fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 30 Temmuz 2010

    Bugün 30 Temmuz 2010 18 Şaban 1431 Temmuz: 17 Hızır 86 Lehistan'ın Osmanlı'ya Katılması (1577)-Bismark'ın ölümü (1898)-Kızılerik fırtınası

    HADİS-İ ŞERİF

    Cuma namazına üç grup insan katılır: Kişi var, namaza katılır, boş konuşma yapar. Bunun namazdan hissesi o konuşmasıdır. Kişi var namaza gelir dua eder. Bu kimse Allah'a duada bulunmuştur. Hz. Allah dilerse onun istediğini hemen verir, dilerse vermez. Kişi vardır, namaza gelir sadece dinler ve sükut eder, müminlerin arasından yararak geçmez kimseye eza vermez. Onun bu namazı, daha önce geçen cumaya ve fazladan da üç güne kadar (günahlarına) kefarettir. (Bu hal Yüce Hz. Allah'ın şu sözüne binaendir: 'Kim bir hayır yaparsa bu kendisinden on misliyle kabul edilir.'). Ravi: Ebu Davud, Salat 235



    BİR MUAŞERET ÂDABI
    Bir şey alırken sağ el ile alınır, sağ el ile yenilir, içilir ve musâfaha yapılır, abdest azalarını yıkamaya başlar­ken sağdan başlanır, ayakkabı ve elbise giyerken sağ taraf ile başlanır, cami ve mescidlere, evlere, odalara sağ ayak ile girilir.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veri­niz. Çünkü şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir ve sol eliyle alır." buyurmuştur.
    Kirli ve pis şeyler sol elle tutulur. Kiri temizlemek, bur­nu temizlemek, sümkürmek, istincâ yapmak veya bir necaseti (pisliği) yıkamak için sol el kullanılır. Ancak sol elin kesik olması veya bir hastalık gibi mazeretten dola­yı bunlar sağ elle yapılabilir.
    Bir kimseye kitap veya herhangi bir şey sağ elle verilir.
    Makam ve fazilet bakımından kendisinden üstün biriy­le yürürken, o kimseyi sağına alarak solundan yürünür.

    İMÂM ÂHMED BİN HANBEL'DEN HİKMETLER
    • Yalan söylemek emniyeti yok eder.
    • Kibirli adamda akıl yoktur.
    • Üstünlük; fazilet, ilim ve irfan iledir. Sende olmayan meziyyetler ile seni medhedenin sende bulunmayan kötülük ile seni kötüleyeceğine emin ol.
    • İlim öyle yüce bir rütbedir ki azli yoktur.
    • Günahlar manevî hastalıklara sebep olduğu gibi te­mizliğe riayet, dikkat etmemek de maddi hastalıklara se­bep olur.
    • Kusursuz arkadaş arayanlar arkadaşsız kalırlar.
    • Senden bir şey istediği vakit vermediğin için sana kızgınlık gösteren, sâdık dost değildir.
    • Her şey için kerem vardır, kalbin keremi Rabb'inden razı olmaktır.
    • Bir kimsenin sâdık dostunun ölümü kendisi için zillettir.

    FIKRA

    Temel 90 yaşına gelmiş. Ölümden çok korkuyormuş. Bir gün yolda giderken Azrail’le karşılasmış. Temel, “Herhalde benim canımı almaya geldi.” diye düşünmüş. Sonra da içinden “Belki de çocuk taklidi yaparsam, çocuk olduğumu zanneder ve uzaklaşır.” diye geçirmiş. Başlamış “Ingaaaa, ıngaaaaa...“ diye bağırmaya. Azrail, yanına gelmiş ve Temel’in kulağına fısıldamış, “Addaa!..”

    GÜNÜN SÖZÜ

    Kendine hakim olan başkalarına da hakim olur. Konfüçyüs

    YEMEK MENÜSÜ
    · KIYMALI PİDE
    · DOMATES ÇORBA
    · ÇOBAN SALATA
    · AYRAN

    ÇOCUĞUNUZA İSİM
    Erkek: SİRACEDDİN: (Ar.) Er. – Dinin kandili, dinin verdiği aydınlık, ışık, ışıklandıran, aydınlatan. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
    Kız: SİNEM: (f.t.i.) Ka. - Gönlüm, yüreğim, çok sevdiğim.

    MANİ

    Almışız kızınızı
    Fındık çubuğu gibi
    Bir daha verin bize
    Eğleyin gönlümüzi



    BİLMECE
    Ateş olmayan yerde ne olmaz?
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap: (Gökkuşağı)

    Comment


    • 31 Temmuz 2010

      Bugün 31 Temmuz 2010 19 Şaban 1431 Temmuz: 18 Hızır 87 İmam-ı Ahmed b. Hanbel'in Vefatı (M.855)-Cerbe Kalesi'nin fethi (1560)

      HADİS-İ ŞERİF

      Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşı sebebiyle ikramda bulunursa, Allah yaşlılığında ona ikram edecek kimseleri mutlaka takdir eder. Ravi: Tirmizi, Birr 75, (2023)



      İMÂM AHMED BİN HANBEL (R.H.)
      Amelde dört hak mezhepten Hanbelî mezhebinin imamıdır. Büyük bir müfessir, yüksek bir muhaddistir. H. 164 (M. 780/781) tarihinde doğmuş, H. 241 (M. 855 / 856) senesinde Bağdat'ta vefat etmiştir.
      "Rütbelerin en üstünü ilim rütbesidir." Hadîs-i şerifinin tâm misâli olan Hz. İmam, güzel ahlâk ve âdabın en güzel numunesi idi. Ahlâkının faziletine dâir çok kitaplar yazılmıştır. Ahlâkı güzel idi ve ahlâkı güzel olanları) severdi. '
      Doğruluktan asla ayrılmaz, bütün dünyâyı verseler ya­lan söylemez, zerre kadar kul hakkına tecâvüz etmezdi.
      Nerede fakir ve hasta bir adam işitmiş olsa derhal ziyaretine giderdi.
      Hilâl bin el-Alâ diyor ki: İmâm Ahmed bin Hanbel'in çeşitli ilimlerde harikulade vukufu vardı. Elli sene kadar sohbetiyle müşerref oldum. Övünerek söz söylediğini işitmedim. Hatta bir gün "Yâ imam, ahmak kimdir?" diye sordular "Kendini medhedendir." buyurdu.
      İlim tahsiline rağbetleri çok olduğundan malûmatını artırmak veya bir meseleyi incelemek üzere Basra, Kü­fe, Şam, Yemen taraflarına gitmişler ve Mekke-i Müker-reme ve Medîne-i Münevvere'yi ziyaret etmişlerdi.
      İlim tahsili uğrunda her türlü meşakkati, zorluğu göze alırlardı. Bir kitabı istinsah etmek (yazmak) ve bir mese­leyi halletmek için uzak mesafelere gittikleri çok olmuştur.
      Çok, zekî idi. Bir meseleyi ezberlemiş olsa bir daha unutmazdı.
      El-Müsned isimli eserinde otuz bin kadar hadîs-i şerîf vardır. En küçük bidat sahibinden ve Hz. Muâ-viye'yi (r.a.) kötüleyenden hadîs rivayet etmezdi.
      Vefatında cenazesi çok büyük bir kalabalık tarafından kaldırıldı. İzdihamdan üç gün cenaze namazı kılındı. Bağdad'da defnolunmuştur. Rahmetullâhi aleyh.

      FIKRA

      Temel, bir binanın önünde durmuş, arkadaşları da çatıya çıkmış. Temel aşağıdan arkadaşlarına, “Ula sen iki kolunu da yana aç, öyle atla!” demiş. Birincisi atlamış. İkinciye,”Sen sadece sağ kolunu yana aç, öyle atla!” demiş. İkinci de atlamış. Üçüncüye, “Sen iki kolunu yanına yapıştır, öyle atla!” demiş. O da atlamış. Yoldan geçen bir adamın dikkatini çekmiş, sormuş, “Kardeşim siz ne yapıyorsunuz?” demiş. Temel cevap vermiş, ”Tetris oynayruz!..”

      GÜNÜN SÖZÜ

      Kendi kendinin mutluluğuna engel olmak yolunda insan fevkalade beceriklidir. Andre Gide

      YEMEK MENÜSÜ
      · EV MANTI
      · MELEMEN
      · YOĞURT
      · MEYVE

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: SİRAC: (Fars.) Er. 1. Işık meşale, kandil, çerağ. 2. Nur saçan anlamında Rasulullah için kullanılmıştır.
      Kız: SİPAR: (Fars.) Ka. 1. Feda eden, veren. 2. Suya kanmış. 3. Taze, körpe.

      MANİ

      Ayran yapar yayıklar
      Kızlar fındık ayıklar
      Harmanın kenarında
      Titrer ince bıyıklar



      BİLMECE
      Hangi yolda trafik kazası olmaz?
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: İtfaiye

      Comment


      • 1 Ağustos 2010

        Bugün 1 Ağustos 2010 20 Şaban 1431 Temmuz: 19 Hızır 88 Kıbrıs Adası'nın Fethi (1571) - Osman Bey'in Vefatı (M.1326)-Eyyam-ı bahur (en sıcak günler) başladı (7 Gün)-Adli Tatilin başlaması

        HADİS-İ ŞERİF

        İnsanoğlunun herbiri hatakardır. Ancak hatakarların en hayırlısı tevbekar olanlarıdır. Ravi: Tirmizi, Kıyamet 50; b. Mace, Zühd 30



        İSLÂM'IN BEŞ ESÂSI
        Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde buyurdular ki: "İslâm dîni beş temel üzerine kurul­muştur: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muham-med Mustafâ'nın (sav.) Allah'ın kulu ve peygam­beri olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak."
        Bu esâslardan herhangi birini inkâr eden bir şahıs Müslümanlık şerefinden mahrum olur, dinden çıkar.
        Bir kimsenin Müslüman olduğuna hükmedilebilmesi için, evvelâ Allâhü Teâlâ'nın varlığına ve Hz. Muham-med Mustafâ'nın (s.a.v.) Allah'ın kulu ve peygamberi olduğuna kalbi ile îmân edip. bunu, lisânı (dili) ile ikrar etmesi lâzımdır. Bu şehâdet İslâmiyet'in ilk ve en büyük şartıdır.
        îmân, kalbe âit bir hâl olduğundan, dil ile şehâdet edip itirafta bulunmayanın dünyâda Müslümanlığına hükme­dilmez.
        Namaz, zekât, hac, oruç da İslâmiyet'in birer şartıdır. Bunların farz olduğuna kalb ile îmân etmek ve şartları bulundukça yerine getirmek lâzımdır.
        Bunların farz olduğunu inkâr eden bir şahıs, Müslü­man olamaz.
        Bunları tasdîk etmekle beraber îfâ etmeyen, yapma­yan bir şahıs da, kâmil bir Müslüman sayılamaz, son nefeste îmânını zayi etmesinden korkulur, azaba müs­tahak (lâyık) olur.
        Bunların farz olduğuna kalb ile îmân ederek, bunları yerine getiren, işleyen bir zât ise, kâmil bir Müslü-mandır.
        Bunları dil ile kabul ve itiraf ettiği hâlde, kalb ile inkâr eden bir şahıs ise, zahirde Müslüman görülürse de hakikatte münafıktır, en feci bir küfür ve dalâlet içindedir.

        FIKRA

        Fabrikalarını bir yangında yitiren Temel, sigortadan aldığı parayla gemi yolculuğuna çıkar. Güvertede güneşlenirken yanındaki Amerikalı’yla söyleşiye girer, olayı anlatır. Amerikalı’nın da fabrikalarını bir kasırga sırasında kaybettiğini ve sigorta parasıyla yolculuğa çıktığını öğrenince; ”Ya’u kasırgayı nasıl çıkardın?..”

        GÜNÜN SÖZÜ

        Türkler öldürülebilir, fakat yenilgiye uğratılamazlar. Napeleon

        YEMEK MENÜSÜ
        · PİLİÇ HAŞLAMA
        · PİLAV
        · MEVSİM SALATA
        · KAZANDİBİ

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: SÖKMENSU: (Tür.) Er. - Yiğit asker, yiğit subay.
        Kız: SİREN: (Tür.) Ka. - Mitolojide geçen, denizde kayalar üzerinde gemicilere şarkılar söyleyen, belden aşağısı balık biçiminde kadın, deniz kızı.

        MANİ
        Kara kara kazanlar
        Kara yazı yazanlar
        Cennet yüzü görmesin
        Aramızı bozanlar



        BİLMECE
        Yankesiciler neden modayı takip ederler? Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: Samanyolu'nda

        Comment


        • 2 Ağustos 2010

          Bugün 2 Ağustos 2010 21 Şaban 1431 Temmuz: 20 Hızır 89 Umumi Seferberlik İlanı (1914) - Irak'ın Kuveyt'i İşgali (1990)

          HADİS-İ ŞERİF

          Ey iman edenler Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın. Doğrusu Allah, aşırı gidenleri sevmez. Allah'ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah'dan sakının. Ravi: Tirmizi



          ŞEYH EBÛ ALİ FÂRMEDÎ (K.S.)
          Silsile-i Sâdât'ın yedinci halkası olan Ebû Ali Fârmedî (k.s.) Tûs şehrinin kasabalarından Fârmez'dendir. Asıl adı FazI bin Muhammed'dir. H. 407 (M. 1016) yılında doğdu.
          Gençlik yıllarında Nişâbur'a gelip Ebû Saîd Ebu'l-Hayr'ın ilim halkasına katıldı ve onun zikir ve ders halka­sından hiç ayrılmadı. Ebû Sâîd'in Nişâbur'dan ayrılmasın­dan sonra Ebu'l-Kâsım el-Kuşeyrî'nin derslerine katıldı.
          Bir gün hocası İmam Kuşeyrî hamama girmişti. Ebû Ali Farmedî, üstazı istemeden onun ihtiyaç duyduğu bir kova sıcak suyu hamamın kapısına bıraktı. İmam ha­mamdan çıkıp namaz kıldıktan sonra, 'Suyu kim getir­di?' diye sordu. Ebû Ali Farmedî, acaba edebe aykırı bir şey mi yaptım düşüncesiyle sükût etti. Şeyhi üç defa sorunca, 'Ben getirdim, efendim' diye cevap verdi. Şeyhi "Ey Ebû Ali, sen Ebû'l-Kâsım'ın yetmiş senede elde edemediğini bir kova su ile buldun." buyurdu.
          Bir müddet daha hizmetinde kaldıktan sonra Tûs şeh­rine gidip Ebu'l-Kâsım Gürgânî'ye intisâb etti. Daha sonra da Ebu'l-Hasan Harakânî'ye intisâb etti.
          Selçuklu veziri Nizâmülmülk, huzuruna Kuşeyrî ve Cüveynî gibi âlimler geldikleri zaman hürmetle ayağa kal­kar, onlara yer gösterirdi. Fakat Ebû Ali Fârmedî (k.s.) geldiği zaman hürmetle ayağa kalkıp karşıladığı gibi onu kendi makamına oturtur, kendisi de önünde otururdu. 'Ne­den böyle yapıyorsun?' diye sorulunca şöyle cevap verir: 'Âlimler huzuruma gelince bana, sen şöyle iyisin, böyle iyisin diyerek bende olmayan şeylerle beni övüyorlar. On­ların bu sözleri nefsimin hoşuna gidiyor. Fakat İmam Far­medî (k.s.) ise, bana nefsimin ayıplarını söylüyor, böyiece nefsim kırılıyor, yaptığım birçok hatâdan vazgeçiyorum.'
          Ebû Ali Farmedî Hazretleri, İmâm-ı.Gazâlî'nin hem fıkıhta hem de tasavvufta üstâzıydı. İrşâd emânetini, Yûsuf Hemedânî'ye (k.s.) teslim etti. H. 477 (M. 1084) yılının Rebîulevvel ayında âhirete irtihâl buyurdular. (Kuddise sirruh.)

          FIKRA

          Marketin birine bir turist gelmiş bir şeyler almış, sonra dolar uzatmış kasadaki adama. Adam para sahte mi değil mi diye kuşkuya düşmüş. Paranın orasına burasına bakmış. Evirmiş çevirmiş anlayamamış sahte olup olmadığını. Bakmış böyle olmayacak parayı sırada bekleyen Temel'e uzatmış, “Bir de sen bak hele...” demiş. Temel paranın bir altına bir üstüne bakmış, sonra masanın üstüne atmış ve “Bu para sahte!” demiş. Herkes şaşırmış, “Nasıl anladın bu kadar çabuk?” demişler. Temel: “Bunun üstünde Atatürk resmi yok!..” demiş.

          GÜNÜN SÖZÜ

          Türkler her şeyini feda eder, ama istiklalini asla. Lloyd George

          YEMEK MENÜSÜ
          · ETLİ YAZ TÜRLÜSÜ
          · BULGUR PİLAVI
          · YOĞURT
          · MEYVE

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: SÖKMENER: (Tür.) Er. - Yiğit kimse.
          Kız: SİRFİRAZ: (Fars.) Ka. - Başını yukarı kaldıran yükselten, benzerlerinden üstün olan. Aslı Serfıraz'dır.

          MANİ

          Maniciyim manici
          Ak gerdan altın inci
          Eğer annem verirse
          Varıcıyım varıcı



          BİLMECE
          Hiç kar yağmayan hava hangisidir?
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: Ceplerin yerini öğrenmek için!

          Comment


          • 3 Ağustos 2010

            Bugün 3 Ağustos 2010 22 Şaban 1431 Temmuz: 21 Hızır 90 Büyük Hadis Alimi Hakim'in Vefatı (1014)-Estergon Kalesi'nin fethi (1545)

            HADİS-İ ŞERİF

            Resulullah (sav)'ın yanında iki kişi hapşırdı. Efendimiz, bunlardan birine teşmitte bulundu (yani "yerhamukallah" dedi), diğerine teşmitte bulunmadı. Niye böyle davrandığı sorulunca: "Şu, Allah Teala'ya hamdetti, öbürü Allah Teala'ya hamdetmedi." cevabını verdi." Ravi: Buhari, Edeb 127; Müslim, Zühd 53, (2991); Ebu Davud, Edeb 102, (5039); Tirmizi, Edeb 4, (2743)



            "DÜNYÂ, İKİ KAPILI BİR EV.."
            Nuh aleyhisselâm, vefatı yaklaştığı sırada oğulları Sâm, Ham ve Yâfes ile bunların oğullarına bâzı tavsiye­lerde bulundu. Onlara, Allâhü Teâlâ'ya ibâdete devam etmelerini emretti.
            Ayrıca, oğlu Sâm'a: "Ey oğulcağızım! Kalbinde zerre kadar şirk olduğu halde kabre girme.
            Ey oğulcağızım! Kalbinde zerre kadar kibir bulunduğu halde kabre girme. Çünkü büyüklük ve kibriyâ, Allâhü Teâlâ'nın sıfatıdır. Bu sıfata bürünmek isteyen kimseye, Allah gazab eder.
            Ey oğulcağızım! Kalbinde zerre ağırlığınca rahmetten ümid kesmiş olarak kabre girme. Çünkü dalâlette, olan­dan başkası, Allah'ın rahmetinden ümid kesmez.
            Ben, sana vasiyetimi söylüyorum: Sana, iki şeyi emir ve seni, iki şeyden de men ediyorum:
            Sana (Lâ ilahe illallah) Kelime-i Tevhidini, emrediyo­rum. Çünkü yedi kat göklerle yedi kat yerler, bir terazi kefesine ve "Lâ ilahe illallah" kelimesi de diğer bir kefe­ye konulsa bu onlardan ağır gelir.
            Seni şirkten ve kibirden nehyediyorum. Kalbinde, şirk­ten ve kibirden hiçbir şey bulundurma! Nuh aleyhisselâma, vefatı yaklaştığı sıralarda: "Ey insanların en uzun ömürlüsü! Dünyâyı nasıl bul­dun?" diye sorulmuştu. Nuh aleyhisselâm: "Onu, iki ka­pılı bir ev gibi buldum. Bir kapısından girdim, diğer kapı­sından çıktım." buyurmuştur.
            Peygamberlerden, ümmeti helak olanlar, Mekke-i Mü-kerreme'ye gelir, orada Allah'a ibâdet ederler, kendisi ve yanında bulunanlar vefatlarına kadar orada kalırlardı. Nitekim Nûh, Hûd, Salih ve Şuayb Aleyhisselâmlar da, Mekke'de vefat etmişlerdir. Bunların kabirleri, Zemzem ile Hacerü'l-esved arasındadır. Burada yetmiş Peygam­ber, diğer rivayete göre de doksan dokuz peygamberin kabri bulunmaktadır. (Aleyhimüsselâm.)

            FIKRA

            Otelci Temel'in kapısını bir gece bir İspanyol asilzedesi çalmış:
            - Odanız var mı?
            - Kimsunuz?
            - Jose de Santana de Monte Cristo de Santa Cruzo.
            - Haa... Pu katar uşağu alacak yerum yok!..

            GÜNÜN SÖZÜ

            Tüm uzmanların aynı görüşte olmaları, hepsinin yanılmaları anlamına da gelebilir. B.Russel

            YEMEK MENÜSÜ
            · Z.Y.BARBUNYA PİLAKİ
            · PİLAV
            · YOĞURT
            · KADAYIF

            ÇOCUĞUNUZA İSİM
            Erkek: SOYURGAL: (Tür.) Er. - İhsan, bağış, hediye, armağan.
            Kız: SİTÂRE: (Fars.) Ka. - Yıldız.

            MANİ

            İn dereye saz kopar
            Koparırsan az kopar
            Benim bir sevdiğim var
            Gülerken bana göz kırpar



            BİLMECE
            Çalındığı halde görülmeyen şey nedir?
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap: Oyun havası

            Comment


            • 4 Ağustos 2010

              Bugün 4 Ağustos 2010 23 Şaban 1431 Temmuz: 22 Hızır 91 Enver Paşa'nın Öldürülmesi (1922)-Osmanlı Beylerbeyi Ramazan Paşa'nın Portekizlere karşı Vadi's-Seyl (Fas) zaferi (1578)-İngiltere'nin Almanya'ya harp ilanı (1914)

              HADİS-İ ŞERİF

              Kıyâmet günü, mü'minin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teâla hazretleri, çirkin (düşük söz ve) davranış sahiplerine buğzeder . Ravi: Tirmizi, 2003



              SADAKALARI GİZLİ Mİ, AŞİKÂR MI VERELİM?
              Resûlullâh'a (s.a.v.) "Sadakanın gizlisi mi daha fazîlet-li açıktan verileni mi?" diye sormuşlardı. Cevaben şu mealdeki âyet-i kerîme nazil oldu: "Eğer sadakaları açıktan verirseniz o ne iyi ve eğer onları gizler de fakirlere öyle verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına keffâret olur. Hem Allah her ne yaparsanız haberdardır." (Bakara, 271)
              Sadaka, lügatte sıhhat ve kemâl mânâlarınadır. Çünkü zekât verilmekle mal temizlenip sıhhat ve kemâline N sebep olur. Bir de imanda sadâkat ve kemâle delâlet eder. Her sadakada bu mânâ vardır.
              Açıktan vermenin güzel olduğunu bildiren âyetin birinci kısmı farz olanlar hakkında, gizlemenin daha hayırlı oldu­ğunu bildiren ikinci kısmı da nafileler hakkındadır. Ancak bir insanın zekâtını aşikar vermesi, servetinin tamamını göstermesi demek olacağından bâzı zamanlar ve hele bâzı şahıslar hakkında birtakım kimselerin hasedini ve zâlimlerin hırsını tahrik ederek zarara sebep olabilir. O zaman malını gizlemek daha iyi olacağından zekâtını gizlemesi de daha fazîletlidir.
              Fakat bir mahzur bulunduğu ve meselâ açıktan ve­rildiği zaman lâyık olan mahalline teslim olunamayacak-sa bunu da nafile gibi gizli vermek daha faziletlidir. Çünkü nafilelerde gizli vermek açıkça vermekten yetmiş kat daha faziletlidir. Farzda da açıkça vermek, gizlice ver­mekten yetmiş kat daha faziletlidir.
              Ancak Allâhü Teâlâ açık-gizli her ne yaparsanız, onlardan haberdârdır. Binâenaleyh Allah'a bildirmek için sadakalarınızı dünyâya ilân etmeye kalkışmakta da bir mânâ yoktur. Gizlemek ihlâsa daha uygun olur.

              KUR'ÂN-I KERÎMİN FAZİLETİ
              Bir gün Resûli Ekrem sallallâhü aleyhi vesellem Haz­retlerine ensardan bazıları: "Yâ Resûlallâh! Bu gece Sabit bin Kays'ın hanesi parıldıyordu, etrafı yıldızlar gibi idi, ne buyurursun?" dediler. "Belki Bakara Sûresini oku­muştur." buyurdu. Bunun üzerine Sabit bin Kays'a so­rulduğunda 'Sûre-i Bakara okudum' dedi.

              FIKRA

              MİT ajanı olmaya çalışan Temel’e işkenceye dayanıklılık testinde adını sorarlar. İşkencenin her türü karşısında adını söylemez. Bir odaya kapatıp gözlemeye başlarlar. Temel kafasını duvara vurup vurup; ”Hatırla ulan... Hatırla ulan!..”

              GÜNÜN SÖZÜ

              Terbiyenin sırrı öğrenciye saygı ile başlar. R.W.Emerson

              YEMEK MENÜSÜ
              · BİBER DOLMA
              · MERCİMEK ÇORBA
              · YOĞURT
              · BÖREK

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: SOYUER: (Tür.) Er. - Yiğit soydan gelen.
              Kız: SİTAREGÂN: (Fars.) Ka. - Yıldızlar.

              MANİ

              İn dereye saz kopar
              Koparırsan az kopar
              Benim bir sevdiğim var
              Gülerken bana göz kırpar



              BİLMECE
              Horoz nerede öter?
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: Islık

              Comment


              • 5 Temmuz 2010

                Bugün 5 Ağustos 2010 24 Şaban 1431 Temmuz: 23 Hızır 92 Fransızlar'ın 45 Bin Cezayirli'yi Öldürmesi (1945)-Turgut Reis'in Ponza Zaferi (1552)

                HADİS-İ ŞERİF

                Ka’b İbnu İyâz (radıyAllahu anh) anlatıyor; “Resû»lullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı şöyle derken işittim: “Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır.”Tirmizî, Zühd 26, (2337).Öyle bir zaman gelir ki, kişi sabah mü'min olarak kalkar, akşama kafir olarak ulaşır. Ancak Allah'ın iman ve tevhid ilmiyle kendilerini ihya ettiği kimseler, bu durumun dışındadır. Ravi: Darimi 1.97



                KUR'ÂN-I KERÎM HATMİ
                Allahü Teâlâ tarafından bir mucize olarak Peygamber Efendimiz'e indirilen Kur'ân-ı Kerîm'i başından sonuna kadar okumaya hatim denir. Kur'ân-ı Kerîm'i hatmet­mek sünnettir.
                Cebrail (a.s.) her yıl Ramazan ayında, her gece gelir, Ramazan'ın sonuna kadar Kur'ân-ı Kerîm'i Peygamber Efendimizle (s.a.v.) mukabele eder; yani o okur. Peygam­berimiz dinler, Peygamberimiz okur, Cebrail (a.s.) dinlerdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dünyâdan âhirete. irtihal buyurdukları sene, bu mukabele iki kere yapılmıştı İmâm-ı Âzam (r.h.) "Bir kimse senede iki defa Kur'ân-ı Ke­rîm'i hatmederse hakkını vermiş olur." buyurmuştur.
                Kur'ân-ı Kerîm'i hatmederken, Vedduhâ Sûresi'nin sonunda "Allâhü Ekber! Lâ ilahe illâllâhü vallâhü ekber" diyerek tekbîr getirmeye başlamak ve sonuna kadar her sûrenin sonunda da tekbîri tekrarlamak sünnettir.
                İhlâs Sûresi'ni üç kere okuduktan sonra Felak ve Nas Sûreleri okunur. İhlâs Sûresi Kur'ân-ı Kerîm'in üçte biri­ne denk olduğu için, üç defa okunduğu zaman bir Kur'ân sevabına nail olunur.
                Hatimden sonra hemen diğer hatme başlamak da sün­nettir. Übeyy ibni Ka'b (r.a.) "Peygamberimiz (Kul eûzü bi Rabbinnâs) sûresini okuyunca, Fâtiha'dan başlar ve Bakara sûresinin (Ve ülâike hümü'l-müflihûn) âyetine kadar ilk beş âyetini okuduktan sonra hatim duasını yapardı." demiştir.
                Bir kimse "Yâ Resûlallâh! Hangi amel Allah'a daha sev­gilidir?" diye sormuştu. Peygamberimiz "Konup göçenin ameli!" buyurdu. "Konup göçen ne demektir?" diye sordu. Peygamberimiz "Kur'ân-ı başından sonuna kadar okuyan kimsedir ki, ne zaman sonuna kadar okusa, hemen baş tarafına geçip yeniden okumağa başlar." buyurdu.
                Hatimden sonra duâ etmek de sünnettir. Peygamber Efendimiz "Kuranı hatmeden kimsenin duası kabul olunur." buyurmuştur. Enes b. Mâlik de (r.a.) Kur'ân'ı hat­mettiği zaman ailesini (ve dostlarını) toplar ve duâ ederdi.

                FIKRA

                Fadime, feministler toplantısına katılır. Toplantı arasında kadınlar sohbet ediyorlarmış. Amerikalı bir kadın, “Ben kocama ‘bundan sonra bulaşıkları sen yıkayacaksın’ dedim... Birinci gün bir şey görmedim, ikinci gün birşey görmedim, üçüncü gün kocamın bulaşıkları yıkadığını gördüm!” demiş. Fransız kadın “Ben de kocama ‘bundan sonra çamaşırları sen yıkayacaksın’ dedim... Birinci gün bir şey görmedim, ikinci gün bir şey görmedim, üçüncü gün kocamın çamaşırları yıkadığını gördüm!” demiş. Fadime de “Ben de kocama ‘bundan sonra alışverişi sen yapacaksın’ dedim... Birinci gün görmedim, ikinci gün görmedim, üçüncü gün azıcık azıcık görmeye başladım!..” demiş.

                GÜNÜN SÖZÜ

                Tenkit kolay, sanat güçtür. Destouches

                YEMEK MENÜSÜ
                · SOS.KAR KIZARTMA
                · MAKARNA
                · YOĞURT
                · MEYVE

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: SOYSELÇUK: (Tür.) Er. - Selçuklu soyundan.
                Kız: SİVA: (Ar.) Ka. - Başka, gayrı özge.

                MANİ

                Eştim eşti kum çıktı
                Kumun dibi su çıktı
                Seni dövmeye yârim
                Hangi serseri çıktı



                BİLMECE
                Hangi top zıplamaz?
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: Kendi çöplüğünde

                Comment


                • 6 Ağustos 2010

                  Bugün 6 Ağustos 2010 25 Şaban 1431 Temmuz: 24 Hızır 93 Hiroşima'ya Atom Bombasının Atılması (1945)-Magosa'nın fethi (1571)-Arıların bal yapma zamanı
                  HADİS-İ ŞERİF

                  Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur. Ravi: Tirmizi, Kıyamet 41



                  ŞEYTANI KÜÇÜLTMEK
                  Ashâb-ı Kiram'dan Ebû Azze (r.a.) anlattı: Resûlullâh Efendimizin terkisinde idim. Bindiğimiz devenin ayağı sürçtü. Ben "Kahrolasıca şeytan!.." dedim.
                  Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Şen böyle deme. Zira şeytan bu sözden öyle büyüklenir ki ev kadar olur ve 'Onu kuvvetimle ben yaptım' der. Sen "Bismillah" de. Zira o vakit küçülür, sinek kadar kalır."
                  HURMA
                  Allâhü Teâlâ'nın hem dünyâdaki hem de cennetteki nimetlerinden olan hurma, Kur'ân-ı Kerîm'de; uzun boy­lu, dalları sarkmış, birbiri üstüne istiflenmiş, salkımlı bir ağaç olarak tasvîr edilmiştir.
                  Hurmanın yirmiden fazla âyette ismi geçmektedir.
                  Hurma, en çok Arabistan'da yetişir.
                  Hurma ağacının hem meyvesinden ve hem de ağa­cından istifâde edilir. Hurma, güzel bir rızıktır ve Allah'ın kudretine delâlet eder. Mescid-i Nebevî'nin tavanı hur­ma dallarıyla örtülmüş idi. Hurma dalları yazı malzeme­si olarak da kullanılmıştır.
                  Hurma ağacının, hem ağacının hem de meyvesinin görünüşü güzel, hayrı çok, gölgesi dâimi, meyvesi tatlı ve devamlıdır.
                  Meyvesi yaş ve kuru iken yenebilir, yaprağından ye dallarından istifade edilir, develere yem olarak verilir.
                  Peygamberimiz, hurma ağacının, yaprağının dökül-mediğini ve mümine benzediğini haber vermiştir.
                  Mü'min çok ibâdet ettiği, güzel ahlâklı olduğu, nama­zına, abdestine, Kur'ân-ı Kerîm okumaya, zikrine, sada­ka ve akraba ziyaretine ve diğer ibâdetlere devam ettiği için hurmaya benzetilmiştir.
                  Hurma ağacının tepesi kesildiği zaman, kafası kesi­len insan gibi o da kuruyup ölür.
                  Hz. Âişe validemiz, Peygamber Efendimiz'in hâne-i saadetlerinde (evlerinde) yemek pişirmek için ateş yan-madığı zamanlar olduğunu, hurma ve su ile doyduk­larını haber vermiştir.

                  FIKRA

                  Temel ile İdris uçakla Trabzon’a gidiyorlar. Derken bir gürültü ve peşinden bir anons “Motorlarımızdan biri patladı, Trabzon’a inişimiz 1 saat kadar gecikebilir.” Bir süre sonra bir gürültü ve bir anons daha “Motorlarımızdan ikincisi de patladı. Trabzon’a inişimiz 2 saat kadar gecikebilir.” derken üçüncü ve dördüncü... Dördüncü anonstan sonra Temel İdris’e döner “Bak gör... Bu gidişle Trabzon’a hiç inemeyeceğiz!..”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Tanrım, beni dostlarıma karşı koru, kendimi düşmanlarıma karşı korurum. Voltaire

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · BİBER DOLMA
                  · MER. ÇORBA
                  · YOĞURT
                  · BÖREK

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: SOYSAN: (Tür.) Er. - Tanınmış soy.
                  Kız: SİYADET: (Ar.) Ka. 1. Efendilik, beylik, seyyidlik, sahiplik. 2. Hz. Hasan vasıtasıyla Hz. Peygamber soyundan olma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                  MANİ

                  Yolcu dayı beri bak
                  Kulağına deri tak
                  Berilere bakmazsan
                  Kalkmaz döşeklere yat



                  BİLMECE
                  Hangi karnede sıfır olmaz?
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: Kartopu

                  Comment


                  • Cevap: Takvimde Bugün

                    Çok güzel!!

                    Comment


                    • 7 Ağustos 2010

                      Bugün 7 Ağustos 2010 26 Şaban 1431 Temmuz: 25 Hızır 94 Hava Kuvvetlerinin Kıbrıs Harekatı (1974)-Kıbrıs fatihi Lala Paşa'nın vefatı (1580)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Kim korkarsa akşam karanlığında yol alır. Kim akşam karanlığında yol alırsa hedefine varır. Haberiniz olsun Allah ın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah'ın malı cennettir. Ravi: Tirmizi, Kıyamet 19



                      ZEKÂT
                      Zekât, lügatte bereket, nema, temizlik ve sâf olmak mânâlarına gelir.
                      Senelik mâlî bir ibâdettir ki Cenâb-ı Hakk'ın emrine itaat için, Müslümanların zenginlerinin seneden seneye mallarından kırkta birini; Allâhü Teâlâ'nın tâyîn ettiği sekiz sınıftan birine vermelerinden ibarettir.
                      Âyet-i kerîmede "Sadakalar, ancak fakirlere, miskin­lere, onun üzerine (zekâtın tahsiline) memur olanlara, müellefe-i kulûba, âzad edilecek kölelere^J^öiçlulara, Allah yolunda olanlara, yolda kalmışlara..." (Tevbe-60) buyrularak bu sekiz sınıf bildirilmiştir.
                      Zekât İslâm'ın beş şartından birisidir. Hür, akıllı ve baliğ (ergin) ve nisâb miktarı mala mâlik olan müslümâ-nın zekât vermesi farzdır.
                      Zekâtta nisab: Aslî ihtiyâçlarından ve borçlarından başka, 20 miskal (80,18 gr) altın veya bu değerde nakit para ve ticâret malı; otlayan hayvanlarda ise devede beş, sığırda otuz ve koyunda kırk adettir.
                      Zekâtın edasının farz olması için nisaba kavuştuktan sonra malın üzerinden bir yıl geçmelidir.
                      Aslî ihtiyaçlar: Ev ve ev için lüzumlu eşya, elbiseler, âletler, kitaplar, binek (at veya araba) ve bir aylık -sahih görülen diğer bir kavle göre bir senelik- erzaktır. Borç karşılığı para da aslî ihtiyaçlardandır.
                      Nisâb miktarının sene içinde eksilmesi, zekât verme­ye manî değildir.
                      Nisâb miktarının senenin başında ve sonunda mev­cut olması yeterlidir.
                      Zekât verirken veya vermek üzere ayırırken kalben zekâta niyet edilmesi lâzımdır. Dil ile söylemek lâzım gelmez.
                      Zekât niyeti ile verirken hediye veya borç olarak ver­diğini söylemekte bile bir mahzur yoktur.

                      FIKRA

                      Temel yolda önüne geleni tekmeleyerek yürüyor. Konserve kutuları, taşlar, çürük meyveler... Derken eski bir çaydanlığa çakıyor tekmeyi. Çaydanlığın çevresini bir duman bulutu sarıyor ve bir cin çıkar ve Temel’e;
                      - Dile benden ne dilersen!
                      - Ö... Özür... Özür dilerim!..”

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Şüphe, çoğunlukla faydası olmayan bir ıstıraptır. Samuel Hohnson

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · IZGARA KÖFTE
                      · PİLAV
                      · ÇOBAN SALATA
                      · ÇORBA

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: SONALP: (Tür.) Er. - Sonuncu, son doğan yiğit, erkek çocuk.
                      Kız: SİYASET: (Ar.) 1. Seyislik, at idare etme, at işleriyle uğraşma. 2. Memleket idaresi. 3. Ceza, idam cezası. 4. Politika. Diplomatlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      Yelek örerim yelek
                      Örnek ararım örnek
                      Örnek değil merakım
                      Bir kere yâri görmek



                      BİLMECE
                      Hangi bağda üzüm yetişmez?
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: Sağlık karnesinde

                      Comment


                      • 8 Ağustos 2010

                        Bugün 8 Ağustos 2010 27 Şaban 1431 Temmuz: 26 Hızır 95 Bitlis'in Kurtuluşu (1916) - İran-Irak Savaşında Ateşkes (1988)-Sultan IV.Mehmet Han'ın tahta çıkışı (1648)-Eyyam-ı Bahur (sıcak günler)'un sonu

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Hz. Mu'az İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor. "İki kişi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın huzurunda küfürleştiler. (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinde zuhur eden öfke giderdi: Eûzu billahi mineşşeytanirracim" buyurdular Ravi: Tirmizi, Da'avat 53



                        TERÂVÎH NAMAZI NASIL KILINIR?
                        Terâvîh namazı, Ramazan ayına mahsûs; yirmi rek'at-ten ibaret bir sünnet-i müekkededir. Bu namaza Pey­gamber Efendimiz (s.a.v.) ile dört halîfesi (Hulefâ-yı Râ-şidîn rıdvânullâhi aleyhim) devam etmişlerdir. Terâvîhin cemâatle kılınması da, sünnet-i kifâyedir. Mescidlerde teravih namazı cemâatle kılındığı hâlde, bir özrü olmak­sızın cemâati terk edip bu namazı evinde kılan kimse, fazîleti terk etmiş olur. Bu kimse evinde cemâatle kılsa, cemâat sevabını alırsa da, mesciddeki cemâatin fazîle-tine eremez. Çünkü mescidlerin fazîleti daha fazladır.
                        Terâvîh namazını, her iki rek'atte bir selâm vererek on selâm ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rek'atte bir selâm da verilebilir.
                        Terâvîh namazı, iki rek'atte bir selâm verilince, ak­şam namazının iki rek'at sünneti gibi kılınır. Dört rek'at­te bir selâm verilince, yatsı namazının dört rek'ât sün­neti gibi kılınır. Cemâatle kılındığı zaman, cemâat hem terâvîhe, hem de imâma uymaya niyet eder. İmâm da kıraati aşikâre (sesli) okur.
                        Terâvîh namazında imâmın güzel sesli olmasın­dan ve hızlı okumasından ziyâde, okuyuşunun düz­gün olmasına îtinâ gösterilmelidir.
                        Bir kimse, imâm yatsı namazını kıldırıp terâvîhe baş­lamış olduğu sırada mescide gelse, önce yatsı nama­zını kılar, sonra terâvîh için imâma uyar. Teravih son bulunca noksan rek'âtleri tamamlar. Sonra da vitir na­mazını kendi başına kılar. Evlâ olan budur. Bununla beraber vitir namazını imam ile beraber kılıp, sonra teravihi tamamlasa da caiz olur.
                        Teravih namazını imâm ile kılmayan kimse, vitir na­mazını imâm ile kılabilir.
                        İmâm ve cemâat, yatsı namazını cemâatle kılmamış olursa, yalnız terâvîh namazını cemâatle kılamazlar. Çünkü teravihin cemâati, farzın cemaatına tâbidir.
                        Terâvîh -orucun değil- vaktin sünnetidir. Mazeretin­den dolayı oruç tutamayanlar terâvîhi kılmalıdırlar.

                        FIKRA

                        Temel idama mahkum olmuş.. İnsancıl idam modası var ya, “Nasıl istersin?” demişler. “Kafamı kesin... Ama en acısız kafa kesen bir celladı isterim!” Öyle bir cellat varmış Çin’de.. Çang Çung Çong... Dünyanın parasını verip Çang’ı getirmişler.. Temel kellesini kütüğe koymuş. Çang kılıcı kaldırmış... Dakikalar geçiyor... Temel daha fazla dayanamamış; “Hadi yahu...” demiş, “... keseceksen kes!” Çang; “Benim işim bitti evlat...” demiş, “... ama, sen sakın hapşırayım deme!”

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Sürekli olarak kendini yönetebilmek insanın sahip olabileceği en değerli yeteneklerden birisidir. Bertrand Russell

                        YEMEK MENÜSÜ
                        · FIRIN KÖFTE
                        · MAKARNA
                        · ÇOBAN SALATA
                        · MEYVE

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM
                        Erkek: SOMER: (Tür.) Er. - Doğru, katışıksız güçlü kimse.
                        Kız: SOHBET: (Ar.) Ka. - Görüşüp, konuşma, arkadaşlık.

                        MANİ

                        Sarma sararım sarma
                        Toprak tenceresine
                        Gel konuşalım yârim
                        Mutfak penceresine



                        BİLMECE
                        En güzel kokan fil hangisidir?
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: Ayakkabı bağında

                        Comment


                        • 9 Ağustos 2010

                          Bugün 9 Ağustos 2010 28 Şaban 1431 Temmuz: 27 Hızır 96 I.Anafartalar Zaferi (1915)-Magazaki'ye (Japınya) atom bombası atıldı (1945)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          İki göz vardır, onlara ateş değemez: Allah için ağlayan göz ile Allah yolunda uyanık sabahlayan göz. Ravi: Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 7



                          RAMAZÂN-I ŞERİF
                          11 Ağustos Çarşamba günü idrâk edeceğimiz mübarek Ramazân-ı şerîf ayı, 11 ayın sultânıdır. Ümmet-i Muham-med'in ayıdır. Gündüzleri oruçla, geceleri teravih namaz-larıyla ihya edilir. Ramazân-ı şerîf Kur'ân ayıdır. Bu itibarla, Kur'ân okumasını bilen herkes, bu ayda hatim yapmalıdır.
                          Ramazân ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzâddır. Ramazân-ı şerifte yapılması tavsiye edilen ibâdetler:
                          ♦ Birinci on gün içinde, mümkünse, teşbih namazı kılınır ve hatm-i enbiyâ yapılır.
                          ♦ İkinci on gün içinde, mümkünse, yine teşbih namazı kılınır ye hatm-i enbiyâ yapılır.
                          ♦ Üçüncü on gün içinde ise tevbe-istiğfar, hatm-i enbiyâ ve 7 salât ü selâmdan sonra mümkünse hatm-i istiğfar yapılıp, yâni 1001 defa, "Estağfirullâhe'l-azîm ve etûbü ileyk" denilip, bittikten sonra da 7 veya 70 sa- lâtü selâm okunur ve duâ edilir.
                          ♦ İftara yakın, "Allâhümme yâ vâsia'l-mağfiratiğfirlî",
                          ♦ İftarda da, "Allâhümme leke sumtü ve bike âmen- tü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme ğadin neveytü" veya "Zehebe'z-zameu vebtelleti'l-urû- ku ve sebete'l-ecru inşâallah" duaları okunur.

                          RAMAZÂN-I ŞERÎFİN İLK AKŞAMI KILINACAK NAMAZ
                          Yarın akşam Ramazân-ı şerîf ayının ilk gecesini idrâk edecek, ilk teravih namazını kılacağız. Şâban'ın son gününü Ramazânın ilk gününe bağlayan bu gece, Ramazân-ı şerîfin ilk akşamı olması itibariyle, akşamla yatsı arasında iki rek'at teşekkür namazı kılınır. "Ya Rabbi, Ramazân-ı şerîf ile müşerref kıldığın için..." diye niyet edip "Allâhü Ekber" denilerek namaza durulur.
                          Fâtiha'dan sonra birinci rek'atte 1 İnnâ a'taynâ, ikinci rek'atte 1 İhlâs-ı Şerîf okunur.
                          Namazdan sonra: 70 istiğfâr-ı şerîf, 70 salavât-ı şerî-fe (Salât-ı Münciye efdaldir) okuyup, duâ edilir.
                          (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

                          FIKRA

                          Temel ile Dursun helikopter pilotu olmuş. Binmişler helikoptere yükselmeye başlamışlar. Dursun aşağıya bakmış ve “Uyy... Ne kadar güzel... Evler kibrit gutusu gibi da... Haçan biraz daha yükselelum...” Yükselmişler. “Uyy... Uyy... Yollara bak... Yılan gibi kıvrılayi... Biraz daha yükselelum...” Yükselmişler. Hava soğumaya başlamış. Temel “Uyy... Çok serinledi ortalık... Haçan şu tapedeku vantilatörü kapatalum mu!..”

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Söz yuva gibidir, mana kuş gibi , cisim ırmak gibidir ruh akıp giden su gibidir. Mevlana

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · ARNAVUT CİĞERİ
                          · PATA.KIZ.
                          · ÇORBA
                          · ÇOBAN SALATA
                          · MEYVE

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: SOMEL: (Tür.) Er. - Doğru, katışıksız, güçlü el.
                          Kız: SOLAY: (Tür.) - Ay ışığının azalması, solması. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                          MANİ

                          Güle bindim gülmedim
                          Gülden düştüm ölmedim
                          Küçükken bir yar sevdim
                          Yar kıymeti bilmedim



                          BİLMECE
                          İlk Türk bayrağını kim dikmiştir?
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: Karanfil

                          Comment


                          • 10 Ağustos 2010

                            Bugün 10 Ağustos 2010 29 Şaban 1431 Temmuz: 28 Hızır 97 Sevr Antlaşması (1920)-Yarın Ramazan-ı Şerif'in 1.günüdür.

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Kim, kendisine yapılan bir iyliğe karşı, bunu yapana: 'Hz. Allah sana hayırlı mukafat versin' derse teşekkürü en mükemmel şekilde yapmış olur. Ravi: Tirmizi, Birr 86



                            HASTA ZİYARETİ VE TA'ZİYE
                            Hastaları görüp hal ve hatırlarını sormak ve onları ziyaret etmek, cenazelerinde bulunup kabre kadar gö­türmek, birbirimize karşılıklı haklarımızdandır.
                            Bu vazifeleri yapanlara büyük sevaplar vardır. Hadîs-i şeriflerde;
                            "Hastaları ziyaret eden rahmet deryasına dalar. İslam kardeşliği hakkını ödemek maksadıyla cena­zeye gidenlere de Uhud dağı gibi ecirler verilir." buyurulmuştur.
                            Cenaze defnedildikten sonra akrabasına; 'Hüküm, takdir, Allâhü Teâlâ'nındır. Mevlâ sabr-ı cemîl (metanet, bol sabır), ecr-i cezîl (çok sevap) ihsan buyursun.' gibi teskîn ve teselli sözleri ile ta'ziye edilir.
                            Taziye sadece cenazelere mahsûs değildir. Bir be­lâya, bir musibete uğrayan Müslüman'a taziyede bulun­mak da sünnettir.
                            Ölüm veya bir felâket ânında, hattâ ayağımıza bir di­ken batsa "İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn" (Biz Allah içiniz ve biz nihayet ona döneceğiz.) demek sünnettir.

                            RAMAZAN AYI İÇTİMÂİ, RU'YET VE BAŞLANGICI
                            Hicrî-Kamerî 1431 yılı Ramazan ayı içtimâi bugün 10 Ağustos Salı günü Türkiye saati ile 06.09'dadır.
                            Ru'yet yine bugün (10 Ağustos Salı) Türkiye yaz saati ile 18.12'dedir.
                            Hilâl'in görüldüğü yerler: Antarktika kıtasının kuzey batı kıyıları, Hint Okyanusu'nun batısı, Madagaskarın batı sa­hilleri, Afrika kıtasının güney kesimi ile Güney Amerika kıtasının tamamı.
                            Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasından asla görülemeyecektir.
                            Hilâlin görüldüğü günü takip eden 11 Ağustos Çarşam­ba günü de Ramazan ayının (1)'idir.

                            FIKRA

                            Köyün gençleri Temel'e gelip: “Temel amca, sen eski avcılardansın bize avlanmayı öğretir misin?” demişler. Temel de onları kıramamış ve hep birlikte ava çıkmışlar. Ormanda gezerken küçük bir delik görmüşler. Temel: “Çocuklar ha bu gördüğünüz tavşan deliğidir. Silahı doğrultup bekleyeceksin. Tavşan çıktı mı, vurdun vurdun... Vuramadın gitti!” demiş. Biraz beklemiş ve tavşan çıktığı anda Temel onu halletmiş. Biraz daha gitmişler, bu sefer ilk delikten daha büyük bir delik görmüşler. Temel: “Aha bu da tilki deliğidir. Silahı doğrultup bekleyeceksin tilki çıktı mı, vurdun vurdun... Vuramadın gitti!” demiş ve tilki çıkınca onu da vurmuş. Biraz daha gitmişler bu sefer bir insan boyunda delik görmüşler. Temel: “Bu gördüğünüz de ayı inidir. Silahı doğrultup bekleyeceksin, ayı çıktı mı, vurdun vurdun, vuramadın gitti!” demiş ve daha öncekilerde olduğu gibi ayıyı da vurmuş. Biraz daha gittiklerinde, neredeyse 5 insan boyunda bir delikle karşılaşmışlar. Temel biraz çekinmiş: “Ula uşaklar... Bu kadar yeter, ha’di geri dönelim!” demiş. Gençler dönmek istememiş; “İllaki buraya da bakalım!” demişler. Temel ısrarlara dayanamamış. “Pekala herkes tüfeğini hazırlasın. Hep birlikte içeri girelim...” demiş. Hep birlikte dev gibi ine girmişler. Biraz sonra içerden silah sesleri gelmiş. Ertesi gün gazetelerde manşet: "Teröristler, Trabzon-Rize seferini yapan trene saldırdı!.."

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Sorumluluğunu taşıyacağın fikrin adamı ol. A.Hamdi Tanpınar

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · KABAK DOLMA
                            · MERCİMEK ÇORBA
                            · YOĞURT
                            · K.PAŞA TALISI

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: SONGÜN: (Tür.) Er. - Sonuncu, son olan. Eğilim, yetenek.
                            Kız: SOLMAZ: (Tür.) Ka.- Her zaman taze, körpe ve genç.

                            MANİ

                            Karadutun altında
                            Ben de bunun farkında
                            Ben yârimi kaybettim
                            Kuzuluk'un parkında



                            BİLMECE
                            Gözlemeyi en çok kim sever?
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: Terzi

                            Comment


                            • 11 Ağustos 2010

                              Bugün 11 Ağustos 2010 1 Ramazan 1431 Temmuz: 29 Hızır 98 Otlukbeli Zaferi (1473)-Ramazan-ı Şerif

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Bir kulun kalbinde (ümit ve korku) birleşti mi Allah o kulun ümid ettiği şeyi mutlak verir ve korktuğu şeyden de onu emin kılar. Ravi: Tirmizi, Cenaiz 11



                              RAMAZÂN-I ŞERİFİN FAZÎLETİ
                              Ashâb-ı. Kiram'dan İbn-i Huzeyme (r.a.), Selmân-ı Pâk'dan (r.a.) naklediyor:
                              Resûlullâh (s.a.v.) Şâbân ayının son günündeki hut­belerinde şöyle buyurdular: "Ey insanlar! Büyük, müba­rek bir ay size geliyor. Öyle bir ay ki; onda bin aydan hayırlı bir gece vardır. Allah o ayın orucunu farz kıl­mıştır. Gece sahura kalkmayı da sünnet kılmıştır.
                              Kim o ayda iyilikten bir hasletle (Allah'a) yaklaşırsa Ramazan'ın dışında farzı yerine getiren kimse gibi olur. Kim Ramazan ayında bir farz edâ ederse, Ramazan'ın dışında yetmiş farz edâ eden gibi olur.
                              O, sabır ayıdır. Sabrın sevabı cennettir. Yardımlaşma ayıdır. Onda mü'minlerin rızkı artar. Kim bir oruçluya iftar ettirirse, günahlarını affettirir, boynunu ateşten kur­tarır. Onun sevabından bir şey eksilmeksizin kendisi de aynı sevabı alır."
                              Dediler ki: "Yâ Resûlallâh! Hepimiz oruçluya iftar etti­recek bir şey bulamıyoruz."
                              Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:
                              "Hz. Allah bu sevabı, bir hurma ile veya bir yudum su ile veya bir tadımlık sütle oruçluya iftar ettirene de verir.
                              O öyle bir aydır ki, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzâd olmaktır. Kim bu ayda köle veya cariyesinin (veya işçisinin) işini hafifletirse, Allâhü Teâlâ onu affeder ve cehennemden âzâd eder.
                              Şu dört hasleti mümkün olduğunca çoklaştırın: Bun­dan iki hasletle Rabb'inizi hoşnut edersiniz, iki haslete de siz muhtaçsınız.
                              Rabb'inizi hoşnut kıldığınız iki haslet: Allah'tan başka ilâh olmadığına şehâdet etmeniz ve ondan bağışlanma dilemenizdir.
                              Muhtaç olduğunuz iki haslet de Allah'tan cenneti istemeniz ve cehennemden ona sığınmanızdır.
                              Kim oruçlu birine su içirirse; Allah da ona benim hav-zımdan içirir ki o, cennete girinceye kadar susamaz."

                              FIKRA

                              Fadime’nin ikizi olmuş. Dursun baba Temel’i kutlamaya gitmiş. Temel’in suratı bir karış; “Diğer herifi bir bulursam!..”

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Size yol gösterilebilir fakat yalnız yürümek zorundasınız. Sang H. Kim

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · KADINBUDU KÖFTE
                              · DÜĞÜN ÇORBA
                              · PİYAZ
                              · SPANGLE

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: SONAT: (Tür.) Er. - Bir ya da iki çalgı için yazılmış, üç ya da dört bölümden oluşan müzik yapıtı.
                              Kız: SOMAY: (Tür.) - Ay gibi kusursuz, eksiksiz güzel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                              MANİ

                              Bahçede örümceğim
                              Ben sana görümceyim
                              Başkasına bakarsan
                              Ağabeyime söyleyeceğim



                              BİLMECE
                              Hangi kazanın kaymakamı yoktur?
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: Nöbetçi

                              Comment


                              • 12 Ağustos 2010

                                Bugün 12 Ağustos 2010 2 Ramazan 1431 Temmuz: 30 Hızır 99 Bulgaristan'ın 250 Bin Türk'ü Sınırdışı Etmesi (1950)-Pamuk toplama zamanı

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Cennet ehlinden derecesi en düşük olanın seksenbin hizmetçisi, yetmişiki zevcesi vardır. Onun için inciden, zebercedden ve yakuttan bir çadır kurulur. Bu çadır, Câbiye'den San'a'ya kadar uzanan bir büyüklüktedir. Ravi: Tirmizi, Cennet 23



                                EVLERDE KUR'ÂN-I KERÎM OKUMAK
                                Kur'ân-ı Kerîm'in evlerde okunarak evlerin* Kur'ân-ı Kerîm'den nasiplendirilmesi sünnettir. Peygamber Efen­dimiz (s.a.v.), "Müslümanların evlerinde arşa kadar uza­nan kandiller vardır. O kandili, yedi kat semâ ve yedi kat yerdeki mukarreb (Allah'a yakın olan) melekler bilirler. O melekler şöyle söylerler: "Bu nûr, mü'minlerin Kur'ân-ı Kerîm okunan evlerinden çıkan nurdur." buyurmuşlardır.
                                Bir hadîs-i şerîfte şöyle Duyuruldu: "İçinde Allah'ın kita­bı okunan ev, ehline geniş olur, hayrı çok olur, melekler orada hazır olur, şeytanlar oradan çıkarlar. İçinde Kur'ân-ı Kerîm okunmayan ev ise, ehline dar olur, hayrı az olur, oradan melekler çıkar, şeytanlar gelir."

                                ORUÇİslam'ın üçüncü şartı oruç; şafaktan güneşin batma­sına kadar yemekten içmekten ve cinsî münâsebetten sakınmaktır.
                                Allâhü Teâlâ nefislerimizi terbiye ve ıslah için senede bir ay oruç tutmayı bütün Müslümanlara farz kılmıştır.
                                Ramazan ayında Müslüman, nefsinin isteklerinden uzaklaşmalıdır. Cenâb-ı Hak on bir ay yemekte içmekte serbest bıraktığı insanlara bir ay bunları yasaklamak su­retiyle melekler makamına davet ediyor, midelerini din­lendirmek, ruhlarını uyandırmak istiyor. Senede bir ay da olsun açlık yokluk ve sıkıntı çekenlerin yardımlarına koş­mamızı murâd ediyor.
                                Oruç, nefislere en ağır gelen bir ibâdet olduğundan Rabb'imiz, bir hadîs-i kudsîde 'Oruç benim içindir, mü­kâfatını kendim vereceğim.' buyuruyor ki, sevabının çokluğuna işarettir.

                                BEYİT:
                                Olsa kumlar sağışınca ömrüne hadd ü aded,
                                Gelmeye bu şişe-i çarh içre bir saat gibi.
                                Muhibbî (Kânûnî Sultan Süleyman)
                                Ömrüne kumlar sayısınca hadd ü aded (uzunluk verilmiş) olsa (bile bu uzun ömür) bu felek şişesi (denebilecek muaz­zam kum saati) içinde (sana) bir saat gibi gelmeyecektir.)

                                FIKRA

                                Kekeme Temel, yolda bir adamın önünü çevirir ve;
                                - Bu... bu... bura... Lar... lar... Da... Bi... bi... Ke... ke... ke... Me okulu var... Var... Mış. Ne... ne... Re... De?”
                                - Lan oğlum, n’apcan okulu; fıstık gibi kekeliyon işte!..”

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Siz kendinize inanın,başkaları da size inanacaktır. Montaigne

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · KADINBUDU KÖFTE
                                · MER.ÇORBA
                                · ÇOBAN SALATA
                                · TATLI

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: SONGUR: (Tür.) Er. 1. Şahin. 2. Ağır, hantal.
                                Kız: SONAY: (Tür.) - Ay'ın son günleri. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİ

                                Derede incir ağacı
                                Tadı zehirden acı
                                İçme dedim şarabı
                                Dedi sevda ilacı



                                BİLMECE
                                Arı ile eşek arasında ne fark vardır?
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: Trafik kazasının

                                Comment

                                Working...
                                X