fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Beslemenin arı sütüne etkisi

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Beslemenin arı sütüne etkisi

    Arı ürünlerinden besin maddece zengin olan arı sütü, ilk kez 1623 yılında sadece anaarı için üretildiği belirlenmiştir. İngilizce'de arı sütüne krallara özgü salgı anlamına gelen " Gelatine Reale", daha sonra ise " Royal jelly" adı verilmiştir. ( IANNUZI,1990). Arı sütü 5 - 15 günlük yaştaki işçi arıların alt çene ( mandibular ) ve boğaz bezlerinin ( hypophryngeal ) salgılarından birisidir. Beyazımsı veya hafif sarımsı renkte, pelte kıvamında kendisine has kokuya ve yakıcı bir tada sahip olup anaarının ve genç larvaların beslenmesinde kullanılır. Anaarı, larva dönem başta olmak üzere hayatı boyunca sürekli olarak arı sütü ile beslenerek günde kendi ağırlığına eşit miktarda ortalama 1500-2000yumurta bırakmaktadır. Bu olay arı sütünün yoğun besleyici içeriği sayesinde gerçekleşmektedir. Koloni popilasyonunun gelişiminin ve buna bağlı olarak arı ürünlerinin üretiminin temelinde yatan ana arıdır. Anaarının verimliliğini belirleyen faktörlerinin en önemlisini anaarının beslenmesinde kullanılan arı sütü olduğu bilinen bir gerçektir.
    Arı sütü yapısında %40.9-49.75 protein, %7.59-15.18 yağ, %3.34-2.34 mineral madde (P,Na, K, Ca ve Mg ), % 20.39 invert şekerler (fruktoz, glukoz), amino asitler, bazı vitaminler ( B, C, D ve E ),hormonlar ve % 2.84 bilinmeyen maddeler ( WITHERELL, 1984 ) ile seks salgı bezlerini harekete geçiren gonadotropik hormonlar bulunmaktadır. Ayrıca arı sütü, zayıflamış
    organları, sinir hastalıklarını, kardiyovasküler yetersizlikleri ve bazı diğer hastalıkları iyileştirmek için kullanılmaktadır. ( YOIRISH,1977 )
    Arı sütü konusunda gelişmiş ülkelerde yapılan bilisel çalışmalar yüz yıl öncesine dayanmaktadır. Ancak arı sütünün üretimi ve kullanımı konusundaki çalışmalar son 50 yılda önem kazanmıştır. Dünyada arı sütü üretiminde söz sahibi olan ülkelerden biri olan Çin'de 1993 yılında 1000 ton arı sütü üretimi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca bugün arı sütü Çin'de baldan sonra en önemli ikinci ana ürün olmuştur ( SHIBI, 1993 ).
    Arı sütü insan sağlığı açısından birçok hastalıkların tedavisinde kullanılmasının yanında kozmetik sektöründe de geniş kullanım alanı bulmaktadır. Bu nedenle son yıllarda ülkemizde de arı sütüne olan talep gittikçe artmıştır. Ancak ülkenizde arı sütünün üretim, kalite ve işlenmesi konusunda günümüze kadar çok az sayıda çalışma yapılmıştır. ( BERKANT ve TUĞLULAR,1970; KARAALİ ve Ark., 1988;ARSLBAYRAKTAR,1995 ).


    7. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR
    WITHERELL, ( 1984 ), 8-24 saatlik larvaların transfer edilmesi sonucunda transferden sonraki üçüncü gün sonunda her bir anaarı yüksüğünün 148-281 mg. arı sütü içereceğini bildirmektedir.
    SLOW ( 1985 ), arı sütü üretimine besleyici işçi arıların yaşı, ırkı, mevsim ile aşılanan larva sayısı ve yaşının önemli düzeyde etki ettiğini, boş yüksük tabanına bırakılan larvalarda tutma oranının %76 olduğunu bildirmektedir.
    TASANEE ( 1988 ), bal arısı kolonilerini polen ikame yemleri ile besleme şeklinin arı sütü ve anaarı üretimi üzerine etkisini araştırmak için koloni başına 60 adet larva transfer ederek yaptığı bir çalışmada tutma oranını %76.17, 3. Gün yaptığı hasat sonunda ise bir yüksükten ortalama 0.420 g arı sütü elde ettiğini bildirmektedir.
    ZYTOON ve ark. ( 1988 ). Bal arısı kolonilerini polen ikame yemleri ile besleme şeklinin arı sütü ve anaarı üretimine etkili olduğunu bildirmişlerdir. Yapılan çalışmada yavrulu alanda yapılan beslemenin çıtalar üzerinde yapılan beslemeye göre %20-35 daha fazla arı sütü üretiminin olduğunu ve besin gereksiniminin de artığını göstermişlerdir. Ayrıca yavrulu alanda yapılan beslemenin arılarda hypophryngeal salgı bezlerinin gelişimini arttırdığı ve anaarı üretim kapasitesini yükselttiği bildirilmiştir. Yine aynı çalışmada polen ikame yemleri ve polen ile besleme uygulanan kolonilerden elde edilen arı sütünün yapısında ve anaarıların kalitesinde önemli bir farklılık görülmediğini, araştırma sonunda tutma oranının %66.7-86.7 arasında olduğunu bildirmişlerdir.


    KAFTANOĞLU VE KUMOVA ( 1990 ),Çukurova bölgesi koşullarında yaptıkları bir çalışmada nisan, mayıs ve haziran aylarında aşılama randımanı sırasıyla %91.4, 83.3 ve 81.7 olarak saptamışlar ve Çukurova bölgesinin zengin florası ve ılıman iklimi nedeniyle özellikle ilkbaharda ana arı yetiştiriciliği için çok uygun bir ekolojik yapıya sahip olduğunu, anaarı yetiştiriciliğine Nisan ayı içerisinde başlanabileceğini ve Eylüle kadar devam edileceğini, büyük çapta ticari ve randımanlı anaarı yetiştiriciliğinin ise ancak nisan ve mayıs aylarında yapılabileceğini bildirmiştir.
    SHENGMING ve ark. (1991), arı sütü üretimine etki eden önemli faktörlerden birinin kolonilere transfer edilen larva sayısı olduğunu, larva sayısı arttıkça yüksük başına düşen arı sütü miktarında düşme olduğunu, fakat toplam arı sütü miktarında artış sağlandığını bildirmektedirler.KAFTANOĞLU ve ark.,(1992), larva transferi yapılan başlangıç ve besleme kolonileri ne kadar güçlü olursa olsun bu kolonilere bir defada 30-45 arasında veya en fazla 60 aşılama yapılması gerektiğini, transfer edilen larva sayısı arttıkça tutma oranının düşmekte olduğunu bildirmektedir.
    JİANKE and WEİTUA,(1995), Çin'de, mayıs ayında koloni başına 30-60 ve 120 adet larva aşılayarak larva tutma oranlarını sırasıyla %93.29, %95.22 ve %90.43, aynı guruplarda koloni başına toplam arı sütü miktarı ortalamalarını 12.47 ± 11.23g, 18.27 ± 4.9g ve 27.01 ± 11. 14 g olarak saptanmış ve yüksük sayısı ile toplanan arı sütü arasında pozitifkorelasyon olduğu bildirilmiştir.
    FUHAI ve ark.,(1993), haziran ve ağustos ayları arasında 1989-1991 yılları arasında aşılama çerçevesi verildiği sırada besleme yapmanın 1989,1990 ve 1991 yıllarında koloni başına ortalama koloni başına sırasıyla 100,120 ve 100adet larva aşılayarak yaptıkları bir çalışmada, ortalama tutma oranını sırasıyla %87.8,91.6 ve 85.2, koloni başına toplam arı sütü miktarını ise 14.67± 7.13, 24.2 ± 7.0 ve 23.5 ± 7.5 g olarak saptamışlar ve çevrede bal bitkileri olmadığı zaman ek besleme ile arı sütü üretiminin artırıldığı saptanmıştır.
    Çin'de 1993 yılı mayıs ve ağustos ayları arasında 72 saatlik larva kullanılarak koloni başına 120 adet transfer yapılan bir çalışmada bir yüksükteki ortalama arı sütü miktarını 0.24 ± 0.06g, koloni başına ortalama arı sütü miktarını ise 26.04 ± 8.82g olarak saptamışlardır. ( ANONİYMOUS, 1993 ).
    SHENGMING ve ark.,(1993), arı sütü üretiminin aşılanmış larva sayısıyla doğru orantılı olarak artma eğiliminde olduğunu, yüksüklerden ortalama 170-250mg arı sütü alındığını ve arı sütü üretiminin yüksük başına 280mg'ı geçerse yüksük sayısının arttırılabileceğini bildirmektedirler.
    SHIBI VE ARK.(1993 b), Çin'de şubat ve ağustos ayları başında ZAU A hattı, Karpat Arısı (Apis Mellifera Carpatica) ve italyan arısı (Apis MelliferaLigustica) arılarıyla her bir kovana 100 adet larva aşılayarak yaptıkları bir çalışmada tutma oranını sırasıyla %77.2, %48.5 ve %75.1, yüksükteki ortalama arı sütü miktarını 0.375± 0.03g, 0.232 ±0.03g ve 0.347 ± 0.06g ve koloni başına alınan ortalama arı sütü miktarını ise 31.4 ± 5.2g, 11.35 ±7.5g ve 278.9 ±5.2g olarak bildirmişlerdir. Ayrıca Karpat Arısının yöre koşullarından etkilenip fazla bir performans göstermediğini ve ZAU A hattı ile İtalyan arısının arı sütü üretimi için uygun ırklar olduğunu, çiçeklenme periyodu boyunca arıların floradan yararlanmasına paralel olarak üretilen arı sütü miktarında azalma veya artma olduğunu bildirmektedirler.
    SHIBI ve ark., (1993 b), farklı besleme yöntemlerinin tutma oranına etkisini saptamak için yaptıkları bir araştırmada ; tutma oranını, transfer çerçevesi verilirken yapılan beslemede %91.6, hasattan bir gün önce yapılan beslemede %84.6, her gün yapılan beslemede %91.3 ve kontrol gruplarında ise %89.8 olarak saptanmıştır. Sonuçta transfer çıtaları verilirken yapılan besleme guruplarındaki tutma oranının, hasattan bir gün önce besleme yapılan guruplara göre %6.7 daha fazla olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca transfer edilen larva yaşının arı sütü verimi üzerine etkili olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca transfer edilen larva yaşının arı sütü verimi üzerine etkili olduğunu, 60 saatlik ve daha yaşlı larvaların arısütü üretimi amacıyla transfer edilmesinin uygun olmadığını, yüksek oranda arı sütü üretimi için, 12-24 saatlik larvaların transfer edilip arı sütünün transferlerden 72 saat sonra hasat edilmesini veya 48 saatlik larvaların transfer edilip arı sütünün 48saat sonra hasat edilmesi gerektiğini bildirmişlerdir.
    SHIBI ve ark. ( 1993 c), aşılanan anaarı yüksük sayısının arı sütü verim ve kalitesi üzerine etkilerini araştırmak için Mart ve Eylül ayları arasında 4 ayrı arı hattı ile yaptıkları bir çalışmada; tutma oranını sırasıyla %87.78, %63.50 ve %75.47, bir yüksükte arı sütü miktarını ise 0.305g, 0.315g,0.281g ve 0.301g olarak bildirmişlerdir. Ayrıca arı sütü verimin yüksük sayısıyla doğru orantılı olarak belirgin bir artış gösterdiğini, yüksük başına düşen arı sütü miktarının göz sayısının artmasıyla belirgin bir şekilde düştüğünü belirtmişlerdir.
    SHIBI ve ark., ( 1993 d ), aynı yaştaki besleyici arıları bir araya getirerek larva tutma oranı ve üretilen arı sütü miktarını araştırdıkları bir çalışma sonucunda 8 günlük işçi arıların bulunduğu kolonilerin oldukça düşük arı sütü üretimine ve tutma oranına sahip olduklarını, bu yaştaki arıların salgıladığı arı sütünün ekonomik bir değerinin olmadığını belirtmişlerdir. 24 saatlik larvaların kullanıldığı ve koloni başına 100 larva aşılandığı çalışmada 1989,1990 ve 1991 yıllarında ortalama tutma oranını sırasıyla %94.5, %94 ve %95 olarak, bir yüksükteki ortalama arı sütü miktarını ise sırasıyla 0.327g, 0.469g ve 0.346g olarak saptamışlardır.
    GÜLER ve Ark., (1994 ), Türkiye'nin altı değişik yöresini temsil eden genotiplerle Çukurova Bölgesi koşullarında yaptıkları bir çalışmada Nisan, Mayıs, Haziran be Temmuz aylarında larva tutma oranı ortalamalarını sırasıyla % 79.51, %62.50, %96.88 ve % 77.43 olarak bildirmektedirler.

  • #2
    Cevap: Beslemenin arı sütüne etkisi

    . ARI SÜTÜ ÜRETİMİ İÇİN KULLANILACAK KOLONİLERE VERİLECEK KEK VE ŞURUBUN HAZIRLANMASI:
    Beslemede kullanılan şurup 1:1 oranında ( 1birim su: 1 birim şeker ) hazırlanmıştır. Kaynamış su içerisine eşit miktarda şeker katılarak karıştırılmak suretiyle şekerin erimesi sağlanmıştır.
    Kek ise 5 kg pudra şekeri, 1200ml glukoz, 200 gr süttozu ( %1 yağ, %35.9 protein, %52.3gr karbon hidrat ve 361.8 kcal/100g ) ve 50 g vitamin premixi ( A,B Komples, C,D,E,K Vitaminleri Niacin, Cal-D-Biotin, DL-Methionin, Fe, Mn, Zn, Co, Cu) kullanılarak hamur şeklinde hazırlanmıştır.
    Her transfer döneminde aşılama çerçevesi verilen koloniler, bulundukları deneme grubuna göre 1lt şurup veya 1lt+300g kek birlikte verilmiştir. ( RESİM 1).


    9. BESLEME GRUPLARINA GÖRE LARVA TUTMA ORANI
    Tutan larva miktarıyla arı sütü üretimi büyük oranda ilişkili olup üretilen arı sütü miktarını doğrudan etkileyen en öneli faktörlerden birisidir. ( JIANKE and WEITUA, 1995). Koloninin gücüyle doğru orantılı olarak gözlerde bulunan arı sütü miktarı, transfer sayısı ve larva tutma oranıyla birlikte değişebilmektedir.
    Araştırma kolonilerine üç dönemde transfer yapılmış olan larvaların tutma oranları kek+ şurupla beslenen gurupta %77.59±1.65, kekle beslenen gurupta %68.68 ± 3.23 ve kontrol grubunda ise %70.45 ± 0.86 olarak bulunmuştur (Çizelge 2). Bir koloniye transfer edilen larva sayısı bakımından değerlendirildiğinde, larva tutma oranları 30'luk transfer yapılan grupta %78.98 ± 2.94 ve 60'lık transfer yapılan grupta %65.50 ± 4.28 olarak saptanmıştır. Çizelge 3)
    Çizelge 2-3'ün incelenmesinden, kek+şurup besleme grubunun diğer besleme gruplarına, 30'luk transfer grubunun 60'lık transfer grubuna göre üç dönem boyunca daha fazla larva tutma oranı oluşturduğu görülmektedir.
    Beslemeye ait ortalamalar arasındaki farklılığı için uygulanan Duncan çoklu karşılaştırma testi sonucuna göre %1 önem düzeyde kek+ şurup grubu %77.59±1.65 ile birinci grubu, kek grubu %68.68±3.23 ve kontrol grubu %70.45±0.86 ile ikinci grubu oluşturmuştur.
    Çizelge 2-3'ün incelenmesinden, kek+şurup grubunun kek ve kontrol gruplarına göre daha fazla larva tutma sayısı gerçekleştirdiği görülmektedir. Bu durum, kolonilerin arı sütü üretimi için ek besin gereksinimleri olduğuna ve bunun da dışardan karşılanması gerektiğine işaret etmektedir. Koloni gereksinimi karşılandığı zaman larva tutma oranında önemli oranda artış sağlandığı belirgin bir şekilde görülmektedir. Ek besin gereksinimi olan koloniler protein gereksinimlerini doğadaki polen kaynaklarından karşıladıklarından yalnız kekle beslemenin önemli olmadığı fakat nektar kaynaklarının yetersiz olması nedeniyle kek+şurupla beslemenin larva tutma oranına olumlu yönde etkisi olduğu saptanmıştır. Zira yalnızca kekle beslenen kolonilerin test sonucu kontrol kolonileri ile aynı grupta olması kekle beslemenin sadece koloni gereksinimi olan polene destek olduğunu ve arı sütü üretimini artıracak ek bir katkı sağlamadığını göstermektedir.
    Araştırmada elde edilen larva tutma oranının GÜLER ve ark., (1994)'nın aynı bölgede yapmış olduğu çalışmada buldukları değerlerden düşük olması genotip farklılığı ve mevsim etkisinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Ayrıca bu denemede diğer denemelerden farklı olarak her transfer döneminde 3 kez ve 3 günde bir hasat yapıldığından koloni yıpranması dolayısıyla larva tutma oranında düşme olmuştur.
    Besleme gruplarına ait larva tutma oranları ortalamalarının ek yemlerle besleme yapan TASANEE (1988) ile ZAYTOON ve ark., ( 1988 )ile ve genel olarak ortalama tutma oranlarının ise SALOW ( 1985 ) ile uyumlu olması ek besleme ile belirgin bir ilerleme sağlanabileceğini göstermektedir
    Larva tutma oranının, transfer edilen larva sayısının artmasıyla birlikte düşmesi ve test sonucu ayrı gruplarda yer almaları KAFTANOĞLU ve ark., ( 1992 )'nın bildirmiş olduğu larva tutma oranının transfer edilen larva sayısının artmasıyla birlikte düşeceği bildirişiyle uyum içindedir. Özellikle 60'lık transfer grubunun larva tutma oranının 30'luk transfer grubundan düşük olması bu bildirişi doğrulamaktadır.
    Gerek KAFTANOĞLU ve KUMOVA(1960)'nın aynı bölgede yapmış olduğu ana arı yetiştiriciliği denemesinde gerekse JIANKE ve WEITUA,(1995) ve FUHAI (1993)'nin yapmış olduğu denemelerde larva tutma oranlarının bu çalışmadaki tutma oranlarından biraz yüksek olması, bakım ve transferlerin yeteri kadar hassas yapılamamasından veya transfer dönemlerindeki iklim koşullarının önceki yıllara göre daha yağışlı ve kapalı olmasından etkilenmiş olabileceği tahmin edilmektedir.
    Larva tutma oranına ait olan verilerin istatistiki analizi ve bununla ilgili varyans analiz tablosu çizelge 4'te verilmiştir.
    * P<0.05 düzeyine önemli ** P<0.01 düzeyinde önemli ns Önemsiz
    Varyans analizi sonucuna göre, larva tutma oranı ile besleme ve transfer sayısı ile transfer sayısı x dönemler interaksiyonu önemli ( p<0.01), dönemler, besleme X transfer sayısı interaksiyonu, besleme x dönemler intaraksiyonu ve besleme x transfer sayısı x dönemler interaksiyonu önemsiz ( p> 0.05 ) bulunmuştur.
    Araştırmada elde edilen aşılama randımanlarının arı sütü üretiminde önemli mesafeler kat etmiş olan ülkelerdeki araştırıcılardan SHIBI ve ark.,( 1993 )'nın bildirişlerinden düşük olması arı sütü üretimine uygun arı ırkı ile çalışmanın tutma oranını önemli ölçüde yükselttiğini göstermektedir.
    Larva tutma oranı üzerine dönemlerin etkisinin önemsiz olması ve Nisan ve Mayıs aylarında bölgede ekonomik bir şekilde arı sütü üretebileceği, yörede KAFTANOĞLU ve KUMOVA (1990)'nın yapmış olduğu araştırmada yöre için en uygun ana arı yetiştirme mevsiminin Nisan, Mayıs ayları olduğu bildirişiyle büyük bir uyum içindedir.Zira Nisan ve Mayıs aylarında larva tutma oranının yüksek olması, bu ayların gerek oğul mevsimi olması gerekse nektar kaynaklarının varlığı sebebiyle olmaktadır.


    10. BİR YÜKSÜKTEKİ ARI SÜTÜ MİKTARI ( g/ yüksük)
    Yüksük protein içeriği sebebiyle anaarının ve larvaların beslenmesinde kullanılan arı sütü (WITHERELL,1984 ) anaarı yetiştiriciliğinin temel bileşenlerindendir. Kolonide üretilen arı sütün miktarı, koloni popilasyon büyüklüğüne, iklime, besleme şekline ve genotipe bağlı olarak değişebilmektedir(SALOW, 1985; ZYTOON, 1988).
    Araştırma kolonilerinde yüksük başına üretilen arı sütü miktarı ortalamaları kek+şurupla grupta 0.298±0.041 g olarak bulunmuştur (Çizelge 5). Bir koloniye transfer edilen larva sayısı bakımından değerlendirildiğinde, yüksük başına üretilen arı sütü miktarı ortalamaları 30'luk transfer yapılan grupta 0.303±0.035 g ve 60'lık transfer yapılan grupta 0.229±0.031 g olarak saptanmıştır (Çizelge 6).
    ÇİZELGE 5. Beslenme Gruplarına Göre Üretilen Arı Sütü Miktarı (G/Yüksük)
    ÇİZELGE 6. Larva Transfer Sayısına Göre Üretilen Arı Sütü Miktarı (G/Yüksük)
    Çizelge 5 ve 6'nın incelenmesinden, kek+şurup ve kekle besleme grupları kontrol grubuna, 30'luk transfer gurubunun 60'lık transfer grubuna göre üç dönem boyunca daha fazla arı sütü ürettiği görülmektedir.
    Beslemeye ait ortalamalar arasındaki farklılığı belirlemek için uygulanan Duncan testi sonucuna göre %1 önem düzeyinde kek+şurup grubu 0.298±0.41 g ve kek grubu 0.278±0.034 g ile birinci grubu, kontrol grubu ise 0.224±0.024 g kinci grubu oluşturmaktadır.
    Şekil 5 ve 6'ün incelenmesinden de kek+şurup ve kek grubunun kontrol grubuna göre daha fazla arı sütü ürettiği belirgin bir şekilde görülmektedir. Uygulanan besleme faktörlerinin etkisiyle yüksük başına üretilen arı sütü miktarının artmış olması arı sütü üretimi için yapılan ek beslemenin yararlı olduğuna işaret etmektedir. Bu durum TASNEE ( 1988) ve ZAYTOON ( 1988 )'un kolonilerin polen ikame yemleri ile beslenme şeklinin arı sütü üretimi üzerine etkili olduğu bildirişleriyle de büyük bir uyum içerisindedir.
    Kek+şurup ve kek grubunun birinci grubu oluşturması, kolonilerin verilen kek ve şurupla birlikte çevredeki nektar kaynaklarından yararlanarak koloni faaliyetlerini artırdığını göstermektedir
    Transfer sayısı ise bir koloninin yetiştirebileceği anaarı miktarına bağımlı olduğu için bir yüksükteki arı sütü üretimi de aşılanan larva sayısı artıkça azalma eğilimi göstermektedir. Her ne kadar aşılanan larva sayısı arttıkça larva tutma oranının düştüğü fakat koloninin ürettiği toplam arı sütünde artma olmaktaysa da ( ANOYMOUS, 1993 ) göz sayısının artmasıyla yüksük başına düşen arı sütü miktarında düşme olmaktadır. ( SHENGMING ve ark.,1991;SHIBI veark., 1993). Denemede elde edilmiş olan ortalama arı sütü miktarı WITHERELL ( 1984 )'in bildirmiş olduğu değerlere yakın fakat SHIBI ve ark., ( 1993 );nın değerlerinden düşüktür. Özellikle belli genotiplerle çalışan TASANEE, (1988 ) ile SHIBI ve ark., ( 1993 )'nın bildirişinden düşük olması bu durumun genotipten kaynaklanabileceğini ve üstün genotiplerle çalışıldığında yüksük başına düşen arı sütü miktarında artış sağlanabileceğini göstermektedir.
    30'luk transfer grubu ortalamasının ( 0.303 ± 0.035 g. ) 60'lık transfer grubu ortalamasından ( 0.229 ± 0.031 g. ) belirgin bir farklılık göstermesi SHIBI VE ARK.; (1993) 'nın bildirilmesiyle parelel olarak yüksük sayısı arttıkça bir yüksükteki ortalama arı sütü miktarının belirgin bir şekilde düştüğünü göstermektedir.
    Üretilen arı sütü miktarına ait olan verilerin istatistik analizi ve bununla ilgili varyans analiz sonuçları çizelge 7'de verilmiştir
    Varyans analizi sonucuna göre, arı sütü miktarı ile besleme, transfer sayısı, dönemler ile besleme x transfer sayısı interaksiyonu düzeyinde önemli ( P<0.01), besleme X dönemler interaksiyonu, transfer sayısı X dönemler interaksiyonu ve besleme X transfer sayısı X dönemler interaksiyonu önemsiz (P>0.05) bulunmuştur.
    Bir yüksükteki arı sütü miktarı üzerine dönemlerin etkisi önemli bulunmuştur. Bu durum oğul mevsimi olan Nisan ayında en yüksek değeri alması, Mayıs ve Haziran aylarında ise gittikçe düşmesi ile paralellik göstermektedir. Nisan ayında elde edilmiş olan 0.328±0.032 g. değerinin SHIBI ve ark., (1993) 'nın bildirdiği değerlerden yüksek olması Çukurova bölgesinin arı sütü üretimi için çok elverişli olduğunu fakat SHIBI ve ark., (1993)'nın ortalama bir yüksükten elde ettiği değerlerden düşük olması uygun arı ırkı ile çalışarak ulaşılan seviyenin yakalanamadığı göstermektedir. Ayrıca KAFTANOĞLU ve KUMOVA (1990)'nın bildirişi ile uygun olarak ticari ve randımanlı ana arı yetiştirilebilecek olan Nisan ve Mayıs ayları içerisinde floranın uygun ve oğul mevsimi olması sebebiyle yüksük başına daha fazla arı sütü üretilebileceği vurgulanmıştır. Zira Nisan ayında kaliteli ana arı üretilmesinin temelinde yatan gerçek, o dönemde bir yüksükte daha fazla arı sütü bulunmasından kaynaklanmaktadır.

    kaynak ziraatci.com

    Comment

    Working...
    X