Bitkilerin Aldıkları Besin Maddeleri ve Noksanlıkları / GÜBRELEME / SEBZECİLİK
Bitkiler büyüyüp gelişmeleri için gerekli gördükleri besin maddelerini havadan ve daha çok topraktan alır. Havadan alınan besin maddeleri karbon, oksijen, azot, hidrojendir. Bunun dışında yapraklara dışardan püskürtülen yaprak gübreleri bulunmaktadır. Bu besin maddelerinin alınması, yapraklarda kütikül içinde bulunan çatlaklar ve epidermal hücrelerden kütikülar tabakaya doğru yer alan ektodesmata olarak adlandırılan epidermal hücre plasmodesmataları aracılığıyla yapılır. Besin maddesinin bitki içine girişi tamamen difüzyon yoluyla olmaktadır. Yapraklar, dışarıdan besin maddeleri almalarına karşılık, yağış ve yağmurlama sulama suyunun yıkaması sonucu bazı mineral maddeleri, amino asitleri ve organik bileşikleri kaybedebilmektedir. Bu yüzden, son yıllarda bitkilerde görülen bazı besin noksanlıklarında, besin çözeltileri hazırlanıp, bunlar yapraklar üzerine püskürtülmekte ve bu yolla kısa süre içinde bitkilerde görülen besin maddesi noksanlıklarının giderilmesi sağlanmaktadır. Özellikle demir, çinko, mangan ve bakır gibi mikro besin maddeleri noksanlıklarında yapraklardan gübreleme yapmak olumlu ve kısa sürede sonuç veren bir uygulama olmaktadır. Bu uygulamada kullanılan gübrelere “yaprak gübresi” denir. Son yıllarda makro elementlerden azot, potasyum ve kısmen fosforun yapraklardan alınabilir formlarının geliştirilmesiyle, acil durumlarda kullanılması yapılmaktadır. Genelde makro besin maddeleri toprağa verilir ve bu besin maddelerini bitkiler topraktan kökleri aracılığıyla alır. Esasında bitkiler tüm gereksinim duydukları besin maddelerini topraktan karşılar. Ancak bu besin maddelerinin topraktan alınması için toprakta bulunmaları ve alınabilir iyonlar şeklinde bulunmaları gerekir. Bu maddeler toprağın ana kayalarının parçalanması sonucu ortaya çıkar. Toprakta bazı değişimlere uğrar. Bu değişimler sırasında bazıları kullanılabilir hale gelirken bazıları yok olur. Yok olan ve bitkiler tarafından alınarak miktarları azalan besin maddelerinin toprağa dışardan verilmesi gerekir. Daha önce daha geniş tarif ettiğimiz bu uygulamaya “gübreleme” ve verilen maddelere “gübre” denir. Toprakta besin maddelerinin kendiliğinden oluşması, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin iyi olmasına ve kolloidal yapısına bağlıdır. Kolloidal kısım çok küçük kil parçacıklarından meydana gelir. Toprağa verilen organik maddelerin parçalanması sonucu kolloidal kil haline dönüşmesiyle, yapılacak organik gübrelemeler toprağın kolloidal kil miktarını zenginleştirir. Koloidal kil parçaları (-) ve (+) elektrik yüküne sahiptir. Bu bakımdan topraktaki besin maddelerinden anyonlar (-) kilin (+) kısmına, katyonlar (+) kilin (-) kısmına bağlanır ve bu yolla toprakta tutunması sağlanır. Kolloidal kil üzerine tutunan katyonlar, en güçlü tutunanlarından başlamak üzere H+, Ca++, Mg++, K+, NH4+, Na+ ve P2O5+++ şeklindedir. Toprağın asal anyonları ise Cl-, SO4--, HCO3-, H2PO4 -, NO3- ve OH- dir. Bu maddeler belli kurallara bağlı kalarak birbiriyle yer değiştirebilir. Bu yer değiştirme olayına “katyon veya anyon değişimi” denir. Bir toprağın katyon ve anyon değişim gücü, o toprağın “katyon veya anyon değişim kapasitesi” ni verir. Yer değişimine kalsiyum klorürün (CaCl2) yapısındaki (Ca) yı ve (H) i alıp bir örnek verecek olursak :
H+
/
Kil + Ca++ + 2Cl- › (Kil - Ca++) + 2H+ + 2Cl-
\
H+
şeklinde gerçekleşir. Toprakta anyonların çoğu yıkanıp gider. Ancak nitrat, sülfat ve fosfatlar mikroorganizmalar tarafından kullanılarak çeşitli bileşiklere çevrilir ve bu yolla bu anyonlar tutunmuş olur. Toprağa inorganik gübreler verilmesi durumunda kil parçacıkları ile toprak çözeltisi arasında katyon değişimi ortaya çıkar. Toprağa kireç verildiğinde Ca iyonunun bir bölümü toprağın kil parçacıkları üzerinde tutunmuş olan bazı katyonlarla yer değiştirir. Böylece kil üzerindeki katyonlar toprak çözeltisine geçer. Asit topraklarda kireç uygulaması yapıldığında H ile Ca yer değiştirdiğinden toprak nötrleşir ve kültür bitkilerine uygun hale gelir. Toprağın değişim kapasitesi, toprakta bulunan kilin cinsine, miktarına ve organik madde miktarına bağlıdır. Çoğunlukla nötr ve hafif alkali topraklarda değişebilir katyon Ca olup, bunu Mg izler. Asit topraklarda H iyonu, alkali topraklarda Na iyonu etkin haldedir. Toprak besin noksanlığı çeşitli şekillerde ortaya çıkar. Bunları iki ana grupta toplayabiliriz.
a. Ortamda yeteri kadar besin maddesi yoktur.
b. Ortamda yeteri kadar besin maddesi vardır. Ancak :
ba. Bitkiler bu besin maddelerini bünyelerine alamamaktadır.
bb. Bu besin maddeleri toprakta yarayışlı durumda değildir.
Ortamda yeteri kadar besin maddesinin bulunmaması, var olan besin maddelerinin zaman içinde bitkiler tarafından kullanılmış ve tüketilmiş olmasından, suda çözünmüş besin maddeleri bitkinin kök bölgesinden fazla yağış ve sulama suyuyla yıkanıp toprağın alt katmanlarına gitmesinden kaynaklanır. Ayrıca toprağa besin maddesi sağlayan ana kayalarında parçalanma ve ayrışma durması, bundan dolayı katı fazdan toprak çözeltisine yeni besin maddeleri geçememesinden ileri gelir. Bunların bir başka tanımı, toprakların fiziksel ve kimyasal olayları, toprakta meydana gelen olumsuz olaylardan veya bizim tarafımızdan uygulanan yanlışlıklardan dolayı durmuştur. Bunun için yeni besin maddesi üretilememektedir. Toprakta yeteri kadar besin maddesi bulunsa bile, toprak sıcaklığının yeterli düzeyde olmaması, toprak havalanmasının bozulması ve toprakta oksijenin azalıp, karbondioksitin çoğalması, toprak canlılığının kaybolması, suyun toprakta yeteri kadar bulunmaması, toprak pH'ının uygun olmayışı (fazla asit veya alkali olması), toprakta aşırı tuzluluğun ortaya çıkması, toprak çözeltisinde iyonların birbiriyle etkileşim halinde olması durumunda besin maddeleri bitkiler tarafından alınamaz veya besin maddeleri bitkilere yarayışlı hale geçemez. Toprakta besin maddesi noksanlığı başladığında, bitki organlarında gözle görülür nekroz, büyüme ve gelişme aksaklıkları ortaya çıkar. Belirti kendisini önce yaprak ve genç sürgün uçlarında hissettirir. Daha sonra meyvede, sürgünde, dalda, gövdede ve en son olarak kökte gösterir. Besin maddesi noksanlığı öncelikle normal yaprak renginin farklılaşmasıyla kendisini belli eder. Demir, bakır, mangan, bor ve çinko gibi mikro element noksanlıklarında belirti ilk genç yapraklarda başlar, sonra yaşlı yapraklara doğru ilerler. Azot, fosfor, potasyum ve magnezyum orta ve yaşlı yapraklarda ilk belirtilerini verip, sonra genç yapraklarda gösterir. Yaprak renginin değişmesi yanında, yaprak üzerinde değişik renklerde beneklenmeler, bu beneklerin sonra kahverengine dönmesi ve bu kısımların kuruması ve dökülmesi, yaprakların yırtılması, kuruması ve dökülmesi, yaprak üst kısımlarının matlaşması, küllenmiş gibi görünüm kazanması, yaprak boyutlarının küçük kalması veya anormal irileşmesi, şeklin deforme olması bariz besin noksanlığı belirtileridir. İlerleyen besin noksanlıklarında meyveler istenen düzeyde büyüyemez, olgunlaşamaz, meyve dökümleri meydana gelir. Çatlama, sulanma veya kuruma ortaya çıkar. Çok ileri safhada dalların kuruması, gövde yarılması ve kuruması meydana gelir. ?imdi bitki besin maddelerini tek tek ele alarak incelemesini yapalım.
Azot (N) : Besin maddeleri içinde noksanlığını en çabuk azot hissettirir. Çünkü azot aminoasitler, yağlar, proteinler, nükleoproteinler gibi organik bileşiklerde yer aldığından ve bitkilerin enerji mekanizmasını çalıştırdığından ve bitki kuru ağırlığının büyük bir kısmını oluşturduğundan bitkinin temel maddelerinden birisi ve asal yapı taşıdır. Bu yüzden bitkilerin her döneminde azota büyük oranda gereksinimleri vardır. Bitkiler azotu nitrat (NO3-) ve amonyum (NH4+) iyonu şeklinde bünyesine alır. Bazı baklagil bitkilerinin havanın azotunu alabilme yeteneği vardır. Bitkilerin amonyum ve nitratı alabilme yetenekleri farklılık gösterir. Yine bir bitki farklı büyüme gelişme dönemlerinde farklı gereksinim gösterir. Bitki bünyesine alınan amonyum ve nitrat, indirgenerek amino (NH2) bileşiklerine dönüşmekte ve daha sonra amino bileşikleri yağ asitleriyle bileşerek aminoasitleri ve proteinleri oluşturmaktadır. Bu besin maddeleri bitkinin protoplazmasında yer almaktadır. Bu yüzden hücre bölünmesini ve bitkinin büyüyüp, gelişmesini doğrudan etkilemektedir. Bitkilerde yeteri derecede azot bulunmaması halinde bitki büyümesi ve gelişmesi çabuk bir şekilde yavaşlar. İlk belirti bitkinin orta yapraklarında normal rengin açılmaya başlamasıyla kendisini gösterir. Üst yapraklarda henüz bir şey görülmez. Renk açılması daha sonra yaşlı alt yapraklara sıçrar. Bu durum azotun bitki bünyesinde hareketli olmasından kaynaklanır. Azot noksanlığı başlayınca orta ve yaşlı yapraklardaki azot bileşikleri parçalanarak büyümekte olan genç yapraklara taşınır. Orta ve yaşlı yapraklarda azot azalması meydana gelip yaprağın yeşil rengi açılır ve sararma başlar. Bu sırada boğum araları daralır, bitki boyunda bodurlaşma görülür. Genç yapraklar normalden ufak kalır. Dallar ve sürgünler incelir. Yaprak ve dal sayısı azalır. Nihayet genç yapraklarda sararma başlar. Bu bitkilerin artık ölüme doğru gittiklerine işarettir. Acil azotlu gübreleme bile yapılsa bitkilerin kurtulma şansı azdır. Azotun fazla olması durumunda, bitkilerde anormal boya kaçma, dallanma, yapraklanma, sürgün ucunda ve yapraklarda koyu renk oluşturma ve kuvvetli büyüme, meyve sayısında azalma, geç olgunlaşma, meyve etinde sertleşme, kuru madde miktarında azalma, lezzetsizleşme ve meyve kabuğunda incelme ortaya çıkar. Bu arada fazla su da devreye girecek olursa, tersi bir durum ortaya çıkıp bitki dokularında gevşeme, bundan dolayı yana yatma ve hastalıklara karşı dayanıksız bir hal alma meydana gelir. Azot suda çabuk çözünen bir element olduğundan ve toprak kolloidlerince iyi tutulmadığından, çabuk yıkanma tehlikesiyle kaşı karşıyadır. Bu bakımdan fazla miktarda azotlu gübre toprağa verilmiş olsa bile, sulama ve yağış suyuyla bunlar yıkanabilir ve karşımıza azot noksanlığı çıkabilir.
Fosfor (P) : Bitkiler ortamda bulunan fosforu kökleri aracılığıyla primer orta fosfat (H2PO4-) iyonu ve azda olsa sekonder orta fosfat (HPO4--), pirofosfat ve metafosfat şeklinde alır. Bu inorganik formlar yanında bitki organik parçalanma ürünleri olan nükleik asit ve fitin gibi bazı organik fosfatlardan da yararlanır. Bu durum bize aynı zamanda fosforun bitki bünyesinde yapı maddeleri olan nükleik asitlerin ve fitinin oluşmasında fosforun rolü olduğunu gösterir ve fosforun bitkiler için mutlak lüzumlu bir element olduğuna işaret eder. Bitkiler fosfora en çok genç dönemlerinde gereksinim gösterir. Fosforun yeteri kadar bulunmaması başlangıçta kolay kolay gözle görülmez. Çünkü önce bitkilerin metabolizma düzeni bozulur. Bitkide fosfor alımı durunca ve noksanlık ortaya çıkınca genç yapraklar yaşlı yapraklarda bulunan fosforu çekip kendilerine alır. Bu yüzden fosforun gözle görülen ilk belirtileri yaşlı yapraklarda ortaya çıkar. Yaprağın rengi açık yeşile ve sonra mavi yeşile, daha sonra morumsu kırmızı ve nihayet mora dönüşür. Daha sonra generatif gelişme bozukluğu kendisini gösterir. Bitkiler yeteri kadar çiçek oluşturamaz. Oluşan çiçeklerde organ anormallikleri meydana gelir. Oluşmuş meyveler yeteri kadar büyüyemez, meyve içinde tohumlar oluşmaz, oluşmuş olanlar irileşmez. Kökler büyüyemez. Fosfor fazlalığı pek kolay ortaya çıkmaz. Ancak bitkide fosfor miktarının artması Ca, Fe ve Zn gibi diğer elementlerin alımını yavaşlatır, onlarla zıt ilişkiye girer ve bu elementlerin noksanlıklarının ortaya çıkmasına neden teşkil eder.
Potasyum (K) : Bitkilerin azot ve fosfordan sonra en fazla gereksinim duyduğu üçüncü besin maddesidir. Çünkü azot ve fosfor gibi bitki yapı elementi değildir. Daha çok bazı hayatsal olaylarda devreye girer. Örneğin, bitkinin su potansiyelini ayarlar, karbonhidratların oluşmasına yardımcı olur ve bir yerden bir yere taşınması sağlar ve amino asitlerin proteine dönüşmesinde etkili rol oynar. Bitki dokularında çözünebilir inorganik tuzlar şeklinde veya dokularda organik asitlerin anyonlarına bağlı olarak bulunur. Dokuları tuz konsantrasyonların ayarlanmasını temin eder ve osmatik basıncı düzenler. Solunumda yer alır. Bitkinin dış koşullara karşı direncini arttırır. Bitkilerin fazla soğuğa ve yüksek sıcaklığa dayanmaları potasyumun varlığıyla kuvvet kazanır. Genç dokularda fazla potasyum bulunması büyümeyle olan ilgisini gösterir. Bitkiler topraktan potasyumu (K+) iyonu olarak alır. Genelde bizim topraklarımızda yeteri kadar potasyum bulunur ve bitkilerde potasyum eksikliği pek ortaya çıkmaz. Ancak fazla azotlu gübreleme, bitkilerde potasyum alımını yavaşlatır ve noksanlığına sebebiyet verir. Potasyum da bitki bünyesinde taşınabilir özellikte olduğundan, noksanlığın ilk belirtisi yaşlı ve orta yaşlı yapraklarda görülür. Potasyum noksanlığında yaşlı yaprakların kenarlarında ve uç kısımlarında sararma meydana gelir. Sararma yaprak ayasına doğru ilerler ve yaprağın tümü sararır, daha sonra yaşlı yaprak kurur ve dökülür. Noksanlığın devam etmesi halinde metabolik sistemde yukarıda sayılan bozukluklar ortaya çıkar. Bitkinin hayati faaliyetleri bozulur. Ortamda fazla potasyumun bulunması bitki açısından olumsuz bir etki meydana getirmez. Potasyum fazla olduğunda bitki potasyuma gereksinim duymasa da almaya devam eder, bünyesinde biriktirir ve bu duruma “lüks tüketim” denir. Bünyede çok fazla potasyum biriktiğinde diğer elementlerin alınması sekteye uğrar. Özellikle magnezyum alımı yavaşlar ve magnezyum noksanlığı ortaya çıkar. Magnezyum bitkide fotosentezi kontrol ettiğinden ve bitkide fotosentez tam yapılamadığından aksaklıklar meydana gelir.
Bitkiler büyüyüp gelişmeleri için gerekli gördükleri besin maddelerini havadan ve daha çok topraktan alır. Havadan alınan besin maddeleri karbon, oksijen, azot, hidrojendir. Bunun dışında yapraklara dışardan püskürtülen yaprak gübreleri bulunmaktadır. Bu besin maddelerinin alınması, yapraklarda kütikül içinde bulunan çatlaklar ve epidermal hücrelerden kütikülar tabakaya doğru yer alan ektodesmata olarak adlandırılan epidermal hücre plasmodesmataları aracılığıyla yapılır. Besin maddesinin bitki içine girişi tamamen difüzyon yoluyla olmaktadır. Yapraklar, dışarıdan besin maddeleri almalarına karşılık, yağış ve yağmurlama sulama suyunun yıkaması sonucu bazı mineral maddeleri, amino asitleri ve organik bileşikleri kaybedebilmektedir. Bu yüzden, son yıllarda bitkilerde görülen bazı besin noksanlıklarında, besin çözeltileri hazırlanıp, bunlar yapraklar üzerine püskürtülmekte ve bu yolla kısa süre içinde bitkilerde görülen besin maddesi noksanlıklarının giderilmesi sağlanmaktadır. Özellikle demir, çinko, mangan ve bakır gibi mikro besin maddeleri noksanlıklarında yapraklardan gübreleme yapmak olumlu ve kısa sürede sonuç veren bir uygulama olmaktadır. Bu uygulamada kullanılan gübrelere “yaprak gübresi” denir. Son yıllarda makro elementlerden azot, potasyum ve kısmen fosforun yapraklardan alınabilir formlarının geliştirilmesiyle, acil durumlarda kullanılması yapılmaktadır. Genelde makro besin maddeleri toprağa verilir ve bu besin maddelerini bitkiler topraktan kökleri aracılığıyla alır. Esasında bitkiler tüm gereksinim duydukları besin maddelerini topraktan karşılar. Ancak bu besin maddelerinin topraktan alınması için toprakta bulunmaları ve alınabilir iyonlar şeklinde bulunmaları gerekir. Bu maddeler toprağın ana kayalarının parçalanması sonucu ortaya çıkar. Toprakta bazı değişimlere uğrar. Bu değişimler sırasında bazıları kullanılabilir hale gelirken bazıları yok olur. Yok olan ve bitkiler tarafından alınarak miktarları azalan besin maddelerinin toprağa dışardan verilmesi gerekir. Daha önce daha geniş tarif ettiğimiz bu uygulamaya “gübreleme” ve verilen maddelere “gübre” denir. Toprakta besin maddelerinin kendiliğinden oluşması, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin iyi olmasına ve kolloidal yapısına bağlıdır. Kolloidal kısım çok küçük kil parçacıklarından meydana gelir. Toprağa verilen organik maddelerin parçalanması sonucu kolloidal kil haline dönüşmesiyle, yapılacak organik gübrelemeler toprağın kolloidal kil miktarını zenginleştirir. Koloidal kil parçaları (-) ve (+) elektrik yüküne sahiptir. Bu bakımdan topraktaki besin maddelerinden anyonlar (-) kilin (+) kısmına, katyonlar (+) kilin (-) kısmına bağlanır ve bu yolla toprakta tutunması sağlanır. Kolloidal kil üzerine tutunan katyonlar, en güçlü tutunanlarından başlamak üzere H+, Ca++, Mg++, K+, NH4+, Na+ ve P2O5+++ şeklindedir. Toprağın asal anyonları ise Cl-, SO4--, HCO3-, H2PO4 -, NO3- ve OH- dir. Bu maddeler belli kurallara bağlı kalarak birbiriyle yer değiştirebilir. Bu yer değiştirme olayına “katyon veya anyon değişimi” denir. Bir toprağın katyon ve anyon değişim gücü, o toprağın “katyon veya anyon değişim kapasitesi” ni verir. Yer değişimine kalsiyum klorürün (CaCl2) yapısındaki (Ca) yı ve (H) i alıp bir örnek verecek olursak :
H+
/
Kil + Ca++ + 2Cl- › (Kil - Ca++) + 2H+ + 2Cl-
\
H+
şeklinde gerçekleşir. Toprakta anyonların çoğu yıkanıp gider. Ancak nitrat, sülfat ve fosfatlar mikroorganizmalar tarafından kullanılarak çeşitli bileşiklere çevrilir ve bu yolla bu anyonlar tutunmuş olur. Toprağa inorganik gübreler verilmesi durumunda kil parçacıkları ile toprak çözeltisi arasında katyon değişimi ortaya çıkar. Toprağa kireç verildiğinde Ca iyonunun bir bölümü toprağın kil parçacıkları üzerinde tutunmuş olan bazı katyonlarla yer değiştirir. Böylece kil üzerindeki katyonlar toprak çözeltisine geçer. Asit topraklarda kireç uygulaması yapıldığında H ile Ca yer değiştirdiğinden toprak nötrleşir ve kültür bitkilerine uygun hale gelir. Toprağın değişim kapasitesi, toprakta bulunan kilin cinsine, miktarına ve organik madde miktarına bağlıdır. Çoğunlukla nötr ve hafif alkali topraklarda değişebilir katyon Ca olup, bunu Mg izler. Asit topraklarda H iyonu, alkali topraklarda Na iyonu etkin haldedir. Toprak besin noksanlığı çeşitli şekillerde ortaya çıkar. Bunları iki ana grupta toplayabiliriz.
a. Ortamda yeteri kadar besin maddesi yoktur.
b. Ortamda yeteri kadar besin maddesi vardır. Ancak :
ba. Bitkiler bu besin maddelerini bünyelerine alamamaktadır.
bb. Bu besin maddeleri toprakta yarayışlı durumda değildir.
Ortamda yeteri kadar besin maddesinin bulunmaması, var olan besin maddelerinin zaman içinde bitkiler tarafından kullanılmış ve tüketilmiş olmasından, suda çözünmüş besin maddeleri bitkinin kök bölgesinden fazla yağış ve sulama suyuyla yıkanıp toprağın alt katmanlarına gitmesinden kaynaklanır. Ayrıca toprağa besin maddesi sağlayan ana kayalarında parçalanma ve ayrışma durması, bundan dolayı katı fazdan toprak çözeltisine yeni besin maddeleri geçememesinden ileri gelir. Bunların bir başka tanımı, toprakların fiziksel ve kimyasal olayları, toprakta meydana gelen olumsuz olaylardan veya bizim tarafımızdan uygulanan yanlışlıklardan dolayı durmuştur. Bunun için yeni besin maddesi üretilememektedir. Toprakta yeteri kadar besin maddesi bulunsa bile, toprak sıcaklığının yeterli düzeyde olmaması, toprak havalanmasının bozulması ve toprakta oksijenin azalıp, karbondioksitin çoğalması, toprak canlılığının kaybolması, suyun toprakta yeteri kadar bulunmaması, toprak pH'ının uygun olmayışı (fazla asit veya alkali olması), toprakta aşırı tuzluluğun ortaya çıkması, toprak çözeltisinde iyonların birbiriyle etkileşim halinde olması durumunda besin maddeleri bitkiler tarafından alınamaz veya besin maddeleri bitkilere yarayışlı hale geçemez. Toprakta besin maddesi noksanlığı başladığında, bitki organlarında gözle görülür nekroz, büyüme ve gelişme aksaklıkları ortaya çıkar. Belirti kendisini önce yaprak ve genç sürgün uçlarında hissettirir. Daha sonra meyvede, sürgünde, dalda, gövdede ve en son olarak kökte gösterir. Besin maddesi noksanlığı öncelikle normal yaprak renginin farklılaşmasıyla kendisini belli eder. Demir, bakır, mangan, bor ve çinko gibi mikro element noksanlıklarında belirti ilk genç yapraklarda başlar, sonra yaşlı yapraklara doğru ilerler. Azot, fosfor, potasyum ve magnezyum orta ve yaşlı yapraklarda ilk belirtilerini verip, sonra genç yapraklarda gösterir. Yaprak renginin değişmesi yanında, yaprak üzerinde değişik renklerde beneklenmeler, bu beneklerin sonra kahverengine dönmesi ve bu kısımların kuruması ve dökülmesi, yaprakların yırtılması, kuruması ve dökülmesi, yaprak üst kısımlarının matlaşması, küllenmiş gibi görünüm kazanması, yaprak boyutlarının küçük kalması veya anormal irileşmesi, şeklin deforme olması bariz besin noksanlığı belirtileridir. İlerleyen besin noksanlıklarında meyveler istenen düzeyde büyüyemez, olgunlaşamaz, meyve dökümleri meydana gelir. Çatlama, sulanma veya kuruma ortaya çıkar. Çok ileri safhada dalların kuruması, gövde yarılması ve kuruması meydana gelir. ?imdi bitki besin maddelerini tek tek ele alarak incelemesini yapalım.
Azot (N) : Besin maddeleri içinde noksanlığını en çabuk azot hissettirir. Çünkü azot aminoasitler, yağlar, proteinler, nükleoproteinler gibi organik bileşiklerde yer aldığından ve bitkilerin enerji mekanizmasını çalıştırdığından ve bitki kuru ağırlığının büyük bir kısmını oluşturduğundan bitkinin temel maddelerinden birisi ve asal yapı taşıdır. Bu yüzden bitkilerin her döneminde azota büyük oranda gereksinimleri vardır. Bitkiler azotu nitrat (NO3-) ve amonyum (NH4+) iyonu şeklinde bünyesine alır. Bazı baklagil bitkilerinin havanın azotunu alabilme yeteneği vardır. Bitkilerin amonyum ve nitratı alabilme yetenekleri farklılık gösterir. Yine bir bitki farklı büyüme gelişme dönemlerinde farklı gereksinim gösterir. Bitki bünyesine alınan amonyum ve nitrat, indirgenerek amino (NH2) bileşiklerine dönüşmekte ve daha sonra amino bileşikleri yağ asitleriyle bileşerek aminoasitleri ve proteinleri oluşturmaktadır. Bu besin maddeleri bitkinin protoplazmasında yer almaktadır. Bu yüzden hücre bölünmesini ve bitkinin büyüyüp, gelişmesini doğrudan etkilemektedir. Bitkilerde yeteri derecede azot bulunmaması halinde bitki büyümesi ve gelişmesi çabuk bir şekilde yavaşlar. İlk belirti bitkinin orta yapraklarında normal rengin açılmaya başlamasıyla kendisini gösterir. Üst yapraklarda henüz bir şey görülmez. Renk açılması daha sonra yaşlı alt yapraklara sıçrar. Bu durum azotun bitki bünyesinde hareketli olmasından kaynaklanır. Azot noksanlığı başlayınca orta ve yaşlı yapraklardaki azot bileşikleri parçalanarak büyümekte olan genç yapraklara taşınır. Orta ve yaşlı yapraklarda azot azalması meydana gelip yaprağın yeşil rengi açılır ve sararma başlar. Bu sırada boğum araları daralır, bitki boyunda bodurlaşma görülür. Genç yapraklar normalden ufak kalır. Dallar ve sürgünler incelir. Yaprak ve dal sayısı azalır. Nihayet genç yapraklarda sararma başlar. Bu bitkilerin artık ölüme doğru gittiklerine işarettir. Acil azotlu gübreleme bile yapılsa bitkilerin kurtulma şansı azdır. Azotun fazla olması durumunda, bitkilerde anormal boya kaçma, dallanma, yapraklanma, sürgün ucunda ve yapraklarda koyu renk oluşturma ve kuvvetli büyüme, meyve sayısında azalma, geç olgunlaşma, meyve etinde sertleşme, kuru madde miktarında azalma, lezzetsizleşme ve meyve kabuğunda incelme ortaya çıkar. Bu arada fazla su da devreye girecek olursa, tersi bir durum ortaya çıkıp bitki dokularında gevşeme, bundan dolayı yana yatma ve hastalıklara karşı dayanıksız bir hal alma meydana gelir. Azot suda çabuk çözünen bir element olduğundan ve toprak kolloidlerince iyi tutulmadığından, çabuk yıkanma tehlikesiyle kaşı karşıyadır. Bu bakımdan fazla miktarda azotlu gübre toprağa verilmiş olsa bile, sulama ve yağış suyuyla bunlar yıkanabilir ve karşımıza azot noksanlığı çıkabilir.
Fosfor (P) : Bitkiler ortamda bulunan fosforu kökleri aracılığıyla primer orta fosfat (H2PO4-) iyonu ve azda olsa sekonder orta fosfat (HPO4--), pirofosfat ve metafosfat şeklinde alır. Bu inorganik formlar yanında bitki organik parçalanma ürünleri olan nükleik asit ve fitin gibi bazı organik fosfatlardan da yararlanır. Bu durum bize aynı zamanda fosforun bitki bünyesinde yapı maddeleri olan nükleik asitlerin ve fitinin oluşmasında fosforun rolü olduğunu gösterir ve fosforun bitkiler için mutlak lüzumlu bir element olduğuna işaret eder. Bitkiler fosfora en çok genç dönemlerinde gereksinim gösterir. Fosforun yeteri kadar bulunmaması başlangıçta kolay kolay gözle görülmez. Çünkü önce bitkilerin metabolizma düzeni bozulur. Bitkide fosfor alımı durunca ve noksanlık ortaya çıkınca genç yapraklar yaşlı yapraklarda bulunan fosforu çekip kendilerine alır. Bu yüzden fosforun gözle görülen ilk belirtileri yaşlı yapraklarda ortaya çıkar. Yaprağın rengi açık yeşile ve sonra mavi yeşile, daha sonra morumsu kırmızı ve nihayet mora dönüşür. Daha sonra generatif gelişme bozukluğu kendisini gösterir. Bitkiler yeteri kadar çiçek oluşturamaz. Oluşan çiçeklerde organ anormallikleri meydana gelir. Oluşmuş meyveler yeteri kadar büyüyemez, meyve içinde tohumlar oluşmaz, oluşmuş olanlar irileşmez. Kökler büyüyemez. Fosfor fazlalığı pek kolay ortaya çıkmaz. Ancak bitkide fosfor miktarının artması Ca, Fe ve Zn gibi diğer elementlerin alımını yavaşlatır, onlarla zıt ilişkiye girer ve bu elementlerin noksanlıklarının ortaya çıkmasına neden teşkil eder.
Potasyum (K) : Bitkilerin azot ve fosfordan sonra en fazla gereksinim duyduğu üçüncü besin maddesidir. Çünkü azot ve fosfor gibi bitki yapı elementi değildir. Daha çok bazı hayatsal olaylarda devreye girer. Örneğin, bitkinin su potansiyelini ayarlar, karbonhidratların oluşmasına yardımcı olur ve bir yerden bir yere taşınması sağlar ve amino asitlerin proteine dönüşmesinde etkili rol oynar. Bitki dokularında çözünebilir inorganik tuzlar şeklinde veya dokularda organik asitlerin anyonlarına bağlı olarak bulunur. Dokuları tuz konsantrasyonların ayarlanmasını temin eder ve osmatik basıncı düzenler. Solunumda yer alır. Bitkinin dış koşullara karşı direncini arttırır. Bitkilerin fazla soğuğa ve yüksek sıcaklığa dayanmaları potasyumun varlığıyla kuvvet kazanır. Genç dokularda fazla potasyum bulunması büyümeyle olan ilgisini gösterir. Bitkiler topraktan potasyumu (K+) iyonu olarak alır. Genelde bizim topraklarımızda yeteri kadar potasyum bulunur ve bitkilerde potasyum eksikliği pek ortaya çıkmaz. Ancak fazla azotlu gübreleme, bitkilerde potasyum alımını yavaşlatır ve noksanlığına sebebiyet verir. Potasyum da bitki bünyesinde taşınabilir özellikte olduğundan, noksanlığın ilk belirtisi yaşlı ve orta yaşlı yapraklarda görülür. Potasyum noksanlığında yaşlı yaprakların kenarlarında ve uç kısımlarında sararma meydana gelir. Sararma yaprak ayasına doğru ilerler ve yaprağın tümü sararır, daha sonra yaşlı yaprak kurur ve dökülür. Noksanlığın devam etmesi halinde metabolik sistemde yukarıda sayılan bozukluklar ortaya çıkar. Bitkinin hayati faaliyetleri bozulur. Ortamda fazla potasyumun bulunması bitki açısından olumsuz bir etki meydana getirmez. Potasyum fazla olduğunda bitki potasyuma gereksinim duymasa da almaya devam eder, bünyesinde biriktirir ve bu duruma “lüks tüketim” denir. Bünyede çok fazla potasyum biriktiğinde diğer elementlerin alınması sekteye uğrar. Özellikle magnezyum alımı yavaşlar ve magnezyum noksanlığı ortaya çıkar. Magnezyum bitkide fotosentezi kontrol ettiğinden ve bitkide fotosentez tam yapılamadığından aksaklıklar meydana gelir.


Comment