fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 12 Eylül 2010

    Bugün 12 Eylül 2010 4 Şevval 1431 Ağustos: 30 Hızır 130 Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtialle İdareye El koyması (1980)-Mudanya, Urla ve Kırkağaç'ın kurtuluşu (1922)-Çaylakların gitme zamanı

    HADİS-İ ŞERİF

    Kendisinde ruh olan hiçbir canlıyı (atışlarınıza) hedef ittihaz etmeyin.Ravi: Müslim, Sayd 58



    KABİR ÂLEMİ
    Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Mümin kul artık dünyâya veda edip âhirete yöneldiği zaman yanına yüzleri güneş gibi bembeyaz parlayan melekler gelir. Yanlarında cennetten getirdikleri kefenler ve güzel ko­kular bulunur. Göz alabildiği yere otururlar. Ardından ölüm meleği gelip ölmek üzere olan kişinin başucuna oturur. Ona, 'Ey mutmainne olmuş (tevhid ve ihlâs ile itaat eden) nefis! Çık o bedenden; Rabb'inin mağfiretine ve rızâsına kavuş.' der.
    Ruh, bir su kabından damlayan su gibi çıkıp gider. Melekler bu ruhu alıp göz açıp kapayıncaya kadar onu cennet kefeni ve kokularıyla süslerler. Ondan, yeryü­zündeki kokuların en güzeli saçılmaya başlar...
    Sonra onu dünya semâsına kadar getirirler. Kapıların açılmasını ister; kapılar açılır. Melekler onu güzel karşılar ve uğradıkları her semadan öbürüne kadar her tabakadan bir kısım melek yedinci tabakaya varıncaya dek onu teşyi (yolcu) ederler. Yedinci tabakaya vardıklarında Allâhü Teâlâ meleklerine, "Onun kitabına, illiyyûn'a (cennete) gireceklerdendir.' diye yazın. Sonra onu tekrar yeryüzü­ne indirin. Onları topraktan yarattım, oraya döndüreceğim ve bir kere daha oradan çıkaracağım." buyurur.
    Ruh cesedine iade edilir ve iki melek gelir, 'Rabbin kim?' der. 'Rabb'im Allah.' 'Dinin nedir?' 'Dinim İslâm.' 'Size gönderilen kişi hakkında ne dersin?' 'O (Muham-med Mustafa) Allah'ın Resulü'dür, ona îmân ettim ve onu tasdik ettim.' der. Sonra bir ses gelir: "Kulum doğruları söylemiştir. Ona, cennet yataklarından bir yatak serin; cennet elbiselerinden elbiseler giydirin. Cennete açılan bir kapı açın ki, oranın güzel kokuları kuluma da gelsin!"
    Kulun kabri göz alabildiğine genişletilir. Bundan sonra güzel yüzlü, güzel kokulu bir adam çıkagelir. Ona, 'Seni sevindirecek bir müjdeyle geldim. Zira bu gün sana vaad olunan gündür,' der. Adam sorar: 'Sen kimsin?' 'Ben se­nin salih amellerinim.' Bunun üzerine adam: 'Ey Rabb'im! Bir an evvel kıyameti kopar da (cennetteki) aileme ve hizmetçilerime kavuşayım.' diye duâ etmeye başlar."

    FIKRA

    Temel mendirekte balık tutuyormuş. Dursun bir süre izledikten sonra dayanamayıp sormuş;
    - Senin oltanda kurt yerine kiraz var.
    - Aptal, kurt kirazın içinde. Ben kurda el süremem!..

    GÜNÜN SÖZÜ

    Yerinde söz söyleyen,özür dilemek zorunda kalmaz. Fatih Sultan Mehmet

    YEMEK MENÜSÜ
    · Z.Y.TAZE FASULYE
    · GÖKKUŞAĞI PİLAVI
    · CACIK
    · MEYVE

    ÇOCUĞUNUZA İSİM
    Erkek: SÜKAR: (Tür.) Er. - Asker soyundan gelen, yiğit yürekli asker.
    Kız: SÜHEYLA: (Ar.) Ka. - Yumuşak, iyi huylu kadın.

    MANİ

    Seni severim yârim
    Günü günlere ekle
    Sana gelirim yârim
    Köşe başında bekle



    BİLMECE
    Hangi kuşağı belinize bağlıyamazsınız?
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap: Yılan hikâyesi

    Comment


    • 13 Eylül 2010

      Bugün 13 Eylül 2010 5 Şevval 1431 Ağustos: 31 Hızır 131 Sakarya Zaferi (23 Ağustos -13 Eylül 1921)-Çaylak Fırtınası-Kınık, Karacabey ve Soma'nın kurtuluşu (1922)

      HADİS-İ ŞERİF

      Ey ademoğlu! Eğer fazla malını Allah yolunda harcarsan bu senin için daha hayırlıdır. Kendine saklarsan senin için zararlıdır. Kefaf (yeterli miktar) sebebiyle levm edilmezsin. (Harcamaya), bakımları üzerinde olanlardan başla. Üstteki el (yani veren), alttaki elden (yani alandan) daha hayırlıdır.Ravi: Müslim, Zekat 97



      "İSTİŞARE EDEN PİŞMAN OLMAZ"İstişare, Peygamber Efendimizin sünnetidir. Akıl sahibi, tecrübeli kimselerle istişare etmeden, danışmadan mühim bir işe girişmek doğru değildir. Çünkü Allâhü Teâlâ, -Resu­lünün her zaman doğruyu bulmasına kefîl olduğu ve her zaman yardım edeceğini vaad ettiği halde- Al-i İmrân sûresinin 159. âyetinde (meâlen) "Ve onlar ile emr husu­sunda müşavere yap" buyuruldu. Yani, vahiy gelmeyen, ictihad edilecek -harb gibi- umûma âit işlerde ashabın ile müşavere et onlara danış demektir.
      Hasan-ı Basrî ve Süfyân-ı Sevrî Hazretleri bu âyet-i celîlenin tefsîrinde şöyle buyurdular: "Resûlüllâh Efendi-miz'in, Ashâb-ı Kirâm'ıyla müşavereye muhtaç olmadığı halde istişare etmekle emrolunması, istişarenin sünnet-i seniyye olması ve müminlerin her işlerinde bu sünnete uyarak istişare etmeleri içindir."
      Halîfe Ömer bin Abdülazîz: "Müşavere, rahmet kapısı ve bereketin anahtarıdır. Müşavere edilince görüş doğru he­deften sapmaz ve ihtiyattan ayrılınmamış olur." buyurdu.
      Herkesle müşavere edilmez. Müşavere edilecek kim­sede şu beş vasıf bulunmalıdır:
      1- Tecrübe ve kâmil akıl sahibi olmalıdır. Her işi dön­dürmek akla, akıl ise tecrübeye muhtâçdır. Câhil ile müşa­vere edilmemelidir. Zira o bir felâket vadisine düşürür ki bin akıllı oradan kurtaramaz. Resûlüllâh Efendimiz (s.a.v.)"Akıllı kimseden tavsiye isteyiniz ki irşâd olunasınız. Onun tavsiyesine uymamazlık etmeyin ki sonra pişman olursu­nuz." buyurdular.
      2- İstişare olunacak kimse dîndar ve takva sahibi ol­malıdır.
      3- Samîmi, basîret ve şefkat sahibi olmalıdır. Basîretsiz, haset ve kin tutan kimse ile istişare etmemelidir.
      4- Kendisine müracaat edildiği esnada hüzün ve kederden uzak bulunmalıdır. Zira bu hal, fikrin selâmetine zarar verir.
      5- İstişare edilecek husus, istişare edilenin menfaat ümîd edeceği yahut hevâ ve hevesine sebep olacak şey­lerden uzak bir mesele olmalıdır.

      FIKRA

      Temel makinist olmak için okula gitmiş. Mezun olacak son sözlü sınav çağırıp sormuşlar. -Temel iki tren birbirine doğru biri saat 30 bir 40 km hızla geliyor. Aralarında 2 km mesafe var. Bir de ortada iki makas var... Ne yaparsın?
      - Fadime'yi çağırırım!
      - Niye?
      - O da seyretsin!..

      GÜNÜN SÖZÜ

      Yazana zahmet vermeyen yazı, okuyana da zevk vermez. S.Johnson

      YEMEK MENÜSÜ
      · KUZU ŞİŞ
      · PİLAV
      · ŞEHRİYE ÇORBA
      · ÇOBAN SALATA

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: ŞABEDDİN: (Ar.) Er. - Din topluluğu, cemaati. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
      Kız: SÜHUNET: (Ar.) - Sıcaklık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

      MANİ

      Suyoludur suyolu
      Boş giden gelir dolu
      Bana nikâh yapacak
      Muhtarın büyük oğlu



      BİLMECEİçilmeyip, yenen sigara hangisidir?
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: Gökkuşağını.

      Comment


      • 14 Eylül 2010

        Bugün 14 Eylül 2010 6 Şevval 1431 Eylül: 1 Hızır 132 Ruslarla, Edirne Antlaşması'nın İmzalanması (1829)-İstanbul'da büyük deprem (1509)-Bergama, Dikili, Manyas ve Mustafakemalpaşa'nı kurtuluşu (1922)

        HADİS-İ ŞERİF

        Kişi kendisini (halktan büyük görüp) uzak tuta tuta cebbarlar arasına kaydedilir de onların başına gelen musibete duçar olur.Ravi: Tirmizi, Birr 61



        MEVİZA:....DİN KARDEŞİNİN İHTİYÂCINI GÖRMEK
        Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular: "Cehennem ehlinden (cehenneme gidecek olan günahkâr mü'minlerden) biri cennet ehlinden birine rastlar ve 'Ey falan! Beni tanı­madın mı?' der. O da 'Şen kimsin?' diye sorunca 'Ben abdest suyu istediğin kişiyim. Suyu sana bağışlamış­tım.' der ve cennetlik olan, ona şefaat eder.
        Yine birisi o cennet ehlinden birine uğrar ve: 'Ey falan! Beni tanımadın mı?' der. Cennet ehlinden olan kimse: Sen kimsin? deyince: Beni şöyle bir ihtiyaç için gönder­miştin. Ben de senin o ihtiyacını yerine getirmiştim.' der. Bunun üzerine ona da şefaat eder ve şefaati kabul edilir."

        SERVET İÇİNDE AÇLIKTAN ÖLÜM
        Bir aralık Yemen'de çok şiddetli bir selin açtığı eski bir mezardan bir kadın cesedi ve büyük bir servet çık­mış! Himyeri hükümdarlarından Zu Şefer'in kızı olan Tâce adındaki kadın Hz. Yusuf (a.s.) zamanında yaşa­mış. Gerdanında yedi inci gerdanlık, elleriyle kollarında yedişer kıymetli altın bilezik, ayaklarında mücevherli ye­dişer halhal (ayak bileziği) ve on parmağında da muh­teşem mücevher yüzükler varmış. Bunlardan başka baş tarafında da çok kıymetli eşya doldurulmuş hazine gibi bir'tabut parlıyormuş! Bu tabutun üstündeki Arapça lev­hada şunlar yazılıymış:
        "Ben Zu Şefer'in kızı Tâce'yim. Memleketimizde müt­hiş bir kıtlık çıktığı için, zahîre getirtmek üzere Mısır Maliye Nâzın Yusuf (a.s.)'a adam yolladım. Hayli zaman geçtiği halde gönderdiğim adam gelmeyince, adamları­mızdan bâzı kimselere bir kantar gümüş verip, herhangi bir yerden bununla bir kantar un alıp getirmelerini iste­dim. Onlar da bulamadılar. Nihayet bir kantar altın verip tekrar gönderdimse de yine bulamadıkları için, inci öğüt­türüp yemekten başka çare bulamadım. Fakat o da beni besleyemediği için, büyük bir servet içinde açlıktan öldüm. Benim bu hikâyemi işitenler hâlime acısınlar! Acaba dünyâda benden başka hangi kadın bu kadar muhteşem ziynetler içinde açlıktan ölmüştür?"

        FIKRA

        Hakim Temel'e çıkıştı:
        - Yaptığın işin utanç verici olduğunu bilmiyor musun? Bu işi yaparken hiç utanmadın mı?
        - Utanmaz olur miyum hakim amca. Bu işi yaparken çok utandığım için maske takmişumdur!..

        GÜNÜN SÖZÜ

        Yaşamın uzunluğu değil, nasıl yaşanıldığı önemlidir. M.L.King

        YEMEK MENÜSÜ
        · PİLİÇ DÖNER
        · PİLAV
        · ÇORBA
        · ÇOBAN SALATA

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: SÜLVAN: (Ar.) Er. - Yüreğe ferahlık veren ruh, iç açıcı ilaç.
        Kız: SÜLÜNAY: (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel, uzun boylu, endamlı.

        MANİ

        Elbisemin gülleri
        Yana bakıyor yana
        Aret senin sevdiğin
        Bana bakıyor bana



        BİLMECE
        Ankara niçin soğuktur?
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: Sigara böreği

        Comment


        • 15 Eylül 2010

          Bugün 15 Eylül 2010 7 Şevval 1431 Eylül: 2 Hızır 133 Ömer Muhtar'ın Şehadeti (1931)-Ayvalık'ın Kurtuluşu (1922)-Sıcakların kırılması

          HADİS-İ ŞERİF

          Bir adam, nefsinin hoşuna giden bir takım elbise içinde saçları da yapılmış olarak giderken yürüme sırasında kibre düşmüştü ki, birden yere battı. Kıyamet kopuncaya kadar orada zorlukla batmaya devam edecek.Ravi: Müslim, Libas 49



          İLMİHAL:.......................................... ABDEST
          Abdestin farzları dörttür: Yüzünü ve dirsekleriyle be­raber elleri yıkamak ve başının dörtte birini meshetmek ve topuklarıyla beraber ayaklarını yıkamaktır.
          Evvela Besmele ile ellerini, ağzını ve burnunu üçer kere yıkadıktan sonra yüzünü, dirsekleriyle beraber el­lerini üç kere yıkamak, başının tamamını kaplama mes­hetmek, kulaklarının içini şehâdet parmağının ucuyla ve dışını başparmağının içiyle meshetmek, sonra da to­puklarıyla beraber ayaklarını üç kere yıkamak sünnet, üç parmağının arkalarıyla boynunu meshetmek de müstehabdır.
          Abdestli iken mestlerini giyen kimse mukîm (yolcu ol­mayan) ise yirmi dört saat ve müsâfir ise üç gün üç gece mestlerinin üzerine mesheder.
          Gusül yani boy abdesti: Guslün farzları üçtür: Ağzı­nı, burnunu ve bütün bedenini yıkamaktır. Önce istincâ yerlerini yıkayıp diğer yerinde necaset var ise onu da temizledikten sonra sünnetleri ile abdest almak ve son­ra diğer âzâ(organ)ları; bütün bedeni üç kere yıkamak sünnettir.
          Teyemmüm: Gerek abdest, gerek gusül için su bula­mayan kimse teyemmüm eder. Şöyle ki teyemmüme niyet eyleyerek ellerini temiz toprak üzerine vurup iki eliyle yüzünü kaplama meshettikten sonra tekrar ellerini toprağa vurup sol eliyle sağ elinin ve sağ eliyle sol elinin parmak uçlarından dirseklerine kadar mesheder.

          BEYİT:
          Ebnâ-yı zamânun talebi nâm u nişândur Her biri tasavvurda fulân ibn-i fulândur.
          (Ruhi)
          (Şimdiki) zamanın çocukları (devrin insanlarımın iste­ği (isim ve şöhret sahibi olmak)dir. Her biri tasavvurda (hayalî dünyâlarında) filân (meşhur insanın) oğlu filân (şöhretli adam)dır.

          FIKRA

          Temel bir gün eczanenin önünden geçerken içeri girip sordu: “Soğan var midur?” Eczacı sinirli bir şekilde “Hayır yok!” dedi. Bu olay bu şekilde günlerce sürdü. Eczacı git gide sinirleniyordu. En sonunda camına “Satılık eczane” levhası astı. Bunu gören Temel eczaneyi satın almak istedi. Eczacı büyük bir zevkle eczaneyi Temel’e sattı. Ertesi gün de ellerini oğuşturarak beyaz önlüğünü giymiş olan Temel’in karşısına dikildi: “Soğan var mı soğan?” “Vardur hemşerum vardur da, sizun reçetenuz var midur?..”

          GÜNÜN SÖZÜ

          Yaşamın gayesi;hoşa gitmeyen şeylerden kaçmak değil,hoşa gitmeyen şeyleri yenmektir. Forester

          YEMEK MENÜSÜ
          · SOS.KAR.KIZARTMA
          · MAKARNA
          · MERCİMEK ÇORBA
          · YOĞURT

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: SÜRURİ: (Ar.) Er. Sevinçle, neşeyle ilgili. - VIII. yy.'ın ünlü Osmanlı şairi.
          Kız: SÜLÜNBİKE: (Tür.) Ka. - Sülün gibi boylu endamlı kadın.

          MANİ

          Bizim camın altında
          Herkes bunun farkında
          Biz yarimle konuştuk
          Kırklareli Parkında



          BİLMECE
          Hangi kaba su konmaz?
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: 06 olduğundan

          Comment


          • 16 Eylül 2010

            Bugün 16 Eylül 2010 8 Şevval 1431 Eylül: 3 Hızır 134 Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)'nin Vefatı (1959)-Çeşme'nin kurtuluşu (1922)

            HADİS-İ ŞERİF

            Ey Allah'ın Resulü dedim, "ben bir adama uğrasam, o beni ağırlamasa, sonra o bana uğrasa ben ona yaptığını yapayım mı?" "Hayır" dedi, "sen onu ağırla!" Bir gün Resulullah (sav) beni eskimiş bir elbise içerisinde görmüştü. "Senin malın yok mu (da böyle giyiniyorsun)?" diye sordu. "Allah bana deve, koyun, [sığır, at, köle] her maldan verdi!" dedim. "öyleyse" buyurdular, "üzerinde görülmelidir!".Ravi: Tirmizi, Birr 63



            EBUL-FÂRUK SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S.)
            Süleyman Hilmî Tunahan (k.s.) Hazretleri, Rûmî 1304 (Hicrî 1305-Mîlâdî 1888) yılında Silistre'de dünyâya geldiler. Babası, tahsilini İstan­bul'da tamamlamış ve Silistre'nin Satirli Medresesinde yıllarca mü­derrislik etmiş Osman Efendi'dir. Dedesi ise Kaymak Hafız nâmıyla mâ­ruf bir zât olup 110 yaşına doğru vefat etmiş olan Mahmûd Efendi'dir.
            Hocazâdeler olarak bilinen bu asîl ailenin ceddi İdris Bey'e dayanır. İdris Bey, Fâtih Sultan Mehmed tarafından Tuna Hanı nasbedilmiş ve üstelik kendisine kız kardeşj tezvîc edilmiş bir zâttır.
            Babası Osman Efendi, İstanbul'da tahsiline devam ederken rü'yâ-sında, vücûdundan kopan bir parçanın gökyüzüne çıkıp etrafa ışıklar saçtığını görür. Rü'yâyı, sulbünden gelecek bir evlâdının dünyâyı ma'nen aydınlatacağı şeklinde tâbîr eder. Bu isti'dâdı; Fehim, Süleyman Hilmî, İbrâhîm ve Halîl isimli dört oğlundan Süleyman Hilmi'de görür. Onun yetişmesi için hiçbir fedâkârlıktan kaçınmaz ve fevkalâde alâka gösterir.
            Süleyman Efendi, ilk tahsilini Satirli Medresesi'nde ve Silistre Rüşdiyesi'nde yaptı. Daha sonra babası, tahsîlini tamamlamak üzere onu İstanbul'a gönderdi ve şu tavsiyede bulundu: 'Oğlum! Usûl-i fıkıh ilmine iyi çalışırsan dîninde kuvvetli olursun, mantık ilmine iyi ça­lışırsan ilminde kuvvetli olursun.'
            İstanbul'da Fâtih dersiamlarından ve devrin meşhur âlimlerinden Baf­ralı Ahmed Hamdi Efendinin ders halkasına oturan Süleyman Efendi, bi­rincilikle icazet aldı. Bilâhare ihtisasını yapmak üzere Süleymâniye Med­reseleri, Medresetü'l-Mutehassısîn in Tefsîr ve Hadîs şubesine girip bi­rinci derece ile mezun oldu. Aynı zamanda giriş imtihanını birincilikle ka­zandığı Medresetü'l-Kuzât (Hukuk Fakültesi)'dan da me'zûnoldu. Böyle­likle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihraz etmiş oldular.
            Ezelî takdîr olarak Silsile-i Sâdât'ın 33. ve son halkası kendilerinin nasibi olduğundan, Seyyidler zincirinin 32. halkası Salâhuddîn ibnü Mevlânâ Sirâcüddîn (k.s.) Hazretleri'nden seyr ü sülûkünü tamamla­dılar. Sonra tecelliyâtın büyüklüğünden üstâzı, kendilerini İmâm-ı Rab-bânî Müceddid-i Elf-i sânı (k.s) Hazretleri'nin nisbet-i rûhâniyesine teslim ettiler. Dünyânın şu son zamanlarında ilâhî feyzden nasipleri bu­lunan insanları yüksek himmetleriyle küfr u dalâl çukurundan îmân ve ihlâs sahasına çekip çıkardılar, hâlen de çıkarmaktadırlar.
            Süleyman Hilmî Tunahan (k.s.) Hazretleri, 16 Eylül 1959 (Hicrî 13 Rebîulevvel 1379) Çarşamba günü irtihal buyurdular. (Kaddesallâhü sirrahü'l-e'azz). Ancak tasarruf ve irşâdları tamâmiyle ve kemâliyle berdevamdır. Çenâb-ı Hakk sevenlerini ve bütün mü'minleri şefaatle­rine nail kılsın. Âmîn.

            FIKRA

            Temel lüks bir lokantaya gitmiş ve en pahalısından bir şarap ısmarlamış... Garson, “Hangi yılı tercih edersiniz?” diye sorunca Temel, “Pi mahsuru yoksa hemen isteyrum!..”

            GÜNÜN SÖZÜ

            Yaşamak için yemelisin,yemek için yaşamamalısın. Cicero

            YEMEK MENÜSÜ
            · PATLICAN MUSAKKA
            · BULGUR PİLAVI
            · YOĞURT
            · PEYNİR TATLISI

            ÇOCUĞUNUZA İSİM
            Erkek: SÜRÜR: (Ar.) Er. - Sevinç.
            Kız: SÜLVANE: (Ar.) Ka. - Yüreğe ferahlık veren ruh, iç açıcı ilaç.

            MANİ

            Yeşil iplik bükerim
            Yare yelek dikerim
            Yelek yare olmazsan
            Vallahi seni sökerim



            BİLMECE
            Elekle su nasıl taşınır?
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap: Ayakkabıya

            Comment


            • 17 Eylül 2010

              Bugün 17 Eylül 2010 9 Şevval 1431 Eylül: 4 Hızır 135 Adnan Menderes'in İdamı (1961) - Bandırma'nın Kurtuluşu (1922)-Havaların soğumaya başlaması-Ruslar'ın Polonya'yı işgali (1939)

              HADİS-İ ŞERİF

              Sıdk insanı birr'e (Allah'ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah'ın indinde siddik (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalanda kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir. Ravi: Buhari, Edeb 69



              SIHHAT VE SIHHATE İTİNÂ
              "Bedeni korumak, onun sıhhatini te'min ve hıfzetmek akdem-i ferâizdendir. Mevlâ-yı Müte'âl "ve lâ tülkû bi eydîküm ile't-tehlüketi."*
              Bu emirde, beden ve sıhhat tehlikesinden korunmak, onun kapılarını seddetmek birinci dereceyi ihraz eder. Her iş sıhhate vabestedir. Bu olmadıkça gerek din gerek dünya işleri tam ve kâmil olmaz. Onun için bazı ekâbir "el ılmu ılmân, ılmu'l ebdân, sümme ilmu'l-edyân."** sözleri­ni söyleyerek ilm-i ebdânı, ilm-i edyân üzerine tercih eylemiştir. Bu sözlerden murâd sırf sıhhate ehemmiyet vermek noktasına ma'tuftur. Biz her işin kemâline tâlib olacağız. Aşağısı ile veyahut vasatı ile iktifa etmeyeceğiz.
              Sıhhat, niam-ı azîme-i Mevlâ'dandır. Fakat devamı zamanında kıymeti en az takdir olunur. Ona şükür, va-zîfe-i ibâdet ve ubudiyettir. Bu nîmet-i uzmâyı elden gidermek, muhafaza etmek, yahut onu tahrîb eylemek kendi elimizdedir. Her hâlde, irâdemizi, vaktimizi, sıh­hatimizin hüsn-i muhafazasına sarfetmeliyiz. Bu babda asla ihmâl göstermemeliyiz.
              İrâde-i Hak, irâde-i beşere tâbi'dir. İrâde-i beşer mües­sirdir. İrâdenin müteallikâtını halk, Mevlâ'ya âiddir. Bütün irâdetlerimizi iyi ve kemâl cihetine sarfa memuruz ve bununla mükellefiz." (Mektublar, S. H. Silistrevî)
              * Meali: Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. (Bakara, 195)
              ** İlim ikidir. Bedenler ile alâkalı yani tıp ilimleri, bun­dan sonra dîn ilimleri.
              Lügatçe:
              Akdem-i ferâiz: Farzların en önde geleni.
              Vabeste: Bağlı
              Niam-ı azîme-i Mevlâ: Allah'ın büyük nimetleri.
              Vazîfe-i ibâdet ve ubûdiyyet: İbâdet ve kulluk vazi­fesi.
              Nîmet-i uzmâ: Büyük nimet.
              Hüsn-i muhafaza: İyi muhafaza.

              FIKRA

              Temel bir gün bir Fransız ve İngiliz’le aynı uçakta yolculuk yaparken, Fransa üstüne gelmişler. Fransız: ”Ben ülkemi çok seviyorum ve bu yüzden elmamı atacağım.” diyerek elindeki elmayı atmış. İngiltere üstündeyken İngiliz; “Ben de ülkemi çok seviyorum.” demiş ve birasını atmış. Türkiye üstündeyken bu sefer Temel; “Ula ben bu ülkeyi sevmeyrum her pok burda!” demiş ve bir bomba atmış. Fransız uçaktan indikten sonra yolda ağlayan bir çocukla karşılaşmış. “Niçin ağlıyorsun?” diye sormuş. Çocuk; “Orospu çocuğunun biri kafama elma attı.” İngiliz de ağlayan bir çocukla karşılaşmış. İngiliz sormuş; “Niye ağlıyorsun?” Çocuk; “Piçin biri kafama bira şisesi attı.” Temel uçaktan indikten sonra yolda devamlı gülen bir çocukla karşılaşmış. Sormuş; “Ula uşağum niye güleyisun?” Çocuk “Dün akşam yemekte iki tabak kuru fasulye yedim. Bir osurdum, karşıdaki ev yıkıldı.”

              GÜNÜN SÖZÜ

              Yaşadığımız her an kendi hakkını ister. Goethe

              YEMEK MENÜSÜ
              · MANTAR SOTE
              · FIRIN MAKARNA
              · ÇOBAN SALATA
              · SÜTLAÇ

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: SÜRSOY: (Tür.) Er. - Soyun sürsün, soyun genişlesin.
              Kız: SÜREYYA: (Ar.) - Ülker yıldızı, pervin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              Ortaokul olur mu?
              İçinde durulur mu?
              Benim yârim talebe
              Onunla dalga olur mu?



              BİLMECE
              Hangi kalemle yazı yazılmaz?
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: Su dondurularak.

              Comment


              • 18 Eylül 2010

                Bugün 18 Eylül 2010 10 Şevval 1431 Eylül: 5 Hızır 136 Ertuğrul Fıkateyni'nin Japonya Sularında Batması (1890)-Erdek, Biga, Yenice ve Mahmudiye'nin kurtuluşu (1922)

                HADİS-İ ŞERİF

                Fukaralar, cennete zenginlerden beşyüz yıl önce girerler. Bu (Allah'ın indinde) yarım gündür. Ravi: Tirmizi, Zühd 37



                BU DÜNYÂ İMTİHAN ÂLEMİDİR
                Allâhü Teâlâ kullarının hâlini ve mertebelerini kendile­rine bildirmek için dünyâda bütün emir ve nehiylerini (yasaklarını) kat'î deliller ile apaçık surette haber verip rızâsının ne tarafta olduğunu bildirdi. Bu dünyânın geçi­ci ve imtihan âlemi olduğunu beyân eyleyip, "Ey kulla­rım!, Sizler rızâmı kazanmaya çalışın. Rızıklarınızı ben veririm. Bana tevekkül edin. Ben sizin rızıklarınıza kefi­lim." diye nice âyet-i kerîmeler ile vaad buyurmuştur.
                Öyle olunca kul, kulluğunu lâyıkıyla yapmalıdır. Kula lâyık olan, Allah'ın emrini yerine getirmek ve dâima onun rızâsını gözetip emrini îfâya gayret etmektir. Kul, Allah'ın kudretinde, emri altındadır. Nitekim Hz. Alî (k.v.) kendisine kader ve kaza hakkında suâl edene:
                "Seni, senin dilediğin gibi değil de kendi dilediği gibi yaratan Allâhü Teâlâ, yine dilediği gibi kullanır." buyur­muşlardır.
                Kula lâzım olan Mevlâ'sının rızâsıdır. O rızâ da ne ile elde edilir?
                Mevlâ'sının emrini yapmak ve nehyinden, yasakladı­ğından kaçınmak ile elde edilir. Yoksa emrini tutmayıp yasakladığından sakınmayıp, ben tam bir teslimiyetle ile teslîm oldum deyip; amelinden, ahlâkından türlü habaset meydana çıkınca "Ne yapalım, takdîrde var imiş, çâre nedir?" diye türlü günahlar işleyip sonra da takdîre bağla­mak ile elde edilmez.
                Cenâb-ı Hakkın bir günü vardır. O günde böyle baha­ne para etmez.
                Hâsılı, kişiye gerek dünyâ cihetinden gerek âhiret ci­hetinden hatırına ne türlü şey gelirse o fikri dînin terazi­sine koyarak tartmalı; dîne uygun olmayan vesveseleri defetmelidir.

                BEYİT:Hâk ol ki, Huda mertebeni eyleye âlî
                Tâc-ı ser-i âlemdür o kim hâk-i kademdür. (Ruhî)
                Yani: Toprak ol ki (tevazu' göster ki) Mevlâ mertebeni yükseltsin. (Büyük zâtların ayağının (tozu) toprağı (olan) âlemin baş tacı olur.

                FIKRA

                Üç laz denize açılır. Karadan iyice uzaklaştıkları sırada korkunç bir fırtına kopar. Yaşamaktan umutlarını kesen lazlar dua etmeye başlar. Birinci laz der ki, “Allahım bizi bu fırtınadan kurtar, 40 fakiri, 40 gün doyuracağım.” İkinci laz; “allahım bizi bu kurtar 40 tane kurban kesip dağıtacağım.” üçüncü laz; “Allahım bizi bu fırtınadan kurtar, 40 gün oruç tutacağım.” Bizimkiler tam dualarını bitirirler ki, fırtına bıçakla kesilmiş gibi diner. Birinci laz der ki, “Allahım biz lazuk.” İkinci laz; “Ee, biraz da oyunbozanuk.” Üçüncü laz; “Attık sağa bir kazuuuuk!..”

                GÜNÜN SÖZÜ

                Yarın sabah,ne sevdiğiniz kişilerin yüzleri ne de kendi yüzünüz aynı olacaktır. Leo Buscaglia

                YEMEK MENÜSÜ
                · PİLİŞ ŞİNİTSEL
                · SPAGETTİ
                · YAYLA ÇORBA
                · ÇOBAN SALATA

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: SÜREHA: (Ar.) Er. - Saf ırklar.
                Kız: SÜMBÜL: (Fars.) Ka. l. Zambakgillerden, salkım çiçekli, keskin kokulu, soğanlı otsu bitki. 2. Güzellerin saçı.

                MANİ

                Havalarda kelebek
                Kanadı benek benek
                Beni yardan ayıran
                Kalbur satsın hem elek



                BİLMECE
                Hangi gül kokmaz?
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: Kontrol kalemiyle

                Comment


                • 19 Eylül 2010

                  Bugün 19 Eylül 2010 11 Şevval 1431 Eylül: 6 Hızır 137 Son Sahabi Amr Bin Tufeyl (r.a.) Vefatı (718)-İstanbul Rasathanesi Kuruldu (1576)-İlköğretim Haftası-Güz Yağmurları

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Kıyamet gününde verdiği sözde durmayan herkes için bir bayrak bulunur. Vefasızlığı ve dönekliği ölçüsünde yükseltilir. Haberiniz olsun! Milletin başına geçen kimsenin döneklik ve vefasızlığından daha büyük döneklik ve vefasızlık yoktur. Ravi: Müslim, Cihad 16



                  İLMİN FAZİLETİ
                  Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "İlim öğrenin. Zîrâ ilmi Allah için öğrenmek (Allah'tan) korkmaktır. İlim talebi (öğrenmeyi istemek) ibâdet, (ilim) müzâkeresi teş­bih, tahsili (elde edilmesi) ise cihaddır. Bilmeyenlere ilim öğretmek sadaka, onu ehline vermek de (Allah'a) yakınlıktır. Çünkü ilim, helâl ve haramı gösteren işaretler ve cennet ehlinin yollarının kandilleridir. İlim yalnızlıkta dost, gurbette arkadaş, yalnızlıkta konuşan (yoldaş), bol­lukta ve darlıkta yol gösterici, düşmanlara karşı silâh, dostlar yanında ziynettir.
                  Allah, ilimle milletleri yükseltir ve onları eserleri anlatılan, yaptıklarına uyulan ve görüşlerine başvurulan iyilikte reh­ber kılar. Sohbetlerine melekler katılmak isterler, kanatları ile onları okşarlar. Yaş ve kuru (her şey), denizde yaşayan balıklar ve diğer canlılar, karadaki yırtıcı ve diğer hayvan­lar, onlar için istiğfar ederler. Çünkü ilim, kalplerin ceha­letten hayat bulması, gözlerin karanlıktan aydınlanmasıdır.
                  Kul, ilimle (dünyâda ve.âhirette) hayırlı mevkilere ve yüksek derecelere ulaşır. İlim üzerinde düşünmek, oruç sevabına eşittir. İlim öğretmek geceyi (namazla) ihya et­meye denktir.
                  . Sıla-ı rahim (akrabalarla alâka) ilimle devam ettirilir. İlimle helâl haram(dan ayrılarak) bilinir. İlim amelin rehbe­ridir. Amel, ilme tâbi olur, uyar. İlim, bahtiyarlara ilham olu­nur (verilir), bedbahtlar ise ondan mahrum kalır.

                  BİR TEVAZU NUMUNESİSultân İkinci Bâyezid-î Han zamanında İstanbul'da şid­detli bir zelzele ye veba baş göstermişti hastalığın sona ermesi için Resûluîlâh'dan (s.a.v.) şefaat istemek üzere âlimler Cemal Halveti Hazretleri'ni seçtiler. Sultanın da rica ve emriyle Cemâl Efendi Medîne-i Münevvere'ye git­mek üzere İstanbul'dan ayrılıp Anadolu yakasında Üskü­dar'a ayak basar basmaz Allah'ın izniyle bütün belâlar ve musibetler sona eriverince Cemâl Efendi:
                  "Ben ne derece ceza ve gazaba lâyık imişim. İstanbul halkı benim yüzümden o kadar zahmet ve musîbete uğ­radı. Ben aralarından ayrılır ayrılmaz kurtuldular." buyur­muştur.

                  FIKRA

                  Temel ve Dursun bir inşaatta bekçilik yapmaktadırlar. Yaz sıcağından ve sineklerden bunalan Temel, Dursun’a; “Ula Tursun, gir şu yorganun altuna da şu sineklerden kurtulalum!” der ve yorganın altına girerler, orada uyur kalırlar. Gece olunca ve sinekler gider, yerlerine ateş böcekleri gelir. O sırada uyanan Temel yorganın altından bakar ve ateş böceklerini görür. Kafasını hemen yorganın altına sokar. Dursun, Temel’e sorar “Ula Temel, ne oldi?” Temel cevap verir: “Sorma Tursun, duşarda sinekler ellerine el feneri almuş pizu ariyler daaa!..”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Yapılırken heyecan duyulmayan işler başarılamaz. Emerson

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · ROSTO KÖFTE
                  · PİLAV
                  · ÇOBAN SALATA
                  · TULUMBA TATLISI

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: SÜNNETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın koyduğu nizam.
                  Kız: SÜMBÜLVEŞ: (Fars.) Ka. - Sümbüle benzeyen, sümbül gibi güzel.

                  MANİ

                  Geline bak geline
                  Kına yakmış eline
                  Ne mutlu bu geline
                  Gidiyor sevdiğine



                  BİLMECE
                  Hangi bağda üzüm yetişmez?
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: Virgül

                  Comment


                  • 20 Eylül 2010

                    Bugün 20 Eylül 2010 12 Şevval 1431 Eylül: 7 Hızır 138 Bozcaada, Bayramiç, Mihallıççık ve Sivrihisar'ın Kurtuluşu (1922)-Peygamberimiz (s.a.v.)'ın Kuba'ya Mescidine gelişi (622)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    İslam hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu! Ravi: Tirmizi, Zühd 35



                    HZ. EBÛ BEKİR'İN HALİFELİĞİ VE TAKVASI

                    Hz. Ebû Bekir -erkekler içinde- ilk Müslüman olan kimsedir.
                    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kimi İslâm'a davet et-tiysem hepsi kafasını eğip düşünmüştür, fakat Ebû Bekir hiç düşünmeden kabul etmiştir." buyurdular.
                    Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Ebû Bekir'i (r.a.) cen­netle müjdelemesi, cehennem ateşinden kurtulduğuna şehâdet etmesi gibi pek çok müjdeli sözleri vardır.
                    Peygamberimiz (s.a.v.) bir kadına, onun halifeliğine işaret ederek "Beni bulamazsan, Ebû. Bekir'in yanına git." ve "Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer'e tabî olu­nuz, uyunuz." buyurmuştur.
                    Hz. Ebû Bekir, Resûlullâh'la beraber Bedir, Uhud, Hendek ve birçok harbe katılmıştır. Müslüman oldukları için işkence gören yedi kişiyi satın alıp kölelikten âzâd etmiştir. Bilâl-i Habeşî ve Amir b. Füheyre bunlardan ikisidir.
                    Dört bin dinarı ticarette kazandığı kârla birlikte AHah yolunda harcamıştır.
                    Halîfe olduğu zaman bir ordu ile mürted(dinden dö­nenler üzerine yürümüş, bunu gören Hz. Ali bineğinin yularından tutmuş ve şöyle demişti:
                    'Nereye, ey Resûlullâh'ın halîfesi? Resulullârûn Uhud harbinde sana dediklerini şimdi de sana ben diyorum: Kılıcını kınına koy ye bizi ölümünle acılara boğma. Allah'a yemin ederim ki, seni kaybedecek olsak İslâm'ın düzeni kalmaz.'
                    Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir geri dönmüş, fakat or­dusunu dinden dönenlerin üzerine göndermişti.

                    BİR HİKMET
                    Lokman Hekim, oğluna yaptığı vasiyetlerden birinde demiştir ki: Oğulcağızım! Horoz, senden daha uyanık olmasın. O hayvancağız seher vakitlerinde uyanık bu­lunarak öter durur. Sen ise gaflet uykusuna dalıp kalmış bulunuyorsun.

                    FIKRA

                    Günlerden bir gün turistin birisinin yolu Karadeniz’e düşmüş. Adam Trabzon’da çok güzel denize nazır bir otel odasında iki gün tatil yapacakmış. Neyse sabah kalkmış, güzelce kahvaltısını odasına getirtmiş, balkonda kahvaltı yapacak, birden dikkatini karşı kaldırımdaki iki adam çekmiş. Adamların birisi harıl harıl çukur kazıyor, diğeri de arkasından harıl harıl kazılan çukuru dolduruyormuş, bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, öğlen olmuş, akşam üzeri olmuş, bu bizim iki adam bütün sahil kenarını kaz-kapat şeklinde dolaşıp duruyorlar... Turist en sonunda dayanamamış inmiş aşağıya, adamların yanına gitmiş; ”Yahu kardeşim sabahtan beri sizi seyrediyorum, biriniz çukur, kazıyorsunuz, öbürünüz de ardından kapatıyorsunuz, allahaşkına siz ne yapıyorsunuz?” demiş. Bizim karadenizlilerden fırlama olanı cevap vermiş; “Uşağum aslında biz üç kişu belediye için çalişiyruk. Ha ben Temel çukuru kazıyrım, Tursun çukura dikilecek fidanı koyar, şu karşına olan Hasan da çukuru kapatır. İki gündür Tursun hasta, ama biz işimuzi harfiylen yapıyrık da!..”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Yanılgı insanlar içindir; ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa, fazlaca yanlış yapıyorsunuz demektir. J. Jenkins

                    YEMEK MENÜSÜ
                    · İZMİR KÖFTE
                    · SOSİSLİ MAKARNA
                    · ÇOBAN SALATA
                    · MEYVE

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM
                    Erkek: SÜMRE: (Ar.) Er. - Esmerlik, karayağızlık.
                    Kız: SÜMER: (Tür.) - Eski tarihlerde aşağı Mezopotamya'da yaşamış olan bir kavim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                    MANİ

                    Erguvanın dalları
                    Yana yatıyor yana
                    Şu Kızılcık kızları
                    Cana yatıyor cana



                    BİLMECE
                    En kestirme yol hangisidir?
                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: Ayakkabı bağında

                    Comment


                    • 21 Eylül 2010

                      Bugün 21 Eylül 2010 13 Şevval 1431 Eylül: 8 Hızır 139 Sultan II.Abdülhamit'in doğumu (1842)-Askerlerimizin Güney Kore'ye Gidişi (1950)-Fırtına

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Allahu Zülcelal hazretleri buyurdu ki: Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim. Ravi: Ebu Davud, Büyu 27



                      EHL-İ SÜNNETİN ALÂMETLERİNDEN
                      ...Hulefâ-yı Râşidîn'i zikretmek hutbenin şartlarından olmasa da Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in -Allah onların sa'yini meşkûr eylesin- alâmetlerindendir.
                      Bunu ancak kalbi hasta ve itikadı bozuk olan kimseler bilerek terk eder.
                      Fare edelim ki bunu yapan, taassup ve inatla terk et­memiştir. Peki, "Her kim bir kavme benzerse o onlar­dandır." tehdidinin cevabında ne der? Ve töhmete düş­mekten nasıl kurtulur? Hâlbuki Peygamber Efendimiz "Töhmet mevkîlerinden kaçının." buyurmuştur.
                      Eğer bu kimse Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in üstün­lüğü hususunda şüphe içinde ise o Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat yolunu terk etmiştir.
                      Eğer o, Hz. Osman ye Hz. Ali'ye muhabbet hususun­da tereddüt içerisinde ise yine bu ehl-i sünnetten çıkmış demektir...
                      Ona büyük din imamlarından nakledildiği gibi Hz. Ebû Bekir ye Hz. Ömer'in üstünlüğünün sahabe ve tabiînin icmâı ile sabit olduğunu anlatmak gerekir.
                      Bu imamlardan birisi de İmam Şafiî'dir (rh.).
                      Şeyh Ebu'l-Hasan el-Eş'arî, önce Hz. Ebû Bekir'in sonra Hz. Ömer'in diğer bütün ümmet üzerine üstün­lüğünün kat'î olduğunu söylemiştir.
                      Halîfeliği sırasında, Hz. Ali'nin, memleketin kürsüsün­den kendi taraftarlarından büyük bir kalabalığa karşı "Ebû Bekir ve Ömer bu ümmetin en fazîletlileridir." de­diği tevatür üzere rivayet olunmuştur.
                      İmam Zehebî, bu sözün Hz. Ali'den seksen küsur kişi tarafından nakledildiğini söylemiş ve onlardan bir kıs­mının isimlerini saymıştır... (Mektubat-ı İmâm-ı Rab­bani, 2-15)

                      BEYİT:
                      Altun ile mîzanda bir gelse dahi seng
                      Sıklette bir olmak ile kıymette bir olmaz.
                      (Kemal Paşazade)
                      Altın ile taşlar aynı ağırlıkta olsa da kıymetleri aynı olmaz.

                      FIKRA

                      Temel bir iş için bir fabrikaya başvurmuş. Fabrika da 12 tane vesikalık fotoğraf istemiş. Temel kara kara düşünmeye başlamış, ‘vesikalık fotoğrafı nasıl çektirecem ben şimdi’ diye. Durumu İdris’e açıklamış. O da demiş ki: “Geniş bir arazide bi çukur kazarız, sen sadece vesikalık kısmın gözükecek şekilde çukura girersin. Ben de senin resmini çekerim.” demiş. Temel kabul etmiş, yer ve zamanı ayarlamışlar. Buluşma vaktinden önce Temel buluşma yerine gidip 12 tane kuyu kazmış. İdris gelince saşırmış: “Ya’u Temel, niye 12 kuyu kazdın ki?” demiş, “... ben zaten 12 tane fotoğraf makinesi getirmiştim. Hiç gerek yoktu kazmana!..”

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. Özdemir Asaf

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · PİLİÇ IZGARA
                      · MISIRLI PİLAV
                      · TAVUK SUYU ÇORBA
                      · KAZANDİBİ

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: SÜRRE: (Ar.) Er. 1. Para kesesi. 2. Hediye. 3. Osmanlı devletinde halifelik makamınca Mekke ve Medine fakirleri ile alimlerine gönderilen para.
                      Kız: SÜMEYRE: (Ar.) Ka. 1. Meyve çağlası. 2. Kıvrılmış yaprak.

                      MANİ

                      Dozer geliyor dozer
                      Çekilin sizi ezer
                      Benim sevduğum oğlan
                      Sinan Özer’e benzer



                      BİLMECE
                      Avukatlar niçin kadın gibi uzun elbise giyerler?
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: Bilinen yol

                      Comment


                      • 22 Eylül 2010

                        Bugün 22 Eylül 2010 14 Şevval 1431 Eylül: 9 Hızır 140 Yavuz Sultan Selim'in Vefatı (1520)-İran-Irak Savaşı Başladı (1980)-Emirdağ ve Ezine'nin kurtuluşu (1922)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın. Ravi: Buhari, Edeb 12



                        ANTAKYA TÂRİHİ
                        Antakya, M.S. 395'ten îtibaren 243 sene Bizans ve Sâsânîler arasında el değiştirdi. Hz. Ömer'in halifeliği sı­rasında 638'de İslâm ordusu Antakya'yı fethetti. 331 se­ne süren İslâm hâkimiyetinden sonra Bizans İmparatoru Nikeforos Fokas, şehri geri aldı (969). 115 sene Bizan­s'ın işgali altında kaldıktan sonra Anadolu fâtihi ve Tür­kiye Selçukluları Devleti hükümdarı Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şah, 1084'te Antakya'yı fethederek, Türk top­raklarına kattı. Halka çok iyi davrandı, adaletle hükmetti. Şehrin tahrip edilen kısımlarını tamir ettirdi.
                        Süleyman Şah, Sultan Melikşah'a haber gönderip Antakya'nın fethini müjdeledi ve bu fethin onun adına yapıldığını bildirdi.
                        1071 Malazgirt Zaferi'nin intikamını almak, Türkleri Anadolu'dan atmak, Kudüs'ü ele geçirmek ve İslâmiyet'i imha etmek maksadıyla Avrupa Hıristiyanları, Haçlı se­ferleri tertiplediler. Haçlı ordusu, 21 Ekim 1097'de An­takya önlerine geldi. Şehri, Türk kumandanı Yağıbasan Bey müdâfaa ediyordu. Kuşatma 7,5 ay sürdü. Antak-yalı birkaç Hıristiyan 5 Haziran 1098'de kale kapıların­dan birini içeriden açarak Haçlı ordusunun gizlice An­takya'ya girmesini sağladılar. Kaleye giren Haçlılar, Müslümanları ve hattâ Hıristiyanları kılıçtan geçirdiler.
                        Selçuklu Sultânı, bu mühim şehri geri almak için Kür-boğa Bey kumandasında büyük bir Türk ordusunu gön­derdiyse de Antakya alınamadı. Burası merkez olmak üzere bir Haçlı Prensliği kuruldu. Kudüs'e yönelen 100.000'e yakın Haçlı askeri, Kudüs'ü işgal ettiler, camilere sığınan Müslümanları katlettiler. Kudüs Haçlı Krallığına bağlı olan Antakya Haçlı Prensliği, 170 sene Antakya'ya hâkim oldu. 19 Mayıs 1268'de Türk-Memlûk Sultânı Baybars, Antakya'yı geri alarak 170 sene bu şehre kan kusturan Haçlı Prensliğini ortadan kaldırdı.
                        Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, 1516'da Mercidâbık Zaferi ile Suriye, Antakya ve civarını Os­manlı Dpv/İPti'np kattı

                        FIKRA

                        Bir Amerikalı, bir Rus ile Temel otelde kalırken gece yarısında yangın çıkar. Panik içinde üçü de yukarı katlara koşar, ama kurtuluş yok! Çaresizlik içinde Amerikalı, odada duran bir şemsiye bulur, “Başka şansım yok!” diyerek şemsiyeyi açıp atlar. Şemsiye sağlam çıkar. Onu paraşüt gibi kullanarak sağ salim yere iner. Bunu gören Rus, yandaki odada başka bir şemsiye bulup paraşüt gibi kullanarak o da kurtulur. İkisi de yukarıya bakarak merak icinde Temel’i beklerken yakınlarına hızla bir cisim düşer. Gidip bakarlar, Temel! Hayatta ama kan revan içinde ve her tarafı kırık... Hemen sorarlar, “Ne oldu?” Temel, “Şemsiye bulamadım. Ama dolapta yağmurluk vardı...”

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Ya ümit sizsiniz, ya ümitsizsiniz. Behçet Necatigil

                        YEMEK MENÜSÜ
                        · PİLİÇ KROKET
                        · SPAGETTİ BOLONEZ
                        · ŞEHRİYE ÇORBA
                        · SPANGLE

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM
                        Erkek: SÜNNET: (Ar.) Er. 1. İyi ahlak, iyi tabiat. 2. Hz. Muhammed'in sözleri, işleri ve tasvipleri.
                        Kız: SÜMEYYE: (Ar.) Ka. - İslam'ın ilk şehidi. Ammar b. Yasir'in annesi ve ilk müslüman olan hanım sahabelerden.

                        MANİ

                        Gayalardan ot biter
                        Guzular yayulsun diye
                        Gızlar kekürt sallar
                        Oğlanlar bayulsun diye



                        BİLMECE
                        Tüfek, makineli tüfeğe ne demiş?
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: Çok konuştukları için

                        Comment


                        • 23 Eylül 2010

                          Bugün 23 Eylül 2010 15 Şevval 1431 Eylül: 10 Hızır 141 Devlet Demir Yollarının (DDY) Kuruluşu (1856)-Çan'ın kurtuluşu (1922)-Sonbaharın başlangıcı

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler müstesna! Ravi: Buhari



                          HÂCE ALİ RÂMÎTENÎ (K. S.)
                          Silsile-i Sâdât'ın on ikinci halkası olan Hâce Ali Râ-mîtenî (k.s.), Buhârâ'ya 10 km. mesafedeki Râmîten'de doğdu. Lakabı Hâce Azîzân'dır. Ali Râmîtenî Hazretleri dokumacılık yapardı. Dînî ilimleri mükemmel bir şekilde tahsilden.sonra Mahmud İncir Fağnevî Hazretlerine inti-sâb etti. Üstâzı Mahmud Fağnevî Hazretleri, vefatı yakla­şınca hilâfeti Ali Râmîtenî'ye emânet etti.
                          Alâüddevle es-Simnânî ile mektuplaşırdı. Birgün Şim-nânî, Hâce Ali Râmîtenî'ye bir haberci göndererek 'Bizler de sizler de fakîrlere, miskinlere hizmet ediyor, onlara yemek yediriyoruz. Biz zahmet çekerek bunu yapıyoruz, siz ise hiç zahmet çekmeden elinizde ne varsa onunla hizmet ediyorsunuz. Fakat insanlar sizden razı oluyor, size teşekkür ediyor, bizden razı olmuyor, şikâyetçi olu­yorlar. Bunun sebebi nedir?' diye sordu.
                          Ali Râmîtenî Hazretleri şöyle cevap verdiler. "Yaptığı iyilikleri başa kakarak hizmet edenler çoktur. Yaptığı iyiliğin kabulünü ümid ederek hizmet edenler ise az­dır. Sizler bu şekilde hizmet etmeye çalışın ki, hiç kimse size karşı öfkelenip şikâyetçi olmasın."
                          "Ey îmân edenler! Allah'a öyle tevbe edin ki nasph (ga­yet ciddî, müessir, öğütçü) bir teybe olsun..." mealindeki (Tahrîm Sûresi, 8.) âyet-i kerîmeyi şöyle tefsir buyurdular: "Burada hem işaret, hem de müjde vardır. Tevbeye ve günahlardan dönmeye işaret, tevbenîn kabul olunacağına da müjde vardır. Çünkü Allâhü Teâlâ, tevbeyi kabul etme­yecek olsaydı kullarına tevbe etmelerini emretmezdi. Em­rettiğine göre bu emir, tevbenin kabul olunacağının delîli ve müjdesidır. Lakin kabul edildiğinden şüphe etmeden kişi kendisini hep kusurlu, günahkar görmelidir.."
                          Hâce Ali Râmîtenî (k.s.) buyurdular: "Kişi amel et­meli, fakat buna rağmen hiçbir şey yapmadığına ve yaptığı amelde kusur ve noksanlar olduğuna inanma­lı ve tekrar amel etmeğe başlamalıdır."
                          Hâce Ali Râmîtenî (k.s.) irşâd emânetini, halîfelerinden Muhammed Baba Semmâsî (k.s.) Hazretlerine teslim etti­ler ve 721/1321 yılının Ziikâde ayında, yüz otuz yaşında âhirete irtihâl buyurdular. Buhâra'nın Râmiten kasaba­sındaki kabr-i şerîfleri hâlâ ziyaret edilir. Kuddise sirruh.

                          FIKRA

                          NASA Mars'a adam gönderecekmiş. Sadece bir kişi gidebilecek, giden de geri dönemeyecekmiş. İlk aday olan mühendise bu iş için ne kadar isteyeceğini sormuşlar: "1 milyon dolar..." demiş ve eklemiş, "... Kızılhaç’a bağışlayacağım." İkinci aday olan doktora da aynı soruyu sormuşlar. Doktor: "2 milyon dolar..." demiş, "... bir milyonunu aileme, bir milyonunu da tıbbi araştırmalara bağışlayacağım." Üçüncü aday olan Temel aynı soruya "3 milyon dolar!" diye cevap verince yetkililer diğerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon istediğini sormuşlar. Temel yetkililere doğru eğilmiş, kısık bir sesle: "1 milyonunu ben alırım, 1 milyonunu size veririm, mühendisi de Mars'a göndeririz."

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil. Konfüçyüs

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · TEPSİ KÖFTE
                          · MAKARNA
                          · CACIK
                          · MEYVE

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: SÜPHAN: (Tür.) Er. - Doğu Anadolu'da Van gölünün kuzey kıyısındaki sönmüş volkan.
                          Kız: SÜMRET: (Ar.) Ka. - Esmerlik, karayağızlık.

                          MANİ

                          Yaylanın çimenini
                          Hep toplamış geyikler
                          Sevdalunun işine
                          Ne garuşur böyükler



                          BİLMECE
                          Hiç hareket etmeden neyimizi değiştirebiliriz?
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: Amma gevezesin be kardeşim

                          Comment


                          • 24 Eylül 2010

                            Bugün 24 Eylül 2010 16 Şevval 1431 Eylül: 11 Hızır 142 II. Selim'in Tahta Çıkışı (1566)-Uyvar Kalesi'nin fethi (1663)-Yaprak dökümünün başlaması-Bolvadin'in kurtuluşu (1922)

                            HADİS-İ ŞERİF
                            Akılca en tamam olanınız Allah'ı en şiddetli seveninizdir. Ravi: Gazali



                            EBÛ EYYÛB-İ ENSÂRÎ'NİN (R.A.) MİHMANDARLIĞI
                            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekke'den hicret edip Medine-i Münevvere'ye ulaştıklarında devesi üzerinde Ensâr-ı Kirâm'ın evlerinin önünden geçerlerken her biri ayrı ayrı Peygamberimizin kendilerine müsâfir olmasını rica ediyorlardı.
                            Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Devem nereye gidip durursa orada kalırım." buyurdular. Peygamberimizin devesi boş bir arsada Bi'r-i Cemel önünde çöktü. Biraz bekledikten sonra kalkarak Hz. Hâlid bin Zeyd'in (Ebû Eyyûb Ensârî) (r.a.) evlerinin önüne çöktü. Sonra yine eski yerine dönüp oraya çöktü. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "İnşallah kalacağımız yer burasıdır." buyurarak deveden indiler. Ebû Eyyûb Ensârî (r.a.), müsâade ala­rak Zeyd bin Hârise'nin yardımıyla eşyaları kendi hane­lerine taşıdılar.
                            Ebû Eyyûb Ensârî (r.a.) eşi ile beraber Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) çok ikramda bulundular. Ufak bir şeyde tereddüt etseler Resûl-i Ekrem'den (s.a.v.) sorar­lar ve her şeyi o şekilde hazırlayıp tertip ederlerdi. Bun­dan dolayı pek çok dualara mazhar olmuşlar ve birçok hadîs-i şerîf rivayet etmişlerdir.
                            Ebû Eyyûb Ensârî (r.a.) Peygamberimizin (s.a.v.) söz­lerini, fiil ve hareketlerini taklid eder ve onlara son derece bağlı olarak hayatında tatbik ederdi. Tam bir ihlâs ve mu­habbetle Peygamber Efendimizin (s.a.v.) maiyyetinde muhafız olarak bulunan zâtlarla birlikte, Peygamberimiz her nereyi teşrif buyursalar yanından bir an dahi ayrıl­mamışlardır.
                            Hicretin yedinci ayında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) mübarek devesinin evvelâ çökmüş olduğu boş arsayı satın alarak Mescid-i Saâdet'in inşasına başlanıldı.
                            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mescid-i Saadetlerinin ve Hâne-i Saadetlerinin inşası tamamlandıktan sonra kendi hanelerine taşınmışlardır. Ebû Eyyûb Ensârî (r.a.) yedi ay kadar Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mihman­darlık vazîfesiyle müşerref olarak dünya ve âhiretin en büyük nimetlerine nail oldular.

                            FIKRA

                            Temel kurumuş dere yatağının üzerindeki köprünün altından eşeğini geçirmeye çalışır ama eşeğin kulakları köprüye değir. Temel alır eline kazmasını köprünün altını yıkmaya başlar. Tam bu sırada vali arabasıyla köprünün üstünden geçmektedir. Durumu öğrenmeye çalışır ve Temel’e bir yöntem önerir: “Köprüyü yıkacağına yeri kazsana!” Temel bakar, bakar ve “Valiye bak... Biz kulakları deyiruk, o ayaklari anlayi...”

                            GÜNÜN SÖZÜ
                            Ya başlamamalı, ya da bitirmeli... Ovidius

                            YEMEK MENÜSÜ· KARIŞIK DOLMA
                            · MERCİMEK ÇORBA
                            · YOĞURT
                            · BÖREK

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: SÜVARİ: (Fars.) Er. 1. Atlı. Atlı asker. 2. Gemi kaptanı.
                            Kız: SÜNDÜS: (Ar.) Ka. - Eskiden altın veya gümüş tellerle nakışlı olarak dokunan bir çeşit ipekli kumaş. Kur'an'da cennet elbisesi anlamında Kehf: 31, Duhan: 53, İnsan suresi 21. ayetlerde mezkurdur.

                            MANİ
                            Altını bozdurayım
                            Sıraya dizdireyim
                            Elma armut değülsün
                            Cebimde gezdireyim



                            BİLMECE
                            Hiç kimsenin okuyamadığı yazı hangisidir?
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: Düşüncemiz

                            Comment


                            • 25 Eylül 2010

                              Bugün 25 Eylül 2010 17 Şevval 1431 Eylül: 12 Hızır 143 Yıldırım Bayezit'ın Niğbolu Zaferi (1396)-Patrona Halil isyanı (1730)-Lapseki'nin kurtuluşu (1922)-İtfayecilik Haftası (25 Eylül-1 Ekim)
                              HADİS-İ ŞERİF

                              Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içinde yetime iyilik ve ikram edilen evdir. Yine müslümanlar arasında en şerli ev de, içinde yetime fenalık yapılan evdir. Ravi: Ebu Hureyre (R.A.)



                              RİYAKÂRIN AKIBETİ.
                              Kıyamet gününde bazı insanların cennete girmeleri emredilir. Bunlar cennete yaklaşır, cennetin kokusunu alırlar. Cennet saraylarına ve Allah'ın cennet ehli için ha­zırlamış olduğu nimetlere bakarlar. "Onları oradan uzak­laştırın! Onların orada nasibi yoktur!" diye nida olunur.
                              Bunun üzerine büyük bir pişmanlıkla geri dönerler. Daha evvel böyle dönen olmamıştır. Ve şöyle derler:
                              "Yâ Rabbi! Bizi, mükâfatını ve dostların için hazırla­dığın nimetleri göstermeden cehenneme atsaydın bize daha kolay gelirdi."
                              Allâhü Teâlâ şöyle buyurur: "Bunu size (göstermeyi) ben istedim. Siz, yalnız kalıp (kimsenin sizi görmediği zamanlarda) bana karşı büyük günahlar işlediniz. İn­sanlarla karşılaştığınızda -kendinizi gizleyerek kalbini­zin bana verdiğinin aksine- insanlara gösteriş yaparak kendinizi gizliyordunuz. İnsanlardan korktunuz da ben­den kokmadınız. İnsanları yücelttiniz de bana tazîm etmediniz. İnsanlar için terk ettiniz ama benim için terk etmediniz. Bugün mükâfattan mahrum edilmenizle bir­likte elem veren azabı size tattırıyorum."
                              SULTAN BÂYEZİD HAN'IN İSTANBUL'U KUŞATMASI
                              Sultan Bâyezid Han Kostantiniyyeyi (İstanbul'u) ku­şattığı sırada, Macar kralının Niğbolu üzerine yürüdüğü haberi geldi. Kostantin kuşatmasını bırakıp seçkin on bin yiğitle yıldırım gibi Niğbolu üzerine vardı.
                              Düşmanlar sarhoş ve gafil uyurken gelip gece baskı­nı yaptılar. Düşman 'Türk geldi' diye korkuya düşüp, ge­ce yarısında kimi ürken atların altında kaldı, kimi sarhoş halinde birbirini kırdı. Çoğu da Tuna suyuna düşüp bo­ğuldular. Koca kral güçlükle kurtuldu. Gâzîler ganîmet bulup gayet zengin oldular.
                              Sultan Yıldırım Bâyezid Han bu gazadan dönüp bı­raktığı Kostantin üzerine yürüdü. Sonunda tekfur ile sulh olunup İstanbul içine adam koydular. Padişah bir kadı (hâkim) tayin etti. Tarakçı Yenicesi hisarının hal­kını getirip İstanbul içine yerleştirdiler. Mescit yapıp bir mahalle kurdular.

                              FIKRA

                              Karadenizli yorgun argın Paris'e inmiş. Çok lüks bir otele yerleşmiş. Yorucu günün gecesinde uyumaya çalışıyor. Uyuyamıyor. Çünkü yan odadan muazzam gürültüler geliyor. Duvarı yumrukluyor:
                              - Kim var orada?
                              - Jean Claude van Damme!
                              - Bana bak, gelirsem oraya dördünüzün de canına okurum!..
                              GÜNÜN SÖZÜ
                              Verilmesi en kolay şey nasihat,alınması en güç şey ibrettir. Droz

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · KARIŞIK DOLMA
                              · PADİŞAH ÇORBA
                              · YOĞURT
                              · KADAYIF

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: ŞABAN: (Ar.) Er. 1. Aralık, fasıla. 2. Hicri, Kameri ayların sekizincisi, üç ayların ikinci ayı.
                              Kız: SÜSEN: (Tür.) Ka. - Çiçekleri iri, güzel görünüşlü ve kokulu bir süs bitkisi. Zambak.

                              MANİ
                              Altınım var boynumda
                              İki ellerim goynumda
                              Ela gözlü sevduğum
                              Gece gündüz aynımda



                              BİLMECE
                              Kadınla radyo arasında ne benzerlik vardır?
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: Alın yazısı

                              Comment


                              • 26 Eylül 2010

                                Bugün 26 Eylül 2010 18 Şevval 1431 Eylül: 13 Hızır 144 I. Viyana Kuşatması (1529)-Mevsim Yağmurları

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!" desin (ve ona bulaşmasın) Ravi: Müslim, 1161



                                ABDEST GÜNAHLARI TEMİZLERBirgün Hz. Osman (r.a.) su istedi ve abdest aldı. Son­ra güldü ve arkadaşlarına: "Neden güldüğümü sorma­yacak mısınız?" dedi. Arkadaşları: Neden güldün, ey mü'minlerin emîri? dediler.
                                Hz. Osman: "Resûlullâh'ın (s.a.v.) benim gibi abdest aldığını gördüm. Sonra güldü ve "Neden güldüğümü sor­mayacak mısınız?" buyurdu. Ashâb-ı Kiram: Neden gül­dünüz yâ Resûlullâh? dediler. Resûlullâh (s.a.v.): Kul (abdest almak için) yüzünü yıkarsa, Allah onun yüzüne isabet eden bütün günahları siler. Kollarını yıkadığında da ayaklarını yıkadığında da böyledir, buyurdu." demiştir.

                                KÂNÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN HÂN
                                Osmanlı sultanlarının onuncusu ve Yavuz Sultan Se-lîm Hân'ın oğludur. 1494 yılında doğdu. Saltanatı 1520-1566 yılları arasına tesadüf eder. Sultan Süleyman Han, çıkardığı kanunlardan ve bilhassa kanun ve ni­zamlara gösterdiği hassasiyetten dolayı "Kânûnî" laka­bıyla anılmıştır. Avrupalılar ise kendisine "Büyük Türk" ve "Muhteşem Süleyman" ismini vermişlerdir.
                                Saltanatının ilk yıllarında Belgrad ve Rodos gibi daha önce teşebbüs edilmesine rağmen zaptedilemeyen iki mühim yeri fethederek büyük bir cihangir olduğunu gös­terdi. 1526 yılında Mohaç'ta Macar ordusunu mağlup ederek Macaristan Devleti'ne son verdi. 1529 yılında Viyana'yı kuşatarak Avrupa'yı dehşet içinde bıraktı. Do­ğuda ve batıda bizzat 13 sefere çıkmış, ömrü at sırtında geçmiştir. Avrupa tarafında Budapeşte, Temeşvar, Es-tergon, İstolni-Belgrad, Zigetvar gibi yerler alınırken; do­ğuda Irak, Libya, Cezayir, Yemen ve Habeşistan ülkeleri Osmanlı toprağı haline getirilmiştir. Barbaros Hayreddin Paşa Osmanlı hizmetine alınarak 1538'de Preveze'de Haçlı donanmasını ağır bir hezimete uğratmıştır.
                                Kânûnî devri Osmanlı Devleti'nin en parlak devri, en kuvvetli zamanıdır. 1566 yılında vefat etmiş, İstanbul'da­ki câmiinin yanına defnedilmiştir. Ebussuûd Efendi, Mi­mar Sinan, Şâir Bakî gibi büyük şahsiyetler onun zama­nında yetişmiştir.

                                FIKRA

                                Rizeli imamlarla Trabzonlu imamlar turnuva düzenleyip ayda bir maç yaparlarmış. Ama maçı hep Rizeli imamlar kazanırlarmış. Trabzonlular bir gün "Bu böyle gitmez, buna bir çare bulalım, hep yeniliyoruz!” demişler. Takım kaptanı olan Temel hoca şöyle bir teklifte bulunmuş. "Ula bizim Trabzonsporlu Hami'ye sarı cübbeyi giydirelim. ‘Bu da bizim Hami hoca, Merkez Cami’nin imamı, yeni tayin oldu’ diye kandırırız!” demiş. Bu teklifi kabul edilmiş ve ilk maçta Hami’yi de alıp Rize'ye maça gitmişler. Ama maçı yine 2-1 kaybetmişler. Dönüşte takım kaptanı Temel hocaya komşusu sormuş:
                                - Temel ne oldu maçın sonucu, kazanabildiniz mi?
                                - Yok ya, Rizeliler bizi 2-1 yendiler.
                                - Yapma ya!.. Kim attı golleri?
                                - Bizim golü Hami hoca attı. Onların gollerini de Del Pierro hoca ile, Roberto Carlos hoca attı!

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Ümidini kaybetmiş olanın başka kaybedecek bir şeyi yoktur. Bois

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · KADINBUDU KÖFTE
                                · SEBZE ÇORBA
                                · PİYAZ
                                · FIRIN SÜTLAÇ

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: ŞADİ: (Fars.) Er. - Sevinç, mutluluk.
                                Kız: SÜVEYDA: (Ar.) Ka. 1. Kalbin ortasında var kabul edilen siyah nokta. 2. Tohumun ortasında bulunan tanecik. 3. Kalpteki gizli günah. - İsim olarak kullanılması uygun değildir.

                                MANİ

                                Üzüm goydum sepete
                                Yar oturur tepede
                                Ben bir yeni yar sevdum
                                Şan olsun memlekete



                                BİLMECEİki kadınla evlenmenin en kötü tarafı nedir?
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: İkisi de her havadan çalar

                                Comment

                                Working...
                                X