Çiçek / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK
Bitkide çiçek, generatif bir organdır ve bitkilerdeki görevi nesilleri devam ettirmesidir. Bitkide çiçeğin oluşması, onun öncelikle vejetatif büyümesine ve daha sonra çevre koşullarına bağlıdır. Sebzelerin hayat devrelerinde, değişik gelişme devreleri ve bu dönemlerde büyümeleri vardır. Bunlar vejetatif ve generatif gelişme devresi olmak üzere iki büyük devreye ayrılır. Tohumun, toprak içinde çimlenmesi, çim kökü oluşturup kotiledon yapraklarını toprak yüzüne çıkartması vegetatif gelişme devresinin birinci büyüme dönemidir (Şekil 20.1). Bu dönemde, tohum içindeki bitki taslağı, tohumda depolanmış bulunan hazır besin maddelerinin suyla temasa gelerek, suda çözünmüş olanlarını kullanır. Bitkiler genelde kendi besin maddelerini kendileri üretir. Hayvanların çoğu onların ürettiklerini yiyerek beslenir. Bu bakımdan hayvanlar asalaktır. Bitkinin birinci büyüme dönemi de bir asalak yaşamdır. Bitkilerde ikinci vegetatif büyüme dönemi, kotiledon yaprakların toprak yüzüne çıkmasıyla başlar. Bitkiler bu büyüme sırasında, yapraklarında özümlemeyle oluşturdukları ve suyla topraktan aldıkları besin maddeleriyle beslenir ve asalak yaşamdan kurtulur. Bitkiler, tür ve çeşitlerin özelliklerine göre belirli bir süre vejetatif büyümede kalır ve bu dönemde yaprak, dal, soğan, yumru gibi çeşitli vejetatif organlarını oluşturur (Şekil 20.2).
Şekil 20.1. Bitkilerin, aynı hayvanlar gibi asalak yaşadığı kabul edilen,
birinci büyüme safhası
Belli bir büyüklüğü alan bitkide başkalaşımın meydana gelir. Bitkilerde başkalaşımın meydana gelmesiyle vejetatif gelişme devresiyle beraber generatif gelişme devresi ortaya çıkar. Bu safha bitkiler, üçüncü büyüme dönemine girer. Bu büyüme döneminde esas olarak generatif çiçek organları büyür. Ancak generatif organlarla beraber, bitkinin vegetatif organlarının büyümesi bazı bitkilerde devam eder, bazılarında ise son bulur.. Bununla beraber başkalaşımdan sonra bitkilerdeki vejetatif gelişmenin bittiği, izafi (teorik) olarak kabul edilir ve bu devre daha çok generatif gelişme devresi olarak tanımlanır. Generatif gelişme dvresi, tohumların oluşmasına kadar sürer. Şu halde vejetatif gelişme devresi tohumun çimlenmesinden başkalaşımla çiçek oluşumunun başlangıcına ve generatif gelişme devresi bitkideki başkalaşımdan tohumların oluşmasına kadar geçen süredir.
Bir çok bitkide vejetatif ve generatif devreler iç içe girmiş olmasından tam ayırt edilemez. Bazılarında ise, en azından belirli bir süre vejetatif gelişmede kaldıktan sonra generatif devreye geçmeleriyle bu ayrım daha kolay ortaya çıkar. Nitekim domates, patlıcan, hıyar, karpuz gibi sebzelerde bu iç içe geçmişliğin yanında, iki senede çiçek oluşturan lahana, karnabahar, havuç gibi sebzelerde iki gelişme devresi daha belirgin ayırt edilir. Örneklerden anlaşıldığı gibi, genel bir kural olarak, tek senelik bitkilerde bu ayrım yapılamazken, iki senelik bitkilerde birici yıl daha çok vegetatif organlar oluşup, ikinci yıl çiçek açtıklarından, daha kolay ayrılabilir.
Şekil 20.2. Bitkilerde ikinci büyüme safhası
Bitkinin vegetatif devreden, başkalaşımın meydana gelerek generatif devreye geçmesi ve çiçek açmasına bazı faktörler etkili olur. Bu faktörler yalın (tek tek) etkide bulunacakları gibi, müşterek etkileri de söz konusudur. Bitkilerde çiçeklenmeyi teşvik edici faktörler yanında, geçiktirici faktörler de vardır. Dolayısıyla doğada her bitki bu faktörlerin etki altında kalarak, ancak bu faktörler oluşuncaya kadar beklemek ve oluşunca çiçeklenmek durumundadır. Tarımda bu durumdan yararlanmak mümkündür. Mademki çiçeklenmeyi ilerletici ve geriletici faktörler vardır, bu faktörleri oluşturarak bitkilerde erken çiçeklenme ve kısıtlayarak geç çiçeklenme meydana getirilebilir. Bugüne kadar bitkilerin çiçeklenmesi konusunda yapılan araştırmalarda çiçeklenmeye etki eden faktörlerin çoğu saptanmıştır. Bu faktörleri iki büyük grup altında toplayabiliriz. Birincisi, bitki bünyesinde çiçek oluşumu için meydana gelen değişiklikler ki, buna bitki iç faktörleri diyebiliriz. İkincisi, bitkilerde meydana gelen değişimlere etki eden çevre koşulları, yani dış faktörlerdir. Çiçeklenme ile ilgili ilk araştırmalar, daha çok bitkilerin beslenmesiyle ilgili olarak, bitki iç bünyelerinde meydana gelen değişiklikleri incelemeye almıştır. Bu konuda ilk bilgi, 1892 yılında SACHS isimli araştırıcının, çiçek tomurcuğunun oluşumunu, yapraklar tarafından yapılan ve tomurcuklara giderek orada bu işi teşvik edici maddelerin meydana gelmesine bağlamasıdır (ÖZBEK 1944). Yirminci yüzyılın başlarında KLEBS, bitkilerde çiçek tomurcuğunun teşekkülünü teşvik edici maddelerin, karbonhidrat karakterinde olduğunu ileri sürmüştür. Bununla ilgili olarak FISCHER, her ne kadar karbonhidratlar tomurcuk teşekkülünde rol oynasalar da, yalnız başlarına bir anlam ifade etmediğini, bitki bünyesinde meydana gelen karbonhidratların kökler aracılıyla alınan azottan daha fazla olması halinde bitkilerin çiçeklenebileceğini bildirmiştir (KAŞKA 1958). Bunları VINET’in, asmalarda çiçeklenmenin meydana gelmesini, çubuklarındaki P2O5 oranıyla ilgili olacağı açıklaması takip etmiştir (FİDAN 1966). Bitki bünyesiyle ilgili bu eski araştırmalar yanında 19. yüzyılda yapılan çalışmalarda, çiçeklenmenin meydana gelmesi için, bitki iç bünyesinde, çiçek hormonu olarak adlandırılan maddenin oluşması gerektiği vurgulanmıştır. SALISBURG (1963), eserinde çiçek hormonunun teşekkülü ve hareketleri hakkında geniş bilgi vermiştir. Yazara göre çiçek hormonu, bitki içinde şekerli maddelerin (karbonhidratların) hareketlerine bağlı olarak hareket eder. Çiçek hormonu büyük moleküllü olması nedeniyle difüzyon yoluyla kolay geçemez. Çiçek hormonunun oluşumunda ve hareketlerinde sıcaklık, ışık gibi çevre faktörlerinin de etkisi vardır. Araştırıcıların birçoğu, bitki iç faktörleri yanında bitki dış faktörlerini de incelemiştir. Çünkü bitki iç bünyesinde çiçeklenmeyi teşvik edici maddelerin meydana gelebilmesi, çevre koşullarının oluşum şekline bağlıdır. Nitekim bitki iç bünyesinde, çiçeklenme için gelişme başlasa bile, dış faktörler oluşmadığı zaman çiçeklenme meydana gelememekte, çoğu kez dış faktörler uygun hale gelinceye kadar gecikmekte veya beklemektedir. Hatta SALISBURG’a (1963) göre, bitki bünyesinde meydana gelen çiçek hormonu, daha sonra çevre koşulları uygun değilse parçalanmakta ve çiçeklenme ortadan kalkmakta veya meydana gelmemektedir.
Lahanada çiçeklenme iki yılda meydana gelir. İlk yıl lahana başları oluşur. İlk yılın sonunda, baş halinde kış dönemini geçiren lahanalar, ikinci yılda çiçek sürgünü vererek çiçek açar ve tohum oluşturur. MILLER (1929), olgun lahanalar üzerinde çevre koşullarının çiçeklenme üzerine etkisini incelemiştir. Araştırıcı, iki grup lahanadan bir grubunu, sıcaklığı devamlı 20oC üzerinde olan bir serde bırakmıştır. Bu gruptaki lahanalar birkaç yıl arka arkaya, baş verip, baş yırtılıp, sürgün verip, yeniden baş bağlamış, fakat normalde ikinci sene sonunda meydana gelen çiçeklenmeye bir türlü geçememiştir. Buna karşın ikinci grup lahana, birinci yıl 20oC sıcaklığı olan sere konup, ikinci sene sıcaklığı 10oC olan sere alındıklarında, baş yırtılıp çiçek sürgünü meydana gelmiş ve bitkiler çiçek açmıştır. Sıcaklığı devamlı 20oC olan serde, birkaç yıl arka arkaya çiçeklenmeyen lahana bitkileri, sıcaklığı 10oC olan sere alındıklarında, kısa bir süre sonra sürgün verip, onlarda çiçek açmıştır. Aynı genotipe sahip olan bu iki lahana grubunun çiçeklenmesinde farklılığın ortaya çıkmasına, dış çevre koşulu, sıcaklığın etkisi olmuştur. Yani yüksek sıcaklıklara maruz kalan lahanada çiçeklenme meydana gelmemiş, oysa düşük sıcaklığa maruz kalan lahana çiçeklenmiştir. Lahanada çiçeklenmeye etkili olan, normal yetişme dönemi sıcaklığının dışında meydana gelen belli bir düşük sıcaklıktır. MILLER’in lahanaların çiçeklenme çalışmaları sonunda, lahanada çiçeklenmenin meydana gelmesine ilişki değerlendirmeleri :
a. Sonbaharda erken ekim
b. Dikilecek fidelerin yaşı
c. Sıcaklıkta meydana gelen ekstrem değişmeler
d. Fidelikte ve tarlada fazla azot bulunması
e. Çimlenme oranı düşük, duyarlılığı az tohum kullanılması ve bunların çimlenme
f. süresinin uzaması
g. İrsiyet
h. Besin maddelerince fakir topraklar üzerinde yetiştiricilik yapmak
i. Sıcaklığın büyümenin herhangi bir devresinde donma noktasına yakın devam
j. etmesi
k. Büyümeyi geciktiren sıcaklık, nem, ışıklanma ve bitkilerdeki kök hastalıkları gibi
l. faktörlerin meydana gelmesi şeklindedir.
Dikkat edilecek olursa, bu sonuçlar lahanada irsiyet dahil, bitki iç faktörleriyle beraber dış faktörlerinin ve hatta bitkilere bakım şeklinin bile çiçeklenme üzerine etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim ıspanakta, bitki büyüklüğü ne olursa olsun, uzun gün koşulları ve buna bir de kuru yüksek sıcaklığın eklenmesi çiçeklenmeyi çabuklaştırır. Lahananın çiçeklenmesine düşük sıcaklıklar etkili olurken, ıspanakların çiçeklenmesine etki uzun güne maruz kalma, yani uzun gün sebep olmaktadır (BOSWELL 1929, HANSEL 1953, JUNGES 1959, ITO ve SAITO 1961, MATHON ve STRON 1962, ITO,SAITO ve TOMIO 1966). Genel bir ifade olarak, kışlamaya muhtaç bitkilerde ve ekseriyetle iki senelik bitkilerde düşük sıcaklıklar çiçeklenmeye etki yapar. Bitkilerde çiçeklenme için başkalaşım meydana gelir, çiçek ve çiçek organları oluşur. Ancak bu bitkilerde, bu olayın sonunda düşük sıcaklıklar devam ederse, bu sefer düşük sıcaklık, bitkilerin çiçek açıp, çiçeklenmelerini kısıtlayıcı rol oynar. Çiçeklenmeye hazır bitkilerin çiçeklenmesi, düşük sıcaklığın ortadan kalkıp, normal sıcakların başlamasına kadar gecikir. İklim faktörleri anlatılırken düşük sıcaklıkların bitkiler üzerine etkisi, vernalizasyon olarak belirlenmişti. Vernalizasyon sıcaklığını ve süresini bulamayan bitkilerde çiçeklenme meydana gelmez. Vernalizasyon yeterli olmadığı zaman, çiçeklenme meydana gelse bile, çiçek organlarında noksanlık ve anormallikler ortaya çıkar. Vernalizasyon, yani düşük sıcaklık isteklerini tamamlayan bitkilerde, başkalaşım meydana gelir ve çiçek tomurcukları oluşur. Bitkilerdeki generatif değişim, vejetatif gelişmenin bir başka şeklidir. Vejetatif gelişimdeki bir bitki incelenirse, kök ve gövde birbirine ters büyüyen iki eksendir. İkisinde de büyüme ucu bulunur ve gövde “sürgün”, kök de “kök ucu” adını alır. Bu uçların büyümesiyle boğum ve boğum araları, gövdede yapraklar, kökte yan kökler meydana gelir (Şekil 20.3). Vegetatif organlar üzerinde oluşan, generatif bir organ olan çiçek incelendiğinde, çiçeğin deaynen vegetatif toprak üstü organlarında olduğu gibi, bir eksen üzerinde sırasıyla çanak ve taç yaprak, erkek organ ve dişi organdan meydana geldiği görülür. Şekil 20.4’te bir çiçeğin boğum araları açılarak çizilmiş şekli görülmektedir. Esasında başkalaşım, bitkinin vejetatif sürgün ucunda meydana gelir ve vejetatif sürgün ucundaki yaprak primordiumları değişime uğrayarak, çiçek organlarına dönüşür. Zaten VARDAR’a (1971) göre, çiçek kısa sürgün değerinde bir yan daldır ve gövdeden çıkış yerinde bir taşıyıcı yaprağı vardır. Bir başka deyişle, çanak ve taç yaprak, isimlerinden anlaşılacağı üzere bir yapraktır. Erkek ve dişi organlar ise, başkalaşım geçirmiş, değişikliğe uğramış yapraklardır.
Şekli 20.3. Bikinin kök ve sürgün organlarının sıralanışı
Şekli 20.4. Ekseni açılmış bir çiçeğin organları
Bitkide çiçek, generatif bir organdır ve bitkilerdeki görevi nesilleri devam ettirmesidir. Bitkide çiçeğin oluşması, onun öncelikle vejetatif büyümesine ve daha sonra çevre koşullarına bağlıdır. Sebzelerin hayat devrelerinde, değişik gelişme devreleri ve bu dönemlerde büyümeleri vardır. Bunlar vejetatif ve generatif gelişme devresi olmak üzere iki büyük devreye ayrılır. Tohumun, toprak içinde çimlenmesi, çim kökü oluşturup kotiledon yapraklarını toprak yüzüne çıkartması vegetatif gelişme devresinin birinci büyüme dönemidir (Şekil 20.1). Bu dönemde, tohum içindeki bitki taslağı, tohumda depolanmış bulunan hazır besin maddelerinin suyla temasa gelerek, suda çözünmüş olanlarını kullanır. Bitkiler genelde kendi besin maddelerini kendileri üretir. Hayvanların çoğu onların ürettiklerini yiyerek beslenir. Bu bakımdan hayvanlar asalaktır. Bitkinin birinci büyüme dönemi de bir asalak yaşamdır. Bitkilerde ikinci vegetatif büyüme dönemi, kotiledon yaprakların toprak yüzüne çıkmasıyla başlar. Bitkiler bu büyüme sırasında, yapraklarında özümlemeyle oluşturdukları ve suyla topraktan aldıkları besin maddeleriyle beslenir ve asalak yaşamdan kurtulur. Bitkiler, tür ve çeşitlerin özelliklerine göre belirli bir süre vejetatif büyümede kalır ve bu dönemde yaprak, dal, soğan, yumru gibi çeşitli vejetatif organlarını oluşturur (Şekil 20.2).
Şekil 20.1. Bitkilerin, aynı hayvanlar gibi asalak yaşadığı kabul edilen,
birinci büyüme safhası
Belli bir büyüklüğü alan bitkide başkalaşımın meydana gelir. Bitkilerde başkalaşımın meydana gelmesiyle vejetatif gelişme devresiyle beraber generatif gelişme devresi ortaya çıkar. Bu safha bitkiler, üçüncü büyüme dönemine girer. Bu büyüme döneminde esas olarak generatif çiçek organları büyür. Ancak generatif organlarla beraber, bitkinin vegetatif organlarının büyümesi bazı bitkilerde devam eder, bazılarında ise son bulur.. Bununla beraber başkalaşımdan sonra bitkilerdeki vejetatif gelişmenin bittiği, izafi (teorik) olarak kabul edilir ve bu devre daha çok generatif gelişme devresi olarak tanımlanır. Generatif gelişme dvresi, tohumların oluşmasına kadar sürer. Şu halde vejetatif gelişme devresi tohumun çimlenmesinden başkalaşımla çiçek oluşumunun başlangıcına ve generatif gelişme devresi bitkideki başkalaşımdan tohumların oluşmasına kadar geçen süredir.
Bir çok bitkide vejetatif ve generatif devreler iç içe girmiş olmasından tam ayırt edilemez. Bazılarında ise, en azından belirli bir süre vejetatif gelişmede kaldıktan sonra generatif devreye geçmeleriyle bu ayrım daha kolay ortaya çıkar. Nitekim domates, patlıcan, hıyar, karpuz gibi sebzelerde bu iç içe geçmişliğin yanında, iki senede çiçek oluşturan lahana, karnabahar, havuç gibi sebzelerde iki gelişme devresi daha belirgin ayırt edilir. Örneklerden anlaşıldığı gibi, genel bir kural olarak, tek senelik bitkilerde bu ayrım yapılamazken, iki senelik bitkilerde birici yıl daha çok vegetatif organlar oluşup, ikinci yıl çiçek açtıklarından, daha kolay ayrılabilir.
Şekil 20.2. Bitkilerde ikinci büyüme safhası
Bitkinin vegetatif devreden, başkalaşımın meydana gelerek generatif devreye geçmesi ve çiçek açmasına bazı faktörler etkili olur. Bu faktörler yalın (tek tek) etkide bulunacakları gibi, müşterek etkileri de söz konusudur. Bitkilerde çiçeklenmeyi teşvik edici faktörler yanında, geçiktirici faktörler de vardır. Dolayısıyla doğada her bitki bu faktörlerin etki altında kalarak, ancak bu faktörler oluşuncaya kadar beklemek ve oluşunca çiçeklenmek durumundadır. Tarımda bu durumdan yararlanmak mümkündür. Mademki çiçeklenmeyi ilerletici ve geriletici faktörler vardır, bu faktörleri oluşturarak bitkilerde erken çiçeklenme ve kısıtlayarak geç çiçeklenme meydana getirilebilir. Bugüne kadar bitkilerin çiçeklenmesi konusunda yapılan araştırmalarda çiçeklenmeye etki eden faktörlerin çoğu saptanmıştır. Bu faktörleri iki büyük grup altında toplayabiliriz. Birincisi, bitki bünyesinde çiçek oluşumu için meydana gelen değişiklikler ki, buna bitki iç faktörleri diyebiliriz. İkincisi, bitkilerde meydana gelen değişimlere etki eden çevre koşulları, yani dış faktörlerdir. Çiçeklenme ile ilgili ilk araştırmalar, daha çok bitkilerin beslenmesiyle ilgili olarak, bitki iç bünyelerinde meydana gelen değişiklikleri incelemeye almıştır. Bu konuda ilk bilgi, 1892 yılında SACHS isimli araştırıcının, çiçek tomurcuğunun oluşumunu, yapraklar tarafından yapılan ve tomurcuklara giderek orada bu işi teşvik edici maddelerin meydana gelmesine bağlamasıdır (ÖZBEK 1944). Yirminci yüzyılın başlarında KLEBS, bitkilerde çiçek tomurcuğunun teşekkülünü teşvik edici maddelerin, karbonhidrat karakterinde olduğunu ileri sürmüştür. Bununla ilgili olarak FISCHER, her ne kadar karbonhidratlar tomurcuk teşekkülünde rol oynasalar da, yalnız başlarına bir anlam ifade etmediğini, bitki bünyesinde meydana gelen karbonhidratların kökler aracılıyla alınan azottan daha fazla olması halinde bitkilerin çiçeklenebileceğini bildirmiştir (KAŞKA 1958). Bunları VINET’in, asmalarda çiçeklenmenin meydana gelmesini, çubuklarındaki P2O5 oranıyla ilgili olacağı açıklaması takip etmiştir (FİDAN 1966). Bitki bünyesiyle ilgili bu eski araştırmalar yanında 19. yüzyılda yapılan çalışmalarda, çiçeklenmenin meydana gelmesi için, bitki iç bünyesinde, çiçek hormonu olarak adlandırılan maddenin oluşması gerektiği vurgulanmıştır. SALISBURG (1963), eserinde çiçek hormonunun teşekkülü ve hareketleri hakkında geniş bilgi vermiştir. Yazara göre çiçek hormonu, bitki içinde şekerli maddelerin (karbonhidratların) hareketlerine bağlı olarak hareket eder. Çiçek hormonu büyük moleküllü olması nedeniyle difüzyon yoluyla kolay geçemez. Çiçek hormonunun oluşumunda ve hareketlerinde sıcaklık, ışık gibi çevre faktörlerinin de etkisi vardır. Araştırıcıların birçoğu, bitki iç faktörleri yanında bitki dış faktörlerini de incelemiştir. Çünkü bitki iç bünyesinde çiçeklenmeyi teşvik edici maddelerin meydana gelebilmesi, çevre koşullarının oluşum şekline bağlıdır. Nitekim bitki iç bünyesinde, çiçeklenme için gelişme başlasa bile, dış faktörler oluşmadığı zaman çiçeklenme meydana gelememekte, çoğu kez dış faktörler uygun hale gelinceye kadar gecikmekte veya beklemektedir. Hatta SALISBURG’a (1963) göre, bitki bünyesinde meydana gelen çiçek hormonu, daha sonra çevre koşulları uygun değilse parçalanmakta ve çiçeklenme ortadan kalkmakta veya meydana gelmemektedir.
Lahanada çiçeklenme iki yılda meydana gelir. İlk yıl lahana başları oluşur. İlk yılın sonunda, baş halinde kış dönemini geçiren lahanalar, ikinci yılda çiçek sürgünü vererek çiçek açar ve tohum oluşturur. MILLER (1929), olgun lahanalar üzerinde çevre koşullarının çiçeklenme üzerine etkisini incelemiştir. Araştırıcı, iki grup lahanadan bir grubunu, sıcaklığı devamlı 20oC üzerinde olan bir serde bırakmıştır. Bu gruptaki lahanalar birkaç yıl arka arkaya, baş verip, baş yırtılıp, sürgün verip, yeniden baş bağlamış, fakat normalde ikinci sene sonunda meydana gelen çiçeklenmeye bir türlü geçememiştir. Buna karşın ikinci grup lahana, birinci yıl 20oC sıcaklığı olan sere konup, ikinci sene sıcaklığı 10oC olan sere alındıklarında, baş yırtılıp çiçek sürgünü meydana gelmiş ve bitkiler çiçek açmıştır. Sıcaklığı devamlı 20oC olan serde, birkaç yıl arka arkaya çiçeklenmeyen lahana bitkileri, sıcaklığı 10oC olan sere alındıklarında, kısa bir süre sonra sürgün verip, onlarda çiçek açmıştır. Aynı genotipe sahip olan bu iki lahana grubunun çiçeklenmesinde farklılığın ortaya çıkmasına, dış çevre koşulu, sıcaklığın etkisi olmuştur. Yani yüksek sıcaklıklara maruz kalan lahanada çiçeklenme meydana gelmemiş, oysa düşük sıcaklığa maruz kalan lahana çiçeklenmiştir. Lahanada çiçeklenmeye etkili olan, normal yetişme dönemi sıcaklığının dışında meydana gelen belli bir düşük sıcaklıktır. MILLER’in lahanaların çiçeklenme çalışmaları sonunda, lahanada çiçeklenmenin meydana gelmesine ilişki değerlendirmeleri :
a. Sonbaharda erken ekim
b. Dikilecek fidelerin yaşı
c. Sıcaklıkta meydana gelen ekstrem değişmeler
d. Fidelikte ve tarlada fazla azot bulunması
e. Çimlenme oranı düşük, duyarlılığı az tohum kullanılması ve bunların çimlenme
f. süresinin uzaması
g. İrsiyet
h. Besin maddelerince fakir topraklar üzerinde yetiştiricilik yapmak
i. Sıcaklığın büyümenin herhangi bir devresinde donma noktasına yakın devam
j. etmesi
k. Büyümeyi geciktiren sıcaklık, nem, ışıklanma ve bitkilerdeki kök hastalıkları gibi
l. faktörlerin meydana gelmesi şeklindedir.
Dikkat edilecek olursa, bu sonuçlar lahanada irsiyet dahil, bitki iç faktörleriyle beraber dış faktörlerinin ve hatta bitkilere bakım şeklinin bile çiçeklenme üzerine etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim ıspanakta, bitki büyüklüğü ne olursa olsun, uzun gün koşulları ve buna bir de kuru yüksek sıcaklığın eklenmesi çiçeklenmeyi çabuklaştırır. Lahananın çiçeklenmesine düşük sıcaklıklar etkili olurken, ıspanakların çiçeklenmesine etki uzun güne maruz kalma, yani uzun gün sebep olmaktadır (BOSWELL 1929, HANSEL 1953, JUNGES 1959, ITO ve SAITO 1961, MATHON ve STRON 1962, ITO,SAITO ve TOMIO 1966). Genel bir ifade olarak, kışlamaya muhtaç bitkilerde ve ekseriyetle iki senelik bitkilerde düşük sıcaklıklar çiçeklenmeye etki yapar. Bitkilerde çiçeklenme için başkalaşım meydana gelir, çiçek ve çiçek organları oluşur. Ancak bu bitkilerde, bu olayın sonunda düşük sıcaklıklar devam ederse, bu sefer düşük sıcaklık, bitkilerin çiçek açıp, çiçeklenmelerini kısıtlayıcı rol oynar. Çiçeklenmeye hazır bitkilerin çiçeklenmesi, düşük sıcaklığın ortadan kalkıp, normal sıcakların başlamasına kadar gecikir. İklim faktörleri anlatılırken düşük sıcaklıkların bitkiler üzerine etkisi, vernalizasyon olarak belirlenmişti. Vernalizasyon sıcaklığını ve süresini bulamayan bitkilerde çiçeklenme meydana gelmez. Vernalizasyon yeterli olmadığı zaman, çiçeklenme meydana gelse bile, çiçek organlarında noksanlık ve anormallikler ortaya çıkar. Vernalizasyon, yani düşük sıcaklık isteklerini tamamlayan bitkilerde, başkalaşım meydana gelir ve çiçek tomurcukları oluşur. Bitkilerdeki generatif değişim, vejetatif gelişmenin bir başka şeklidir. Vejetatif gelişimdeki bir bitki incelenirse, kök ve gövde birbirine ters büyüyen iki eksendir. İkisinde de büyüme ucu bulunur ve gövde “sürgün”, kök de “kök ucu” adını alır. Bu uçların büyümesiyle boğum ve boğum araları, gövdede yapraklar, kökte yan kökler meydana gelir (Şekil 20.3). Vegetatif organlar üzerinde oluşan, generatif bir organ olan çiçek incelendiğinde, çiçeğin deaynen vegetatif toprak üstü organlarında olduğu gibi, bir eksen üzerinde sırasıyla çanak ve taç yaprak, erkek organ ve dişi organdan meydana geldiği görülür. Şekil 20.4’te bir çiçeğin boğum araları açılarak çizilmiş şekli görülmektedir. Esasında başkalaşım, bitkinin vejetatif sürgün ucunda meydana gelir ve vejetatif sürgün ucundaki yaprak primordiumları değişime uğrayarak, çiçek organlarına dönüşür. Zaten VARDAR’a (1971) göre, çiçek kısa sürgün değerinde bir yan daldır ve gövdeden çıkış yerinde bir taşıyıcı yaprağı vardır. Bir başka deyişle, çanak ve taç yaprak, isimlerinden anlaşılacağı üzere bir yapraktır. Erkek ve dişi organlar ise, başkalaşım geçirmiş, değişikliğe uğramış yapraklardır.
Şekli 20.3. Bikinin kök ve sürgün organlarının sıralanışı
Şekli 20.4. Ekseni açılmış bir çiçeğin organları


Comment