı, düzenlenen eylemlerle protesto edildi.

    Comment


    • #62
      Cevap: yorumsuz

      Üniversitede türban krizi 9 Haziran 2008


      Osman BEKLEYEN-Murat ÇAĞLAR / VAN, (DHA)



      Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde başörtülü öğrencilerin kampüs alanına alınmaması üzerine, Van Hak ve Özgürlükler Platformu üyesi bir grup öğrencilerle bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Yaklaşık 70 kişilik erkek ve başörtülü bayan öğrenci rektörlüğe yürüdü. Rektörlük önüne gelen grup, burda oturma eylemi yapıp rektörü istifaya çağırdı. Kalabalığı jandarma dağıttı.


      İŞTE BÖYLE SİNİR KRİZİ GEÇİRDİLER..

      REKTÖR: YASAK YASALARIN EMRETTİĞİ TARZDA DEVAM EDECEK

      Türban yasağı ile ilgili YYÜ Rektörü Prof. Dr. Ceylan da bir açıklamada bulundu. Fakülte ve yüksekokullardaki yasakların yasaların emrettiği tarzda devam edeceğini belirten Rektör Ceylan, şu açıklamalarda bulundu:

      “Bazı basın organlarında üniversitemizde kimi öğretim elemanlarının öğrencileri başörtülü olarak derse aldıkları iddia edilmektedir. Bunlar tespit edildiği zaman gereken yapılmaktadır. Ancak bugüne kadar basın organlarında zaman zaman üniversitemizle ilgili yazıldığı şekilde olmayan hatalı haberler çıkmış veya çıkabilmektedir. Ne şekilde olursa, olsun basınımızda çıkan haberler, faydalı birer uyarı kabul edilerek uygulamalar daha sıkı takibe alınacaktır. Yapılan hatalar asgariye indirilecektir. Zira bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin kararı da kesindir.”



      Anayasa Mahkemesi'nin, üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliğini iptal etmesinin ardından, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde türban yasağı uygulanmaya başlandı.



      Daha önce kampus alanına girebilen türbanlı öğrenciler, bugün sabah saatlerinden itibaren bu alan içerisine de alınmadı. Türbanlı öğrenciler, giriş kapısında güvenlik görevlileri tarafından durdurulan minibüs ve otobüslerden indirilirken, bazı öğrenciler de sinir krizleri geçirdi. Ambulans ve sağlık görevlileri olay yerine çağrıldı.



      Türban yasası öncesi, kampus alanı içerisine türbanlarıyla rahatlıkla dolaşabilen öğrenciler, yasanın TBMM'den geçmesinden sonra dersliklere de rahatlıkla girebilmişti. Anayasa mahkemesinin iptal kararının ardından yine kampus alanı içerisinde herhangi bir değişiklik olmazken, öğrenciler dersliklere alınmadı. Bu uygulamaya da bugün son verildi. YYÜ kampus alanı içinde öğrencilerin dolaşmasına izin veren yönetim, kampus yasağını bu sabahtan itibaren uygulamaya başladı. Fakülte binalarının bulunduğu kampus alanına yaklaşık 700 metre mesafede bulunan kontrol noktasında durdurulan minibüs ve otobüslerden güvenlik görevlileri öğrencileri tek tek indirdi. Kampus alanına girebilmeleri için başlarını açmasını isteyen güvenlik görevlilerine bazı öğrenciler direndi. Başını açmayan öğrenciler, içeri alınmayarak kapı önünde bekletildi. Bazı öğrenciler ise minibüslerin içinde başlarını açarak içeri gidi. Uygulama sırasında kampus alanına ziyarete gelenler de minibüsten indirilince tepki gösterdi.



      SİNİR KRİZİ GEÇİRDİ ERKEK ARKADAŞLARINDAN DESTEK İSTEDİ



      Yetkili hiç kimsenin durmadığı giriş kapısında indirilen başörtülü öğrenciler, içeri alınmak için güvenlik görevlilerine uzun süre yalvardı. Ancak içeri alınmayacağını anlayan bazı öğrenciler, sinir krizleri geçirdi. Gözyaşları içinde kampus alanına giren öğrencilerden destek isteyen başörtülü öğrenciler, "Bu nasıl bir uygulama", "Sizin anneniz kız kardeşiniz yok mu" diye bağırdı. Bunun üzerine olay yerine ambulans ve sağlık görevlileri gönderildi. Ancak öğrenciler, ambulansı ve sağlık görevlilerinin müdahalesini kabul etmedi.

      Comment


      • #63
        Cevap: yorumsuz

        Ücretliler de stopaj ödeyecek


        A.A.



        Maliye Bakanlığı, yeni Gelir Vergisi Kanunu ile birlikte, işçi ve memurların vergi rejiminin de değiştirilmesi için araştırma yapıyor.

        Bakanlık bünyesinde gerçekleştirilen çalışmada, “çalışanların brüt ücretlerinin düşük gösterilmesi, gerçek ücret ile brüt ücret arasındaki farkın başka adlar altında ödenmesi ve bu yolla devletten vergi kaçırılmasının önüne geçilmesi” hedefleniyor.

        Bu amaçla başlatılan çalışmada, öncelikle işverenlerin TC kimlik numaralarını da yazarak, çalıştırdıkları kişilerin brüt ücret ve vergi bilgilerinin de yer aldığı ayrıntılı ücret döküm listelerini, aylık olarak Gelir İdaresine bildirmesi öngörülüyor.


        Bu konuda geçen yıl Sosyal Güvenlik Kurumu ile de bir çalışma başlatılmıştı. Söz konusu çalışmada, SSK işveren bildirimi ile vergi dairelerine verilen muhtasar beyannamelerin tek nüsha şeklinde düzenlenmesi ve ücret ayrıntılarını içermesi öngörülmüştü.

        İÇİ BOŞ BİR PROJE

        Şükrü Kızılot, ücretliye stopaj uygulaması girişimini hurriyet.com.tr için yorumladı.

        “Ücretliler de stopaj ödeyecek” başlığı altında yer verilen yeni düzenleme, dikkatli bir şekilde okunduğunda, “içi boş” bir proje olduğu anlaşılıyor. Nedenine gelince;

        1- Ücretlilere stopaj usulü ile vergileme geleceği belirtiliyor.

        Ücretliler zaten stopaj usulüne göre vergilendiriliyor. Ücretleri ellerine geçmeden, vergisi stopaj yolu ile peşin peşin kesiliyor.

        2- İşverenlerden, Gelir İdaresi tarafından, muhtasar beyanname ile ayrıntılı ücret ödeme listesi isteneceği belirtiliyor.

        İşverenler, çalıştırdıkları işçilerin ücretlerini zaten SSK’ya bildiriyorlar. Belli ki SSK ile Maliye arasında bir koordinasyon yok.

        Kaldı ki çalışanların yüzde 52’si asgari ücret, yüzde 75’i de brüt 1.000 YTL’nin altında gösteriliyor.

        Bunun aksini ispat etmek için, Maliye’nin elemanlarınca işçilerin tek tek ifadelerinin alınması ve ücretlerinin sorgulanması gerekir. Bu da işçilik oranının tavan yaptığı ülkemizde, başka sorunları da beraberinde getirir.

        Çalışanlar da işini kaybetmemek için, bordrodaki ücreti aldıklarını söyleyebilirler.

        Kaldı ki Yeni Sosyal Güvenlik Yasası da kayıtdışı çalışmayı ya da ücretin düşük gösterilmesini teşvik ediyor.
        3- İşçilerden ilk 6 ayda yüzde 15, ikinci de yüzde 20 gelir vergisi kesileceği belirtiliyor.

        Ücretliler daha sonra izleyen yılda beyanname verip, vergi farkını ödeyeceklermiş. Bu da pratikte bir yarar getirmez. Ücretlilerin yüzde 75’i zaten yüzde 15 vergi ödüyor. Kalan kısım ise niçin vergi ödemeyip, izleyen yıl beyan edecek? Ayrıca, Maliye’nin 2008’de 38 milyar YTL gelir vergisi toplama hedefi var. Gelir vergisinin de büyük kısmı ücretlilerden. Maliye’nin aldığı verginin bir kısmını gelecek yıla ertelemesi, bütçede milyarlarca YTL gelir azalması anlamına gelir ki bu da pratikte mümkün değil. Ayrıca ilave bir kırtasiyecilik doğar.

        4- Olayın memurlar açısından hiçbir avantajı yok

        Memurlara ücreti ödeyen de vergiyi kesen de Devlet. Devlet vergi kaçırmayacağına göre, uygulamanın memurlar yönünden hiçbir yararı yok. Bu da kırtasiyeciliği artırır.

        5- Eğer stopaj yüzde 20 olarak belirlenirse deniliyor Bu imkansız.

        - Memurların stopaj yani gelir vergisi oranı şu anda yüzde 3-10 arasında değişiyor.

        Devlet, kendi yaptığı ödemeleri (tazminat, iş gücü riski, eğitim ödeneği gibi) çeşitli adlar altında vergi dışı bırakılıyor. İşçilerin de stopaj oranı % 85’inde yüzde 20’yi bulmuyor. Stopaj yüzde 20 olursa, bu vergi artışı anlamına gelir ve kıyamet kopar.

        6- Brüt ücretler düşük gösterilerek ciddi tutarda vergi kaçırıldığı doğru

        Ancak, belirtilen uygulama vergi kaybını önlemez.

        Kaldı ki özel sektörde, 100 işletmeden 99’u çalışanla “net ücret” üzerinden anlaşır. İşçiye isabet eden vergi ve SSK’yı işveren öder. Şimdi… İşçiye “beyanname ver, ilave vergi öde” denildiğinde, işçiye ilave bir yük gelecek.

        Ayrıca, vergi tahsilinde işvereni muhatap alan Maliye, işçiyi muhatap alınca, işçilerin bir kısmı vergiyi ödemeyebilir.

        Özetle, bu olay Türkiye gerçeklerinden uzak, içi boş bir proje…

        Halen muhtasar beyannamelerle sadece iş yerlerindeki toplam işçi sayısı ile bunların ücretleri karşılığı ödenen toplam vergiyi görebilen Gelir İdaresinin, yeni uygulamayla detaylı ücret bilgilerine ulaşabilmesi planlanmıştı.

        Gelir İdaresinin Bilgi İşlem Merkezi de buna göre yeniden düzenlendi ve yeni yazılımlarla, VEDOP, yeni işleyişe hazır hale getirildi.

        Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu ile başlatılan ortak çalışma, bugüne kadar sonuç vermedi ve yeni sistem hayata geçirilemedi.

        Gelir İdaresi de, çalışmaların daha da uzaması halinde, Maliye Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirilecek bir düzenlemeyle işverenlerden muhtasar beyanname eki olarak, ayrıntılı ücret dökümü istenmesini kararlaştırdı.

        STOPAJ USULÜ VERGİLEME

        Ücretlilerle ilgili yeni sistemin ikinci ayağını ise Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılması düşünülen değişiklikler oluşturacak.

        Halen bürokratların üzerinde konuştuğu yeni sistem kabul görüp, hayata geçirilebilirse, işçi ve memurlar normal gelir vergisi tarifesi dışına çıkacak.

        Ücretlerin de stopaja tabi tutulmasını içeren yeni sistem şöyle işleyecek:

        İşçi ve memurlar için asgari ücret de dikkate alınarak, bir stopaj oranı belirlenecek. Bu oran yüzde 15-20 aralığında bulunacak. Yılın ilk yarısı için yüzde 15, ikinci yarısı için yüzde 20 stopaj da uygulanabilecek.

        Eğer stopaj yüzde 20 belirlenirse, gelir vergisinde yüzde 15'lik dilimde yer alan asgari ücretlilerin vergi yükünün artmaması için, asgari geçim indirimi tutarları buna göre yeniden belirlenecek ve mevcut yük korunacak.

        İşverenler, her ay ücretlerden belirlenen oranda stopaj kesintisi yapacak ve bunu Hazineye aktaracak.

        İşverenler, tek tek çalışanların TC kimlik numaralarıyla birlikte brüt ücret ve stopaj tutarlarına ilişkin listeleri de, aylık olarak Gelir İdaresine ulaştıracak.

        ÜCRET GELİRİ STOPAJI AŞARSA NE OLACAK?

        Yıl bittiğinde İdare, TC kimlik numarasına göre her çalışanın o yıl içindeki brüt ücret toplamı ile stopaj dökümünü çıkartacak. Stopaj dilimini aşan brüt ücret sahiplerinden, gelir vergisinde genel beyan dönemi olan Mart ayında beyanname alınacak ve geri kalan vergi tahsil edilecek.

        Bunun için de Gelir İdaresi Başkanlığı'nca ücretlilere, Mart ayı öncesinde birer yazı gönderilecek.
        Yazıda, ilgilinin yıl içindeki toplam ücret geliri ve ödediği vergi belirtilerek, şu ifadeler yer alacak:
        “Söz konusu ücret geliriniz için Mart ayı içinde şu tutarda beyanda bulunup, şu tutarda gelir vergisi vermeniz gerekmektedir. Bu işlem için Gelir İdaresi Başkanlığının ..... adresine, şu şifre ile girerek, sizinle ilgili ücret ve vergi dökümünün yer aldığı beyan tutanağını onaylayıp, beyanname yükümlülüğünü yerine getiriniz. Tutanakta yer alan vergiyi de bankaya ödeyiniz.”

        Mart ayı içinde bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, Nisan ayında yeni bir mektup daha gönderilecek ve cezalı tahsilat yapılacağı tebliğ edilecek. Çalışanların yine de vergisini ödememesi halinde, ek vergi maaştan kesilecek ya da diğer yollarla tahsilat yapılacak.

        KAĞIT ÜZERİNDE DÜŞÜK ÜCRETE SON

        Maliye Bakanlığından bir üst düzey yetkili, ülkede brüt ücretler düşük gösterilerek, ciddi tutarlarda vergi kaçırıldığını, yeni sistem arayışlarının da kayıp ve kaçağa son verilmesi amacıyla başlatıldığını bildirdi.

        Bu çalışmaların bir ayağını ücretlerin bankaya yatırılması projesinin oluşturduğunu kaydeden Maliye yetkilisi, şunları söyledi:

        “Yeni düzenlemeyle ücretlerin çok daha sağlıklı ve doğru olarak beyan edileceğini düşünüyoruz. Ücretlerin bankaya yatırılması ve bordro bilgilerinin Gelir İdaresine gönderilmesi ister istemez işverenleri daha duyarlı davranmaya itecek.

        Stopaj sistemi de uygulamaya konulabilirse, ücretlilerin vergi rejimi çok daha basit hale gelecek. Ülkede kayıtlı ücretli sayısı 11 milyon olarak belirleniyor. Burada doğru beyanı ne kadar sağlayabilirsek, vergi gelirlerimiz o kadar artacak.”

        Bu arada Bakanlık yetkilileri, yeni Gelir Vergisi Kanunu ile birlikte, gelir vergisi tarifesinin de yeniden düzenlenebileceğine dikkat çekiyor.

        Türkiye'de halen yüzde 15, 20, 27 ve 35'lik oranların uygulandığına işaret eden yetkililer, tarife sayısının fazla olduğunu, tarifedeki oran sayısının yeni düzenlemeler sırasında 3'e düşürülebileceğini vurguluyor.

        Ancak bunun getirisi ve götürüsünün de tek tek hesaplanacağını kaydeden Bakanlık yetkilileri, “Biz, bütün bu rakamları siyasi otoritenin önüne koyarız. Nihai kararı orası verir. Daha sonra da Meclis'te ele alınır” dediler.



        aslinda yorumsuz ama birde camilere yapilan bagislarla imamlara yaptirilan evleri denetleseniz ozellikle benim buyudugum mahallenin cami imamini

        Comment


        • #64
          Cevap: yorumsuz

          Abla ve yeğene pantolon dayağı 9 Haziran 2008


          ŞANLIURFA, (DHA)



          Şanlıurfa’da, 31 yaşındaki İzzet S., kot pantolon giyen yeğeni 17 yaşındaki Emine ile giymesine izin veren ablası 35 yaşındaki Semira T.’yi döverek hastanelik etti.


          Ceylanpınar’a bağlı Evrenpaşa Köyü’nde çiftçilik yapan İzzet S., iddiaya göre komşularının ve arkadaşlarının “Yeğenin Emine köy yerinde kot pantolon giymeye utanmıyor mu?” sözleri üzerine öfkelendi. Dün öğle saatlerinde ablası Semira T.’nin evine giden İzzet S., yeğeni Emine’yi yanına çağırıp, “Bir daha kot pantolon giymeyeceksin. Senin yüzünden el aleme rezil oldum” dedi. Bunun üzerine genç kız dayısına, “İstediğimi giyerim, kimse karışamaz” diye karşılık verdi.

          Yeğeninin sözlerine öfkelenen S., Emine’yi dövmeye başladı. Kızının dövülmesine engel olmak için araya giren Semira T. de, “Hem kızının bizi rezil etmesine ses çıkarmıyor kot pantolonu giymiyorsun, hem de bana tepki gösteriyorsun” diyen kardeşinin darbelerine maruz kaldı.

          Ablası ve yeğenini döven İzzet S., gürültü üzerine eve gelen komşular tarafından durduruldu. Gözleri şişen ve vücutlarında morluklar oluşan anne-kız götürüldükleri Ceylanpınar Devlet Hastanesi’nde tedavilerinin ardından taburcu edilirken kaçan İzzet S.’nin yakalanması için çalışma başlatıldı.

          Comment


          • #65
            Cevap: yorumsuz

            peki durust cami imamlari yokmu bana islami sevdirem kambur ahmet hocam ellerini degil ayaklarini dahi operim

            Comment


            • #66
              Cevap: yorumsuz

              Askerleri için kendini feda etti 9 Haziran 2008


              Ramazan İMRAĞ- Bekir KARATOPRAK/ŞIRNAK, (DHA)



              BU HABERİN DETAYI



              Piyade Onbaşı Ahmet Dursun'un evinde yas var










              Şırnak'ta arazi arama-tarama operasyonunu sürdüren 12 kişilik askeri timin başında bulunan asteğmen, mayınlarla dolu arazide askerlerine zarar gelmemesi için en önde yürüdü. Askerleri için kendini feda eden asteğmen, mayının patlaması sonucu bir bacağını kaybetti.


              İŞTE BÖLGEDEN SON FOTOĞRAFLAR

              ŞIRNAK'ta PKK'lı teröristleri etkisiz hale getirmek için Cudi ile Küpeli Dağı ve Bestler Dereler Bölgesi'nde operasyon sürerken, Şenoba Beldesi Sivri Dağı'nda teröristlerin araziye döşediği mayına basan tim komutanı bir asteğmen bir bacağını kaybetti.

              Türk Silahlı Kuvvetleri Şırnak’ın başta Cudi ve Küpeli Dağları ile Bestler Dereler Bölgesi’nde yuvalanan teröristleri etkisiz hale getirmek için hava destekli operasyonlarını bugün de sürdürdü. Operayon bölgesine Jandarma Özel Harekat timleri ile özel eğitimli komandılar sevkedildi. Dağlardaki mağaralar didik didik aranıyor. Kobra tipi helikopterler teröristlerin bulunduğu alanları ateş altına alırken, vurulan hedeflerden dumanların yükseldiği görüldü.

              MAYINDA BACAĞINI KAYBETTİ

              Şırnak'ın Şenoba Beldesi yakınlarındaki Sivri Dağı'nda arazi arama tarama operasyonunu sürdüren 12 kişilik askeri timin geçiş yoluna PKK'lı teröristler tarafından mayın döşendi. Askerlerin önünde giden tim komutanı olan kimliği açıklanmayan asteğmen, bastığı mayının patlaması sonucu ağır yaralandı. Yaralı asteğmen, Sikorsky helikopterle Şırnak'taki 23'üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı'ndaki Asker Hastanesi’ne kaldırıldı. Yaralı asteğmenin bir bacağını kaybettiği belirtildi.

              Operasyonda bazı mağaralarda teröristlere ait çok sayıda gıda ve yaşam malzemelerin bulunarak imha edildiği bildirildi.

              Bu arada Şırnak’ın Cizre İlçesi’nden sınır birliklerini asker ve mühimmat taşıyan konvoy geçiş yaptı. Konvoyun geçişi sırasında sıkı önlem alındı.


              kurdistan adina islami kullananlara

              Comment


              • #67
                Cevap: yorumsuz

                Union européenne : alerte sur les langues
                LE MONDE | 09.06.08 | 15h54 • Mis à jour le 09.06.08 | 15h54 Réagir (2) Classer E-mail Imprimer Partager

                Partager:

                BRUXELLES BUREAU EUROPÉEN

                Le nombre des langues officielles de l'Union européenne a été pratiquement multiplié par six en un demi-siècle. Aux quatre langues de départ (allemand, français, italien, néerlandais) se sont ajoutées celles des nouveaux Etats membres, portant à vingt-trois, en 2008, le nombre des idiomes officiellement reconnus. Les documents publiés par les institutions européennes doivent être traduits dans ces vingt-trois langues.

                Consultez les dépêches vidéo des agences AFP et Reuters, en français et en anglais.
                Abonnez-vous au Monde.fr : 6€ par mois + 30 jours offerts
                SUR LE MÊME SUJET

                Eclairage De l'utilité d'être polyglotte au Parlement

                Forum Europe

                Chronologie1958. La Communauté européenne compte quatre langues officielles : l'allemand, le français, l'italien, le néerlandais.



                1973. Avec l'entrée du Danemark, du Royaume-Uni et de l'Irlande, le danois et l'anglais sont reconnus.



                1981. L'entrée de la Grèce porte à sept le nombre des langues officielles.



                1986. L'Espagne et le Portugal rejoignent la Communauté, qui reconnaît désormais neuf langues.



                1995. Avec l'Autriche, la Finlande et la Suède, ce nombre passe à onze.



                2004. L'arrivée de dix nouveaux Etats porte le nombre de langues à vingt.



                2007. La Bulgarie et la Roumanie entrent dans l'Union, avec leurs langues respectives, et l'irlandais est reconnu. L'Union compte vingt-trois langues.

                La promotion du français, "priorité" de la diplomatieNicolas Sarkozy a affirmé, jeudi 20 mars, à l'occasion de la Journée internationale de la francophonie, que la promotion de la langue française "est et restera" une priorité de la diplomatie française. "Je veillerai au statut du français dans l'Union", a-t-il dit. "Sous la présidence française, écrit Jean-Pierre Jouyet, secrétaire d'Etat aux affaires européennes, sur son blog (Vues d'Europe | Le blog de Jean-Pierre Jouyet), nous rappellerons clairement que le français doit être utilisé comme langue officielle et comme langue de travail de l'Union européenne. Nous serons attentifs à ce que chaque institution y veille scrupuleusement et rigoureusement." En mars 2006, à Bruxelles, Jacques Chirac avait quitté la salle du Conseil, refusant d'entendre le Français Ernest-Antoine Seillière, président du patronat européen, s'exprimer en anglais.
                Toutefois, pour des raisons pratiques, seules trois langues de travail sont utilisées par les fonctionnaires de la Commission et du Conseil : l'anglais, qui est devenu la langue la plus répandue, le français et l'allemand. A la Commission, en 2007, 73,5 % des documents soumis aux services de traduction étaient écrits en anglais tandis que 12,3 % l'étaient en français et 2,4 % en allemand. Au Conseil, les proportions sont les mêmes. La part de l'anglais n'a cessé de s'accroître, alors que celle du français diminue.


                SITE EN ANGLAIS SURTOUT


                Le directeur général de la direction de la traduction à la Commission, le Finlandais Karl-Johan Lönnroth, insiste sur la différence entre la communication externe des institutions européennes, qui doit se faire dans toutes les langues de l'Union, et sa communication interne, qui se limite aux trois langues de travail. Dans les relations avec l'extérieur, dit-il, le multilinguisme est indispensable pour que les citoyens aient accès, dans leur langue, aux décisions qui les concernent.

                De ce point de vue, la traduction des actes législatifs est "une obligation légale" et celle des autres documents "une nécessité politique". Il est vrai que, dans les faits, tous les textes ne sont pas traduits et qu'en particulier le site Internet de la Commission n'est souvent accessible qu'en anglais. M. Lönnroth explique que la part donnée à l'anglais répond à la demande des internautes, mais il note aussi que la plupart des sites personnels des commissaires sont multilingues, ce qui n'était pas le cas il y a trois ans.

                Les coûts de traduction (écrite) et d'interprétation (orale) s'élèvent, pour l'ensemble des institutions européennes, à 1,1 milliard d'euros, ce qui représente à peu près 1 % du budget communautaire, soit encore, selon M. Lönnroth, 2,5 euros par personne et par an. Il y a plus de sept mille traducteurs et interprètes. La diversité des langues est au coeur du projet européen, rappelle M. Lönnroth.

                La progression de l'anglais résulte en partie des élargissements successifs, en particulier ceux de 1995 (Autriche, Finlande, Suède) et de 2004 (Chypre, Malte et huit anciens pays communistes) : les représentants des nouveaux Etats membres, parfois diplômés d'universités américaines ou britanniques, parlent souvent l'anglais. Toutefois, selon M. Lönnroth, cette percée est surtout liée à la mondialisation, qui a imposé en Europe, depuis les années 1970, la langue de l'économie dominante. "Plus de 80 % des jeunes Européens, note-t-il, choisissent l'anglais comme première langue étrangère."


                PORTEFEUILLE DU MULTILINGUISME


                La politique de l'Union est d'encourager l'apprentissage de deux langues étrangères dès le plus jeune âge. La création d'un portefeuille du multilinguisme, confié au commissaire roumain Leonard Orban, témoigne, selon la Commission, d'une volonté accrue de défendre la pluralité des langues. Mais, rappelle-t-elle, l'éducation continue de relever, pour l'essentiel, de chacun des Etats membres.

                Un groupe de travail présidé par l'écrivain Amin Maalouf a été chargé par la Commission de réfléchir au "défi " que constitue la multiplicité des langues. L'écrivain a suggéré que les Européens, outre leur langue maternelle, soient invités à apprendre à la fois une langue de communication internationale - la plupart d'entre eux choisiront sans doute l'anglais, souligne-t-il - et une "langue personnelle adoptive", qui pourra être n'importe laquelle des langues d'Europe. Cela permettrait, selon M. Maalouf, que "chacune des langues européennes ait, dans chacun des pays de l'Union, un groupe significatif de locuteurs compétents et fortement motivés" pour aboutir à un "tissage" de relations bilatérales.


                avruoa birliginin arastirmalari sonucu avrupa birligini ana dort dili fransizca almanca italyanca ve hollandaca olarak benimsendigi ancak is hayatinda ingilizcenin gescerli olabilecegi vurgulanmistir yani gelecek icin bu dort dili ogrenmek is hayati icinde ingilizce yakin zamanda avrupadada zorunlu konuma getirilebilir

                Comment


                • #68
                  Cevap: yorumsuz

                  fransada yasayan turk vatandaslari yarin trenlerede genel grev uygulamasi vardir tren saatleri degistirilmistir hazirlik olunuz ve tren garlarindan tren saatlerinizi ogreniniz acil isi olmayanlar parise inmesin trafik ve metro otobus toplu tasima araclarinda bir kitlenme olabilir

                  Comment


                  • #69
                    Cevap: yorumsuz

                    A la veille d'un important mouvement de grève dans la fonction publique pour protester contre des suppressions de postes, le ministre du budget, Eric Woerth, a annoncé, lundi 9 juin, des primes pour près de 300 000 fonctionnaires dans le cadre de la garantie individuelle du pouvoir d'achat. Le 21 février, le gouvernement avait signé avec les syndicats CFDT, CFTC, CFE-CGC et UNSA-Fonctionnaires un protocole sur la mise en place de ce dispositif de garantie individuelle de pouvoir d'achat du traitement indiciaire des fonctionnaires jusqu'à la fin de la législature. Le traitement indiciaire brut est composé de l'ancienneté et du point d'indice, base de calcul des salaires, hors primes et mesures catégorielles. Le décret sur cet accord, le premier signé dans la fonction publique depuis dix ans, a été publié, samedi, dans le Journal officiel.



                    Consultez les dossiers, l'analyse approfondie des grands sujets d'actualité.
                    Abonnez-vous au Monde.fr : 6€ par mois + 30 jours offerts
                    SUR LE MÊME SUJET

                    Chat Pouvoir d'achat : "La grande distribution fait office de bouc émissaire"

                    Infographie Dépenses d'énergie : un budget variable selon la situation sociale et géographique

                    Edition abonnés Archive : M. Woerth veut "s'assurer qu'aucun agent n'a perdu de pouvoir d'achat"

                    Bilan des heures supplémentaires dans la fonction publiqueM. Woerth a également dressé, lundi 9 juin, le bilan de l'application à la fonction publique de la loi d'août 2007 en faveur du travail, de l'emploi et du pouvoir d'achat (loi Tepa) qui prévoit notamment des heures suplémentaires défiscalisées et rémunérées 25 % de plus que les heures normales.

                    En mai, 360 000 fonctionnaires en ont effectué, contre un peu plus de 200 000 au moment de la mise en place de ces mesures. Le dispositif a profité à 85 % d'agents de l'éducation nationale, essentiellement des enseignants. Ils ont bénéficié de 89 % du montant de l'exonération. – (Avec Reuters.)


                    PRÈS DE 300 000 FONCTIONNAIRES CONCERNÉS


                    Dans le cadre de ce dispositif, les 5,2 millions d'agents des trois fonctions publiques (Etat, collectivités locales, hôpitaux) vont voir leur situation financière individuelle évaluée pour les années 2003-2007, et ceux qui auront vu leur traitement brut évoluer sous le niveau de l'inflation toucheront une compensation à l'automne prochain. Selon les estimations du gouvernement, environ 15 % des fonctionnaires, soit 300 000 personnes, devraient profiter de ce rattrapage qui pourrait dépasser les 700 euros pour 50 % d'entre eux. Le ministère de la fonction publique mettra en ligne sur son site, dans les prochains jours, un calculateur permettant aux agents de voir s'ils sont concernés.

                    A titre d'exemple, un aide-soignant de catégorie C âgé de 30 ans et passé au 7e échelon en mai 2006 recevra 140 euros. Un contrôleur des impôts de catégorie B âgé de 50 ans et passé au 7e échelon du dernier grade en juillet 2006 percevra 803 euros. Ce dispositif de garantie individuelle de pouvoir d'achat s'appliquera une nouvelle fois en 2011 pour la période 2006-2010. "Il s'agit d'un dispositif provisoire, ensuite les grilles indiciaires seront revues pour qu'on s'attaque aux racines du mal", a précisé Eric Woerth.
                    voilla française de la grev

                    Comment


                    • #70
                      Cevap: yorumsuz

                      MHP-DTP kuliste can ciğer... Dağlara davet
                      NAMIK DURUKAN Ankara

                      MHP ile DTP arasında Meclis'te yemin töreninde başlayan, PKK eylemleriyle gölgelenen, son 23 Nisan törenlerinde MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin DTP'lilere dönük jestleriyle yeniden yeşeren diyalogun örnekleri artmaya başladı. MHP'li milletvekilleri, DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ı Erciyes dağına, Kaplan ise MHP'lileri Şırnak'taki Kato dağındaki koyun kırkma festivaline davet etti.

                      İmralı da görmüş, kaygım yok

                      Kapalı alanda sigara yasağı nedeniyle bahçede sigara molası veren Kaplan'ı bir grup MHP'li milletvekili masalarına davet etti. Kaplan'ın sigarasını yakan MHP Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı aslen Malatyalı olduğunu belirterek, "Eşim Vanlı, 18 yıldır Tekirdağ’da yaşıyorum ve oradan milletvekili oldum. Sizin hanım da Tekirdağlı. Bize yakınsınız. Seni kazanalım. Yani hemşeriyiz. Senin için MHP’de açık kapı bırakıyoruz. Kırklareli kontenjanına koyacağız. Bize gel" dedi. Bu sözlere tebessümle yanıt veren Kaplan, "Bizim elimiz 2 yapmaya alışmış. 3 yapmayı beceremeyiz" diye konuştu. Nalcı, "Olsun, olsun biz sana kurt yapmayı öğretiriz" deyince, milletvekillerinden kahkahalar yükseldi. Karşılıklı sohbet şöyle devam etti:

                      - Kaplan: Sayın Bahçeli ile Meclis’te sıcak diyaloğumuz oldu. Görüntü gazetelere de yansıdı. Hatta İmralı da görmüş. O nedenle hiç kaygım yok.

                      - Nalcı: Biz Seni Tekirdağ’a davet ediyoruz. Gelin misafirimiz olun. Ocağa gideriz. Ocak diyorsam çay ocağı değil ülkü ocağına."

                      Dağlara çıkmayı başarırsak sorun çözülür

                      Nalcı'nın Türkleşen Kürtlerle ilgili fıkrasına kahkahalara gülen Kaplan, MHP’li milletvekillerini Şırnak’ın Kato Dağı’nda her yıl düzenlenen koyun kırkma festivaline davet etti. MHP'li milletvekilleri ise, "Önce Erciyes dağına gelin" diye teklifte bulundu. Bunun üzerine Kaplan, "Siz Kato’ya biz de Erciyes’teki festivallere katılırsak bu sorun da çözülmüş olur" diye konuştu.

                      Kurt mu kolay zafer işareti mi?

                      Eski Bayındırlık Bakanı Abdülkadir Akcan'ın da bulunduğu sohbette, Kaplan'a nasıl bozkurt işareti yapılacağı da öğretildi. Kaplan, işareti yapmakta zorlanınca, "Ne yapalım ömrümüz zafer işareti yapmakla geçmiş. Buna alışmak kolay değil" dedi. Bu sırada bazı MHP'liler zafer işareti yapınca Kaplan, "Sakın sizinkiler görmesin" diyerek güldü.



                      eskiden siyasetin bir onuru vardi yok ya akp valla bunlarin isini iyice bitirmis artik ne yapacaklarini sasirmislar cvimis iyice valla kiziyorum ama helal olsun su akpye akilli adami sevirim

                      Comment


                      • #71
                        Cevap: yorumsuz

                        Kene gözünden ısırdı
                        İsmail TEMİZ/SAMSUN, (DHA)

                        SAMSUN’da, 6 yaşındaki Cumhur Öztürk’ün sol gözünü kene ısırdı. Küçük çocuğun gözünün içindeki kene, doktorların müdahalesiyle çıkarıldı.

                        Samsun’un merkeze 20 kilometre uzaklıktaki Kamalı Köyü’nde dün meydana gelen olayda, Cumhur Öztürk, çiftçi olan dedesi Mehmet Öztürk ile tarlada gezerken sol gözünü kene ısırdı. Ailesinin farketmesi üzerine Öztürk, hemen Samsun Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Doktorları da şaşırtan olayda, gözün beyaz kısmında bulunan kene çıkarıldı. Doktorların virüs taşımadığını belirttiği kenenin çıkarılmasının ardından görmesinde herhangi bir sorun olmayan Öztürk, taburcu edildi. Dede Mehmet Öztürk, “Torunumun gözündeki keneyi farkedince şoke olduk. Zaman kaybetmeden hastaneye gittik. Tehlikeli olmadığını söylediler. Dikkatlice gözünden çıkardılar. Görmesiyle ilgili bir sorun olmadığı için çok sevindik. Kenenin gözün içine kadar girdiğini hiç duymamıştık” dedi.

                        VETERİNERDEN ÖĞRENCİLERE EĞİTİM

                        Öte yandan, Samsun-Sinop Veteriner Hekimleri Odası ilçe ve köylerdeki okullarda öğrencilere kene konusunda eğitim veriyor. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Mustafa Açıcı, merkez köylerde geçen hafta öğrencilere keneyi anlatıp, yapmaları gerekenler hakkında bilgi verdi. Kenenin elle çıkarılmaya çalışılmaması gerektiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Açıcı, en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesini istedi. Bu hafta da eğitim çalışmalarının devam edeceği belirtildi


                        alah korumus yavrucagi milliyet gazetesi

                        Comment


                        • #72
                          Cevap: yorumsuz

                          Şevket Kazan'dan AKP'ye: Etme bulma dünyası


                          Kazan, AİHM'de Refah Partisi'nin savunmasını yapmıştı.

                          YAZDIR | YOLLA
                          09/06/2008
                          Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan, Refah Partisi kapatıldıktan sonra yaşananları hatırlattı, AKP'nin başına geleceklere dair kehanetlerde bulundu



                          ANKARA - Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan, AKP’nin kapatılmasına karşı olduğunu ifade ederken, Cumhurbaşkanı Gül ve Erdoğan’a 'böldünüz, bölüneceksiniz' mesajını verdi. AKP’nin kapatılması durumunda partinin 'Gülcüler ve Tayipçiler' şeklinde ikiye bölüneceğini söyleyen Kazan, “Eden bulur, dinleyen ölür. Bunlar ettiler, bunlar Türkiye’nin tek ümidi olan bir partiyi, Türkiye’yi en kısa zamanda İslam dünyasının eteğine tutunacak bir Türkiye olmasını sağlayacak bir girişime en büyük darbeyi indirdiler. Onun için yaptılar, böldüler, bölünecekler" dedi.



                          Refahyol Hükümeti’nin eski Adalet Bakanı Kazan, Barem Dergisi’ne parti kapatmaları ve AKP’ye ilişkin olası bir kapatma kararının sonuçlarını değerlendirdi. Refah Partisi’nin kapatılmasının ardından 'yenilikçi kanat' adı altında ortaya çıkıp bölünme oluşturan Gül ve Erdoğan’a tavsiyerde bulunan Kazan, “Anayasa Mahkemesi AKP’nin kapatılmasına hükmedecek miö şeklindeki soruya “Hukuk hakim olacaksa, ortada suç teşkil eden bir eylem olmadığına göre bu parti kapatılmamalıdır" yanıtını verirken şunları söyledi:

                          “Ancak hukukun hakim olacağı konusunda kaygım var. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nde şu anda görevli olan hakimlerimiz ne yazık ki siyasi tercihle hareket etmektedirler. Şu anda Anayasa Mahkemesi içinde 4’e karşı 7 kişilik bir tablo oluşmuştur. İddianamenin kabulü aşamasında ‘bu dava görülebilir’ kanaatini ve Cumhurbaşkanı hakkında ‘bu dava devam etmeli midir?’ görüşünü ortaya çıkaran oylama sonuçları var. Cumhurbaşkanına ilişkin konuda biraz daha yumuşak bir hal müşahede edildi. İlk konuda 2’ye 9, ikinci konuda 4’e karşı 7 oy çıktı. Bu 7’nin tutumu çok önemli. Esasa ilişkin karara yönelik bir işarettir bu."

                          Kazan, AKP’ye açılan kapatma davasının reddedilmesi durumunda, Türkiye’nin tedirgin bir dönemi atlatmış olacağını ve siyaset barışının yeniden sağlanacağını ifade ederek, “Türkiye’de siyasi partiler bundan sonra daha yürekli faaliyet sergiler. Siyasetin tartışma mekanı parlamento olur" diye konuştu.





                          'Yeni parti eskisinden güçlü olmaz'

                          Kazan, AKP’nin kapatılması durumunda ise siyasi arenada yaşanacak gelişmeleri şöyle değerlendirdi: “Şimdi kapatılırsa ne olur. Tayyip Erdoğan’ın bunu konuşmaması gerek. ‘bu parti kapatılamaz’ deyip kestirip atması lazım. Ama Erdoğan’ın kendisi de kapatılacağını düşündüğü için ‘Efendim A planımız, B planımız, C planımız’ diyor. İşte siyasi bir yanlış yapıyor burada. Erbakan Hoca da konuştu ama Anayasa Mahkemesi kararını verdikten sonra konuştu. Erdoğan, kapatılmadan bir şeyler söylemeye başladı. Neymiş ‘yeni bir parti kurarmış, eskisinden daha güçlü olurmuş’. Olamazsın. İdealist insanlara, bir parti kurmak, sonrası için daha güçlü gelineceğini düşündürtse de ‘menfaat bağlarıyla bağlı olan insanlar’ bu AKP’nin içinde çok yoğunlukta, yeni parti kurulduğunda yine kapatılacağı için başka taraflara gideceklerdir."



                          'Erdoğan, Mesut Yımaz gibi oturur'

                          AKP’nin kapatılması yönünde bir kararın Erdoğan’ı büyük sıkıntıya düşüreceğini söyleyen Kazan, “Hiç öyle boş yere ümit etmesin. ‘Efendim ben siyasi yasaklı hale gelirsem bağımsız aday olurum, tekrar parlamentoya girerim’ diyor. Girersin de ne olursun? Mesut Yılmaz gibi Meclis’in tepesinde oturursun. Girersin tabi girersin, bağımsız olarak girersin ama tepede oturursun. Başka bir şey yapamazsın ki. Partinin başına geçemezsin ki" dedi.





                          'AKP Gülcüler ve Tayyipçiler diye bölünür'

                          AKP’nin kapatılması durumunda yeni bir oluşum gündeme geldiğinde, Abdullah Gül’ün de etkinliği olacağını kaydeden Kazan, şunları söyledi: “Gül’ün etkinliği demek TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun etkinliği demek. Gül ve Erdoğan aynı davadan yargılanıyor ama bu davanın kapatmayla neticeleneceğini tahmin eden hukukçular bile Gül’ü ayrı bir kefeye koyuyorlar. Diyorlar ki, ‘Cumhurbaşkanlığı süresi sona erinceye kadar karar ne olursa olsun ona işlemez’. Bu nedenler Abdullah Gül idaresinde bir AKP daha gerçekçi bir senaryo. AKP ikiye bölünür, Gülcüler ve Tayipçiler. Zaten olacağı da budur. Neden budur? Eden bulur, dinleyen ölür. Bunlar ettiler, bunlar Türkiye’nin tek ümidi olan bir partiyi, Türkiye’yi en kısa zamanda İslam dünyasının eteğine tutunacak bir Türkiye olmasını sağlayacak bir girişime en büyük darbeyi indirdiler. Onun için yaptılar, böldüler, bölünecekler." (anka)
                          Şevket Kazan'dan AKP'ye: Etme bulma dünyası / Politika / Radikal İnternet

                          Comment


                          • #73
                            Cevap: yorumsuz

                            Endonezya'da Müslümanlar sokakta


                            Cakarta'da gösteri yapıldıktan bir kaç saat sonra hükümet kararname yayımladı.

                            YAZDIR | YOLLA
                            09/06/2008
                            1889 yılında Hindistan'da kurulan Ahmediye tarikatının kapatılması için Endonezya'da binlerce Müslüman gösteri yaptı



                            FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ



                            CAKARTA - Endonezya’da binlerce kişi, "sapkın" olduğunu iddia ettikleri bir tarikatın yasaklanması talebiyle gösteri yaptı. Endonezya’da çıkarılan bir hükümet kararnamesiyle, Ahmediye tarikatı üyelerinden tarikatı terk etmeleri istendi, aksi takdirde hapis cezasıyla karşı karşıya kalacakları uyarısında bulunuldu.

                            Devlet Başkanlığı sarayı önünde toplanan, bazıları cüppe giymiş ve takke takmış 5 bin kadar kişi, hükümetten, Hz. Muhammed’in son peygamber olduğunu kabul etmeyen Ahmediye tarikatının yasaklanmasını istedi. Sertlik yanlıları daha önce de Ahmediye üyelerine saldırmış ve tarikatın camilerini ateşe vermişlerdi. Din İşleri, İçişleri ve Adalet Bakanları tarafından imzalanan kararnamede, "Ahmediye üyelerinden faaliyetlerini durdurmaları istendi, aksi halde 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecekleri" uyarısı yapıldı. Ancak kararnamede tarikat yasaklanmadı.

                            Ahmediye tarikatı 1889’da Hindistan’ın Pencap eyaletinde kuruldu. Tarikat, kurucusu Mirza Gulam Ahmed’in mehdi olduğu inancını taşıyor. Dünya çapında milyonlarca mensubu olan tarikata bağlı olanların sayısının Endonezya’da 200 bin olduğu zannediliyor. Tarikat üyeleri, kurucusu Mirza Gulam Ahmed’in mehdi olduğu inancını taşıyor.

                            Endonezya anayasası din özgürlüğünü garanti altına alıyor, ancak 235 milyon nüfuslu ülkedekilerin çoğu, Ahmediye tarikatının inanışlarının İslamiyete saldırı olduğu görüşünde. Endonezya’nın Ulema Meclisi, tarikatın "sapkın" olduğunu açıklamıştı.(aa)

                            Comment


                            • #74
                              Cevap: yorumsuz

                              Asfaltı beğenmiyoruz dedi 5 kurşun yedi 13 Haziran 2008


                              ANKA



                              Büyükşehir Belediyesi’nin asfalt işlerini yapan Söğüt İnşaat’ın Genel Müdürü Kemal Erhan Çelikay (41), taşeronluğunu yapan bir firmanın sahibi Sinan Y.(31) tarafından silahla öldürüldü.

                              Büyükşehir Belediyesi’nin asfaltlama çalışmalarını yürüten firmaya taşeron olarak iş yapan firmanın sahibi Y., görüşme yapmak için Genel Müdür Çelikay’ın odasına girdi. Görüşme sırasında Çelikay, Yanık’a artık kendileriyle çalışmayacaklarını ve işlerini beğenmediklerini söyledi.

                              Bu işler için makine parkı aldığını ve yüklü miktarda borç altına girdiğini anlatan Yanık, ikna edemeyince tartışma büyüdü. Küfürleşmeye dönüşen tartışmanın ardından Y., belindeki ruhsatlı silahını çekti ve Çelikay’a 9 kez ateş etti.

                              Vücuduna 5 kurşun isabet eden genel müdür, olay yerinde hayatını kaybederken, Y., silahıyla birlikte polise teslim oldu.

                              Polis yetkilileri, Y.'nin ifadesinde Çelikay’la görüştükleri sırada ofiste içki içildiğini ve alkollü olduklarını belirterek, “Bir süre konuştuk ve bana artık iş vermeyeceğini söyledi. Şirketimizin yaptığı işleri beğenmediklerini ima etti. Çok sinirlendim. Bir süre tartıştık ve küfürleşmeye başladık. Bunun üzerine silahımı çıkardım ve ateş ettim” dedi.

                              Y., sorgusunun ardından çıkarıldığı Ankara Adliyesi'nce tutuklanarak cezaevine gönderildi

                              Comment


                              • #75
                                Cevap: yorumsuz

                                Tapu çetesi operasyonu kapsamında yapılan Beykoz'dan sonra Ümraniye Tapu Müdürü de gözaltına alındı.


                                Domuz bağı çetesi..

                                Dün akşam İstanbul’da 7 aydır kayıp olan Geçgil kardeşlerin, mallarına el koymak isteyen cinayet ve gasp çetesinin kurbanı olduğu ortaya çıkmış, Beykoz Tapu Müdürü Gülten Doğan Temur ile 2 doktor, çete üyeleriyle birlikte gözaltına alınmıştı.

                                Bugün de devam eden operasyon kapsamında Şişli Tapu Müdürü de gözaltına alındı.
                                Gelen ilk haberler de Ümraniye Tapu Müdürü'nün de gözaltına alındığı bildirilmişti. Ancak daha sonra bu bilginin yanlış olduğu anlaşıldı.

                                Comment

                                Working...
                                X