Arı ürünlerinden besin maddece zengin olan arı sütü, ilk kez 1623 yılında sadece anaarı için üretildiği belirlenmiştir. İngilizce'de arı sütüne krallara özgü salgı anlamına gelen " Gelatine Reale", daha sonra ise " Royal jelly" adı verilmiştir. ( IANNUZI,1990). Arı sütü 5 - 15 günlük yaştaki işçi arıların alt çene ( mandibular ) ve boğaz bezlerinin ( hypophryngeal ) salgılarından birisidir. Beyazımsı veya hafif sarımsı renkte, pelte kıvamında kendisine has kokuya ve yakıcı bir tada sahip olup anaarının ve genç larvaların beslenmesinde kullanılır. Anaarı, larva dönem başta olmak üzere hayatı boyunca sürekli olarak arı sütü ile beslenerek günde kendi ağırlığına eşit miktarda ortalama 1500-2000yumurta bırakmaktadır. Bu olay arı sütünün yoğun besleyici içeriği sayesinde gerçekleşmektedir. Koloni popilasyonunun gelişiminin ve buna bağlı olarak arı ürünlerinin üretiminin temelinde yatan ana arıdır. Anaarının verimliliğini belirleyen faktörlerinin en önemlisini anaarının beslenmesinde kullanılan arı sütü olduğu bilinen bir gerçektir.
Arı sütü yapısında %40.9-49.75 protein, %7.59-15.18 yağ, %3.34-2.34 mineral madde (P,Na, K, Ca ve Mg ), % 20.39 invert şekerler (fruktoz, glukoz), amino asitler, bazı vitaminler ( B, C, D ve E ),hormonlar ve % 2.84 bilinmeyen maddeler ( WITHERELL, 1984 ) ile seks salgı bezlerini harekete geçiren gonadotropik hormonlar bulunmaktadır. Ayrıca arı sütü, zayıflamış
organları, sinir hastalıklarını, kardiyovasküler yetersizlikleri ve bazı diğer hastalıkları iyileştirmek için kullanılmaktadır. ( YOIRISH,1977 )
Arı sütü konusunda gelişmiş ülkelerde yapılan bilisel çalışmalar yüz yıl öncesine dayanmaktadır. Ancak arı sütünün üretimi ve kullanımı konusundaki çalışmalar son 50 yılda önem kazanmıştır. Dünyada arı sütü üretiminde söz sahibi olan ülkelerden biri olan Çin'de 1993 yılında 1000 ton arı sütü üretimi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca bugün arı sütü Çin'de baldan sonra en önemli ikinci ana ürün olmuştur ( SHIBI, 1993 ).
Arı sütü insan sağlığı açısından birçok hastalıkların tedavisinde kullanılmasının yanında kozmetik sektöründe de geniş kullanım alanı bulmaktadır. Bu nedenle son yıllarda ülkemizde de arı sütüne olan talep gittikçe artmıştır. Ancak ülkenizde arı sütünün üretim, kalite ve işlenmesi konusunda günümüze kadar çok az sayıda çalışma yapılmıştır. ( BERKANT ve TUĞLULAR,1970; KARAALİ ve Ark., 1988;ARSLBAYRAKTAR,1995 ).
7. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR
WITHERELL, ( 1984 ), 8-24 saatlik larvaların transfer edilmesi sonucunda transferden sonraki üçüncü gün sonunda her bir anaarı yüksüğünün 148-281 mg. arı sütü içereceğini bildirmektedir.
SLOW ( 1985 ), arı sütü üretimine besleyici işçi arıların yaşı, ırkı, mevsim ile aşılanan larva sayısı ve yaşının önemli düzeyde etki ettiğini, boş yüksük tabanına bırakılan larvalarda tutma oranının %76 olduğunu bildirmektedir.
TASANEE ( 1988 ), bal arısı kolonilerini polen ikame yemleri ile besleme şeklinin arı sütü ve anaarı üretimi üzerine etkisini araştırmak için koloni başına 60 adet larva transfer ederek yaptığı bir çalışmada tutma oranını %76.17, 3. Gün yaptığı hasat sonunda ise bir yüksükten ortalama 0.420 g arı sütü elde ettiğini bildirmektedir.
ZYTOON ve ark. ( 1988 ). Bal arısı kolonilerini polen ikame yemleri ile besleme şeklinin arı sütü ve anaarı üretimine etkili olduğunu bildirmişlerdir. Yapılan çalışmada yavrulu alanda yapılan beslemenin çıtalar üzerinde yapılan beslemeye göre %20-35 daha fazla arı sütü üretiminin olduğunu ve besin gereksiniminin de artığını göstermişlerdir. Ayrıca yavrulu alanda yapılan beslemenin arılarda hypophryngeal salgı bezlerinin gelişimini arttırdığı ve anaarı üretim kapasitesini yükselttiği bildirilmiştir. Yine aynı çalışmada polen ikame yemleri ve polen ile besleme uygulanan kolonilerden elde edilen arı sütünün yapısında ve anaarıların kalitesinde önemli bir farklılık görülmediğini, araştırma sonunda tutma oranının %66.7-86.7 arasında olduğunu bildirmişlerdir.
KAFTANOĞLU VE KUMOVA ( 1990 ),Çukurova bölgesi koşullarında yaptıkları bir çalışmada nisan, mayıs ve haziran aylarında aşılama randımanı sırasıyla %91.4, 83.3 ve 81.7 olarak saptamışlar ve Çukurova bölgesinin zengin florası ve ılıman iklimi nedeniyle özellikle ilkbaharda ana arı yetiştiriciliği için çok uygun bir ekolojik yapıya sahip olduğunu, anaarı yetiştiriciliğine Nisan ayı içerisinde başlanabileceğini ve Eylüle kadar devam edileceğini, büyük çapta ticari ve randımanlı anaarı yetiştiriciliğinin ise ancak nisan ve mayıs aylarında yapılabileceğini bildirmiştir.
SHENGMING ve ark. (1991), arı sütü üretimine etki eden önemli faktörlerden birinin kolonilere transfer edilen larva sayısı olduğunu, larva sayısı arttıkça yüksük başına düşen arı sütü miktarında düşme olduğunu, fakat toplam arı sütü miktarında artış sağlandığını bildirmektedirler.KAFTANOĞLU ve ark.,(1992), larva transferi yapılan başlangıç ve besleme kolonileri ne kadar güçlü olursa olsun bu kolonilere bir defada 30-45 arasında veya en fazla 60 aşılama yapılması gerektiğini, transfer edilen larva sayısı arttıkça tutma oranının düşmekte olduğunu bildirmektedir.
JİANKE and WEİTUA,(1995), Çin'de, mayıs ayında koloni başına 30-60 ve 120 adet larva aşılayarak larva tutma oranlarını sırasıyla %93.29, %95.22 ve %90.43, aynı guruplarda koloni başına toplam arı sütü miktarı ortalamalarını 12.47 ± 11.23g, 18.27 ± 4.9g ve 27.01 ± 11. 14 g olarak saptanmış ve yüksük sayısı ile toplanan arı sütü arasında pozitifkorelasyon olduğu bildirilmiştir.
FUHAI ve ark.,(1993), haziran ve ağustos ayları arasında 1989-1991 yılları arasında aşılama çerçevesi verildiği sırada besleme yapmanın 1989,1990 ve 1991 yıllarında koloni başına ortalama koloni başına sırasıyla 100,120 ve 100adet larva aşılayarak yaptıkları bir çalışmada, ortalama tutma oranını sırasıyla %87.8,91.6 ve 85.2, koloni başına toplam arı sütü miktarını ise 14.67± 7.13, 24.2 ± 7.0 ve 23.5 ± 7.5 g olarak saptamışlar ve çevrede bal bitkileri olmadığı zaman ek besleme ile arı sütü üretiminin artırıldığı saptanmıştır.
Çin'de 1993 yılı mayıs ve ağustos ayları arasında 72 saatlik larva kullanılarak koloni başına 120 adet transfer yapılan bir çalışmada bir yüksükteki ortalama arı sütü miktarını 0.24 ± 0.06g, koloni başına ortalama arı sütü miktarını ise 26.04 ± 8.82g olarak saptamışlardır. ( ANONİYMOUS, 1993 ).
SHENGMING ve ark.,(1993), arı sütü üretiminin aşılanmış larva sayısıyla doğru orantılı olarak artma eğiliminde olduğunu, yüksüklerden ortalama 170-250mg arı sütü alındığını ve arı sütü üretiminin yüksük başına 280mg'ı geçerse yüksük sayısının arttırılabileceğini bildirmektedirler.
SHIBI VE ARK.(1993 b), Çin'de şubat ve ağustos ayları başında ZAU A hattı, Karpat Arısı (Apis Mellifera Carpatica) ve italyan arısı (Apis MelliferaLigustica) arılarıyla her bir kovana 100 adet larva aşılayarak yaptıkları bir çalışmada tutma oranını sırasıyla %77.2, %48.5 ve %75.1, yüksükteki ortalama arı sütü miktarını 0.375± 0.03g, 0.232 ±0.03g ve 0.347 ± 0.06g ve koloni başına alınan ortalama arı sütü miktarını ise 31.4 ± 5.2g, 11.35 ±7.5g ve 278.9 ±5.2g olarak bildirmişlerdir. Ayrıca Karpat Arısının yöre koşullarından etkilenip fazla bir performans göstermediğini ve ZAU A hattı ile İtalyan arısının arı sütü üretimi için uygun ırklar olduğunu, çiçeklenme periyodu boyunca arıların floradan yararlanmasına paralel olarak üretilen arı sütü miktarında azalma veya artma olduğunu bildirmektedirler.
SHIBI ve ark., (1993 b), farklı besleme yöntemlerinin tutma oranına etkisini saptamak için yaptıkları bir araştırmada ; tutma oranını, transfer çerçevesi verilirken yapılan beslemede %91.6, hasattan bir gün önce yapılan beslemede %84.6, her gün yapılan beslemede %91.3 ve kontrol gruplarında ise %89.8 olarak saptanmıştır. Sonuçta transfer çıtaları verilirken yapılan besleme guruplarındaki tutma oranının, hasattan bir gün önce besleme yapılan guruplara göre %6.7 daha fazla olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca transfer edilen larva yaşının arı sütü verimi üzerine etkili olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca transfer edilen larva yaşının arı sütü verimi üzerine etkili olduğunu, 60 saatlik ve daha yaşlı larvaların arısütü üretimi amacıyla transfer edilmesinin uygun olmadığını, yüksek oranda arı sütü üretimi için, 12-24 saatlik larvaların transfer edilip arı sütünün transferlerden 72 saat sonra hasat edilmesini veya 48 saatlik larvaların transfer edilip arı sütünün 48saat sonra hasat edilmesi gerektiğini bildirmişlerdir.
SHIBI ve ark. ( 1993 c), aşılanan anaarı yüksük sayısının arı sütü verim ve kalitesi üzerine etkilerini araştırmak için Mart ve Eylül ayları arasında 4 ayrı arı hattı ile yaptıkları bir çalışmada; tutma oranını sırasıyla %87.78, %63.50 ve %75.47, bir yüksükte arı sütü miktarını ise 0.305g, 0.315g,0.281g ve 0.301g olarak bildirmişlerdir. Ayrıca arı sütü verimin yüksük sayısıyla doğru orantılı olarak belirgin bir artış gösterdiğini, yüksük başına düşen arı sütü miktarının göz sayısının artmasıyla belirgin bir şekilde düştüğünü belirtmişlerdir.
SHIBI ve ark., ( 1993 d ), aynı yaştaki besleyici arıları bir araya getirerek larva tutma oranı ve üretilen arı sütü miktarını araştırdıkları bir çalışma sonucunda 8 günlük işçi arıların bulunduğu kolonilerin oldukça düşük arı sütü üretimine ve tutma oranına sahip olduklarını, bu yaştaki arıların salgıladığı arı sütünün ekonomik bir değerinin olmadığını belirtmişlerdir. 24 saatlik larvaların kullanıldığı ve koloni başına 100 larva aşılandığı çalışmada 1989,1990 ve 1991 yıllarında ortalama tutma oranını sırasıyla %94.5, %94 ve %95 olarak, bir yüksükteki ortalama arı sütü miktarını ise sırasıyla 0.327g, 0.469g ve 0.346g olarak saptamışlardır.
GÜLER ve Ark., (1994 ), Türkiye'nin altı değişik yöresini temsil eden genotiplerle Çukurova Bölgesi koşullarında yaptıkları bir çalışmada Nisan, Mayıs, Haziran be Temmuz aylarında larva tutma oranı ortalamalarını sırasıyla % 79.51, %62.50, %96.88 ve % 77.43 olarak bildirmektedirler.
Arı sütü yapısında %40.9-49.75 protein, %7.59-15.18 yağ, %3.34-2.34 mineral madde (P,Na, K, Ca ve Mg ), % 20.39 invert şekerler (fruktoz, glukoz), amino asitler, bazı vitaminler ( B, C, D ve E ),hormonlar ve % 2.84 bilinmeyen maddeler ( WITHERELL, 1984 ) ile seks salgı bezlerini harekete geçiren gonadotropik hormonlar bulunmaktadır. Ayrıca arı sütü, zayıflamış
organları, sinir hastalıklarını, kardiyovasküler yetersizlikleri ve bazı diğer hastalıkları iyileştirmek için kullanılmaktadır. ( YOIRISH,1977 )
Arı sütü konusunda gelişmiş ülkelerde yapılan bilisel çalışmalar yüz yıl öncesine dayanmaktadır. Ancak arı sütünün üretimi ve kullanımı konusundaki çalışmalar son 50 yılda önem kazanmıştır. Dünyada arı sütü üretiminde söz sahibi olan ülkelerden biri olan Çin'de 1993 yılında 1000 ton arı sütü üretimi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca bugün arı sütü Çin'de baldan sonra en önemli ikinci ana ürün olmuştur ( SHIBI, 1993 ).
Arı sütü insan sağlığı açısından birçok hastalıkların tedavisinde kullanılmasının yanında kozmetik sektöründe de geniş kullanım alanı bulmaktadır. Bu nedenle son yıllarda ülkemizde de arı sütüne olan talep gittikçe artmıştır. Ancak ülkenizde arı sütünün üretim, kalite ve işlenmesi konusunda günümüze kadar çok az sayıda çalışma yapılmıştır. ( BERKANT ve TUĞLULAR,1970; KARAALİ ve Ark., 1988;ARSLBAYRAKTAR,1995 ).
7. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR
WITHERELL, ( 1984 ), 8-24 saatlik larvaların transfer edilmesi sonucunda transferden sonraki üçüncü gün sonunda her bir anaarı yüksüğünün 148-281 mg. arı sütü içereceğini bildirmektedir.
SLOW ( 1985 ), arı sütü üretimine besleyici işçi arıların yaşı, ırkı, mevsim ile aşılanan larva sayısı ve yaşının önemli düzeyde etki ettiğini, boş yüksük tabanına bırakılan larvalarda tutma oranının %76 olduğunu bildirmektedir.
TASANEE ( 1988 ), bal arısı kolonilerini polen ikame yemleri ile besleme şeklinin arı sütü ve anaarı üretimi üzerine etkisini araştırmak için koloni başına 60 adet larva transfer ederek yaptığı bir çalışmada tutma oranını %76.17, 3. Gün yaptığı hasat sonunda ise bir yüksükten ortalama 0.420 g arı sütü elde ettiğini bildirmektedir.
ZYTOON ve ark. ( 1988 ). Bal arısı kolonilerini polen ikame yemleri ile besleme şeklinin arı sütü ve anaarı üretimine etkili olduğunu bildirmişlerdir. Yapılan çalışmada yavrulu alanda yapılan beslemenin çıtalar üzerinde yapılan beslemeye göre %20-35 daha fazla arı sütü üretiminin olduğunu ve besin gereksiniminin de artığını göstermişlerdir. Ayrıca yavrulu alanda yapılan beslemenin arılarda hypophryngeal salgı bezlerinin gelişimini arttırdığı ve anaarı üretim kapasitesini yükselttiği bildirilmiştir. Yine aynı çalışmada polen ikame yemleri ve polen ile besleme uygulanan kolonilerden elde edilen arı sütünün yapısında ve anaarıların kalitesinde önemli bir farklılık görülmediğini, araştırma sonunda tutma oranının %66.7-86.7 arasında olduğunu bildirmişlerdir.
KAFTANOĞLU VE KUMOVA ( 1990 ),Çukurova bölgesi koşullarında yaptıkları bir çalışmada nisan, mayıs ve haziran aylarında aşılama randımanı sırasıyla %91.4, 83.3 ve 81.7 olarak saptamışlar ve Çukurova bölgesinin zengin florası ve ılıman iklimi nedeniyle özellikle ilkbaharda ana arı yetiştiriciliği için çok uygun bir ekolojik yapıya sahip olduğunu, anaarı yetiştiriciliğine Nisan ayı içerisinde başlanabileceğini ve Eylüle kadar devam edileceğini, büyük çapta ticari ve randımanlı anaarı yetiştiriciliğinin ise ancak nisan ve mayıs aylarında yapılabileceğini bildirmiştir.
SHENGMING ve ark. (1991), arı sütü üretimine etki eden önemli faktörlerden birinin kolonilere transfer edilen larva sayısı olduğunu, larva sayısı arttıkça yüksük başına düşen arı sütü miktarında düşme olduğunu, fakat toplam arı sütü miktarında artış sağlandığını bildirmektedirler.KAFTANOĞLU ve ark.,(1992), larva transferi yapılan başlangıç ve besleme kolonileri ne kadar güçlü olursa olsun bu kolonilere bir defada 30-45 arasında veya en fazla 60 aşılama yapılması gerektiğini, transfer edilen larva sayısı arttıkça tutma oranının düşmekte olduğunu bildirmektedir.
JİANKE and WEİTUA,(1995), Çin'de, mayıs ayında koloni başına 30-60 ve 120 adet larva aşılayarak larva tutma oranlarını sırasıyla %93.29, %95.22 ve %90.43, aynı guruplarda koloni başına toplam arı sütü miktarı ortalamalarını 12.47 ± 11.23g, 18.27 ± 4.9g ve 27.01 ± 11. 14 g olarak saptanmış ve yüksük sayısı ile toplanan arı sütü arasında pozitifkorelasyon olduğu bildirilmiştir.
FUHAI ve ark.,(1993), haziran ve ağustos ayları arasında 1989-1991 yılları arasında aşılama çerçevesi verildiği sırada besleme yapmanın 1989,1990 ve 1991 yıllarında koloni başına ortalama koloni başına sırasıyla 100,120 ve 100adet larva aşılayarak yaptıkları bir çalışmada, ortalama tutma oranını sırasıyla %87.8,91.6 ve 85.2, koloni başına toplam arı sütü miktarını ise 14.67± 7.13, 24.2 ± 7.0 ve 23.5 ± 7.5 g olarak saptamışlar ve çevrede bal bitkileri olmadığı zaman ek besleme ile arı sütü üretiminin artırıldığı saptanmıştır.
Çin'de 1993 yılı mayıs ve ağustos ayları arasında 72 saatlik larva kullanılarak koloni başına 120 adet transfer yapılan bir çalışmada bir yüksükteki ortalama arı sütü miktarını 0.24 ± 0.06g, koloni başına ortalama arı sütü miktarını ise 26.04 ± 8.82g olarak saptamışlardır. ( ANONİYMOUS, 1993 ).
SHENGMING ve ark.,(1993), arı sütü üretiminin aşılanmış larva sayısıyla doğru orantılı olarak artma eğiliminde olduğunu, yüksüklerden ortalama 170-250mg arı sütü alındığını ve arı sütü üretiminin yüksük başına 280mg'ı geçerse yüksük sayısının arttırılabileceğini bildirmektedirler.
SHIBI VE ARK.(1993 b), Çin'de şubat ve ağustos ayları başında ZAU A hattı, Karpat Arısı (Apis Mellifera Carpatica) ve italyan arısı (Apis MelliferaLigustica) arılarıyla her bir kovana 100 adet larva aşılayarak yaptıkları bir çalışmada tutma oranını sırasıyla %77.2, %48.5 ve %75.1, yüksükteki ortalama arı sütü miktarını 0.375± 0.03g, 0.232 ±0.03g ve 0.347 ± 0.06g ve koloni başına alınan ortalama arı sütü miktarını ise 31.4 ± 5.2g, 11.35 ±7.5g ve 278.9 ±5.2g olarak bildirmişlerdir. Ayrıca Karpat Arısının yöre koşullarından etkilenip fazla bir performans göstermediğini ve ZAU A hattı ile İtalyan arısının arı sütü üretimi için uygun ırklar olduğunu, çiçeklenme periyodu boyunca arıların floradan yararlanmasına paralel olarak üretilen arı sütü miktarında azalma veya artma olduğunu bildirmektedirler.
SHIBI ve ark., (1993 b), farklı besleme yöntemlerinin tutma oranına etkisini saptamak için yaptıkları bir araştırmada ; tutma oranını, transfer çerçevesi verilirken yapılan beslemede %91.6, hasattan bir gün önce yapılan beslemede %84.6, her gün yapılan beslemede %91.3 ve kontrol gruplarında ise %89.8 olarak saptanmıştır. Sonuçta transfer çıtaları verilirken yapılan besleme guruplarındaki tutma oranının, hasattan bir gün önce besleme yapılan guruplara göre %6.7 daha fazla olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca transfer edilen larva yaşının arı sütü verimi üzerine etkili olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca transfer edilen larva yaşının arı sütü verimi üzerine etkili olduğunu, 60 saatlik ve daha yaşlı larvaların arısütü üretimi amacıyla transfer edilmesinin uygun olmadığını, yüksek oranda arı sütü üretimi için, 12-24 saatlik larvaların transfer edilip arı sütünün transferlerden 72 saat sonra hasat edilmesini veya 48 saatlik larvaların transfer edilip arı sütünün 48saat sonra hasat edilmesi gerektiğini bildirmişlerdir.
SHIBI ve ark. ( 1993 c), aşılanan anaarı yüksük sayısının arı sütü verim ve kalitesi üzerine etkilerini araştırmak için Mart ve Eylül ayları arasında 4 ayrı arı hattı ile yaptıkları bir çalışmada; tutma oranını sırasıyla %87.78, %63.50 ve %75.47, bir yüksükte arı sütü miktarını ise 0.305g, 0.315g,0.281g ve 0.301g olarak bildirmişlerdir. Ayrıca arı sütü verimin yüksük sayısıyla doğru orantılı olarak belirgin bir artış gösterdiğini, yüksük başına düşen arı sütü miktarının göz sayısının artmasıyla belirgin bir şekilde düştüğünü belirtmişlerdir.
SHIBI ve ark., ( 1993 d ), aynı yaştaki besleyici arıları bir araya getirerek larva tutma oranı ve üretilen arı sütü miktarını araştırdıkları bir çalışma sonucunda 8 günlük işçi arıların bulunduğu kolonilerin oldukça düşük arı sütü üretimine ve tutma oranına sahip olduklarını, bu yaştaki arıların salgıladığı arı sütünün ekonomik bir değerinin olmadığını belirtmişlerdir. 24 saatlik larvaların kullanıldığı ve koloni başına 100 larva aşılandığı çalışmada 1989,1990 ve 1991 yıllarında ortalama tutma oranını sırasıyla %94.5, %94 ve %95 olarak, bir yüksükteki ortalama arı sütü miktarını ise sırasıyla 0.327g, 0.469g ve 0.346g olarak saptamışlardır.
GÜLER ve Ark., (1994 ), Türkiye'nin altı değişik yöresini temsil eden genotiplerle Çukurova Bölgesi koşullarında yaptıkları bir çalışmada Nisan, Mayıs, Haziran be Temmuz aylarında larva tutma oranı ortalamalarını sırasıyla % 79.51, %62.50, %96.88 ve % 77.43 olarak bildirmektedirler.


Comment