fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Çiçek / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Çiçek / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK

    Çiçek / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK

    Bitkide çiçek, generatif bir organdır ve bitkilerdeki görevi nesilleri devam ettirmesidir. Bitkide çiçeğin oluşması, onun öncelikle vejetatif büyümesine ve daha sonra çevre koşullarına bağlıdır. Sebzelerin hayat devrelerinde, değişik gelişme devreleri ve bu dönemlerde büyümeleri vardır. Bunlar vejetatif ve generatif gelişme devresi olmak üzere iki büyük devreye ayrılır. Tohumun, toprak içinde çimlenmesi, çim kökü oluşturup kotiledon yapraklarını toprak yüzüne çıkartması vegetatif gelişme devresinin birinci büyüme dönemidir (Şekil 20.1). Bu dönemde, tohum içindeki bitki taslağı, tohumda depolanmış bulunan hazır besin maddelerinin suyla temasa gelerek, suda çözünmüş olanlarını kullanır. Bitkiler genelde kendi besin maddelerini kendileri üretir. Hayvanların çoğu onların ürettiklerini yiyerek beslenir. Bu bakımdan hayvanlar asalaktır. Bitkinin birinci büyüme dönemi de bir asalak yaşamdır. Bitkilerde ikinci vegetatif büyüme dönemi, kotiledon yaprakların toprak yüzüne çıkmasıyla başlar. Bitkiler bu büyüme sırasında, yapraklarında özümlemeyle oluşturdukları ve suyla topraktan aldıkları besin maddeleriyle beslenir ve asalak yaşamdan kurtulur. Bitkiler, tür ve çeşitlerin özelliklerine göre belirli bir süre vejetatif büyümede kalır ve bu dönemde yaprak, dal, soğan, yumru gibi çeşitli vejetatif organlarını oluşturur (Şekil 20.2).
    Şekil 20.1. Bitkilerin, aynı hayvanlar gibi asalak yaşadığı kabul edilen,
    birinci büyüme safhası
    Belli bir büyüklüğü alan bitkide başkalaşımın meydana gelir. Bitkilerde başkalaşımın meydana gelmesiyle vejetatif gelişme devresiyle beraber generatif gelişme devresi ortaya çıkar. Bu safha bitkiler, üçüncü büyüme dönemine girer. Bu büyüme döneminde esas olarak generatif çiçek organları büyür. Ancak generatif organlarla beraber, bitkinin vegetatif organlarının büyümesi bazı bitkilerde devam eder, bazılarında ise son bulur.. Bununla beraber başkalaşımdan sonra bitkilerdeki vejetatif gelişmenin bittiği, izafi (teorik) olarak kabul edilir ve bu devre daha çok generatif gelişme devresi olarak tanımlanır. Generatif gelişme dvresi, tohumların oluşmasına kadar sürer. Şu halde vejetatif gelişme devresi tohumun çimlenmesinden başkalaşımla çiçek oluşumunun başlangıcına ve generatif gelişme devresi bitkideki başkalaşımdan tohumların oluşmasına kadar geçen süredir.
    Bir çok bitkide vejetatif ve generatif devreler iç içe girmiş olmasından tam ayırt edilemez. Bazılarında ise, en azından belirli bir süre vejetatif gelişmede kaldıktan sonra generatif devreye geçmeleriyle bu ayrım daha kolay ortaya çıkar. Nitekim domates, patlıcan, hıyar, karpuz gibi sebzelerde bu iç içe geçmişliğin yanında, iki senede çiçek oluşturan lahana, karnabahar, havuç gibi sebzelerde iki gelişme devresi daha belirgin ayırt edilir. Örneklerden anlaşıldığı gibi, genel bir kural olarak, tek senelik bitkilerde bu ayrım yapılamazken, iki senelik bitkilerde birici yıl daha çok vegetatif organlar oluşup, ikinci yıl çiçek açtıklarından, daha kolay ayrılabilir.
    Şekil 20.2. Bitkilerde ikinci büyüme safhası
    Bitkinin vegetatif devreden, başkalaşımın meydana gelerek generatif devreye geçmesi ve çiçek açmasına bazı faktörler etkili olur. Bu faktörler yalın (tek tek) etkide bulunacakları gibi, müşterek etkileri de söz konusudur. Bitkilerde çiçeklenmeyi teşvik edici faktörler yanında, geçiktirici faktörler de vardır. Dolayısıyla doğada her bitki bu faktörlerin etki altında kalarak, ancak bu faktörler oluşuncaya kadar beklemek ve oluşunca çiçeklenmek durumundadır. Tarımda bu durumdan yararlanmak mümkündür. Mademki çiçeklenmeyi ilerletici ve geriletici faktörler vardır, bu faktörleri oluşturarak bitkilerde erken çiçeklenme ve kısıtlayarak geç çiçeklenme meydana getirilebilir. Bugüne kadar bitkilerin çiçeklenmesi konusunda yapılan araştırmalarda çiçeklenmeye etki eden faktörlerin çoğu saptanmıştır. Bu faktörleri iki büyük grup altında toplayabiliriz. Birincisi, bitki bünyesinde çiçek oluşumu için meydana gelen değişiklikler ki, buna bitki iç faktörleri diyebiliriz. İkincisi, bitkilerde meydana gelen değişimlere etki eden çevre koşulları, yani dış faktörlerdir. Çiçeklenme ile ilgili ilk araştırmalar, daha çok bitkilerin beslenmesiyle ilgili olarak, bitki iç bünyelerinde meydana gelen değişiklikleri incelemeye almıştır. Bu konuda ilk bilgi, 1892 yılında SACHS isimli araştırıcının, çiçek tomurcuğunun oluşumunu, yapraklar tarafından yapılan ve tomurcuklara giderek orada bu işi teşvik edici maddelerin meydana gelmesine bağlamasıdır (ÖZBEK 1944). Yirminci yüzyılın başlarında KLEBS, bitkilerde çiçek tomurcuğunun teşekkülünü teşvik edici maddelerin, karbonhidrat karakterinde olduğunu ileri sürmüştür. Bununla ilgili olarak FISCHER, her ne kadar karbonhidratlar tomurcuk teşekkülünde rol oynasalar da, yalnız başlarına bir anlam ifade etmediğini, bitki bünyesinde meydana gelen karbonhidratların kökler aracılıyla alınan azottan daha fazla olması halinde bitkilerin çiçeklenebileceğini bildirmiştir (KAŞKA 1958). Bunları VINET’in, asmalarda çiçeklenmenin meydana gelmesini, çubuklarındaki P2O5 oranıyla ilgili olacağı açıklaması takip etmiştir (FİDAN 1966). Bitki bünyesiyle ilgili bu eski araştırmalar yanında 19. yüzyılda yapılan çalışmalarda, çiçeklenmenin meydana gelmesi için, bitki iç bünyesinde, çiçek hormonu olarak adlandırılan maddenin oluşması gerektiği vurgulanmıştır. SALISBURG (1963), eserinde çiçek hormonunun teşekkülü ve hareketleri hakkında geniş bilgi vermiştir. Yazara göre çiçek hormonu, bitki içinde şekerli maddelerin (karbonhidratların) hareketlerine bağlı olarak hareket eder. Çiçek hormonu büyük moleküllü olması nedeniyle difüzyon yoluyla kolay geçemez. Çiçek hormonunun oluşumunda ve hareketlerinde sıcaklık, ışık gibi çevre faktörlerinin de etkisi vardır. Araştırıcıların birçoğu, bitki iç faktörleri yanında bitki dış faktörlerini de incelemiştir. Çünkü bitki iç bünyesinde çiçeklenmeyi teşvik edici maddelerin meydana gelebilmesi, çevre koşullarının oluşum şekline bağlıdır. Nitekim bitki iç bünyesinde, çiçeklenme için gelişme başlasa bile, dış faktörler oluşmadığı zaman çiçeklenme meydana gelememekte, çoğu kez dış faktörler uygun hale gelinceye kadar gecikmekte veya beklemektedir. Hatta SALISBURG’a (1963) göre, bitki bünyesinde meydana gelen çiçek hormonu, daha sonra çevre koşulları uygun değilse parçalanmakta ve çiçeklenme ortadan kalkmakta veya meydana gelmemektedir.
    Lahanada çiçeklenme iki yılda meydana gelir. İlk yıl lahana başları oluşur. İlk yılın sonunda, baş halinde kış dönemini geçiren lahanalar, ikinci yılda çiçek sürgünü vererek çiçek açar ve tohum oluşturur. MILLER (1929), olgun lahanalar üzerinde çevre koşullarının çiçeklenme üzerine etkisini incelemiştir. Araştırıcı, iki grup lahanadan bir grubunu, sıcaklığı devamlı 20oC üzerinde olan bir serde bırakmıştır. Bu gruptaki lahanalar birkaç yıl arka arkaya, baş verip, baş yırtılıp, sürgün verip, yeniden baş bağlamış, fakat normalde ikinci sene sonunda meydana gelen çiçeklenmeye bir türlü geçememiştir. Buna karşın ikinci grup lahana, birinci yıl 20oC sıcaklığı olan sere konup, ikinci sene sıcaklığı 10oC olan sere alındıklarında, baş yırtılıp çiçek sürgünü meydana gelmiş ve bitkiler çiçek açmıştır. Sıcaklığı devamlı 20oC olan serde, birkaç yıl arka arkaya çiçeklenmeyen lahana bitkileri, sıcaklığı 10oC olan sere alındıklarında, kısa bir süre sonra sürgün verip, onlarda çiçek açmıştır. Aynı genotipe sahip olan bu iki lahana grubunun çiçeklenmesinde farklılığın ortaya çıkmasına, dış çevre koşulu, sıcaklığın etkisi olmuştur. Yani yüksek sıcaklıklara maruz kalan lahanada çiçeklenme meydana gelmemiş, oysa düşük sıcaklığa maruz kalan lahana çiçeklenmiştir. Lahanada çiçeklenmeye etkili olan, normal yetişme dönemi sıcaklığının dışında meydana gelen belli bir düşük sıcaklıktır. MILLER’in lahanaların çiçeklenme çalışmaları sonunda, lahanada çiçeklenmenin meydana gelmesine ilişki değerlendirmeleri :
    a. Sonbaharda erken ekim
    b. Dikilecek fidelerin yaşı
    c. Sıcaklıkta meydana gelen ekstrem değişmeler
    d. Fidelikte ve tarlada fazla azot bulunması
    e. Çimlenme oranı düşük, duyarlılığı az tohum kullanılması ve bunların çimlenme
    f. süresinin uzaması
    g. İrsiyet
    h. Besin maddelerince fakir topraklar üzerinde yetiştiricilik yapmak
    i. Sıcaklığın büyümenin herhangi bir devresinde donma noktasına yakın devam
    j. etmesi
    k. Büyümeyi geciktiren sıcaklık, nem, ışıklanma ve bitkilerdeki kök hastalıkları gibi
    l. faktörlerin meydana gelmesi şeklindedir.
    Dikkat edilecek olursa, bu sonuçlar lahanada irsiyet dahil, bitki iç faktörleriyle beraber dış faktörlerinin ve hatta bitkilere bakım şeklinin bile çiçeklenme üzerine etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim ıspanakta, bitki büyüklüğü ne olursa olsun, uzun gün koşulları ve buna bir de kuru yüksek sıcaklığın eklenmesi çiçeklenmeyi çabuklaştırır. Lahananın çiçeklenmesine düşük sıcaklıklar etkili olurken, ıspanakların çiçeklenmesine etki uzun güne maruz kalma, yani uzun gün sebep olmaktadır (BOSWELL 1929, HANSEL 1953, JUNGES 1959, ITO ve SAITO 1961, MATHON ve STRON 1962, ITO,SAITO ve TOMIO 1966). Genel bir ifade olarak, kışlamaya muhtaç bitkilerde ve ekseriyetle iki senelik bitkilerde düşük sıcaklıklar çiçeklenmeye etki yapar. Bitkilerde çiçeklenme için başkalaşım meydana gelir, çiçek ve çiçek organları oluşur. Ancak bu bitkilerde, bu olayın sonunda düşük sıcaklıklar devam ederse, bu sefer düşük sıcaklık, bitkilerin çiçek açıp, çiçeklenmelerini kısıtlayıcı rol oynar. Çiçeklenmeye hazır bitkilerin çiçeklenmesi, düşük sıcaklığın ortadan kalkıp, normal sıcakların başlamasına kadar gecikir. İklim faktörleri anlatılırken düşük sıcaklıkların bitkiler üzerine etkisi, vernalizasyon olarak belirlenmişti. Vernalizasyon sıcaklığını ve süresini bulamayan bitkilerde çiçeklenme meydana gelmez. Vernalizasyon yeterli olmadığı zaman, çiçeklenme meydana gelse bile, çiçek organlarında noksanlık ve anormallikler ortaya çıkar. Vernalizasyon, yani düşük sıcaklık isteklerini tamamlayan bitkilerde, başkalaşım meydana gelir ve çiçek tomurcukları oluşur. Bitkilerdeki generatif değişim, vejetatif gelişmenin bir başka şeklidir. Vejetatif gelişimdeki bir bitki incelenirse, kök ve gövde birbirine ters büyüyen iki eksendir. İkisinde de büyüme ucu bulunur ve gövde “sürgün”, kök de “kök ucu” adını alır. Bu uçların büyümesiyle boğum ve boğum araları, gövdede yapraklar, kökte yan kökler meydana gelir (Şekil 20.3). Vegetatif organlar üzerinde oluşan, generatif bir organ olan çiçek incelendiğinde, çiçeğin deaynen vegetatif toprak üstü organlarında olduğu gibi, bir eksen üzerinde sırasıyla çanak ve taç yaprak, erkek organ ve dişi organdan meydana geldiği görülür. Şekil 20.4’te bir çiçeğin boğum araları açılarak çizilmiş şekli görülmektedir. Esasında başkalaşım, bitkinin vejetatif sürgün ucunda meydana gelir ve vejetatif sürgün ucundaki yaprak primordiumları değişime uğrayarak, çiçek organlarına dönüşür. Zaten VARDAR’a (1971) göre, çiçek kısa sürgün değerinde bir yan daldır ve gövdeden çıkış yerinde bir taşıyıcı yaprağı vardır. Bir başka deyişle, çanak ve taç yaprak, isimlerinden anlaşılacağı üzere bir yapraktır. Erkek ve dişi organlar ise, başkalaşım geçirmiş, değişikliğe uğramış yapraklardır.
    Şekli 20.3. Bikinin kök ve sürgün organlarının sıralanışı
    Şekli 20.4. Ekseni açılmış bir çiçeğin organları

  • #2
    Cevap: Çiçek / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK

    Şimdi lahanayı ele alarak bir çiçeğin oluşumu inceleyelim. Lahanaların hemen hepsi iki senede çiçek açar. Birinci yılın sonuna kadar sürme konisi devamlı yaprak meydana getirir. Yapraklar bir müddet sonra üst üste binerek bir baş veya rozet oluşturur. DİLLİGEN'e (1956) göre lahana başı, sürme konisi ucuna doğru boğum aralarının kısalması ve buna bağlı olarak yaprak açılmasının kısıtlanmasıyla meydana getirir. Baş bağlamayanlar ise, rozet meydana getirir. Baş bağlayan veya rozet oluşturan lahanalar satış için pazara yollanır. Ancak belli bir bölümü, ertesi yıl yetiştirilmesi için çoğaltmaya alınır ve bunlardan tohum elde edilir. Tohumu alınacak lahanalar, eğer yetiştirilen bölgede kışlar ılık geçiyorsa tarlada bırakılır. Biraz soğuk bölgelerde üstü sap ve saman örtülerek kışlatılır (Şekil 20.5).
    Şekil 20.5. Küçük bir bahçe işletmesinde tohumluk lahana ve pırasaların kışlatılması
    Yok eğer fazla soğuk bölge ise, yerlerinden sökülür, hangarlarda, kum içinde kışı geçirmeleri sağlanır ve havalar ısınınca tekrar tarlaya dikilir. Kış aylarında düşük sıcaklık dolaysıyla vernalizasyon gereksinimlerini tamamlayan lahanaların büyüme uçlarında başkalaşım meydana gelir ve daha sonra çiçek tomurcukları ve çiçekler oluşur. Bu oluşum devrelerini GÜNAY’a (1970-1972) göre aşağıda inceleyelim.
    Devre 0 : Lahana başı içindeki tepe büyüme konisinde henüz başkalaşım meydana gelmemiş, vejetatif büyüme devam ediyor. Sürgün ucunda yeni genç yaprak taslakları, genç yapraklar ve yaşlı yapraklar bulunmaktadır (Şekil 20.6).
    Şekil 20.6. Lahanalarda çiçeklenme safhalarında devre 0.
    Devre 1 : Sürgün ucu büyüme konisinin tepesi genişlemiştir. Yaprak oluşumu dururmuştur. Başkalaşım meydana geldiğinden çiçek tomurcuklarının yerleri kabarmıştır (Şekil 20.7).
    Şekil. 20.7. Büyüme konisinin başkalaşımdan sonraki şekli
    Devre 2: Çiçek sürgünü belli olmuş, sürgün üzerinde çiçek tomurcuklarının oluşumu başlamış, çiçek sapı, çanak yapraklar belirginleşmiş, bazılarında çanak yaprakları büyümeye başlamıştır (Şekil 20.8).
    Şekil 20.8. Başkalaşım sonrası a. Çiçek sapı, b. Çanak yapraklar, d. Çiçek sürgünü,
    e ve f. Çiçek yaprağı
    Devre 3: Çiçek tomurcukları iyice belirginleşmiş, çanak yapraklar uzamış, taç yaprakların yeri belirginleşmiş, bazı tomurcuklarda erkek organ ve dişi organ yerleri kabarmıştır (Şekil 20.9).
    Şekil 20.9. Çiçekler oluşmaya başlamıştır. a.Çanak yapraklar, b. Erkek organlar,
    c. Dişi organ, d. Taç yapraklar, e. Çiçek tablası, f. Çiçek sapı
    Devre 4: Çiçek tomurcuğu olgunlaşma safhasına girmiş, çanak yapraklar büyüyerek kapanmış ve çiçek tomurcuğu içinde, erkek organ flamentleri uzamıştır. Üzerinde anterler meydana gelmekte, dişi organ uzamasına, taç yapraklar büyümesine devam ediyor (Şekil 20.10).
    Şekil 20.10. Çanak yapraklar uzayıp kapanarak çiçek tomurcuğu belirgin hale gelmiş
    Devre 5: Dişi organ uzamış, erkek organlarda sap ve anterler tam şeklini almış, dişi organ tam şeklini almış ve yumurta hücreleri belirgin hale gelmiş, taç yapraklar büyümeye devam ediyor. Bu devrede lahanaın yaprakları yarılıp çiçek sürgünü dışarı çıkmaya başlar (Şekil 20.11).
    Şekil 20.11. Çiçek tomurcuğu olgunlaşmasını tamamlamak üzere
    Devre 6: Çiçek organları tam şeklini almış, lahana yaprakları arasından dışarı çıkan çiçek sürgünü hızla büyümekte, çiçek sürgünü üzerinde ilk oluşan çiçekler açmış ve hatta döllenmiş, orta kademe çiçekler açmış, üst kademedeki tomurcuklar değişik olgunluktadır (Şekil 20.12).
    Şekil 20.12. Çiçek sürgünü ve açan çiçekler.
    Çiçek tomurcuğu oluşurken, erkek ve dişi organlar kendine göre değişime uğrarlar. Bu değişimi de domates çiçekleri üzerinde inceleyelim. Erkek organın oluşumu sırasında, teka’ların orta kısmında diğer hücrelere oranla büyük hücreler meydana gelir (Şekil 20.13). Bu hücrelerin protoplazmaları bol ve çekirdekleri iridir. Bunlara çiçek tozu ana hücresi (mikrospor ana hücresi) denir.
    Şekil 20.13. Domates bitkisi çiçeklerinde erkek organda çiçek tozu oluşumu
    Mikrospor ana hücreleri 2n=24 kromozomludur. Ana hücrelerin her bölünmesi sonucu meydana gelen yeni çiçek tozu ana hücreleri de 2n=24 kromozomludur. Bu bölünmelerle sayısız ana hücre meydana gelir. Ana hücreler de bir müddet sonra, redüksiyon bölünme için hazırlık başlar. Ana hücre içindeki çekirdeğin zarı kaybolur ve çekirdekteki kromozomlar ağ şeklinde belirginleşir ve iplikler haline gelir. Bu devreye Prophase denir. Daha sonra kromozom iplikleri kümeleşmeye başlar ve 24 adet kromozom meydana gelir. Bunlar, 12’li iki adet grup meydana getirir ve hücrenin orta kısmında, karşılıklı bir düzlem üzerinde sıralanır. Bu safha Diakinese safhasıdır. Hücre ortasında sıralanan her gruptaki 12 kromozomda da yalancı metephase safhası meydana gelir. Her iki gruptaki 12 kromozom ikiye bölünür ve tekrar birleşir, böylece yine 12 kromozomlu iki grup ortaya çıkar. Hücre içinde yine 24 kromozom vardır. Her 12 kromozomlu grup, hücrenin bir kenarına çekilir. Gruplardaki kromozomlar birleşir ve iki çekirdek oluşur. Çekirdekler arasında, hücre zarı meydana gelmez ve hücre bölünmez. Bundan sonra, iki çekirdeğin zarları tekrar erir ve tekrar 12 kromozomlu iki grup ortaya çıkar. Her iki gruptaki 12 kromozomda bu sefer normal mitoz bölünme meydana gelir(Yani iki gruptaki 12 kromozom ikiye bölünür ve her grupta 24 adet kromozom meydana gelir). Her gruptaki kromozomların 12’si bir tarafa, 12’si diğer tarafa çekilir. Böylece hücre içinde 12 kromozomlu 4 grup oluşur. Her grup, hücre içinde bir kenara çekilir ve hücrenin protoplazmasından bir miktar alarak, 4 yeni hücreye bölünür. Böylece bu 12 kromozomlu 4 hücrenin her bir çiçek tozu hücresi olmuş olur ve tetrat içinde 4 bağımsız çiçek tozu hücresi meydana gelir. Her çiçek tozu hücresi içindeki çekirdeğin zarı yine erir ve kromozomlar ortaya çıkar. Kromozomlar mitoz bölünmeyle ikiye ayrılır. Hücre içinde iki çekirdek oluşur. Bu çekirdeklerden bir tanesine vejetatif çekirdek, diğerine generatif çekirdek denir. Artık çiçek tozu gelişmesini tamamlamış ve dölleme yapacak hale gelmiştir. Erkek organlarda çiçek tozları meydana gelirken, dişi organda da gelişme meydana gelir ve yumurta hücreleri oluşur (Şekil 20.14).
    Şekil 20.14. Domates bitkisi çiçeklerinde dişi organda yumurtanın oluşması
    Dişi organın oluşumu incelendiğinde, önce iç entügümentler ve sonra nusellus ve funikulus içindeki iletken boruların meydana geldiği gözlenir. Nusellusun tepesinde ve en dıştaki zarın altında, plazmaca zengin ve iri çekirdekli yumurta hücresi kendisini belli eder. Yumurta hücresi belirgin hale gelince, dış entügümentlerin büyümesi başlar. Bu sırada, iç entügümetler büyümesini tamamlar ve nusellusun tepesine dayanır. Yumurta kesesi üstündeki ana hücrelerden birisi ayrılır. Biraz aşağıya doğru çekilir. Bu ana hücre aynı çiçek tozu oluşumda olduğu gibi, anolog bir redüksiyon bölünmeyle, iki eşit hücreye ayrılır. Her hücredeki kromozom sayısı 12’dir. Bu hücrelerden birisi tekrar ikiye bölünür. Böylece tohum taslağı içinde protoplazma ile zengin üç hücre ortaya çıkar. Bunlardan en alttaki tetrat hücresi olup, gelişmesine devam eder. Bu hücrenin çekirdeği bir, iki ve üç sefer bölünme yaparak 8 çekirdekli yumurta kesesini (megaspor) meydana getirir. Çekirdeklerden 4’ü yukarıya ve 4’ü aşağıya çekilir. Sonra her gruptan bir çekirdek ortaya doğru gelir. Yukarıda kalan 3 çekirdeğin her birisi etrafına protoplazma alarak üç hücre meydana gelir. Bu hücrelerden ikisi sinerjit ve birisi yumurta hücresidir. Aşağıdaki üç çekirdek küçük kalır. Bunlar antipot hücreleridir ve bir müddet sonra bunlar ortadan kaybolur. Daha önce ortaya gelen iki çekirdek, iki hücre meydana getirir, bunlar polar hücresidir. İki polar hücre bir müddet sonra biriyle kaynaşır ve bu sefer yumurtalık kesesi meydana gelir. Dişi eşey hücresinde yumurtanın 12 kromozomlu çekirdeği bulunur.
    Yukarıda anlatıldığı şekilde oluşmuş normal bir çiçek, erdişi görünüşe sahiptir ve bir erdişi çiçekte, çiçek sapı, çiçek tablası, çiçek tablası üzerinde çanak yapraklar, taç yapraklar, erkek organlar, dişi organlar bulunur. Ancak tür ve çeşitlerin çiçek oluşumu sırasında, bazı yapısal faklılıkları ortaya çıkar. Bu yapısal farklılıklara göre, sebzelerde 5 değişik çiçek şekli ortaya çıkar. Bunlar er dişi çiçek, görünüşte er dişi fakat fizyolojik olarak dişi çiçek, görünüşte er dişi çiçek fakat fizyolojik olarak erkek çiçek, dişi çiçek ve erkek çiçektir.
    - Er dişi çiçekte erkek ve dişi organlar, bir çiçekte müşterek olarak bulunur ve her iki
    organ da fonksiyonlarını tam yerine getirir (Hermafrodit).
    - Eğer er dişi çiçekte, erkek organ olmasına karşın, bu erkek organ çiçek tozu üretemiyor,
    dölleme yapamıyorsa yani kısırsa, bu çiçek görünüşte er dişi fakat fizyolojik dişi çiçektir.
    - Eğer er dişi çiçekte, dişi organ olmasına karşın dişi organ kısırsa, bu çiçek görünüşte er
    dişi fakat erkek çiçektir.
    - Eğer bir çiçekte, sadece dişi organ bulunuyorsa (erkek organlar dumura uğramış, yani
    çiçekte görülmüyorsa) bu çiçek, dişi çiçektir (Gynoecious).
    - Eğer çiçekte, sadece erkek organ bulunuyorsa (dişi organ dumura uğramışsa, yani
    çiçekte görülmüyorsa) bu çiçek, erkek çiçektir (Androecious).
    Bu genel çiçek şeklinde, bazen dişi bir çiçekte, dumura uğramış erkek organlar herhangi bir uyarıcı etkiyle gelişebilir, çiçek tozu oluşturabilir ve dölleme yapabilir. Yani dişi çiçek, erdişi çiçek haline dönüşebilir. Bu çiçeklere “Gynomonoecious” denir. Erkek bir çiçekte, dumura uğramış dişi organ gelişebilir, döllenme ve tohum oluşturma yeteneğine sahip olabilir. Bu çiçeklere de “Andromonoecious” denir.
    Tür ve çeşitlere göre çiçeğin yapısı, büyüklük, renk ve koku gibi yönleriyle de farklılık gösterir. Bir erdişi çiçeğin yapısı, bir çiçek ekseni üzerinde dizilerek ortaya çıkar. Esasında, çiçeği bitkiye bağlayan sap, eksen görevi görür ve çiçek sapına “pedicel” denir. Sapın ucunda çiçek tablası (receptacle) bulunur. Çiçek tablası üzerinde çanak yapraklar (sepal), taç yapraklar (petal), erkek organlar (stamen), dişi organ (pistil) yer alır (Şekil 20.15).
    Şekil 20.15. Erdişi bir çiçek ve çiçek organları

    Comment


    • #3
      Cevap: Çiçek / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK

      Çanak, taç, erkek ve dişi organların hepsine sahip olan bir çiçek, tam bir çiçektir. Bazı çiçeklerde bazı organlar eksik olabilir. Bu çiçekler, eksik çiçek olarak tanımlanır. Bir çiçekte, erkek ve dişi organ varsa, diğer organlar olmasa bile, bu çiçek kusursuz çiçektir. Erkek veya dişi organdan biri bulunmuyorsa bu çiçekler kusurlu çiçektir. Dişi organı olan çiçekler, genelde meyve tohum verebilirler ve bunun için bunlar verimli çiçek adını alır. Yukarıdaki çiçek şekillerinde, eğer bir bitki üzerinde bulunan tüm çiçekler erdişi ise, bu bitki erselik (hermaphrodite) bir bitkidir. Eğer bitkilerin bazısı sadece erkek ve bazısı sadece dişi çiçek açıyorsa bu bitkiler iki evcikli (iki cinsli-dioecious-dioik), bir bitki üzerinde hem erkek ve hemde dişi çiçekler varsa bunlar bir evcikli (tek cinsli-monoecious- monoik) dir. Çiçek tablası (Calyx) üzerinde çiçek organları iç içe daire şeklinde sıralanmıştır. En dış halkada çanak yapraklar (sepal) bulunur. Çanak yapraklar birbirinden ayrı durumdaysa chorisepal, birleşik vasiyetteyse synsepal adını alır. Bazı çiçeklerde çanak yapraklar teşekkül etmeyebilir ve durumdaki çiçeğe asepal çiçek denir. Tür ve çeşitlere göre çanak yaprak sayısı oldukça farklıdır. Çanak yapraklar, çiçeğin diğer organlarının (taç yaprak, erkek ve dişi organın) üstünü örter ve bu organları korur. Genellikle normal bir yaprağa benzerler, ancak daha küçük ve yeşil renklidir.
      Bazı cins, tür ve çeşitlerde çanak yapraklar meyve üzerinde kalır. Örneğin patlıcanda kalırken, domateslerde dökülür. Taç yaprak (petal) bir veya iki, bazen çok halka teşkil edebilir. Bu halka veya halkalar, corolla olarak isimlendirilir. Taç yapraklar birbirinden ayrı ise chorypetal, birbiriyle birleşmişse synpetal’dir. Tabiatta, taç yaprağı bulunmayan (apetal) bitkiler de vardır. Taç yaprak rengi, cins ve türlere göre değişir. Rengi ve kokusuyla, çiçeğin en göze batan organlarıdır. Bu yüzden böcekleri çiçeğe çeker, böceklerin çiçekten çiçek tozu almasına ve çiçek tozlarını dişicik tepesine bulaştırarak döllenme olmasına yardımcı olur. Genel bir kural olarak, döllenmiş çiçeklerin taç yaprakları dökülür. Bazı çiçeklerde, çanak ve taç yapraklar aynı renkte olabilir. Bunun en güzel örneği, ıspanakta rastlanır ve her ikisi de yeşil renklidir. Yine çanak ve taç yaprakları bulunmayan çıplak çiçekler (achlamydeus) vardır. Çiçekte erkek organın (androecium, stamen) görevi, dişiyi döllemek üzere çiçek tozlarını (polenleri) üretmektir. Bir erkek organ, onu çiçek tablasına bağlayan sapçık (filament) ve sapın uç kısmında meydana gelen başçıktan (take, anter) oluşur. Başçıkta iki adet çiçek tozu kesesi (loculus) vardır ve iki kese (connective) denen dokuyla birleşmiştir. Bir çiçekte, erkek organların sayı, şekli ve büyüklüğü cins, türlere göre çok farklılık gösterir. Taç yaprak halkasıyla, erkek organ halkası arasında, balözü (nektar) çıkartan salgı bezleri yer alır. Ancak bazı çiçeklerde bu bezler çiçeğin farklı yerlerinde, örneğin erkek organla dişi organ arasında bulunabilir. Dişi organ (gynoecium), meyve ve tohumu oluşturarak çiçeğin en önemli organlarından birisidir. Çiçekte, dişi organ sayısı çok farklıdır. Domates, patlıcan ve biberlerde bu sayı bir iken, çilekte 20-40 adet gibi çok sayıdadır. Dişi organ, yumurtalık (ovary), dişicik borusu (style) ve dişicik tepesinden (stigma) meydana gelir. Dişicik tepesi dar, geniş çok değişik şekillidir. Üstü pürüzlü bir yapıya sahiptir. Dişi organ, döllenme olgunluğuna geldiğinde, dişicik tepesinde yapışkan bir sıvı salgılar. Bu sıvı ve pürüzlü yüzey, çiçek tozlarının dişicik tepesinde tutunmasını ve salgı vasıtasıyla çimlenmesini sağlar. Dişicik borusu, dişicik tepesinde çimlenen çiçek tozu çim borusunun, yumurtalığa ulaşmasını sağlayan bir kanaldır. Yumurtalık, bir ve birden fazla meyve yaprağı karpelden (carpel) meydana gelir. Karpellerdeki yumurta sayısı çok farklıdır. Kavun, karpuz, hıyar, kabak, domates ve patlıcanlarda çok sayıda; bezelye, fasulye ve baklada 5-10 adet; ravent, pırasa, soğanda 3 adet, pancarlar genel de çok karpelli ancak ıslah edilmişleri 1 karpelli, turp, lahana ve bir çok sebze 2 karpelli, havuç bir karpellidir. Yumurtalığın iç yüzünde (placenta), göbek bağı (funicule) ile bağlanmış tohum taslakları (ovule) yer alır. Yumurta hücresinin (oospher) oluştuğu embriyon kesesi, tohum taslaklarından meydana gelir.
      Çiçekler açtığında, genel bir kural erkek organlar, olgun durumdadır ve etrafa çiçek tozlarını yayabilir ve dölleme yapabilir. Buna karşın dişi organ çiçek açıldıktan belli bir süre sonra döllenme olgunluğuna gelir. Bu durum dışında, çiçek açıldığında dişi organ döllenme olgunluğunda, erkek organlar henüz dölleme olgunluğunda olmayabilir veya ikisi de aynı zamanda olgunlaşabilir. Döllenme olmasının ilk koşulu, tozlanmanın olmasıdır. Erkek organ çiçek tozu keselerinde olgunlaşan çiçek tozlarının, dişicik tepesine taşınması olayına “tozlanma”denir. Tozlanma çiçeklerin yapısal özelliğine göre kendiliğinden, rüzgarların veya böceklerin yardımıyla olur.
      Kendine döllenmede, çiçek açılırken meydana gelen sarsıntıyla, erkek organlardaki çiçek tozlarının dişicik tepesine düşmesiyle, vasıtasız olarak gerçekleşir. Ancak kendine dölleme her zaman gerçekleşmeyebilir. Kendine döllenmenin olabilmesi için, bir çiçekte öncelikle erkek ve dişi organın aynı anda veya çok kısa süreler içinde dölleme ve döllenme olgunluğuna gelmesine, ayrıca erkek organların boylarının dişi organın boyuna göre yüksekte veya aynı seviyede olmasına bağlıdır. Özellikle erkek ve dişi çiçekleri farklı bitkilerde veya bir bitkinin farklı yerlerinde bulunuyorsa, erdişi çiçeklerde erkek organlar, dişi organa göre alçak boyluysa, erkek ve dişi organlar farklı zamanlarda olgunlaşıyorsa, kendine döllenme olasılığı kaybolur, yerine böcekler veya rüzgarla, vasıtalı döllenme olasılığı (Yabancı dölleme) doğar.
      Böceklerle tozlanan domates, biber ve patlıcan gibi bitkilerde (entomophyl bitkiler) çiçekler gösterişli, renkli ve çevreye hoş koku yayarlar. Böylece böcekleri kendisine çeker. Erdişi çiçeklerde, böcek çiçek içinde dolaşırken, erkek organdan aldıkları çiçek tozlarını dişicik tepesine bulaştırır. Böyle böcekler, çiçek tozlarının dişicik tepesine taşınmasına yardım eder.
      Rüzgarlarla tozlanan havuç, maydanoz gibi bitkilerin (anemophyl bitkilerde) erdişi çiçeklere sahip olanlarında, rüzgar eserek bitkiyi sallar, bu sallantıyla çiçek tozları dişicik tepesine düşer, tozlanma olur. Erkek ve dişi çiçekleri farklı bitkilerde veya bir bitkinin farklı yerlerinde olması, erkek ve dişi organları aynı çiçekte fakat farklı zamanlarda olgunlaşması vb. durumlarda, rüzgar, çok küçük ve hafif olan çiçek tozlarını alır, taşır ve dişicik tepesine bulaştırır. Rüzgarla döllenen bitkilerin çiçekleri gösterişsizdir. Taç ve çanak yaprakları olmayabilir veya çok küçük olup, kokusuzdur.
      Bir dişi organ, kendi çiçeğinin veya kendi bitkisi üzerindeki diğer çiçeklerin erkek organ çiçek tozlarıyla tozlanabilir ve döllenebilir. Bu tozlanmaya ve döllenmeye “kendine tozlanma veya kendine döllenme”; aynı türe ait veya başka türe ait çiçeklerin çiçek tozlarıyla tozlanmasına ve döllenmesine “yabancı tozlanma veya yabancı döllenme” denir.
      Doğada kendileme (kendine tozlanma), doğal olarak meydana gelir. Daha doğrusu birçok bitkinin çiçek yapısı, bu tip tozlanmaya uygun olacak şekilde oluşmuştur. Bu bitkiler devamlı kendilenerek tohum oluşturduklarından, bu tohumlardan üreyen bitkilerde homozigotluk artar ve birbirlerine benzer bitkiler ortaya çıkar. Fakat kendine döllenen bitkilerdeki bu benzer yapı (homozigotluk), şartlı melezlemeler ve mutasyonlarla, kısmen heterozigot (karışık) bir yapıya dönebilir. Kendine döllenen bitki populasyonlarında, benzer tiplerin ayrılmasıyla saf hatlar elde edilebilir ve saf çeşitler ortaya çıkartılabilir. Yabancı döllenen bitkiler, değişik karakterdeki bitki ve klon topluluğudur ve dolaysıyla topluluk heterozigot bir yapı gösterir. Eğer yabancı döllenen bitkiler, bir süre kendine döllendirilirse (veya kendileme yapılırsa), depresyon baş gösterir ve anormal bitkiler ortaya çıkar, verim düşer, kalite bozulur, hastalıklara yakalanma riski artar ve dış koşullara mukavemetsizlik başlar. Yabancı döllenen sebzeler grubuna giren lahanalarda arka arkaya birkaç kez kendine dölleme yapıldığında, yukarıdaki aksaklıkları hemen görmek olasıdır. Bazı bitkiler hem kendine ve hem de yabancı döllenir. Bu bitkilerde, kendine döllenmeden ortaya çıkan depresyona rastlanmaz. Yabancı döllenmenin meydana gelmesine çeşitli etkenler neden olur. Bunlardan ilki, çiçeğin morfolojik yapısıdır. ?ki evcikli (diocide) ve tek evcikli (monocie) bitkilerde erkek ve dişi çiçekler ayrı bitkiler veya bir bitkinin ayrı yerlerinde olduğundan, erkek organlarındaki çiçek tozlarının dişicik tepesine taşınması gerekir, bu taşıma olayı rüzgar veya böceklerle olur ve dolayısıyla yabancı tozlanma kaçınılmaz hale gelir. Erdişi çiçeklerde, kendine döllenme % 95-100, yabancı döllenme % 0-5 arasında meydana gelir. Fakat bazı erdişi çiçeklerde, kısa boylu olan erkek organlar, uzun boylu olan dişi organ tepeciğinin altında bulunur. Bu tip çiçeklerde, çiçek tozlarının dişicik tepesine ulaşması çok zordur ve kendine döllenme oranı ile yabancı döllenme oranı neredeyse eşit duruma gelir. Ayrıca erdişi çiçeklerde erkek ve dişi organların değişik zamanlarda dölleme ve döllenme olgunluğa gelmesi, yine yabancı dölleme oranını arttırır. Erkek kısırlık ve uyuşmazlıkta yabancı döllenmenin bir başka nedenidir.
      Kısırlık iki yoldan ortaya çıkar. Bunlardan birincisi morfolojik kısırlık, ikincisi genetik veya sitoplazmatik kısırlıktır.
      Morfolojik kısırlıklar eşey organların yapısal noksanlıklarından veya yetersizliklerinden kaynaklanır. Erkek veya dişi gametlerin birsinin veya ikisinin birden oluşum ve gelişmesinin engellenmesiyle ortaya çıkar.

      Comment


      • #4
        Cevap: Çiçek / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK

        Genetik veya sitoplazmik kısırlık ise, genelde erkek kısırlığıdır. Erkek kısırlığı genetik, sitoplazmik ve sitoplazmik+genetik kısırlık şeklinde görülür. Erkek kısırlığa domates, fasulye ve soğanlarda rastlanır.
        Erkek ve dişi organlar, normal fonksiyonlarını yapacak güçte olmalarına karşı, genetik yapı nedeniyle çiçek tozları, karşılıklı etkileşim sonucu, dişicik tepesi ve borusunda gelişemez veya gelişmesi engellenir. İşte bu engelleme olayına “eşeysel uyuşmazlık” (incompatibility) denir. Bir bitkinin çiçek tozları, kendi dişi organını veya aynı çeşidin diğer bitkilerinin dişi organlarını döllemiyorsa buna “kendine uyuşmazlık” (self-incompatibility), bir çeşidin çiçek tozları, aynı tür içindeki diğer bir çeşidi dölleyemiyorsa buna da “birbiriyle uyuşmazlık” (cross-incompatibility) denir.
        Nihayet yabancı döllenmeye çevre koşullarının etkisi olur. Kuru, çok sıcak ve soğuk havalarda böcekler, çalışması azaldığından taşıyıcılık görevini tam yapamaz. Rüzgarların çok kuvvetli esmesi, çok kuru, sıcak ve soğuk olması durumunda veya havanın çok sıcak, durgun ev kuru olmasında çiçek tozları ve dişicik tepesi kurur. Çok nemli ve yağışlı havalarda, tozlanmayı sekteye uğratır, dişicik tepesine gelen çiçek tozlarının yıkanmasına sebep olur veya birbirine yapışarak taşınma işleminin zorlaşmasına yol açar. Dişicik tepesine gelen çok sayıdaki çiçek tozları burada çimlenir. Çiçek tozunun porlarından birisi, çiçek tozu borusu oluşturur. Bu borular salgıladıkları kütilaz enzimiyle, dişicik tepesinin kütikul ile kaplı epidermis hücrelerini eriterek, dişicik borusuna girer ve yumurtalığa doğru ilerler. Ancak içlerinden bir tanesi mikropilden geçerek yumurta hücresine ulaşır ve yumurtayı döller. İşte erkek ve dişi gametlerin birleşmesi olayına “döllenme” denir. Döllenmede, yukarıdaki domates örneğinde çiçek tozunun 12 kromozomlu generatif çekirdeği, 12 kromozomlu yumurta hücresiyle birleşir ve 24 kromozomlu bir hücre meydana getirir. Bu hücre mitoz yoluyla çoğalarak, tohumun zigotunu oluşturur. Çiçek tozunun vegetatif çekirdeği, yumurtalığın polar çekirdeğiyle birleşir ve endospermi meydana getirir. Döllenmeden sonra, dişi organa ait kısımlardan
        Yumurtalık .................................................. .. Meyveyi
        Döllenmiş yumurta ....................................... Tohumu
        Integümentler ................................................ Tohum kabuğunu
        Nusellus .................................................. ....... Perispermi
        Çiçek tozu vegetatif çekirdeği ile
        Yumurtalığın iki polar çekirdeği ................... Endospermi
        Çiçek tozu generatif çekirdeği ile
        Yumurta hücresi........................................... ... Embriyonu (zigotu)
        meydana getirir.
        Endosperm içinde gömülü olan zigot, büyümesine devam eder. Küçük bir bitki minyatürü halini alır. Embiryo, sürgün ucu (plumule), çanak yaprak (cotyledon) (pırasa, soğanlarda olduğu gibi, bazı türlerde tek çanak yaprak monocotyledon, domates, hıyar, kabak gibi bazı türlerde çift çanak yaprak dicotyledon ve gövdeyle (hypocotyl), kök (epicotyl) kök ucundan (radicle) ibarettir.
        Tohumdaki endospermde, tohumun çimlenme sonrası, zigotu büyümesi için gereksinim duyacağı besin maddeleri bulunur. Domates, patlıcan ve havuç gibi sebze tohumlarında besin maddeleri endospermde toplandığından, çanak yapraklar küçük kalır. Bazı tohumlarda endosperm gelişmez. Bu tohumlarda, zigotu besleyecek depo maddeleri, çanak yapraklarda toplanır. Fasulye ve bezelyede olduğu gibi çanak yapraklar bu yüzden oldukça iridir. Bazen endosperm, embriyonu (zigotu) besleyemez ve embriyon gelişmesi dumura uğrayabilir. Bu olaya “somaplastik” denir. Tabiatta aynı türlerin melezlenmesi sonucu meydana gelen tohumlarda ve poliploid durumlarda somaplastiğe çok sık rastlanır. Gelişemeyen embriyonlara hemen müdahale ederek, embriyon (zigot) tohum içinden alıp, bir besi ortamına (doku kültüründe) konursa, ortamdan besin maddesi alarak büyümesine devam eder ve bitki oluşturabilir. Normal tohumların oluşmasında, embriyonun oluşmasına dış çevre koşullarının etkisi olmaktadır. Özellikle salata, marul ve havuçlarda, kötü hava koşulları (soğuk hava, fazla yağmur ve yüksek nem) embriyon oluşumunu azaltır veya hiç oluşmamasına neden olur. Ayrıca bazı böcek tohumun embriyonunu yer, hastalıklar gelişmesini önler. Bu son durumlara, özellikle fasulye, bakla ve havuç tohumluğunda sık rastlanır. Meyvenin oluştuğu, ancak tohumun meydana gelemediği durumlar ortaya çıkabilir. Buna etkili olan bazı faktörler vardır. Bu faktörler :
        - Partenokarpi
        - Embriyon absorbsiyonudur.
        Embriyonun ve bir tohumun oluşması, genelde bir döllenme sonucudur. Bazen döllenme olmaksızın da embriyonun meydana geldiği görülür. Daha önce apomik çoğaltmada belirttiğimiz gibi, bu meydana gelen tohumlarda maiosis bölünme olmadığından (redüksiyon bölünme ile dişi ve erkek gametler meydana gelmediği ve zigot oluşmadığından) tohumlar vejetatif yoldan meydana gelir ve o bitkinin tüm özelliğini taşır. Bu yüzden bu tohumlar bir çelik gibi kullanılır.
        / Tohum / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK
        Tohum, daha öncede belirttiğimiz gibi, erkek ve dişi gametlerin birleşmesiyle generatif yolla meydana gelen, embriyon ve onun çevresindeki endospermden oluşan ve bitkinin küçük canlı parçasıdır. Bu canlı parçada aranacak özellikler, büyüklüğüyle kıyaslanamayacak kadar fazladır. Olgunlaşmış bir tohum dört kısımdan meydana gelir (Şekil 20.16).
        Şekil 20.16. Bazı sebze tohumlarının kesitleri. 1.Fasulye, 2. Domates, 3. Pancar A. Tohum kabuğu, b.Embriyon, c. Endosperm, d. Kökçük, e. Boyuncuk, f. Çanak yapraklar, g. Perisperm
        -Tohum kabuğu (testa)
        - Hialin tabası (nucellar tabaka)
        - Endosperm
        a. Aleuron
        b. Asıl endosperm
        - Embriyon (sürgün ucu, çanak yapraklar, gövde, kök gövde ve kök ucu)
        Tohum kabuğu, tohumun dışını saran ve embriyonu dış koşullardan koruyan kısmıdır. Bunun altında ayrıca ince bir zar bulunabilir. Kabuk tek, iki ve ender olarak üç adet olabilir. Kalın bir yapıya sahiptir. Renk, büyüklük ve şekil, çeşit özelliği olarak değişir. Düz parlak (patlıcan, lahana gibi) tohumlar yanında, kırışık, çengelli, tüylü (pancar, havuç ve domates gibi) olanlar vardır. Çok küçük olan semiz otu, lahana ve karnabahar tohumları yanında, biraz büyük patlıcan, biber ve domates tohumları, daha iri hıyar, kavun ve karpuz tohumları, çok iri olan fasulye, bezelye ve bakla tohumları vardır. Renk, beyaz, sütlü beyaz ve griden başlar (hıyar, maydanoz ve havuç gibi) kırmızı, mor kırmızı (lahana ve karnabahar gibi) ve siyaha (soğan ve pırasa gibi) kadar değişen tonlar gösterir.
        Endosperm, tohumun besin deposudur. Bazı tohumlarda yağlı, bazılarında daha çok nişastalı maddeler, çoğunlukta bulunur. Bazı tohumlarda endsoperm yerine depo maddeleri çanak yapraklarda toplanmıştır
        Embriyon, bitkinin küçük bir minyatürüdür. Tohum çimlenme koşullarını bulduğunda, endospermdeki depo maddeleri suda çözünerek embriyona taşınır ve embriyondaki küçük bitki minyatür bu besin maddelerini kullanarak, önce kökçük büyümeye başlar, tohum kabuğunu yararak dışarı çıkar ve toprakla temas eder. Kökçük toprak içindeki büyümesine devam ederek, bitkinin toprak altı organlarını oluşturur. Kökçük 3-4 cm büyüdüğünde, ardından çanak yapraklar ve gövde büyüyerek, bitki toprak yüzüne çıkar ve ilerde bitkinin toprak üstü organlarını meydana getirir.
        Tohumun oluşması sırasında, çeşit özelliklerinin bozulmaması gerekir. Özellikle saf çeşitlerde, bu konu çok önemlidir. Çünkü, meydana gelebilecek yabancı döllenme olayı ve yüzdesi, çeşit saflığını büyük ölçüde düşürür. Tohumların özelliklerinin korunmasında ilk yol izolasyondur. İzolasyon, yabancı döllenmeye engel olmak, tohum hasadı ve sonrasında tohumluktaki fiziki çeşit karışmasını önlemek için yapılır. Fiziki karışımı önlemek, daha çok kendine döllenen bitkilerde tohum alınırken uygulanır ve çeşitler arasında en az 3 m aralık bırakılır. Fiziki tohum karışımı, bir tarlada arka arkaya aynı türün, farklı çeşitlerinin (örneğin, domatesin farklı çeşitlerinin) yetiştirmesiyle de ortaya çıkabilir. Yetiştirme anında, o çeşidin meyvelerinin parçalanması ve tohumlarının tarla toprağına karışması ve ertesi yıl oraya başka bir çeşidin tohum almak üzere getirilmesiyle, onlarla yaşamını sürdürmesi mümkündür. Bu bakımdan, aynı türe ait çeşitler, ancak 3-4 yıl aralıklarla, aynı yere getirilmelidir. Bu işlemi, yıllar arası yer izolasyonu olarak algılamalıyız. Yüzde yüz kendine döllenen bitkilerde, fiziki karışımı önlemek dışında, izolasyon düşünülmez. Ancak yabancı ve yarı yabancı döllenen bitkilerde genetik bozulmayı önlemek amacıyla izolasyon uygulanır. İzolasyon mesafe ve bitki izolasyonu olarak yapılır. Mesafe izolasyonu, ticari tohumculukta ve kütle tohum üretiminde söz konusudur. Verilecek izolasyon mesafesi, çeşitlere göre değişmekle beraber 50-2000 m bazen 5000 m’ye kadar çıkar. Biribirini dölleyebilecek farklı çeşitler, etkin rüzgarların estiği aynı yöne arka arkaya konulmamalıdır. Cetvel 20.1’de değişik sebzelerde yabancı döllemeye engel olmak üzere uygulanacak izolasyon mesafeleri verilmiştir.
        Cetvel 20.1. Tohum Üretiminde Yabancı Döllenmeye Engel Olmak Üzere
        Bazı Sebze Türleri arasında Bırakılacak İzolasyon Mesafesi (m)
        Tohumluk Şekli
        Döllenme şekli Türler Elit Tescilli Sertifikalı
        Fasulye 3 3 3
        Kendine Döllenme Bezelye 3 3 3
        Bakla 3 3 3
        Domates 60 60 10
        Domates 1000 500 300
        Yabancı Soğan 1600 800 400
        Döllenme Karpuz 800-1000 500-800 200-500
        (Böcekle) Hıyar 800-1000 500-800 200-500
        Kavun 600- 800 300-600 100-300
        Yabancı
        Döllenme (Rüzgarla) Ispanak 300- 500 200-300 50-100
        Bitki izolasyonları, sebze çeşitlerinin ıslahıyla uğraşan tohumculuk müesseselerinde, elit ve orijinal tohum üretiminde kullanılır. Bitki izolasyonu, bir çiçeğin, bir bitkinin veya bitkiler grubunun örtü altına alınmasıyla yapılır. Bir çiçeğin izolasyonunda çiçek, kağıt ve plastik keseler içine alınır, çiçeğin çanak yapraklarının açılması pens veya mandal tutturarak engellenir. Bitki izolasyonu plastik, bez, kanaviçe torbalar, tel kafesler ve özel tel kafes serlerle yapılır (Şekil 20.17). Bitki grup izolasyonu, havalandırma pencerelerine, kanallarına ve kapılarına tel çerçeve yerleştirilmiş cam ve plastik serlerde veya tel serlerde yapılır.
        Ülkemizde tohumculuk yavaş yavaş gelişmektedir. Şu anda bir çok sorunlarla karşı karşıyadır. Eskiden devlet teşekkülü olarak Balıkesir Sebze Tohumu Üretme Merkezi’nde ve Bursa’da Beta ve May adındaki ticari kuruluşta tohum üretimi yapılırdı ve bu üretim ne kalite ve nede miktar bakımından gereksinmemizi karşılamaktan uzaktı. Dış ülkelerden tohum ithali bazı esaslara ve kontrollere tabi tutulduğundan, istenen anda ve miktarda tohum bulma şansı yoktu. Birçok üretici tohumluk gereksinmesini karşılamak üzere, tohumlarını dışarıdan hiçbir denetime uğratmadan kaçak yollarla yurda sokardı. Dolayısıyla bu durum, çeşit karmaşasına yol açardı ve aynı zamanda bir çok hastalığın yurda girmesine neden olurdu. Tohumculuk konusunda alınan önlemlerle ve çıkarılan kanunlarla, yurtiçindeki tohum firmaları, yurtdışındaki tohum firmalarıyla anlaşmalar yapması sağlandı. Başlangıçta onların patentli tohumları ülkemize ithal edildi. Daha sonra ülke içinde onların patentli tohumları üretilmeye başlandı. Ancak onca zaman geçmesine rağmen kendi öz sebze çeşitlerimizin ıslahı yapılamadı (özellikle F1 çeşitlerde) ve bu ıslah yoluyla elde edilecek tohumlar devreye sokulamadı. Daha çok dışardan getirilen tohumların teksirinin yapılmasıyla yetinildi.
        Şekil 20.17. Örtü izolasyonu
        Tohumların hasadı ve pazara hazırlanması, en hassas işlerden birisidir. Dikkatsizce yapılacak uygulamalar, tohumluğun saklanma süresini, çimlenme ve sürmesini büyük ölçüde düşürür. Ticari tohum üreten firmalarda, hasat edilen tohumlar temizlenir, kurutulur ve paketlenir. Ayrıca sertifika kontrolleri yapılır.
        Kaynak: Genel Sebzecilik Kitabı Prof. Dr. Atila Günay

        Comment


        • #5
          Cevap: Çiçek / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK

          hocam bana en kısa zamanda domateste kendileme ve melezleme konusunda bılgı aktarabilir misiniz

          Comment


          • #6
            Cevap: Çiçek / Tohum ve Tohumla Üretim / SEBZELERDE YETİŞTİRME TEKNİĞİ / SEBZECİLİK

            Aradığınız bilgilere ait içerik burada bulunmaktadır.

            Comment

            Working...
            X