fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 15 Mayıs 2010

    Bugün 15 Mayıs 2010 1 C.Ahir 1431 Mayıs: 2 Hızır 10 İzmir'in İşgali (1919) - Hava Şehitleri'ni Anma Günü

    HADİS-İ ŞERİF

    Nefsin arzularına (hevaya) uymaktan sakının. Çünkü o, (insanı) doğruya karşı sağır ve kör yapar. (Camiüssagir).



    "NAZAR HAKTIR"
    Nazardan Allâhü Teâlâ'ya sığınmalıdır. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Kendisinin veya kardeşinin bir şeyi bir kimsenin hoşuna gidince bereketle dua etsin. Çünkü nazar değmesi hakdır."
    Bizde "Mâşâallah, Tebârekellâh" denilmesi âdettir.
    Bir hadîsi şerîfte de: "Her kim hoşuna giden bir şeyi görünce "Mâ şâallâh, lâ kuvvete illâ billâh" derse o şeye nazar (göz değmesi) zarar vermez."
    diye buyurulmuştur.
    Nazar değmesin diye çocukların elbisesine boncuk işlenmesi, nazarlıklar takılması caiz değildir. Bunlar câ-hiliyyet devrine âid bir âdettir.
    Fakat ekin tarlalarında, bostanlarda birer değnek üzerine hayvan kafası takılmasında bir mahzur yoktur. Bunlar, hem birer korkuluktur; bazı zararlı kuşların, hay­vanların buralara gelip sokulmalarına mâni olur, hem de göz değmemesine bir sebep olabilir. Çünkü "İsâbet-i ayn" denilen göz değmesi çok kere vâki'dir. İnsana da, hayvana da, mala da değebilir. Öyle olunca tarlaya, bostana bakacak kimselerin gözleri ilk evvel bu yüksek korkuluklara dokunur. Artık ondan sonra ekinlere ve-sâireye dokunmasında bir zarar kalmayabilir.

    TRAFİK KAİDELERİ
    • Uzun yolda seyahat ederken sürücü dakikada bir, birkaç saniye için aynalardan gerisini kollamalıdır. Trafiğin yoğun olduğu hallerde bu daha sık yapılmalıdır.
    • Fren yaparken göz ucu ile aynadan arkadaki trafik kontrol edilmeli, önünde kısalmakta olan mesafeyi doğ­ru değerlendirmeli ve geriden yaklaşan aracın durup duramayacağını hesaplamalıdır.
    • İki yan aynası ve dikiz aynası ile önündeki yolu, solunu ve sağını, arkasını, otomobilin göstergelerini sık sık kontrol eden sürücü, hem hızını ayarlamış hem de devamlı bir göz jimnastiği yapmış olur. Bu hareketler uyuklamaya ve uyuşukluğa karşı faydalıdır.


    FIKRA

    Trende Temel ile çok güzel bir sarışın hanım aynı kompartımanda yolculuk ediyorlarmış. Temel “Korkma...” demiş, “... birazdan tünele gireceğiz. Ama ağzındaki sigarayı çıkar!” (Eyüp Karadayı/Ayıptır Söylemesi)

    GÜNÜN SÖZÜ

    Herkes evinin önünü süpürürse sokaklar temiz olur. Konfüçyüs

    YEMEK MENÜSÜ
    · KIY. BEZELYE
    · PİLAV
    · TARHANA ÇORBA
    · YOĞURT

    ÇOCUĞUNUZA İSİM
    Erkek: ÜNGÜN: (Tür.) Er. - Ün gün.
    Kız: SEVİLAY: (Tür.) Ka. - Ay gibi her zaman sevil.

    MANİ

    Kirazımız dalbastı
    Dalları kiraz bastı
    Delikanlı söz etti
    Kızlar yüzünü astı



    BİLMECE
    Hangi yolda yürünmez?
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap: Yokuş

    Comment


    • Takvim de Bugün

      Bugün 16 Mayıs 2010 2 C.Ahir 1431 Mayıs: 3 Hızır 11 Filiz Kıran Fırtınası-Sultan VI.Mehmet Vahidüddin Han'ın İtalya'da vefatı (1926)

      HADİS-İ ŞERİF

      Biriniz kızdığında sussun. Hadis (Müsned).



      FIKIH:............................................ ....... ÖŞÜR
      Öşür arazisinden çıkan mahsûlün.zekâtına,--onda bir (1/10) demek olan- öşür denilmiştir. Öşür; âyet, hadîs ve icmâ ile sabittir ve farzdır. Âyet-i kerimenin meali: "Ey îmân edenler! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çı­kardıklarımızın temiz (helâl)lerinden infâk edin (zekât ve öşür verin). Gözünüzü yummadan (sıkılmadan) alıcısı olmadığınız şeylerin fenasını vermeye yeltenmeyin. Ve bilin ki Allah Ganî ve Hamîd'dir." (Bakara-267)
      Hadîs-i şerîfte "Yağmurların, nehir ve çeşme (gibi akar) suların, tarla (içindeki) kaynağın suladığı (araziden çıkan) şeylerde (1/10: onda bir) öşür, (dolaba koşulan) hayvanlar ile sulanan (yerden elde edilen) şeylerde ise yarım öşür (1/20: yirmide bir) vardır."
      Öşürde, arazî sahibinin akıllı, baliğ (ergen), zengin ol­ması şart değildir. Öşürde itibâr, arazî sahibine değil, araziyedir. Yânî, mal sahibi; çocuk, deli veya fakir de olsa öşür ile mükelleftir.
      Altın, gümüş, para ve ticâret mallarından, yılda bir de­fa zekât vermek gerekirken; arazide yılda kaç mahsûl elde edilirse, hepsinden ayrı ayrı öşür vermek lâzımdır.
      Diğer malların zekâtında, malın-paranın üzerinden bir yıl geçmesi şart olduğu hâlde, mahsûllerde bir yıl geç­mesi îcap etmez.
      Bal, ceviz, susam, fındık, fıstık, çam fıstığı, payam (ba­dem), zeytin ve benzeri yağlı maddeler ile pamuk, pa­lamut, pelit, keten tohumu, şeker kamışı, şeker pancarı, çay yaprağı ve benzeri mahsullerden öşür verilir.
      Çayır otu, dut yaprağı, fesleğen yaprağı, buğday, mı­sır, pirinç, nohut, mercimek, bakla, fasulye, soğan, sarımsak, kavun, karpuz, salatalık, üzüm, incir, elma, armut, şeftali, erik gibi her türlü meyvelerden; yulaf, fiğ, burçak gibi her türlü hayvan gıdasından öşür verilir.
      Öşrü verilen üzüm bağının içinde meyve ağaçları olsa veya bağ arasında soğan, sarımsak ekilse, o soğan ve sa­rımsaktan öşür vermek gerekir. Öşür arazisi içinde, ekilme-diği hâlde kendiliğinden çıkan mahsûlden de öşür verilir.
      Hülâsa İmâm-ı A'zam buyuruyor ki: Yerden, araziden el­de edilen mahsûlün azından da çoğundan da öşür farzdır.

      FIKRA

      Temel, sofradaki tavuğa eliyle girişince Fadime sinirlenmiş ve nasıl yemesi gerektiğini anlatmış. Bunun üzerine Temel bir eline çatal, bir eline bıçak almış ve sormuş: “Peki tavuğu nasıl tutacağım?” (Eyüp Karadayı/Ayıptır Söylemesi)

      GÜNÜN SÖZÜ

      Herkes aynı şeyi düşünüyorsa,hiç kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir. W.Lippmann

      YEMEK MENÜSÜ
      · ETLİ NOHUT
      · ŞEH. PİLAV
      · M.ÇORBA
      · K.TURŞU

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: ÜNLÜER: (Tür.) Er. - Tanınmış, ünlü kimse.
      Kız: SEVİM: (Tür.) Ka. 1. Sevme, muhabbet. 2. Başkalarının sevmesine sebeb olan vasıf, cazibe.

      MANİ

      Yarımca’da saz olur
      Gül açılır yaz olur
      Ben yârime gül demem
      Gülün ömrü az olur



      BİLMECE
      Fil ülkesi neresi?
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: Deniz yolunda.

      Comment


      • 17 Mayıs 2010

        Bugün 17 Mayıs 2010 3 C.Ahir 1431 Mayıs: 4 Hızır 12 İmam-ı Muhammed'in Vefatı (M.804)-Dünya Haberleşme Günü-Kasr-ı Şirin Muahedesi'nin akdi (1639)

        HADİS-İ ŞERİF

        Cennette büyük bir köşk vardır. İsmi ferah evidir.Buraya ancak çocukları sevindirenler girer. (ibn-i Addy).



        İMÂM MUHAMMED HAZRETLERİ
        İmâm Muhammed, İmâm-ı Âzam'ın pek büyük talebelerinden müctehid bir zâttır. H. 132 (M. 749-750) târihinde Vâsıfta doğmuştur.
        İmâm-ı Muhammed Hazretleri İmâm-ı A'zam Efendimizin meclisine babası ile birlikte girdiğinde Ebû Hanife Hazretleri babasına hitaben "Oğlunda zekâ vardır. İlim tahsîline teşvik eyle." buyurması üzerine İmâm-ı Azam'ın meclisine devam etmişlerdir.
        İmâm-ı Şafii Hazretleri buyurdu ki: "İmâm-ı Muhammed gibi güzel hâle sahip bir fakih az bulunur." "İmâm-ı Muhammed'den alınan ilimler kâğıt üzerine yazılmış olsa bir deve yükü kitab eder. Bütün insanlar dînî ilimlerde ehl-i Irak'ın iyâlidir (çocuğudur). Ehl-i irfan Ebû Hanife'ye minnettardır."
        İmâm Muhammed Hazretleri vaktini boş yere sarf etmezdi. Geceyi üçe ayırmışdı.Bir kısmında namaz kılar, bir kısmında uyur, diğer kısmında mütâlea ile meşgul olurlardı. Dört bir yanı kitab ile çevrili bulunur idi.
        Hârûn Reşid (rh.) kendisini Horasan'a kadı tayin ettiği zaman Bağdad'dan Horasan'ın merkezi Rey (Tahran) şehrine imâm ile beraber gitti. İmâm Muhammed M. 805 senesinde orada vefat etmiştir.
        Harun Reşîd (rh.) İmâm Muhammed'in vefatına çok üzüldü ve "Âh, edeb ve fıkıh hazinesi yanımda idi, şimdi yalnız kaldım.", "Fıkıh ilmini Rey'de defneyledim." dedi.
        İmâm-ı Muhammed Hazretleri bir gün bir talebesine "Sen namaz ve oruç meselelerine vâkıf mısın? dedi. O da: Evet, vâkıfım, deyince. "Öyle ise sen benden âlim-mişsin. Zîrâ, namaz ve oruçta on iki bin mesele vardır." buyurdu. Hikmetli sözlerinden:
        Büyüklük neseb ile değil, fazilet ve kemâl iledir.
        Sâdık arkadaş seni hayra teşvik edendir.
        Affetmek aklın zekâtıdır.
        Adalet, asayişi rahat ve sükûnu muhafazadır.
        Kişinin kendini beğenmesi kadar ahmaklık olmaz.

        FIKRA

        Temel 55 yaşına kadar canını dişine takmış, çalışmıştı. Pastacı çıraklığı ile başladığı hayata, pastane sahibi olarak devam etmiş, yetenekleri ve becerisi sayesinde Türkiye'nin en ünlü pastanesinin sahibi olmuş, milyarlar kazanmıştı. Bir gün karısına "Paraları mezara götürecek halimiz yok. Kendimize yeni ve rahat bir hayat seçtim." dedi. "Bizim oradaki hemşerilerle konuştum. Her şeyi iyice öğrendim. Kaliforniya'ya gideceğiz. Kazandığım para bize ömrümüzün sonuna kadar yeter. Çocuklar da güzel üniversitelerde okurlar." Temel, neyi var, neyin yok sattı. Paralarını dolara çevirdi. Bir milyon doları olmuştu. Karısını yanına aldı. Uçağa binip Los Angeles'e uçtular. Uçsuz bucaksız Nevada çölleri üzerinde uçarken, motorda bir arıza belirdi. Las Vegas’a zorunlu iniş yapmak zorunda kaldılar. Uçak şirketi görevlileri "Buranın en lüks otelinde, şirketimizin konuğu olarak kalacaksınız. Yalnız bu kentin Las Vegas olduğunu unutmayın. Kumar oynarsanız eğer, kendi hesabınıza." dediler. "Kumar mı?" dedi Temel karısına, "Kumardan kazanmayı düşünen kafayı yemiş olmalı. Allah göstermesin." Ama bir kez şansını denemek için rulete 500 dolarlık fiş atmaktan da kendini alamadı. Arkası çorap söküğü gibi geldi. Temel her şeyini rulet masasında bıraktı. Rulet başında nefes almadan geçirdiği saatler sırasında fena halde de sıkıştığını hissetti. Hızla tuvalete koştu. Tuvalet kapıları otomatikti. 25 sentlik bozuk para atılınca açılıyordu. Oysa Temel'de metelik kalmamıştı. Sıkıntı içinde dolanırken, oradan geçen biri, avucuna bir 25 sentlik sıkıştırdı. Bu konularda deneyimliydi. Temel’in başına gelenleri anlamıştı. Temel "Çok iyi bir insansınız. Bu iyiliğinizi hayat boyu unutmayacağım. Bana lütfen kartınızı verin. Bu borcumu da size ödeyeceğim." dedi. Kartı aldı, cebine attı. Tuvalete döndüğünde kapıyı açık buldu. İçeri girdi, rahatladı, çıktı. Elinde kalan 25 sentle yürürken karşısına tek kollu canavar çıktı. Parayı deliğe attı, kolu çekti ve bir şangırtı... Temel bir kova dolusu 25 sent kazanmıştı. Bunları fişe çevirdi, rulet masasına döndü. Gerisi peri masalı. İki saat içinde tam 2 milyon doları olmuştu. İki ay sonra yeni Kaliforniyalı Temel, boş oturmanın kendisine göre bir iş olmadığını farketti. Elinden gelen tek iş pastacılıktı. Parası da vardı. Bir pastane açtı. Pastalari öylesine tutuldu ki, önce Los Angeles'a, sonra Kaliforniya'ya, sonra da tüm Amerika'ya yayıldı Temel Pastaneleri. Bir kaç yıl sonra, Temel, Amerika'nın en zengin adamları arasına girdi. Temel Pastaneleri'nin onuncu yılı dolayısıyla büyük bir gece düzenlendi. Şirketin en gözde elemanları ile, ünlü konuklar bir araya geldiler. Temel yemeğin sonunda konuşma yapmak için kürsüye çıktı. Başına gelenleri anlattı, "Bütün bu başarıyı ve bu serveti bir tek kişiye borçluyum. O kişiyi bulana kadar, işte size söz veriyorum, gerekirse Amerika'daki her taşın altına bakacağım." Şirketin genel müdürü sordu: "Ama Temel bey, size 25 sent borç veren adamın kartını aldığınızı söylemiştiniz. Adı, adresi sizde olmalı zaten." "Bana 25 sent veren umurumda değil" dedi Temel, "Ben, tuvaletin kapısını açık bırakan adamı arıyorum!"

        GÜNÜN SÖZÜ

        Her münakaşanın temelinde birisinin cahilliği yatar. Louis D. Brandeis

        YEMEK MENÜSÜ
        · ETLİ TÜRLÜ
        · BULGUR PİLAVI
        · YOĞURT
        · SÜTLAÇ

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: ÜRÜNDÜ: (Tür.) Er. - Seçilmiş, seçkin.
        Kız: SEVİNÇ: (Tür.) Ka. - Bir halden hoşnut olmanın doğurduğu heyecan.

        MANİ

        Karpuz kestim kan gibi
        Uzadı urgan gibi
        Yarımca kızları
        Kınalı kurban gibi



        BİLMECE
        Fil takımadası neresi?
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: Filistin.

        Comment


        • 19 Mayıs 2010

          Bugün 19 Mayıs 2010 5 C.Ahir 1431 Mayıs: 6 Hızır 14 Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı-Türk Deniz Kuvvetleri'nin kuruluşu (1090)

          HADİS-İ ŞERİF

          Size en kolay gelen ve bedene en hafif olan ibdeti haber vereyimmi? Bu susmak ve güzel ahlak sahibi olmaktır. (İbn-i Ebi’d-Dünya).



          GÜNAHLAR İNSANI SONUNDA YAKAR

          Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Kul bir günah işle­diği zaman kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Eğer (günah işlemekten) vazgeçer, istiğfar ederse (kalbi) temizlenir, parlar. Eğer döner (yine yapar)sa, o leke artar, nihayet kalbini istilâ eder. Bu, Allâhü Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerim'de şu âyetle haber verdiği pastır: .
          "Hayır hayır; fakat onların kazandıkları (ve kâr sandıkları günahlar) kalplerinin üzerine pas bağla­mıştır." (Mutaffifîn-14)
          Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın rivayet ettiği hadîs-i şerif­te Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
          "Küçük günahlardan sakının. Çünkü onlar insan­da birikerek, sonunda onu helak eder."
          Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Ey Âişe! Küçük gü­nahlardan sakın. Çünkü Allah onlardan da sorar." buyurdular.
          Hz. Enes (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Siz gözünüzde kıldan daha ince olan amelleri işliyorsunuz. Biz onları Resûlullâh (s.a.v.) zamanında (insanı) helak eden şey­lerden sayardık."

          FIKRA

          Hoca bir mezarlıkda soyunup gömleğinden haşerâtı temizlerken şiddetli bir rüzgar çıkıp gömleğini alır götürür. Hoca gömleğin ardına düşer. Gâh koşar, gâh düşer.
          O esnada birkaç atlı çıka gelip çıplak bir şahsın tenhâ mezarlıkta taştan taşa sektiğini görünce kendileri korkar, atları ürker. Bu muzibliğin intikamını çıkarmak için hocanın üzerine hücum ederler: "Bre herif, hortlak gibi burada ne yapıyorsun?" derler. Hoca:
          "Ey oğul, ben kabir ehlindenim. Zâten dünyâyı ebe­diyen size terk etmişim. Şuraya bir abdest için çıkmış­tım. Şimdi hemen yine mezarıma gireceğim. Benim dünyâ halkıyla işim, alâkam yoktur." diyerek ellerinden yakayı kurtarmış.

          GÜNÜN SÖZÜ

          Her kapıyı açmanın kestirme yolu habire anahtar aramak değil, anahtar adam olabilmektir. R.Ş.Apuhan

          YEMEK MENÜSÜ
          · KIY.PİDE
          · KESTİRMELİ ÇORBA
          · M.SALATA
          · AYRAN

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: ÜSTAM: (Ar.) Er. 1. Altın veya gümüşten yapılmış at eyeri. 2. Emin, güvenilir.
          Kız: SEVNAZ: (Tür.) Ka. - Çok nazlı sevgili.

          MANİ

          Harmanlardan geçiver
          Ata yonca biçiver
          İki tane yar olmaz
          Birinden vazgeçiver



          BİLMECE
          Düşünen file ne denir?
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: Çetrefil.

          Comment


          • 20 Mayıs 2010

            Bugün 20 Mayıs 2010 6 C.Ahir 1431 Mayıs: 7 Hızır 15 Genç Osman'ın Öldürülmesi (1662) - II.Bayezit'in Tahta Geçmesi (1481)-Kokolya fırtınası

            HADİS-İ ŞERİF

            Bir zımmiyi (islam topraklarında vatandaş statüsü içinde yaşıyan gayr-i müslimi ) veya can güvenliği verilmiş (vizeli) bir kafiri öldüren kimse, cennetin kokusunu bile duyamaz. Oysa cennetin kokusu 40 yıllık mesafeden duyulur. (Buhari).



            PEYGAMBERİMİZİ SEVMEK

            Câhiliyye devrinde Zeyd b. Harise (r.a.) bir baskında kaçırılıp Mekke'ye getirilip satılığa çıkarılmış, Hazret-i Hatice validemiz de (r.anha) onu satın almıştı. Resûlul-lâh Efendimiz (s.a.v.) ile evlendikten sonra onu Resûlul-lâh'a (s.a.v.) hibe etmişlerdir.
            Kabilesinden bâzı kimseler hacca geldiklerinde, Zeyd'i görmüşler ve döndüklerinde babasına vaziyeti bildirmişlerdi. Zeyd'in babası Harise ve amcası Kâ'b Mekke'ye geldiler. Peygamberimizin yanına gittiler ve: "Ey Muttalib'in oğlu, ey kavminin efendisinin oğlu! Siz Allah'ın Harem-i Şerîf'inin ehlisiniz, siz zahmettekileri kurtarır, esirleri doyurursunuz. Biz sana senin yanındaki çocuğumuz için geldik, bize lütfet ve ihsan et, takdim edeceğimiz fidyesini kabul eyle, salıverilmesine yardım­cı ol." dediler.
            'O kim?' buyurdu. 'Zeyd b. Harise' dediler. Bunun üzerine "Hadi, onu çağırın da, muhayyer bırakın. Eğer sizi tercih ederse fidyesiz sizin olsun. Yok, eğer beni tercih ederse, vallahi ben, beni tercih edene fidyeyi ter­cih etmem." buyurdu. Zeyd'i çağırıp bunları tanıyor mu­sun? buyurdu. Evet, şu babam, şu amcam, dedi. Resû-lullâh (s.a.v.) "Ben de o bildiğinim. Sana olan sohbetimi (muhabbetimi, sevgimi) de gördün. Şimdi ya beni tercih et ya onları..." buyurdu.
            Zeyd b. Harise "Ben sana karşı kimseyi tercih ede­mem. Sen benim hem babam, hem de amcam yerin-desin." dedi.
            Babası ve amcası "Yazık sana ey Zeyd, köleliği hürri­yete, babana, amcana ve ailene tercih mi ediyorsun?" elediler.
            Zeyd "Ben bu zâttan öyle şeyler gördüm ki ona karşı hiç kimseyi tercih edemem." diye cevap verince Resû-lullâh (s.a.v.) buyurdu ki: "Şâhid olun! Zeyd benim oğ-lumdur..." Bunun üzerine babası ile amcasının da gö­nülleri hoş oldu ve memnun olup gittiler.

            FIKRA

            Temel’in tabağındaki balığa elini dahi sürmeden dik dik baktığını gören garson sorar:
            - Balığınızı neden yemiyorsunuz?
            - Şimdilik onunla konuşuyorum.
            - Dilinden anlıyor musunuz bari?
            - Elbet anlıyorum.
            - Peki ne söylediniz ona?
            - Üç gün önce denizde düşürdüğüm ayakkabılarımı görüp görmediğini sordum!
            - Ne dedi?
            - “Nasıl bileyim. Ben yirmi gün evvel denizden çıktım!” dedi!..

            GÜNÜN SÖZÜ

            Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil. Clavdius

            YEMEK MENÜSÜ

            · MELEMEN
            · MAKARNA
            · DOM. ÇORBA
            · YOĞURT

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: ÜSTAY: (Tür.) Er. - Ay gibi yüksek yüce.
            Kız: SEVNUR: (Tür.) Ka. - Sevgi nuru, ışığı, aygınlığı.

            MANİ

            Hereke’dir köyünüz
            Buz gibidir suyunuz
            Köyünüzü beğendim
            Yok, mu bekâr kızınız



            BİLMECE

            Fil dilbilimine ne denir?
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap: Filozof.

            Comment


            • 21 Mayıs 2010

              Bugün 21 Mayıs 2010 7 C.Ahir 1431 Mayıs: 8 Hızır 16 Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün Kuruluşu (1847)-Dünya Süt Günü-Ülker fırtınası

              HADİS-İ ŞERİF

              Sıcak yemekten sakının! Çünkü o, bereketi giderir. Soğuk yemeyi tavsiye ederim.Çünkü onun bereketi daha büyüktür. (Camiüssağir).



              "İŞİN BAŞI ŞEHÂDET KELİMESİ, DİREĞİ NAMAZ..."
              Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle anlatıyor: Bir yolculukta Resûlullâh (s.a.v.) ile beraberdim. "Yâ Resûlallah! Beni cennete girdiren ve beni cehennemden uzaklaştıran şeyi bana haber ver." dedim.
              Resûlullâh (s.a.v.): "Sen büyük bir şey sordun. O Allah'ın kendisine kolaylaştırdığı kimse için kolaydır; Allah'a ibâdet edersin, ona hiçbir şeyi ortak etmezsin, namazını kılarsın, zekâtını verir, ramazan orucunu tu­tarsın, hac edersin." buyurduktan sonra, "Sana hayır kapılarını söyleyeyim mi?" buyurdu. "Evet, yâ Resûlallah!" dedim. "Oruç kalkandır, sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndürür, kişinin gece kalkıp namaz kılması sâlihlerin şiarı (alâmeti)dir." buyurdu.
              Sonra "Yanları yataklarından uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablarına duâ ederler..." mealindeki (Secde-16) âyetini okuduktan sonra:
              "Sana işin başını, direğini, en mühimi söyleyeyim mi?" buyurdu.
              "Evet, yâ Resûlallah..." dedim. "İşin başı kelime-i şehâdet; Allah'a ve Resulüne inanmak, direği namaz, zirvesi cihâddır." buyurdu. Sonra "Bütün bunların özünü söyleyeyim mi?" buyurdu. "Evet, Yâ Resûlallah..." dedim. -Dilini işaret buyurarak- "Buna sahip ol..." buyurdu. Ben "Ey Allah'ın Resulü! Konuştuklarımızdan da so­rulacak mıyız?" dedim. "Anan sensiz kalsın! İnsanları yüz üstü cehenneme atan, dillerinin yaptıkları değil mi­dir?" buyurdu.
              Resûlullâh (s.a.v.), dili muhafaza etmenin zorluğuna işaret etmek için sözü ile iktifa etmeyerek dilini eli ile tutup göstermiştir. Yani, sana fayda vermeyen, boş şey­leri konuşma. Çok konuşanın hatâsı çok olur, hatâsı çok olanın da günahı çok olur. Çok konuşmanın sayıla­mayacak kadar çok kötülükleri vardır, demektir.

              FIKRA

              Bir inşaata amele alınacaktır. Alınacak elemanları kalfa Cemal’in seçmesi istenir. Adaylar kalabalıktır. Bu durumda Cemal sınav yapmaya karar verir.
              - Pize 1 kişi lazımdur. Pu nedenle sizu imtihan edeceğum.
              Bir ara gözü Temel’e ilişir. Burnundan tanımıştır. Hemşehrisini işe almak ister. Önce Temel’i sınava alır ve sorar;
              - Hemşerum söyle baa bakalum.. Sana 3 kuzu verdum, sonra 2 kuzu daha verdum kaç kuzu oldi?
              - 6 tane oldi.
              - Tabi bu soru biraz zor oldu. Piraz taha kolayini sorayum. Sana 2 kuzu verdum, sonra 1 tane taha verdum kaç kuzi oldi?
              - Tört kuzi oldi.
              - Peçi 1 kuzi verdim, sonra bir kuzi taha verdum kaç etti?
              - Uç etti.
              Bunun üzerine Cemal iki tokat çakar ve tekrar sorar;
              - Pir kuzi verdum, kaç kuzin oldi?
              - İçi tane.
              Cemal iyice sinirlenir ve Temel’i iyice döver.
              - Ulan hemşeru teyup işe almak istedum, sende tam salakmişsun. Ula sağa pir kuzi vermişsem pir kuzin olur anladun mi?
              - Olir mi?.. Penum evde bir kuzi de kendumin var!..

              GÜNÜN SÖZÜ

              Her başarı ilk başta bir hayaldi. En büyük çınar bir dalda, en güzel kuş bir yumurtada saklıdır. Hayaller de gerçeklerin tohumu ve yumurtasıdır. D.Carnegie

              YEMEK MENÜSÜ
              · MERCİMEK ÇORBA
              · EV MANTI
              · KAR.KIZARTMA
              · YOĞURT

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: ÜSTAY: (Tür.) Er. - Ay gibi yüksek yüce.
              Kız: SEVTAP: (Tür.) Ka. - Tapılacak kadar sevgi duyulan.

              MANİ

              Yarımca’da saz olur
              Gül açılır yaz olur
              Ben yârime gül demem
              Gülün ömrü az olur



              BİLMECE
              Ankara niçin soğuktur?
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: Filoloji.

              Comment


              • 22 Mayıs 2010

                Bugün 22 Mayıs 2010 8 C.Ahir 1431 Mayıs: 9 Hızır 17 Nenehatun'un Vefatı (1955)-Büyük İstanbul zelzelesi (1766)

                HADİS-İ ŞERİF

                Allah Resülü: Cennet bahçesine uğradığınızda kendinizi besleyiniz, buyurdu. Sahabiler: Ya Resulallah, Cennet bahçeleri nerededir? diye sordular. Peygamberimiz: Allah’ın anıldığı, zikir mescidleridir, buyurdu.(Tirmizi). İbn-i Abbas’ın rivayetinde:İlim meclisleridir, buyurdu.(Taberani). Ebu Hureyre’nin rivayetinde: Mescidlerdir, buyurdu. Sahabiler: Beslenmek nedir? diye sordular. Resulüllah: Subhanallah, Elhamdülillah ve Allah u Ekber (demek)dir buyurdu.(Tirmizi). (Taberani).



                "KEŞKE BİZ DE MÜSLÜMAN OLSA İDİK"
                Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Kıyamet günü ebe­dî cehennemlikler, cehennemde toplandığı ve müslü-manlardan Allah'ın dilediği bir kısım da cehennemde bulunduğu vakit kâfirler, bunlara 'Siz Müslüman değil miydiniz?' diyecekler, onlar 'Evet' diyecekler 'O hâlde gördünüz ya, Müslümanlığınızın size hiç faydası yok­muş. İşte siz de bizimle beraber ateşte yanıyorsunuz' diye ayıplayacaklar. Onlar; hayır öyle değil; bizim birta­kım günahlarımız vardı, Allâhü Teâlâ bizi onunla ceza­landırdı.' diye cevap verecekler.
                Binâenaleyh Allâhü Teâlâ o kâfirlere gadap edecek ve fazlı ile rahmetiyle müminlerden olanların kurtarılmasını emredecek de ateşten çıkacaklar ve işte o vakit kafirler 'Ah, keşke biz de müslüman olsa idik' diyecekler.
                İbn-i Abbas'dan (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir: Cenâb-ı Allah, müslümanları peyderpey rahmet ve şefaatine ka­vuşturacak ye nihayet 'Müslüman olan cennete girsin' buyuracak. İşte o zaman kâfirler, müslüman olmayı te-mennî edecekler.
                Bu rivayetler kâfirlerin Müslüman olma arzularının en şiddetli olduğu zamanları ifâde etmektedir. Yoksa âhi-rette onların bu temennileri ve pişmanlıkları her an ve ebediyen devam edecektir.
                O kâfirler inkâr ettikleri zaman haklarında Allâhü Teâlâ şöyle buyuracaktır: 'Bırak onları, yesinler.' Onların der­di hayvan gibi yiyip içmek, şehvetlerinin arzusu peşinde koşmaktır. Binâenaleyh, bırak yesinler. 'Hayvânî zevk-leriyle boguşadursunlar,' Allah korkusu, âhiret, hesab düşüncesi ile alâkadar olmayarak keyf ededursunlar. 'Ve emel (umut, hayal) kendilerini oyalasın'; İşlerimiz düz­gün gidecek, uzun ömürler süreceğiz, dünyâdan istediği­mizi alacağız' diye kendilerini aldatarak akıbetten, âhiret-ten gafil olsunlar. 'Sonra bilecekler', başlarına geleceği görecekler, ne halt ettiklerini anlayacaklar, âh diyecekler, ama iş işten geçmiş bulunacak.

                FIKRA

                Temel paraşütle inerken aşağıdan yükselen Cemal’i görmüş;
                - Nereden celeysun?
                - Cephanelikten!..

                GÜNÜN SÖZÜ

                Hekimlerin yaptığı en büyük hata ruhu düşünmeden yalnız bedeni tedaviye teşebbüs etmeleridir. Eflatun

                YEMEK MENÜSÜ
                · PİLİÇ IZGARA
                · SPAGETTİ
                · YAYLA ÇORBA
                · SÜTLAÇ

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: ÜSTEK: (Tür.) Er. - Yüksek, yüce.
                Kız: SEYFİYE: (Ar.) Ka. - 1. Kılıçla ilgili kılıç şeklinde. 2. Askerlikle ilgili. Askeri.

                MANİ

                Cuma köyün yolları
                Dönüm geliyor dönüm
                Cuma köyünden kız almak
                Ölüm geliyor ölüm



                BİLMECE
                Termometrenin düşmesi neyi gösterir?
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: Ankara 06 olduğundan.

                Comment


                • 23 Mayıs 2010

                  Bugün 23 Mayıs 2010 9 C.Ahir 1431 Mayıs: 10 Hızır 18 Victor Hugo'nun Ölümü (1885)-Dandanakan Zaferi (1040)-Çapa zamanı

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Allah, bir işi yaptığınızda o işin hakkını vererek doğru ve sağlam yapmanızı sever. (Beyhaki)



                  İLMİHÂL:......... ..........İSLÂMIN KAYNAKLARI
                  Ehl-i sünnetin ameldeki dört imamının mezhebleri ki­tap, sünnet, icmâ-ı ümmet ve kıyâs-ı fukahâ üzerine ku­rulmuştur. Bu dört kaynağa Edille-i Erbaa yahut Usûl-i Erbaa denir.
                  Bütün müctehidler, bu dört delîli kabul etmiş, dîn hü­kümlerini bu dört delîlden birine veya bir kaçına dayan­dırmışlardır.
                  Kitaptan maksat, Kurân-ı Kerîmdir.
                  Sünnet: Peygamberimiz'in mübarek sözleri, işledik­leri ve başkaları tarafından yapılan işlerde o işi tasvip mahiyetindeki sükûtlarıdır. Resulü Ekrem'in mübarek sözlerine "Sünnet-i kavliye", fiillerine "Sünnet-i fiiliye" denir. Yapıldığını gördüğü bir şeye karşı sükût edip red ve inkâr buyurmaması da bir "Sünnet-i takririye"dir ki, o şeyin caiz olduğuna delâlet eder.
                  İcmâ-ı ümmet den maksat, bir asırda bulunan bü­tün müctehidlerin bir hâdisenin dînî hükmü hakkın­da ittifak etmeleridir. Resûlullâh Efendimiz: "Ümmetim dalâlet (inançta ve amelde sapıklık) üzerine toplan­maz." buyurmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfte de: "Müslü­manların güzel gördüğü bir şey Allah katında da güzel­dir." buyurulmuştur. Binâenaleyh müctehidlerin bir me­sele hakkında rey (görüş) ve kanâatte bulunmaları, o mesele hakkında muteber bir hüccettir, delîldir.
                  Kıyâs-ı fukahâ'dan maksat da bir hâdisenin kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmetle sabit olan hükmünü aynı ille­te dayandırarak o hâdisenin tam benzerinde de ictihâd yolu ile isbât etmekten ibarettir.
                  Artık ümmet üzerine bu delîllerin hepsini kabul etmek ameldeki mezheb imamına uymak bir vecîbedir, zaru­rettir. Bu delîller insanların haklarını, vazîfelerini bildiren İslâm hukukunun inkişâfını te'mîne mahsûs birer ulvî feyz ve hikmet menbaıdır. Müslümanların dînî hayâtı bu dört feyizli hikmet ve maslahat kaynağından asla müs-tağnî olamaz. İSİMLERİMİZ: Erkek: Hâlid, Kız: Halide

                  FIKRA

                  Temel’e anlatıyorlardı.
                  - Yerçekimi kanunu olmasa herkes havada uçacaktı.
                  - Uyy uşağum!.. Peçi pu kanun ne zaman kabul edildi?

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez. Montaigne

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · MERCİMEK ÇORBA
                  · K.BUDU KÖFTE
                  · ÇOBAN SALATA
                  · KAZANDİBİ

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: ÜSTER: (Tür.) Er. - Çok değerli kimse.
                  Kız: SEYHAN: (Ar.) 1. Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nın mezarının bulunduğu şehir. 2. Adana ovasını yararak İskenderun körfezine dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                  MANİ

                  Kar yağıyor yağıyor
                  Abamı giyeceğim
                  İhtiyara varıp da
                  Goca mı diyeceğim



                  BİLMECE
                  Bir limonun yarısına ne denir?
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: Aslında çivi tam çakılmamış.

                  Comment


                  • 24 Mayıs 2010

                    Bugün 24 Mayıs 2010 10 C.Ahir 1431 Mayıs: 11 Hızır 19 Bulgaristan Zulmünden Zorunlu Türk Göçü (1989)-Selçuklu Devleti'nin kuruluşu (1040)-Topraktan suyun çekilmesi-Kırım Türkleri'nin Moskova'yı fethi (1571)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    En hayırlısnız başkasının hakkını ( yani üzerindeki borcu ) en güzel şekilde ödeyendir. ( Müslim )



                    İLMİHÂL: EHL-İ SÜNNETİN MEZHEPLERİ
                    Allâhü Teâlâ'nın kullarına emirleri, nehiyleri (yasakları) vardır. Bunlar, farz, vâcib, haram, mekruh, mubahtır. Re­sûlullâh (sallallâhü aleyhi ve sellem) Hazretleri dahi bazı şeyleri sünnet kılmıştır. Bazı şeyler de müstehabdır. Bun­ların bazıları Kur'ân-ı Kerîm'den veya Hadîs-i Şerîf'den pek sarîh ve aşikâr olarak anlaşılır. Bazıları da gizli olup onları ancak müctehidler çıkarabilir.
                    Asr-ı Saâdet'ten sonra Ashâb-ı Kiram (r.anhüm) cihâd ve gazayı ehemmiyetli görüp ona çalıştılar. Kur'ân-ı Ke­rîm'den ye Hadîs-i Şeriften ahkâm çıkarıp yazmaya elleri değmedi. İhtiyâçları da yok idi. Zîrâ onların ekserisi mücte-hid idiler, ihtiyâç halinde ictihâd ile amel ederlerdi. O za­manki müslümanlar arasında fetvaya ihtiyâç az olurdu. Müslümanlar arttıkça hâdiselerle beraber cehalet de arttı. Fetvaya müracaat çoğalınca âlimler Kur'ân ve Hadîs'den meselelerin hükümlerini çıkarmaya gayret ettiler, Kur'ân ve Hadîs'de açıkça bilinmeyen meseleleri ictihâd ile bildirdiler. Bunlar, Ebu Hanîfe ye Mâlik ve Şafiî ve Ahmed bin Han-bel'dir. (Rahmetullahi aleyhim) Tamâmı kâmil ye fâzıl ve ilmiyle âmil zâtlar olup her birine bir topluluk tâbi oldu. İşte bunlara müctehid (mezheb imâmı) denilir.
                    Bu müctehidler bazı hükümlerde diğerine muhalif bu­lunmuşlar ise de tamâmı itikâdca Ehl-i Sünnet ve Ce­mâat olduklarından birbirine bid'atçı ve sapık demezler. Lâkin her biri kendi içtihadının doğru olduğu itikâdın-dadır. Ve doğruyu bulmak için takatleri kadar gayret sarf eylemiş olduklarından hatâları affedilir.
                    Tabiîn ve tebe-i tabiîn zamanlarında böyle pek çok müctehidler var idi. Sonra ekserinin tabileri (uyanları) yok oldu ve meydânda dört mezheb yani Hanefî, Mâlikî, Şafiî ve Hanbelî mezhebleri kaldı. Daha sonraları Han-belîler de iyice azaldı.
                    İmâm-ı A'zam Hazretleri'nin talebeleri içinde, dahî imamlar vardır. En meşhurları İmâm Ebû Yusuf, İmâm Muhammed, İmâm Züfer'dir. Bunların bazı meselelerde imamlarına muhalif kavilleri (içtihatları, görüşleri) vardır. Lâkin mezhebin aslında, imamlarına tâbi olduklarından ayrı mezhep sahibi sayılmazlar.

                    FIKRA

                    Temel’e nereli olduğunu sormuşlar.
                    - Yarı yarıya Trabzonlu’yum.
                    - Ne demek yarı yarıya? Annen mi İstanbullu?
                    - Yoo!.. Trabzon’dan çıktığımda kırk beş çiloydum şimdi toksan çiloyum.

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Hayattan korkmayın çocuklar;iyi ve doğru bir şeyler yaptığınız zaman hayat öyle güzel ki Dostoyevski

                    YEMEK MENÜSÜ
                    · TARHANA ÇORBA
                    · PİLİÇ KROKET
                    · ÇOBAN SALATA
                    · FIRIN SÜTLAÇ

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM
                    Erkek: ÜSTÜN: (Tür.) 1. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. 2. Yenen, galip gelen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
                    Kız: SEYLAN: (Ar.) - Akma, akış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                    MANİ

                    Sarı kâğıt yazarım
                    Sandık sandık basarım
                    Yârimi vermezlerse
                    Ben kendimi asarım



                    BİLMECE
                    Elek ile su nasıl taşınır?
                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: Limbeş.

                    Comment


                    • 25 Mayıs 2010

                      Bugün 25 Mayıs 2010 11 C.Ahir 1431 Mayıs: 12 Hızır 20 I.Türk Basın Kongresi Toplandı (1935)-İmam-ı Rabbani Hz.nin doğumu (1564)-Ahmet cevdet Paşa'nın vefatı (1895)-Pozantı'nın kurtuluşu (1920)-Ampulün icadı (1878)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Allah bir millet hakkında hayır dilerse, yumuşak huylularını başlarına idareci yapar. Aralarında bilginlerin(aydınların) sözü ve hükmü geçer. Malı ise, cömertlerine verir. Allah bir millet hakkında da şer dilerse, kötülerini (sefihlerini) onlara idareci yapar. Aralarında cahillerin sözü ve hükmü geçerli olur. Malı da, cimrilerine verir. (Deylemi).



                      İKİNCİ BİNİN MÜCEDDİDİ İMAM-I RABBANİ K.S.İmâm-ı Rabbânî Hazretleri Silsile-i Sâdât-ı Nakşiben-diyye-i Aliyye'nin yirmi üçüncü halkasıdır. H. 971/ M. 1564 yılında Âşûrâ gününde Hindistan'ın Serhend bel­desinde doğmuştur. İsmi Ahrtıed, babasının adı Abdül-ehad dedesinin adı Zeynelâbidîn'dir. Lakabı Bedred-din, künyesi Ebu'l-Berekât'tır. İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri'nin nesli 28. batında Hz. Ömer'e (r.a.) ulaşır.
                      Daha çok "İmâm-ı Rabbânî" ismiyle bilinir. Hicrî ikinci bin yılın müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı "Müceddid-i Elf-i Sânî"dir. Ahkâm-ı İslâmiyye ve tasav­vufu birleştirmesinden dolayı da birleştirici mânâsında "Sıla" ismi verilmiştir. Hz. Ömer'in (r.a.) neslinden geldi­ği için "Fârûkî" diye anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle "Serhendî" denilmiştir. Bütün bu vasıfları ile ismi, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Şeyh Ahmed-i Fârûkî Serhendî'dir.
                      İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri, zamanının âlimleri, talebeleri ve müridleri arasında "Sıla" ismi ile meşhur olmuştur. Sıla, birleştirici demektir. O, tasavvufun ah­kâm-ı İslâmiyeden ayrı bir şey olmadığını isbât ederek, Ahkâm-ı İslâmiye'yi tasavvufla birleştirmiştir.
                      İmam Suyûtî'nin Cem'u'l-Cevâmi' adlı eserinde ge­çen bir hadîs-i şerîfte "Ümmetimden Sıla isminde biri gelir, onun şefaati ile birçok kimse cennete girer." buyu-rulmuştur. Hadîs-i şerîfte müjdelenen Sıla ismini ondan önce kimse almamıştır. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de bir mektubunda "Beni iki derya arasında Sıla yapan Allah'a hamdolsun." buyurmuştur. (2/6. mektup)
                      İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, Müceddid-i Elf-i Sânî'dir. Yani hicrî ikinci bin yılın müceddidi, yenileyicisidir. Bu ismi ona ilk olarak üstazı Muhammed Bakî Billâh (k.s.) vermiştir. İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri de bazı mek­tuplarında müceddid olduklarına işaret etmiştir.
                      İmâm-ı Rabbânî Hazretleri 28 Safer 1034 (10 Aralık 1624) tarihinde 63 yaşında oldukları halde Serhend'de vefat etti. Kabr-i şerîfleri Hindistan sınırları içerisinde olan Pencab eyâletine bağlı Serhend beldesindedir.

                      FIKRA

                      Temel ile Dursun Amerika’da itfaiye teşkilatına girerler. Bir gün yangın ihbarı alınır. Çok katlı bir binada yangın çıkmıştır. İtfaiyeci merdiveni çalışmaz. Temel yukarı çıkar. Dursun aşağıda kalır. Temel aşağıda bekleyen Dursun’un kucağına çocukları atmaya başlar. Temel atar, Dursun tutar, kaldırıma koyar. Bir çocuk, iki çocuk, üç çocuk, derken beşinci zenci çocuktur. Temel bırakır, Dursun yakalamak için kollarını açmaz. Çocuk yerde dağılır. Tekrar at, tut kenara koy, tut at kenara koy. Temel yine zenci çocuk atar. Dursun yine tutmaz. Çocuk yerde haşat olur. Dursun yukarı bağırır: “Yanıkları atarak vakit kaybetme!..”

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Hayatta bir gayesi olmayan insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler; onlar gitmezler, ancak suyun akışına kapılırlar. Seneca

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · FIRIN PİLİÇ
                      · ŞEH. PİLAV
                      · M.SALATA
                      · KAZANDİBİ

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: ÜSTÜNBAY: (Tür.) Er. 1. Üstün bay. 2. Seçkin, başarılı kimse.
                      Kız: SEYRAN: (Ar.) - Gezme, bakıp seyretme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      At üstünde cenderme
                      Dut kolundan goyverme
                      Giz ben seni atacın
                      Kimselere deyverme



                      BİLMECE
                      Hangi kalemle yazı yazılmaz?
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: Dondurarak.

                      Comment


                      • 26 Mayıs 2010

                        Bugün 26 Mayıs 2010 12 C.Ahir 1431 Mayıs: 13 Hızır 21 II.Beyazıt'ın Vefatı (1512)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Kim kalbini Allah’a bağlarsa, Allah mü’minlerin kalbinde ona sevgi ve merhamet yaratır. (Taberani).



                        CENNETE GİRMEYE SEBEP OLAN AMELLER
                        Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular: "Bu gün sizden kim oruçlu?" Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, Yâ Resûlal-lah." "Bu gün sizden kim bir miskini doyurdu?" Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, yâ Resûlallah..."
                        Resûlullâh (s.a.v.): "Bu gün sizden kim bir hastayı ziyaret etti?" Hz. Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, yâ Resûlallah..."
                        Resûlullâh (s.a.v.): "Bu gün sizden kim bir cenazeye iştirak etti?" Hz. Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, yâ Resûlallah..." Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): "Bu has­letler kendisinde toplanan kişi mutlaka cennete girer." buyurdular.

                        SRİ LANKA (SEYLAN) MÜSLÜMANLARI
                        Sri Lanka, bütün insanlığın babası, ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselâmın, Cennetten in­dirildiği yerdir. Müslümanlar buraya Serendib ve Seylan ismini verdiler.
                        Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın Osmanlı-Japon mü­nâsebetlerini kuvvetlendirmek için gönderdiği Ertuğrul Firkateyni 1889 Kasımında bir cuma sabahı Seylan'ın başkenti Kolombo'ya ulaşıp mürettebat cuma namazını kılmak için topluca gemiden inince nüfusu 300.000 olan Kolombo'da 200.000 kişi gemiyi ziyaret etmişti. Abdül­hamid Han devrinde Sri Lanka'da Osmanlı Devleti Baş­konsolosu bulunmakta idi. Adada Sultan İkinci Abdül­hamid Han'ın teşvikleriyle Kolombo Hamidiye Mektebi, 1900'de Seylanlı Müslüman zenginler tarafından açıl­mıştır. 1889'da Kolombo'da "Müslümanların Dostu" adlı mecmua(dergi) ile Hıristiyan misyonerlere karşı büyük bir mücadele başlatıldı. Bu gayretleri neticesinde Sey­lan müslümanları cuma hutbelerinde Sultan İkinci Ab-dülhamid'in adını okuyor, mahkemelerinde Osmanlı'nın sembolü olarak fes giyiyorlardı.
                        Seylanlı Müslümanlar, 1909'da Osmanlı Donanması­na, Balkan Harbin'de ve Kurtuluş Savaşı'nda da Türki­ye'ye gizli ve açıktan yardım göndermişlerdir.

                        FIKRA

                        Adamın biri ölüp cennetin kapısına dayandığında, baş melek durdurur onu. “İçeri almadan önce sorularıma cevap vermelisin. Hayatın boyunca tam anlamıyla iyi bir iş yaptın mı, bakalım?” Adamcağız uzun uzun düşünür, hafızasını zorlar, ama ne yazık ki yaptığı iyi bir şeyi hatırlayamaz. Melek tekrar sorar; “Peki, bari söyle, hiç cesaret gerektiren bir sey yaptın mı hayatında?” Adam hemen atılır gururla; “Yaptım, tabii!” Melek; “Anlat bakalım, neymiş bu cesur iş?” Adam anlatmaya başlar. “Ben futbol hakemiydim. Trabzon’da bir Trabzonspor-Fenerbahçe maçını yönetiyordum. Maçın son dakikasında Trabzon aleyhine penaltı çaldım.” Melek; “Vay canına, gerçekten cesurmuşsun sen. Ha’di geç bakalım!” Cennetin kapıları açılır. Bizim hakem tam geçecekken, melek merak eder: “Ne zaman olmuştu bu maç?” Hakem saatine bakar; “Aşağı yukarı üç dakika oluyor biteli!..”

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Hayat geç kalanları hiç affetmez. Gorbachov

                        YEMEK MENÜSÜ
                        · PİLİÇ IZGARA
                        · PİLAV
                        · EZO ÇORBA
                        · SÜTLAÇ

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM
                        Erkek: ÜSTÜNDAĞ: (Tür.) Er. - Üstün dağ.
                        Kız: SEYYÂL: (Ar.) Ka. - Akan, akıcı, akışkan.

                        MANİ

                        Kayalar yarılmasın
                        Yar bana darılmasın
                        Yar bana darılıp da
                        Ellere sarılmasın



                        BİLMECE
                        En temiz böcek hangisidir?
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: Kontrol kalemiyle.

                        Comment


                        • 27 Mayıs 2010

                          Bugün 27 Mayıs 2010 13 C.Ahir 1431 Mayıs: 14 Hızır 22 Ordu Yönetime El Koydu (1960)-Elmalı Hamdi Yazır2ın vefatı (1942)-Bahar rüzgarlarının sonu-Hafta tatilinin cumadan pazara alınması (1935)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Biriniz bir yere girmek istediğinde 3 defa izin istesin. Müsaade edilmezse, geri dönsün. (Müsned).



                          BİR SAHÂBÎNİN VASİYETİSelmân-ı Fârisî (r.a.) ölüm döşeğinde iken Sa'd b. Ebî Vakkas (r.a.) ziyaretine gitmişti. O girince Selmân-ı Fârisî Hazretleri ağlamaya başladı. Sa'd (r.a.):
                          "Niçin ağlıyorsun? Arkadaşlarına kavuşacaksın, Havz-ı Kevser kenarında Resûlullâh'a (s.a.v.) varacak­sın. Peygamberimiz senden razı olarak âhirete irtihal etti." diyerek teselli etti.
                          Hz. Selman (r.a.) şöyle cevap verdi: "Ben ölümden korktuğum için ağlamıyorum. Dünyâya bağlılıktan da değil. Ancak Resûlullâh (s.a.v.) bize şöyle buyurmuştu:
                          'Dünyâdan ayrılırken nasîbiniz bir yolcunun azığı ka­dar olsun.' (Evindeki eşyayı göstererek) Ama şu etrâ-fımdakileri görüyorsunuz." Hâlbuki evinde birkaç kap kaçaktan başka bir şeyi yoktu.
                          Sa'd (r.a.), kendisine tavsiyede bulunmasını isteyin­ce, Selmân (r.a.): "Bir sıkıntıya uğradığında, birisi hak­kında hüküm verdiğinde ve taksimatta bulunduğunda Rabb'ini zikret." dedi.

                          KIBLE SAATİ VE DÜNYA KIBLE GÜNÜ NEDİR?
                          Kıble saati kısaca; güneşe bakılarak kıblenin tesbit edilebildiği saattir.
                          Güneşin, bulunduğumuz yerin kıble zaviyesine (açı­sına) denk geldiği dakikada güneşe dönen kimse kıble­ye dönmüş olur. Namaz vakitleri gibi günlük olarak de­ğişir. Kıble tesbitinde en sıhhatli yoldur.
                          Dünya kıble günleri ise, aynı kıble saatinin bütün dünyâ için geçerli olduğu hususî günlerdir.
                          Senede iki defa, 28 Mayıs (Türkiye saati ile) 12.18'de ve 16 Temmuz saat 12.27de güneş tam Kâ'be-i Muazzama üzerinde bulunur. Bu iki vakitte, dünyânın o anda gündüz olan yerlerinden herhangi birinde güne­şe dönen kimse, aynı zamanda Kâ'be-i Muazzama'ya yani KIBLE'ye dönmüş olur. Böylece bir yerin kıble yönü kolayca ve isabetli olarak tâyin edilebilir.
                          Bu sebeple, 28 Mayıs ve 16 Temmuz târihleri, Dün­ya Kıble Günü olarak kararlaştırılmıştır.

                          FIKRA

                          Temel'e sordular: "Ünlü olduğunuzu ne zaman anladınız?" Temel düşündü ve yanıtladı: "Bir gece eve geldim. Anahtarı bir türlü bulamadım. Çok sıkışmıştım. Evin duvarına döndüğümde, yoldan geçen biri ‘Utanmıyor musun Temel'in duvarına işemeye’ diye bağırdı."

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Hayat bir öyküye benzer, önemli olan yanı eserin uzun olması değil, iyi olmasıdır. Seneca

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · BALIK FİLETO
                          · TARHANA ÇORBA
                          · M.SALATA
                          · HELVA

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: ÜSTÜNER: (Tür.) Er. - Üsten - er.
                          Kız: SEYYARE: (Ar.) Ka. - Güneşin çevresinde belli bir eğri çizerek dolaşan yıldız, gezegen.

                          MANİ

                          Damda kırat harlıyor
                          Kapılan parlıyor
                          Aşmış yengem geliyor
                          Beyaz mendil sallıyor



                          BİLMECE
                          Temel kukuletasını çıkarmış, tepesi yokmuş.Neden?
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: Hamamböceği.

                          Comment


                          • 28 Mayıs 2010

                            Bugün 28 Mayıs 2010 14 C.Ahir 1431 Mayıs: 15 Hızır 23 Sayıştay'ın Kuruluşu (1862)-Türklerin Rumeliye geçişi (1348)-Dünya Kıble Günü-Koyun kırkma zamanı-Sam yelinin esmesi

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Hz. Peygamber, çocuklara ve aile bireylerine karşı, insanların en merhametlisiydi. (İbn-i Asakir).



                            ALLAH KORKUSU
                            Hazret-i Ömer (r.a.), bir kişinin evine uğradı. O kim­senin "Şüphe yok, Rabb'inin âzâbı elbet vâki olacaktır. Ona mâni olacak hiçbir şey yoktur." (Tûr-7-8) mealin­deki âyetleri okuduğunu işitince baygın olarak bineğin­den yere düştü. Onu evine taşıdılar. Bu düşmenin acı­sından uzun müddet evde hasta olarak kaldı. Öyle ki insanlar ziyaretine geliyorlardı.

                            SÜLEYMAN PAŞA'NIN RUMELİ'YE GEÇİŞİ
                            Osmanlı Târihinin kaynaklarından Oruç Bey tarihinde Türk ve dünyâ târihinin mühim merhalelerinden biri olan Osmanlıların Rumeli'ye geçişini şöyle yazar:
                            Sultan Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa bir gün gezmeye çıkmıştı. Deniz kıyısından Çimpe kalesi tarafını seyre dalmıştı. Yanında Ece Bey ve Fâzıl Bey isminde iki bahadır gazi yiğit vardı. Süleyman Paşa'ya: "Ey Han! Ne düşünürsünüz, hayran kaldığınız şey neydi?" dediler.
                            Süleyman Paşa: "Fikrim budur ki, kimse duymadan bu denizi öte geçmek isterim..." Ece Bey ye Fâzıl Bey: "Eğer sultânım buyurursa biz ikimiz geçelim" dediler. Sonra Ece Bey ve Fâzıl Bey sal yaptılar. Bu sala binip gece­leyin Çimpe kalesi tarafına çıktılar. Oradan birini yaka­ladılar. Sala binip Süleyman Paşa'ya getirdiler. Süley­man Paşa bu adama hediyeler verip değerli elbiseler giydirdi ve dedi ki: "Sizin hisara kimse duymadan girebi­lecek bir yer var mı?" Adam: "Sultanım! Ben sizi bir yer­den ileteyim ki kimse duymadan hisara girersiniz." dedi.
                            Hemen birkaç sal yaptılar. Süleyman Paşa, 70-80 bahadırla sala binip geceleyin Rumeli yakasına geçtiler. Doğru Çimpe kalesine geldiler. Kalenin içinde kimse yoktu. Harman vaktiydi, bağ zamanıydı. Kale boştu. Bir kolay yerden kalenin içine girdiler ye kaleyi aldılar. Ama halkını asla rencide edip incitmediler, hattâ ikramlar ye ihsanlar ettiler. Mallarına el uzatmadılar. Ancak içlerin­den birkaç ileri gelenlerini tutup karşıda duran askere gönderdiler. Ve sonra Çimpe kalesinin gemileri ile Ana­dolu yakasındaki askeri Rumeli'ye geçirdiler. Ve Ru­meli'nin içlerine doğru fetihler başladı.

                            FIKRA
                            Temel duş almaya girer, şampuanı saçına boşaltıp ovalamaya başlar. Sırtını keselemeye gelen annesi sorar: “Oğlum kafanı ıslatmayacak mısın?” Temel; “Yok anne, bu şampuan kuru saçlar içinmiş!..”

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Hatayı açıkça görmek insanı harekete geçirir. İnsan ancak düştüğünü fark ederse ayağa kalkabilir. Alex Carrel

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · ISPANAK BEŞAMEL
                            · EZO ÇORBA
                            · YOĞURT
                            · BÖREK

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: ÜVEYS: (Ar.) Er. - İsteyen, arzu eden.
                            Kız: SEYYİDE: (Ar.) Ka. - Muhterem (kadın).

                            MANİ

                            Tütün içtim lüleden
                            Benim yârim Günye'den
                            Biricik biricik baş olmaz
                            Hoş geldiniz cümleden



                            BİLMECE
                            Servis yapıldığı halde yenmeyen şey nedir?
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: Tepesi atmış.

                            Comment


                            • 29 Mayıs 2010

                              Bugün 29 Mayıs 2010 15 C.Ahir 1431 Mayıs: 16 Hızır 24 İstanbul'un Fethi (1453)-Suıltan III.Selim'in tahttan indirilmesi, Dördücü Mustafa'nın Cülusu (1807)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Resulullah ile beraberdik. Yer – gök tüm vadiyi tekbir seslerimizle inletip bağıra bağıra dua ediyorduk. Resulüllah bize yaklaştı ve şöyle dedi: Ey insanlar! Siz yanınızda olmayan uzaktaki birine veya sağır bir varlığına seslenmiyosunuz. Hemen yanı başınızdaki sizi işitene (size sizden yakın olana) yalvarıp yakarıyorsunuz. (Duada bu şiddet ve gürültüye gerek yok). (Hilye).



                              İSTANBUL'UN FETİH KARARI

                              Fâtih Sultan Mehmed Han, Bizans meselesi halledilme­den Osmanlı'ya rahat yüzü olmadığını biliyordu. Bizans'ın üzerine gidilmesi hususunu son olarak Edirne'de iken topladığı dîvanda devlet erkânına açtı. Konuşmasında:
                              "Dünyâ devleti ebedî değildir, fânî cihanda hiç kimse de ölümsüz değildir. İnsanın dünyâda nefesleri sayılıdır ve ölümsüzlük kapısı kapalıdır. Yaratılıştan gaye, kişinin Allâhü Teâlâ'yı bir bilip, imkân bulduğu nisbette ecelden mühlet buldukça onun dergâhına yaklaşmaya çalışmak­tır. İnsanı Cenâb-ı Allah'a yaklaştıran amellerin en fazilet­lisini bize ashâb-ı güzînden Ebu Saîd el-Hudrî Hazretleri Peygamber Efendimiz'den naklettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle bildiriyor: "Peygamberimiz'e bir kişi gelip 'İnsanla­rın en fazîletlisi kimdir?' deyince, Kâinatın Efendisi, 'İn­sanların en fazîletlisi, canı ve malı ile Allah yolunda gaza eden mü'mindir.' buyurdular.
                              Şu fânî âlemde Ashâb-ı Kiram, ömürlerinin sonuna kadar küfür ve dalâlete karşı cihâd ye gazayı fırsat bildi ve bir anı bile boşa geçirmediler. Ömürlerinde gazâsız geçen bir sene yoktu. Hatta küffâr ile aralarında gazasız bir ay geçirmediler. Ben de dilerim ki, 'Uyun sizden bir ecir istemeyen o zâtlara ki onlar hidâyete ermişlerdir.' (Yasin sûresi, âyet 21) mealindeki âyet-i celîlesine bağ­lanarak ruhum bedenden ayrılıncaya kadar gücümü 'İ'lâ-yı Kelimetullah ve ihyâ-yı sünnet-i Resûlullâh'a (Allah'ın yüce ismini yaymak ve Resûl'ün sünnetini ihya etmeğe) sarf edeyim ki, dünyâda iyi bir hâtıra, âhirette de ecr-i cezîl (bol sevâb) meydâna gelsin.
                              Sözün kısası, Kostantiniyye'ye sefer açmaya niyet etmiş ve himmetimi bu noktaya çevirmiş bulunuyorum. Baharda hareket etmeyi düşünüyorum. Icâb eden ted­birin alınmasını, hazırlıklara girişilmesini münâsip görü­yorum. Bu sefer (İstanbul'un fethi kararı) benim için şu anda birinci derecede halledilmesi îcap eden bir iştir. Bu tamamlanmadıkça ikinci mühim bir işe girişecek deği­lim." diyerek kafi kararını bildirmişlerdi.

                              FIKRA

                              İdris hocalıktan da anlar, ara sıra camilerde vaaz bile verir. Bir gün vaaz sırasında sorarlar:
                              - Hocam, sigara haram mı, helal mi?
                              - Haram ise yakayruz, helal ise içeyruz da!..

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Halkı bir tek insan, bir tek insanı bütün halk gibi gör. Montaigne

                              YEMEK MENÜSÜ

                              · BİBER DOLMA
                              · DÜĞÜN ÇORBA
                              · YOĞURT
                              · PATLICANLI BÖREK

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM

                              Erkek: ÜZER: (Tür.) Er. 1. Üst. 2. Kaymak. 3. Faiz. - Can sıkıcı, üzücü.
                              Kız: SEZAL: (Tür.) Er. - Sezgili.

                              MANİ

                              Irmak coştu kül oldu
                              Yârim sana ne oldu
                              Olan oldu a gülüm
                              Madenkeş sebep oldu



                              BİLMECE

                              Mantarlar niçin şemsiye şeklindedir?
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: Tenis topu

                              Comment


                              • 30 Mayıs 2010

                                Bugün 30 Mayıs 2010 16 C.Ahir 1431 Mayıs: 17 Hızır 25 Osmanlıların Fransa ile Bir İmtiyaz (Kapitülasyon) Antlaşması Yapmaları (1740)-Hızır Bey'in İstanbul'da kadı ve reis oluşu (1453)-Kabak Meltemi-Sultan Abdülaziz Han'ın hal'i (1876)-Sultan Alaeddin Keykubad'ın vefatı (1236)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Güvenilir olmak, zenginliktir.(Camiüssagir). Güvenilir olmak, rızkı kendine çeker. Kazanç yollarını açar. Hıyanet ise,fakirliğe neden olur. (Deylemi).



                                HZ. ALLAH'A (C.C.) İNSANLARIN EN SEVGİLİSİ
                                Resûlullâh'a (s.a.v.) bir adam geldi ve: "Yâ Resûlal­lah! İnsanların hangisi Allah'a daha sevimlidir?" diye sordu. Resûlullâh (s.a.v.):
                                "İnsanların Allah'a en sevimlisi, insanlara en faydalı olanıdır. Amellerin Allah'a en sevimlisi, bir sıkıntısını gidermek, bir borcunu ödemek veya karnını doyurmak suretiyle bir Müslümanı sevindirmendir.
                                Bir kardeşimin ihtiyâcı için yürümem, bana Medîne mescidinde bir ay itikâfa girmemden daha sevimlidir.
                                Kim istediği takdirde (gücü yettiği hâlde) gerçekleş­tirebileceği bir öfkesini yenerse, Allah kıyamet gününde onun kalbini rızâsı ile doldurur.
                                Kim, (din) kardeşinin ihtiyâcını giderinceye kadar yü­rürse, Allah ayakların kaydığı günde onun ayağını sabit kılar." buyurdu.

                                SİGARANIN BAZI ZARARLARI
                                Akciğer kanseri ve akciğer hastalığına bağlı ölümlerin çoğunun sebebi sigaradır.
                                Sigara içmek, aynı zamanda diğer hastalıklar ve gırt­lak, ağız boşluğu, yemek borusu, mesane, böbrek, pankreas, mide ve rahim kanseri gibi kanserlerin se­beplerindendir.
                                Sigara içmek kalp krizine de yol açabilir.
                                Tütünde, dolaşım sistemine zarar veren birçok farklı kimyevî maddeler bulunmaktadır.
                                Tütün dumanındaki karbonmonoksit solunduğunda, oksijenin yerini alarak alyuvarlara bağlanır. Böylece kalp için gerekli olan oksijen miktarını azaltır.
                                Ayrıca karbonmonoksitin kalp kasları, kan damarları ve hattâ kanın pıhtılaşması üzerinde menfî tesirleri vardır.

                                FIKRA

                                Ev halkı uyuz olmuş. Herkes sıkıntı içinde kaşınırken babası Dursun’a “Git...” demiş, “... eczaneden uyuz ilacı al. Ama sakın eve aldığını söyleme, herkese rezil oluruz... Hediyeliktir dersin!..”

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Halk bir kimseden nefret ettiği zaman, bunu incelemek gerekir. Halk bir kimseyi seviyorsa, yine bunu da incelemek gerekir. Konfüçyüs

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · KABAK DOLMA
                                · EZO ÇORBA
                                · YOĞURT
                                · BÖREK

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: VAFİD: (Ar.) Er. - Elçi, temsilci, rasul.
                                Kız: SEZAN: (Tür.) Ka. - Sezgili.

                                MANİ

                                Dağda tavşan oynuyor
                                Yelesini yağlıyor
                                Ötmüş yârim dizime
                                Garip garip aylıyor



                                BİLMECE
                                Bir kamyonu bir eliyle kim durdurabilir.
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: Yağmurlu yerlerde yetiştikleri için.

                                Comment

                                Working...
                                X