fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Bitkilerin Aldıkları Besin Maddeleri ve Noksanlıkları / GÜBRELEME / SEBZECİLİK

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Bitkilerin Aldıkları Besin Maddeleri ve Noksanlıkları / GÜBRELEME / SEBZECİLİK

    Bitkilerin Aldıkları Besin Maddeleri ve Noksanlıkları / GÜBRELEME / SEBZECİLİK
    Bitkiler büyüyüp gelişmeleri için gerekli gördükleri besin maddelerini havadan ve daha çok topraktan alır. Havadan alınan besin maddeleri karbon, oksijen, azot, hidrojendir. Bunun dışında yapraklara dışardan püskürtülen yaprak gübreleri bulunmaktadır. Bu besin maddelerinin alınması, yapraklarda kütikül içinde bulunan çatlaklar ve epidermal hücrelerden kütikülar tabakaya doğru yer alan ektodesmata olarak adlandırılan epidermal hücre plasmodesmataları aracılığıyla yapılır. Besin maddesinin bitki içine girişi tamamen difüzyon yoluyla olmaktadır. Yapraklar, dışarıdan besin maddeleri almalarına karşılık, yağış ve yağmurlama sulama suyunun yıkaması sonucu bazı mineral maddeleri, amino asitleri ve organik bileşikleri kaybedebilmektedir. Bu yüzden, son yıllarda bitkilerde görülen bazı besin noksanlıklarında, besin çözeltileri hazırlanıp, bunlar yapraklar üzerine püskürtülmekte ve bu yolla kısa süre içinde bitkilerde görülen besin maddesi noksanlıklarının giderilmesi sağlanmaktadır. Özellikle demir, çinko, mangan ve bakır gibi mikro besin maddeleri noksanlıklarında yapraklardan gübreleme yapmak olumlu ve kısa sürede sonuç veren bir uygulama olmaktadır. Bu uygulamada kullanılan gübrelere “yaprak gübresi” denir. Son yıllarda makro elementlerden azot, potasyum ve kısmen fosforun yapraklardan alınabilir formlarının geliştirilmesiyle, acil durumlarda kullanılması yapılmaktadır. Genelde makro besin maddeleri toprağa verilir ve bu besin maddelerini bitkiler topraktan kökleri aracılığıyla alır. Esasında bitkiler tüm gereksinim duydukları besin maddelerini topraktan karşılar. Ancak bu besin maddelerinin topraktan alınması için toprakta bulunmaları ve alınabilir iyonlar şeklinde bulunmaları gerekir. Bu maddeler toprağın ana kayalarının parçalanması sonucu ortaya çıkar. Toprakta bazı değişimlere uğrar. Bu değişimler sırasında bazıları kullanılabilir hale gelirken bazıları yok olur. Yok olan ve bitkiler tarafından alınarak miktarları azalan besin maddelerinin toprağa dışardan verilmesi gerekir. Daha önce daha geniş tarif ettiğimiz bu uygulamaya “gübreleme” ve verilen maddelere “gübre” denir. Toprakta besin maddelerinin kendiliğinden oluşması, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin iyi olmasına ve kolloidal yapısına bağlıdır. Kolloidal kısım çok küçük kil parçacıklarından meydana gelir. Toprağa verilen organik maddelerin parçalanması sonucu kolloidal kil haline dönüşmesiyle, yapılacak organik gübrelemeler toprağın kolloidal kil miktarını zenginleştirir. Koloidal kil parçaları (-) ve (+) elektrik yüküne sahiptir. Bu bakımdan topraktaki besin maddelerinden anyonlar (-) kilin (+) kısmına, katyonlar (+) kilin (-) kısmına bağlanır ve bu yolla toprakta tutunması sağlanır. Kolloidal kil üzerine tutunan katyonlar, en güçlü tutunanlarından başlamak üzere H+, Ca++, Mg++, K+, NH4+, Na+ ve P2O5+++ şeklindedir. Toprağın asal anyonları ise Cl-, SO4--, HCO3-, H2PO4 -, NO3- ve OH- dir. Bu maddeler belli kurallara bağlı kalarak birbiriyle yer değiştirebilir. Bu yer değiştirme olayına “katyon veya anyon değişimi” denir. Bir toprağın katyon ve anyon değişim gücü, o toprağın “katyon veya anyon değişim kapasitesi” ni verir. Yer değişimine kalsiyum klorürün (CaCl2) yapısındaki (Ca) yı ve (H) i alıp bir örnek verecek olursak :
    H+
    /
    Kil + Ca++ + 2Cl- › (Kil - Ca++) + 2H+ + 2Cl-
    \
    H+
    şeklinde gerçekleşir. Toprakta anyonların çoğu yıkanıp gider. Ancak nitrat, sülfat ve fosfatlar mikroorganizmalar tarafından kullanılarak çeşitli bileşiklere çevrilir ve bu yolla bu anyonlar tutunmuş olur. Toprağa inorganik gübreler verilmesi durumunda kil parçacıkları ile toprak çözeltisi arasında katyon değişimi ortaya çıkar. Toprağa kireç verildiğinde Ca iyonunun bir bölümü toprağın kil parçacıkları üzerinde tutunmuş olan bazı katyonlarla yer değiştirir. Böylece kil üzerindeki katyonlar toprak çözeltisine geçer. Asit topraklarda kireç uygulaması yapıldığında H ile Ca yer değiştirdiğinden toprak nötrleşir ve kültür bitkilerine uygun hale gelir. Toprağın değişim kapasitesi, toprakta bulunan kilin cinsine, miktarına ve organik madde miktarına bağlıdır. Çoğunlukla nötr ve hafif alkali topraklarda değişebilir katyon Ca olup, bunu Mg izler. Asit topraklarda H iyonu, alkali topraklarda Na iyonu etkin haldedir. Toprak besin noksanlığı çeşitli şekillerde ortaya çıkar. Bunları iki ana grupta toplayabiliriz.
    a. Ortamda yeteri kadar besin maddesi yoktur.
    b. Ortamda yeteri kadar besin maddesi vardır. Ancak :
    ba. Bitkiler bu besin maddelerini bünyelerine alamamaktadır.
    bb. Bu besin maddeleri toprakta yarayışlı durumda değildir.
    Ortamda yeteri kadar besin maddesinin bulunmaması, var olan besin maddelerinin zaman içinde bitkiler tarafından kullanılmış ve tüketilmiş olmasından, suda çözünmüş besin maddeleri bitkinin kök bölgesinden fazla yağış ve sulama suyuyla yıkanıp toprağın alt katmanlarına gitmesinden kaynaklanır. Ayrıca toprağa besin maddesi sağlayan ana kayalarında parçalanma ve ayrışma durması, bundan dolayı katı fazdan toprak çözeltisine yeni besin maddeleri geçememesinden ileri gelir. Bunların bir başka tanımı, toprakların fiziksel ve kimyasal olayları, toprakta meydana gelen olumsuz olaylardan veya bizim tarafımızdan uygulanan yanlışlıklardan dolayı durmuştur. Bunun için yeni besin maddesi üretilememektedir. Toprakta yeteri kadar besin maddesi bulunsa bile, toprak sıcaklığının yeterli düzeyde olmaması, toprak havalanmasının bozulması ve toprakta oksijenin azalıp, karbondioksitin çoğalması, toprak canlılığının kaybolması, suyun toprakta yeteri kadar bulunmaması, toprak pH'ının uygun olmayışı (fazla asit veya alkali olması), toprakta aşırı tuzluluğun ortaya çıkması, toprak çözeltisinde iyonların birbiriyle etkileşim halinde olması durumunda besin maddeleri bitkiler tarafından alınamaz veya besin maddeleri bitkilere yarayışlı hale geçemez. Toprakta besin maddesi noksanlığı başladığında, bitki organlarında gözle görülür nekroz, büyüme ve gelişme aksaklıkları ortaya çıkar. Belirti kendisini önce yaprak ve genç sürgün uçlarında hissettirir. Daha sonra meyvede, sürgünde, dalda, gövdede ve en son olarak kökte gösterir. Besin maddesi noksanlığı öncelikle normal yaprak renginin farklılaşmasıyla kendisini belli eder. Demir, bakır, mangan, bor ve çinko gibi mikro element noksanlıklarında belirti ilk genç yapraklarda başlar, sonra yaşlı yapraklara doğru ilerler. Azot, fosfor, potasyum ve magnezyum orta ve yaşlı yapraklarda ilk belirtilerini verip, sonra genç yapraklarda gösterir. Yaprak renginin değişmesi yanında, yaprak üzerinde değişik renklerde beneklenmeler, bu beneklerin sonra kahverengine dönmesi ve bu kısımların kuruması ve dökülmesi, yaprakların yırtılması, kuruması ve dökülmesi, yaprak üst kısımlarının matlaşması, küllenmiş gibi görünüm kazanması, yaprak boyutlarının küçük kalması veya anormal irileşmesi, şeklin deforme olması bariz besin noksanlığı belirtileridir. İlerleyen besin noksanlıklarında meyveler istenen düzeyde büyüyemez, olgunlaşamaz, meyve dökümleri meydana gelir. Çatlama, sulanma veya kuruma ortaya çıkar. Çok ileri safhada dalların kuruması, gövde yarılması ve kuruması meydana gelir. ?imdi bitki besin maddelerini tek tek ele alarak incelemesini yapalım.
    Azot (N) : Besin maddeleri içinde noksanlığını en çabuk azot hissettirir. Çünkü azot aminoasitler, yağlar, proteinler, nükleoproteinler gibi organik bileşiklerde yer aldığından ve bitkilerin enerji mekanizmasını çalıştırdığından ve bitki kuru ağırlığının büyük bir kısmını oluşturduğundan bitkinin temel maddelerinden birisi ve asal yapı taşıdır. Bu yüzden bitkilerin her döneminde azota büyük oranda gereksinimleri vardır. Bitkiler azotu nitrat (NO3-) ve amonyum (NH4+) iyonu şeklinde bünyesine alır. Bazı baklagil bitkilerinin havanın azotunu alabilme yeteneği vardır. Bitkilerin amonyum ve nitratı alabilme yetenekleri farklılık gösterir. Yine bir bitki farklı büyüme gelişme dönemlerinde farklı gereksinim gösterir. Bitki bünyesine alınan amonyum ve nitrat, indirgenerek amino (NH2) bileşiklerine dönüşmekte ve daha sonra amino bileşikleri yağ asitleriyle bileşerek aminoasitleri ve proteinleri oluşturmaktadır. Bu besin maddeleri bitkinin protoplazmasında yer almaktadır. Bu yüzden hücre bölünmesini ve bitkinin büyüyüp, gelişmesini doğrudan etkilemektedir. Bitkilerde yeteri derecede azot bulunmaması halinde bitki büyümesi ve gelişmesi çabuk bir şekilde yavaşlar. İlk belirti bitkinin orta yapraklarında normal rengin açılmaya başlamasıyla kendisini gösterir. Üst yapraklarda henüz bir şey görülmez. Renk açılması daha sonra yaşlı alt yapraklara sıçrar. Bu durum azotun bitki bünyesinde hareketli olmasından kaynaklanır. Azot noksanlığı başlayınca orta ve yaşlı yapraklardaki azot bileşikleri parçalanarak büyümekte olan genç yapraklara taşınır. Orta ve yaşlı yapraklarda azot azalması meydana gelip yaprağın yeşil rengi açılır ve sararma başlar. Bu sırada boğum araları daralır, bitki boyunda bodurlaşma görülür. Genç yapraklar normalden ufak kalır. Dallar ve sürgünler incelir. Yaprak ve dal sayısı azalır. Nihayet genç yapraklarda sararma başlar. Bu bitkilerin artık ölüme doğru gittiklerine işarettir. Acil azotlu gübreleme bile yapılsa bitkilerin kurtulma şansı azdır. Azotun fazla olması durumunda, bitkilerde anormal boya kaçma, dallanma, yapraklanma, sürgün ucunda ve yapraklarda koyu renk oluşturma ve kuvvetli büyüme, meyve sayısında azalma, geç olgunlaşma, meyve etinde sertleşme, kuru madde miktarında azalma, lezzetsizleşme ve meyve kabuğunda incelme ortaya çıkar. Bu arada fazla su da devreye girecek olursa, tersi bir durum ortaya çıkıp bitki dokularında gevşeme, bundan dolayı yana yatma ve hastalıklara karşı dayanıksız bir hal alma meydana gelir. Azot suda çabuk çözünen bir element olduğundan ve toprak kolloidlerince iyi tutulmadığından, çabuk yıkanma tehlikesiyle kaşı karşıyadır. Bu bakımdan fazla miktarda azotlu gübre toprağa verilmiş olsa bile, sulama ve yağış suyuyla bunlar yıkanabilir ve karşımıza azot noksanlığı çıkabilir.
    Fosfor (P) : Bitkiler ortamda bulunan fosforu kökleri aracılığıyla primer orta fosfat (H2PO4-) iyonu ve azda olsa sekonder orta fosfat (HPO4--), pirofosfat ve metafosfat şeklinde alır. Bu inorganik formlar yanında bitki organik parçalanma ürünleri olan nükleik asit ve fitin gibi bazı organik fosfatlardan da yararlanır. Bu durum bize aynı zamanda fosforun bitki bünyesinde yapı maddeleri olan nükleik asitlerin ve fitinin oluşmasında fosforun rolü olduğunu gösterir ve fosforun bitkiler için mutlak lüzumlu bir element olduğuna işaret eder. Bitkiler fosfora en çok genç dönemlerinde gereksinim gösterir. Fosforun yeteri kadar bulunmaması başlangıçta kolay kolay gözle görülmez. Çünkü önce bitkilerin metabolizma düzeni bozulur. Bitkide fosfor alımı durunca ve noksanlık ortaya çıkınca genç yapraklar yaşlı yapraklarda bulunan fosforu çekip kendilerine alır. Bu yüzden fosforun gözle görülen ilk belirtileri yaşlı yapraklarda ortaya çıkar. Yaprağın rengi açık yeşile ve sonra mavi yeşile, daha sonra morumsu kırmızı ve nihayet mora dönüşür. Daha sonra generatif gelişme bozukluğu kendisini gösterir. Bitkiler yeteri kadar çiçek oluşturamaz. Oluşan çiçeklerde organ anormallikleri meydana gelir. Oluşmuş meyveler yeteri kadar büyüyemez, meyve içinde tohumlar oluşmaz, oluşmuş olanlar irileşmez. Kökler büyüyemez. Fosfor fazlalığı pek kolay ortaya çıkmaz. Ancak bitkide fosfor miktarının artması Ca, Fe ve Zn gibi diğer elementlerin alımını yavaşlatır, onlarla zıt ilişkiye girer ve bu elementlerin noksanlıklarının ortaya çıkmasına neden teşkil eder.
    Potasyum (K) : Bitkilerin azot ve fosfordan sonra en fazla gereksinim duyduğu üçüncü besin maddesidir. Çünkü azot ve fosfor gibi bitki yapı elementi değildir. Daha çok bazı hayatsal olaylarda devreye girer. Örneğin, bitkinin su potansiyelini ayarlar, karbonhidratların oluşmasına yardımcı olur ve bir yerden bir yere taşınması sağlar ve amino asitlerin proteine dönüşmesinde etkili rol oynar. Bitki dokularında çözünebilir inorganik tuzlar şeklinde veya dokularda organik asitlerin anyonlarına bağlı olarak bulunur. Dokuları tuz konsantrasyonların ayarlanmasını temin eder ve osmatik basıncı düzenler. Solunumda yer alır. Bitkinin dış koşullara karşı direncini arttırır. Bitkilerin fazla soğuğa ve yüksek sıcaklığa dayanmaları potasyumun varlığıyla kuvvet kazanır. Genç dokularda fazla potasyum bulunması büyümeyle olan ilgisini gösterir. Bitkiler topraktan potasyumu (K+) iyonu olarak alır. Genelde bizim topraklarımızda yeteri kadar potasyum bulunur ve bitkilerde potasyum eksikliği pek ortaya çıkmaz. Ancak fazla azotlu gübreleme, bitkilerde potasyum alımını yavaşlatır ve noksanlığına sebebiyet verir. Potasyum da bitki bünyesinde taşınabilir özellikte olduğundan, noksanlığın ilk belirtisi yaşlı ve orta yaşlı yapraklarda görülür. Potasyum noksanlığında yaşlı yaprakların kenarlarında ve uç kısımlarında sararma meydana gelir. Sararma yaprak ayasına doğru ilerler ve yaprağın tümü sararır, daha sonra yaşlı yaprak kurur ve dökülür. Noksanlığın devam etmesi halinde metabolik sistemde yukarıda sayılan bozukluklar ortaya çıkar. Bitkinin hayati faaliyetleri bozulur. Ortamda fazla potasyumun bulunması bitki açısından olumsuz bir etki meydana getirmez. Potasyum fazla olduğunda bitki potasyuma gereksinim duymasa da almaya devam eder, bünyesinde biriktirir ve bu duruma “lüks tüketim” denir. Bünyede çok fazla potasyum biriktiğinde diğer elementlerin alınması sekteye uğrar. Özellikle magnezyum alımı yavaşlar ve magnezyum noksanlığı ortaya çıkar. Magnezyum bitkide fotosentezi kontrol ettiğinden ve bitkide fotosentez tam yapılamadığından aksaklıklar meydana gelir.

  • #2
    Cevap: Bitkilerin Aldıkları Besin Maddeleri ve Noksanlıkları / GÜBRELEME / SEBZECİLİK

    Kalsiyum (Ca) : Bitkiler kalsiyumu topraktan kalsiyum (Ca++) iyonu olarak alır. Alınan kalsiyum öncelikle bitkinin apikal dokularının yapısında ve gelişmesinde kullanılır. Çiçeklerin oluşması üzerine etkendir ve hücre duvarlarının orta lamellerinde yer alır. Kalsiyum, hücrede organik asitlerin fazlaca birikerek toksik etki yapmasını, onlarla birleşerek ve onları tuz haline çevirerek önler. Bir çok bitkinin hücre öz suyunda iyonik formda bulunur. Yine bazı bitkilerin dokularında kalsiyum oksalat meydana getirir. Bitki metabolizmasında yer alır ve nitratların tutulmasını sağlar. Kalsiyum bitki bünyesinde taşınma özelliği olmadığından, eksikliği ilk olarak yeni gelişmekte olan genç yapraklarda çıkar. Yaprak ayası sararmaya başlar. Yaprak ayası saptan itibaren aşağıya veya yukarıya doğru kıvrılır. Yaprak normal yatay doğrultusunu kaybeder. Kalsiyum noksanlığının devamı halinde, belirtiler bitki sürgün uçlarında ortaya çıkar, sürgün sararır, siyahlaşır, ölür ve böylece bitkinin büyümesi durur. Kalsiyum bitki içinde taşınmadığından, noksanlığı genç yapraklarda olduğu gibi meyvelerde de ortaya çıkar. Meyvenin uç kısmında kahverengi bir leke belirir ve bu leke daha sonra genişler ve siyahlaşır. Domates meyvelerinde çok rastlanan bu fizyolojik hastalığa “çiçek burnu çürüklüğü” adı verilir. Bununla beraber kerevizde, havuçta ve patateste görüldüğü gibi meyve etinde beneklenme ve iç kararması meydana gelir. Bu tip meyveler dışardan sağlıklı bir görünüm verir. Ancak kesildiğinde beneklenme ve siyahlaşma ortaya çıkar. Kalsiyum noksanlığı meyvelerin depolanma süresini kısaltır. Kalsiyum fazlalığıyla ilgili bir bulgu henüz ortaya tam olarak konmamıştır. Ancak fazla olması durumunda diğer elementlerin etkilerini sınırlayacağı ve onların alımını engelleyerek noksanlıkları ortaya çıkartacağı var sayılabilir.
    Magnezyum (Mg) : Bitkiler magnezyumu iki yolla alır. Bunlardan birincisi toprakta magnezyum (Mg++) iyonu olarak difüzyonla, ikincisi değişebilir magnezyum olarak kontakt değişimle alır. Bitkinin klorofil oluşumunda magnezyum önemli rol oynar ve bu yüzden fotosentezin meydana gelmesini sağlayan bir elementtir. Karbonhidrat metabolizmasında aktif rol oynar. Adenozin trifosfat (ATP) ve adenozin difosfatla (ADP) bileşim oluşturarak, enzim yüzeylerine bağlanır ve karbonhidrat taşınmasını sağlar. Magnezyum bitki içinde fosforun yarayışlı hale gelmesini sağlar. Fosfor taşıyıcısı olarak lesitin ve nükleoprotein oluşumunu olumlu yönde etkiler. Bitkinin gövde ve dallara oranla en çok sürgün, kök uçları ve yapraklarda daha fazla bulunur. Magnezyum bitkilerde taşınan bir elementtir. Tohumların olgulaşması sırasında yaşlı yapraklardan tohuma doğru magnezyum taşınması meydana gelir. Magnezyum noksanlığının ilk belirtileri yaşlı yapraklarda ortaya çıkar. Bu yapraklarda klorofil oluşumu durduğundan yaprak ayasının yeşil rengi sararır ve yaprak klorozu meydana gelir. Ancak yaprak damarları yeşil renklerini muhafaza eder. Bu durumda, demir noksanlığı hariç diğer besin noksanlıklarında meydana gelen sararmadan farklı bir görünüm ortaya çıkar. Ancak daha sonra yaprak damarları da sarararak demir noksanlığından ayrılır.
    Kükürt (S) : Bitkiler kükürdü, topraktan kükürt sülfat (SO4--) iyonu şeklinde alır. Ancak bazı bitkiler havadan kükürt dioksit (SO2) gazını bünyesine difüzyon yoluyla alabilir. Bu bakımdan kükürt noksanlığında kükürt yaprak gübresiyle verilebilir. Bitki içinde kükürt sistin, sistein ve methionin gibi aminoasitlerin bünyesinde bulunur. Protein oluşumunu sağlar. Adenozin trifosfatla (ATP) aktive edilerek iki aşamada indirgemeye uğrar.
    a. Birinci aşamada :
    SO4 + Adenozintrifosfat (ATP) › (Sülfürilaz enziminin etkisiyle) › Adenozin-5-fosfosülfat + İnorganik fosfat (Pi) oluşur
    b. İkinci aşamada :
    Adenozin-5-fosfosülfat (APS) + Adenozintrifosfat (ATP) › (Kinaz enziminin etkisiyle) › 3-fosfoadenozin5fosfosülfat (PAPS) + Adenozindifosfat (ADP)
    meydana gelir. Bu indirgeme sonucu (SO4--) iyonu proteine kadar geçen dizi bileşiğinde rol alır. Ayrıca kükürt biotin, thiamin ve koenzim A gibi bir çok enzimin birleşiminde görev üstlenir. Bitki içinde rahatlıkla taşınır. Noksanlığında bitkinin tüm yapraklarında sararma meydana getirerek diğer sararmalardan kolaylıkla ayırt edilir. Sadece, azot noksanlığının bitkide ilerlemiş durumuna benzediğinden, bitkilerini iyi kontrol edemeyenler tarafından azot noksanlığıyla karıştırılabilir. Çünkü azot noksanlığında bitkide birdenbire tüm yapraklar sararmaz. Protein sentezi yavaşladığından, hücrelerde kloroplast azalması ortaya çıkar. Hücrelerin zarları kalınlaşır, bu da liflerin kalınlaşmasına yol açar.
    Demir (Fe) : Demir topraktan iyon olarak alınabildiği gibi, organik tuzlar şeklinde de alınabilir. Bitki yapraklarına püskürtüldüğünde difüzyon yoluyla yaprak hücrelerine geçer. Demir, bitki klorofilinin asal yapı taşıdır. Kloroplastik protein oluşumunda yer alır. Bunun dışında katalaz, peroksidaz ve sitokrom gibi bazı solunumu etkileyen enzimler üzerinde etkisi bulunur. Enzim ve koenzim görevi yapar. Demir bitki içinde kısmen hareketlidir. Bu yüzden demir noksanlığı ilk genç yapraklarda da kendisini hissettirir. Ancak çok kısa bir sürede orta ve sonra yaşlı yapraklara geçer. Bu kademeli sararma ile diğer besin noksanlıklarında ortaya çıkan sararmalardan kolayca ayırt edilir. Ancak geçiş çok kısa sürede meydana geldiğinden, dikkatli kişiler tarafından teşhis edilebilir. Demir noksanlığında bitkideki hücre bölünmesi durduğundan, büyüme yavaşlar ve hatta tamamen durur.
    Mangan (MN) : Mangan topraktan iyon halinde, yapraklara püskürtülerek verildiğinde difüzyon yoluyla alınır. Mangan demirle birlikte klorofil oluşumda yer alır. Ayrıca magnezyum noksanlığında, bitkideki magnezyumun görevini yapar, bitkinin çeşitli enzimatik ve fizyolojik olaylarında katalizör görevi alır. Karbonhidratların suda veya karbondioksite parçalanmasında kullanılır. Bitki solunumuna yardım eder. Demir, bitki bünyesine üç değerli demir (Fe+++) olarak alındıktan sonra metabolizmada kullanılabilmesi için iki değerli demir (Fe++) şekline dönüşmesi gerekir. Bitkide mangan fazlalığı olduğunda bu indirgeme olayı meydana gelmez, bitki aldığı demirden yararlanamaz ve demir noksanlığı ortaya çıkabilir. Manganın fazlalığı toksik etki meydana getirir. Mangan azlığında bitki bünyesinde aminoasitlere dönüşüm durur. Bu dokularda ve özellikle meyve etinde şekerlerin ve sakkarozun seviyesi düşük kalmasına yol açar. Bu yüzden de meyveler tatlanmaz. Mangan bitki içinde hareketli değildir. İlk belirti genç yapraklarda sararmayla ortaya çıkar. Bu safhada magnezyum ve çinko noksanlığıyla karıştırılabilir. Magnezyumda ilk sararma yaşlı yapraklarda ortaya çıkar. Çinkoda yaprak sararmasıyla beraber, yaprak şekil bozulması müştereken meydana gelir. Manganda ise, yaprak ayasında sararmanın iri lekeler halinde oluşması, bu lekelerin sayısının az olması ve lekelerin etrafında yeşil bir harenin bulunmasıyla birbirinden ayrılır.
    Bor (B) : Bitkilerin boru, pasif absorbsiyonla dissosiye (iyonlaşmamış) olmamış borik asit (B(OH)3) şeklinde aldığı tahmin edilmektedir. Bunun dışında bor, az da olsa aktif absorbsiyonla borat iyonu (B(OH)4) olarak da alınır (Kacar ve Katkat 1998). Bitkilerin bora gereksinimleri çok azdır. Bitkilerde protein sentezinde ilişkisi bulunur. Karbonhidratların oluşmasında ve taşınmasında görev alır. Bitkilerde katyon alımını olumlu, anyon alımını olumsuz yönde etkiler. Fazlası toksik etki meydana getirir. Bor, bitki içinde taşınmaz. Eksikliği dal ve gövdede çatlamaya yol açar. Zamk akıtma meydana getirir. Genç sürgünler ölür, çiçek ve meyvelerde şekil bozukluğu ortaya çıkar, gövdede iç kararması, mantarlaşma ve dokularda sertleşme meydana gelir.
    Çinko (Zn) : Çinko topraktan iyon olarak, yapraklara püskürtüldüğünde difüzyonla bitkiye geçer. Bitkinin çinkoya gereksinimi yok denecek kadar azdır. Bitkilerdeki işlevi henüz tam ortaya çıkartılmamıştır. Ancak karbonhidrat taşınmasında rol aldığı, şekerlerin kullanımını arttırdığı, azot ve fosfor metabolizması üzerinde etkileri olduğu söylenmektedir. Azlığında bitkinin su alımının yavaşladığı görülür. Ortamda ışık miktarı azalırsa çinko alımı yavaşlar. Bu bakımdan örtü altı yetiştiriciliğinde kış aylarında önem kazanır. Çinko noksanlığının en belirgin özelliği bitkide oksin seviyesinin düşmesiyle, boğum aralarının kısalması ve bitkide bodurlaşmanın meydana gelmesi ve yaprakların küçülmesidir. İkinci belirti yaprak damar aralarında açık iğne başından mercimek büyüklüğüne kadar değişen açık sarı lekeler meydana gelir. Bu lekeler sonradan kahverengine döner ve bu kısımlar kurur. Köklerde yer yer şişkinlikler ortaya çıkar. Kılcal tüyler kök ucunda yoğunlaşır.
    Bakır (Cu) : Topraktan iyon halinde alınır. Yapraklara püskürtülerek de verilebilir. Bitkilerin bakıra gereksinimleri azdır. Bakır bitkideki klorofil oluşumunda yer alır ve fotosentez üzerine etkilidir. Bitkinin oksijen ve karbondioksit alışverişini organize eder. Bakırın azalması, bitkilerde aspartik, glutamik ve asparagin asit miktarını azaltır. Bakır bitkilerde taşınmaz. Noksanlığı genç yapraklarda ortaya çıkar. Önce sürgün uçları sararır. Burada şekil bozukluğu meydana gelir ve sürgün ucu kurur. Meyve dökümleri ve vaktinden önce olgunlaşmayla kendisini belli eder.
    Molibden (Mo) : Bitkiler toprakta molibdatı iyon (MoO2) olarak alır ve molibdat yaprak üzerine püskürtülerek verilir. Bitkilerdeki gereksinimi yok denecek kadar azdır. İşlevleri henüz bilinmemektedir. Bununla beraber noksanlığında bitkilerde aşırı derecede nitrat birikmesi meydana gelir. Bu durum “molibdenin bitkideki bir rolünün de, nitratı indirgeyerek bitkilerde birikmesini önlemesidir” diyebiliriz. Nitekim bitkilerde aktivatör görev üstlenir ve nitrogenaz ve nitrat redüktaz enzimlerini çalıştırır. Proteinlerin oluşmasında nitrat şeklindeki azotun, amonyum şeklindeki azota dönüşmesini sağlar. C vitamini (askorbik asit) sentezini etkiler. Molibden noksanlığında yaşlı yaprakların damar aralarında sarımsı lekeler meydana gelir. Yaprak kenarları sararır ve kıvrılmalar görülür.
    Klor (Cl) : Bitkiler kloru (Cl-) iyonu olarak alır. Bitkiler klordan fazla hoşlanmaz. Fazlası birçok bitkide toksik etki meydana getirir. Sulama suyu içinde 2 ppm’den daha az klor bulunmalıdır. Karbonhidrat metabolizmasında uyarıcı etkisinin olduğu söylenir. Bitkilerde hareketli olup, eksikliğinde yaşlı yaprakların uç kısımlarında solma ve pörsüme meydana getirir. Yapraklar küçük kalır. Yaprak rengi bronzlaşır ve daha sonra sararır.
    Sodyum (Na) : Bitkilere yararlı bir element olduğu, diğer elementlere göre en geç saptanmıştır. Sodyum iyonu (Na+) olarak topraktan alınır. Bitkide potasyuma özdeş işlevlerinin olduğu söylenir. Bitkilerde özellikle su düzenini ayarlar. Kurak zamanlarda çabuk solmanın önüne geçer.
    Bitki Beslenmesinde Kullanılan Gübreler /
    Bitki gelişmesinde kullanılan besin maddeleri insan elinin deymediği doğada bir dolaşım içinde bulunur. Bitkiler, üzerinde yaşadıkları topraktan besin maddelerini alır, gelişir ve öldüklerinde bu maddeleri tekrar toprağa bırakır. Böylece topraktan hiçbir şey kaybolmaz. Aksine bitkiler gelişmeleri sırasında havadaki karbondioksiti alıp, suyla birleştirip organik madde yaptıklarından, öldüklerinde bu organik maddeler toprağa karışıp kolloidal kil haline geldiğinden, bazı maddeleri toprağa kazandırmış olur. Tarımsal yetiştiricilik aslında bir toprak soygunculuğudur. Yetiştirilen bitkiler topraktan besin maddelerini alır, bu bitkiler hasat edilip oradan uzaklaştırıldıklarında, topraktan aldığını toprağa geri veremez ve toprakta besin maddesi kaybı meydana gelir. Yetiştirme sırasında yapılan sulama ve yağışlar toprakta bulunan besin maddelerini bünyesinde çözerek, toprak derinliklerine sızdıklarında, topraktan besin maddesi eksilmesine yol açar. Tarımsal işletmelerin amacı, belli bir alandan en yüksek verim ve kaliteli ürünü almaktır. Eğer eksilen besin maddeleri tekrar yerine konulmayacak yani gübreleme ile toprağa verilmeyecek olursa, tarımsal amacı gerçekleştirmek mümkün olmaz. Bu bakımdan topraktan kaybolan besin maddelerini toprağa gübre vererek, gübreleme yaparak karşılarız. Gübreler toprağa verilirken iki amaç göz önünde bulundurulur.
    a. Topraktan bitkiler aracılığıyla kaldırılan veya suyla sızarak yıkanan besin maddelerini
    geri vermek ve toprağı besin maddesince zenginleştirmek,
    b. Toprağı fiziksel, kimyasal ve biyolojik yönden uygun duruma getirmek, yani ıslah
    etmektir.
    Gübreler içerdikleri besin maddelerinin durumuna göre “Organik gübreler” ve “İnorganik gübreler” şeklinde ikiye ayrılır.
    Kaynak: Genel Sebzecilik Kitabı Prof. Dr. Atila Günay

    Comment

    Working...
    X