fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

zalime eğilmeyen baş

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • zalime eğilmeyen baş

    “ Vatsan taraflarında bir avuç gönüllü ile, Said Nursi(gönüllü alay komutanı) siperde, at sırtında ve eli tetikte geçirdiği korkunç demlere rağmen “İşarat-ül-İ’caz” isimli eserini kaleme almaktadır.

    Anadolu doğusundan gelen Rus istilası Bitlis önlerinde her türlü mukavemeti kırdıktan sonra, o âna kadar üç beş talebesiyle harika çapında işler görmüş olan Bediüzzaman’ı da esir eder.
    Bediüzzaman esirler kampında.

    Kampta bir telaş… Rus orduları Başkumandanı ve Çarın kardeşi Nikola Nikolayeviç kampı teftişe gelmiştir.

    Herkes ayakta, Said Nursî bir köşede çömelmiş oturmakta… Rus başkumandanı önünden geçerken ayağa kalkmaz. Başkumandan önceden mimlediği Bediüzzaman’ın önünden birkaç defa geçerek, onun hürmet vazifesini yerine getirip getirmeyeceğine dikkat eder.
    Yine bir hareket yok…

    - Beni her halde tanımadın!
    - Hemen tanıdım. Rus orduları başkumandanı ve Çarın kardeşi Nikola Nikolayeviç.
    - Öyleyse niçin ayağa kalkmadın?
    - Bağlı olduğum din, ona aykırı olan bir insana, kim olursa olsun, hürmet göstermekten beni meneder!

    Said Nursi Hazretlerini Rus Başkumandanına hakaretten Harp Divanına veriyorlar, kurşuna dizilmeğe mahkum ediliyor; fakat son dakikada bunun din gayret ve bağlılığından ileri geldiğini düşünecek kadar insaf gösterip kendisini bırakıyorlar.

    “ Bir gün, çevresinde 80-90 Türk subayı, dini telkinlerde bulunurken birdenbire aralarına giren Rus kumandanı, toplantıyı siyasi zannedip dağıtmak istiyor. Fakat mevzuun din ve İslamiyet olduğunu öğrenince ses çıkarmıyor ve:

    - Dininizde serbestsiniz! Özür dilerim!
    Deyip çekiliyor.
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: zalime eğilmeyen baş

    Said-i Nursi'yi nasıl zehirlediler? Üstadı zehirlemişlerdi

    “Safranbolu’daki hâlis kardeşlerimizden Hıfzı’nın küçük Medrese-i Nuriyesi olan hanesindeki küçük ve çok çalışkan mâsumları yedi yaşında Yılmaz ve on üç yaşında Hüsnü’nün ve onlar gibi Nura çalışan muhterem validelerinin mübarek kalemleriyle yazdıkları tebriklerini, umum Safranbolu ve Eflâni Medrese-i Nuriyesi namına bu Ramazan’ın bir Firdevsî teberrükü hesabına kabul ettik.”1

    Bu satırlarda geçen Hıfzı, Risâle-i Nur’un çeşitli yerlerinde Berber Hıfzı, Hıfzı Efendi, Hıfzı Bayram diye zikredilen Safranbolulu bir Nur Talebesidir. Afyon Hapishanesinde kalan Nur Talebeleri arasında o da vardı. Yukarıdaki satırlarda da ifade edildiği gibi Risâle-i Nur’a sadece kendisi değil, eşi ve çocuklarıyla birlikte hizmet eden Nur Talebelerindendi. Çünkü Üstad bir hedef göstermiş, “Haneniz bir küçük Medrese-i Nuriye, bir mekteb-i irfan olsun ki, bu sünnet tam yerine gelsin. Sünnet-i Seniyyenin meyvesi olan çocuklar ahirette size şefaatçi olsunlar”2 demişti.

    İşte Hüsnü Bayram adıyla bildiğimiz Nur Talebesi de mektupta geçen o zamanki on üç yaşındaki çocuk, berber Hıfzı’nın oğluydu.

    Hüsnü Bayram 1950’de 15 yaşında ortaokulu bitirdiği yıllarda babası tarafından Üstada hizmet etmek üzere gönderilmişti. Bu haberi aldığında, “Dünyalar bana verilmiş gibi sevindim” der Hüsnü Bayram. Emirdağı’na gider, babasının Üstada, kendisini hizmetine verdiğine, vakfettiğine dair mektubu verir. Kabul edilir. Üstadın yanında Zübeyr Ağabey bulunmaktadır. Zübeyir Ağabeyle birlikte kalırlar.

    Üstadın hizmetine kuşluk vakti gider, ikindiden sonra ayrılırlar. Evinin karşısında kaldıkları evde sabaha kadar nöbetle Üstadın bir işaretini beklerler. Bir hatırasını şöyle anlatır Hüsnü Bayram: “Bir akşam ikimize de bir sıkıntı, bir yanmak düştü, sabaha kadar uyuyamadık. Âdetin hilâfına sabah namazdan sonra, sevk-i İlâhî ile yürüdük, yavaş yavaş oda kapısına geldik, içerden inilti işittik. Odaya girdik gördük ki, müşfik Üstadımız yatıyor. ‘İyi ki geldiniz beni zehirlediler. Gece kalktığımda hararetim vardı. Penceredeki destideki sudan bir iki yudum aldım ve yere yıkıldım. Desti parçalandı, gasyanla içimi boşalttım. Bu hal uzun müddet devam etti’ dedi.

    “Gereken hizmeti yapıp üzerini değiştirdik. Yeşil gasyanlı yatağı değiştirdik; Üstadımız. ‘Bir saat böylece kaldım. Zorla sabah namazını eda ettim. Cenâb-ı Hakk’a niyaz ettim ki, “Ya Rabbi, bu nedir?” Kalbime ihtar oldu ki. “‘Gece bekçisi kandırılarak. Şiddetli zehir atılmış diye bana bildirildi” dedi.

    “Onbeş yirmi gün çok şiddetli ıztırab çekti. Yemedi, içmedi. Yine de namazını kılıyor, âlem-i İslâmla ve hizmetle alâkalanıyordu.”

    Evet, onca hastalığına rağmen yine Müslümanları, onlara hizmeti düşünüyordu Hz. Üstad.

    Comment

    Working...
    X