fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 27 Eylül 2010

    Bugün 27 Eylül 2010 19 Şevval 1431 Eylül: 14 Hızır 145 Preveze Deniz Zaferi (1538)-Deniz Kuvvetleri Günü

    HADİS-İ ŞERİF

    Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar. Ravi: Tirmizi, Cihâd 3



    İNSANLARLA ALAY ETMENİN SONU
    Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "İnsanlarla alay edenlerden birine âhirette cennetten bir kapı açılır da ona 'Gel, gel!' denilir. O da sıkıntılı ve kederli gelir. Kapıya geldiği zaman, yüzüne kapatılır. Sonra ona başka bir kapı açılır ve yine 'Gel, gel!' denilir. Hemen sıkıntılı ve kederli bir şekilde gelir. Kapıya gel­diğinde yine yüzüne kapatılır.
    Bu şekilde devam eder. Nihayet onlardan birine cen­netten yine bir kapı açılır ve 'Gel!' denilir. Ama artık ümi­dini kesmiş olduğu için gelmez."

    SULTÂN SÜLEYMAN ALEYHİSSELÂM
    Süleyman aleyhisselâm, babası Hz. Dâvûd'dan son­ra kavminin peygamberi oldu. İlim, hikmet ve saltanatta pederine vâris kılındı. Hiç kimseye verilmemiş bir mülk ve saltanat ona verildi. Pederinin vasiyeti üzerine Mes-cid-i Aksâ'nın binasını tamamladı.
    Süleyman aleyhisselâm; sultân oluşundan vefatına kadar, Allâhü Teâlâ'ya karşı huşûundan dolayı, başını semâya kaldırmamıştı. Son derece mütevâzî (alçak gö­nüllü) idi. Miskîn (son derece fakir)lerin yanlarına varır, onlarla oturur: "Miskîn, miskinle oturur." derdi.
    Hurma yaprağından zenbil örüp satar, elinin emeği ile geçinir, arpa ekmeği yerdi. Her ayın başında altı gün, ortasında üç gün, sonunda da, üç gün oruç tutardı.
    "Biz hayâtın yumuşak olanını da, sert olanını da de­nedik. Onlardan, aşağı olanını yeterli bulduk. İnsanlara verilmeyen şeyler bize verildi. İnsanlara verilmeyen ilim­ler bize verildi. Fakat, şu üç şeyden: Öfke ve sükûnet hâlinde hilimden; yoksulluk ve bolluk hâlinde tutum­luluktan gizlide ve açıkta Allah korkusundan daha üstün bir şey bulamadık." buyurmuştur.
    Süleyman aleyhisselâmın oğluna tavsiyesi şöyledir:
    "Ey oğulcuğum! Fakirlikle birlikte günah işlemek, ne kadar kötüdür. Hidâyetten sonra dalâlete düşmek ne kadar kötüdür/Kişinin, Rabbine ibâdet edip dururken ibâdeti bırakması ise, bundan daha kötüdür."

    FIKRA

    Yıllardır yatalak hasta olan Cemal ölümün yaklaştığını hisseder ve karısına vasiyetini bildirir:
    - Ben ölünce bizim Temel’le evlen; gözüm arkada kalmaz.
    - Mesele değil... Biz zaten nişanlı sayılırız.

    GÜNÜN SÖZÜ

    Unutulmak istemiyorsan, ya okunacak şeyler yaz,ya da yazılmaya değer şeyler yap. Benjamin Franklin

    YEMEK MENÜSÜ
    · ETLİ TÜRLÜ
    · ERİŞTE
    · YOĞURT
    · MEYVE

    ÇOCUĞUNUZA İSİM
    Erkek: ŞAHADEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin tanıklığı. Dinin belirtisi, işareti. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
    Kız: ŞÂDÂN: (Fars.) Ka. - Keyifli, neşeli, sevinçli.

    MANİ

    Harmanlarda ot bitti
    Goyun yayulsun diye
    Hatıp kekül sallamış
    Muhtar bayulsun diye



    BİLMECE
    İlanı aşk ile ilanı harp arasında ne benzerlik vardır?
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap: İki kaynanaya sahip olmak

    Comment


    • 28 Eylül 2010

      Bugün 28 Eylül 2010 20 Şevval 1431 Eylül: 15 Hızır 146 Kestane Karası Fırtınası-Kazım Karabekir'in Ermenilere karşı harekatı (1920)

      HADİS-İ ŞERİF

      Allah tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: 1- Onu yapan; yeter ki bunu hayır maksadıyla yapsın. 2- Atan. 3- Atana ulaştıran. Ravi: Ebu Davud, Cihad 24



      İMÂM MÛSÂ KÂZIM (R.A.)
      Ashâb-ı Kirâm'ın sohbetinde bulunmakla şereflenen Tabiîn devrinin büyük âlimlerinden İmâm Mûsâ Kâzım, Hz. Câfer-i Sâdık'ın (r.h.) oğlu, İmâm Ali Rızâ'nın baba­sıdır. Hz. Hüseyin'in neslinden seyyid olup neseb silsi­lesi Mûsâ Kâzım bin Câfer-i Sâdık bin Muhammed Bakır bin Ali Zeynelâbidîn bin Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib'dir.
      Mûsâ Kâzım Hazretleri, 745 (H.128) senesinde Mek­ke ile Medîne arasında bulunan Ebvâ'da, doğdu. Abba­sî Halifesi Harun Reşîd, 795 yılında Umre'den döner­ken, Medîne'ye.uğradı, zuhur eden hâdiseleri sona er­dirmek fikri ile İmâm hazretlerini yanına alıp Bağdat'a getirerek nezdinde bulundurdu. Mûsâ Kâzım (r.a.), 802 (H. 186) senesinde, Bağdat'ta vefat etti. Kabr-i şerifleri Bağdat'ın kuzeybatısında "Kâzımiyye" mahallesindedir.
      Mûsâ bin Cafer (r.a.), çok ibâdet ederdi. Bu sebeple kendisine "Abd-i sâlih" denirdi. Babasından hadîs-i şerîf rivayet etmiştir. Hilminin fazlalığından ve kendisine kö­tülük eden herkese iyilik ve ihsanlarda bulunduğundan "Kâzım" lakabını almıştı. Yahya bin Hasan anlattı: "Medî-ne'de birisi Mûsâ Kâzım Hazretlerine eziyet eder, Hz. Alî'yi kötülerdi. Yanındakiler ona "Bize izin ver, şunu öl­dürelim" deyince onları bu işten şiddetle men etti ve o kimsenin nerede yaşadığını sordu. Medîne civarında bir yerde zirâatle uğraştığını söylediler. Mûsâ Kâzım, bine­ğine binerek, tarlasının olduğu yere gitti ve adamın ora­da olduğunu gördü. Katırını ekinlerin üzerine sürdü. O şahıs, tarlaya basma diye bağırdı. Mûsâ Kâzım bu halde onun yanına kadar geldi. Sonra ona, "Tarlana ne kadar zarar verdim." deyince, o, "Yüz dinar..." dedi. Sonra "Ya bu tarladan kaç dinar kâr etmeyi umuyordun?" deyince adam, "Yüz dînâr?" dedi. Mûsâ Kâzım ona üç yüz dinar verdi. Bunun üzerine adam bu cömertliğe hayran kaldı ve Mûsâ Kâzım Hazretlerini öptü. Artık o adam Mûsâ Kâzım'ı her gördüğünde ona duâ ederdi.

      FIKRA

      Temel ile Dursun iddialaşıyorlarmış. Temel: “Ben denize 25 metreden dalabilirim!” demiş. Dursun hemen müdahale edip: “Yok; yapamazsın!” demiş. Neyse Temel çıkmış, atlamış ve dalıp çıkmış. Bu sefer Dursun iddiayı daha ileri götürerek: “Ulan ben de 30 metreden dalarım!” demiş. Tabii bu sefer de Temel itiraz etmiş: “Yok; yapamazsın!” Neyse Dursun da çıkıp dalışını başarıyla tamamlamış. Bu sefer Temel: “Ulan ben de 20 cm suya 3.5 metreden dalmazsam...” demiş. Dursun'dan yine itirazlar, “Yok yapamazsın!” Neyse Temel çıkıp dalışı bi güzel becermiş. Bu sefer Dursun kıllanmış: “Lan ben de 20 cm suya 4 metreden dalarım!” Tabii Temel'den hemen muhalefet. Amma velakin Dursun dalışı başarı ile tamamlıyor. İyice fitil olan Temel: “Ulan ıslak havluya 2.5 metreden dalayım da gör!” diyor. Tabii Dursun itiraz ediyor. Sonunda Temel: “Getirin pagayum ıslak havluyu!” diyor. Adamlar getiriyor. Temel çıkıyor 2.5 metre yüksekliğe ve atlıyor... Çakılıyor aynen. Sersemlemiş bi şekilde doğruluyor ve: “Lan kim sıktı bu havlunun suyunu?..”

      GÜNÜN SÖZÜ

      Üç şey sürekli kalmaz;ticaretsiz mal,tekrarsız bilgi,cesaretsiz iktidar. Sadi

      YEMEK MENÜSÜ
      · SANDAL SEFASI
      · PİLAV
      · CACIK
      · MEYVE

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: ŞAHİNHAN: (f.t.i.) Er. - Güçlü, yiğit kimse.
      Kız: ŞADKÂM: (Fars.) Ka. - Çok sevinçli.

      MANİ

      Mavi boyarlar mola
      Sevsem duyarlar mola
      İkimizde bir boyda
      Nikâh gıyarlar mola



      BİLMECE
      Geveze bir kadın ile tesbih arasında ne gibi bir fark vardır.
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: Her ikisi de ilan edilir edilmez çarpışmalar başlar

      Comment


      • 29 Eylül 2010

        Bugün 29 Eylül 2010 21 Şevval 1431 Eylül: 16 Hızır 147 Trablusgarb Harbi (1911)-İnebahtı Kalesi'nin fethi (1499)-Sarıkamış'ın kurtuluşu (1920)
        HADİS-İ ŞERİF

        Allah'a duayı, size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Ravi: Tirmizi



        PEYGAMBERİMİZİN BİR DUASI
        Hz. Âişe (r.anhâ) Resûlullâh'ın (s.a.v.) sevinçli bir vak­tinde, "Yâ Resûlallâh, bana duâ et." dedi. Peygamberi­miz de "Ey Allah'ım, onun geçmiş ve gelecek, gizli ve aşikâr günahlarını mağfiret et." mealinde duâ buyurdu.
        Hz. Âişe çok sevinerek güldü. Resûlullâh '(s.a.v.): "Seni duam mı sevindirdi?" diye sordu. Hz. Âişe: "Senin duan beni nasıl sevindirmesin?" dedi. Resûlullâh Efen­dimiz: "Vallahi, muhakkak ben ümmetim için her nama­zımda böyle duâ ederim." buyurdu.

        İLMİHAL: İTİKADDA VE AMELDE MEZHEP
        "İtikâdda mezhebin nedir?" diye suâl olunsa "Ehl-i Sünnet ve Cemâat'tır" diye cevap vermelidir. Ehl-i Sün­net ve Cemâat Mezhebi haktır. Diğer mezhepler bâtıldır diye hükmetmeli(inanıp böyle bilmelidir. Çünkü Ehl-i Sünnet ve Cemâat Mezhebi Ashâb-ı Kirâm'ın ve tabiînin büyüklerinin inancıdır ve Kur'ân-ı Kerîm'e uygundur. Amma sonradan zuhur eden sapık fırkaların meydâna çıkardıkları yanlış itikadlar hep bid'at ve dalâlettir.
        "Amelde mezhep imâmın kimdir?" diye suâl olun­sa Hanefî mezhebindekiler "İmâm-ı A'zâm Ebû Hanîfe (rahmetullâhi aleyh hazretlerdir." diye cevâp verme­lidir. Lâkin 'Hanefî mezhebi haktır, Şafiî, Mâlikî, Hanbelî mezhepleri bâtıldır.' denilmez.
        "Mezhebim, Hanefî mezhebidir." demenin mânâsı, "İbâdetlerde ve muamelelerde Ebû Hanîfe Hazretlerini imâm edindim ve amele dâir onun Kur'ân ve hadîsten ictihâd ile çıkardığı hükümleri kabul ettim ve onun içti­hadı üzere amel etmeyi tercîh ettim." demektir.
        "Amelde mezhep imâmın kimdir?" suâline Şafiîler "İmam İdris bin Şafiî'dir (rh)" diye cevap verir. Fakat Şafiî mezhebi haktır. Hanefî, Mâlikî, Hanbelî mezhepleri bâtıldır.' denilmez.
        Mâlikî ve Hanbelî mezhebindekiler de bu mealde cevap verirler.

        FIKRA

        Temel dere kenarında oturuyormuş. Oradan Jeep’le geçmekte olan bir adam suyun derin olup olmadığını sormuş. Temel: “Derin değildir, geçebilirsin!” demiş. Adam da Temel'e güvenerek suya Jeep’iyle girmiş. Jeep bir anda sulara gömülmüş. Kan ter içinde sudan çıkan adam Temel'in yakasına yapışmış: "Hani derin değildi ulan." Temel: “Abi vallahi benim suçum yok, demin bir ördek geçiyordu, su beline geliyordu!..”

        GÜNÜN SÖZÜ

        Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha güzeldir. Robert Louis Stevenson

        YEMEK MENÜSÜ
        · ETLİ KURU FASULYE
        · PİLAV
        · CACIK
        · MEYVE

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: ŞAFAKGÜN: (a.t.i) Er. - Şafak renkli, kızıl.
        Kız: ŞADİYE: (Ar.) Ka. 1. Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı. 2. Güzel sesle şarkı okuyan, şiir söyleyen.

        MANİ

        Çay aşağu giderim
        Topal koyun güderim
        Eğer anam vermezse
        Bohçamı alur giderim



        BİLMECE
        Termometre ile öğretmen arasında ne benzerlik vardır?
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: Biri çekilir, biri çekilmez

        Comment


        • 30 Eylül 2010

          Bugün 30 Eylül 2010 22 Şevval 1431 Eylül: 17 Hızır 148 Kanuni (1520) ve II.Selim Han'ın (1566) tahta çıkışı-Turna Geçimi Fırtınası-Azerbaycan'ın istiklali (1991)-Selim ve Göle'nin kurtuluşu (1920)

          HADİS-İ ŞERİF

          İnsanların şerlileri, ulemaya (birşey öğrenmek için değil), onları yanıltmak için zararlı meselelerden soru soranlardır. Ravi: Rezin



          DÖRT MEZHEBDEN BİRİNİ TERCİH CAİZ, UYMAK VÂCİBDİR
          Allâhü Teâlâ Hazretleri bazı şeyleri farz, bazı şeyleri vâcib, bazı şeyleri haram, bazı şeyleri mekruh ve bazı şeyleri de mubah kılmıştır. Resûlullâh (aleyhissalavatu vesselam) da bazı şeylere sünnet, bazı şeylere müs-tehab demiştir.
          Bu hükümler Allâhü Teâlâ'nm kitabında ve Resûlul-lah'ın (aleyhisselâm) hadîslerinde vardır. Fakat bazısı açıktır, herkes anlar, bazısı gizlidir, onları ancak ictihad derecesinde olan âlimler anlar. Allâhü Teâlâ o âlimlere arabî ilimlere, usul ilimlerine ve ahkâm çıkarma husu­sunda çalışıp yorulmalarını Kur'ân-ı Kerîm ve Resûlul-lah'ın sözü ile fiilleri ile ve ashâb-ı kiramın icma'ı ile, gizli olanları delil ve emarelerle, istihraç ve kıyâs ile bulup, meydana çıkarıp anlatmalarını ve bunlarla amel etme­lerini, müctehid olmayanlara öğretmelerini emretmiştir.
          Müctehid olmayanlar bu müctehidlere uymak ve onla­rı taklîd etmek ile memurdurlar. İctihâdda zahmet çek­melerine karşılık, insanlara kurtuluş yolunda rehber ve imâm oldukları için bunlara çok sevap verilir. Müctehid, içtihadında yanıldı ise mazurdur, günah olmaz. Yanıl­ması affedilir, sevaba kavuşur.
          Amele âit hükümlerde yanılan müctehidler affedilir, se­vap bile kazanır. İtikadda hata affolunmaz. Bunun hak­kında çok hadîs-i şerîften bir hadîs-i şerîfte: "Doğruyu bulana iki, yanılana bir sevap vardır." buyuruldu.
          Müctehidler derecesinde ilme ulaşamayanlara Allâhü Teâlâ bu müctehidlerden birine uyup, onun sözü ile amel ederek ve sevaba kavuşmasını emretti. Uyduğu imam, âlim, mezhep sahibi hatâ etmiş olsa da sevap kazanır.
          Dört mezheb(Hanefî, Şafiî, Mâlikî, Hanbelî)den her­hangi birini tercih etmek caiz, tercih ettiği mezhebi ile amel etmek vacip olur.

          FIKRA

          Temelin eşi evden kaçar. Temel çok kızar ve gider kendine yeni bir eş bulur. Daha sonra gazeteye ilan verir; “Yeni eş aldığımdan eskisi hükümsüzdür!..”

          GÜNÜN SÖZÜ

          Alkışı en sessiz karşılayan,alkışı haketmiş demektir. Emerson

          YEMEK MENÜSÜ
          · MENEMEN
          · MAKARNA
          · YOĞURT
          · MEYVE

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: SUUD: (Ar.) Er. 1. Kutsal sayılan yıldızlar. 2. Yukarı çıkma, yükselme. -Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
          Kız: SULHİYE: (Ar.) Ka. - Barışa özgü, barışla ilgili, barışçı.

          MANİ

          Yayladan mı geliyon
          Sırtındaki yayuk mu?
          Ben sağa ayakkabı verdüm
          Ayağundaki çaruk mu?



          BİLMECE
          Hangi kanun insanları yargılamaz?
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: Her ikisi de sıfırı gösterdiği zaman, insanlar titrer

          Comment


          • 1 Ekim 2010

            Bugün 1 Ekim 2010 23 Şevval 1431 Eylül: 18 Hızır 149 CAMİLER HAFTASI (1-7)-Sultan I.Mahmud'un tahta çıkışı (1730)-Hava Harp Okulu'nun Eskişehir'de açılması (1951)-Sıcakların sonu

            HADİS-İ ŞERİF

            Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gibidir. Ravi: İbn Mace, Zühd 30



            HASTALIKLAR GÜNAHLARA KEFFÂRETTİR
            Resûlullâh Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:
            "Muhakkak bir mü'min hastalandığı, sonra da afiyet bulduğunda (bu hastalık) geçmiş günahlarına keffâret, geleceği için de vaaz ve nasîhat olur.
            Münafık hastalanıp sonra da afiyet bulunca sahibinin bağlayıp sonra bıraktığı deveye benzer. Deve, niçin bağlandığını ve niçin salıverildiğini bilmez."
            "Muhakkak kula, Allâhü Teâlâ tarafından (manevî) bir makam verilmesi takdîr buyurulduğu zaman, -kul o ma­kama ameli ile eremez ise- Allah o kimseyi cesedinde (hastalık) veya malına veya çocuklarına bir zarar ve­rerek imtihan eder. Sonra -Allah'ın onun için takdir ettiği makamına erişene kadar- Allah onu bu musîbet üzerine sabra sevk eder."

            SULTAN ÜÇÜNCÜ AHMED HAN
            Osmanlı padişahlarının yirmi üçüncüsü ve Sultan Dördüncü Mehmed Hân'ın oğludur. Doğumu 1673, cü­lusu 1703 ve irtihâli 1736 yıllarındadır. Saltanatı 28 se­ne, 11 ay ve ömrü 65 senedir. Naaşı Bahçekapısı'nda Valide Türbesi'ndedir.
            Son derece zeki, aynı zamanda hassas ve zarif bir zât olan Sultan Üçüncü Ahmed, hem hattat hem şâir olup ve şiirde mahlası "Necib"dir. Üçüncü Ahmed Han devri, Türk matbaacılığının kurulduğu ve ordunun yeni ihtiyaçlara göre ıslâhına teşebbüslerin başladığı devir sayılabilir.
            Temeşvar'la Belgrad'ın elden çıkmış olmasına mu­kabil Venediklilerden Mora yarımadasıyla Aya-Mavri adasının ve Girit'teki son Venedik kalelerinin fethi, Rus Çarının ordusuyla beraber (Prut'ta) muhasara edilip aman dilemek mecburiyetinde bırakılması ve Ruslardan Azak havalisinin geri alınması gibi galibiyetler elde edilmiştir. Doğuda Safevîlerden Batf İran'ın alınması ile Güney Kafkasya'nın Osmanlı hâkimiyyetinde kalması gibi hâdiseler göz önüne alınırsa Osmanlı Devleti'nin de arazisinin genişlediği bir devir sayılır.

            FIKRA
            Karadenizli bir bilim adamı pirelerle deney yapıyor. Pireye "Sıçra" diyor, pire sıçrıyor. "Zıpla" diyor, pire zıplıyor. Pirenin kanatlarını koparıyor ve "Zıpla" diyor. Pire zıplıyor. "Rapor 1: Pire kanatları koparılmış olarak zıpladı." Bu kez ayaklarını koparıyor ve "Zıpla" diyor, hareket yok. Bir daha "Zıpla" diyor yine hareket yok. Ve adam yazıyor; "Rapor 2: Pirelerin ayakları kopunca kulakları duymuyor!..”

            GÜNÜN SÖZÜ

            İnsan düşünmek, inanmak ve sevmek için dünyaya gelmiştir. ( J.Rousseau )

            YEMEK MENÜSÜ
            · IZGARA KÖFTE
            · PİLAV
            · ÇORBA
            · ÇOBAN SALATA

            ÇOCUĞUNUZA İSİM
            Erkek: ŞAHİNKAN: (f.t.i.) Er. - Yiğit soydan gelen, güçlü, kahraman.
            Kız: ŞÂDNÂK: (Fars.) Ka. - Gönlü memnun.

            MANİ

            Evleri yapan usta
            Yeniden yıksın yapsın
            Pencere bırakmamış
            Delikanlılar baksın



            BİLMECE
            Bir politikacının ölüp ölmediğini nasıl anlarız?
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap: Yer çekimi kanunu

            Comment


            • 2 Ekim 2010

              Bugün 2 Ekim 2010 24 Şevval 1431 Eylül: 19 Hızır 150 Aziz Mahmud Hüdai Hz. Vefatı (1628) - İlgalci Fransız ve İngilizlerin İstanbul'u boşaltması (1923)

              HADİS-İ ŞERİF

              Ademoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs.. Ravi: Buhari, Rikak 5



              HÂCE MUHAMMED BAKÎ BİLLÂH (K.S.)

              Silsile-i Sâdât'ın yirmi ikinci halkası ve asrının büyük âlimlerinden bir zâttır. H. 971 (M. 1563-1564) yılında Ka­bil'de dünyâya geldi. Babası Kadı Abdüsselâm'dır. Üvey-sî intisabları Hâce Muhammed Bahâuddîn Nakşibend (k.s.) Hazretterinedir. Zahirdeki nisbetleri Hâce Muham­med İmkenegî (k.s.) Hazretlerdedir. Hâce Ubeydullah Ahrâr (k.s.) Hazretleri'nin rûhâniyet-i aliyyelerinden de çok fuyûzât almıştır.
              Manevî bir yol aramakta iken bir gece rüyasında ken­disini Hâce Bahâuddin Nakşibend'in (k.s.) huzurunda gö­rünce, bu yola girmek için içinde bir arzu meydana geldi ve kendisine bir mürşid aramaya başladı. Ve nihayet Hâ­ce Muhammed (k.s.) Hazretlerini bularak ona intisap etti.
              Muhammed Bâkîbillâh Hazretleri bir gece rüyasında Hâce Muhammed Hazretlerini görür. "Ey oğul! Senin yo­lunu gözlüyordum." der. Bâkîbillâh Hazretleri buna çok sevinip hemen huzuruna varır. Hâce Muhammed (k.s.) ona çok büyük iltifatlar ve inayetlerde bulunur. Onun yük­sek istîdâdını, kabiliyetini görünce üç gün peş peşe onun­la yalnız olarak sohbette bulunur. Sohbetinde onu birçok derecelere yükseltir. Sonra 'Sizin hâliniz Allâhü Teâlâ'nm inayeti ve bu ulvî yolun büyüklerinin rûhâniyetinin terbi­yesi ile kemâle ermiştir. Şimdi Hindistan tarafına gitmen lâzım. Zîra orada senin vesilenle bu yolun büyüklerinden biri zuhur edecek ve birçok kişi senden istifâde ederek kemâlin zirvesine ulaşacak.' buyurdu. Hâce Muhammed (k.s.) Hazretleri bu sözleri ile ikinci bin yılın müceddidi Imâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fâruk-ı Serhendî (k.s.) Hazret­leri'nin onun talebesi olacağını işaret ediyordu.
              Muhammed Bâkîbillâh Hazretleri bu işaret üzerine Hin­distan'a gidip bir sene Lahor şehrinde kaldı. Oradaki âlim ve faziletli kimseler, onun sohbetlerinden istifâde ettiler. Daha sonra Delhi'ye geçip oraya yerleşti ve vefatına ka­dar orada kaldı. 25 Rebîulâhir 1012 (2 Ekim 1603) târihin­de kırk yaşında âhirete irtihâl eylediler. Delhi'de Resû­lullâh (s.a.v.)'in ayak bastığı mekân olarak maruf olan "Kademgâh"a defnedildi.

              FIKRA

              Karadenizde iki işçi tarlada çalışırlerken üzerlerinden bir uçak geçiyor. Biri yukarıya bakarak:
              - Bak Temel uçak geçiyor.
              - Ula Dursun, elleme geçsin.

              GÜNÜN SÖZÜ

              Bir insan, söylediği şeylerden çok, söylemedikleriyle de insanlaşır ( Albert Camus )

              YEMEK MENÜSÜ
              · KIYMALI PİDE
              · EZO ÇORBA
              · ÇOBAN SALATA
              · AYRAN

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: ŞAFİ: (Ar.) Er. 1. Suçlunun bağışlanması için araya girip yalvaran kimse. 2. İyileştiren, şifa veren. 3. İnandırıcı, inandıran.
              Kız: ŞADUMAN: (Ar.) Ka. - Sevinçli, neşeli, memnun.

              MANİ

              Gide gide yoruldum
              Sular gibi duruldum
              Şu karşı ki oğlanın
              Gözlerine vuruldum



              BİLMECE
              Kimler profesyonel atıcıdırlar?
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: Ağzına bakarız, kapalıysa ölmüştür.

              Comment


              • 3 Ekim 2010

                Bugün 3 Ekim 2010 25 Şevval 1431 Eylül: 20 Hızır 151 İmam-ı Suyuti'nin Doğumu (1445) - İki Almanya'nın Birleşmesi (1990)

                HADİS-İ ŞERİF

                Dünyada zahidlik, helal olanı haram etmek veya malı ziyan etmekle olmaz. Gerçek zahidlik, Allah'ın elinde olana, kendi elinde olandan daha çok güvenmen ve bir müsibete düştüğün zaman getireceği sevabı sebebiyle, onun devamına rağbet göstermendir. Ravi: Tirmizi, Zühd 29



                HZ. SÜLEYMAN VE KARINCA

                Süleyman aleyhisselâm, ordusu ile karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarını­za giriniz. Sakın Süleyman (a.s.) ve ordusu, sizi -bilme­yerek- kırmasın!" demişti.
                Süleyman aleyhisselâm, karıncanın söylediğini işitin­ce indi ve ona: "Sen ne için karıncaları sakındırdın? Be­nim, zâlim olduğumu mu işittin? Yoksa, benim adaletli bir peygamber olduğumu mu bilemedin? Ne için onlara sizi, Süleyman ve ordusu kırmasın dedin?" diye sordu.
                Karınca "Ey Allah'ın peygamberi! Sen, benim onlar, bilmeden dediğimi işitmedin mi? Bununla beraber, be­nim, "kırmasın" sözümden maksadım, ancak, kalplerin kırılması idi. Senin bir şey vermeni temenni edip fitneye düşmekten, sana bakmakla meşgul olup Allah'ı zikirden geri kalmaktan korktum." dedi.
                Süleyman aleyhisselâm, "Bana öğüt ver." dedi. Karın­ca, "Babana, Dâvûd isminin ne için verildiğini biliyor mu­sun?" diye sordu. Süleyman aleyhisselâm, "Hayır, bilmi­yorum" dedi. Karınca, "O, kalp yarasını tedavi etsin diye verildi!" dedi. Sonra, "Sana, Süleyman isminin ne için ko­nulduğunu biliyor musun?" diye sordu. Süleyman aley­hisselâm "Hayır, bilmiyorum" dedi. Karınca: "Göğsüne selâmet verilinceye kadar dayanasın ye baban Davud'a erişmeye müstehak olasın diye verilmiştir!" dedi.
                Sonra da: "Allâhü Teâlâ'nm sana rüzgârı niçin uysal kıl­dığını biliyor musun?" diye sordu. Süleyman aleyhisselâm, "Hayır, bilmiyorum." dedi. Karınca: "Dünyânın tamamının gelip geçen bir yelden ibaret bulunduğunu sana haber vermek için..." dedi. Süleyman aleyhisselâm, karıncanın bu sözlerine hayrette kalarak gülümsedi ve Nemi sûresinin on dokuzuncu âyetinde geçen duasını tekrarladı.
                Süleyman aleyhisselâm, onun bu sözünden gülerce-sine tebessüm etti ve şöyle duâ etti. (Meali): "Yâ Rabb! Beni nefsime zabit kıl ki bana ve anama babama vermiş olduğun nimetine şükredeyim, razı olacağın iyi bir amel yapayım ve beni rahmetinle sâlih kulların arasına kat." (Nemi sûresi, âyet 19)

                FIKRA

                Temel Dursun'a soruyor: "Ula Dursun sen oruçlu oruçlu kaç hamsi yersun?" Dursun: "Vallaa 100 tane yerim." Temel: "Olur mu ulan! İlk hamsiyi yediğinde oruç bozulur diğer 99 sayılmaz." Neyse Dursun bunu kafaya takıyor. O da yolda gördüğu İdris'e soruyor: “Ula İdris sen oruçlu olarak kaç hamsi yersun?" İdris: “Valla 50 tane falan." Temel: "Ula 100 tane deseydun sana birşey anlatacaktum."

                GÜNÜN SÖZÜ

                İnsanlar çocukken daha mutludur,çünkü oldukları gibi davranırlar. ( William Warner )

                YEMEK MENÜSÜ
                · EV MANTI
                · BÖREK
                · YOĞURT
                · ÇORBA

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: ŞAHABEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin yıldızı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
                Kız: ŞAFAK: (Ar.) - Güneş doğmadan az önce ufukta beliren aydınlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                MANİ

                Hoca çıkmış mahalleye
                Topluyor kaşıkları
                Cennet istersen Hoca
                Kavuştur aşıkları



                BİLMECE
                Hangi eve giren senelerce o evden dışarı çıkamaz?
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: Politikacılar

                Comment


                • 4 Ekim 2010

                  Bugün 4 Ekim 2010 26 Şevval 1431 Eylül: 21 Hızır 152 Samsun'un Kurtuluşu (1919)-Medeni Kanun Yürülüğe girdi (1926)-Dünya Konut Günü-Dünya Mimarlık Günü-Hayvanları Koruma Günü-Fırtına

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Bir adam: "Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!" diye kesip attı. Allah Teâla Hazretleri de: "Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!" buyurdu. Ravi: Müslim, Birr 137



                  HAYVANLARA MERHAMETİ SEBEBİYLE AFFOLUNDU

                  Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: Bir adam gayet sıcak bir günde pek susamış halde gider­ken yolda bir kuyu görüp indi ve su içti. Kuyudan çıktı­ğında susuzluktan dili sarkmış ve rutubetli toprağı ye­mekte olan bir köpek gördü. "Benim susadığım gibi, bu da çok susamıştır." diyerek tekrar kuyuya indi, ayakka­bısına su doldurdu ve ağzıyla tutarak kuyudan çıkıp köpeğe su verdi. Allâhü Teâlâ da onun bu amelini kabul buyurarak onu affetti."
                  Dediler ki: "Yâ Resûlallâh! Hakîkaten bize bu hayvan­lardan ecir, sevab var mıdır?" Resûlullâh "Her bir yaş karaciğer sâhibi-yani her canlıyı doyurup sulamakta ve yardımda bulunmakta- ecir vardır." buyurdu.
                  Tâbiîn'in büyüklerinden İmâm Şiblî'yi (r.a.) dostların­dan birisi vefatından sonra rüyasında gördü. Ona,
                  "Ey İmâm! Rabb'in sana nasıl muamele etti? diye sordu. O şöyle buyurdu: "Beni huzurunda durdurdu ve ey Şiblî, seni ne sebeple affettim, bilir misin?" buyurdu.
                  Ben "Salih amelim veya namaz, oruç ve haccım ya­hut dâima sâlihlerle oturmam ve ilim için devamlı yol­culuk etmem sebebiyledir, yâ Rabbi. Zira beni kurta­racak ameller olarak inandığım ameller bunlardır. Zan­nederim ki bunlar sebebi ile bana merhamet ettin ve bağışladın." dedim.
                  Şöyle buyurdu: "Hayır. Bunlar, dereceleri yükselten amellerdir. Seni şu sebepten affettim. Hatırlar mısın, gayet soğuk bir kış günü Bağdad'ın kimsenin olmadığı bir sokağında yürürken küçük bir kediye rastlamıştın. Soğuk onu zayıf düşürmüştü. Soğuğun şiddetinden bir duvardan diğer duvara sıçrayıp duruyordu. Sen de mer­hamet edip aldın ve kürkün içine koyarak soğuktan kurtardın.
                  İşte, o kediye merhametin sebebi ile seni affettim."

                  FIKRA

                  Naziler İngiliz, Fransız ve lazı esir almışlar ve ölüm cezasına çarptırmışlar. Askerler sormuş: "Giyotinle mi ölmek istersiniz? Asılarak mı? Kurşuna dizilerek mi?" İlk yanıt Fransız'dan gelmiş: "Benim atalarım hep giyotinle öldüler. Ben de giyotinle ölmek isterim!" Onu almışlar kafasını yerleştirmişler giyotine. Bırakmışlar bıçağı, tam kafasına 2 santim kalınca giyotin durmuş. Giyotinin bozulmasına Almanlar sinirlenmiş; çünkü bu durumda Fransız kurtulmuş. İngiliz: "Asılarak ölmek çok kötü. Beni de giyotinle öldürün." Almanlar giyotini tamir etmişler. Ancak, giyotin yine tutukluk yapmış. Sonuçta İngiliz de kurtulmuş. Sıra bizim laza gelmiş. Temel; "Asılarak ölmek gerçekten çok kötü. Eee, zaten giyotin de çalışmıyor. En iyisi beni kurşuna dizin!.."

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Bir insanı tanımak istiyorsanız onu büyük bir mevkiye geçiriniz ( La Bruyere )

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · MELEMEN
                  · MAKARNA
                  · YOĞURT
                  · ÇORBA

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: ŞAH: (Fars.) Er. 1. Hükümdar. - Birleşik isimlerde 1. ve 2. isim olarak da kullanılır: Şahbanu - Selimşah gibi.
                  Kız: ŞAFAKNUR: (Ar.) Ka. - Şafak aydınlığı.

                  MANİ

                  İndim dereye durdum
                  Dokuz güvercin vurdum
                  Dokuzunun içinde
                  Ben birine vuruldum



                  BİLMECE
                  Hakem ile trafik polisi arasında ne benzerlik vardır?
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: Cezaevinde

                  Comment


                  • 5 Ekim 2010

                    Bugün 5 Ekim 2010 27 Şevval 1431 Eylül: 22 Hızır 153 Bosna-Hersek'in Osmanlı'dan Ayrılışı (1908)-Koç katımı fırtınası

                    HADİS-İ ŞERİF

                    "Cennet ehlinin mertebece en düşük olanı o kimsedir ki: Bahçelerine, zevcelerine, nimetlerine, hizmetçilerine, koltuklarına bakar. Bunlar bin yıllık yürüme mesafesini doldururlar. Cennetliklerin Allah nezdinde en kıymetli olanları ise, vech-i ilahiye sabah ve akşam nazar ederler." Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm sonra şu ayeti okudu. (Meâlen): "Yüzler vardır, o gün ter ü tâzedir, Rablerini görecektir" (Kıyamet 22-23). Ravi: Tirmizi, Cennet 17



                    HAC

                    İslâm'ın beşinci şartı haccetmektir. Gücü yeten Müs­lümanların belirli vaktinde Kâbe-i Muazzama'yı ömürle­rinde bir defa ziyaret etmeleri farzdır. Bu ziyarete hac ismi verilir.
                    Kur'ân-ı Kerîm'de Âl-i İmrân Sûresi 97. âyetinde (meâ-len): "...yoluna gücü yeten her kimsenin o Beytullâh'ı haccetmesi de insanlar üzerine Allah'ın bir hakkıdır. Ve kim bu hakkı tanımazsa her halde Allah'ın ihtiyacı yok, o bütün âlemlerden ganîdir." buyurulmaktadır.
                    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'Hac farizasında acele ediniz; (ilk fırsatta gidip onu îfaya çalışınız.) Çünkü siz­den biri kendisine ne gibi şeylerin arız olacağını (ne gibi meşguliyetlerle karşılaşacağını) şüphe yok ki bilemez.' buyurmaktadır.
                    Bir Müslüman için en büyük gaye, dînî yazîfelerini bir an evvel yerine getirmek olmalıdır. Servetin, hayatın en kıymetlisi, bu yolda sarf edilenleridir. Binâenaleyh imkân varken hemen hac farizasını yerine getirmeye çalışma­lıdır. Sonra bu kudsî vazifeyi îfâya mâni olacak birtakım arızalar zuhur edebilir. Hayırlı bir şey te'hir olunamaz.

                    YÂ ÎSÂ, MUHAMMED'E İMÂN ET, ÜMMETİNDEN ONA YETİŞENLER DE ÎMÂN ETSİNLER

                    İmâm Hâkim'in Müstedrek'inde zikrettiği Abdullah İbn-i Abbâs'dan rivayet olunan sahîh hadîs-i şerifte bu-yuruldu ki:
                    Allâhü Teâlâ İsâ aleyhisselâma şöyle vahyetti:
                    "Yâ îsâ, Muhammed aleyhisselâma imân et ye senin ümmetinden ona yetişenlerin de ona îmân etmelerini emret.
                    Eğer Muhammed Mustafâ olmasa idi, Âdem'i yarat­mazdım.
                    Eğer Muhammed Mustafâ olmasa îdi, cennet ve cehennemi yaratmazdım.
                    Arşımı su üzerinde yarattım, sarsıldı, üzerine 'Lâ ilahe illallah Muhammedün Resûlullâh' yazdım da sükûnet buldu."

                    FIKRA

                    Temel çok zengin... Bir gün otelin birinin kral dairesinde ummadık bir şey oluyor. Temel altına kaçırıyor. En çok da çorap batıyor. Komiyi çağırsa rezil olacak. “En iyisi pencereden aşağı atayım." diyor. Çorabı pencereden sallarken elinden kaçıyor ve tavana çarpıp yere düşüyor. Tavan iyice kirleniyor. Çaresiz komiyi çağırıyor Temel;
                    - Şu tavandakini temizle sana bir maaşın kadar bahşiş vereyim.
                    - Sen onu oraya nasıl yaptığını söyle ben sana iki maaşımı vereyim.

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Küçük insanlar küçük şeylere çok kırılırlar, büyük insanlar bunların hepsini görür, fakat kırılmazlar. ( La Rochefoucauld )

                    YEMEK MENÜSÜ
                    · PİLİÇ KROKET
                    · ÇORBA
                    · SPAGETTİ
                    · MEYVE

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM
                    Erkek: ŞAHAMET: (Ar.) Er. - Şişmanlık, topluluk.
                    Kız: SAFİYE: (Ar.) Ka. - 1. Suçlunun bağışlanması için araya girip yalvaran kimse. 2. İyileştiren, şifa veren. 3. İnandırıcı, inandıran.

                    MANİ

                    Yaza yaza yaz geldi
                    Mürekkebe zam geldi
                    Daha yazacaktım ama
                    Karakoç’a kiraz geldi



                    BİLMECE
                    En gürültülü maç hangi takımlar arasında oynanır?
                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: Her ikisi de kocaman adam oldukları halde düdük çalarlar

                    Comment


                    • 6 Ekim 2010

                      Bugün 6 Ekim 2010 28 Şevval 1431 Eylül: 23 Hızır 154 İstanbul'un Kurtuluşu (1923) - Estergon Kalesinin Fethi (1605)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Resulullah (sav) "Allah'tan hakkıyla haya edin!" buyurdular. Biz: "Ey Allah'ın Resulü, elhamdülillah, biz Allah'tan haya ediyoruz" dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı: "Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batni ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla haya etmiş olur." Ravi: Tirmizi, Kıyamet 25



                      "BANA EN SEVGİLİNİZ, AHLÂKI EN GÜZEL OLANINIZDIR"

                      ...Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Muhak­kak Allâhü Teâlâ refîktır, rıfkı (yumuşak huyluluğu) sever, sertliğe ve başka bir şeye vermediğini yu­muşak huyluluğa verir."
                      Hadîs-i Şprîfin diğer bir rivayetinde Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Âişe'ye (r.anhâ) şöyle buyurmuştur: "Yumu­şak huylu ol. Öfkeden ve çirkin şeylerden kaçın. Çünkü yumuşak huyluluk nerede olursa onu süsler, hangi şeyden çıkarılırsa da onu lekeler."
                      Resûlullâh (s.a.v.) yine buyurdular: "Yumuşak huy-luluktan mahrum olan hayırdan mahrum olur." "Bana en sevgili olanınız, ahlâkı en güzel olanınızdır." "Yu­muşak huyluluktan hissesi verilene, dünya ve âhiret nasîbi verilmiştir." "Haya îmandandır, îman ise cennet­tedir. Kötü ve çirkin söz cefâdır, cefâ ise cehennemdedir." "Muhakkak Allah çirkin ve kötü söze buğzeder." "Size cehenneme girmesi haram olan ve cehennemin de ona haram olduğu kimseyi bildireyim mi? (Bu) her sakin, yumu­şak huylu, cana yakın ve kolaylık gösteren kimsedir.", "Her kim, hırsını almaya gücü yettiği halde öfkesini yutarsa, Allâhü Teâlâ, kıyamet gününde onu mahlûkâtın huzurunda çağırır ve dilediği huriyi seç(ip al)makta serbest bırakır."
                      Bir adam Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) gelerek 'Ba­na bir tavsiyede bulun ey Allah'ın resulü!' dedi. Resû­lullâh (s.a.v.) "Öfkelenme!" buyurdu. Adam birkaç defa bu soruyu tekrarladı. Resûlullâh (s.a.v.) her defasında "Öfkelenme!" buyurdu.
                      "Dikkat ediniz, size cennet ehlini haber vereceğim: Onlar, zayıf ve mazlum olanlardır ki; şayet Allah'a yemin etseler Allah (yeminlerini) yerine getirir. Dikkat edin, si­ze cehennem ehlini haber vereceğim: Küstah ve kaba olup, büyüklük taslayanlardır."
                      "Biriniz ayakta iken öfkelenirse otursun. Öfkesi giderse (ne âlâ), aksi takdirde uzansın."
                      "Sabır (yani azvay) otunun balı bozduğu gibi öfke de îmânı ifsad eder." ...(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî (k.s.) 1/98)

                      FIKRA

                      Temel saat 02.30'da arkadaşı Dursun'u arıyor.
                      - Buy’run.
                      - Alo orası 11, 11 mi?
                      - Hayır, burası: 1, 1, 1, 1.
                      - Kusura bakma, yanlış numara.

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      En çok hoşumuza giden insan, kendimize benzettiğimiz insandır ( Moliere )

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · MENEMEN
                      · MAKARNA
                      · YOĞURT
                      · MEYVE

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: ŞÂHÂN: (Fars.) Er. 1. Şahlar. 2. Oldukça büyük boylu, yırtıcı bir kuş. (bkz. Şahin).
                      Kız: ŞAHADET: (Ar.). 1. Şahitlik etme, şahitlik, tanıklık, Kelime-i şehadet. 2. Açık, belirti. 3. Şehit olma, şehidlik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      Bahçelerde sardunya
                      Sardunyayı kırdın ya
                      Beni beğenmiyordun
                      Nasıl bana kaldın ya



                      BİLMECE
                      Türkiye’de acil hastalara ameliyattan önce ne verilir?
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: Mehter takımı ile bando takımı arasında

                      Comment


                      • 7 Ekim 2010

                        Bugün 7 Ekim 2010 29 Şevval 1431 Eylül: 24 Hızır 155 Resmi Gazetenin Yayınlanması (1920) - İnebahtı Deniz Savaşı (1571)-ABD ve İngiliz kuvvetlerinin Afganistan'a girmesi (2001)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Bir yerde ölen Ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, Kıyamet günü oranın ahalisine bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmasın. Ravi: Tirmizi, Menakıb 3864



                        HAYVANLARA EZİYET ETMEMELİCanlı hayvana eziyet etmek veya eğlence için aza­larını kesmek haramdır. Zira Resûlullâh, -yemek için kesmek hâriç- hayvana eziyet etmeyi yasaklamıştır.
                        Abdullah bin Ömer (r.a.) bir gün bir tavuğu hedef ederek ok atmakta olan beş on gencin yanından geçi­yordu. Gençler İbn-i Ömer'in (r.a.) gelmekte olduğunu görünce dağıldılar. Bunun üzerine Abdullah bin Ömer şöyle buyurdu: "Bu tavuğu kim dikti? İyi biliniz ki Re­sûlullâh (s.a.v.) canlı tavuğu yeya herhangi bir hayvanı böyle hedef ederek öldüren kimseye lanet etti."
                        Yine Abdullah bin Ömer (r.a.) buyurdu: "Resûlullâh Efendimiz, hayvana işkence ve azâb edene lanet etti."
                        Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) koç, horoz vs. hayvan­ları birbiri üzerine saldırtarak döğüştürmekten de men-etmişler ve "Muhakkak Allâhü Teâlâ hayvanları dö-ğüştürene lanet etmiştir." buyurmuşlardır.

                        HATTAT ESMA İBRET HANIMİstanbulludur. Meşhur hattat Mahmud Celâleddin'in ha­nımıdır. Kocası gibi o da hüsnü hat ile meşhur olmuştur. Hüsn-ü hat meşkini önce kocası Mahmud Celâleddin'den almıştır. Bilâhare onu taklitte o derece ileri gitmişti ki son zamanlarında ikisinin yazısı ayırdedilemiyecek hâle gelmişti. Hattâ Celâleddin'in birçok şeyleri ona yazdırıp kendinin sadece altına imza koyduğu da söylenmektedir. Kendi hattı ve imzalı eserlerinden 1222 tarihli bir Hilye-i Şerîfe, Hâmidiye türbesindeki levhalar arasında olup etrafındaki çerçevenin alt parçasıyla yazının altına Esma Hanım'ın koymuş olduğu "ketebe" kayıtlı levhalar son derece dikkat çekicidir.

                        BEYİT:
                        Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler Yevme lâ-yenfe'uda kalb-i selîm isterler. (Ruhî) Sanma ki "Yevme lâyenfe'u (mal ve evlâdın hiçbir fayda­sının olmayacağı öbür dünyâ)da senden zer (altın) ve sîm (gümüş) isterler. (Lâkin orada senden) kalb-i selîm (ma'nevî hastalıklardan temizlenmiş bir kalp) isterler...

                        FIKRA

                        Temel kitapçıya girmiş. Bilgiç bilgiç:
                        - Bana bir roman lazım.
                        - Efendim ağır mı olsun hafif mi?
                        - Farketmez canım. Nasıl olsa arabam dışarıda.

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Büyük olmak iyidir ama, insan olmak daha iyidir. ( Albert Schweitzer )

                        YEMEK MENÜSÜ
                        · PİLİÇ IZGARA
                        · ŞEHRİYE ÇORBA
                        · SPAGETTİ
                        · KAZANDİBİ TATLI

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM
                        Erkek: ŞAHAP: (Ar.) Er. 1. Alev, ateş parçası. 2. Kayan yıldız, akan yıldız. 3. Cesur yürekli kimse.
                        Kız: ŞAHANDE: (Fars.) Ka. - Mutlu, memnun.

                        MANİ

                        Bizim evin önünde
                        Ayvalar şişman olur
                        İlk yârini almayan
                        Sonunda pişman olur



                        BİLMECE
                        Hostesler neden havada dedikodu yaparlar?
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: Gün verilir

                        Comment


                        • 8 Ekim 2010

                          Bugün 8 Ekim 2010 30 Şevval 1431 Eylül: 25 Hızır 156 Balkan Savaşının Başlaması (1912)-Çatalca'nın kurtuluşu (1922)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Mükafatın büyüklüğü belanın büyüklüğü ile (orantılıdır). Allah bir cemaati sevdi mi onları musibete müptela eder. Kim bundan razı olursa Allah ondan razı olur, kim de razı olmazsa Allah ondan razı olmaz. Ravi: Tirmizi, 2398



                          ÜMMET-İ MUHAMMED İN ALÂMETİ

                          Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular: "Ben kıyamet günü secdeye izin verileceklerin birincisiyim. İzin verilip secdeden başını kaldıracakların da birincisiyim. Ba­şımı kaldırıp önüme, arkama, sağıma, soluma baka­rım, bakınca bütün ümmetlerin arasında ümmetimi tanırım."
                          'Yâ Resûlâllah! Nuh aleyhisselâmdan ümmetine ka­dar bütün ümmetleri nasıl tanırsın?' denildi, buyurdu ki:
                          "Abdest eserinden (nurundan) alınları, elleri ve ayakları parıldar ve bu, başkalarında yoktur. Kitap­ları sağlarından verilir, onunla tanırım. Yüzlerinde secde eserinden alâmetleri vardır, onunla tanırım. Önlerinden, sağlarından ve sollarından koşan nur-larıyla tanırım."

                          BİR HİKMET: ÎNAR NEDİR?
                          Mâlik bin Dînâr Hazretleri:
                          Eski bir altın para olan dinar hakkında demiştir ki:
                          Dînâr, 'din' ile 'nâr' (ateş)dan birleşik bir kelimedir. Hakkıyle alınca din olur, haksız alınca da nâr olur.

                          ZİLKADE AYI
                          Zilkade ayı, kamerî ayların on birincisidir. Hac ayla­rından olduğu için, geceleri zaman zaman teheccüd namazına kalkılır. Bilhassa cuma geceleri teşbih na­mazı kılınır. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

                          ZİLKADE AYI İÇTİMÂİ, RU'YET VE BAŞLANGICI
                          Hicrî-Kamerî 1431 yılı Zilkade ayı ictimâ'ı dün (07 Ekim Perşembe) Türkiye saati ile 21.45'te idi.
                          Ru'yet ise bugün (08 Ekim Cuma) Türkiye saati ile 08.40'dadır.
                          Hilâl'in görüldüğü yerler: Antarktika'nın kuzey kesimi, Avustralya kıtasının tamamı, Hint Okyanusu ve Mada­gaskar. Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasından asla görülemeyecektir.
                          Hilâlin görüldüğü günü takip eden 09 Ekim Cumartesi

                          FIKRA

                          Dursun Amerika'ya gidiyor. 5-6 ay sonra arkadaşı Temel'i arıyor:
                          - Ula Temel haçan çabuk buraya gel.
                          - Niye la Dursun?
                          - Ha burada çabuk zengin olayisun.
                          - Ne iş yapacağum?
                          - Ula sırf yere düşen paraları topla yeter. Başka iş yapma.
                          Temel Amerika'ya gidiyor. Uçaktan iniyor. Taksi garajına giderken bakıyor yerde 100 $. Temel kendi kendine: "Ula ilk günden mi işe başlayacağuz." diyor ve yerdeki parayı almadan yoluna devam ediyor.

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          insanları Oldukları Gibi Kabul Etmeli ( pLautus )

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · PİLİÇ KROKET
                          · MISIRLI PİLAV
                          · ŞEHRİYE ÇORBA
                          · K.PAŞA TATLI

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: ŞAHAT: (f.t.i.) Er. - Güçlü, güzel cins at, atların şahı.
                          Kız: ŞAHANE: (Fars.) Ka. - Hükümdarlara yakışacak kadar güzel, eksiksiz olan.

                          MANİ

                          Camdan aldım makası
                          Açtım gömlek yakası
                          Bizim evden gözükür
                          Yarin arka bahçesi



                          BİLMECE
                          Bir kadın kocasını milyoner yapabilir mi?
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: Yerin kulağı olduğu için

                          Comment


                          • 9 Ekim 2010

                            Bugün 9 Ekim 2010 1 Zilkade 1431 Eylül: 26 Hızır 157 Yanya Kalesinin Fethi (1431)-Yaprak Dökümü fırtınası-Dünya Posta Günü

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: "Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Onda nelere helal denmişse onları helal biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz" diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resulullah (ASM)'ın haram kıldıkları da tıpkı Allah'ın haram ettikleri gibidir" Ravi: Ebu Davud, Sünne, 6



                            İSİMLERE DÂİR

                            Çocuğun ana babası üzerindeki haklarından birisi de ona güzel isim koymaktır. Zîrâ kıyamet gününde herkes ismi ile çağırılacaktır.
                            Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) güzel olmayan isimleri değiştirmiştir.
                            Erkeğe erkek, kıza kız ismi verilir.
                            Bir kimsenin ana babasına, hanımın kocasına ismi ile hitâb etmesi mekrûhdur. Birbirlerine saygılı ifâdelerle hitâb etmelidir. Zira ana baba ve koca hakkı pek büyüktür.

                            "ÂMÎN, MEKTUP ÜZERİNDEKİ MÜHÜR GİBİDİR"
                            Âmîn kelimesi "kabul et" demektir. Peygamber Efen­dimiz (sav): "Cebrâîl (as.) fatihayı okumayı bitirdi­ğimde bana âmîn demeyi telkîn etti." ve "âmîn, mek­tup üzerindeki mühür gibidir." buyurdular. Yani mü­hür mektubun gönderildiği zâttan başkasının içindekini bilmesine mani olduğu gibi âmîn de duayı, icabetten (kabul olunmaktan) mahrum edecek şeylerden korur, demektir. Mukâtil (r.h.) 'Âmin demek, duâ için bir kuv­vettir ve rahmetin inmesini istemektir.' buyurmuştur.
                            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Hıristiyanlar, âmin de­menize hased ettikleri kadar hiçbir şeyde size hased et­mezler." buyurmuştur. Mü'min duasına icabet edildiğini anlayınca Allah'a hamd eder. İcabet gecikse de yine hamd eder.
                            "Âmîn" kelimesi namazda Fatiha okunduktan sonra gizli olarak söylenmesi sünnettir. Hanefî mezhebinde namazda âmîn'i sesli okumak mekrûhdur. Sesli kılınan namazda imâm "veleddâllîn" dedikten sonra imâm ve cemâat gizli olarak âmîn derler.
                            Hadîsi şerîfte "İmâm âmîn dediği vakit sizlerde âmîn deyiniz. Zira kimin âmîni meleklerin âmînine muvafık (denk) gelirse geçmiş günahları mağfiret olunur." buyurulmuştur.

                            FIKRA

                            Temel'le Dursun kamyona 6 metre yüksekliğinde eşya yüklemişler. İstanbul'a götürüyorlar. Giderken 100 metre ileride bir köprü gözlerine çarpmış. Köprünün yüksekliği 4.50 metre. Temel kamyonu köprüye 15 metre kala durdurmuş. Dursun aşağı inip etrafa bakmış ve Temel'e: "Gazla... Etrafta polis falan yok!.."

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Öyle adamlar gördüm ki, üstünde elbise yok, öyle elbiseler gördüm ki, içinde adam yok. ( Mevlana )

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · BEŞAMEL SOSLU PİLİÇ
                            · PİLAV
                            · ÇORBA
                            · KAZANDİBİ TATLI

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: ŞAHBAZ: (Fars.) Er. 1. Beyaz ve iri doğan. 2. Yakışıklı. Yiğit, serdengeçti. 3. Kabadayı. 4. Cömert. 5. Büyük, gösterişli, güzel mükemmel.
                            Kız: ŞAHBANU: (Fars.) Ka. - Hükümdar eşi, şah hanımı.

                            MANİ

                            Karakoç ’dur köyümüz
                            Zemzem olur suyumuz
                            Sevip sevip ayrılmak
                            Dalga geçmek huyumuz



                            BİLMECE
                            Akılsız başın cezasını kimler çeker?
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: Eğer adam daha önce milyarder ise milyoner olur

                            Comment


                            • 10 Ekim 2010

                              Bugün 10 Ekim 2010 2 Zilkade 1431 Eylül: 27 Hızır 158 Hz.Hüseyin'in Şehadeti (680) - Oruç Reis'in Şehadeti (1680)-Belgrad'ın ikinci defa fethi (1690)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Kişinin sırtında odun taşıyarak geçimini sağlaması, versin veya vermesin birisinden bir şey istemesinden daha hayırlıdır.Ravi: Buhari, Buyu 15



                              İMÂM EBÛ YÛSUF HAZRETLERİ (R.H.)

                              İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe Hazretleri'nin talebeleri ara­sında ilimde en yüksek olanıdır. Hanefî mezhebini yayan talebelerinin başında gelir. İsmi Yâkûb, babasının adı İb­rahim'dir. Ebû Yûsuf künyesidir. M. 731 senesinde Kûfe'-de doğdu. M. 798 senesinde Bağdat'ta vefat etti.
                              Ebû Yûsuf Hazretleri fakir bir ailenin çocuğu idi. Ba­bası da vefat edince yetim kaldı. İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe Hazretleri onun keskin zekâsını ye ilim öğren­medeki kabiliyetini görünce derslere devam etmesi için fakir olan ailesinin geçimini de kendi üzerine aldı.
                              İmâm-ı A'zam'ın derslerine on yedi sene aralıksız de­vam edip İmâm-ı A'zam'ın "Bu genç hayatta iken ona muhalefet eden bulunmaz." iltifatına mazhar oldu. Ebû Yûsuf Hazretleri, hakkında âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf bulunmayan bir mesele ile karşılaştığında önce hocası İmâm-ı A'zam'ın (r.h.) içtihadına bakar, eğer bulamazsa hocasının koyduğu usûl üzere kıyas yapar ve kendi re'yi, içtihadı ile hareket eder, hüküm verirdi.
                              Abbasî halîfesi Mehdî, Ebû Yûsuf Hazretlerini kadılığa tâyin etti. Halîfe Hâdî ve Hârûn Reşîd zamanları dâhil on altı sene kadılık yaptı. Hârûn Reşîd zamanında "Kâdî Ku-dâti'd-Dünyâ" unvanı yani dünya kâdîların kâdîsı ile anıldı.
                              İlim ve irfanının bereketi zengin olmuş idi. Bir gün Hârûn Reşid "Bütün servetiniz ne kadardır?" diye sor­dular. "Bilmem, şimdilik yedi yüz katır var, hepsinin üzen­gisi altındır." dedi.
                              Bir gün Ebû Yûsuf Hazretleri binek üzerinde debdebe ile çarşıdan geçerken birisi Yâ imam! Siz, altın ve gü­müş kullanmak caiz değildir.' buyuruyorsunuz. Halbuki atlarınızın nalı bile altın ve gümüştendir. Bu nasıl olur? dedi. Hz. İmam, "Biz bunları zevk ve kibir için kullan­mayız. İnsanların dünyâ süslerine rağbetleri malumdur. Bizi böyle bir azametle gördükleri vakit, 'Bu bir ekmek­çinin oğlu idi. Bu kadar servete ilim ve irfan sayesinde nail oldu.' desinler de ilim tahsiline çalışsınlar.' buyurdu.
                              Buyurdular ki: "Sen vücudunu ilim için feda etmeyince ilim sana bir şey vermez."

                              FIKRA

                              Rus Gizli Haberalma Örgütü KGB Ruslar hakkında çok gizli sırları ele geçiren üç ajanı; Amerikalı, İngiliz ve Türk ajanları yakalamıştı. Bu ajanlar bilgiyi güvenlik açısından üçe bölmüş ve her birinin diğer iki sırdan haberi yokmuşcasına herşeyi ayarlamışlardı. Neyse KGB bunları konuşturmak için işkencelere başladı. Amerikalı kendisine ait bilgiyi 17. gün ağzından kaçırdı. Sıra İngiliz'e gelmişti. O da 9. gün çözüldü. Lazı da konuşturabilirlerse her şey tamamlanacak. Ama laz bir türlü konuşmuyor. Artık 36. gün işkenceden getirip hücresine kapatıyorlar. Laz kafasını duvara vurarak: "Hatırla eşşoğleşşek hatırla!.. "

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Başlıca üç çeşit insan vardır. Bilgisever, ünsever ve para sever. ( Platon )

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · FIRIN PİLİÇ
                              · PİLAV
                              · M.SALATA
                              · K.PAŞA TATLI

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: ŞAHBEY: (f.t.i.) Er. - Üstün nitelikli, saygın, yüce.
                              Kız: ŞAHBENDER: (Fars.) Ka. - Konsolos.

                              MANİ

                              Dalları bastı kiraz
                              Sevdamı anlamadın
                              Önce beni yalvarttın
                              Şimdi sen yalvar biraz



                              BİLMECE
                              İçinde günlük süt bulunan şey nedir?
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: Onu kendilerine "baş" seçenler

                              Comment


                              • 11 Ekim 2010

                                Bugün 11 Ekim 2010 3 Zilkade 1431 Eylül: 28 Hızır 159 Mudanya Antlaşmasının İmzalanması (1922)-Ahilik Kültür Haftası ve Esnaf Bayramı

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve mükafatını da Cenab-ı Haktan bekleyerek, ihya ederse, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. Ravi: Tecrid-i Sarih c.1, s. 45.



                                "...VE HİKMET VERİLENE ÇOK BİR HAYIR VERİLMİŞTİR."*

                                Eyyûb Aleyhisselâma îmân ettikleri halde, hastalık ile imtihan edilmesi üzerine dinini bırakanlardan üç kişi, bir gün Eyyûb Aleyhisselâmın yanına gittiler, onu suçladı­lar, ağlattılar, onu kınamalarını uzatıp durdular. O sıra­da, oradaki bir Müslüman genç, "Siz ey olgunluk yaşın­daki kişiler! Siz, onun ile uzun müddet yaptığınız sohbet ve arkadaşlıkta, kendisinin haktan başka bir şey yap­madığını bilmiyor musunuz?
                                Şunu iyi biliniz ki, Allah, sevdiği kullarını imtihan eder. Bu onların hayırlı olmalarındandır. Eyyûb (a.s.), sıhhatli iken, siz, ona kardeş olmuş değil miydiniz?
                                Hikmet ehlinin belâ sırasında üzüntülü olan kardeşini, kınaması, uğradığı beladan dolayı ayıplaması doğru ol­maz. Fakat onunla birlikte ağlaması, onun için Allah'tan mağfiret dilemesi yakışır.
                                Allah'ın azamet ve celâlini düşününüz. Dillerinizi ke­secek, kalplerinizi parçalayacak olan ölümü anmanız gerekmez mi?
                                Âciz ve dilsiz olmadıkları halde, rastgele konuşmak­tan korkarak Allah için susan kullar bulunduğunu bil­miyor musunuz?
                                Halbuki onlar, Allah'ı ve Allah'ın âyetlerini bilen, ilim, akıl ve fesahat sahibi kişilerdir. Fakat onlar, Allâhü Teâlâ'nın azameti anıldığı zaman, kalpleri burkulur, dil­leri tutulur, Allah'ın azamet ve heybetinden korkarak akılları başlarından gider, kendilerine geldikleri zaman, pâk amellerle Allâhü Teâlâ'ya doğru yarışırlar.
                                Onlar iyi ye sâlih kimseler oldukları halde, kendilerini zâlimlerle bir sayarlar.
                                Onlar; akıllı ve Allah'tan korkan kişiler oldukları halde, kendilerini kusurlu kişilerle bir tutarlar." dedi.
                                Eyyûb Aleyhisselâm, gencin bu sözlerini işitince, "Hik­met, yaştan, saç ağarmasından veya uzun tecrübeden değildir. Muhakkak Allâhü Teâlâ hikmeti, küçüklerin de, büyüklerin de kalbine rahmetiyle yerleştirir." buyurdu.
                                *Bakara sûresi 269. âyetinin mealinden.

                                FIKRA

                                Temel İngiltere'ye gidecekti. Onun için bir arkadaşından İngilizce hakkında bilgi istemişti. Arkadaşı Türkçe kelimelerin son hecesinin uzatılması halinde İngilizce olacağını söyledi. Temel uçağa bindi. On dakika sonra hostesi çağırmak için: "Hosteeees." O da ne hostes gelmişti. Temel İngilizce'yi sökmeye başladığını düşünüyordu. Havaalanından çıktı: "Taksiiiii." Vay be, taksi de durmuştu. Temel ağır ağır kendini kaptırdı: "Hoteeeeeeel." Otele gitti. Odasına çıktı, duş aldıktan sonra bara indi: "Viskiiiii." Daha sonra Londra sokaklarında dolaşmaya başladı. Parkta bir adam gördü:
                                - Merhabaaaaa, nasılsınıııız?
                                - İyiyiiiiim, sağoooooool!
                                - Türk müsünüüüüüz?
                                - Eveeeeet!..
                                - Kardeşim Türksün de, neden iki saattir İngilizce konuşuyorsun?

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                İnsanlar vardır ki, ancak bir müddet ağızlarda dolaşan türkülere benzerler ( La Rochefoucauld )

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · K.BUDU KÖFTE
                                · ÇORBA
                                · MAKARNA
                                · KAZANDİBİ TATLI

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: ŞAHDAR: (Fars.) Er. - Dallı, budaklı ağaç.
                                Kız: ŞAHDANE: (Fars.) Ka. - İri inci tanesi.

                                MANİ

                                Edep bir taç imiş
                                Nuru Hüda’dan
                                Giy al o tacı
                                Emin ol her beladan



                                BİLMECE
                                Memur maaşı ile bulgur pilavı arasındaki benzerlik nedir?
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: İnek

                                Comment

                                Working...
                                X