Böceklerle Genetik Mücadele
Her nekadar böceklere karşı yapılan savaşta, kısırlaştırılmış erkekleri
tabiata bırakmak suretiyle uygulanması fikri veya teorisi 1937 yılına kadar
geriye giderse de bu hususta ilk bilimsel yazının yazılması için daha
yıl kadar beklemek icab etmiştir (Rnipling, 1955). Knipling tarafındansürülen kısır böcek salma tekniği kısa zamanda semeresini vermiş ve bu teknik ilk defa olarak Amerika'da Cochliomyia hominivorax isimli, insan ve hayvanlarda myiasis denilen hastalığa sebep olan bir tür sineğe karşı çok başarılı bir şekilde kullanılmıştır. C. hominivorax'a karşı başarı ile sonuçlanan bu metotla yapılan savaştan sonra bugüne dek pek çok denemelere girişilmiştir. Bu tür savaş çeşidi bir nev'i Diyolojik savaştır. Bu sebeple burada biz bu metodu biyolojik savaş içine almış bulunuyoruz. Bu savaş şekline bazan autocide savaş ismi de verilmektedir. Ancak genetik savaş terimi bugün daha yaygın olarak kullanılmaktadır.
Genetik savaş metodunun zararlı böceklere karşı kullanılmasında bugün iki ayrı yol takip edilmektedir. Bu yollar; (1) radyasyon ve che- mosterilant'larla kısırlaştırılmış böceklerin tabiata bırakılması, (2) böcek populasyonlarınm genetik yolla iklim koşullarına adaptasyonları yolu ile onları baskı altında tutma olarak ikiye ayrılabilir. Şimdi bu yollan sırası ile görelim.
— Radyasyon ve chemosterilantlarla ■ kısırlaştırılmış böceklerin zararlı savaşında kullanılmadı:
Bu tür savaş metodu ortaya çıktığındanberi iki önemli noktanm aydınlatılmasına çalışılmaktadır. Bunlardan birisi böceklerin sürü halinde yetiştirme işini geliştirerek bunların daha sonra belirli biyolojik devrelerinde kısırlaştınİması ve ergin halde savaş yapılacak alanlara salmmasıdır. îkin-ci nokta ise tabii zararlı böcek populasyonunun ne şekilde kısırlaştırılacağıdır. C. hominivorax pupa devresinde gamma radyasyonu ile kısırlaş^ tınlmıştı. Her ne kadar sonradan sürü halinde yetiştirilen böcekleri sterilize etmede pek çok kimyasal maddeler bulunmuşsa da (Borkovec, 1966), bunların, tabii böcek populasyonlarınm kısırlaştmlması söz konusu olduğu için bazı önemli problemlerini de dikkate almak gerekmektedir. Kimyasal maddelerin genetik savaşta kullanılmasının haddizatında teorik olarak en tesirli metot olduğu da ispatlanmış bulunmaktadır (Knipling, 1962). Bununla beıaber birçok böcekleri kısırlaştırmada etkili olarak bulunan kimyasal maddelerin (chemosterilant'ların) çok kuvvetli nlutasyon etkilerine sahip olmaları ile bu bileşiklerin doğrudan doğruya çevreye tatbik edildiklerinde insanlara insektisidlerden çok daha fazla tehlikeli olabilme gerçeği büyük mahzur teşkil etmektedir. Buna karşılık izole veya yan izole olrouş alanlarda bunlardan iyi sonuçlar almayı da düşünmek gerekir.
Halen chemosterilant'lar hakkındaki bilgilerimiz tarımsal savaşta böceklerin bu ilaçlara gelmesi şeklindedir. Yani doğrudan doğruya bunların böceklere atılması şeklinde değildir. Bu yolu uygulamak için de cezbediciler önemli rol oynamaktadır. Birçok böceklerde, özellikle Lepi-doptera türlerinde daha çok dişilerin çıkardıklaıı ve erkekleri cezbedici kokuların yapıları tesbit edilmiş hatta bazıları sentetik olarak dahi yapılmıştır.
Bundan başka gece hareket eden böcekleri ışığa cezbetmek için adi elektrik ışığı, floresans ve bazı gazlardan elde edilen ışıklarla yapılan ışık tuzakları da böcekleri cezbetmekte ve bunlarla chemosterilant'lann tatbiki araştırılmaktadır.
Diğer taraftan bazı böceklerin belirli gıdalara gitme özellikleri de dik
kate alınarak chemosterilant'larla birlikte kullanılmaları üzerinde de çalışmalar yapılmaktadır. sonuç olarak çeşitli cezbediciİerle chemosterilant'lann birlikte yem istasyonu savaş metodu şeklinde kullanılması Sanchez and Shaw (1966) tarafından iyi şekilde açıklanmaktadır. Yapılan teorik hesaplara göre kısırlaştırmak için yem istasyonu metodunun, zararlıları doğrudan doğruya öldürmekten daha avantajlı olduğunu göstermektedir (Knipling and Mc Guire, 1966). Ancak burada erkek ve dişilerin her ikisinin de ışık tuzaklarına geldiği türlerde geçerli olmadığım da belirtmek icabeder.
Halen X veya gamma ışınları böcekleri kısırlaştırmada kullanılmaktadır. Bu ikisinin arasındaki fark sadece menşeleri itibariyledir. Mesela X ışınları bir makina vasıtasiyle elde edildiği halde, gamma ışınlan radyoaktif izotoplardan temin edilmektedir. Bugün en çok kullanılan chemos-terilant'lar ise alkilleyicilerin aziridine grubuna ait bulunmakta olup yüksek aktiviteye sahiptirler.
Böcekleri kısırlaştırmada kullanılan her iki kaynağın hücredeki birinci derecedeki tesir sahası tam olarak bilinmiyorsa da netice, kromozomlarda yapılan tahribattır ki bunun da yalnızca hücrelerin bölünmeleri esnasında daha etkili olacakları açıktır. Ergin böceklerde bütün vücut hücreleri mitosis'ten sonraki haldedir. Bu devrede onlar kısırlaştırmaya tabi tutulacak olunursa, vücut hücreleri pek az miktarda kendisini teşkil eden moleküllerini kaybedebilir. Buna karşılık kısırlaşma işleminde esas olarak chromatin maddesinin müteessir olduğu dikkate alınacak olursa, tesirin ergin devrede dahi bölünmeye devam eden genel dokularda, ya da döllenmeyi takip eden embriyonik devreden herhangi birisinde yapılmasının tercih edilmesi söz konusu olmaktadır. Böyle bir iddiayı doğrulamak için radyasyon veya alküleyici maddelerle kısırlaştırma işlerinde kromozomlarda olan tahribatları birçok araştırıcılar incelemek fırsatını bulmuşlardır (La Chance and Crystal, 1965; Murray and Bickley, 1964; Rai, 1964). Bunlara göre böcek hayatının erken devrelerinde, bu gibi muamelelerde vücutta meydana gelen tahribatın daha çok; bunun aksine ergin devrelerde daha az olması beklenmelidir.
— Böcek populasyonlarının genetik yolla iklim koşullarına adaptasyonları ile onları baskı altında tutmak:
Bilindiği üzere birçok zararlı böcek türleri çok geniş coğrafi alanlara yayılmış durumdadır. Mesela Elma Içkurdu (Cydia pomonella L.) Kanada'dan güneyde Arjantin'e, Yeni Zelanda ve Avustralya'dan, Güney Afrika,
bütün Akdeniz çevresi, bütün Avrupa, kuzeyde İskandinavya memleket
leri ile Asya'nın büyük bir kısmına yayılmıştır. Nezara viridula L. ise bu
birincisinden de çok daha geniş bir coğrafi yayılış alanına sahiptir. îşte bu kadar geniş yayılma alanına sahip olan bu gibi zararlı böceklerin,çeşitli iklim koşullarına da alışmış olacakları tabiidir. Ancak böcekler ne kadar geniş alanlara yayılırsa yayılsınlar, bir tür içinde bulunan muhte lif mahallere ait populasyonlar arasında aşağıdaki çeşitli genetik farklılıklar bulunduğu yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır ;
1) Kış diapozuna geçmek üzere kabiliyet,
2) Diapozu teşvik eden tembihe karşılık verme,
3) Diyapozun süresi,
4) Diyapozun bitişini sınırlayan sıcaklık ,
5) Diyapozun bitişi için optimal sıcaklık,
6) Soğukluğa dayanma kabiliyeti,
7) Gelişmek için gerekli thermal constant ve gelişme eşiği,
8) Uygun olmayan mevsimlerle ilgili olarak kışlama yeri tercihi ve
diğer davranış özellikleri,
9) Yazlamak için diyapoz kabiliyeti ve bunun devamı ile onu başla
tan ve sona erdiren koşullara cevap verme.
Böceklerde yukarıda görülen genetik farklılıklar mevcut olmalıdır ki onlar iklime alışsın ve dolayısı ile bulundukları ortama uyabilsinler. Aksi halde bunların belirli bir alan içinde yaşamaları veya tabiatta yok olmaları gerekirdi. İklim koşullarının bir yerden diğer bir yere göre değişiklik göstermesini ise çevreye göre ayarlamalıdırlar ki dona karşı hassas olan devreler don olmayan mevsimlere, beslenme devrelerinin gıdanın bol olduğu bir zamana ve nihayet faal olan hiçbir gelişme devresi sıcak ve soğuğun çok şiddetli olmayan zamanlarına isabet etsin. Aksi halde bunlar tabiatta nesillerini devam ettiremezler. Bu nedenle böcekler dış etkilere duyarlı olurlar ve mevsim değişikliklerini sezerek kendilerini kötü şartları atlatmak üzere hazırlarlar.
Eğer biz genetik yolla böceklerin mevsimsel olan bu düzenli davranışlarını veya onların iklime karşı olan alışkanlıklarını bozabilirsek, onların , yaşama olanaklarını da ortadan kaldırmış oluruz. Örneğin Ege Bölgesinde, İzmir'de bir böcek diyapoza girebilmek için 15 saatlik bir fotoperiyoda ihtiyacı varsa ve şiddetli soğuklardaki tehlikeli donlarda diyapoz haline geçerse ve eğer biz populasyonu genetik yolla değiştirir ve bu'türün foto-periyod isteğini 13 saata düşürebilmek, o taktirde bu populasyon kış soğuğu tarafından yok edilebilir. Zira fotoperiyod düştüğü için böcek diyapoza girmeyecek ve aktif halde kalacak demektir ki bu da onun soğuktan fazlası ile zarar görmesi ve dolayısı ile ölmesi olacaktır. Bundan başka farzedelim ki, bu populasyon Mayısın ilk haftasına kadar diyapoz halinde kalmakta ve böylece tehlikeli olan öldürücü donları atlatarak üzerinde yaşadığı konukçu bitkileri kolaylıkla bulmaktadır. Şimdi biz eğer, genetik yolla diyapozu kısaltarak böceklerin faaliyetini Mart başına denk getirebilirsek bunlar ya soğuktan, ya da gıda bulamamaktan dolayı ölecekler ve böylece tabiatta kendiliklerinden yok olacaklardır.
İklime uygun olmayan adaptasyonlar, yılın bazı zamanlarında öldürücüdür. Bunlar şarta bağh öldürücü özelllikler olarak bilinir. Şarta bağlı öldürücü bir özellik veya şarta bağlı öldürücü özelliklerin bir kombinasyonu, böcek populasyonlarmı baskı altında tutma veya onları tamamen ortadan kaldırmakta bir metot olarak kullanılabilir. Bu konuda birçok memleketlerde çok önemli araştırmalar yapılmaktadır. Böcek populasyon-larmm iklime uymaları yolu ile onları baskı altında tutma prensipleri üzerinde daha fazla bilgi almak isteyenler Danielevskii (1965), Hogan (1966), Klassen et al. (1970), Masaki (1961, 1965) ve Walker and Pedersen (1969) gibi yazarların çalışmalarına başvurabilirler.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki böcek populasyonları şaita bağlı öldürücü özelliklerle baskı altında tutulabilmektedir. Bunun için özellikle; (1), ayni böcek populasyonuna kısmi bir kısırlıkla savaş uygulandığında şarta bağlı öldürücü genler ithal edilmek suretiyle (2), populasyonu konvensiyonel yollarla statik olarak durdurmağa çalışırken ayni populas-yona şarta bağlı öldürücü genler verilmek suretiyle olmak üzere iki yol uygulanabilir. Her şarta bağlı özellik birden dörde kadar genler tarafından tesbit edilirler ve iki veya üç şarta bağlı öldürücü özellikler populasyon içine birbiri arkasından ithal edilirler.
Şarta bağlı öldürücü özellikler, iklime ve mevsimsel değişikliklere uymalarda genetik varyasyonlar gösterebilir. Bu husustaki birkaç örnek şöyle sıralanabilir: (1) diyapoza karşı kabiliyetsizlik, (2) diyapozun uygun olmayan süresi, (3) fotoperiyod, ısı veya gıdaya ait faktörler, (4) kışı geçirmek için uygun olmayan yer seçimi, (5) şiddetli soğuklara dayanmama kabiliyeti.
Yapılan teorik hesaplar şarta bağlı öldürücü özelliklerin böcek populasyonlarmı baskı altında tutmada çok etkili olabileceğini göstermektedir. İklime veya mevsimlere uymaları şarta bağlı öldürücü özellikleri kullanmada en büyük avantaj, bu özelliklerin halen tam bir baskı altında tutmak istediğimiz populasyondan başka yerlerdeki populasyonlar içinde mevcut olmasıdır.
de mani olarak, bir bitkinin böcek zararına mukavemet etme meyli.
Kaynak: Türkiye Entomolojisi - Prof Dr. Niyazi LODOS
Her nekadar böceklere karşı yapılan savaşta, kısırlaştırılmış erkekleri
tabiata bırakmak suretiyle uygulanması fikri veya teorisi 1937 yılına kadar
geriye giderse de bu hususta ilk bilimsel yazının yazılması için daha
yıl kadar beklemek icab etmiştir (Rnipling, 1955). Knipling tarafındansürülen kısır böcek salma tekniği kısa zamanda semeresini vermiş ve bu teknik ilk defa olarak Amerika'da Cochliomyia hominivorax isimli, insan ve hayvanlarda myiasis denilen hastalığa sebep olan bir tür sineğe karşı çok başarılı bir şekilde kullanılmıştır. C. hominivorax'a karşı başarı ile sonuçlanan bu metotla yapılan savaştan sonra bugüne dek pek çok denemelere girişilmiştir. Bu tür savaş çeşidi bir nev'i Diyolojik savaştır. Bu sebeple burada biz bu metodu biyolojik savaş içine almış bulunuyoruz. Bu savaş şekline bazan autocide savaş ismi de verilmektedir. Ancak genetik savaş terimi bugün daha yaygın olarak kullanılmaktadır.
Genetik savaş metodunun zararlı böceklere karşı kullanılmasında bugün iki ayrı yol takip edilmektedir. Bu yollar; (1) radyasyon ve che- mosterilant'larla kısırlaştırılmış böceklerin tabiata bırakılması, (2) böcek populasyonlarınm genetik yolla iklim koşullarına adaptasyonları yolu ile onları baskı altında tutma olarak ikiye ayrılabilir. Şimdi bu yollan sırası ile görelim.
— Radyasyon ve chemosterilantlarla ■ kısırlaştırılmış böceklerin zararlı savaşında kullanılmadı:
Bu tür savaş metodu ortaya çıktığındanberi iki önemli noktanm aydınlatılmasına çalışılmaktadır. Bunlardan birisi böceklerin sürü halinde yetiştirme işini geliştirerek bunların daha sonra belirli biyolojik devrelerinde kısırlaştınİması ve ergin halde savaş yapılacak alanlara salmmasıdır. îkin-ci nokta ise tabii zararlı böcek populasyonunun ne şekilde kısırlaştırılacağıdır. C. hominivorax pupa devresinde gamma radyasyonu ile kısırlaş^ tınlmıştı. Her ne kadar sonradan sürü halinde yetiştirilen böcekleri sterilize etmede pek çok kimyasal maddeler bulunmuşsa da (Borkovec, 1966), bunların, tabii böcek populasyonlarınm kısırlaştmlması söz konusu olduğu için bazı önemli problemlerini de dikkate almak gerekmektedir. Kimyasal maddelerin genetik savaşta kullanılmasının haddizatında teorik olarak en tesirli metot olduğu da ispatlanmış bulunmaktadır (Knipling, 1962). Bununla beıaber birçok böcekleri kısırlaştırmada etkili olarak bulunan kimyasal maddelerin (chemosterilant'ların) çok kuvvetli nlutasyon etkilerine sahip olmaları ile bu bileşiklerin doğrudan doğruya çevreye tatbik edildiklerinde insanlara insektisidlerden çok daha fazla tehlikeli olabilme gerçeği büyük mahzur teşkil etmektedir. Buna karşılık izole veya yan izole olrouş alanlarda bunlardan iyi sonuçlar almayı da düşünmek gerekir.
Halen chemosterilant'lar hakkındaki bilgilerimiz tarımsal savaşta böceklerin bu ilaçlara gelmesi şeklindedir. Yani doğrudan doğruya bunların böceklere atılması şeklinde değildir. Bu yolu uygulamak için de cezbediciler önemli rol oynamaktadır. Birçok böceklerde, özellikle Lepi-doptera türlerinde daha çok dişilerin çıkardıklaıı ve erkekleri cezbedici kokuların yapıları tesbit edilmiş hatta bazıları sentetik olarak dahi yapılmıştır.
Bundan başka gece hareket eden böcekleri ışığa cezbetmek için adi elektrik ışığı, floresans ve bazı gazlardan elde edilen ışıklarla yapılan ışık tuzakları da böcekleri cezbetmekte ve bunlarla chemosterilant'lann tatbiki araştırılmaktadır.
Diğer taraftan bazı böceklerin belirli gıdalara gitme özellikleri de dik
kate alınarak chemosterilant'larla birlikte kullanılmaları üzerinde de çalışmalar yapılmaktadır. sonuç olarak çeşitli cezbediciİerle chemosterilant'lann birlikte yem istasyonu savaş metodu şeklinde kullanılması Sanchez and Shaw (1966) tarafından iyi şekilde açıklanmaktadır. Yapılan teorik hesaplara göre kısırlaştırmak için yem istasyonu metodunun, zararlıları doğrudan doğruya öldürmekten daha avantajlı olduğunu göstermektedir (Knipling and Mc Guire, 1966). Ancak burada erkek ve dişilerin her ikisinin de ışık tuzaklarına geldiği türlerde geçerli olmadığım da belirtmek icabeder.
Halen X veya gamma ışınları böcekleri kısırlaştırmada kullanılmaktadır. Bu ikisinin arasındaki fark sadece menşeleri itibariyledir. Mesela X ışınları bir makina vasıtasiyle elde edildiği halde, gamma ışınlan radyoaktif izotoplardan temin edilmektedir. Bugün en çok kullanılan chemos-terilant'lar ise alkilleyicilerin aziridine grubuna ait bulunmakta olup yüksek aktiviteye sahiptirler.
Böcekleri kısırlaştırmada kullanılan her iki kaynağın hücredeki birinci derecedeki tesir sahası tam olarak bilinmiyorsa da netice, kromozomlarda yapılan tahribattır ki bunun da yalnızca hücrelerin bölünmeleri esnasında daha etkili olacakları açıktır. Ergin böceklerde bütün vücut hücreleri mitosis'ten sonraki haldedir. Bu devrede onlar kısırlaştırmaya tabi tutulacak olunursa, vücut hücreleri pek az miktarda kendisini teşkil eden moleküllerini kaybedebilir. Buna karşılık kısırlaşma işleminde esas olarak chromatin maddesinin müteessir olduğu dikkate alınacak olursa, tesirin ergin devrede dahi bölünmeye devam eden genel dokularda, ya da döllenmeyi takip eden embriyonik devreden herhangi birisinde yapılmasının tercih edilmesi söz konusu olmaktadır. Böyle bir iddiayı doğrulamak için radyasyon veya alküleyici maddelerle kısırlaştırma işlerinde kromozomlarda olan tahribatları birçok araştırıcılar incelemek fırsatını bulmuşlardır (La Chance and Crystal, 1965; Murray and Bickley, 1964; Rai, 1964). Bunlara göre böcek hayatının erken devrelerinde, bu gibi muamelelerde vücutta meydana gelen tahribatın daha çok; bunun aksine ergin devrelerde daha az olması beklenmelidir.
— Böcek populasyonlarının genetik yolla iklim koşullarına adaptasyonları ile onları baskı altında tutmak:
Bilindiği üzere birçok zararlı böcek türleri çok geniş coğrafi alanlara yayılmış durumdadır. Mesela Elma Içkurdu (Cydia pomonella L.) Kanada'dan güneyde Arjantin'e, Yeni Zelanda ve Avustralya'dan, Güney Afrika,
bütün Akdeniz çevresi, bütün Avrupa, kuzeyde İskandinavya memleket
leri ile Asya'nın büyük bir kısmına yayılmıştır. Nezara viridula L. ise bu
birincisinden de çok daha geniş bir coğrafi yayılış alanına sahiptir. îşte bu kadar geniş yayılma alanına sahip olan bu gibi zararlı böceklerin,çeşitli iklim koşullarına da alışmış olacakları tabiidir. Ancak böcekler ne kadar geniş alanlara yayılırsa yayılsınlar, bir tür içinde bulunan muhte lif mahallere ait populasyonlar arasında aşağıdaki çeşitli genetik farklılıklar bulunduğu yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır ;
1) Kış diapozuna geçmek üzere kabiliyet,
2) Diapozu teşvik eden tembihe karşılık verme,
3) Diyapozun süresi,
4) Diyapozun bitişini sınırlayan sıcaklık ,
5) Diyapozun bitişi için optimal sıcaklık,
6) Soğukluğa dayanma kabiliyeti,
7) Gelişmek için gerekli thermal constant ve gelişme eşiği,
8) Uygun olmayan mevsimlerle ilgili olarak kışlama yeri tercihi ve
diğer davranış özellikleri,
9) Yazlamak için diyapoz kabiliyeti ve bunun devamı ile onu başla
tan ve sona erdiren koşullara cevap verme.
Böceklerde yukarıda görülen genetik farklılıklar mevcut olmalıdır ki onlar iklime alışsın ve dolayısı ile bulundukları ortama uyabilsinler. Aksi halde bunların belirli bir alan içinde yaşamaları veya tabiatta yok olmaları gerekirdi. İklim koşullarının bir yerden diğer bir yere göre değişiklik göstermesini ise çevreye göre ayarlamalıdırlar ki dona karşı hassas olan devreler don olmayan mevsimlere, beslenme devrelerinin gıdanın bol olduğu bir zamana ve nihayet faal olan hiçbir gelişme devresi sıcak ve soğuğun çok şiddetli olmayan zamanlarına isabet etsin. Aksi halde bunlar tabiatta nesillerini devam ettiremezler. Bu nedenle böcekler dış etkilere duyarlı olurlar ve mevsim değişikliklerini sezerek kendilerini kötü şartları atlatmak üzere hazırlarlar.
Eğer biz genetik yolla böceklerin mevsimsel olan bu düzenli davranışlarını veya onların iklime karşı olan alışkanlıklarını bozabilirsek, onların , yaşama olanaklarını da ortadan kaldırmış oluruz. Örneğin Ege Bölgesinde, İzmir'de bir böcek diyapoza girebilmek için 15 saatlik bir fotoperiyoda ihtiyacı varsa ve şiddetli soğuklardaki tehlikeli donlarda diyapoz haline geçerse ve eğer biz populasyonu genetik yolla değiştirir ve bu'türün foto-periyod isteğini 13 saata düşürebilmek, o taktirde bu populasyon kış soğuğu tarafından yok edilebilir. Zira fotoperiyod düştüğü için böcek diyapoza girmeyecek ve aktif halde kalacak demektir ki bu da onun soğuktan fazlası ile zarar görmesi ve dolayısı ile ölmesi olacaktır. Bundan başka farzedelim ki, bu populasyon Mayısın ilk haftasına kadar diyapoz halinde kalmakta ve böylece tehlikeli olan öldürücü donları atlatarak üzerinde yaşadığı konukçu bitkileri kolaylıkla bulmaktadır. Şimdi biz eğer, genetik yolla diyapozu kısaltarak böceklerin faaliyetini Mart başına denk getirebilirsek bunlar ya soğuktan, ya da gıda bulamamaktan dolayı ölecekler ve böylece tabiatta kendiliklerinden yok olacaklardır.
İklime uygun olmayan adaptasyonlar, yılın bazı zamanlarında öldürücüdür. Bunlar şarta bağh öldürücü özelllikler olarak bilinir. Şarta bağlı öldürücü bir özellik veya şarta bağlı öldürücü özelliklerin bir kombinasyonu, böcek populasyonlarmı baskı altında tutma veya onları tamamen ortadan kaldırmakta bir metot olarak kullanılabilir. Bu konuda birçok memleketlerde çok önemli araştırmalar yapılmaktadır. Böcek populasyon-larmm iklime uymaları yolu ile onları baskı altında tutma prensipleri üzerinde daha fazla bilgi almak isteyenler Danielevskii (1965), Hogan (1966), Klassen et al. (1970), Masaki (1961, 1965) ve Walker and Pedersen (1969) gibi yazarların çalışmalarına başvurabilirler.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki böcek populasyonları şaita bağlı öldürücü özelliklerle baskı altında tutulabilmektedir. Bunun için özellikle; (1), ayni böcek populasyonuna kısmi bir kısırlıkla savaş uygulandığında şarta bağlı öldürücü genler ithal edilmek suretiyle (2), populasyonu konvensiyonel yollarla statik olarak durdurmağa çalışırken ayni populas-yona şarta bağlı öldürücü genler verilmek suretiyle olmak üzere iki yol uygulanabilir. Her şarta bağlı özellik birden dörde kadar genler tarafından tesbit edilirler ve iki veya üç şarta bağlı öldürücü özellikler populasyon içine birbiri arkasından ithal edilirler.
Şarta bağlı öldürücü özellikler, iklime ve mevsimsel değişikliklere uymalarda genetik varyasyonlar gösterebilir. Bu husustaki birkaç örnek şöyle sıralanabilir: (1) diyapoza karşı kabiliyetsizlik, (2) diyapozun uygun olmayan süresi, (3) fotoperiyod, ısı veya gıdaya ait faktörler, (4) kışı geçirmek için uygun olmayan yer seçimi, (5) şiddetli soğuklara dayanmama kabiliyeti.
Yapılan teorik hesaplar şarta bağlı öldürücü özelliklerin böcek populasyonlarmı baskı altında tutmada çok etkili olabileceğini göstermektedir. İklime veya mevsimlere uymaları şarta bağlı öldürücü özellikleri kullanmada en büyük avantaj, bu özelliklerin halen tam bir baskı altında tutmak istediğimiz populasyondan başka yerlerdeki populasyonlar içinde mevcut olmasıdır.
de mani olarak, bir bitkinin böcek zararına mukavemet etme meyli.
Kaynak: Türkiye Entomolojisi - Prof Dr. Niyazi LODOS


Comment