fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 29 Ocak 2010

    Bugün 29 Ocak 2010 14 Safer 1431 K.Sani: 16 Kasım 83 İlk Türkçe Ezanın Fatih Camii'nde Okutulması (1932)-Şiddetli soğuklar

    HADİS-İ ŞERİF

    İki hakim Cehenneme, bir hakim de Cennete girer. Hakkı bilen ve o hak üzere hüküm veren hakim cennetliktir. Hakkı bilen, fakat o hak ile hükmetmiyerek yargıya zulüm karıştıran hakim cehennemliktir. Hakkı bilmeden, gerçeği öğrenmeden peşin yargıya varan hakim de yine cehennemliktir. (Hakim).



    İLMİHAL: ALLÂHÜ TEÂLÂYA ÎMÂN

    îmânın şartlarından birincisi Allâhü Teâlâ'ya inanmaktır.

    Bütün âlemi yaradan, yâni yoktan var eden Allâhü Teâlâdır ki, birdir, ortağı ve benzeri yoktur.

    Herkes ona muhtâcdır, o hiçbir şeye muhtâc değildir.

    Ana, baba ve evlâdı olmaktan münezzehtir.

    Hiçbir şey ona müsâvî(denk) değildir.

    Mekândan, cihetten ve yemek, içmek, uyumak, uyuklamak gibi sıfatlardan uzaktır. (Hiçbir şeye muhtaç değildir.)

    Her şeye gücü yeter. Dilediğini işler, ona kimse mâni olamaz, her şeyi bilir, görür ve işitir.

    Kur'ân-ı Kerîm onun kelâmıdır.

    Görmesi bizim gibi göz ile, işitmesi kulak ile ve konuşması lisân, ses ve harf ile değildir.

    Her türlü kemâl sıfatları onundur ve noksan sıfatlardan uzaktır.


    ALLÂHÜ TEÂLÂYA TA'ZÎM

    Yerleri, gökleri, ayı, güneşi, yıldızları, türlü çiçekleri, otları, çeşit çeşit meyveleri, birbirlerine benzemeyen bunca insan ve hayvanları yaratan Allâhü Teâlâ, kullarını akıl, fikir, dil, el, ayak, göz, kulak gibi saymakla bitmeyen nimetlerle donatmıştır.

    Açıkları örten, açları doyuran, susuzları kandıran, hastalara şifâ, dertlere deva veren Rabbimiz için gece gündüz başımızı secdeden kaldırmasak da yine bu ni'met-lerin şükrünü edâ edemeyiz.

    Allah'ımızı anamızdan, babamızdan ve canımızdan daha çok sevmeli, Mevlâmızın emirlerini tutmalı, yasakladıklarından kaçmalı, zâtına kulluk etmeli, azabından korkup rahmetini ümit etmeli. Ni'metlerine şükredip musibetlerine sabretmeliyiz.

    ATALAR SÖZÜ:

    • Gün olur ayı, ay olur seneyi besler.

    • Görmeyince yüzünü, sarf edemem sözümü.

    • Devekuşu aibi: ucmaâa aelince deve, vüke aelince kus.


    FIKRA


    Nefis aryalar söyleyen bir gondolcuya beyin ameliyatı yapılır. Beynin yarısı alındığında aryalar yerine popüler İtalyan şarkılarını söylemeye başlar gondolcu. Beynin yarısı daha alındığında artık şarkı söyleyememektedir. Kalan parça da alındığında gondolcu şakımaya başlar; “Çayeli’nden öteye... Giderim yali yali!..”

    GÜNÜN SÖZÜ

    Alkış zayıfların amacı ve sonudur. C.Colton

    YEMEK MENÜSÜ

    · Etli Taze Fasülye

    · Pirinç Pilavı

    · Tatlı

    · Kurabiye

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: YÜCESAN: (Tür.) Er. - Saygın bir adı olan.
    Kız: TÖZ: (Tür.) - Kök, asıl, cevher. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MANİ

    Yıldırım vurdu bizi,
    Dal gibi kırdı bizi,
    Araya girdi düşman,
    Dağlar ayırdı bizi



    BİLMECE

    Eve gelen hırsız neyi çalmaz?

    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap:Ütü

    Comment


    • 30 Ocak 2010

      Bugün 30 Ocak 2010 15 Safer 1431 K.Sani: 17 Kasım 84 Yavuz Sultan Selim'in Kahire'yi Fethi (1517)-Erbain (Zemherir-Karakış)'ın sonu

      HADİS-İ ŞERİF

      Allah (tedbir almakta) yetersiz (aciz) davranmayı kınar. Sen yapmak istediğin işin gereklerini yerine getir. Buna rağmen o işi neticelendirmeye gücün yetmezse, şöyle de: Hasbiyallahu ve ni’me’l-vekil... Allah bana yeter. O ne güzel vekildir. (Ebu Davud).



      SİYER: ...PEYGAMBERİMİZİN GÜZEL AHLÂKI
      Yahudi kavminden iken imân eden bir sahâbî şöyle anlattı: Ben, Peygamberimiz hakkında Tevrat'ta bildiri­len hilmi (yumuşak huyluluğu) hariç- bütün vasıfları ken­disinde gördüm. Belli bir süre içinde ödemek üzere ona 30 dînâr borç vermiştim. Borcun vâdesine bir gün kala yanına geldim ve "Ey Muhammedi Borcunu öde. Zâten, siz Abdülmuttalib oğulları, borcunuzun vaktini geçirir, uzatır durursunuz!" dedim. Bunu duyan Hz. Ömer:
      "Ey Yahudi! Vallahi, eğer Resûlullâhın evinde olma­saydın, gözünü patlatırdım!" dedi.
      Peygamberimiz: "Allah seni bağışlasın ey Ömer! Biz senden, borcumu ödememi emretmeni isterdik. O da alacağının ödenmesinde kendisine yardım etmiş olma­nı isterdi." buyurdu.
      Benim onu bilmemezlikten gelmem, onun sâdece hilmini artırmıştı. Peygamberimiz:
      "Ey Yahudi! Senin bendeki alacağının va'desi yarın dolacak!" buyurdu. Sonra da, Hz. Ömer'e:
      "Ey Ebû Hafs! İlk gün onu istediği bahçeye götür! Kabul ederse, ona şu kadar ölçek hurma ver. Dedik­lerinden dolayı da ona şu kadar ölçek fazla ver. Eğer o bahçeyi beğenmezse, falan bahçeden ver," buyurdu.
      Hz. Ömer beni bahçeye götürdü. Hurmasını beğen­dim ve kabul ettim. Hz. Ömer bana, Peygamberimizin dediği kadar hurma verdi. Ayrıca emrettiği fazla miktarı da verdi. Hurmaları teslim alınca:
      "Ben şehâdet ederim ki: Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed de, Allah'ın resulüdür! Tevrat'ta haber verilen bütün vasıfları onda gördüm. Sâdece hilm sıfa­tını görememiştim. Sırf bunu anlamak için bunları yap­tım ve aynen Tevrat'ta anlatıldığı gibi buldum. Beni böy­le yapmağa sevk eden sebep budur. Sen şahit ol ey Ömer, ben bu hurmaları ve malımın yarısını müslüman-ların fakirlerine bağışladım." dedim.
      Yüz yaşındaki bir ihtiyarın dışında bu zâtın akraba­larının tamâmı müslüman olmuştur.

      FIKRA

      NASA uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel 3 aylık bir eğitim ile astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel’e sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak ilk işi olmuş. Maymunun görevleri: “Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak. Her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak. Füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek. Yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek...” diye devam ederken okumaktan sıkılan Temel kendi görev kartını açmış: “Maymunu iyi besle!..”

      GÜNÜN SÖZÜ

      Aklın güzelliği dil ile, dilin güzelliği söz ile, kişinin güzelliği yüz ile, yüzün güzelliği göz ile belli olur. Yusuf Has Hacip

      YEMEK MENÜSÜ
      · Simit, Beyaz Peynir,Domates
      · Çay
      · Düğün Çorba

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: YÜCESOY: (Tür.) Er. - Saygın, ulu, soylu.
      Kız: TORUM: (Tür.) - Yaratılış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

      MANİ

      Ekim ektim düzlere,
      Diken oldum gözlere,
      İşte ben gider oldum,
      Ayaş kalsın sizlere.



      BİLMECE
      Meyvelerin şefi hangisidir?
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap:Zili

      Comment


      • 31 Ocak 2010

        Bugün 31 Ocak 2010 16 Safer 1431 K.Sani: 18 Kasım 85 Türkiye'de İlk Matbaa'nın Kuruluşu (1729)-Hamsin'in başlangıcı

        HADİS-İ ŞERİF

        En üstününüz, görüldüklerinde Allah’ın hatırlandığı kimselerdir. (Hakim).



        ADAB: RESÛLULLAH'IN (S.A.V) BİR NASÎHATI
        Hermele b. Abdullah (r.a.) anlattı; Resûlullâh'dan (s.a.v.) bana bir nasîhatte bulunmasını istedim. Buyurdular ki;
        "Allah'tan kork. Bir mecliste oturduğunda, oradakile­rin ne konuştuğunu dinle. Güzel şeyler söylüyorlarsa, yine oraya git. Ama dinlediğin şeyler hoş değilse, bir daha oraya gitme."

        MÜTERCİM ÂSİM EFENDİ
        İsmi Ahmed Ayntâbî olup "Mütercim Âsim" unvanıyla meşhur olmuştur. İlim tahsîlini Antep'te tamamladıktan sonra İstanbul'a geldi. Arapça'nın muteber lügatlerin­den Firuzâbâdî'nin Kâmûsu'l-Muhîtini (el-Okyânusu'l-Basît fî Tercemeti'l-Kâmusi'l-Muhît) adıyla ve Fars­ça'nın muteber lügatlerinden Burhân-ı Kâtı'ı (Tibyân-ı Nâfi' der Terceme-i Burhân-ı Katı') adıyla tercüme ede­rek ilme iki büyük hizmet etmiş ve Sultân Üçüncü Selîm ve Sultân Mahmûd Hân'ın ihsanlarına nail olmuştur. Kâmûs'u Sultân İkinci Mahmûd'un emri ile basıldı ve bütün kütüphanelere birer nüsha dağıtıldı.
        Mütercim Âsim Efendi, Burhân-ı Kâtı1 tercemesinde Farsça kelimeleri, eserin mukaddimesinde bildirdiği otuz­dan fazla lügatten mukayeseli olarak vermiştir. Türkçe mânâları verirken; Türkî'de (herkesin anladığı kelimeler için), "Türkistan'da" (Türkiye dışındaki Türkçe kelimeler­de), "Türkî-i kadîm" (eski Türkçe), "Türkî-i gayr-ı meşhur", "Türkî-i mehcûr" (unutulmuş kelimeler), "Taşra Türkçesi", "Rûmî", "Istılah", "Avâmî Türkî" gibi îzâhları da vermiştir.
        Merhûm'un târihe, Arap ve Fars diline tam vukufu vardı. Âsim Efendinin Arapça'nın daha kojay tahsîli ga­yesiyle manzum olarak yazdığı Tuhfe-i Âsim, "Terce­me-i Siyeri'l-Halebî" ve Akaide dâir "Merahu'l-Meâlî fî Şerhi'l-Emâlî" başlıca eserlerindendir. Güzel şiirleri de vardır. Vakanüvîs (resmî tarihçi) olmuş "Vekâyi'-i Selî-miyye" ismiyle yazdığı târih basılmıştır. 1235 (M.1820) târihinde Üsküdar'daki hanesinde vefat etmiş olup kabri Üsküdar'da Nuhkapısı civarındaki kabristandadır.

        FIKRA

        Temel otoyolda araba sürerken bir yandan da radyo dinlemektedir... Çalan şarkı bir anda kesilir ve bir anons duyulur: “Otoyolda ilerleyen sürücülerin dikkatine! Bir araç ters yönde seyretmektedir... Dikkatli olunuz!..” Temel: “Hangi bir araç?.. Hepsi ters yönden geliyur!..”

        GÜNÜN SÖZÜ

        Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var; aptal konuşur, zira kendinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır. Plato

        YEMEK MENÜSÜ
        · Fırında Tavuk incik
        · Pilav
        · Şehriye Çorba

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: YÜMNİ: (Ar.) Er. 1. Uğurlu, becerikli. İşi sağ eliyle gören. Kıyamet gününde kitabını sağ tarafından alacak olan. 2. Uğura ait, uğurla ilgili.
        Kız: TÖRE: (Tür.) 1. Eğitim, görgü, gelenek. 2. Soyluluk, asalet. 3. Eksiksiz, mükemmel. 4. Geline verilen armağan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

        MANİ

        Kuş kafese girmiyor
        Buna aklım ermiyor
        Hiç boşuna ah çekme
        Annem beni vermiyor



        BİLMECE
        Damlaya damlaya ne olur?
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap:Şeftali

        Comment


        • 1 Şubat 2010

          Bugün 1 Şubat 2010 17 Safer 1431 K.Sani: 19 Kasım 86 Ayasofya'nın Müzeye Çevrilmesi (1935)

          HADİS-İ ŞERİF

          Allah, benden evvel herhangi bir insanın cennete girmesini yasaklamıştır. Ancak ben, sağıma baktığımda, beni geçmeye çalışan bir kadın görürüm. Bu kadının benimle beraber cennete girmesinin sebebi nedir? diye sorarım. O zaman, bana denir ki: Bu, gençliği ve güzelliği yerinde bir kadın idi. Fakat yanında yetimleri bulunduğu için, onları büyütüp işleri yoluna girinceye kadar sabredip evlenmedi. Onun bu şefkatli davranışına Allah’ın mükafatı böyle olmuştur. (İmam Şa’rani, Tenbihu’l-Muğterrin).



          ASHÂB-I KİRÂM'IN TABAKALARI (DERECELERİ)

          • Ashâb-ı kiramın birinci tabakası herkesten evvel ve Ömer bin Hattâb'ın Müslüman olmasından önce îmân eden otuz dokuz sahâbîdir. Hz. Erkam'ın Safa mevkiindeki evinde toplanıp Resûl-i Ekrem ile gizlice sohbet ederlerdi. Hz. Ömer de o hanede îmâna geldi. Onunla Müslümanların adedi kırka ulaştı ve onun Müslüman olması üzerine İslâm dîni açıkça ilan edildi.

          Onlardan on kişiyi hayâtlarında iken Resûl-i Ekrem cennet ile müjdeledi. İşte onlara Aşere-i Mübeşşere de­nilir ki Ebû Bekr-i Sıddîk, Ömerü'l-Fârûk, Osman bin Affân, Ali bin Ebî Tâlib, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvâm, Sa'd bin Ebî Vakkâs, Sa'îd bin Zeyd, Abdur-rahman bin Avf ve Ebû Ubeyde bin Cerrah Hazretleridir. (Radıyallâhü anhüm)

          • Ashâb-ı Kirâm'ın ikinci tabakası Hz. Ömer'in Müslü­man olmasından sonra İslâm ile müşerref olanlardır.
          • Üçüncü tabakası Akabe'de ilk bîat eden Ensâr-ı Kirâm'dır.
          • Dördüncü tabakası ikinci defa Akabe'de bîat eden kiyetmiş kadar Ensâr idi.
          • Beşinci tabakası Resûl-i Ekrem'in Mekke'den hicretin­de henüz Küba'da iken gelip de ona ulaşan Muhacirlerdir.
          • Altıncı tabakası Bedir gazasında bulunan Muhacirler ve Ensâr'dır ki onlara Ashâb-ı Bedir denilir.
          • Yedinci tabakası Bedir gazâsıyla Hudeybiye seferi arasında hicret edenlerdir.
          • Sekizinci tabakası Hudeybiye'de Şecere-i Rıdvan denilen ağacın altında bîat eden Ashâb-ı Kirâm'dır.
          • Dokuzuncu tabakası Hudeybiye musâlahasından son­ra hicret edenlerdir ki Amr bin As onların eşrâfındandır.

          Fahr-i Âlem (s.a.v.) Hazretleri bir mahalde otursa sa­ğında Hz. Ebû Bekir ve solunda Hz. Ömer otururdu. Başkâtipliğini yapan Hz. Osman karşılarında otururdu. Hz. Ali dahi Resûl-i Ekrem'in sır kâtibi ve mahrem-i es­rarı idi. Radıyallâhü anhüm.

          FIKRA

          Doktorda

          Temel karısı ile birlikte doktora gitmiş, derdini uzun uzun anlatmış... Sözünü bitirdiğinde, doktor önüne kayıt defterini çekerek bizimkine sormuş:
          - Nerelisiniz?
          Temel, doktora dik dik baktıktan sonra karısına dönmüş:
          - Yürü hanum, cidelum!..
          - Ne oldi? Niye cidiyruk?
          - Ula bi’ saat koniştuk, herif nereli olduğumuzi anlamadi. Hastaluğumuzi nasıl anlayacak?

          GÜNÜN SÖZÜ

          Boşuna kendinizi kandırmayın; sürekli yaptığınız şey neyse siz osunuz... Aristo

          YEMEK MENÜSÜ

          · Beyaz Peynir
          · Yeşil Zeytin, Çokokrem
          · Süt
          · Sebze Çorba

          ÇOCUĞUNUZA İSİM

          Erkek: YÜRÜK: (Tür.) Er. - 1. Çabuk ve hızlı yürüyen. 2. Tarihte yeniçerilere katılan yaya asker. 3. Hızlı koşan at.
          Kız: TOPRAK: (Tür.) 1. Yerkabuğunun canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. 2. Ülke, memleket. 3. İşlenmiş arazi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

          MANİ

          Kapelesi ketenden
          Yârim indi trenden
          Boynuna sarılayım
          Gülünü incelmeden



          BİLMECE

          Hiç ceza alınmadan öldürülen şey nedir?
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap:Su faturası kabarır

          Comment


          • Cevap: Takvimde Bugün

            Bugün 2 Şubat 2010 18 Safer 1431 K.Sani: 20 Kasım 87 İbrahim Paşa Komutasındaki Mısır Ordusu'nun Kütahya'ya Kadar İlerlemesi (1833)-Japonya zelzelesi (200 bin ölü/1703)-Fırtına-Türk Eczacılar Birliği'nin kuruluşu (1956)

            HADİS-İ ŞERİF

            Sen bir ayakkabı aldığında iyisini al. Elbise aldığında da, iyisini al. (Taberani).



            ÎTİKÂD: ALLÂHÜ TEÂLÂYA ÎMÂN

            Allâhü Teâlâ'ya imân etmek, onu, zâtı hakkında vâcib olan kemâl sıfatları ile bilip, öylece inanmak, zâtını nok­san sıfatlardan münezzeh tutmaktır. Allâhü Teâlâ sâ­nına lâyık olan bütün kemâl sıfatlarla muttasıftır.

            Allah'ın sıfatlarının hepsi ezelî ve ebedî sıfatlardır Onun sıfatlarının başlangıcı da sonu da yoktur. Allah'ın sıfatları diğer varlıkların sıfatlarına benzemez. Allah'ın ilmi, irâdesi, hayâtı, kelâmı; mahlûkatın, insan ve cinnin ilim, irâde, hayât ve kelâmına benzemez.

            Biz Allah'ın zâtını ve mâhiyetini bilemediğimiz ve idrâk edemediğimiz için Allâhü Teâlâ'yı isim ve sıfatları ile ta­nırız ve öylece inanırız. Kur'ân-ı Kerîm'de (meâlen) "Onu gözler idrâk etmez, gözleri o idrâk eder, öyle latif öyle habîrdir o." (En'am Sûresi, âyet 103) buy-rularak, Allah'ın zâtını idrâk etmenin imkânsız olduğu bildirilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de" "Allah'ın yarattıkları hakkında düşününüz. Fakat Allah'ın zâtı hak­kında düşünmeyiniz. Gerçekten siz buna hiç güç yetire-mezsiniz." buyurdular.

            Allâhü Teâlâ'nın sıfât-ı zâtiyyesi altıdır:

            Vücud: Var olmak. Kıdem: Evveli olmamak, ezelî olmak. Beka: Sonu olmamak, ebedî olmak. Vahdaniyet-Birlik. Muhâlefetün lil havadis: Sonradan olanlara hiç benzememek. Kıyam bi nefsihî: Varlığında başkasına muhtaç olmamak.

            Allâhü Teâlâ'nın sıfât-ı sübûtiyyesi sekizdir:

            Hayât: Allâhü Teâlâ diridir ve dirilticidir. İlim: Bilgi (Allâhü Teâlâ her şeyi, hattâ kalblerde gizlenen niyetleri dahi bilir.) Semi': İşitmek. (Allâhü Teâlâ her şeyi işitir) Basar: Görmek. (Allâhü Teâlâ; her şeyi görür.) İrâdet: Dilemek. (Diler ve ne dilerse onu dilediği gibi yapar) Kudret: Gücü yetmek. (Allâhü Teâlâ her şeye kadirdir Kelâm: Konuşmak. (Allâhü Teâlâ'nın harf ve sese muh­taç olmadan söylemesi demektir) Tekvin: Yoktan var etmek, meydana getirmek, yaratmak. Varlığın bilme ne hacet küre-i âlem ile, Yeter isbâtına halk ettiği bir zerre bile.

            FIKRA

            Temel’e bir işe girmek için sağlık raporu lazım olmuş. Gitmiş tam teşekküllü bir hastaneye. Epey muayeneden sonra doktor sormuş. “Kulaklarınızdan ya da burnunuzdan bir şikayetiniz var mı?” diye. “He ya...Fanilamı çıkarırken çok zorlanıyorum!..”

            GÜNÜN SÖZÜ

            Boş bir çuvalın dik durması zordur. Benjamin Franklin

            YEMEK MENÜSÜ

            · Poğaça, Kaşar Peynir,
            · Domates
            · Süt
            · Domates Çorba

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: YÜSR: (Ar.) Er. 1. Kolaylık, rahat. 2. Zenginlik.
            Kız: TOPÇAY: (Tür.) - Topçay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

            MANİ

            Kapelesi ketenden
            Yârim indi trenden
            Boynuna sarılayım
            Gülünü incelmeden



            BİLMECE

            İnsan, en çok hangi zilden etkilenir?
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap:Vakit

            Comment


            • 3 Şubat 2010

              Bugün 3 Şubat 2010 19 Safer 1431 K.Sani: 21 Kasım 88 İlk Uzay Gemisnnin Ay'a İnişi (1966)-Sultan II.Murad Han'ın vefatı (1451)

              HADİS-İ ŞERİF

              Bana 2 çenesi ile 2 bacağı arasını koruma konusunda garanti verene, ben de cenneti garanti veririm...(Buhari, Tirmizi).



              "GÜNAHIN AÇIĞINI DA, GİZLİSİNİ DE BIRAKIN"
              ...Allâhü Teâlâ buyuruyor ki: "...Hepiniz Allah'a tevbe edi­niz, ey müminler! Tâ ki kurtuluşa eresiniz." (Nur~31) "Ey Mü'minler! Allah'a nasûh (bir daha o günahı işlememek üze­re gayet ciddi, müessir, öğütçü) bir tevbe ile tevbede bulu­nun. Umulur ki rabbiniz sizden günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere girdirir..." (Tahhm-8) "Günahın açığını da bırakın, gizlisini de..." (En'âm-120) (Bu âyetlerden anlaşılıyor ki) günahlardan tevbe etmek her Müslüman hakkında farz-ı ayındır. Hiçbir insanın bundan müstağni yani muaf olması düşünülemez. Nasıl olabilir ki? Peygamberler -aleyhimüssalâtü vesselam- tevbeden müs-tağnî değillerdir. Peygamberlerin -salât u selam üzerlerine olsun- sonuncusu ve efendisi olan Resûlullâh (s.a.v.) bu­yurmuştur ki: "Kalbime bir ağırlık geldiği olur da, bir gün ve gecede Allah'a yetmiş defa istiğfar ederim."
              Kul hakları ile irtibatı olmayan, zina etmek, içki içmek, çal­gı âletleri dinlemek, nâmahreme bakmak, abdestsiz mushafa dokunmak ve îtikadde bid'at gibi Allah'ın hakları ile alâkalı olan günahların tevbesi, pişmanlık duymak, istiğfar etmek, hayıflanıp mahzun olmak ve Allâhü Teâlâya özür beyan ederek olur. Farzlardan bir farz terk edilmiş olursa bunun tevbesi ancak o farzın edâ edilmesi ile mümkün olur.
              Eğer günahlar, kul haklarına bağlı ise bunların tevbesi, haksız olarak alınmış malların iadesi, hak sahiplerinden helallik alınması, onlara iyilikte bulunmak ve onlara dua et­mekle mümkündür. Şayet mal ve ırz sahibi kimse ölmüş ise istiğfar edip, iyilikte bulunmak ve malı hak sahibinin çocuklarına ve vârislerine geri vermek lâzımdır. Şayet vârisleri bilinmiyorsa haksız olarak alınan malın veya işlenen suçun miktarı kadar, hak sahibi veya haksız yere eziyet görmüş kimse adına fakir fukaraya sadaka verir.
              Hz. Ali (k.v.) diyor ki, Resûlullâh'ın (s.a.v.) şöyle buyurdu­ğunu Hz. Ebû Bekir'den (r.a.) işittim: "Kul bir günah işler de peşinden kalkıp abdest alır ve namaz kılar, günahından dola­yı Allah'a istiğfar ederse, elbette onu bağışlamak Allah'a hak olmuş olur." Zîrâ Allâhü teâlâ büyütüyor ki "Ve her kim bir kö­tülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allâhü Teâlâ'dan mağfiret dilerse Allâhü Teâlâ'yı çok bağışlayan, pek esirge­yen bulur." (Nisâ-110) (tyektûbât-ı İmâmı Rabbani, 66. Mektup)

              FIKRA

              “Merhaba! Ben bir laz virüsüyüm. Lütfen beni adres listenizdeki tüm kişilere yollayın. Sonra hard diskinizdeki tüm dosyaları silin.”

              GÜNÜN SÖZÜ

              Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir. Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir. Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir. Francis Bacon

              YEMEK MENÜSÜ
              · Tereyağ,Bal
              · Peynir, Zeytin
              · Kuşburnu Çayı
              · Mercimek Çorba

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: ZABİT: (Ar.) Er. 1. Askere kumanda eden rütbeli asker. 2. Ticaret gemilerinden, geminin hareketini yöneten idareci. 3. İdare etme gücü olan. (Mecaz): Tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran kimse.
              Kız: TOPAY: (Tür.) - Dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              Kayalar yarılmasın
              Yar bana darılmasın
              Yar bana darılıp da
              Ellere sarılması



              BİLMECE
              En neşeli çiçek hangisidir?
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap:Karnında çalan zilden

              Comment


              • 4 Şubat 2010

                Bugün 4 Şubat 2010 20 Safer 1431 K.Sani: 22 Kasım 89 İskilipli Atıf Hoca'nın İdamı (1926)-Balkan Paktı'nın imzalanması-Fırtına-Dünya Kanser Günü

                HADİS-İ ŞERİF

                Elbiselerinizi yıkayınız. Saçlarınızın fazlalıklarını kesiniz. Misvak kullanınız. (Diş temizliğine özen gösteriniz.) Süsleniniz ve temizleniniz. Çünkü İsrailoğulları bunu yapmadıkları için, kadınları (onlardan tiksinip soğumuşlar ve) meşru olmayan ilişkilere yönelmişlerdir. (İbn-i Asakir)



                NASİHAT:....... .......ALLAH İÇİN SEVMEK

                Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: Allah için sevdiği din kardeşini ziyarete giden kimseye Allah bir melek gönderir. Melek:

                - Nereye gidiyorsun? diye sorar. Adam:
                - Falan kardeşimi ziyarete gidiyorum, der.
                - Onda bir ihtiyacın mı var? diye sorar. Adam:
                - Hayır, der. Melek:
                - O zâtla aranızda akrabalık mı var? der. Adam:
                - Hayır, der. Melek:
                - Yoksa onun sana yaptığı bir iyilik mi var? der. Adam:
                - Hayır, diye cevap verir. Melek:
                - Peki, neden ziyaretine gidiyorsun? diye sorar. Adam:
                - Kendisini Allah için sevdiğimden gidiyorum, der.
                Melek:
                - Onu Allah için sevdiğinden dolayı Allâhü Teâlâ da seni sevdiğini ve sana cenneti (vermeyi kendisine) vâcib kıldığını bildirmem için beni gönderdi, der.

                TARİH: HOCA NASREDDİN (R.H.)

                Akşehir sakinlerinden olup latîfeleriyle hakkı ifâde eden bir zât idi. Timur ile görüşenlerdendir.
                Hac seferinde Hicaz'da Hâce Bahâuddin Nakşıbend'in (k.s.) bizzat kendilerinden tarîkat-i aliyye usûlünü almıştır.
                Oğlu Celâleddinin oğlu Hızır Bey İstanbul'un fethinde beldenin ilk kadısı olmuştur.
                Nasreddin Hoca (r.h.) H. 774 (M. 1372/73) tarihinde kadir gecesinde memleketi Akşehir'de vefat etmiştir. Kabri halen bilinir ve ziyaret edilir. "İrtihâlü'l-cinân" vefatına tarih düşürülmüştür. Nasreddin Hoca merhumun bir manzum latifesi şöyledir:

                Çarh-ı felek eğri büğrü dönerest
                Dostunu kor düşmanını öğerest
                Lale sünbül hiç giyecek bulamaz
                Acı soğan kat kat etmiş giyerest.

                (Mecmûa-i Tevârih, Ayvansarâyî)

                FIKRA

                Temel hayatında ilk defa at yarışlarına gidiyor ve bu konuda bilgisi olmadığı için, yarışta hiç şansı olmayan bir ata büyük bir bahis oynuyor. Derken yarış başlıyor. Daha startla birlikte Temel’in atı en geride. Önde çekişen diğer atlara oynayan kişiler ayakta ve bağırıp çağırıyorlar. Temel’de ses yok. Nasıl olsun ki, onun atı en arkada. Fakat, karadeniz uşağı kolay kolay yenilgiyi kabul eder mi... Temel de ayağa kalkıyor ve başlıyor bağırmaya; “Hey yavrum hey... Ata bak ata!.. Katti önüne hepsini kötiriy!..”

                GÜNÜN SÖZÜ

                Birini taklit etmek, onu övmenin en samimi şeklidir. Colton

                YEMEK MENÜSÜ

                · Etli Nohut
                · Pirinç Pilavı
                · Cacık
                · Meyve

                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                Erkek: UBAB: (Ar.) Er. 1. Pek taşkın, coşkun. 2. Delice akan sel.
                Kız: TOMURCUK: (Tür.) Ka. - Bitkinin üzerinde bulunan, çiçek ya da yaprak verecek olan filiz.

                MANİ

                Çaya inesim geldi
                Şeker yiyesim geldi
                Ala gözlü ablamı
                Gene göresim geldi



                BİLMECE

                Hangi lastik otomobile takılmaz?
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: Gül

                Comment


                • 5 Şubat 2010

                  Bugün 5 Şubat 2010 21 Safer 1431 K.Sani: 23 Kasım 90 Fatih’in Tahta Çıkışı (1451)-Ağaç dikme zamanı-Şiddetli soğuklar

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Açıktan günah işleyenleri anlatmaktan niçin çekiniyorsunuz? İnsanlar onları ne zaman tanıyacak? Onların kötü eylemlerini anlatın ki, insanlar onlardan sakınsınlar, zarar görmekten korunsunlar. (Beyhaki).



                  HADÎS: AĞAÇ DİKMENİN EHEMMİYETİ
                  Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:
                  • Kim ağaç dikerse, Allah azze ve celle ona ağaçtan hâsıl olan (elde edilen) fayda miktarınca sevap yazar.
                  • Hurma ve (meyveli-meyvesiz) ağaç, sahibi için ve ondan sonra gelen kimseler için, -Allaha (nimetlerinden dolayı) şükrettikleri müddetçe- bereket ve hayırdır.
                  • Kim çorak araziyi ihya ederse, o araziden o kimseye sevap vardır. Ondan insanlar ve hayvanlar yedikçe ona sadaka olur.
                  • Her kim (sahrada insanların ve hayvanların gölge­lendiği) sedir ağacını (haksız ve lüzumsuz yere keser­se) Allâhü Teâlâ onu yüzüstü cehenneme atsın.
                  • Yedi şey vardır ki kişi ölüp kabrinde bile olsa hâsıl olan sevap ona ulaşır: ilim öğreten, nehir (şu kanalı açıp) akıtan, kuyu açan, hurma diken, mescid yapan, Kur’ân-ı Kerîm miras bırakan, ölümünden sonra kendi­
                  sine istiğfar edecek evlât bırakan kimseler.

                  İLMİHAL: MELEKLER
                  îmanın şartlarından ikincisi meleklere inanmaktır. Melekler yemez, içmez ve günâh işlemezler. Onlarda erkeklik ve dişilik yoktur. Kimi yerde, kimi gökte dâima ibâdet ve tesbîh ederler. Bazıları insanlara vazîfeli olup onlara hafaza ve kirâmen kâtibîn denir. Onlardan biri insanın sağ tarafında bulunup sevâbları yazar, biri de sol tarafında bulunup günâhları yazar.
                  Cebrâîl, Azrâîl, İsrâfîl ve Mîkâîl aleyhimüsselâm me­leklerin en büyükleridir.
                  Cebrâîl (a.s.), Allâh’dan peygamberlere vahiy getiren melektir.
                  Azrâîl (a.s.), ölüm vakti gelenin ruhunu (canını) alır.
                  İsrâfîl (a.s.), dünyânın ömrü bitince (hû) diye sûra üfürür, kıyamet kopar ve bütün canlılar ölür. Bir zaman sonra tekrar sûra (hû Allah Hay) diye üfürür ve bütün ölüler dirilir.
                  Mikâîl (a.s.) yağmur yağdırmak ve bitkilerin büyümesi gibi şeylerle vazîfelidir.

                  FIKRA

                  Çoğunluğunu lazların teşkil ettiği komando bölüğü 10 gündür ormanda, çamurda, aç susuz, pislik içinde eğitim yapmaktadır. Onbirinci gün komutan çavuş Dursun’u çağırır "Çavuş, 10 gündür bölük gayet iyi bir performans gösterdi. Biz de onları ödüllendirelim. Bugün çamaşır değiştirebilirler artık." Dursun "Başüstüne komitanum." Dursun çavuş bir heves koşarak bölüğü toplar "Sizlere çok sevineceğunuz bir haber cetirdum. Komitan izin verdi, bugün erat çamaşır değiştirecek, sıraya geçin değiştirun. Temel sen İdris’le, İsmail sen Kemal’la, Sadık sen Cemal’la!..“

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bundan doğacak felaket azalmaz. B. Franklin

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · Püreli Rosto Köfte
                  · Spagetti
                  · Meyve Kuru Pasta

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: UBEYDULLAH: (Ar.)Er. - Allah’ın kulu.
                  Kız: TOMRİS: (Yun.) Ka. 1. Tarihte, Pers kralı II. Keyhüsrev’le savaşmış olan Massagetlerin ünlü kraliçesi. 2. Demir.

                  MANİÇaya inesim geldi
                  Şeker yiyesim geldi
                  Ala gözlü ablamı
                  Gene göresim geldi



                  BİLMECE
                  Sürekli döküldüğü halde tükenmeyen şey nedir?
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: Bel lastiği

                  Comment


                  • 6 Şubat 2010

                    Bugün 6 Şubat 2010 22 Safer 1431 K.Sani: 24 Kasım 91 Sultan II.Ahmed'in Ölümü, Sultan II.Mustafa'nın tahta çıkışı (1695) -Sultan 4.Murad'ın Ölümü (1640)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    Allah yolunda ver. Verirken ince hesaplara girme. Yoksa, Allah ta sana inceden inceye hesaplayarak verir. İhtiyaç fazlası malını muhtaçtan esirgeme. Yoksa Allah ta sana rahmetini esirger.



                    TARİH: NİZÂMÜLMÜLK'ÜN HACCIAlimlerden Abdullah Sâvecî anlatmıştır: Nizamül-mülk, Sultan Melikşah'dan hacca gitmek için izin istemiş, o da vermişti.
                    Bağdat'tan çıkıp Dicle'nin öte yakasında çadırlar kurdular, sefer âlet ve edevatı koştular, kumaşlar düzdüler. Çadırlar Dicle boyunca uzanmakta idi.
                    Ben o gün veziri ziyaret etmek istemiştim. Çadırının kapısına geldiğimde orada beklemekte olan Türk sî-mâsına sâhib fakîr bir zât bana durulmuş bir kağıt parçası verdi ve "Ey efendi, şu emâneti sahibine ulaştı-rıver." dedi.
                    Ben de tamam dedim ve kâğıdı aldım. Vezîrin huzuruna girdim. Emânete riâyet etmiş olmak için kâğıdı açıp da içine hiç bakmadım. Kâğıdı vezîre verdim. Ona baktı, pek çok ağladı. Ağlaması şiddetlenince ben "Keşke bir baksa idim de içinde fena bir şey vardı ise vermezdim" dedim. Sonra vezîr bana kâğıdın sahibini sordu. Ben hemen çıktım, onu ne kadar aradı isem de bulamadım. Vezîre dönüp bulamadığımı bildirdim. Bana kâğıdı verdi. Üzerinde "Resûlullâh Efendimizi rüyamda gördüm. Bana Hasan'a (Nizâmülmülk'e) var ve de ki: Mekke'ye nasıl gidersin, halbuki senin haccın buradadır. Sana ben demedim mi ki, şu Türklerin beldesinde kal ve ümmetimden ihtiyaç sahiplerinin ihtiyâçlarını gidermek hizmetlerinde ol" yazıyordu.
                    Bunun üzerine Nizâmülmülk hacca gitmekten vazgeçti ve Bağdad'a döndü.

                    OSMANLI'DA İLK CUMA NAMAZI VE İLK HUTBE
                    Oruç Bey Tarihi'nde Osmanlı'da İlk Cuma namazının kılınışı ve ilk hutbenin okunuşu şöyle anlatılır:
                    İlk Cuma namazı, Osman Gazi zamanında Karacahi-sar (Karahisar) alınınca burada kılındı. Cuma ve bayram namazını Tursun Fakı (Fakih) kıldırdı ve Osman Gazi adına ilk hutbeyi hicretin 689 (1290 / 91) yılında okudu.

                    FIKRA

                    Şehirlerarası yolculuk sırasında, hemen şoförün arkasında oturan Temel, şoföre seslenmiş: “Kaptan, sekiz saattir yol alıyoruz, bu teyp de devamlı çalıyor. Kafamız şişti daa!” Şoför nazik: “İsterseniz kapatabilirim.” Temel’den başka öneri gelmiş: “Yok, kapatma... Bi’ boş kaset koysan da kafamızı dinlesek!..”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Bir şeyi gerçekten bilmek, onu anlatmakla olur. Sokrates

                    YEMEK MENÜSÜ

                    · Tepsi Böreği, Peynir, Domates
                    · Ihlamur Çayı
                    · Ezogelin Çorba

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM

                    Erkek: UCAER: (Tür.) Er. - Değerli, yüce kimse.
                    Kız: TOLUNAY: (Tür.) - Ayın ondördü, mehtap, dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                    MANİ

                    Arabası kirenden
                    Mendil sallar trenden
                    Abenim nazlı yarim
                    Nasıl ayrıldın benden



                    BİLMECE

                    Hangi yazı silinmez?

                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: Dil

                    Comment


                    • 7 Şubat 2010

                      Bugün 7 Şubat 2010 23 Safer 1431 K.Sani: 25 Kasım 92 Maraş'a "Kahraman" unvanı verildi (1973)-Soğukların artması

                      HADİS-İ ŞERİF

                      “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.”



                      İLMİHAL: YEMİNİN KISIMLARI VE HÜKÜMLERİ
                      Allâhü Teâlâ'nın ismi veya sıfatlarından biriyle yapı­lan yeminler üç kısımdır:
                      1 - Yanlışlıkla veya doğru olduğunu zannederek yalan yere yapılan yemindir ki buna Yemîn-i Lağv denir.
                      Bir kimsenin kasıtsız olarak başka bir şey söyleyecek iken 'Vallahi' diye yemin etmesi ve borcunu ödemediği hâlde ödediğini zannederek 'Vallahi borcumu ödedim.' diye yemin etmesi de böyledir.
                      Böyle yeminden dolayı keffâret lazım gelmez. Bunun bağışlanacağı umulur.
                      2- Yalan yere kasten, bilerek yapılan yemindir ki buna Yemîn-i Gamûs denir. Meselâ borcunu ödemediğini
                      bildiği halde 'Vallahi, ben borcumu ödedim' diye yemin etmesi bu kabildendir.
                      Bu pek büyük bir günahtır. Böyle yalan bir yemin yurtları vîrân, yalancıları mahv u perişan eder. Bunun keffâreti yoktur. Bunun günahından keffâret ile de kurtu-lunmaz. Bağışlanması için teybe ve istiğfar etmelidir. Bu yüzden herhangi bir kimsenin bir hakkı zayi olmuş ise onu yerine getirip helâllik almak lâzım gelir.
                      3- Mümkün olan ve geleceğe ait bir şey hakkında ya­pılan yemindir. Buna Yemîn-î Mün'akide denir. 'Valla­ hi, ben yarın borcumu vereceğim' veya 'Vallahi, ben filân kimseyle konuşmayacağım.' denilmesi gibi.
                      Böyle bir yemine riâyet edilirse keffâret lazım gelmez. Fakat riâyet edilmezse yemin bozulmuş, keffâret lâzım gelmiş olur.
                      Böyle bir yemine riâyet etmek lâzımdır. Ancak riâyet edildiği takdirde bir farz işlenmemiş olacak veya umumun menfaati zarar görecekse veya bir musibet işlenecek olursa bu yemine riâyet edilmemesi icâb eder. Bu yemin bozulur, keffâret verilir ve Allâhü Teâlâ'dan af dilenir.
                      Meselâ: bir kimse borcunu vermemeye veya babası ile konuşmamaya yemin etse buna riâyet edemez. Bor­cunu verir, babasıyla konuşur, sonra da keffâretini yeri­ne getirir.

                      FIKRA

                      Hoca, Sivrihisar'da hatip iken, Hakim ile kavga eder, nasılsa hakim döşeğinde ölümle pençeleşmektedir Hocaya:
                      - "Gel, telkin ver", derler O da:
                      - "Başka bir hoca bulun, o benimle kavgalıdır, sözümü tutmaz!"

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Bir şeyi ezberlemek, bilmek demek değildir. Montaigne

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · Tereyağı,Reçel
                      · Kaşar Peynir,Zeytin
                      · Çay
                      · Tarhana Çorba

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: UCATEKİN: (Tür.) Er. – Yücelikte eşsiz kimse.
                      Kız: TOLAY: (Tür.) - Topluluk, cemiyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      Kara tren ak tren
                      Askerleri say tren
                      Benim yarım kırkbeşti
                      Postasıyla say tren



                      BİLMECE
                      Hangi barajda su olmaz?
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap:Alın yazısı

                      Comment


                      • 8 Şubat 2010

                        Bugün 8 Şubat 2010 24 Safer 1431 K.Sani: 26 Kasım 93 Yeni Camii^nin İbadete Açılışı (1664)-Sultan IV.Murat Han'ın vefatı (1640)-Antep'e "Gazi" unvanının verilmesi (1921)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        İki Müslüman birbiri ile karşılaşıp birisi diğerine selam verdiğinde Allah’a en çok sevimli olanı, arkadaşına daha çok güler yüz gösterendir. Birbirleri ile samimiyet içinde tokalaştıklarında ise, Allah, onların üzerine ilk elini uzatana 90, diğerine de 10 rahmet olmak üzere 100 rahmet indirir. (Hakim)



                        İLMİHAL: YEMİNİN KISIMLARI VE KEFFÂRETİYemin keffâreti, yaptığı bir yemini bozan bir Müslü-mana gereken bir keffârettir. Yemin keffâreti;
                        • Eğer gücü yetiyorsa, Müslüman veya gayr-ı Müslim bir köle veya câriye azad etmekten veya
                        • On fakiri sabah- akşam doyurmaktan veya On fakire birer parça orta halli birer elbise giydirmekten ibarettir.

                        Bu üç şeyden birine gücü yetmeyen üç gün arka arkaya oruç tutar.
                        Bu oruç arasına, -hayız sebebiyle dahi olsa-, bir kesinti girerse yeniden tutulması gerekir. Şafiîlere göre, bu orucun ard arda tutulması şart değildir.
                        Yemin keffâreti için on fakire fitre miktarı bir şey verilmesi de yeterli olur.
                        Bir fakire on gün birer fitre verilmesi veya on gün sabah-akşam yemek yedirilmesi de yeterlidir.
                        Yemin keffâreti için bir fakire on gün birer elbise verilmesi de caizdir. Fakat on elbise bir fakire bir günde verilse, yalnız bir elbise verilmiş gibi olur. Yine bu keffâret için on fitre miktarı bir fakire bir günde verilse, bir fitre verilmiş sayılır.
                        Bir kimse yeminini bozmadan keffârette bulunamaz. Çünkü keffâret bir tevbe demektir. Tevbe ise, günahtan sonra yapılır.
                        Bir de keffâret, yeminde sadâkat göstermenin yerine geçer. Asıl mümkün oldukça onun yerini tutacak olana gidilmez.
                        Mal ile yapılan keffâretler, ölülerin kefenlerine, borçlarına veya mescidlerin inşâsına harcanamaz. Çünkü keffâret bedellerinin fakirlere yedirilmesi veya onlara temlik edilmesi (mülkiyetlerine geçirilmesi) şarttır. Bu harcamalarda ise yemek yedirme ve mülkiyete geçirme bulunmaz.

                        FIKRA

                        Bir devrin tüm as ve klas futbolcuları cennette buluşmuş. Cennetin baş meleği de futbol meraklısıymış. Şeytanı çağırtmış :
                        -Cennetle cehennem arasında bir maç düzzenleyelim ne dersin?
                        -Boşuna oynamayalım, biz kazanırız, demmiş seytan.
                        -Olur mu en iyi futbolcular bizde. Ne kkadar da kötü futbolcu varsa sizde.
                        Şeytan şeytanca gülümsemiş :
                        -Ama bütün hakemler de bizde.

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Bir şeye ait her şeyi öğrenin; her şeye dair bir şeyler bilin. Var Dyke

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · Mevsim Türlü
                        · Makarna
                        · Yoğurt
                        · Çokokremli Ekmek

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: UÇHAN: (Tür.) Er. - Sınır şehir hanı.
                        Kız: TOLA: (Tür.) 1. Dolu, boş olmayan. 2. Keyif, neşe. 3. Güçlü korkusuz. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                        MANİ

                        İki çeşme yanyana
                        Su içsem kana kana
                        Bana ediresini ver
                        Mektup yazayım sana



                        BİLMECEİpsiz ve mandalsız ne asılır?
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap:Futbolcuların kurduğu barajda

                        Comment


                        • 9 Şubat 2010

                          Bugün 9 Şubat 2010 25 Safer 1431 K.Sani: 27 Kasım 94 Avusturya'nın Osmanlı Devletine Savaş İlan Etmesi (1788)-Minarelerde ilk kandil yakıldı (1588)-Sultan İbrahim'in tahta çıkışı (1640)-Boğaziçi dondu (1621)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Ülkeler Allah’ın mülkü, kullar Allah’ın kullarıdır. Öyle ise, nerede hayrı bulursan oraya yerleş. (Müsned).



                          ÖMER BİN ABDÜLAZÎZ (R.H.)
                          Emevî halifelerinin sekizincisi Ömer bin Abdülazîz; âlim faziletli ve ilmiyle amel eden bir zât idi.
                          İmam-ı Şafiî ve Süfyân-ı Sevrî Hazretleri: "Hulefâ (kâmil manada halîfeler) beştir: Ebu Bekir Ömer Osman, Al. ve Ömer ibni Abdülazîz'dir." (r.anhüm) buyurdu. İki sene beş av devam eden hilâfetinde nice sünnetleri ihya ve yıllar­dan beri yerleşmiş olan kötü bid'atleri imha etmiştir. Bu sebeple devri, dö'rt halifenin hilâfetlerinden sayılmıştır. İmam Bakır bin Zeynelâbidîn (r.anhüm) Hazretleri de: "Her kavmin bir necîbi; soylusu, asîli vardır. Umeyyeogul-larının necîbi de Ömer bin Abdülazîz'dir ve kıyamette o, yalnız başına bir ümmet olarak diriltilecektir." diye buyurdu. Ömer bin Abdülazîz Hazretleri, Hulefâ-yı Râşidîn tarzın­da ve dedesi Ömer bin Hattâb (r.a.) tavrında işe başladı. I k hutbesinde Cenâb-ı Hakk'a hamd ü senadan sonra şöyle buyurdu- "Muhakkak Muhammed Mustafa'dan (s.a.v.) sonra peyaamber, ona indirilen Kurân-ı Kerîm'den sonra kitap yoktur. Allâhü Teâlâ'n.n helâl kıldığı, kıyamet gününe kadar helâl; haram kıldığı da kıyamet gününe kadar ha­ramdır Biliniz ki ben ancak dînin hükümlerini infaz edici­yim Bid'atlere uyan değil, Resûlullâh ve Ashabına uyanlar­danım. Allah'a isyan olan hiçbir işte onun mahlukuna itaat edilmez. Sizin en hayırlınız değil iken Allahu Teala beni sizin yükünüze hamal kıldı.
                          Ey insanlar! Bize arkadaşlık edecek olan kimse beş şartla yaklaşsın: "Bize hâlini arz edemeyecek olanların na-hni arz ve ifâde etmek, hayırlı işlerde bize yardımcı olmak, devamlı hayra yönlendirmek, kimse hakkında gıybet et­memek, dine ve dünyâsına faydasız şeyler ile meşgul olmamak. Yoksa bize yaklaşmasın."

                          SAFERU'L-HAYR
                          Bu hayırlı ayın son çarşamba gecesi veya günü (bu gece ve gündüzü), semavî ve arazî âfetlerden muhafaza olunmak için, iki rek'at namaz kılınır. Her rekatte 1 Fatiha 11 İhlâs-ı şerîf okunur. Namazdan sonra da en az 11 istiğfar ve 11 Salât-ı Münciye okunup duâ edilir. (Dua ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

                          FIKRA

                          Birgün peder taksiye biner. İlerlerken sarhoşun biri taksiyi durdurur ve o da biner. yanındakinin peder olduğunu anlayınca soru sormaya başlar :
                          -Peder, öbür dünyada içki var mı?
                          -Var, oğlum var.
                          -Peki, öbür tarafta güzel kızlar var mıı?
                          -Var, oğlum var!!!!
                          -Ya peder öbür tarafta futbol var mı? BBen çoook severim dee...
                          -Var yavrum var! Hem bu hafta ilk onbirrde sen de varsın!

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Bir problemin güç olduğunu söyleme; eğer o güç olmasaydı, zaten problem olmazdı. F. Foch

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · Yeşil Mercimek
                          · Pirinç Pilavı
                          · Meyve

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: UÇKAN: (Tür.) Er. - Deli dolu, havai, toy.
                          Kız: TİTİZ: (Tür.) 1. Çok dikkatli ve özenli davranan. 2. Prensiplerine aşın düşkün. 3. Huysuz, öfkeli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                          MANİ

                          Sergenlerde çekirdek
                          Bostanlarda bitecek
                          Ben isterim babamdan
                          Dört davul sekiz köçek



                          BİLMECE
                          En hızlı yenilen şey nedir?
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap:Surat asılır

                          Comment


                          • 10 Şubat 2010

                            Bugün 10 Şubat 2010 26 Safer 1431 K.Sani: 28 Kasım 95 Sultan II.Abdülhamit'in Vefatı (1918)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Hz. Peygamberin Adba adında bir devesi vardı ki hiç kimsenin devesi onu geçemezdi. Bir bedevi, bir binek devesi üstünde gelip onu geçti. Bu, müslümanların ağrına gitti. Bunun üzerine Allah Resulü durumun farkına vararak şöyle buyurdu: “Allah bir şeyi yükseltti mi, sonradan mutlaka onu alçaltır.” (Buhari, Ebu Davud ve Nesai).



                            SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN'IN HİZMET VE ESERLERİ
                            Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın memlekete pek çok ve pek büyük iyilikleri vardır. Eserleri ve kurduğu mües-seseler hakkında ciltlerle eserler yazılabilir. En büyük hizmetleri maârif -eğitim- sâhasındadır: Memleketin kültür seviyesini yükselten, Sultan Abdülhamid'dir.
                            Mülkiye mektebinin derecesi yükseltilmiş, Edebiyat, Fen, Hukuk Fakülteleri açılmış, Sanayi'-i-Nefîse Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi), Hendese-i-Mjjlkiyye (Yük-şek-Mühendis Okulu), Dârü'l-Muallimîn-i Âliye (Yüksek Öğretmen Okulu), Mâliye Mektebi, Ticaret Mektebi ve Hal-kalı Zirâat Mektebi Orman ve Maâdin (Madenler) Mektebi, Dilsiz ve A'mâ Mektepleri gibi müesseseler kurulmuştur. Bunlardan başka bilhassa ilk ve orta tahsilin ilk mües-sisi Sultan Abdülhamid'dir: Bütün vilâyetlerin çoğunda i'dâdîler (liseler) açtırıp bunlar için husûsî binalar yaptırmış, kazalarda rüşdiyeler (orta mektepler) kurdurmuştur. Yalnız İstanbul'da açtırdığı liselerin sayısı altıdır. "İbtidâî" denilen ilk mektepleri köylere kadar götüren de odur. Kurdurduğu kültür müesseseleriyle binalarının en mühimleri Müze-i Hümâyun (Eski Eserler Müzesi), Askerî Müze, Bâyezid Umumî Kütüphanesi, Yıldız Kütüphanesi ve Haydarpaşa Tıbbiye'sidir. Kendi kesesinden yaptırdığı Şişli Etfâl Hastahânesiyle te'sis masrafını kısmen ödediği Dârü'l-aceze, Yeni Postahâne, Çemberlitaş'da sonradan Maârif Nezâretine tahsis edilen Darülfünun binası ve bilhassa İstanbul'u susuzluktan kurtaran Hamidiye suyu hep onun eserleridir.
                            Bütün memlekette ticaret, zirâat ve sanayi odaları ve ilk defa olarak tahrir-i nüfus (nüfus kayıt) teşkilâtı kurulmuş, Anadolu ve Rumeli demiryollarının büyük bir kısmı o zaman ikmâl edilmiş ve Şam'dan Medîne'ye kadar muazzam Hicaz Demiryolu yapılıp işletilmiştir. Hicaz ve Basra telgraf hatları uzatılmış, yolsuz Anadolu'da bir şose şebekesi vücuda getirilmiş, Zirâat bankaları kurulmuş, muhtelif şehirlerde atlı ve elektrikli tramvaylar ve muntazam rıhtımlar yapılmış, Feshâne ve Hereke fabrikaları genişletilmiş ve Yıldız Çini fabrikası açılmıştır.

                            FIKRA

                            Ava çıkmış adam, başına gelenleri anlatıyormuş :
                            -Ormanda ilerlerken, karşıma kocaman biir Ayı çıkmaz mı?Çifteyi doğrultacak vakit yok!..Silahı bir kenara attığım gibi başladım kaçmaya.Fakat Ayı peşimde!Benden hızlı koşuyor.Bir ara ayının sıcacık nefesini ensemde hissettim.O kadar yaklaşmıştı.Derken Ayının ayağı kaydı, yere düştü...Fırsat bu fırsat, tabana kuvvet arayı açtım.Ama Ayı toparlandı, kalktı, bana yetişti.Yine nefesi ensemde... Pençesini uzatsa omuzumdan yakalayacak.Allahtan tam o sırada yine Ayının ayağı kaydı, yere düştü.Talih bana gülüyor!Hızımı arttırabildiğim kadar arttırdım, yeniden arayı beşyüz metre kadar açtım.Tanrı sizi inandırsın arkadaşlar, Ayı yine bana yetişti.Yine nefesi ensemde...şansa bakın...Ayının tekrar ayağı kayıp yere düşmez mi?
                            Serüveni dinleyenlerden biri dayanamamış :
                            -Sen de çok yürekliymişsin kardeşim!....Hayvan bana üç defa nefesi enseme gelecek kadar sokulsa, çok ayıptır söylemesi, ben korkumdan altıma ederim. Avcı dönüp ters ters sözünü kesene bakmış :
                            -Lafı karıştırma yahu!Ayı üç kez neyin üstüne bastı da ayağı kayıp yere düştü sanıyorsun

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Bir öğretmen ebediyete hükmeden insandır. Tesirlerinin nerede biteceği asla bilinemez. Henry Adams

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · Açma,Beyaz Peynir,Domates
                            · Süt
                            · Mercimek Çorba

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: UÇKUN: (Tür.) 1. Kıvılcım. 2. Pahalı, yüksek. 3. Uçan, çapkın. 4. Becerikli, eli tez. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
                            Kız: TİHAME: (Ar.) - Mekke-i Mükerreme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                            MANİ

                            Baban carsıya vardı mı?
                            Alını yeşilini aldı mı?
                            Suda kızıma dedi mi?
                            Haydı kızım kutlu olsun.



                            BİLMECE

                            Yazın en çok kim hava atar?
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap:Maaş

                            Comment


                            • Takvim de Bugün

                              Bugün 11 Şubat 2010 27 Safer 1431 K.Sani: 29 Kasım 96 İran'da İslam İnkilabı Gerçekleşti (1979)-Şiddetli soğuklar-Fırtına

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Kim Allah ile kendisinin arasını düzeltir, güzel yaparsa; Allah ta onun, insanlarla arasını düzeltir, güzel yapar.Kim iç dünyasını (kalbini, niyetini) düzeltirse, Allah da onun dışını (davranışlarını) düzeltir . (Hakim).



                              CEHALET EN KÖTÜ FAKİRLİKTİR
                              Hz. Ali (r.a.) oğlu Hz. Hasan'a mürüvvete dâir bazı şeyler sorar:
                              "Yavrucuğum! Doğruluk nedir?"
                              "İyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırmaktır."
                              "Mürüvvet nedir?"
                              "Namuslu olmak, malı helâlinden kazanmaktır."
                              "Cömertlik nedir?"
                              "Kolay ve zor zamanlarda kolayca verebilmektir."
                              "Cimrilik nedir?"
                              "Elinde tuttuklarını kendine şeref saymak, hayırlı işlere harcadıklarını da telef olmuş saymaktır."
                              "Kardeşlik nedir?"
                              "Darlıkta ve bollukta kardeşine yardımcı olup, onunla paylaşabilmektir."
                              "Korkaklık nedir?"
                              "Dosta karşı cesur ve cüretkâr, düşmana karşı ise korkak olmaktır." i
                              "Hilm, (yumuşak huyluluk) nedir?"
                              "Kini yutmak ve nefsine (kendine) sahip olmaktır."
                              "Zenginlik nedir?"
                              "Az da olsa Allah'ın verdiği rızka razı olmaktır. Ger­çek zenginlik gönül zenginliğidir."
                              "Fakirlik nedir?"
                              "Nefsin hiç doymaması, her şeye karşı aç gözlü olmasıdır."
                              "Yücelik nedir?"
                              "Borçluya yardım etmek, suçları affetmektir."
                              "Ahmaklık nedir?"
                              "Âdil idareciye karşı düşmanlık yapmak ve ona karşı sesini yükseltmektir."
                              "İzzet ve şeref nedir?"
                              "Güzel davranmak ve kötülükleri terk etmektir."
                              "Gaflet nedir?"
                              "Yüce ve şerefli insanlara değil,Jitne ve fesatçı olan­lara uyrrufktır." Hz. Ali (r.a.), bu konuşmadan sonra Resû-lullâh'dan (s.a.v.) şu hadîs-i şerifi nakletti: "Cehaletten da­ha kötü bir fakirlik, akıldan daha iyi bir nimet yoktur."

                              FIKRA

                              Hoca'ya bir gün: Sabah olunca insanların kimi o yana ,kimide bu yana gider Sebebi hikmeti ne ola ki?

                              -Hepsi aynı yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi bozulurda ondan

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Bir miktar eğlence olmadıkça; hiçbirşeyi başaramazsınız. Charles Knight

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · Biber Dolma
                              · Makarna
                              · Yoğurt
                              · Karışık Bisküvi

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: UÇMA: (Tür.) Er. 1. Dağın karlarla örtülmüş dik yamacı.
                              Kız: TIRAZ: (Ar.) 1. İpek ve sırma ile işleme. Elbiselere nakışla yapılan süs. 2. Üslup, tutulan yol. 3. Döviz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                              MANİ

                              Haydı kızım kınan kutlu olsun,
                              Burada dilin tatlı olsun.
                              Çağırın gelin kızın anasını
                              Kızı gelin oldu görsün.



                              BİLMECE
                              Hangi yapraklar sonbaharda dökülmez?
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap:Vantilatör

                              Comment


                              • 12 Şubat 2010

                                Bugün 12 Şubat 2010 28 Safer 1431 K.Sani: 30 Kasım 97 Hasan Benna'nnın Şehadeti (1949) - K.Maraş'ın Kurtuluşu (1920)-Yemen'in Fethi (1546)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Hz. Peygamber, aciz (bezgin) ve tenbel olmadığını gösteren bir yürüyüşle yürürdü. (İbn-i Asakir).



                                AMELLERİ ALLAH RIZÂSI İÇİN YAPMANIN KERAMETİ"Üç kişi sefere çıkmış giderken yağmura tutularak dağda bir mağaraya sığınmışlar. Bunlar mağarada iken bir taş düşüp mağaranın kapısını kapamış. Birbirlerine 'İşle­diğimiz en iyi hayır işleri yâd ederek Allah'a duâ edelim. Cenâb-ı Hakk'ın kapıyı açması umulur.' demişler.
                                Bunlardan birisi: "Ey Allah'ım! Bilirsin ki, benim yaşlı ihti­yar anamla babam, bir de küçük kız çocuğum vardı. Ben her gün koyunlarımla mer'âya çıkar, onları otlatır, sonra gelip sağardım. Sütü getirir, ihtiyar ana babama, sonra çocuğa, aile efradıma, refîkama içirirdim. Bir gece geç kalmıştım. Geldiğimde ebeveynim uyumuşlardı. Uyandırmak isteme­dim. Ayak ucumda da çocuğum durmadan ağlıyordu. (Fakat ben bunlar içmeden çocuğa içirmeği doğru bulmuyordum.) İşte o gece onlar uyuyarak, ben başlarını bekleyerek sabah­ladık. Allah'ım! Sen pek iyi bilirsin ki, ben bunu yalnız senin rızân için yaptım. Lütfunla şu kapıyı biraz aç da gökyüzünü görelim!" diye duâ etti. Bunun üzerine kapı biraz açıldı.
                                Diğeri şöyle dedi: "Allah'ım! Sen en iyi bilirsin ki ben, am­camın kızlarından birisini severdim. Ben ona muhabbet gös­terdikçe, 'Bana yüz dinar vermedikçe benden bir karşılık göremezsin.' derdi. Bu parayı kazanmak için çalıştım. Niha­yet bu parayı kazanıp amcamın kızına getirdim. Bana: Ey Allah'ın kulu, Allâh'dan kork! dedi. Ben de kalktım, bırakıp çekildim. Ey Rabbim, Sen pek iyi bilirsin! Ben bunu yalnız senin rızân için yaptım. Binâenaleyh inayetinle bizi buradan kurtar!" dedi. Bunun üzerine kapının üçte ikisi açıldı.
                                Üçüncüsü de şöyle dedi: "Allah'ım! Sen her şeyi bilirsin ki, ben bir ölçek darı ile bir işçi kiralamıştım. Verdiğim halde bu adam ücretini almadan bırakıp savuşmuştu. Ben bunun darısını ektim. Mahsûlü ile bir sığır sürüsü, bir de çoban aldım. Bir müddet sonra bu işçi geldi ve bana: 'Ey Allah'ın kulu, benim hakkımı ver!' dedi. Ben de ona haydi git, şu sı­ğırlar ve çoban senindir, dedim. Bana: Benimle alay mı edi­yorsun! dedi. Ben, hayır, alay etmiyorum, hakikaten bunlar senindir, dedim. Bunları alıp götürdü. Yâ Rab! Sen her şeyi bilirsin! Ben bu malı ancak rızan için verdim. Lüftunla bizi buradan kurtar!" diye duâ etti. Mağaranın kapısı tamamıyla açıldı, üç arkadaş mağaradan çıktılar." (Sahîh-i Buhâri)

                                FIKRA

                                Bir gün Nasreddin Hoca'nin esegi çalinmis Can sikintisi içinde durumu komsularina anlatinca her kafadan bir ses çikmaya baslamis Birisi :
                                - Hocam demis niye ahirin kapisina iyi bir kilit takmadin sanki ?
                                Bir baskasi :
                                - Evine hirsiz giriyor da senin nasil haberin olmuyor ? diye konusmus
                                Bir diğeri de :
                                - Hocam demis, kusura bakma ama esegin çalinmasina en büyük sebep yine sensin Çünkü dogru dürüst bir ahirin bile yok Nerden baksan dökülüyor Hoca kizmis :
                                - Yahu demis, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi ? Hirsizin hiç mi suçu yok ?

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Bir kapının kapalı olduğunu anlamak için o kapıyı itmek gerekir. Montaigne

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · Helva, Kaşar Peynir
                                · Zeytin,Salatalık
                                · Kuşburnu Çayı
                                · Havuç Çorba

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: UÇMAN: (Tür.) Er. - Uçan uçucu.
                                Kız: TEZEL: (Tür.) - Çabuk iş gören, becerikli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİ

                                Allah muradını verdi bugün,
                                Anasını kızsız koyan
                                Evlerini ıssız koyan,
                                Testisini susuz koyan.



                                BİLMECE
                                Adamın biri durmadan uluyormuş, neden?
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap:Kitap yaprakları

                                Comment

                                Working...
                                X