fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Eurygaster integriceps

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Eurygaster integriceps

    Eurygaster integriceps Put. (Şekil 154, 155, 156)
    Türkçe ismi : Süne
    Tanımı : Genel olarak toprak renginde, bazan tamamen koyu siyah, bazan kırmızımsı, bazan kirli beyaz, bazan da bu renklerin birkaçının ka­rışımı olan alacalı desenli renklerdedir. Vücut yassıca, üst tarafı hafif kon­veks olup üstten bakıldığında genel görünümü ovaldir. Baş üçgenîmsi şekilde, clypeus önde açık, prothorax'm ön ve arka-yan kenarları yuvar­laktır. Vücut uzunluğu 10,0-12,5 mm'dir. E. integriceps''in muhtelif yazar­lar tarafından olmak üzere bir çok varyetesi tavsif edilmiştir. Ancak bunlar aynı türe ait renk varyasyonlarından başka bir şey değildir. Dolayısıyla bunların sinonim olmaları gerekir.
    Yumurtadan yeni çıkan nimfler açık yeşil veya açık sarımsı renkte ve yuvarlak şekildedir. Ancak, yaklaşık bir saat sonra renk koyulaşır ve hemen hemen siyajıımsı renge dönüşür. Yaş ilerledikçe, nimflerin vücudu gittikçe ovale döner ve renkleri de açılır. Yumurtalar 0,8-1,0 mm çapında, hemen hemen küre şeklinde olup ilk bırakıldığı zaman açık yeşilimsi renk­tedir. Zaman geçtikçe yumurta üzerinde önce kırmızımsı, daha sonra siyah lekeler meydana gelir. Yumurtaların açılmasına yakın bu lekeler daha da belirgin hal alır.
    E. integriceps erginleri Eurygaster cinsi içinde genel görünümü itibariyle en çok E. maura L. ile karıştırılmaktadır. Ancak erkeklerin genital or­ganları incelendiğinde bu iki tür birbirlerinden daha emin olarak ayrıla­bilmektedir.
    Yayılışı : Süne, Palearktik bölgede belirli bir alana yayılmıştır. Bu bölgede başlıca bulunduğu yerler Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Güney ve Güneydoğu Rusya, Kafkasya, Türkiye, Girit, Kıbrıs, Suriye, Lübnan, İsrail, Ürdün, Irak, îran, Orta Asya, Çin, Afganistan ve Pa­kistan'dır. Görüldüğü gibi süne, Palearktik bölgede oldukça geniş bir ala­na yayılmaktadır. Ancak bulunduğu bu alan içinde ekonomik düzeyde

    zarar yaptığı yerler çok sınırlıdır. Örneğin, îran'da zararlı olduğu yerler İsfehan, Kerman, Şiraz, Kashan, Tebriz, Tahran; Rusya'da Krasnador, Stavrapol, Kafkasya'da, bazı yerler, Güney Ukrayna, Türkistan ve Öz­bekistan; Irak'ta Süleymaniye, Musul, Erbil; Suriye'de Halep, Hama; Pakistan'da ise, özellikle Afganistan sınırına yakın olan kuzeydeki bazı kesimler; Lübnan'da bazan 50—60.000 hektara varan bir zarar ala­nına sahiptir. Bu zararlı böcek, Orta Doğu ülkelerinin bir çoğunda buğ­daylarda zarar yapan en önemli türlerden birisidir. Öyle ki, bu bölgede savaşı 1736 tarihine kadar eskiye giden bir geçmişe sahiptir (Lodos, 1951).
    Yukarıdaki yayılış alanı dikkate alındığında yurdumuzun her tara­fında bulunması gerektiği zannedilirse de böyle değildir. Halen yurdu­muzun güneyinde Mersin, Adana, Hatay, Gaziantep, K. Maraş dahil doğuda Ha,kkari, Van ve Ağrı'yı içine alan bütün Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde yayılmıştır. Bu bölge içinde yoğun olarak bulunduğu ve zarar yaptığı yerler Diyarbakır, Elâzığ, ,Urfa3 Mardin, Adıyaman gibi illerin bazı kesimleridir -Zarar» (Şekil 157, 158) : Ergin ve dişiler Buğdaygillerin muhtelif dö­nemlerinde zarar yapar. Kışlaktan ovalara gelen erginler henüz daha kü­çük boyda olan buğday ve diğer Gramineae bitkilerinin genellikle sapların­da beslenir. Saldırıya uğrayan sap sararır ve kurur. Bu tip zarara Diyar­bakır çevresinde halk kus-tboğazı ismini verir. Bu dönemde erginler bazen yapraklarda ve özellikle bunların orta damarlarında da beslenir. Yaprakta beslenilen noktadan itibaren uç kısım kurur. Ancak erginlerin yaptığı bu türlü zarar önemli değildir ve doğada da az görülür. Ekinler geliştikçe erginler de beslenmelerine devam ederler. Başaklar henüz daha yaprak kılıfı içinde iken, çiçek döneminde ve tane bağlarken yine sap­larda beslenen erginler başakların beyazımsı bir renk almalarına, kuru­malarına ve dolayısıyla, bunların tane bağlamasına engel olurlar. Bu dö­nemde neden olduğu zarar şekline akbaşak adı verilir. Süne'nin bu şekil­deki zararının miktarında populasyon yoğunluğu ile buğday varyetelerinin etkisi büyüktür. Yoğun populasyonların bulunduğu yerlerde bu türlü zararı % 10-30 arasında değişir. Başaklardaki taneler süt olumuna gel­meye başladığı bir sırada eski erginlerin populasyonları da gittikçe azal­maya başlar. Fakat bu dönemde de bunların bıraktığı yumurtalardan çı­kan nimfler gittikçe artan bir yoğunluk ve iştahla taneleri sokup emmeye başlarlar. Bunlar buğday tanelerini kavuzları üzerinden rahatlıkla sokup emerler. Emilen taneler ağırlıklarını kaybederler ve olgunlaşmanın çeşitli dönemlerindeki beslenilmelerine göre de muhtelif şekilde deformasyonlara uğrarlar. Süt halinde iken beslenildiğinde taneler çimlenme güçlerini kay­bedecekleri gibi ekmeklik ve makarnalık özelliklerini de yitirirler. Daha sonra meydana gelen erginlerle birlikte nimfler olgunlaşmakta olan veya olgunlaşmış haldeki tanelerde de beslenmelerini sürdürürler. Her ne kadar olgunlaşmış durumdaki tanelerde pek şekil bozukluğu görülmese de stylet-lerin girdiği yerlerin etrafı beyazımsı lekeler halinde belirir ve yine bu gibi tanelerden elde edilen unlar teknolojik özelliklerini kaybederler. Bunun başlıca nedeni, sünelerin tanelerdeki glüteni tahrip etmesidir. Hattâ bes­lenilen tanelerin sağlam olanlarına oranı az dahi olsa, (% 2) emgili tanelerle bulaşık buğdaylardan elde edilen unlar yine teknolojik özellik­lerini büyük ölçüde yitirir. Bunun başlıca nedeni, süneler beslenirken salyalarında bulunan bazı enzimlerin (örneğin, diastaz gibi, ki nişastayı maltoza, daha sonra da dekstroza çevirir) taneye salgılarnasıdır. Bu türlü enzimleri Aeüa gibi diğer Pentatomidae türleri de salgılamaktadır. Görül­düğü gibi sünelerin, özellikle buğdaylarda yaptığı zararlar çok önemli olmaktadır. Mamafih sünelerin Güneydoğu Anadolu'daki zararı eski önemini gittikçe kaybetmektedir.


    Biyolojisi (Şekil 159) : Süne erginlerinde başlıca aktif ve pasif ol­mak üzere iki hayat dönemi bulunur. Pasif dönemde erginler, yazın bir kısmı ile sonbahar ve kış mevsimlerinin tamamını ve yine baharın bir kısmını uyku halinde genellikle dağlarda yüksek yerlerde geçirir. Bu pasif dönemi de iki kısma ayırmak mümkündür, l'cisi temmuzdan ekim veya kasım ayına kadar olan dönemdir. Buna yazlama dönemi ismi veri­lir. 2'cisi ekim-kasım ayından mart veya nisan ayma kadarki dönemdir ki bu da kışlama dönemi olarak isimlendirilir. Yazlama döneminde sü­neler yarı uyku halindedir. Bunlar bu dönemde rahatsız edildiklerinde hareket ederler ve yer değiştirebilirler. Bu dönemde önemli bir olay da yüksek yerlerde bulunan sünelerin bir kısmının ekim veya kasım ayı içinde daha aşağılara doğru göç etmesidir. Bunda en önemli faktör, yüksek yer­lerdeki yaz uykusu için elverişli olan hava koşullarının kışın. çok şiddetli koşullara dönüşmesi ve bunun da E. integriceps için elverişsiz bir ortam oluşturmasıdır. Yazlama döneminde bulunan süneler tam bir yarı uyku döneminde bulunurlar. Sünelerdeki pasif dönem diye isimlendirilen dönem, diyapoz (diapause) olup bu da mecburi diyapozdur. Pasif dönem, deniz düzeyinden 600-700 metreden başlayarak 2.000-2-300 metre yükseklik­te olan dağlarda geçer. En uygun kışlama yükseklikleri 1.200-1.600 met­redir. 600 metreden daha aşağıda olan yerlerde, hattâ biyolojilerini sürdür­dükleri ovalarda da kışı geçirebilir. Ancak buralarda kışı geçiren süneler geç kalan, ya da kışlaklara kadar uçmaya yeterince enerjiye sahip olmayan zayıf bireylerdir. Aksi halde, normal koşullarda E. integriceps; pasif dönemini dağlarda geçirir


  • #2
    Cevap: Eurygaster integriceps

    Süneler kışlak yerlerine geldikten sonra oralardaki bitki örtüsünü oluşturan floranın çeşidine göre muhtelif bitki türlerinin altlarına girerek gizlenirler. Örneğin, bitki türü eğer çalımsı meşe ise bunların yere dökülmüş olan yapraklarının altlarına; geven ise (Astragalus spp.) bu bitkile­rin kökleri etrafındaki yumuşak toprağın içine (genellikle 2-4 cm), kirpi otu [Acanlholimon spp.) ise bunların genellikle sık olan yaprak ve dallarının arası ile yaprak döküntülerinin 1-2 cm altına gizlenirler. Buna karşılık

    diğer otum.su bitkilerin kökleri etrafına veya köke yakın yerdeki toprak içine; sığır kuyruğu (Verbasjum spp.) gibi bitkilerin en alt yapraklarının gövde ile birleştiği yerlerde; hattâ taş altlarında da kışı geçirirler.
    Ergin süneler kışlaklarda pasif dönemlerini sürdürdükleıi esnada vücutlarında biriktirmiş oldukları besin depolarını tedrici bir şekilde sarf-ederler. Ancak bu harcama, özellikle çevre koşullarına bağlı olarak deği­şir. Örneğin yaz uyuşukluğu döneminde havaların sıcak gittiği zamanlar­da vücutlarındaki besin deposundan fazla besin sarfedildiği halde, kışın şiddetli soğukların hüküm sürdüğü dönemlerde bu sarfiyat en az düzeye iner. Buna sebep, kışlak yerlerinde diyapoz halinde bulunan sünelerdeki



    metabolizma ile ilgilidir. Kışlama dönemindeki böceklerde, ya da diğer
    canlılarda yavaş ve az da olsa vücutta bir takım hayatsal faaliyetlerin
    sürdüğü bir gerçektir. Bu nedenle ortalama 9 ay gibi uzun bir süre pasif
    döneme sahip olan süneler, yazın son nimf dönemleri ile yeni erginler
    kışlak yerlerine çekilene dek pek obur bir şekilde beslenerek vücutlarına
    yedek besin maddeleri, yani yağ depo ederler. Bu maddeleri de pasif dö­
    nemlerinde tedricen sarfederler. Böylece kışın şiddetli soğuklarına karşı
    koyabilen bireyler, vücutlarına yeteri kadar yedek besin depo edebilen­
    lerdir. Aksi halde vücutlarında yeteri kadar yedek besine sahip olmayan
    bireylerin çoğu kışlak mahallerinde ölürler veya bunlardan bazıları ba­
    harda ovalara inme başarısını da gösterseler, zayıf olduklarından normal
    bireylere oranla daha az sayıda birey hasıl ederler. Rusya'da bu hususta
    geniş araştırmalar yapılmış ve E. integriceps'in epidemi yapma nedenini,
    bunların vücutlarına yağ depo etmeleri ile bu maddelerin pasif dönemde
    sarfedilme oranı ve buna ek olarak 3'cü bir faktörün de uzun süre (birkaç
    nesli kapsayacak şekilde) uygun olmayan çevre koşullarının devam etme­
    sine bağlamışlardır. Böylece Rus entomologları sünenin epidemiyolojisini
    yalnızca fizyolojisi ile çevre koşulları arasındaki ilişkilere bağlamakta
    idiler. Hattâ sonbahar veya kışın, kışlak yerlerinden topladıkları sünele­
    rin fizyolojik durumlarını özel bir biçimde inceleyerek bir nevi erken uyarı
    sistemi de geliştirmişlerdi. Ancak burada sünenin ekolojisi, özellikle doğal
    düşmanları dikkate alınmadığı için bir kopukluk olduğu görülmektedir. '
    Nitekim daha sonra yaptıkları araştırmalarda, sünenin epidemiyolojisinde doğal düşmanların durumunun da dikkate alınması gerekliliğini duymuş­lardır. Böylece diğer bir çok böcek türlerinde olduğu gibi E, integriceps'in epidemiyolojisi de ekolojik koşullar kompleksi ile yakından ilgilidir ve bu böceğin bulunduğu yerdeki biyotik ve abiyotik faktörlerin tümünü bu böceğin epidemiyolojisini incelerken dikkate almak zorunluluğu vardır.
    İlkbaharda kışlak yerlerinde havaların ısınması ve karların erimeye
    başlaması ile birlikte kış uykusunda bulunan sünelerde de metabolizma "t
    faaliyeti artarak kış uykusundan uyanırlar. Kışı geçiren yerlerde toprak
    üstü sıcaklığı 15°G'ye eriştiğinde bunlar yerlerinden çıkarlar ve ekinlerin
    bulunduğu ovalara doğru göç etmeye başlarlar. Bu göç etme durumu
    iklim koşullarına sıkı sıkıya bağlıdır. Uygun giden koşullarda kışlaklar,
    ortalama bir haftalık bir süre içinde boşaltılır. Ancak göç sırasında eğer
    havalar uygun gitmezse, bu göç süresi bir kaç hafta daha devam ede­
    bilir. Genel olarak ülkemizin sıcak yörelerinde göç etme, mart ortası veya
    sonlarında başlar ve nisan ortasına kadar devam eder. Soğuk yerlerde ;
    ise bir kaç hafta daha geç başlar ve o oranda da daha geç son bulur. Dağ­lardan ovalara göç, genellikle sabah saat 10-12 arasında vukua gelir. Kış­lak yerlerinden çıkan süneler önce etrafta kısa bir süre gezinir, uçmak üzere geven veya kirpiotlarınm üzerine, ya da etrafta bulunan yüksekçe

    Comment


    • #3
      Cevap: Eurygaster integriceps

      bir yere giderler. Burada bir süre vücutlarını güneş ışınlarına dik gelecek şekilde tutar ve bir—iki deneme uçuşundan sonra birden dik olarak yukarı­ya çıkar ve ekinlerin bulunduğu ovalaıa doğru uçarlar. Bu uçuşlarında rüzgârlardan da büyük ölçüde yararlanırlar.Buğday, ya da diğer Gramineae bitkilerinin (özellikle arpa, çavdar,yulaf veya bunların yabanilerinin) bulunduğu tarlalara gelen süneler,bu bitkileri takriben 5-10 cm boyda bulurlar. Tarlalarda mayıs ayı baş­larına kadar olan dönemde, ergin süneler havaların uygun olduğu, yani; açık, sakin ve sıcak olduğu zamanlarda normal beslenmelerini ve hayatsal faaliyetlerini sürdürürler. Kapalı ve yağışlı havalar, soğuk, ya da şid­detli rüzgarlı zamanlarda bitkilerin diplerine veya toprak sathına inerek gizlenirler ve faaliyetlerim durdururlar. Ovaya yeni gelen süneler bir taraftan beslenirken diğer +araftan da çiftleşme ve yumurta bırakmaya başlarlar. Bu süre takriben 1,5-2 ay sürer ve bunun sonunda da görevlerini bitirerek doğal şekilde ölür ve yok olurlar. Genellikle eski nesil erginleri, yeni nesil erginlerinin çıkmaya başladığı zamana kadar tarlalarda ttk tük görülür­se de bu tarihten sonra artık tamamiyle yok olurlar.
      E. integriceps yılda bir nesil verir. Bu türün, yurdumuzdaki ortalama
      hayat dönemleri Şekil 159'da gösterilmiştir. Dağlardan ovalara göç eden
      eski nesil erginleri çiftleştikten sonra dişiler yumurtlamaya başlar. Bir
      dişinin hayatı boyunca birçok defalar muhtelif erkeklerle çiftleşmesine kar­
      şılık erkekler de birkaç defa olmak üzere muhtelif dişilerle çiftleşir. Bir
      dişi hayatı boyunca ortalama 80 kadar yumurta bırakır. Fakat bu miktar
      yumurtayı 5-6 defada bırakır. Ancak uygun koşullarda bir dişi 150 ve
      daha fazla da yumurta bırakabilir. Her yumurtlamada dişi, 12-14 (çoğun­
      lukla 14) adetlik muntazam ve 2-3 sıralı dizileri olan kümeler halinde
      olmak üzere yumurta bırakır. Yumurtlama süresi 1-2 ay devam eder.
      Fakat bu süre içinde yumurtaların yoğun olarak bırakılma zamanı yalt\nızca 2-3 haftadır. Dişiler yumurtalarını çoğunlukla beslendikleri Gramineae bitkilerinin yapraklarının alt yüzlerine bırakır. Ancak tarlalarda Gramineae arasında yabancı bitkiler bulunduğunda (özellikle yap, rakları tüysüz olanlar olmak üzere), onların da yapraklarının alt yüz lerine rahatlıkla yumurtalarım bırakırlar. Bu gibi bitkilerin çeşidi, bölge bitki örtüsüne göre değişir. Yumurtaların açılması iklim koşullarına
      bağlıdır. Sıcaklık ne kadar yüksek olursa, yumurtalar da o oranda kısa
      sürede açılır. Örneğin 35°C'de yumurtaların 4 günde açılmasına karşılık 28°C'de 12 gün ve 16°C'de ise 24 günde açılır. Yumurtalardan çıkan nimfler beş gömlek değiştirerek beş dönem geçirir. 5'ci dönemdeki nimfler gömlek değiştirdikten sonra ergin hale geçer. Yumurtadan, erginlerin çıkmasına kadar olan süre çevre ve hava koşullarına göre değişmek üzere takriben 1,5-2,5 ay sürer. Yumurtadan yeni çıkan nimfler birinci dönemde beslenmezler ve bunlar çoğunlukla yumurta üzerinde veya civarında top­lu olarak bulunurlar. 2'ci döneme geçtikten sonra dağılmaya başlarlar ve bu zamanda başaklar da takriben süt olumunda olduğundan onlara geçerek tanelerde beslenmeye başlarlar. Artık bu dönemden, sonraki diğer nimf dönemleri ile yeni çıkan erginler kışlak yerlerine çekilinceye kadar taneler üzerinde büyük bir oburlukla beslenirler.
      Ekolojisi : Sünenin ekoloji veya epidemiyolojisi üzerinde pek çok
      araştırmalar yapılmıştır. Bunlardan Zvvölfer, bu hususta ilk ve çok önemli
      araştırma yapanlardan birisidir. Bu araştırıcı 1928 yılında yurdumuza
      gelerek özellikle Adana ve çevresinde o zaman bu bölgede büyük zararlara
      neden olan süne üzerinde 1,5 yıl süre ile araştırmalar yapmış ve bunların
      sonuçlarını 1930 yılında Rostok'ta toplanan Entomoloji Kongre'sine teb­
      liğ olarak sunmuştur. Daha sonra bu tebliğ Prof. Dr. M. Ali Tolunay
      (1942.) tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir. Zwölfer, sünenin yayıl­
      dığı alanlarda devamlı zarar yaptığı bölgelerin klimograrrüarını inceleyerek,
      bu türün geliştiği ayda (özellikle mayısta) .ortalama 20-22 °G sıcaklık ve
      10-12 mm'lik yağışa sahip olması gerektiğini ve bu gibi yerlerde haddin­
      den fazla çoğalarak epidemi yaptığını bildirmiştir. Buna göre bu koşullara
      sahip olan Adana-Izmir, Diyarbakır-Urfa, Îstanbul-Trabzon ve Konya-
      Ankara gibi dört bölge gösterilmiştir. Burada dikkatle üzerinde durulacak
      nokta, Zwölfer daha 1930 yılında bu bilgileri verirken Orta Anadolu'da
      Konya ve Ankara'da E. întegriceps olmasa bile i?, mama hakkında ilk uya­
      rıyı yapmış (çünkü bu bölgede 'çoğunlukla bu tür bulunmaktadır) ve hele
      Diyarbakır-Urfa bölgesinin E. integriceps için çok tehlikeli bir bölge ol­
      duğuna işaret etmiştir. Nitekim bu görüşünün isabetli olduğu daha sonra
      ortaya çıkmıştır. Her ne kadar Nizamlıoğlu (1955), Zwölfer'in görüşü­
      nü çürütmeyi amaçlayan yayınında bazı noktalara değinmek istemişse
      de sünenin epidemiyokjisini gerçek biçimde ortaya koyacak şekilde hiç
      bir bilgi ve delil vermemiştir.Rus entomologları sünenin epidemiyolojisi üzerinde uzun süre çalış­mışlar, hattâ bunu, kendilerine göre geliştirdikleri bir erken uyan sistemi şeklinde ortaya koymuşlardır. Bu sistem, Rusça'dan Türkçeye çevrilmiş olan bir yayın ile (Karel, .1970) etraflı olarak açıklanmış ve yukarıda pasif dönem açıklanırken bu hususa da kısa olarak değinilmiştir.Gerçek şudur ki, sünenin epidemiyolojisi bütün diğer böcek türlerinde olduğu gibi çevre koşulları ile çok yakından ilgili bulunmaktadır. Ancak bu türde, diğerlerinden biraz farklı olan bir özellik bulunmaktadır ki o da besinin önemidir. Çünkü süne, kışlak yerlerinde geçireceği 9-10 ay gi­bi uzun bir pasif dönem için dağlara çıkmadan önce yoğun bir şekilde beslenerek vücuduna gerekli yedek besini depo etmek mecburiyetindedir. Özellikle son nimf döneminde bulunan bireyler ile yeni çıkan erginlerin,kışlak yerlerine çekilinceye kadar olan dönemde çok yoğun bir biçimde tanelerle beslenmeleri lâzımdır. Ancak 4 ve 5'ci dönemde bulunan nimf-ler, vücutlarına depo ettikleri besinlerin büyük bir kısmını bir dönemden diğerine geçme esnasında sarfettiklerinğen, yeni çıkan erginlerin vücut­ları içinde pek fazla yedek besin kalmaz. ?şte yeni çıkan erginler, bir ta­raftan havaların gittikçe artan sıcaklığı, bir taraftan da buğday başakları­nın gittikçe çabuklaşan bir biçimde olgunlaşmaya ve tanelerinin de sert­leşmeye başlaması nedeni ile mevcut olan besinden azami şekilde yarar­lanmak ve vücutlarına yedek besin depo etmek üzere yoğun olarak besle­nirler. ?şte bu dönemdeki sünenin beslenmesi, besin almanın en önemli bölümünü oluşturur. Sünenin beslendiği bitkiler başta buğday, arpa, çav­dar, yulaf ile bunların yabani formları ve diğer bazı Gramineae türleridir. Ancak bunlar içinde arpa erken olgunlaştığı için, bu bitkinin başaktan ön­ceki döneminde bir miktar zarar yapar ve daha sonra buğdaylara geçer. Çavdarı arpaya tercih ederse de bunun ve yulafın ekiliş alanları sünenin zarar yaptığı yerlerde pek sınırlı durumdadır. Buna karşılık buğday ve onun yabani formlarını diğer Buğdaygillere oranla daha fazla tercih eder. Ancak buğdaylar içinde yazlık buğday, kışlıklara oranla daha elverişli bir besin ortamı teşkil eder. Her ne olursa olsun, tarlalarda yeni erginler mey­dana geldiğinde, buğdayların çeşit ve ekim tarihleri nedeni ile bazısı süt olum, bazısı sarı olum, bazısı da tam olarak olgunlaşmış halde bulunur. Bu dönemde sünenin geliştiği yerdeki buğdaylar (bu husus, sünenin bes­lendiği diğer buğdaygil türleri için de söz konusudur) eğer sertleşmişler-se, bunlarda devamlı beslenmeleri olanak dışıdır. Çünkü, her ne kadar sertleşmiş olan tanelerde salgıladıkları salya ile onları yumuşatıp beslene-bilirse de, bu zamanda yüksek olan hava sıcaklığı, bunların vücutlarından fazla oranda su kaybetmesine manidir. Hattâ bu zamanda aksine, vücut­larının suya ihtiyacı vardıi. Bu nedenle olgunlaşmış elan buğday tarla­larını yalnız erginler değil nimfler de terkeder ve civarda bulunan, henüz daha olgunlaşmakta olan buğday veya diğer Gramîneae tarlalarına göç ederler. Bu dönemde ergin ve nimfierin devamlı yer değiştirmelerinin ne­deni de budur. Sünelerin bu dönemde sertleşmiş buğday tanelerinde teorik olarak besi enemeyeceklerini Zwölfer (1942) ilk defa öne sürmüştür. Buna karşılık bu durumu Brovvn (1962), denemeler yaparak ispatlamıştır. Öyle ki, bu sonuncu araştırıcı yaptığı denemelerde ergin sünelerin ister adi şe­kilde su verilsin, isterse yeşil halde taze bitki verilsin, bununla birlikte sertleşmiş durumdaki buğday taneleri verildiğinde bu tanelerle kolaylıkla beslenebildiğim, buna karşılık yalnızca sertleşmiş buğday taneleri veril-. diğinde ise beslenemediklerini ve öldüklerini saptamıştır. Burada üzerinde önemle durulacak olan nokta, süne erginlerinin eğer tarlalarda onlara kaybedecekleri su ihtiyacını karşılayabilecek durumda olan, henüz daha yeşil bitkiler varsa pek alâ olgun ve sertleşmiş buğday tanelerinde de beslenebileceklerinin ortaya konulmuş olmasıdır. Bu yeşil bitki herhangi bir bitki olabilir. BROWN, bu hususta iran'da yaptığı denemelerde, olgun­laşmış buğday tarlaları içinde yeşil halde görülen devedikenini (Alhagi camelorum) süne içinsu veya rutubet temin etme kaynağı olarak deneme-' lerinde kullanmış ve başarı sağlamıştır. Gerçekte sünenin zarar yaptığı alan dikkatle incelenecek olursa, bu zararlının ergin hale geldiği zaman, ister bulunduğu tarlada olsun, ister civar, isterse dağlar yönündeki yük­selen tarlalarda olsun, Gramîneae familyası dahil çeşitli bitkilerin muh­telif fenolojik dönemlerde oldukları görülür. Hattâ buğdaylarda bile ister çeşit, ister erken veya geç ekim nedeni ile olsun, isterse de yükseklere çıkıl­dıkça ekinlerin daha geç gelişmeleri sebebiyle olsun, değişik gelişme dö­nemlerinde bulunan buğday tarlaları görülür. Bu durum diğer Gramineae türlerinde de aynen görülür. Bu demektir ki, ergin süneler çabuk ve etkili yer değiştirme olanağına sahip olduğu için, bunlar dağlara çekilinceye kadarki dönemde vücutlarına yedek besin depo etmede hiç de güçlük çekmeyeceklerdir. Bunlar zaten dağlardaki kışlak yerlerine çıkıncaya kadar konaklayarak gittiklerinden, daha yüksek yerlerde tesadüf ettikleri tarlalarda iyi şekilde beslenmeleri için daha uygun gelişim dönemindeki buğdaylara rastlayacakları açıktır. Asıl önemli olan nokta, süneler ergin hale geldikle­rinde nimf döneminde bulunanların % oranı ve bu dönemdeki buğday­ların olgunlaşma durumlarıdır. Nirnflerin yer değiştirmelerinin, erginlere oranla çok az olduğu göz önünde,tutulursa bunun ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Eğer bu dönemde buğdaylar veya bunların beslendikleri diğer Gramineae bitki türleri olgunlaşmış, ya da hasat edümişlerse, o taktirde bunların büyük bir çoğunluğu besinsizlikten ölürler.
      Genel olarak sünenin çoğalmasına ekolojik olarak en uygun yerleri şu şekilde tarif etmek mümkündür. ?klimi kışın soğuk ve az çok rutubetli, yazlan sıcak ve kurak, etrafında kışlamaya elverişli yükseklik ve uzaklık­ta dağlar bulunan ve monokültür ziraat (özellikle yalnızca hububat ekilen) yapılan yerlerdir.
      Doğal düşmanları : E. integriceps''in doğada sayısını kısıtlayan fak­törlerin başında, besinle birlikte doğal düşmanları da çok önemli rol oynar. Belirli bir yer ve zamandaki süne populasyon yoğunluğunu saptamada doğal düşmanlar kompleksini mutlaka dikkate almak gerekir. Sünenin doğal düşmanları üzerinde, gerek yurdumuzda gerekse diğer ülkelerde önemle durulmuş ve pek çok parazit ve predatörleri saptanmıştır.Doğal düşmanlardan bazıları sünenin yumurtalarına, diğer bazıları da ergin ve nimflerine saldırır. Bunlar yumurta parazitleri, yumurta pre­datörleri, ekto-parazitler, iç-parazitler, ergin veya nimf predatörleri ve hastalık yapan etmenler olarak ayrılır. Bunlar içinde yurdumuz için en önemli grup, yerine göre yumurta parazitleri ile iç-parazitlerdir. Cetvel I'de yurdumuzda süne ile ilgili olarak tespit edilen doğal düşmanlar liste halinde verilmiştir.

      Comment


      • #4
        Cevap: Eurygaster integriceps


        Yukarıdaki listede söz konusu doğal düşmanlar ile sünenin biyolojisi hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler Lodos (1961) ile Szabo (1976
        a, bj'ya başvurabilirler.


        Savaşı ;
        1. Kültürel önlemler : Bu önlemlerin içinde erken yetişen buğday
        çeşitleri ile bunların erken ekimleri, tarlaların iyi hazırlanması, nadasın
        iyi yapılması, yabancı otlarla gereği şekilde savaş, hasadın mümkün ol­
        duğu oranda erken yapılması ve polilültür ziraata önem verilmesi gibi
        olanlar başta sayılabilir. Bu söylenenler gereği şekilde yapıldığı taktirde,
        süneye karşı bir çok hallerde savaş yapma gereği kalmaz. Monokültür
        ziraat yapılması mecburi olan ve sünenin saldırısına fazla uğranılan alan­
        larda yalnızca arpa, sorgum ve darı gibi sünenin fazla zarar yapamadığı
        hububat çeşitleri ekmek ve bunlardan elde edilen ürün ile bura çiftçilerine
        buğdayı takas yaptırmak, ya da aradaki aleyhte olan parasal değer far­
        kım çiftçiye prim. ödemek suretiyle bir uygulamaya gitmek çok yararlıdır.
        Böylece süne ile fazladan savaş yapmak, döviz harcamak, ilâçların çeşitli
        kötü etkilerinden de kurtulunmuş olunur.
        Buğday tarlaları etrafında bulunan ve daha önce olgunlaşan arpa veya yabani Gramineae bitkilerini biçmemek faydalıdır. Aksi halde buralarda bulunan sünelerin civardaki buğday tarlalarına daha çabuk geçmelerine sebep olunur ki bu doğru değildir. Yine buğdaylaj biçilirken tarlaların çevresinde 1-2 metre eninde, biçilmeyen şerit şeklinde kısımlar bırakmak fayd?.lıdır. Zira hasattan sonra buralarda yoğun olarak toplanacak süne­lerle savaş yapmak daha kolay olur.
        2. Biyolojik savaş : Daha önce de belirtildiği gibi sünenin doğada
        çoğalmasını frenleyen pek çok parazit ve predatorü vardır. Bunlar içinde
        de en önemlileri yumurta parazitleridir. Ancak yumurta parazitlerini la-
        boratuy.arlarda çoğaltarak doğaya salmaktan çok, doğayı bunların çoğal­
        masına elverişli hale getirmeyi tercih etmelidir. Çünkü şimdiye kadar
        birinci yöntemle muhtelif ülkelerde yapılan yoğun çalışmalardan istenilen
        sonuçlar pek alınamamıştır. Halbuki 2'ci yöntemi uygulamak, zaman
        alsa da sistemli bir biçimde çalışıldığı zaman çok emin bir yoldur. Bu yön­
        temi uygulamanın yegâne yolu polikültür ziraata yönelmektir. Bunun
        doğru bir yöntem olduğunu kanıtlayacak bazı delilleri yurdumuzdan ver­
        mek mümkündür. Örneğin, 1927-1929 yıllarında (ve daha önceleri de)
        Çukurova bölgesinde süne büyük zararlara sebep vermişti. Ancak bu
        bölgeye hemen sulu ziraatın girmesi, geniş alanlarda pamuk ve diğer bit­
        kilerin ekilmesi, süne zararını bu bölgede 1930'dan sonra asgari orana
        indirmiştir. Bu tarihten sonra süne Çukurova için sorun. olmaktan çıkmış­
        tır. Bu bölgede her ne kadar 1968'den sonra bu güne dek bir miktar ara­
        zide süne ile ilâçlı savaş yapılmışsa da bu çok az olup ilâçlı savaş yapılan
        alanlardaki sünenin gerçek durumu da meçhuldür. . . .
        Malatya havzasında süne olduğu halde bu bölgede süne bu güne dek önemli bir problem teşkil etmemiştir. Bunun nedeni de bu yörede yine polikültür ziraatın uygulanması olarak gösterilebilir.Diyarbakır yöresinde 1972'den itibaren (gerçekte 1960-1966 yılların­da populasyon hiç denecek kada.r azdı) ilâçlı savaş yapılan alan büyüklük olarak gittikçe azalmaya başlamış, 1977 ve 1978 yıllarında ise yine bu bölgede ilâçlı savaş yapılmamıştır. Bazılarının görüşlerinin aksine, yani devamlı olarak yapılan ilâçlı savaştan ötürü süne populasyonunun düştüğü şeklinde değil, belki de bu yöreye gittikçe artan bir alanda olmak üzere sulu ziraatın girmesi, pamuk ve diğer bitkilerin ekilmesi sonucu ol­ması mümkündür.
        3. İlâçlı savaş : Gerekli olan yerlerde bu yönteme başvurulabilir. Ancak kullanılacak insektisitleri, biyolojik dengeyi bozmayacak olanla­rından seçmeye dikkat etmelidir. Yine göz önünde tutulması gereken diğer önemli bir nokta da ilâçların asgari dozlarının kullanılmasıdır. Eskiden 1—3'cü dönem nimflere dekara 250 gr aktif madde hesabı ile toz veya emülsiyon DDT (halen daha kullanılmaktadır) preparatları tavsiye edil­mekteydi. Organik fosforlu ilâçlar, bunların 4-5'ci dönem nimfleri ile yeni nesil erginlerine iyi gelir. Bu hususta Bakanlığın öğütlediği ilâçları kullanmak en iyisidir.İlâçlı savaşta dikkat edilecek en önemli nokta; ilkbaharda sünelerin bıraktığı ilk yumurtalarda parazitlenme oranının (sünenin populasyon yoğunluğu da dikkate alınarak) % 30-40 arası ile daha yukarı olduğu yerlerde hiç bir zaman ilâçlı savaş yapılmamasıdır.

        Kaynak: Türkiye Entomolojisi -2 - Prof Dr. Niyazi LODOS

        Comment

        Working...
        X