fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 17 Aralık 2010

    Bugün 17 Aralık 2010 11 Muharrem 1432 K.Evvel: 4 Kasım 40 Hz.Mevlana'nın Vefatı (M.1273)-Türkiye'de ekmeğin karneye bağlanması (1941)

    HADİS-İ ŞERİF

    Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekabet etmeyin, hasedleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin...Ravi: Buhari, Edeb 57



    "KURTULUŞUN YOLU"

    Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) Muâz bin Cebel'e (r.a.) buyurdular: "Yâ Muâz, muhakkak Allâhü Teâlâ yerleri ve gökleri yaratmazdan evvel yedi melek yarattı. Bu yedi melekten her birini gök kapılarının birine bekçi kıldı... Bu melekler, içinde gıybet, öğünme, kibir, kendini beğenmek, hased, süm'a (işittirme) ve riya (gösteriş) bulunan amelin, merhametsizin amelinin ve ihlâs ile; (yani Allah rızâsı için) işlenmemiş olan amelin Allâhü Tealâ'nın huzuruna çıkma­sına müsâade etmezler. Sonra bunlardan biri ile bozul­mamış olan bir amel getirilir, arz olunur da Allâhü Teâlâ "Ben kulumu sizden iyi bilirim o amelini benim için işle­memiştir." buyurur ve kabul etmez.
    Muâz bin Cebel (r.a.) pek çok ağladı. Sonra "Yâ Resû-lallâh, sen Allah'ın Resûlü'sün, günahtan masun (korun­muşsunuz. Ben ise Muâz'ım, günahtan masun değilim. Benim için kurtuluş nasıl olur?" dedi.
    Resûlullâh Efendimiz buyurdular: "Yâ Muâz, amelin nok­san olsa da dâima bana -benim sünnetime- uyarsın. Di­lini husûsiyle Kur'ân ehlinden (ve diğer insanları gıybet­ten) tutarsın. Günahlarının tamamını kendinden bilir, dîn kardeşlerinden bilmezsin. Onları kötüleyerek kendini tezkiye etmez (kendini temize çıkarmaz), kibirlenip onları kendinden alçak görmezsin. Dini ilimlerin tahsîli gibi âhiret ameline dün­ya menfaati, arzusu karıştırmazsın. Riya karışmaması için amelini (nafile ibâdetlerini), gizli işlersin. Kardeşlerinle bir araya geldiğinde dîne ve edebe aykırı söz etme ki bunlar kötü ahlâktandır. Arkadaşınla aranızda gizli olan bir hu­susu yanında başka bir kimse varken söyleme. Katiyen kendini -ilmin yahut malın ile- insanlardan büyük gör­me, yoksa dünya ve âhiret hayırları senden kesilir. İnsanları gıybet ederek yahut kötüleyerek yaralama, yoksa seni de kıyamet günü cehennemde canavarlar parçalar..."
    Hz. Muâz (r.a.) sordu: "Yâ Resûlallâh, bu hasletleri yerine getirmeğe ve bu azaptan kurtulmağa kimin gücü yeter?" Resûlullâh Efendimiz "Yâ Muâz, Allâhü Tealâ'nın kendisine kolaylaştırdığı kimseye bu hususlar pek kolaydır. Sana şunu bilhassa tavsiye ederim ki bunu yaparsan kurtulursun: Ken­di nefsin için sevdiğini insanlar için de sev, kendin için hoş görmediğini insanlara da lâyık görme."

    FIKRA

    Yaşamdan iyice bunalan adam tanrıya bir an önce canını alması için yalvarır. Bir uçak yolculuğu sırasında pilot, yolcuların kendilerini korumalarını, çünkü uçağın düşeceğini anons eder. Tam o sırada Azrail belirir adamın yanında. Adam Azrail’e “Tamam, ölmeyi ben istedim de, bunca insanın ne günahı vardı?” diye sorunca Azrail bir tokat çakar adama... “Kapa çeneni, bunca adamı toparlayana kadar canımız çıktı zaten!..”

    GÜNÜN SÖZÜ

    İnsan yüzü kızaran hayvandır. MARK TWAİN

    YEMEK MENÜSÜ
    · ETLİ TÜRLÜ
    · BULGUR PİLAVI
    · YOĞURT
    · SÜTLAÇ

    ÇOCUĞUNUZA İSİM
    Erkek: ŞEMSİ: (Ar.) Er. - Güneşe ait, güneşle ilgili.
    Kız: ŞENDOĞAN: (f.t.i.) - Sevinçli, neşeli ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MANİ

    elimde bori
    kız kendini kori
    kaçıracagım seni
    diyarbakıra dogri



    BİLMECE
    Bir eliyle 10 tonluk kamyonu kim durdurabilir?
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap: (Üç dakikada)

    Comment


    • 18 Aralık 2010

      Bugün 18 Aralık 2010 12 Muharrem 1432 K.Evvel: 5 Kasım 41 İmam-ı Gazali'nin Veatı (M.111)

      HADİS-İ ŞERİF

      Allah'ı anmanın dışında fazla konuşmayın. Çünkü Allah'ı hatıra getirmeden çok konuşmak kalbi katılaştırır. Allah'ın rahmetinden en uzak insan ise kalbi katı insandır. Ravi: Tirmizi, Zühd 61



      FAYDALI İLİM NEDİR?.

      İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyurdu:
      Ey oğul, Allâhü Teâlâ'ya karşı muamelen, seni kızdır­mayan, canını sıkmayan ve hareketinden memnun kal­dığın kölenin muamelesi gibi olsun. Kölenin, senin için yapmasına razı olmadığın bir işi, gerçek efendin olan Allah'a karşı yapma.
      İnsanlara, onların sana yapmalarını arzu ettiğin gibi muamele et. Zira kendisi için sevdiğini başkaları için de sevmedikçe kişinin îmânı kemâle ermez.
      Lâyık olan, okuduğun ilimler kalbini düzeltip ahlâkını güzelleştiren ilimlerden olmalıdır. Meselâ ömründen an­cak bir hafta kaldığını bilsen böyle olmayan ilimleri terk eder; hemen kalbini yoklar, kendini kötü huylardan temiz­ler, Allâhü Teâlâ'ya kulluk ile meşgul olur, güzel huylarla bezenmeğe gayret edersin. Halbuki insanın her girdiği gün veya gece ölmesi mümkündür. Buna göre seçtiğin ilimler de maneviyâtını düzelten ilimlerden olmalıdır.
      Evlâdım, sana başka bir sözüm daha var, selâmetin için şu öğüdümü dinle ve tut:
      Eğer sultanın seni ziyaret edeceğini öğrenşen, iyi bili­rim ki, her şeyi bırakır ve hemen sultanın gözüne ilişecek her şeyin temizliğiyle uğraşırsın. İşte işaret ettiğim şeyi iyi düşün. Çünkü sen anlayışlısın; akıllı kimseye bir söz yeter. Peygamber Efendimiz, "Doğrusu Allâhü Teâlâ sizin dış görünüşünüze ve amellerinize bakmaz, an­cak kalplerinize ve niyetlerinize bakar." buyurmuştur.
      Kalp ilmi, farz-ı ayındır. Diğer bilgiler ise -Allâhü Tealâ'nın farz kıldıklarını yapacak kadarı hâriç- farz-ı kifâyedir. Yâni bâzı kimselerin bunları bilmesi yeter. Allah seni faydalı ilim öğrenmeye muvaffak kılsın.
      Benzer erbâb-ı riyanın hâli ol kâşaneye: İç yüzü vîrân, dışı mâmur şeklin gösterir.
      (Esad Muhlis Paşa)
      Riyakârların hâli, dışından bakımlı görünen fakat içi viran köşke benzer.

      FIKRA

      Haham, papaz ve imam yardım toplamaktadırlar. Zengin bir adam ortaya 1 altın atar, ancak kim için attığı belli değildir. Haham “Yere bir daire çizelim. Parayı havaya atalım; dairenin içine düşerse ben alayım, dışına düşerse siz ikiniz paylaşın...” Papaz tam tersini söyler. İmam “Öyle daire filan çizmeyelim. Parayı havaya atalım, allahın ihtiyacı varsa, o alır. Yere düşerse ben!..”

      GÜNÜN SÖZÜ

      Bir adamın gerçekten büyük olup olmadığını, onun alçak gönüllülüğünden anlayabilirsiniz. Senden iyilere yerini vermesini bil. KEBLE

      YEMEK MENÜSÜ
      · SOS.KAR.KIZARTMA
      · MAKARNA
      · YOĞURT
      · SİGARA BÖREĞİ

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: ŞENALP: (f.t.i.) Er. - Neşeli, canlı yiğit.
      Kız: ŞENCAN: (f.t.i) - Canlı, neşeli, hareketli yapısı olan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

      MANİ

      Deniz Kızı Alacağım
      Denize Dalacağım
      Çatla Patla Kaynana
      Ben Canan I Alacağım...



      BİLMECE
      Yırtıcı bir hayvana nasıl bakılır?
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: (Trafik polisi)

      Comment


      • 19 Aralık 2010

        Bugün 19 Aralık 2010 13 Muharrem 1432 K.Evvel: 6 Kasım 42 Hattat Yesari'nin Vefatı (1798)-Türkiye'nin Yunanistan'a gıda yardımı (1940)

        HADİS-İ ŞERİF

        Hiçbir kimse, el emeği ve (helal) kazancından daha hayırlı bir yemek yememiştir. Ravi: Sahih-i Buhari



        "ALLAH ÇOK TEVBE EDENLERİ SEVER"

        Allâhü Teâlâ buyuruyor ki: "Ey îmân edenler! Allah'a nasûh (gayet ciddî, samîmî) bir tevbe ile tevbe edin. Umulur ki Rabb'iniz kabahatlerinizi örter de sizleri altından ırmaklar akan cennetlere koyar..." (Tâhrim sûresi, 8. âyet)
        Tevbe, dinin çirkin gördüğü ve yasakladığı şeyleri terk etmek, övdüğü ve izin verdiği şeylere dönmektir. Gü­nahlar ve isyanlar, helak eder, Allah'tan ve cennetlerin­den uzaklaştırır. Onları terk etmek de Allah'a ve cen­netlerine yaklaştırır.
        Nasûh tevbe: Bir kulun, işlediği günahlardan -sırf Allah'ın rızâsına aykırı olduğu için- pişmanlık duyarak vazgeçmesi, bir daha yapmamağa azmetmesi ve nefsini buna alıştırıp günaha dönmemeye karar vermesidir. (
        Muâz b. Cebel (r.a.) Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) "Yâ Resûlallâh, Nasûh Tevbe nasıl olur?" diye sordu. Resulü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz de şöyle buyurdular: "Kul, yapmış olduğu günaha öyle pişman olmalı ve Allah'a öyle tevbe etmelidir ki, süt nasıl memeye geri dönmezse o da, o günaha bir daha dönmemelidir."
        Allahü Teâlâ, günahlarından tevbe eden ve zâtından uzaklaştırıcı günahlardan temizlenen kullarını sever. Bakara Sûresi'nin 222. âyetinde -meâlen- "Şüphe yok ki Allah hasbelbeşeriye vâki olacak kusurlardan dolayı çok çok teybe edenleri sever ve tertemiz olmağa çalışanları, fuhşiyâttan ve pislikten sıyrılıp pampâk olanları sever." buyurulmuştur.
        Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuş­lardır: Allâhü Teâlâ mü'min kulunun tevbesine; ölüm korkusu olan çorak bir yerde yiyeceği ve içeceği deve­sinin üzerindeyken uyuyan, uyandığında deveyi gitmiş bulan ve onu aramağa giden, nihayet susayan, sonra 'Yerime döneyim de ölünceye kadar yatayım.' diyen ve başını ölmek için dirseğinin üzerine koyan, sonra uyan­dığında devesini, üzerindeki azığı, yiyeceği ve içeceği ile yanında bulan bir adamdan; evet, Allâhü Teâlâ mü'min kulunun tevbesine bu adamın devesi ile azığına (kavuş­tuğuna) sevinmesinden daha çok sevinir.

        FIKRA

        Kentucky Fried Chicken’ın genel müdürü Papa ile önemli bir telefon görüşmesi yapmış “Muhterem Papa hazretleri, Vatikan’a bir miktar bağışta bulunmak istiyorduk. Yaklaşık 50 milyon $ kadar...” Papa teşekkür etmiş. Genel müdür devam etmiş “Bu arada sizden küçük bir ricamız olacak. Acaba duanızda küçük bir değişiklik yapabilir misiniz?..” Papa “Ne gibi?” Müdür “Acaba dualarınızı ‘bize bugün de ekmeğimizi ver tanrım’ yerine ‘bize bugün de pilicimizi ver tanrım’ biçiminde bitirmeniz mümkün mü?” Papa, yanındaki kardinale dönmüş ve “Sözleşme dosyasına bir bakar mısın? Şu ekmekçiler birliğiyle reklam anlaşmamız ne zaman bitiyor?..”

        GÜNÜN SÖZÜ

        Her aptal onu beğenen başka bir aptal bulur. BOİLEAU

        YEMEK MENÜSÜ
        · KIY.PİDE
        · KESTİRMELİ ÇORBA
        · M.SALATA
        · AYRAN

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: ŞENBAY: (f.t.i.) Er. - Neşeli, sevinçli, mutlu, varlıklı kimse.
        Kız: ŞENGÜN: (f.t.i.) Ka. - Sevinçli, ferah gün.

        MANİ

        gün gelir devran döner
        kalpteki bir gün söner
        unuttun mu vefasız
        ne gün gelir, ne geçer



        BİLMECE
        İki elma bir portakal ne yapar?
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: (Uzaktan)

        Comment


        • 20 Aralık 2010

          Bugün 20 Aralık 2010 14 Muharrem 1432 K.Evvel: 7 Kasım 43 İmam-ı Şafii Hazretlerinin vefatı (820)-Fırtına

          HADİS-İ ŞERİF

          Resulullah (sav) (bir gün): "Sakın yollarda oturmayın!" buyurmuştu. "Ya Resulullah" dediler, "oturmadan edemeyiz, oralarda (oturup) konuşuyoruz." "Mutlaka oturacaksınız, bari yola hakkını verin!" buyurdu. Bunun üzerine: "Ey Allah'ın Resulü, onun hakkı nedir?" diye sordular. "Gözlerinizi kısmak, (gelip geçeni) rahatsız etmemek, selama mukabele etmek, emr bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker yapmaktır!" dedi. (Hz. Ömer'den yapılan bir başka rivayette şu ziyade var: "Yardım isteyen mazluma yardım edersiniz, yolunu kaybedene rehber olursunuz."). Ravi: Buhari, İsti'zan 2, Mezalim 22; Müslim, Libas 114, (2121); Ebu Davud, Edeb 13, (4815)



          İMÂM ŞAFİÎ HAZRETLERİ (RH.)

          Ehl-i sünnetin amelde dört büyük mezhep imamından biri olan İmâm Şafiî'nin (rahimehullah) ismi Muhammed b. İdris ve künyeleri Abdullah'dır. İmâm Şafiî (r.h.), As-kalan'da (veya Yemen'de) hicrî 150 (m. 767) târihinde doğmuş, hicrî 204 (m. 819) senesinde Mısır'da vefat etmişlerdir. Mübarek kabirleri Kâhire'dedir.
          Başlıca eserleri şunlardır: Ahkâmü'l-Kur'ân, es-Sü-nen, Ihtilâfü'l-hadîs, er-Risâle fi'l-Usul, el-Mevâris, Kitâ-bü'l-Ümm, Müsnedü'ş-Şâfiî, Edebü'l-Kâdî, el-Eşribe, Fezâil-i Kureyş, es-Sebku ve'r-Remy.
          İmam Şafiî, tıpta, şiir ve edebiyatta, atıcılık sanatında mahir idi. Attığı okların onda dokuzu, belki de tamamı isabet ederdi.
          Ömründe hiç kimseyi incitmemiştir. O derecede cö­mert idi ki bir gün kamçısı yere düştü, yerden alıp da verene -hakkı kalmasın diye- elli altın vermiştir.
          İlim öğrenmek için çok seyahat etmiştir.
          Bağdat'ta meşhurlardan bir zât abdest alıyordu. Şafiî Hazretleri o zâta hitaben "Abdesti güzel eyle.", deyince o zât Hz. İmam'a dönerek "Bildiğin ilimden bana öğret." dedi. İmam Şafiî, "Sadâkat eden necat bulur. Dîn(in emir ve yasaklarına) riâyet eden, her belâdan emindir. Ma'rû-fu emretmekten ve münkeri nehyetmekten geri kalma." buyurdular.

          TAM AY TUTULMASI
          Yarın (21 Aralık Salı günü) tam ay tutulması mey­dana gelecektir.
          Amerika Kıtasının tamamı, Antarktika, Yeni Zelanda ve Avustralya kıtasının doğusundan başlayarak tama­mından gözlenebilecek olan bu tutulma Türkiye'den görülemeyecektir. Tutulmanın büyüklüğü: 1.2614'dür. Ayın gölgeye girişi: 21 Aralık 2010 07.27 (Türkiye Saati) Tutulmanın ortası: 21 Aralık 2010 10.16 Ayın gölgeden çıkışı: 21 Aralık 2010 13.06

          FIKRA

          Tanrı eşeği çağırmış ve “Ömrünü 40 yıl olarak belirledim. 40 yıl boyunca yük taşıyacaksın.” Eşek “Ne yapayım o kadar ömrü? 10 yıl yaşasam yeter.” Tanrı kabul etmiş. Köpeğe dönmüş tanrı “Ömrün 20 yıl. 20 yıl boyunca it gibi dolaşacaksın.” Köpek itiraz etmiş “Ne yapayım 20 yılı. Bana 10 yıl yeter.” Tanrı insana dönmüş “Sana dünyayı biçimleme görevini veriyorum. Ömrün de 20 yıl...” İnsan itiraz etmiş “Bu kadar sürede bu işi gerçekleştiremem. Hele sen şurdan eşeğin 30 yılıyla, köpeğin 10 yılını da ver bakalım.” Tanrı kabul etmiş. O günden sonra insan, ilk 20 yıl insan gibi yaşamış, sonraki 30 yıl eşekler gibi çalışmış, sonraki 10 yılda it gibi dolanmış.

          GÜNÜN SÖZÜ

          Gençler, yaşlıların aptal olduklarını sanırlar, ama yaşlılar gençlerin aptal olduklarını bilirler.

          YEMEK MENÜSÜ
          · MELEMEN
          · MAKARNA
          · DOM. ÇORBA
          · YOĞURT

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: ŞENDUR: (f.t.i.) Er. - Neşeli, sevinçli olması devam etti, sürdü.
          Kız: ŞENGÜL: (f.t.i.) Ka. - Gülün en güzel hali.

          MANİ

          Kara Kara Tavuklar
          Beyaz Beyaz Yumurtlar
          Bızım Sınıfın Erkekleri
          Çay İçerken Uyuklar



          BİLMECE
          Hangi karnede sıfır olmaz?
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: (Bol Vitamin)

          Comment


          • 21 Aralık 2010

            Bugün 21 Aralık 2010 15 Muharrem 1432 K.Evvel: 8 Kasım 44 En Uzun Gecelerin Başlangıcı (4 gün:14 saat 27'şer dakika)- Gün Dönümü Fırtınası-Sultan III.Mehmed'in vefatı, Sultan Ahmet'in tahta çıkışı (1603)

            HADİS-İ ŞERİF

            Şüphesiz kul, hayırlı bir iş yaparak Allah katında bir dereceye ulaşamazsa, Allah onun malına veya çocuklarına bir musibet vererek onu imtihan eder. Onu daha önce kavuşamadığı dereceye varıncaya kadar bu musibete sabrettirir Ravi: Ebu Davud, Cenaiz 1



            KİM SABREDEN VE ŞÜKREDEN YAZILIR

            "Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdu:
            "İki haslet kendisinde olan kimseyi Allâhü Teâlâ şükre­den ve sabreden (diye) yazar. Bu iki haslet kendisinde olmayan kimseyi de şükreden ve sabreden yazmaz:
            Dînî hususlarda (sâlih amellerde) kendinden yuka­rıda olanlara bakıp onlara uyan ile dünya işlerinde kendisinden aşağıdakine bakıp da kendisini onun üzerine faziletli kılan Allâhü Teâlâ'ya hamd eden kim­seyi nimetlere şükreden ve belâlara sabreden yazar.
            Kim de dînî hususlarda kendisinden aşağıda olanlara bakar (da kibirlenir), dünya işlerinde de ken­disinden yukarıda olanlara bakar ve onda olanlar kendisinde olmadığı için üzülürse Allâhü Teâlâ o kimseyi şükreden ve sabreden yazmaz."
            Belâya uğramış birini gören kimse Elhamdü lillâhil-lezî âfânî mimmebtelâke bihî ve faddalenî alâ kesîrin m i m men haleka tefdîlâ' derse ne olursa olsun ona, bu belâdan afiyet verilir." (Mânâsı: Seni mübtela kıldığı bela­dan bana afiyet veren ve beni yarattıklarının birçoğundan faziletli kılan Allah'a hamdolsun).

            İNSAN NE ZAMAN ÂLİM OLUR?

            Bir gün İmam Şafiî Hazretlerine;
            "İnsan ne vakit âlim olur?" diye sordular.
            'Bir ilmi öğrendikçe kusurunu daha ziyâde an­ladığı vakit olur.' cevâbını verdiler.
            Bazı sözlerinden:
            Ömrümde ne doğru ne de yalan yere yemin ettim.
            İlim öğrenmek nafile namaz kılmakdan efdâldir.
            İlim, tahsili edilip hafızada duran meseleler ilim değil­dir. İlim menfaat (fayda) verendir.
            Sâdık dost, arkadaşının ayıbını görünce ona gizli­ce hatırlatır, ortaya çıkarıp yaymaz. Arkadaşının ayı­bını gizlice söylersen kendisine nasihat etmiş olur­sun, alenen söyler isen ayıbını îlân etmiş olursun. (Rahmetullahi aleyh)

            FIKRA

            Üç iyi arkadaş geçirdikleri bir trafik kazasında ölürler. Oryantasyon için cennete gönderilirler. Yukarıdan bir ses gelir "Cenaze töreninizde sizin için ne söylemelerini isterdiniz?" Arkadaşlar sırayla cevap verirler; "Yaşarken ne kadar iyi bir doktor ve ne kadar iyi bir aile babası olduğumdan bahsetmelerini isterdim." Diğeri "Yaşarken ne kadar iyi bir baba ve mükemmel bir öğretmen olduğumdan, öğrencilerimin hayatında çok önemli roller oynadığımdan bahsetmelerini isterdim." Üçüncü "Benim için, ‘tanrı aşkına bakın yaşıyor, hareket ediyor’ demelerini isterdim!.."

            GÜNÜN SÖZÜ

            Bilgili bir aptal, bilgisiz bir aptaldan daha aptaldır. MOLİERE

            YEMEK MENÜSÜ
            · MELEMEN
            · MAKARNA
            · DOM. ÇORBA
            · YOĞURT

            ÇOCUĞUNUZA İSİM
            Erkek: ŞENEL: (f.t.i.) Er. - Şen ve mutlu ev. Bölge, il.
            Kız: ŞENER: (f.t.i.) - Mutlu, neşeli kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

            MANİ

            Gittim gitim yoruldum
            Bir taş buldum oturdum
            ...in kızına
            iki dakkada vuruldum



            BİLMECE
            Bir bardak soğuk suyun üzerine bir bardak kaynar su döksek ne olur?
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap: (Sağlık karnesinde)

            Comment


            • 22 Aralık 2010

              Bugün 22 Aralık 2010 16 Muharrem 1432 K.Evvel: 9 Kasım 45 III.Murat'ın Tahta Çıkışı (1574) - Sovyetlerin Afganistan'ı İşgali (1979)-Erbain (Zemherir) başlangıcı

              HADİS-İ ŞERİF

              Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter." (Rezin bir rivayette şunu ilave etti: "Kim, hakkı sübut buluncaya kadar mazlumla birlikte otursa, ayakların kaydığı günde Allah onun ayağını Sıratta sabit kılar.") Ravi: Ebu Davud, Edeb 46, (4893); Tirmizi, Hudud 3, (1426); Buhari, Mezalim 3, İkrah 7; Müslim, Birr 58



              NAMAZDA TÂDİL-İ ERKÂNIN EHEMMİYETİ

              ...Peygamber Efendimiz (s.a,v.), "Hırsızların en kötü­sü namazından çalan kimsedir." buyurmuştur. Ashâb-ı Kiram "Yâ Resûlallâh! Kişi namazından nasıl çalar?" de­diler. Peygamberimiz (s.a.v.) "Rükûunu ve secdesini tam yapmaz." buyurdu. Yine Peygamberimiz (s.a.v.) "Allâhü Teâlâ rükûu ile secdesi arasında belini doğrultmayan kimsenin namazına bakmaz." buyurmuştur.
              Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), rükûunu ve secdesini tam yapmadan namaz kılan bir adam görmüş ve "Bu şekilde ölmüş olsan Muhammed'in dîninin dışında olarak ölmek­ten korkmuyor musun?" buyurmuştur. Yine aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselam efendimiz "Sizden birinizin kıldığı namaz, rükû yaptıktan sonra tam kalkıp belinizi doğrultup uzuvlarınız yerli yerine oturmadıkça, tamam olmaz." ve "İki secde arasında oturup, belini doğrultarak sâbitleştir-medikçe kişinin namazı tamam olmaz." buyurdular.
              Resûlullâh (s.a.v.) namaz kılan bir kimseye uğramış ve onun namazın hükümlerini, rükünlerini, kavmesini (rükûdan kalkıp doğrulmak), celsesini (iki secde arasın­daki oturuş) tam olarak yapmadığını görmüş ve "Eğer sen bu hal üzere ölmüş olsan, kıyamet gününde sana ümmet-i Muhammendendir denmez." buyurmuştur. Ebû Hureyre (r.a.) "Bir kimse altmış sene namaz kılar, fakat hiçbir namazı kabul olunmaz. Bu, rükû ve secdesini tam olarak yapmayan kişinin namazıdır." buyurmuştur.
              Zeyd b. Vehb (r.h.), rükû ve secdesini tam olarak yap­mayan bir adam gördü. Namazdan sonra adamı çağırdı ve "Kaç senedir bu şekilde namaz kılıyorsun?" diye sor­du. Adam "Kırk senedir..." deyince Zeyd (r.h.) "Sen bu kırk senede namaz kılmamışsın. Eğer ölmüş olsan Mu­hammed'in sünneti üzere ölmemiş olursun." demiştir.
              Nakledildiğine göre, "Bir m'ümin, namazını güzelce kılar, rükû ve secdesini tam olarak yaparsa, namazı be-şâşetli (güler yüzlü) ve nûrânî olur. Melekler o namazı semâya yükseltirler. Namaz, o mümin için duâ eder ve "Sen beni nasıl muhafaza ettiysen Allah da seni mu­hafaza etsin" öer...(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî 2/69)

              FIKRA

              Erkek tanrıya sormuş:
              - Tanrım neden kadınları bu kadar güzel yarattın?
              - Onlara aşık olasınız diye...
              - Peki neden bu kadar aptallar?
              - Size aşık olsunlar diye!...

              GÜNÜN SÖZÜ

              Büyük tehlike, yarı aptallarla yarı akıllıların arasında yatar. GEOTHE

              YEMEK MENÜSÜ
              · MERCİMEK ÇORBA
              · EV MANTI
              · KAR.KIZARTMA
              · YOĞURT

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: ŞENGİL: (f.t.i.) Er. - İyi yürekli, hoş sohbet kimse.
              Kız: ŞENİZ: (Fars.). - Sevinçli, mutlu iz, hatıra. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              Samanlık Dolu Saman
              Uyan Nişanlım Uyan
              Eller Düğün Yapıyor
              Bizim Düğün Ne Zaman



              BİLMECE
              Otomobil'de sekiz tane, tren'de dört tane olan şey nedir?
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: (Alttaki su haşlanır)

              Comment


              • 23 Aralık 2010

                Bugün 23 Aralık 2010 17 Muharrem 1432 K.Evvel: 10 Kasım 46 I.Ahmet'in Tahta Çıkışı (1603)-Menemen Hadisesi (1930)-Fırtına-I.Meşrutiyet'in İlanı (1876)

                HADİS-İ ŞERİF

                Biriniz bir meclise gelince selam versin. Kalkmak isteyince de selam versin. Birinci selam sonuncudan evla değildir (İkisi de aynı ölçüde ehemmiyetlidir). Ravi: Tirmizi, İsti'zan 16, (2707); Ebu Davud, Edeb 150, (5208)



                İLMİHAL...MEKRUH OLAN VE OLMAYAN KIRAATLER
                Namazın bir rekâtında bir sûre, diğer rekâtında da ara­da iki veya daha ziyâde bulunmak üzere aşağıya doğru başka bir sûre okunması mekruh değildir. Fakat arada yal­nız bir sûrenin bulunması mekruhtur. Meselâ, Fîl (elemte-ra...) Sûresinden sonra Kureyş (li îlâfi...) Sûresini bırakıp Mâûn (eraeytellezî...) Sûresini okumak mekruhtur.
                Bir namazda bir ayet-i kerime tekrar edilse, meselâ; bir sûre bir rek'âtta iki defa okunsa veya bir sûre her iki rekâtta da okunsa bakılır: Eğer kılınan nafile bir namaz ise mekruh olmaz. Fakat farz namaz ise, unutmak veya başka bir sûre bilmemek gibi bir özürden dolayı olma­yınca mekruh olur.
                Birinci rekâtta Nâs sûresi (Kul eûzü bi rabbinnas...) okunsa, ikinci rekâtta da bu sûrenin okunması münâsip olur. Çünkü tekrar etmek, geriye dönüp okumaktan eh­vendir. Ancak hatim ile namaz kılan bir kimse, birinci rekâtta "Muavvızeteyn" (Felak-Nâs) sûrelerini okumuş ise, ikinci rek'âtta Fatiha'dan sonra Bakara Sûresi'nden bir miktar okur.
                İkinci rekâtta, birinci rek'âtta okunan sûrenin üstün­deki sûreyi -kasden olmasa bile okumak-, mekruhtur. Meselâ birinci rek'âtte İhlâs (kulhüvallahü ehad...) Sûre­sini, ikinci rek'âtte de Tebbet Sûresini okumak mekruh­tur. Bununla beraber okunmaya başlanmış ise terk edil­memelidir. Bunun nafile namazlarda mekruh olmaya­cağını söyleyenler de vardır.
                Ayakta okunan âyetleri rükûya giderken bitirmek mek­ruhtur. Okunan âyetleri ve sûreleri namaz içinde par­makla saymak da İmam-ı A'zâm'a göre mekruhtur. İmâ-meyne göre bunda bir beis yoktur.
                Farz ve nafile namazlarda, ikinci rekâtları birinci rek'ât-lardan uzun yapmak mekruhtur. Fakat nafilelerde üçüncü rek'âtlarda okunan âyetleri birinci ve ikinci rek'âtlardan uzun tutmakta kerahet yoktur. Çünkü nafilelerde her iki rek'ât müstakil bir kısım sayılır.

                FIKRA

                Konuşmayı çok sevmeyen bir adam manastıra kapanmış, manastırdaki papazlar da adama 7 yılda bir konuşma hakkı vermişler. Aradan 7 yıl geçmiş, baş papaz adamı çağırmış ve “Söyleyeceğin bir şey var mı?” diye sormuş. Adam sadece ''Yerler çok soğuk!'' demekle yetinmiş. ''Tamam odana çekilebilirsin.'' demiş başpapaz. 14 yıl sonra adamı bir daha çağırmışlar, adam bu sefer ''Yemekler çok kötü!'' demiş. Papazlar yine “Odana çekilebilirsin.'' demişler adama. 21 yıl dolduğunda adamı tekrar papaz heyetinin önüne çıkarmışlar ve “Söyleyeceğin bir şey var mı?” diye sormuşlar. Adam ''Evet var... Ben istifa ediyorum!'' deyince, baş papaz hiddetle “Zaten biz de bunu bekliyorduk. Çünkü geldin geleli, hep şikayet, hep şikayet!..” demiş.

                GÜNÜN SÖZÜ

                Eğer hiç aptal görmek istemiyorsanız, gözlüklerinizi kırın. RABELAİS

                YEMEK MENÜSÜ
                · PİLİÇ IZGARA
                · SPAGETTİ
                · YAYLA ÇORBA
                · SÜTLAÇ

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: ŞENSAL: (f.t.i.) Er. - Neşeni çevrene yay, herkes neşelensin.
                Kız: ŞENOL: (f.t.i.) Ka. - Şen ve mutlu ol

                MANİ

                armudu taşlayalım
                dibinde kışlayalım
                kağıt kalem al yarim
                maniye başlayalım



                BİLMECE
                Kimler sürekli olarak havadan sudan konuşur?
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: (Harf)

                Comment


                • 24 Aralık 2010

                  Bugün 24 Aralık 2010 18 Muharrem 1432 K.Evvel: 11 Kasım 47 Sultan IV.Murad'ın Bağdat'ı fethi (1638)-En uzun gecelerin sonu

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Allah'ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim. Allah'ım! Senin sevgini, bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl. Ravi: Tirmizî, "Deavât", 73



                  "KİM BİR KAVME BENZERSE ONLARDANDIR"

                  Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Bir kim­se müşriklerin arzına ev bina edip, onların bayramlarına katılmak suretiyle onlara benzerse, o kimse kıyamet gü­nü onlarla beraber diriltilir."
                  İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî (k.s.) Hazretle­ri buyuruyorlar ki:
                  "İki dîni tasdîk eden kişi şirk ehlinden sayılır. İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden de müşriktir. Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm'ın şartıdır. Şirk şaibesinden sa­kınmak tevhiddir..."
                  Hindûların büyük bildikleri günlere hürmet etmek, Ya-hûdîlerce bilinen âdetlere uymak küfrü îcâp ettirir. Nite­kim ehl-i İslâm'ın câhilleri, bilhassa kadınlar, küffârın belli günlerindeki küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merasime tam mânâsı ile îtinâ ve îtibâr ederler." İslâmda bunların hepsi şirk ve küfürdür. (Mek-tubâi-ı İmâm-ı Rabbânî, 3/41)
                  Yine Mektûbât-ı Şerîfe'nin 1. cildinin 266. mektubun­da şöyle buyuruyorlar:
                  "Bir defasında, bir hastanın ziyaretine gitmiştim. Ölü­mü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi şiddetli zulmet içinde... Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların sebebi kü­für ehli ile dost geçinrnesindendir. Bana ma'lûm oldu ki bu zulmetlerin defi için teveccüh, yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezası olan cehennem azabına bağlıdır.- Ve bana malum oldu ki, onda îmândan bir zerre miktarı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır."

                  FIKRA

                  Sakıp Sabancı'ya bir gün demişler ki.. "Ağa bu dünyada her şey güllük gülistanlık. Nereye baksak her tarafta senin şirketleri, fabrikaları görüyoruz... MarSA, YünSA, LasSA, ToyotaSA... Burada işin iş. Ya diğer tarafta ne olacak, orada ne yapacaksın, nasıl kurtulacaksın cehennemden?” Sakıp ağa gülmüş, "Öte yanda da işimizi sağlama aldık. Bir tarafımızda İSA, diğer tarafımızda MuSA!..

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  İnsanlar aptal olarak yaşayabilirler; ama aptal olarak ölemezler. YOUNG

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · MERCİMEK ÇORBA
                  · K.BUDU KÖFTE
                  · ÇOBAN SALATA
                  · KAZANDİBİ

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: ŞEMİ: (Ar.) Er. 1. Mumla, ışıkla ilgili, ışıklı. 2. Mum yapan ya da satan kimse.
                  Kız: ŞEMİME: (Ar.) Ka. - Güzel kokulu şey.

                  MANİ

                  elma dalda kan mı olur
                  al basma fistan mı olur
                  kendi köyüm durur
                  kenel köyü vatanmı olur



                  BİLMECE
                  Hiç ceza alınmadan öldürülen şey nedir?
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: (Meteoroloji uzmanları)

                  Comment


                  • 25 Aralık 2010

                    Bugün 25 Aralık 2010 19 Muharrem 1432 K.Evvel: 12 Kasım 48 Cem Sultanın Vefatı (1495)-Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın idamı (1683)-SSCB dağılma (1991)-Gaziantep'in Düşman İşgalinden Kurtuluşu (1921)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip razı olanlar duyar. Ravi: Müslim, İman 56, (34); Tirmizi, İman 10, (2625)



                    "RESÛLULLÂH (S.A.V.) KAVURUCU SICAKTA HARBE GİDERKEN..."
                    Ebû Hayseme (r.a.), Müslümanlığına ve doğruluğuna dil uzatılamayacak kişilerden idi. Dîninde hiçbir şüphesi ol­madığı halde, Tebük Seferi'nde Peygamberimiz'den (sa.v.) geri kalmıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'den Tebük'e doğru hareket ettikten günlerce sonra Ebu Hay­seme, çok sıcak bir günde ev halkının yanına dönmüş, iki hanımını bostanındaki serin iki çardak içinde bulmuştu. Hanımları, çardaklarını su serpip serinletmiş, kendisi için su soğutmuş ve yemek hazırlamış bulunuyorlardı.
                    Ebû Hayseme, bostana girip çadırların kapısı önüne dikilip hanımlarına ve onların kendisi için hazırladıkları şeylere baktı da şöyle dedi: Resûlullâh (s.a.v.), yakıcı gü­neşin, rüzgâr ve sıcakta silâhını boynunda taşısın da, Ebu Hayseme serin gölgede yemeği hazırlanmış, iki hanımının yanında, mülkünün içinde oturup dursun, insaf mı bu?
                    "Vallahi, Resûlullah'a (s.a.v.) gidip kavuşmadıkça, hiç­birinizin çardağına girmeyeceğim! Hemen azığımı hazır­layın!" dedi. Azığını hazırladılar ve devesini yanına getir­diler. Ebu Hayseme devesine bindi. Peygamberimiz'i (s.a.v.) bulmak üzere yola çıktı. Yolda Umeyr b. Vehb el-Cumahî'ye yetişti. O da Peygamberimiz'i (s.a.v.) bulmak istiyordu. İkisi, yoldaş oldular. Tebük'e yaklaşınca Ebû Hayseme, Umeyr b. Vehb'e: "Ey Umeyr, ben günahkârım. Senin benden geri kalmanda bir mahzur yok! Ben Resûlullah'ın (s.a.v.) yanına senden önce varayım!" dedi. Umeyr de geri durdu.
                    Ebû Hayseme hayvanını hızlı sürüp gitti. Peygambe­rimiz (s.a.v.), o sırada Tebük'te konaklamış bulunuyordu. Ebû Hayseme Tebük'e yaklaştığı zaman Müslümanlar: "İşte, bakınız! yolda bir binitli geliyor!" dediler. Peygambe­rimiz (sav.), "Dilerim ki; Ebu Hayseme olsun!" buyurdu. Müslümanlar: "Yâ Resûlallah! Vallahi o, Ebû Hayseme!" dediler. Ebû Hayseme, devesinden indi, Peygamberi-miz'in (s.a.v.) yanına gelip selâm verdi. Peygamberimiz (s.a.v.), "EyEbû Hayseme! Sen helâka yaklaşmış gitmiş­tin!" buyurdu. Ebu Hayseme olup bitenleri haber verince, Peygamberimiz (s.a.v.) ona hayırla duâ etti.

                    FIKRA

                    Bundan asırlar önce bir gün Papa bütün yahudilerin Roma ve çevresini üç gün içinde boşaltmaları gerektiğini bildiren bir ferman yayınlamış. Yahudiler bunun çok adaletsiz bir şey olduğundan dem vurarak sızlanmaya başlamışlar. Bunun üzerine papa “Ben adil bir adamım. Yahudi cemaatine bir imkan tanıyacağım. İçlerinden seçtikleri bir alim ile tartışacağım. Tartışmayı kim kazanırsa onun dediği olacak” demiş. Yahudiler Moiz adlı bir adamı seçmişler. Moiz Papa’ya sessiz bir tartışma teklif etmiş ve papa da bu teklifi kabul etmiş. Tartışma başlamış ve Papa üç parmağını göstermiş. Moiz buna karşılık olarak bir parmak sallamış. Papa biraz şaşırmış ve bu defa eli havaya büyük bir daire çizmiş. Moiz ise parmağı ile olduğu yeri işaret etmiş. Papa biraz daha şaşırmış ve mukaddes şarap ile mukaddes ekmeği getirtip önüne koymuş. Moiz de cebinden çıkarttığı elmayı yere koymuş. Bunun üzerine papa “Bravo...” demiş “... tartışmayı Moiz efendi kazandı. Yahudiler Roma ve civarında kalabilirler.” Yahudi cemaati sevinç içinde Moiz’i sırtlarına alıp “Roma seninle gurur duyuyor!” diye bağırarak çekip gitmiş. Onlar gidince kardinaller ve diğer yüksek papazlar Papa’nın etrafına toplanıp “Kutsal efendimiz...” demişler, “... bu ne iş? Tartışmayı nasıl ve neden kaybettiniz? Biz hiç bir şey anlamadık!” Papa “Bre gafiller...” deyip anlatmaya başlamış, “... ben ilk önce üç parmağımı göstererek baba, oğul, mukaddes ruh’u hatırlattım. Moiz de tek parmağını uzatıp ‘tamam ama her dinde allah tektir’ dedi. Sonra elimle havaya daire çizip ‘allah her yerdedir’ dedim o da olduğu yeri göstererek allah’ın orada bile olduğunu söyledi. Ben Hz. İsa’nın kanı olan mukaddes şarabı ve yine Hz. İsa’nın vücudu olan kutsal ekmeği gösterdim ve Hz. İsa’nın bizim günahlarımızdan dolayı öldüğünü hatırlattım. O da Havva annamızın, Adem babamıza cennet bahçesinden kopartıp verdiği ve ilk günah olan elmayı gösterdi. Artık tartışacak bir şey kalmamıştı ben de yahudilerin kalmasına razı oldum.” Diğer tarafta yahudi mahallesinde bütün hahamlar da Moiz’in etrafına toplanıp sessiz tartışmayı nasıl kazandığını anlatmasını istemişler. Moiz “İlk önce papa üç gün içinde gidin diye üç parmak salladı. Ben de cevaben tek parmak sallayarak ‘bir tekimiz bile şuradan şuraya kıpırdamayız’ dedim. Sonra papa daire çizip ‘Roma’nın etrafını boşaltın’ dedi. Ben de olduğum yeri işaret edip burada kalacağımızı bildirdim. Sonra her halde acıktı ve öğle yemeğini getirip önüne koydular ben de cebimden öğle yemeğimi çıkarttım!..”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Aptal ata binmiş, bey oldum sanmış. TÜRK ATASÖZÜ

                    YEMEK MENÜSÜ
                    · TARHANA ÇORBA
                    · PİLİÇ KROKET
                    · ÇOBAN SALATA
                    · FIRIN SÜTLAÇ

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM
                    Erkek: ŞENTÜRK: (f.t.i.) Er. - Neşeli, canlı, mutlu türk.
                    Kız: ŞENNUR: (f.a.i.) - Neşeli ve nurlu insan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                    MANİ

                    Maniye Maraz Derler
                    Güzele Kiraz Derler
                    Kime Derdimi Açsam
                    Bu Dert Sana Az Derler



                    BİLMECE
                    Ateş olmayan yerde ne olmaz?
                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: (Vakit)

                    Comment


                    • 26 Aralık 2010

                      Bugün 26 Aralık 2010 20 Muharrem 1432 K.Evvel: 13 Kasım 49 Milletlerarası Takvimin Kabulü (1925)-Rusların Afganistan'ı işgali (1979)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Dünyada zahidlik, helal olanı haram etmek veya malı ziyan etmekle olmaz. Gerçek zahidlik, Allah'ın elinde olana, kendi elinde olandan daha çok güvenmen ve bir müsibete düştüğün zaman getireceği sevabı sebebiyle, onun devamına rağbet göstermendir." [Rezin şunu ilave etti: "Zira Allah Teala Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir" (Hadid 23)] Ravi: Tirmizi, Zühd 29, (2341); İbnu Mace, Zühd 1, (4100)



                      İHLÂS SÛRESİNİN FAZİLETİ

                      Resûlullâh Efendimiz bir A'râbî'ye ihlâs sûresini öğretmiş­ti. O "Yâ Resûlallah (s.a.v.), ben bu (ihlâs sûresi)nden mâ­nâsı daha anlaşılır, güzel ve veciz kelâm işitmedim!.." dedi.
                      Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Muhakkak bu Kuran, âlem­lerin Rabb'inin kelâmıdır,*şiir de değildir. Sen "Kul hüvallâhü ehad"ı bir defa okuduğunda Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birini okumuş olursun, iki defa okursan üçte ikisini, üç defa okur­san tamamını hatmetmiş, okumuş olursun." buyurdular.
                      Bunun üzerine A'râbî "Muhakkak bizim Rabb'imiz az şeyi kabul edip çok şeyle mükâfatlandırmaktadır." dedi.

                      BİR KİŞİNİN BAHTI AÇIK OLURSA

                      Kânûnî Sultan Süleyman merhum, tek kızı Mihrimâh Sul-tan'ı Rüstem Paşa'ya vermek istedi. Paşa'yı çekemeyen bazı akranı "Onda cüzzam hastalığı vardır." dedikodusu ile fesat çıkardılar. Padişah bu hususu başhekiminden sor­muş, o da bu hastalığın olmadığının alâmeti sahibinde bit olmasıdır, demişti. O sırada Rüstem Paşa Diyarbekir valisi idi. Araştırmak üzere husûsî hekimlerinden birisi Rüstem Paşa'ya sadrazamlık ve padişah damatlığı verildiğini bil­diren bir yazı ile Diyarbekir'e gönderildi. Doktor tam emin olmadıkça bu sırrı ifşa etmeyecek, şayet elbiselerinde bit bulunur ve cüzzam olmadığı anlaşılırsa damatlık ve büyük vezirlik müjdesini bildiren hatt-ı hümâyûnu tebliğ edecekti.
                      Doktor, Rüstem Paşa'nın evinde Paşa'nın hazinedarı ile elbiselerini araştırırken hazinedarın eline bir bit tesa­düf eder. Paşa mahcup olmasın diye hazinedar onu giz­lemeye çalışırken, doktor onun telâşından bit bulduğunu anlayıp göstermesini emir ve ısrar edince hazinedar korku ve tereddütten sonra biti gösterir. Doktor biti gör­dükten sonra müjde yazısını Paşa'ya verir. Son derece sevince sebep olduğu için Paşa doktora pek çok ikramda bulunur. Bunun üzerine bir şâir şu beyti söylemiştir:
                      Olıcak bir kişinin bahtı kavî, tâlii yâr
                      Kehlesi dahi mahallinde onun işe yarar.
                      Yani bir kişi, bahtı açık ve talihli olunca onun biti dahi yerinde işe yarar.

                      FIKRA

                      Papaz, iki metre ilerisinde duran zangoça hiddetle sorar:
                      - Gizli gizli sen mi içiyorsun kutsal şarabı?
                      Zangoçta derin bir sessizlik... Papaz iyice köpürür;
                      - Sana soruyorum be adam! Duymuyor musun beni?
                      - Hayır bur’dan hiçbir şey duyulmuyor efendim!
                      - Olacak şey mi! İki adım öteden beni duymuyorsun!..
                      Zangoç bıyık altından güler;
                      - İsterseniz yer değiştirelim, anlarsınız...
                      Yer değiştirirler. Bu kez zangoç seslenir;
                      - Kilise için toplanan bağışları kim zimmetine geçiriyor?
                      - Hakikaten yahu! Buradan hiçbir şey duyulmuyor!..

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Kendini akıllı sanan herkes aptaldır. VOLTAİRE

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · FIRIN PİLİÇ
                      · ŞEH. PİLAV
                      · M.SALATA
                      · KAZANDİBİ

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: ŞENSOY: (f.t.i.) Er. - Neşeli soydan gelen kimse.
                      Kız: ŞENKAL: (f.t.i.). - Her zaman neşeli kal. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      mektup yazdım kış idi
                      kalemim gümüş idi
                      çok daha yazcaktım
                      parmaklarım üşüdü



                      BİLMECE
                      Hangi yolda trafik kazası olmaz?
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: İtfaiye

                      Comment


                      • 27 Aralık 2010

                        Bugün 27 Aralık 2010 21 Muharrem 1432 K.Evvel: 14 Kasım 50 Ayasofya'nın Yapılışı (M.537)-Erzincan Depremi (1939 / 39 bin ölü)-Tarsus'un kurtuluşu (1921)-Gündönümü Fırtınası

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Ameller her perşembe ve pazartesi günü arzedilir. Aziz ve Celil olan Allah o gün, Allah'a hiçbir şirk koşmayan kulun günahını affeder. Bundan sadece kardeşiyle arasında düşmanlık olanı istisna eder, (onu affetmez) ve der ki: "Bu ikisini barışıncaya kadar terkedin. Ravi: Müslim, Birr 36, (2565); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 17, (2, 908); Ebu Davud, Edeb 55, (4916)



                        HİZMET AŞIĞI BİR ANNE

                        Silsile-i Sâdât'ın büyüklerinden Hâce Muhammed Bâkibillâh'ın (k.s.) -kendi hizmetçileri olmasına ragmen-anneleri dergâhının işleri ile bizzat alakadar olur, der­gâhın ekmeğini, yemeklerini pişirir ve çok defa yemeği dergâhtaki talebelere dağıtır, kendisi de bir kuru ekmek parçası ile iktifa ederdi. Çoğu zaman bir hasır parçası üzerinde yatardı.
                        Bir gün Bâkîbillâh Hazretleri annelerinin zayıf ve kuv­vetsiz kaldığını görünce, yemek pişirme işini bir başka­sının yapmasın, söyledi. Annesi ise buna çok, uzu erek uzun zaman 'Bilmiyorum ne kabahat ettim ki, Allahu Teâlâ beni bu hizmetten mahrum etti. Yaptığım en mis, o hazrete ve talebelerine ekmek ve yemek pişirmek ıdı, o da elimden alındı.' dedi. Fakat edebe riayetinin bü­yüklüğünden bunu oğluna açıklayamadı Anne erinin bu izdırabı Hâce Muhammed Bâkîbillâh'a (k.s.) bildirilince, bu hizmeti tekrar annelerine verdiler.

                        MUTFAĞIMIZ:..HAVUÇLU BİSKÜVİLİ PASTA (8 kişilik)

                        Malzemeler:
                        1 paket kare bisküvi
                        2 adet rendelenmiş havuç
                        Yarım su bardağı şeker, süt, Hindistan cevizi
                        Yarım paket tercihan tereyağı
                        Vanilya, tarçın, Hindistan cevizi
                        Yapılışı:
                        Havuç, tercihan tereyağı, şeker tavaya koyulur. Tere-yaöı ve şeker eriyinceye kadar pişirilip ocaktan alınır. Ilıyınca bir karıştırma kabına alınır. Ufalanmış bisküviye süt, tarçın, ceviz ilave edilip karıştırılır.
                        Alüminyum folyodan yarım metre kesHIp, tezgah ıüze­rine serilir. Üzerine Hindistan cevizi dokulur. Bıskuvılı karışım Hindistan cevizinin üzerine yayılır Alüminyum folyo etrafına sarılarak rulo edilip buzdolabına koyulur. 2-3 saat soğutulduktan sonra folyo açılıp, dilim dilim kesilerek servis edilir.

                        FIKRA

                        İki arkadaş bir gece, bir parti dönüşünde yürüyerek eve dönerlerken bir tanesi, biraz macera olur eğleniriz düşüncesiyle ilerideki mezarlığa girip kestirmeden gitmeyi önerir. Diğeri de hemen kabul eder. Mezarlığın içine girerler ve yürümeye başlarlar. Çok derinlerden garip seslerin geldiğini farkederler. İki arkadaş bir taraftan tırsarak bir taraftan da tırstıklarını birbirlerine belli etmeyerek yürümeye devam ederler ama bu korkunç ses onlar yürüdükce artmaktadır. Epey ilerledikten sonra ilerideki sis bulutunun arkasında bir kıpırtı görürler. İyice tırsmışlardır artık ama yürümeye devam ederler. Sis biraz dağıldığında, farkederler ki, bir mezar başında bir yaşlı bir adam, elinde çekiçle mezar taşına birşeyler yazmaktadır. Bunu gören iki arkadaş, müthiş bir şekilde rahatlayarak sorarlar çıkışarak: “Öf yahu amca, bu saatte çalışılır mı? Biz de seni hayalet sanıp korkmuştuk!” Yaşlı adam da şöyle bir kafasını kaldırıp gençleri süzdükten sonra sinirle homurdanır: “Adımı yanlış yazmış geri zekalılar!..”

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Yaşamanın tadını çıkarmaktan korkana aptal derim. ALBERT CAMUS

                        YEMEK MENÜSÜ
                        · PİLİÇ IZGARA
                        · PİLAV
                        · EZO ÇORBA
                        · SÜTLAÇ

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM
                        Erkek: ŞİDE: (Fars.) Er. - Parlak, ışıklı, güneş.
                        Kız: ŞEZERÂT: (Ar.) Ka. - İşlenmeden maddenin içinde toplanan altın parçaları. Süs olarak kullanılan inci ve altın taneleri.

                        MANİ

                        merdivenim kırk ayak
                        kırkına verdim dayak
                        dediler yarin geliyor
                        seyirttim yalın ayak



                        BİLMECE
                        Yankesiciler neden modayı takip ederler?
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: Samanyolu'nda

                        Comment


                        • 29 Aralık 2010

                          Bugün 29 Aralık 2010 23 Muharrem 1432 K.Evvel: 16 Kasım 52 Sultan II.Mustafa Han'ın vefatı (1703)-Çerkes Ethem Hadisesi (1921)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin. Ravi: Ebu Davud, Edeb 19, (4833); Tirmizi, Zühd 45, (2379)



                          VEFATLARINDAN SONRA DA ANA BABAYA İYİLİK

                          Hayatta iken ana ve babasının rızâsını alamayanlar için ümîd kapısı kapanmış değildir. Bir adam Resûlullâh Efendimiz'e, "Yâ Resûlallâh, öldükten sonra ana baba­ma yapabileceğim bir iyilik var mıdır?" diye sordu, Resû­lullâh şöyle buyurdu: "Evet, dört haslet vardır: Onlar için duâ ve istiğfar edersin, hayatlarında iken yerine getiremedikleri ahid(söz)lerini yerine getirirsin, onla­rın dostlarına ikram eder ve onların sıla-i rahim yap­tıkları akrabalarına iyilikte bulunursun." buyurdular.
                          Vefatlarından sonra -mü'min iseler- kefenlemek, cena­ze namazlarını kılmak, onlara istiğfar etmek kişi üzerinde ana ve babasının haklarındandır. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v): "Her kim ana babasına hayatlarında iken ve onlar öldükten sonra iyilikte bulunursa muhakkak Allâhü Teâlâ kıyamet günü onları o kişiden razı kılar." Sordular: "Vefatlarından sonra iyilik nasıl olur?" Hz. Pey­gamber şöyle buyurdu: "Onlar için istiğfar edersin ve kim­senin ana babasına sövmezsin ki seninkilere sövülmesin."
                          Malından sadaka verirken ana babası için de niyet et­melidir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Bir kimse bir sa­daka verirken ana babası adına da niyetlenirse -müs­lüman iseler- sadakayı verenin ecri hiç eksilmeksizin ana babasına da aynı ecir verilir." buyurdular.
                          Ana babanın vasiyetlerini yerine getirir. Resûlullâh Efendimiz: "Kim ana babası için hacceder yahut onların bir borcunu öderse, kıyamet günü ebrâr (anasına, baba­sına iyilik edenler) ile diriltilir." buyurdular.
                          Ana babasının hayatlarında iken ahbaplık ettiği kimse­lere ikram etmeli ve ihsanda bulundukları kimselere ihsa­nı kesmemejidir. Abdullah bin Ömer (r.a.) bir seferinde babası Hz. Ömer'in ahbabı olan bir a'râbî'ye rastladı ve ona "Sen fülânın oğlu fülân değil misin?" diye sordu. O "evet" deyince, ona bindiği merkebini ve başındaki sarığını verdi. Yanındaki bazıları: "Ona iki dirhem verseydiniz, yet­mez mi idi?" deyince; İbn-i Ömer (r.a.): Muhakkak Resû­lullâh Efendimiz (s.a.v): "Babanın dostlarını gözet ve on­lardan (ihsanını) kesme; Yoksa Allâhü Teâlâ (îmânının) nurunu söndürür." buyurdular.

                          FIKRA

                          Vatikan’da yeni çalışmaya başlayan bir rahibe Papa’nın huzuruna çıkıp “Aziz peder, benim vazifem sizin odanızı temizlemek. Bu sabah baktım halılarınız çok eskimiş. Onları değiştirmek lazım efendim.” Papa “Sen işini seven bir rahibesin. Çok teşekkür ederim. Halıların değiştirilmesi için hemen talimat vereceğim.yalnız sana bir şey hatırlatmak istiyorum. Vatikan hepimizindir. Buradaki her şey herkesindir. Onun için bir daha sizin odanız, sizin halılarınız deme, ‘bizim odamızdaki halılarımız eskimiş’ de” diye tembih etmiş. Bir kaç gün sonra rahibe papa’ya gelmiş ve “Aziz peder odanızın ısıtma tertibatı bozulmuş.” derken papa “Kardeş, ben sana ne tembih ettim? O oda hepimizin” demiş. Rahibe de özür dileyerek “Aziz peder odamızın ısıtma tertibatı bozulmuş. Lütfen yapılması için talimat veriniz“ demiş. Aradan birkaç gün geçmiş Papa bütün Vatikan ahalisini toplayıp “Arkadaşlar ABD Başkanı Clinton’un bana hediye ettiği saati bulamıyorum. Kendisi beni yarın ziyarete geliyor. Kolumda o saati görmez ise çok ayıp olur. Lütfen el birliği ile o saati arayıp bulalım.” demiş. Herkes saati aramaya başlamış ama saat bir türlü bulunamamış. Clinton Vatikan’a gelmiş, Papa ile bir odaya kapanıp konuşmaya başlamışlar. Birden odanın kapısı tıklanmış. Papa “Girin” demiş, içeri bizim rahibe girmiş ve “Aziz peder kusura bakmayın sizi rahatsız ediyorum ama sevineceğinizi zannettiğim bir haberim var!“ demiş. Papa “Söyle bakalım neymiş bu haber?” diye sormuş. Rahibe “Aziz peder saatimizi buldum...“ demiş, ”... yatağımızın altındaymış!..”

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Aşk, masraflarla çevrilmiş bir duygu okyanusudur. LORD DEWAR

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · ISPANAK BEŞAMEL
                          · EZO ÇORBA
                          · YOĞURT
                          · BÖREK

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: ŞİRZAT: (a.f.i.) Er. - Aslan gibi güçlü, kişilikli kimse.
                          Kız: ŞİHBAN: (Ar.) Ka. 1. Kıvılcımlar. 2. Akan yıldızlar.

                          MANİ

                          ayağında kundura
                          yar gelir dura dura a
                          benim nazlı yarim
                          geçerken bize uğra



                          BİLMECE
                          Çalındığı halde görülmeyen şey nedir?
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: Oyun havası

                          Comment


                          • 30 Aralık 2010

                            Bugün 30 Aralık 2010 24 Muharrem 1432 K.Evvel: 17 Kasım 53 Yavuz'un Kudüsü Fethi (1517)-Gülhane Askeri Tıp Mektebi açıldı (1898)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadakadır. Ravi: Ebu Davud, Et'ime 5



                            ZENGİN VE FAKIR

                            Zengin bir adam (kıymetli) cübbesi ile Resûlullâh'a geldi ve meclisine oturdu. Sonra üzerinde elbiseleri eski olan başka birisi geldi ve o zenginin yanında meclise oturdu. Zengin, elbisesini toplayarak oradan kalktı.
                            Resûlullâh (s.a.v.): "Şu yaptığın sırf müslüman karde­şini beğenmediğinden midir? Yoksa senin zenginliğinden ona bir şey, yahut onun fakirliğinden sana bir şey bulaşa­cağını mı zannettin?" buyurdu. Zengin, nefs-i emmârem (kötülüğü şiddetle emreden nefsim) sebebiyle yaptığım bu hatâdan dolayı Allah'tan ve Resulünden özür dilerim. Şâhid ol Yâ Resûlallâh, malımın yarısı onundur." dedi.
                            Fakir "Ben onu istemem." deyince Resûlullâh "Niçin?" diye sordu. Fakir: "Zenginliğin, onun kalbini bozduğu gibi benim de kalbimi bozmasından korkarım." dedi.

                            AHLÂKIN EN GÜZELİ; ÎSAR: KARDEŞİNİ TERCİH

                            Abdullah bin Ömer (r.anhüma) hasta olduğu bir vakit balık yemeyi pek arzulamıştı. Şehirde ne kadar aradılar-sa da bulunamadı. Ancak birkaç gün sonra bulabildiler ve -pahalı olarak- bir buçuk dirheme satın aldılar.
                            Balık kızartılıp bir ekmek üzerinde kendisine sunuldu­ğu sırada bir dilenci gelip kapıyı çaldı. İbn-i Ömer (r.a.), hizmetçisine balığı ekmeğe dürüp ona vermesini emretti. Hizmetçi: "Allah iyiliğinizi versin, siz bunu bunca vakittir arzu ederdiniz. Nice günler aradık, bulamadık. Bulduk, kıymetinin üzerinde aldık. Şimdi onu veriyorsu­nuz. Bari kıymetini versek de balık kalsa!.." dedi.
                            İbn-i Ömer (r.a.): "Balığı ekmeğe dür, o fakire ver." dedi. Hizmetçi gitti, yine de dilenciye balık yerine bir dir­hem para verdi, balığı aldı getirdi.
                            İbn-i Ömer (r.a.): "Bu balığı götür ona ver, verdiğin parayı da geri alma. Muhakkak ben Resûlullâh Efendi-miz'den (s.a.v.) işittim, buyurdular ki:
                            "Hangi kimse canı bir şeyi çok arzu ettiği halde arzusunu yenerek bir müslüman kardeşini kendisi­ne tercîh ederse, Allâhü Teâlâ onu elbette bağışlar."

                            FIKRA

                            Temel ile İdris bir bayrak direği boyama işini almışlar. Bu iş için ne kadar boya alacaklarını hesaplamak için direği ölçmeye çalışmışlar. Çapını ölçmek kolay olmuş ama yüksekliği? Onu ölçmek için Temel İdris'in omuzlarına çıkmış ama direğin tam tepesine ulaşamamış. İdris; "Ben senden uzun boyluyum. Bir de ben deneyeyim!" deyip Temel'in omuzlarına çıkmış ama gene aynı sonuç... Oturup ne yapacaklarını düşünürken yanlarına iri-yarı bir adam yaklaşıp ne yaptıklarını sormuş. Temel'le İdris sorunu anlattıktan sonra, adam direği yerden güç bela söküp yere yatırmış. Boyunu ölçüp tekrar yerine diktikten sonra yoluna devam etmiş. Gittikten sonra İdris'le Temel bakışıp gülüşmüşler: "Aptal herife bak! Biz ona yüksekliğini sorduk o bize uzunluğunu verdi!.."

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Gençlerin istekleri: Aşk, Para, sağlık. Yaşlıların istekleri: Sağlık, para, aşk. Erkekler aşka aşık olarak başlarlar,kadınlara aşık olarak bitirirler; kadınlarda erkeklere aşık olarak başlar, aşka aşık olarak bitirirler. REMY DE GOURMONT

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · BİBER DOLMA
                            · DÜĞÜN ÇORBA
                            · YOĞURT
                            · PATLICANLI BÖREK

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: ŞİRVAN: (Fars.) Er. 1. İran'da bir kent adı. 2. Aslan barınağı.
                            Kız: ŞİRİN: (Fars.) Ka. - Sevimli, cana yakın.

                            MANİ

                            altın yüzük var benim
                            parmağımda dar benim
                            şu tokat'ın içinde
                            kömür gözlü yar benim...



                            BİLMECE
                            Horoz nerede öter?
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: Islık

                            Comment


                            • 31 Aralık 2010

                              Bugün 31 Aralık 2010 25 Muharrem 1432 K.Evvel: 18 Kasım 54 Demirköprü Barajı ve Hidroelektrik Santrali hizmete girdi (1960)-Fırtına

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı oduğuna hiç aldırmayacak." [Rezin şu ziyadede bulunmuştur: "Böylelerinin hiç bir duası kabul edilmez."] Ravi: Buhari, Büyu 7, 23



                              "HAYA ÎMÂNDANDIR"

                              Haya, nefsi bir şeyden tutmak ve o şey hakkında kö-tülenmemek için onu terk etmektir. Bu nefisden veya îmândan olur. Nefsinden olan Allâhü Teâlâ'nın tabîat olarak her insanda yarattığı bir sıfattır; başkasının ya- nında ayıbının açılmasından utanmak gibi. îmândan olan ise müslümanın Allah'tan korktuğu için günah işle­mekten geri durmasıdır.
                              Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.): "Haya, îmândandır, îmân (sahibi) ise cennettedir..." buyurmuşlardır. Haya­nın çokluğu, dînin kuvvetinden ve îmânın sağlamlığından ileri gelmektedir. Onun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Haya, îmânın nizâmıdır. Bir şeyin nizâmı bozulunca, par­çaları darmadağın olur." buyurdular.
                              Haya, dürüst hareket etmekte de bir ölçüdür. Kişi ya­pacağı işleri gözden geçirir. Bunların içinden kendisini Rabb'ine mahcup edecek olanlarını işlemez.
                              Haya üç kısımdır:
                              Allah'tan, insanlardan ve kendisinden utanmak.
                              Allah'tan utanmak, onun emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmakla olur. Resûlullâh Efendimiz'e "Allâhü Teâlâ'dan hakkıyla haya nasıl olur?" diye sordu­lar; "Başını ve (göz, kulak gibi) başta bulunan azalarını, karnını ye ona doldurduğu şeyleri haramdan koruyan, dünya hayatının süsünü terk eden; ölümü, kabirde çürü­meyi hatırdan çıkarmayan kimse, hakkıyla Allah'tan utanmış olur." buyurdular.
                              Kişinin insanlardan utanması ise, insanlara ezâ etme­mesi ve fenalıkları açıktan açığa işlememesidir. Sahabî Huzeyfe bin Yemân (r.a.) "İnsanlardan utanmayan kim­sede hayır yoktur." buyurdu.
                              Kişinin kendinden utanması ise, iffeti ve yalnız iken günâhlardan sakınmasıdır. Bu ahlâkın güzelliğinden ile­ri gelmektedir.
                              İnsanın hayası bu üç cihetten tam olunca, onun hayır­ları da tam olur ve serleri ondan uzaklaşmış olur.

                              FIKRA

                              İki keşiş yolda giderlerken, bir su birikintisinden karşıya geçmek için bekleyen genç bir kadın görmüşler. Keşişlerden biri kadını taşıyıp suyun diğer yanına geçirmiş. Yaklaşık bir mil sonra, arkadaşının davranışına çok şaşırmış olan keşiş yorum yapmış: “Biz bakiriz, bırak bir kadını taşıyıp karşıya geçirmek, kadınlara bakmamız bile yasak. Nasıl böyle bir şey yapabildin?” Diğer keşiş cevap vermiş: “Ben kadını bir mil geride bıraktım. Sen neden hala taşıyorsun?”

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Aşk Fransa'da bir komedi, İngiltere'de bir trajedi,İ talya'da bir opera, Almanya'da bir melodramdır. MARGUERİTE BLESSİNGTON

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · KABAK DOLMA
                              · EZO ÇORBA
                              · YOĞURT
                              · BÖREK

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: ŞİRAZ: (Fars.) Er. - Türk müziğinde eski bir makam.
                              Kız: ŞİRAZE: (Fars.) Ka. 1. Kitap ciltlerinin iki ucunda bulunan ve yaprakları muntazam tutan, ibrişimden örülmüş ince şerit. 2. Pehlivan kispetinin parçası. 3. Esas, düzen, nizam.

                              MANİ

                              yunuslar dizi dizi
                              aşar karadenizi
                              yalvarıyum mevlama da
                              ayırma ikimizi



                              BİLMECE
                              Hangi top zıplamaz?
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: Kendi çöplüğünde

                              Comment


                              • 3 Ocak 2011

                                Bugün 3 Ocak 2011 28 Muharrem 1432 K.Evvel: 21 Kasım 57 Ebusuud'un Doğumu (1490) - Mersin'in Kurtuluşu (1922)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                İlim öğretin; fakat uns ve şiddet göstermeyin! Zira güler yüzlü muallim sert olandan hayırlıdır.



                                HİKAYE- GİTME! GİTME! GİTME!

                                Komşuların bir gün önceki düğün çılgınlığından sonra adamın hayatı alt-üst olmuştu. Bu evde, bu sokakta, bu çevrede duramazdı artık.
                                Şu kadar senedir beraber yaşadıkları halde, hanımına bile, “Allaha ısmarladık” demeden, kapıdan sessizce süzüldü. Arkasından hanımı ve çocukları bitkin bir sesle yalvarıyorlardı: “Gitme!.. Gitme!.. Gitme!..bizi bırakıp gitme!.. Yuvamız yıkıldı, ne olur ayrılma bizden!.. Bizi kime bırakıp gidiyorsun? Gitme!.. Gitme!.. Gitme!.."
                                Sonra, sesler hıçkırıklara karıştı ama, arkasına bakmak şöyle dursun, onlara dönüp cevap bile vermiyordu. O sıra­da küçük Ayşe'nin annesinin bacağını kavrayarak; "Babacığım!.. Babacığım!.. Anneciğim!.. Anneciğim!.." yalvarma­ları da fayda etmedi. O, bu yalvarışları da duymamış gibi, yoluna devam etti.
                                Sokağın köşesinden döndükten sonra, çevre kapı ve pencerelerden bu hâdiseyi seyredenlerle birlikte onu göremez oldular. Arkasından aynı şekilde feryatlar devam etti. Yalvarmaların, hıçkırıkların, çırpınışların, hepsi nafileydi...
                                Ev halkını yatıştırmak ve teselli etmek için komşu ve akrabaları toplandılar. Fazla üzülmemesini, böyle durumların birçok kimsenin başına gelebileceğini söylüyorlardı... Fa­kat hanım; "Bundan sonra ben ne yaparım?.." diye hatırı­na geldikçe ağlıyordu.
                                Geri gelme ihtimali mi?.. Artık onu hiç düşünmüyordu bile... Öyle ya. Tabutla gidenler bir daha geri gelmiyor ki...

                                FIKRA

                                Ömründe hiç teravih namazı kılmamış olan bir yörük, bir gün, caminin önünden geçerken, adamın birisi: “Namaz vakti nereye gidiyorsun?” demiş. “Sen müslüman değil misin?” Yörük ne desin? ”Bari şu namazı kılıvereyim de öyle gideyim...” diyerek camiye girmiş. Gelgelelim, aklı dışarıda, hayvanlarında. Üç beş rekat namaz kılmış, bakmış, biteceği yok. Dışarı çıkıp oğluna seslenmiş: “Oğlum, hayvanlara mukayyet ol. İmamla iş inada bindi!..”

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Bilgisiz bir kimse savaş davuluna benzer, sesi çok, içi boştur. Sadi

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · Şefin çorba
                                · Yaprak sarma
                                · Ev usulu mantı
                                · Yoğurt

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: ABDURRAUF: (Ar.) Er. - Rauf olan Allah'ın kulu. (bkz. er-Rauf).
                                Kız: AYNIHAYAT: (Ar.) Ka. – Hayatın gözü, hayat pınarı.

                                MANİ

                                Argo liberal liboş,
                                Homoya derler nonoş,
                                Toplu dolgunu unut!
                                Yerine geldi totoş.



                                BİLMECE
                                Özü tatlı,Sözü tatlı,Candan daha değerli
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: (BEBEK)

                                Comment

                                Working...
                                X