fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 15 Mart 2010

    Bugün 15 Mart 2010 29 R.Evvel 1431 Mart: 2 Kasım 128 (Çanakkale'de) Zafer Haftası-Kırlangıçların gelme zamanı

    HADİS-İ ŞERİF

    Ümmetim, merhamete eren, günahları bağışlanan ve tövbesi kabul edilen bir ümmettir. (Hakim)



    BİR BÖLÜK KUMANDANININ HATIRA DEFTERİNDEN
    Çanakkale'de; Kani ısı rt'taki düşmanın ileri siperlerin­den birinde bir mitralyöz, fırkanın bütün cephesini taciz ediyordu. Daha bitirilememiş gizli yollardan bâzıları bu mitralyözün ateşi altında idi. Ara sıra sipere gelirken vu­rulanların acı haberlerini alıyorduk...
    Gece toplanmış konuşuyorduk. Sohbetimiz bu uğur­suz mitralyöz üstünde dönüp duruyordu:
    - Ey!.. Bu mitralyöz tahrip edilemeyecek mi?
    - Siperler yakındır, topçu ateş edemez.
    - Bir hücum yapsak! -Kumandan müdâfaada kalmayı tercih ediyor.
    - Sen ne dersin ha, Mustafa Çavuş; can sıkmaya başlamadı mı bu mitralyöz?
    O, cevap vermedi; derin derin düşünüyordu; Akşe­hir'in Karapınar nahiyesinden Mehmed oğlu Mustafa, en babayiğidimiz idi. Bahis değişmek üzere iken Mus­tafa Çavuş: "Ben bunu gidip götürürün!" dedi. "Satmı-yorlarmış galiba!..." diye latife ettik. Fakat o, hiç tavrını bozmadı. Kendini siperin üstüne fırlattı. İki hemşerisi ar­kasından koştu. Hepimiz heyecandan sararmış, tüfek­leri sıkıyorduk. Şu dakika hücuma kalkmak için öyle da­yanılmaz bir arzu duyuyorduk ki. Hey yâ Rabbi, eğer gidenler gelmeyecek olurlarsa!..
    Kulaklarımızı toprağa yapıştırıp kurşun seslerini, bomba uğultularını dinleyerek tam bir çeyrek bu vazi­yette bekledik...
    Mustafa Çavuş arkasında bir mitralyözle geliyordu. Yanında bir kişi vardı. Sonra anladık ki, üç arkadaş gö-rünmeksizin ilerlemişler, mitralyözün bulunduğu sipere atlamışlar, birkaç süngü darbesinden sonra, büyük bir baskına uğradığını zanneden düşman dağılmaya başla­mış. Mustafa Çavuş mitralyözü omuzlamış dönerken ar­kadaşı alnına isabet eden bir kurşunla şehîd düşmüş...
    Mustafa Çavuş, arkasında zaptettiği mitralyözle, göz­leri yaş dolu yanımıza geldi. Kaybettiği arkadaşının tees­süründen titreyen bir sesle: "Alun şu uğursuzu, bana ba-hâlıya oturdu!" dedi. (Çanakkale Cephesi, Çamlıca)

    FIKRA

    Bir gün Hoca köyde gidiyormuş Birkaç yaramaz çocuk onu taşlamaya başlamışlar Nasreddin Hoca onlara bağırmış:
    - Şayet beni taşlamaya son verirseniz, size ilginç bir haber vereceğim
    Yaramazlar bunu kabul ederler
    - Peki, bize ne haberi vereceksin?
    - Muhtar bedava yemek veriyor Orada istediğiniz kadar pasta börek yiyebilirsiniz
    Çocuklar mümkün olduğu kadar çabuk muhtarın evine koşmuşlar Bizim Hoca bu parlak fikrine bir kez daha sevinmiş ve kendi kendine:
    - 'Ben de oraya gideyim, belki doğru olabilir', demiş

    GÜNÜN SÖZÜ

    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar. Yavuz Sultan Selim

    YEMEK MENÜSÜ
    · Mantarlı tavuk sote
    · Fırında makarna
    · Mozaik pasta

    ÇOCUĞUNUZA İSİM
    Erkek: ULUKAN: (Tür.) Er. - Soylu yüce kandan gelen.
    Kız: TEDÜ: (Tür.) - Bilge, zeki, anlayışlı kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MANİ

    Dolabın kapakları
    Çınarın yaprakları
    Kara gözlü yârimin
    Çınlasın kulakları



    BİLMECE
    Memur maaşı ile bulgur pilavı arasındaki benzerlik nedir?
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap: İnek

    Comment


    • 16 Mart 2010

      Bugün 16 Mart 2010 30 R.Evvel 1431 Mart: 3 Kasım 129 İngilizler'in ve Fransızların İstanbul'u İşgali ve yağması (1920)-Türk-Rus Anlaşması (1921)-Horasan'ın kurtuluşu (1918)

      HADİS-İ ŞERİF

      Üzüntü ve kaygılarınızı sadakalar vererek gideriniz. Ta ki, Allah kötü durumunuzu düzeltsin, düşmanlarınıza karşı da size yardımcı olsun. (Deylemi).



      MUKADDESATA HÜRMET

      İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin talebelerinden biri anlatıyor:

      Bir gün İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin (k.s.) yanında idim. Bir şey yazmakla meşguldüler. Aniden kalkıp ab-desthâneye gittiler. Fakat hemen geri çıktılar. Böyle sü­ratle girip hemen acele ile dışarı çıkmalarına hayret etmiştim. Acaba bunun sebebi nedir? dedim. Heladan çıkar çıkmaz, su ibriğini istediler ve sol ellerinin başpar­mağını yıkayıp ovaladılar. Sonra tekrar helaya girdiler. Bir müddet sonra çıkınca buyurdular:
      "Acele ile helaya girdim. Gözüm tırnağımın üzerine takıldı. Üzerinde siyah bir nokta vardı. Bunu, kalem ya­zıyor mu, diye kontrol etmek için yapmıştım. Halbuki, o nokta Kur'ân-ı Kerîm'in harflerini yazarken kullanılır. Orada oturmağı doğru görmedim ve edebe uygun bul­madım. İdrar sıkıştırmasından dolayı sıkıntı çektimse de bu sıkıntı, bir edebi terk etmenin vereceği sıkıntının yanında çok az göründü. Dışarı çıkıp o noktayı yıkadım ve içeri girdim."

      REBÎULÂHİR AYI İÇTİMAİ, RU'YET VE BAŞLANGICI

      Hicrî-Kamerî 1431 yılı Rebîulâhir ayı ictimâ'ı dün (15 Mart Pazartesi) Türkiye saati ile 23.02'de idi.
      Ru'yet ise bugün 16 Mart Salı günü Türkiye saati ile: 12.41'dedir.
      Hilâl'in görüldüğü yerler: Sibirya'nın kuzey batı kesimi ile Azerbaycan, İran ve Rusya'nın Batı kesimi ile bütün Avrupa kıtası, Arap yarımadasının tamamı ile Afrika kıtasının orta ve kuzey kesimi ile Atlas okyanusunun Ku­zey ve orta kesimlerini, Güney Amerika kıtasının kuzeyi, Grönland'ın Güney kesimi ve Kuzey Amerika kıtası.
      Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasından da görülebilecektir.
      Hilâlin görüldüğü günü takip eden 17 Mart Çarşamba günü de Rebîulâhir ayının (1)'idir.

      FIKRA

      Dursun tıp fakültesini bitirmiş... Bir hastanede işe başlamış. Ilk sabah vizitesinde hocası: “Şu hastanın nabzını bir say bakalım” demiş... Dursun, bir türlü bırakmıyor... “Ne oldu Dursun?” Dursun gözlerini kırpıştırmış: “Ya bu hasta iyi... Ya da benim saatim durmuş.”

      GÜNÜN SÖZÜ

      Deniz gibi mal kazan, fakat sen üzerinde gemi ol. Mevlana

      YEMEK MENÜSÜ

      · Brokoli çorbası
      · Köfte
      · Makarna
      · Salata

      ÇOCUĞUNUZA İSİM

      Erkek: ULUMAN: (Tür.) Er. - Ulu, yüksek, saygın kimse.
      Kız: TECER: (Tür.) 1. Becerikli. 2. İç Anadolu'da sıradağ. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

      MANİ

      Motor geliyor motor
      Motorun bacası yok
      Kalkmış beni istiyor
      Cebinde parası yok



      BİLMECE

      Banker ile tanker arasında ne benzerlik vardır?
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: İkisi de hemen suyunu çeker

      Comment


      • 17 Mart 2010

        Bugün 17 Mart 2010 1 R.Ahir 1431 Mart: 4 Kasım 130 Kocakarı soğuğu sonu-Erdel'in fethi (1442)-Yaşlılara Saygı Haftası (18-24 Mart)

        HADİS-İ ŞERİF

        Dört dua vardır ki, redde uğramaz: Evine dönene kadar hacca gidenin duası... Ailesine dönünceye kadar savaşa gidenin duası... Şifa buluncaya kadar hastanın duası... Mü’minin mü’mine gıyabında (yüzüne söylemeden ve haber vermeden) yaptığı dua. Bu dualardan en çabuk kabul edileni, mü’minin mü’mine gıyabında yaptığı duadır. (Deylemi).



        İNSANLARA KARŞI VAZİFELERİMİZ
        Kıyamet günü, Allâhü Teâlâ tam bir adaletle hükme­der, kimsenin kimsede zerre kadar hakkını bırakmaz. Zalimin sevabından alır, mazluma verir. Sevabı yok ise mazlumun günahlarını zâlim olana yükletip, cehenne­me gönderir. Kul hakları Rabbimizin haklarından ağır­dır. Allâhü Teâlâ kendi hakkını affedebilir, fakat kulun kuldaki hakkını alır.
        Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gün Ashabına 'Müflis (iflas eden) kimdir?' diye sordular. Onlar da 'Elinde avu-cunda parası, malı kalmayandır.' diye cevap verdiler. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ise, 'Asıl müflis şu kim­sedir ki; ümmetimden bir kimse kıyamet gününde pek çok ibâdet ve itaat sevabıyla Mevlânın huzuruna gelir. Lakin bu kişi dünyada birçok insanı dövmüş, sövmüş, iftira etmiş, paralarını almış, kanlarına girmiştir. İşte bu insandan o şahıslar haklarını isterler. Olanca sevaplarını bunlar alırlar. Sevapları bittiğinde borcu kapanmaz ise onların günahlarından verilir ve sonunda cehenneme ka­dar gider. Asıl müflis bu adamdır.' buyurdular.
        Kıyamet gününü düşünüp, kimseyi incitmemen, Müs­lüman olsun veya olmasın kimsenin hakkını almamalı, Kul haklarından sakınmak için insanın yüreğinde Allah korkusu, hesap ve azab kaygısı olmalı,
        El, ayak, göz, kulak ve diğer azalarımız Rabbimizin haram kıldığı şeylere kat'ıyyen cesaret etmemeli, kim­senin malına, canına, ırzına göz dikmemeli, Fakirlere, muhtaçlara elimizden gelen iyilikleri yapmalı, Yaşlılara hürmet, küçüklere merhamet etmeli, dargın­ları barıştırmalı,
        Kötü söz söylememeli, gıybet etmemeli; doğru söz söyleyip sözünde durmalı,
        Bildiklerini öğretmeli, iyilikleri tavsiye edip, fenalıktan uzaklaştırmalı,
        Kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmelidir.

        FIKRA

        Rize-Trabzon karayolunda trafik kazası olmuş... Olay yerine gelen trafik polisi bakmış ortada garip bir durum var: İki araçta da en ufak bir sıyrık- çizik olmamasına rağmen, araç sürücülerinin kafaları kan revan içinde... Polis, “Hayrola hemşerim, nasıl oldu kaza?” diye sorunca yüzü gözü sargılar içindeki Temel, güçlükle anlatmaya başlamış: “Hava çok sıcak idü. Ben otomobilun içinde sıcaktan bunalmış idüm. Arabadan kafamı dışarı çıkarmış, cüzel cüzel cidiyor idüm...” Lafın burasında derin bir nefes almış Temel; kafası sargılı öteki sürücüyü işaret ederek devam etmiş: “... anladuğum kadarıyle, ha bu da bunalmış. Kafa kafaya çarpışmışuz!..”

        GÜNÜN SÖZÜ

        Daima ara, bugün altın ararken bakır bulursun, yarın bakır ararken altın. Cenap Şahabettin

        YEMEK MENÜSÜ
        · Adana Kebap
        · Bulgur Pilavı
        · Cacık
        · Yesil Salata
        · Kadayıf

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: ULUNAY: (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
        Kız: TECELLA: (Ar.) Ka. 1. Görünme, belirme. 2. Kader, talih. 3. Allah'ın lütfuna erişme.

        MANİ

        Gökde yıldız niniynen
        Köçek oynar ziliynen
        Ayağına taş batmış
        Siliyor mendiliylen



        BİLMECE
        Şişmanlar niçin güneş yağı kullanmazlar?
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: İkisi de batınca felaket olur

        Comment


        • 18 Mart 2010

          Bugün 18 Mart 2010 2 R.Ahir 1431 Mart: 5 Kasım 131 Çanakkale Deniz Zaferi (1915)-Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nın İstanbul'daki son toplantısı (1920)-Tekman, Karayazı ve Narman'ın Kurtuluşu (1918)-Kırlangıç Fırtınası

          HADİS-İ ŞERİF

          Kötü arkadaştan sakın! Onunla tanınacağından şüphen olmasın. (İbn-i Asakir).



          BİR ZABİTİN HÂTIRA DEFTERİNDEN: ÇANAKKALE
          30 Ağustos 1915: Gecesi bölüğümün birinci takım ça­vuşu: Efendim, dedi. Bizim takımdan Oruçoğulları'ndan Kamanlı Sâdık siperden fırladı. Düşmanın gündüz attığı torpillerin patlamayanlarını kucaklayıp düşman siperle­rinin önüne götürüp bırakıyor. Kendisine o kadar söyle­dik, etme be Sâdık, tehlikedir, dedik ama dinlemedi. Ve eliyle göstererek:
          - İşte! Dedi, bakın... Döndüğünde Sâdık'ı çağırdım;
          - Sâdık ne yaptın, dedim. Yarın yine bize atsın diye mi düşmana torpil taşıyorsun? Hayır beyefendi, dedi. On­ları kendi kazdıkları kuyuya düşüreceğim.
          - Nasıl, onlara cephane, mermi, torpil taşıyarak mı?
          - Kusura bakma beyefendi... Bana yarın sabaha kadar müsâade et... O zaman düşman siperlerinde ka­zılacak kuyuları görürsün...
          Maksadını anlamıştım; bu yiğit ve fedakâr vatan ev­ladını bakışlarımla ve bütün ruhumla takdir ve teşvik ederek:
          - Peki Sâdık! Göreyim seni! dedim.
          31 Ağustos 1915: Şafak atar atmaz düşmanın karşı­mızdaki iki siperinin müthiş tarrakalar, kulak tırmalayan infilâklarla alt üst olduğu ve pek çok kayıp olduğu görü­lüyordu. Kahraman Sâdık, gece yerleştirdiği torpilleri, tam isabetli atışlarıyla infilâk ettirmeğe muvaffak olmuş­tu. Hemen yanına gittim.
          Ben ona "Aferin Sâdık" diye takdir ve teşekkür eder­ken o gülerek: "Beyefendi, bak, akşam dediğim kuyuları görüyon mu?" diyordu...
          Akşama kadar yapılan hücumlarda hep Sâdık'ın düş­mana bir aslan gibi saldırdığını gördüm. Akşam üzeri kendi kurşunuyla yaralanan bir düşman neferini omuz-layıp siperimize getirmek üzere iken yan tarafından ge­len bir kurşun, Sâdık'a pek sevdiği şehâdet rütbesini kazandırmıştı. (Çanakkale Cephesi, Çamlıca)

          FIKRA

          Temel'e, saatlerin bir saat ileri alınması konusunda ne düşündüğünü sormuşlar: “İyi oldu... demiş, “... çünkü artık çiçekler de gün ışığından bir saat daha fazla yararlanabilecekler!..”

          GÜNÜN SÖZÜ

          Daha iyi olmaya çalışmayan iyi olarak ta kalamaz. Oliver Cromwell

          YEMEK MENÜSÜ
          · Şehriye Çorbası
          · Biber Dolma
          · Yogurt
          · çoban salata
          · Meyve

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: ULUSAN: (Tür.) Er. - Adı yüce tanınmış kimse.
          Kız: TEBESSÜM: (Ar.) Ka. - Gülümseme.

          MANİ

          Bostanlarda aşlama
          Aşlamayı taşlama
          Ben askere giderken
          Ağlamaya başlama



          BİLMECE
          Güneş girmeyen eve ne girer?
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: Kendi yağlarıyla kavruldukları için

          Comment


          • 19 Mart 2010

            Bugün 19 Mart 2010 3 R.Ahir 1431 Mart: 6 Kasım 132 Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nın açılması ve ilk Kanun-i Esasi (Anayasa)'nin ilanı (1877)

            HADİS-İ ŞERİF

            Birisi diğerine hıyanet etmediği müddetçe, Ben 2 ortaktan üçüncüsüyüm. Biri diğerine ihanet yaptığında, ben aralarından çekilirim. (Ebu Davud).



            ALLAH VE RESULÜ UĞRUNDA
            Her kim Allah ve resulü uğrunda (dini için, ilim öğren­mek için) hicret niyeti ile evinden çıkar da sonra mak­sadına varmadan ölüm kendisine yetişirse onun müka­fatı Allâhü Teâlâ üzerinedir. Niyet ettiği amelini tamam­lamış gibi mükâfatını tam olarak alır.
            Bu sebeple bu hususta 'Yerimden ayrılırsam maksada ya varırım ya da ulaşamam, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olmayayım' diye düşünmemelidir. Allâhü Teâlâ için hareket eden, hasbelkader yarı yolda da kalsa yine sevaba tam olarak alacağını bilmelidir.
            Cündüb b. Damre (r.a.), Mekke'den hicret edip Medi­ne'ye gelirken Ten'im isimli yere vardığında vefat ede­ceğini hissetmiş ve sağ elini sol elinin üzerine koyarak "Allah'ım! Şu senin, şu da Resulünün (eli), Resulün sa­na ne ile bîat ettiyse ben de öyle bîat ediyorum" demiş ve ruhunu teslim etmişti.
            Bu haber Resûlullâh'ın (s.a.v.) ashabına ulaşınca "Medine'de vefat etseydi mükâfatı daha tamam olurdu." demişlerdi. Bunun üzerine "Her kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik te bulur ve her kim Allah'a ve peygambere hicret niyetiyle evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse muhakkak ki onun ecri Allah'a aittir, Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir" (Nisa Sûresi, âyet 100) mealindeki âyet-i kerîme nazil oldu.
            Âyet-i kerîme, ilim talebesi, hac veya cihad ya da bunlar gibi Allah rızâsı için olan her hicretin Allah'a ve Resûlü'ne hicret olduğunu beyan etmektedir.

            FIKRA

            Temel sinemanın birinde müdür olmuş. Bir seyirci gelmiş,
            - Sigara içebilir miyum?
            - Hayır!
            - Ama herkes içiyor.
            - Onlar sormatilerci.

            GÜNÜN SÖZÜ

            Çok ziyaret usandırır,az ziyaret dostluğa zarar verir. Hz Ömer (r.a.)

            YEMEK MENÜSÜ
            · Karnıyarık
            · Pilav cacık
            · Marul Salatası
            · Revani

            ÇOCUĞUNUZA İSİM
            Erkek: ULUSOY: (Tür.) Er. - Ulu, yüce, soylu.
            Kız: TEMAŞA: (Ar.) Ka. 1. Hoşlanarak bakma, seyretme. 2. Gezme, gezi.

            MANİ

            Ay gelir aydan beri
            Çay gelir dağdan beri
            Ben yârimi görmedim
            Bir buçuk aydan beri



            BİLMECE
            Milletvekillerinin en çok yediği salata hangisidir?
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap: Soluk yüzlü ev sahibi

            Comment


            • Cevap: Takvimde Bugün

              -----------------------
              --ஐ◄███▓▒░░|__GÜNÜN AYETİ__|░░▒▓███►ஐ--
              -----------------------
              سْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

              Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız.

              ___İsrâ SURESİ 18___

              -----------------------
              --ஐ◄███▓▒░░|__GÜNÜN AYETİ__|░░▒▓███►ஐ--
              -----------------------

              ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
              Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler.
              (Şeyh Sadi Sirazi)
              ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥ ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥


              -----------------------
              --ஐ◄███▓▒░░|__GÜNÜNHADİSİ__|░░▒▓███►ஐ--
              -----------------------

              سْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

              Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atanlardır." (Cemaatte bulunan bâzıları): "Ey Allah'ın Resûlü! Yüksekten atanlar kimlerdir`?" diye sordular. "Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan) kimselerdir!" cevabını verdi."

              Tirmizî, Birr '77, (2019).

              -----------------------
              --ஐ◄███▓▒░░|__GÜNÜNHADİSİ__|░░▒▓███►ஐ--

              -----------------------
              ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
              Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler.
              (Şeyh Sadi Sirazi)
              ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥ ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥

              -----------------------
              --ஐ◄███▓▒░░|__BİR NÜKTE _|░░▒▓███►ஐ--
              -----------------------


              Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
              - Çocuklar, demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş?
              Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
              - Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz.
              O halde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz?..


              -----------------------
              --ஐ◄███▓▒░░|__BİR NÜKTE_|░░▒▓███►ஐ--
              -----------------------






              YA RABBİ HER İŞİMİZİN SONUNU GÜZEL EYLE,

              DÜNYA SIKINTILARINDAN VE

              AHİRET AZABİNDAN

              BİZLERİ KORU.....

              AMİN

              Kaynak

              Comment


              • 20 Mart 2010

                Bugün 20 Mart 2010 4 R.Ahir 1431 Mart: 7 Kasım 133 İlk Meclisi'nin Açılışı (1877)-Hamsin'in sonu-Orman Haftası (21-26 Mart)

                HADİS-İ ŞERİF

                Her şeyin bir anahtarı vardır. Cennetin anahtarı da, yoksul ve fakirleri sevmek ve onlarla ilgilenmektir. (İbn-i La’l).



                AMELLERİN KIYMETİ
                Gençliğin ilk devreleri hevâ ve heves zamanları ol­duğu gibi, aynı zamanda ilim ve amel tahsil etme zamanıdır. Bu devrelerde, şehevî ve nefsânî mâniler çok fazla olduğundan dine uygun olarak işlenen amelin meziyeti, itibarı, diğer zamanlarda işlenen amelden kat kat fazladır.
                Zîra meşakkat ve mihnete sebep olan bir mâninin bulunması, yapılan amelin kıymetini semâya yükseltir. Meşekkat ve mihnete sokan bir mâninin olmaması ise onun amelinin kıymetini düşürür. Bu sebeple insanların havâssı (seçilmişleri), meleklerin havâssından (seçil­mişlerinden) daha faziletlidir.
                Zîra insanların tâatı (ibâdeti ve Allah'ın emrine uy-ması)nın bir takım mânileri var iken, meleklerin ibâdeti, bu mânilerden uzaktır.
                Görülmüyor mu ki, askerlerin itibarı, devletin bekası­na mâni olan düşmanların istilâları zamanındadır. As­kerlerin böyle zamanlardaki küçük hareketleri (hizmet­leri), onların sair zamanlardaki birçok hareketlerinden kat kat üstündür.
                Malumdur ki, hevâ ve heves Allâhü Teâlâ'nın düş­manları olan nefis ve şeytanın razı oldukları şeylerdir. İlim ve İslam dinine uygun amel işlemek ise Allâhü Teâlâ'nın razı olduğu şeylerdir. Mevlâ'nın düşmanlarını razı edip, nimetlerin sahibi olan Mevlâ'yı gazaplandır-mak akıl kârı değildir. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbani 3-25)

                FIKRA
                Bir gün Hoca'nın böğelek tutan buzağısı öte beri ko­şarak zerzevatları harab etmiş. Hoca hemen bir sopa ile öküzü döğmeğe başlamış.
                - "Hoca Efendi, tarlayı buzağı harab etti. Sen öküzü niye doğuyorsun, kabahati nedir?" dediklerinde
                - "Hep suç yaşlı öküzündür. O öğretmemiş olsa dün­kü buzağı bu haşarılığı ne bilsin?" demiş.

                GÜNÜN SÖZÜ

                Çiçeği küçümseyen, Tanrı yı da küçümser. A.Dumas

                YEMEK MENÜSÜ
                · Mercimek Çorbası
                · Şehriyeli Pirinç Pilavı
                · Et Kavurma
                · Patates Kızartması

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: ULUSU: (Tür.) Er. - Yüce, kutlu su.
                Kız: TAZİME: (Ar.) Ka. - Ululama, büyük sayma. Saygı gösterme, ikram etme.

                MANİ

                Bahçenizde gül var mı?
                Gül altından yol var mı?
                Gel gidelim sevgilim
                Annenden izin var mı?



                BİLMECE
                Kitap deftere ne demiş?
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: Laf salatası

                Comment


                • 21 Mart 2010

                  Bugün 21 Mart 2010 5 R.Ahir 1431 Mart: 8 Kasım 134 Çaldıran zaferi (1514) - Irak-ABD Savaşı Başladı (2003)-Manisa Mesir Şenlikleri (21-27 Mart)-Tortum'un Kurtuluşu (1918)

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Allah Resülü: Tacirler (serbest meslek erbabı ve esnaflar), facirlerin (günahkarların) ta kendileridir, buyurdu. Ashap: Ey Allah’ın Resulü, Allah alış verişi helal kılmadı mı? Diye sordular. Allah’ın Resulü şu cevabı verdi: Evet, ama onlar sattıkları mallar hakkında konuşurlarken yalan konuşurlar. Yalan yere yemin ederler de günaha girerler. (Bu yüzden alış verişlerinin bereketi gider. Günahlara girerler). Hadis (Ramuz).



                  KÂRLI ALIŞVERİŞ
                  Suheyb-i Rûmî (r.a.), Allah yolunda işkencelere uğra­tılan Müslümanlardan idi. Hz. Ali'den sonra, Medine-i Mü-nevvere'ye hicret etmek üzere Mekke-i Mükerreme'den yola çıktı. Bazı Mekkeliler arkasından yetiştiler ve 'Sen buraya çok fakir, hakîr olarak geldin. Yanımızda, ulaşa­mayacağın kadar bol servete eriştin! Sonra da servetini alıp gitmek istiyorsun. Vallahi, işte bu olmaz!' dediler.
                  Hz. Suheyb hemen hayvanından yere indi. Ok çanta-sındaki okları çıkardı ve 'Ey Kureyşliler! İyi bilirsiniz ki ben sizin en iyi ok atanlarınızdan birisiyim. Yemin ederim ki, ok çantamdaki okların hepsini size atarım, sonra da kılı­cımı çekerim. Bunlardan birisi elimde bulundukça bana yaklaşamazsınız. Elimde bunlardan hiçbir şey kalmayın­ca bana istediğinizi yapabilirsiniz. İsterseniz size serve­timin yerini göstereyim, siz de beni serbest bırakın.' dedi.
                  Müşrikler 'Evet, olur.' diyerek bu teklifi kabul ettiler. Hz. Suheyb, servetini onlara bıraktı ve yoluna devam etti. Rebîulevvel ayının ortalarında Küba'ya gelip Pey-gamberimiz'e (s.a.v.) kavuştu ve bir daha Peygamberi­mizden ayrılmadı.
                  O sırada, Peygamberimiz'in (s.a.v.) yanında Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer (r.anhümâ) bulunuyordu. Suheyb, Yâ Resûlallah! Kureyş müşrikleri beni yakaladılar. Ben de servetimi vererek kendimi ve ailemi satın aldım!' dedi.
                  Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) "Satış kârlı çık­tı, ey Ebû Yahya! Satış kârlı çıktı!" buyurdu ve şu âyet nazil oldu (meali): "Yine insanlardan kimi de vardır ki, Allah'ın rızasına ermek için kendini feda eder. Allah ise kullarına çok şefkatlidir." (Bakara Sûresi, âyet 207)
                  BEYİT:
                  Zahir bu ki âhîr yeri hâk olsa gerekdür
                  Ger dirheme muhtâc ola ger mâlik-i dirhem. (Ruhî)
                  Açıktır ki paraya muhtâc olanın da, parası çok olanın da sonunda yeri topraktır.

                  FIKRA

                  Temel banka soymak suçundan yargılanıyormuş. Son celsede yargıç kararı okumuş; Temel'in suçsuz olduğunun anlaşıldığını, tahliyesine karar verildiğini açıklamış.. Temel sevinçle ayağa fırlamış: “Uyy çözünü sevdiğumun haçim beyi, yani şimdu bu paralar benim oldu değil mu?..”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Çevrendekileri alçaltarak değil,kendini gerçekten yücelterek büyüyebilirsin. Reich

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · Ezogelin çorba
                  · Hamburger köfte
                  · Erişte
                  · Ayran

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: ULUŞAHİN: (Tür.) Er. - Ulu şahin.
                  Kız: TAZEGÜL: (Fars.) Ka. - Yeni açan gül.

                  MANİ

                  Gün kavuştu ırakta,
                  Gözüm karada akta,
                  Herkesin yarı geldi,
                  Benim yarım uzakta.



                  BİLMECE
                  Hangi ayda 28 gün bulunur?
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: Amma da boş adamsın

                  Comment


                  • 22 Mart 2010

                    Bugün 22 Mart 2010 6 R.Ahir 1431 Mart: 9 Kasım 135 Mart Dokuzu soğuğu ve fırtınası-Uluğ Bey'in doğumu (1394)-Feke'nin kurtuluşu (1920)-Dünya Su Günü

                    HADİS-İ ŞERİF

                    Cenneti özleyen hayırlara koşar. Cehennemden korkan, günahla gelen lezzetlerden kaçar. Ölümü bekleyen için, lezzetler önemsizdir. Dünyaya zühd ile soğuk bakana, dertler hafif gelir. (Beyhaki).



                    PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V.) BAĞIŞLAMASI
                    Abdullah bin Ebî Bekir (r.anhümâ) buyurdu: "Bir adam bana şöyle anlattı; Huneyn Harbi günü ayağımda sert ve ağır bir nalin vardı. Onunla Resûlullâh'ın aya­ğına bastım. O elindeki bir sopa ile beni dürttü ve: "Bismillah, canımı acıttın" buyurdu.
                    Sonra bütün gece 'Resûlullâh'ı incittim' diye kendimi ayıplayarak sadece Hazret-i Allah'ın bileceği hâl üzere sabahladım. Sabah olduğu vakit bir adam fülân nerede­dir; diye beni arıyordu. Ben, bu muhakkak dünki şeyden dolayıdır, diyerek ve hakkımda Allah tarafından bir şey geldi korkusu içinde Resûlullâhın huzuruna vardım. Bana şöyle buyurdu: "Dün ayağıma basıp canımı acıt­mıştın, ben de sopa ile dürtmüş idim. Şimdi sen ona mukabil şu seksen koyunu al." buyurdu.

                    ULUĞ BEY
                    Timurlular Devleti'nin kurucusu olan Emir Timur'un torunu, Muînüddîn Şâhruh'un oğlu olup astronomi ve matematik gibi fen ilimlerindeki geniş malumatı ve kud­retiyle meşhurdur. 1393 (Hicrî 796)'da Sultâniye'de doğ­muştur. Babasının hayatında 1407 (Hicrî 810) tarihinde Semerkant valisi olmuş, 1447 (Hicrî 850) tarihinde de pederinin tahtına geçmiştir.
                    Uluğ Bey'i dünyâya tanıtan, astronomi alanında yap­tığı çalışmalar oldu. "Zîc-i Uluğ" ismiyle biljnen gayet makbul bir zîci (astronomi cetveli) vardır. Önceki zîc-lerin eksikliklerini tamamlayan bu eser yıldızların hare­ketini daha mükemmel bir şekilde gösteriyordu.
                    Uluğ Bey 1018 yıldızın yerlerini de en doğru biçimde tespit etmiştir. Onun yaptığı bütün hesaplar günümüzün astronomik hesaplarına çok yakındır. Uluğ Bey'in Zîci (astronomi cetveli) 1665 tarihinde İngiltere'nin Oxford şeh­rinde basılmış ve birçok Avrupa diline tercüme edilmiştir.
                    Uluğ Bey ömrünü ilim ve tenlere hizmetle geçirmiş, sarayına İslam âlimlerinden ve fen erbabından birçok zatı toplamış ve fen araştırmaları için Çin'e kadar bazı âlimler göndermiştir.

                    FIKRA

                    Cemal iki tane piyango bileti almış. Temel karşı çıkmış, “Manyak Cemal, niye içi tane altun? Puyük ikramiye pi tane!..”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Cehalet her zaman kendisine hayran olmaya hazırdır. Santra Guitry

                    YEMEK MENÜSÜ
                    · Mercimek çorba
                    · K. Ispanak
                    · Salçalı makarna
                    · Yoğurt

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM
                    Erkek: ULUSAN: (Tür.) Er. - Yüce şanlı kimse.
                    Kız: TAZE: (Fars.) Ka. - Körpe, genç.

                    MANİ

                    Duvağın telli gelin
                    Gümüşten elli gelin
                    Buğulu gözlerinden
                    Sevdiğin belli gelin.



                    BİLMECE
                    Doktor ile avukat arasında ne fark var?
                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: Bütün aylarda

                    Comment


                    • 23 Mart 2010

                      Bugün 23 Mart 2010 7 R.Ahir 1431 Mart: 10 Kasım 136 Uhud Gazası (625)-Kozkavuran fırtınası-Kütüphanler Haftası-Dünya Meteoroloji Günü-Pakistan'ın milli bayramı

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Kur’anı okuyan ve ezberleyenlere hürmet edin. Onlara hürmet eden, bana hürmet etmiş olur. (Deylemi).



                      İSLAM TARİHİ: HAZRET-İ NESÎBE R.ANHÂ
                      Medîne-i Münevvere ahâlîsinden Nesîbe (r.anhâ) hazretleri Mazin bin Neccâr evlâdından Ka'b'ın kızı ve Ensâr'dan Zeyd bin Âsım'ın hanımıdır. Ümmü Ümâre diye bilinir idi. Hicretten önce Mekke'ye gidip de Aka­be'de kocası ve iki oğlu ile Resûl-i Ekrem'e bîat edenler­dendir. Uhud'da da kocası ve iki oğlu ile birlikte bulunup nice bahâdır erleri utandırdı. Hattâ Resûl-i Ekrem'in üzerine hücum edenlerden bir süvârînin ayağını kılıç ile kalem gibi ayırdı ve atından aşağı düşürüp öldürdü. Kendi birkaç yerinden yaralanıp kanları akarken koca­sını ve oğullarını cenge teşvîk eder ve şecâatlendirirdi. Düşman her ne taraftan Resûl-i Ekrem'in üzerine hücum etse hemen kocası ve oğulları ile yetişip müdâfa'a eder­di. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Hz. Nesîbe, ko­cası Zeyd ve oğulları Hubeyb ile Abdullah hakkında: "Yâ Rab, bunları bana cennetde arkadaş eyle" diye duâ etti.
                      Resûlullâh, Hz. Nesibe'nin oğlu Hubeyb'i, yalancı pey­gamber Müseyleme'ye göndermişti. Müseyleme onu tuttu ve "Muhammed'in (s.a.v.) Allah'ın resulü olduğuna şehâ­det eder misin" deyince "Şehâdet ederim ki o Allah'ın Re­sulüdür" dedi. Peki, benim peygamber olduğuma şehâdet edermisin deyince "Ben sağırım, işitmem" cevâbını verdi. Bunun üzerine Müseyleme onun her defasında bir uzvu­nu keserek sormaya devam etti; o da her defasında aynı cevâbı verdi ve nihayet şehîd oldu. (radıyallâhü anh)
                      Nesîbe (r.anhâ), Hz. Ebûberkr'in halifeliği zamanında da dinden dönenlerle yapılan harblere iştirak etmiş, ya­lancı Müseyleme'nin öldürüldüğü muharebede on yara almıştır (radıyallâhü anhâ).

                      FIKRA

                      Öğretmen derste öğrencilere sormuş:
                      - Kuzeyim Karadeniz, güneyim Akdeniz, batım Ege... Bilin bakalım ben kaç yaşındayım? Sınıfta herkes suskun. Arkadan bir öğrenci parmak kaldırmış:
                      - 44 öğretmenim...
                      - Nereden bildin?
                      - Hocam benim "yarı manyak" bir ağabeyim var. Tam 22 yaşında. İkiyle çarptım sizin yaşınızı buldum.

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Can sıkıntısı Dünya'ya tembellikle beraber gelmiştir. La Bruyere

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · Düğün çorba
                      · Nohut
                      · Tel şeh pilav
                      · Salata

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: ULUTAN: (Tür.) Er. - Ulu tan.
                      Kız: TELMİYE: (Ar.) Ka. 1. Parıldatma, renk renk yapma. 2. Dizeleri başka başka dillerde olan koşuk, manzume yapma.

                      MANİ

                      Denizin dibi derin
                      Üstüne halı serin
                      Sandık sepet istemem
                      Beni sevdiğime verin



                      BİLMECE
                      Kırıldığı zaman kullanılan şey nedir?
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: Doktor önce soyar, sonra dinler. Avukat önce dinler, sonra soyar

                      Comment


                      • 24 Mart 2010

                        Bugün 24 Mart 2010 8 R.Ahir 1431 Mart: 11 Kasım 137 Said Nursi'nin Vefatı (1960)-Halife Harun Reşid'in vefatı (809)-Emir Timur'un Diyarbakır'ı alması (1394)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Kendisine aklını yerinde kullanma becerisi verilen kimse, kurtuluşa ermiştir. (Beyhaki).



                        HADİS-İ ŞERİF: İNSANLARIN EN ŞERLİSİ

                        Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ashabına sordu: "Size insanların en kötüsünü haber vereyim mi?"
                        Ashâb: "Evet, Ey Allah'ın Resulü" deyince; Resûlullâh (s.a.v.)
                        şöyle buyurdu:

                        "Yemeği yalnız yiyen, insanlara bağış ve iyiliği kesen ve kölesini haksız yere dövendir. Bundan sonra bunlardan daha fenaları da vardır. Onlar da insanlara buğz (düşmanlık) eden ve insanları kendine buğz ettirenlerdir."

                        ABBASÎ HALİFESİ HÂRÛN REŞÎD

                        Hicrî 165 senesinde (M.781) veliahtlığı zamanında, Anadolu'yu baştan başa geçerek Kostantiniyye (İstan­bul) boğazına kadar geldi ve Bizansı senelik vergiye bağladı. Bunun üzerine pederi ona "Reşîd" lakabını verdi. Hârûn Reşîd, kardeşinden sonra halîfe oldu.

                        Hârûn Reşîd, pek bahtiyar bir sultan olup zamanında dünyâ sultanlarının en büyüğü idi. Her istediğine nail oldu. Hanımı Seyyide Zübeyde haseb ve nesebce ve güzel ahlâkça eşsiz idi.

                        Kadısı, İmâm-ı A'zam Hazretlerinin talebelerinin en büyüğü olan İmâm Ebû Yûsuf idi. Hanefî mezhebini yazan İmâm Muhammed gibi en bilgili âlimleri de adalet işleri için vazifelendirdi. Bu kadar güzellikleri bir araya getirmek doğrusu büyük bahtiyarlık idi. Kendisi de İslâ-mın mukaddesatına hürmet eder, din âlimlerine ve edîblere pek ziyâde ikram ve fukaraya çok sadaka ihsan ederdi. Bağdad şehri, fevkalâde mâmur ve cennet gibi oldu. Her taraftan ilim ve fazîlet sahiplerinin bir araya gelmesi ile dünyanın gıptasını çeker olmuştu.
                        Hârûn Reşîd, yirmi üç sene saltanat sürdü ve hicrî 193 senesi başlarında (M.809) Tûs'da kırk yedi yaşında vefat etti. Asrı, Abbâsîlerin en parlak devriydi.

                        FIKRA

                        Yargıç Temele sormuş:

                        - Davacıya borcunu bir türlü ödemiyorsun. Neden?
                        - Vereceğum vermesine de, ‘bana üç ay mühlet ver’ diyorum, vermiyor. Üç yıldır beni oyalıyor.

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Camdan evde oturanlar başkalarına taş atmamalıdırlar. George Herbert

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · Mantar çorba
                        · Kuru fasulye
                        · Tel şeh. Pilav
                        · Salata

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: ULUTAŞ: (Tür.) Er. - Ulu taş.
                        Kız: TAYYİBE: (Ar.) Ka. - 1. İyi, hoş, güzel ala. 2. Helal, çok temiz. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

                        MANİ

                        Su koydum su taşına
                        Masanın ortasına
                        Memelerin benziyor
                        Ferik yumurtasına



                        BİLMECE

                        Benzin ile insan arasında ne benzerlik vardır?
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: Yumurta

                        Comment


                        • 25 Mart 2010

                          Bugün 25 Mart 2010 9 R.Ahir 1431 Mart: 12 Kasım 138 Kalp Haftası (25-31 Mart)-Avrupa Topluluğu (AT) kuruluşu (1957)-Oltu'nun kurtuluşu (1918)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Ben tebliğci olarak gönderildim. Zorlaştırıcı olarak değil. (Müslim)



                          KUR ÂN-I KERÎMDEKİ KISSALAR
                          Kur'ân-ı Kerîm'de bâzı peygamberlerin (aleyhimüs-selâm) hayâtlarına, geçmiş ümmetlerin hallerine dâir bir kısım malûmat verilmiştir. Peygamberlerin gönderilme-sindeki hikmet ve netîcelerine dâir pek mühim hakîkat-leri îzah eden bu kıssalar, ibret gözüyle okunduğu za­man bunlardan alınacak olan ibret dersleri, kütüpha­neler dolusu târih kitabları okunup tetkik edilecek olsa elde edilemeyecek kadar yüksektir.
                          Kur*ân-ı Kerîm'in nüzulünden evvel; bu kıssalardaki hakîkatler, dillerde ve kitablarda tahrif edilmiş idi. Kur'ân-ı Kerîm, bu kıssaları ne kadar güzel tebliğ ve ne ciddî bir surette beyan ve tasvir etmiştir.
                          Meselâ Kur'ân-ı Kerîm; Nuh Tûfânı'na, Zülkarneyn aleyhisselama, Sebe' melikesine, Ashâb-ı Kehfe dâir bize bâzı malûmat veriyor. Bunlar büyük hâdiselerdir ve hiç biri imkânsız değildir. Kur'ân-ı Kerîm'in bu bildirdik­lerine şüphe ile bakmak bir cehalettir ve bu gibi isnat­larda bulunanları: "Ona ne önünden ve ne de ardın­dan bâtıl bir şey gelemez. O hikmet sahibi, çok övü­len Allâh'dan indirilmiştir." (Fussilet Sûresi, âyet 42) mealindeki âyet-i kerimesi tekzip etmektedir.
                          O halde bize lâyık olan; bunlardan kavimlerin hayât tarzları ve niçin helak edildiklerinin sebeplerini ve ibret almanın yolunu öğrenmektir. Görülecektir ki bütün he­lak olmaların sebebi, Allah'ın emrini dinlememek ve rehber olarak gönderdiği; peygamberlerin kıymetini bil­memek ve binaenaleyh nimetlere şükran yerine küfran-dır, nankörlüktür.
                          İslâm Dîni, sağlam ve mesûd bir içtimaî müessesenin asıl ve esasını teşkil eden ilâhî bir kânundur. İnsanları belâ tufanından kurtaracak olan kurtuluş gemisi İslâm'dan başkasıyla inşâ edilemez.

                          FIKRA

                          İki karadeniz takımı, Rizespor’la Sinopspor maç yapıyorlarmış. O esnada stadın yanından bir tren geçiyormuş. Sinoplular trenin düdüğünü hakemin bitiş düdüğü zannetmişler ve sahayı terketmişler. Kalan 85 dakikada Rizespor gol atamayınca maç 0-0 berabere bitmiş.

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Cahilliğin eyleme geçişinden daha korkunç bir şey yoktur. Goethe

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · Ezogelin çorba
                          · Orman kebabı
                          · Bulgur pilavı
                          · Meyve

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: ULUTAY: (Tür.) Er. - Ulu tay.
                          Kız: TAYLAN: (Tür.) 1. İnce, kibar, güzel, boylu boslu kimse. 2. Çok yağmur yağdığı halde işlenebilir toprak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                          MANİ

                          Mendil aldım onbeşe
                          Onu serdim güneşe
                          Gitti yârim gelmedi
                          Beni aldı telaşe



                          BİLMECE
                          Nasrettin hoca eşeğine neden ters biner?
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: İkisinin de sulusu çekilmez

                          Comment


                          • Takvim de Bugün

                            Bugün 26 Mart 2010 10 R.Ahir 1431 Mart: 13 Kasım 139 (Edirne) Balkan Şehitlerini Anma Günü-Çaylak fırtınası

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Biriniz gönlünden, müslüman kardeşine faydalı bir öğüt geçiriyorsa, onu söylesin. (İbn-i Adiyy).



                            TEFSİR: MAL VE EVLÂD İMTİHANDIR
                            Her halde mallarınız ve evlatlarınız bir imtihan vesilesidir." Sizi bir takım zahmetlere ve günahlara sokmağa sebeptir. Sizi bir takım hayırlardan, tâatlardan alıkoyan bir imtihandır, mihnettir. "Halbuki büyük ecir ancak Allah yanındadır." O halde Allah sevgisini, Allah'ın zikrini, tâatını mal ve evlâd sevgisine tercih etmeli, mal ve evlâd kaygılarıyla uğraşırken Allah'a ibâdet ve tâatı ihmal etmemelidir.
                            "Onun için gücünüz yettiği kadar Allah'tan kor-kun." Fitneden ve Allah'ın rızasına zıt şeylerden sakınıp Allah'ın korumasına sığınarak takva yolunu tutun. Allah'a lâyık olan tam hakkıyla takva yapamazsanız bile gücünüz yettiği kadar yapın, korunun, Allah'ı zikredin, gafil olmayın, gaflette kalmayın "Ve dinleyin ve itaat edin." Ve Allah'ın emirlerini, yasaklarını, nasîhatlarını dinleyin. Dinlediklerinizi tutup tatbik edin.
                            "Ve infâk yapın." Övünmek ve biriktirmek için mal toplamak hırsına kapılmayıp gerek çalışarak kazandıklarınızdan ve gerek yeryüzünden çıkan mahsûllerden, Allah'ın size verdiği şeylerden ailenizin nafakalarını verin sonra ana baba, en yakın akraba, yetimler ve miskinler için yardım, zekât ve sadaka verin. Müslümanlar ve fakirlerin menfaati, İslâm'ın yayılması ve müdafaası ile Allah yolunda hizmet, iyilik ve takvada yardımlaşmak için gücünüz yetebildiği kadar verin.
                            "Nefisleriniz için hayır yapın." Allah'ın himayesinde korunmanız için kendiniz hakkında en hayırlı, en faydalı olanı işleyin. Yani, büyük mükâfat ancak Allah yanındadır. Dünya zevki sönecek, ancak Allah yanındakiler kalacaktır. Bundan dolayı mallar ve evlâd derdi ve hırsıyla Allah'ı ve kendinizi unutup da hayır için harca-maktan geri kalmayın.
                            "Ve her kim nefsinin hırsından korunursa işte onlar felah bulanlardır." Onun için gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun da hırslı ve cimri olmamağa çalışın.

                            FIKRA

                            Temel Londra'da otelin birinin odasında kara kara düşünüyor. "Ben aşağıdan içki isterken laz olduğum anlaşılır mı acaba?” Geçiyor aynanın karşısına ve prova yapıyor: "Bana bir visku... Yok böyle anlarlar... Bana bir raku... Böyle de anlarlar... Bana bir bira... Tamam!" diyor, "... böyle iyi anlamazlar!" Aşağıya iniyor, tezgaha dirseklerini dayıyor ve sesleniyor; "Barmen bana bir bira..." Barmen Temel’i biraz süzdükten sonra soruyor: “Birader sen laz mısın?" Temel: "Uuuy nasıl anladın?" "Burası resepsiyon... Bar karşıda!.."

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol! Mevlana

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · Yayla çorba
                            · Karnabahar
                            · Salçalı makarna
                            · Baklava

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: ULUTEKİN: (Tür.) Er. - Yüksek şahsiyetli ve sakin kişilikli.
                            Kız: TAYF: (Ar.) 1. Görüntü. 2. Bileşik bir ışık demetinin bir pirizmadan geçtikten sonra ayrıldığı basit renklerden oluşmuş görüntü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                            MANİ

                            Gayadan öküz bakar
                            Öküzün arnı sakar
                            Delikanlı dururken
                            Sakallıya kim bakar



                            BİLMECE
                            Karanlıkta neyimizi göremeyiz?
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: Eşeğin dikiz aynaları olmadığı için

                            Comment


                            • 27 Mart 2010

                              Bugün 27 Mart 2010 11 R.Ahir 1431 Mart: 14 Kasım 140 Gediz Depremi (1970)-Ahmet Cevdet Paşa'nın doğumu (1822)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              “Kabir, Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur.”



                              İLMİHAL:....ÖLDÜKTEN SONRA KABİRDE HAYÂT
                              Âhiretin birinci konağı kabirdir. Kâfirler ile bazı âsî Müslümanlar kabirde azap görürler. Ölü kabre konul­duktan sonra Münker ve Nekîr adlı, heybetli iki melek gelir; Rabbin kimdir, dinin nedir, peygamberin kimdir, kıblen nedir? diye sorarlar. Kâfirler ve fâsıklar cevâp veremez, türlü azap çekerler. Müslümanlar ise:
                              Rabbim Allâhü Teâlâ'dır, dînim İslâm'dır, peygambe­rim Muhammed Mustafâ'dır, kıblem Ka'be'dir diye ce­vâp verirler. Kabirlerinde türlü nimetlere nail olurlar.

                              NASÎHAT: ....KABİRLERİ ZİYARET
                              Kabir, insanın dünya ile âhiret aralığında meskeni, kıyamete kadar durağıdır. Bu bakımdan kabirlerin mu­hafazasına çalışmalıyız. Gerçi zaruret zamanında insanların menfaati için kabirler kaldırılır, yollar geniş­letilir. Lakin bunun da bir usulü vardır. Edeb ve hürmetle usûlüne riâyet ederek başka yere nakledilebilir.
                              Zaman zaman kabirleri ziyarete gitmeliyiz. Peygam­ber Efendimiz (s.a.v.) "Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü onlar size âhireti hatırlatır." buyurmaktadır.
                              Kabirleri ziyaret edip ibret almalı, vaktiyle hayatta olan birçok kimselerin topraklar içinde kalmış olduğunu görmeli, artık gâfilâne yaşamamalıdır. Ahiret âlemini düşünmelidir. Üç beş günlük dünya hayatı için birtakım günahları işlememeli, hakiki istikbâli düşünerek gaflet içinde yaşamaktan kurtulmalıdır.
                              Dinimizde kabirleri ziyaretin usûlü, âdabı vardır. Kabir­leri çiğnemeksizin mezara yanaşmalı, selam vermeli, orada yatanın hayatında huzurunda iken oturmuyordu ise aynı edeb ve tazim ile ayakta durup Fatiha, Ihlâs, Yâsin-i Şerîf sûrelerini ve salavât-ı şerîfe okuyup ruhla­rına hediye etmelidir. Diğer Müslümanlar için de okuyup bağışladıktan sonra kendisinin de akıbetinin bu hale ge­leceğini hatırlayarak mahzun mahzun çekilip dönmelidir.
                              Kabristanda gülmek, yemek içmek, lüzumsuz laflar etmek Müslümana yakışmaz.


                              FIKRA

                              Temel kahvenin bir köşesinde kendi kendine söyleniyor. Arada bir gülüyor. Arada bir de hatırladığı bir şeyi boşvermek istermiş gibi elini yukarıya doğru kaldırıp indiriyormuş. Arkadaşları merak etmişler:
                              - Yahu Temel sen sabahtan beri konuşarak gülüyorsun. Niye?
                              - Kendi kendime fıkra anlatıyorum.
                              - Peki, niçin ara sıra elini yukarı kaldırıp indiriyorsun?
                              - Yahu bildiğim fıkra aklıma gelirse onu geçiyorum!..

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Büyük ve yüksek şeyleri görebilmemiz için onlara göre bir ruhumuz olması gerekir; yoksa kendi çamurumuzu görürüz onlarda. Montaigne

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · Mercimek çorba
                              · Püreli Dalyan köfte
                              · Erişte
                              · Ayran

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: UMA: (Tür.) Er. 1. Hediye, armağan. 2. Konuk, misafir.
                              Kız: TAYBE: (Ar.) - Medine-i Münevvere. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                              MANİ

                              Hey hızara hızara
                              Dalda elma gızara
                              Beni sana vermizler
                              Başka yerden giz ara



                              BİLMECE
                              Kekemeler ne zaman kekelemezler.
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: Gölgemizi

                              Comment


                              • 28 Mart 2010

                                Bugün 28 Mart 2010 12 R.Ahir 1431 Mart: 15 Kasım 141 İstanbul'da ilk trafik kazası, 1 kişi yaralandı (1910)-Olur'un kurtuluşu (1918)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Allah’ın bir kula fakirlik ve hastalık verdiğini gördüğünüzde, şüphesiz ki, Allah onu günahlardan arındırmak istiyor diye düşünün. (Deylemi).



                                MÜSLÜMAN MÛCİD İBN-İ FİRNÂS

                                M. 1483-1484, H. 888 yılında ölen Endülüslü Ebû'l-Kâsım Abbâs bin Firnâs, taşlardan cam imâl usûlünü keşfeden ilk kişi idi.

                                Minkâne ismini verdiği bir saat îmâl etmişti.
                                İbn-i Firnâs -Batıda ilk defa 1870 de bir uçak ile uçul-masından tam 450 sene önce- kanatları kuş tüylerinden yapılmış bir cihaz ile uçmuştur. Havada uzun müddet uçabilmiş fakat bu cihazın kuyruğu bulunmadığından yere konarken yaralanmıştı.
                                İbn-i Firnâs evinin içinde yıldızların, bulutların ve hat­tâ gökte çakan şimşeklerin bile seyredilebileceği bir de rasathane geliştirmiştir.

                                EVDEKİ KAZALARA DİKKAT! YANIKLAR

                                Çocukların karşılaştıkları kazaların başında yanıklar gelir. Böyle bir kaza ile karşılaşılmamak için bazı tedbir ve tavsiyeler:

                                • Çocuğunuzu evde yalnız bırakmayınız.
                                • Kibrit, çakmak vb. şeyleri çocuğunuzun erişemeye­ceği yerlere koyunuz.
                                • Yemek pişirirken tencere kulplarını, tava saplarını, ocağın arkasına doğru çeviriniz.
                                • Çocuğun asılıp çekebileceği masa örtüleri kullan­mayınız.
                                • Kucağınızda çocukla sıcak meşrubat içmeyiniz.
                                • Çocuğun kolayca ulaşabileceği yerlere sıcak bir şey bırakmayınız.
                                • Açık prizlere, priz koruyucularını yerleştiriniz.
                                • Banyodaki su ısıtıcınızdaki termostatı en fazla 50-55°C arasına getiriniz. Bir çocuk 70°C ısrnmış suda bir saniyeden daha kısa bir zamanda haşlanabilir.
                                • Evinizde bir yangın söndürücü bulundurunuz.

                                FIKRA

                                Temel şehre inmiş. Bakmış pencere kenarında bir papağan. İçinden: "Allah allah... Kuşa bak yav." Tabii bu arada papağan da Temel'in kendisine baktığını görüp: "Ne bakıyorsun hemşerim?" Temel biraz şaşkınlık biraz da saflıkla: "Afedersun hemşerum. Ben seni kuş sandıydum!.."

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Büyük işler sanki hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmakla başarılabilir. Vanvenarues

                                YEMEK MENÜSÜ

                                · Tavuksuyu çorba
                                · Çıtır tavuk
                                · Mısırlı pilav
                                · Salata

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                                Erkek: UMAY: (Tür.) 1. Orhun yazıtlarında geçen, çocukları ve hayvanları koruduğuna inanılan Tanrıça. 2. Devlet kuşu. - İsim olarak kullanılmaz.
                                Kız: TATU: (Tür.) - Barış, sulh. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİ

                                Gelin geldi evimize,
                                Şenlik kurdu köyümüze,
                                Hoş geldin allı gelin,
                                Sefa geldin pullu gelin.



                                BİLMECE

                                En kibar kuş hangisidir?
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: Konuşmadıkları zaman

                                Comment

                                Working...
                                X