fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 10 Nisan 2009

    Bugün 10 Nisan 2009 16 R.Ahir 1429 Mart: 28 Kasım:155 Emniyet Teşkilatı'nın Kuruluşu (1845)

    HADİS-İ ŞERİF

    Müşriklerin ölen çocukları Cennette, Cennet ehline hizmet ederler. hadis (Taberani).



    ŞÂİR NÂBÎ'NİN HAC SEYAHATNAMESİ

    Türk edebiyatının en büyük ve meşhur temsilcilerinden Urfalı Nâbî merhum Arapça ve Farsça'yı mükemmel derecede bilen bir şâir ve ediptir. On eserinden dördünü nesirle kaleme almıştır. Bunlardan biri de onun 1678-1679 yılları arasındaki Hac seyahatini anlattığı "Tuhfe-tü'l-Haremeyn"idir.

    Nâbî, İstanbul'dan yola çıkarak İznik ve Eskişehir üzerinden Konya'ya, oradan da Adana ve Antakya üzerinden Halep ve Şam'a, daha sonra da Kudüs ve Gazze üzerinden Kâhire'ye ulaşır. Kâhire'den Mısır hac kervanına katılarak Mekke-i Mükerreme'ye varır ve hac farîza-sını îfâ eder. Hacdan sonra Peygamber Efendimizi ziyaret etmek üzere Medîne-i Münevvere'ye gider, Resûl-lâh'ı ziyaret eder. Tuhfetü'l-Haremeyn'de, hac farizasını bütün teferruatıyla anlatmış, Mekke ve Medîne'nin o zamanki durumuyla ve oradaki ziyaret yerleriyle alakalı geniş bilgi vermiştir. Nâbî, Medîne'de iken bir levhaya arzuhal şeklinde bir şiir yazarak bunu Peygamber Efen-dimiz'in türbesine astığını ifade etmektedir. Şu beyitler o şiirdendir:

    Bi-hamdillâh nasîb oldu sa'âdet yâ Resûlallâh

    Ki etdim hâk-i dergâhın ziyaret yâ Resûlallâh Günahkârım sefihkârım siyehkârım tebehkârım Beni reddetme ferdâ-yı kıyamet yâ Resûlallâh

    Kemînen Yûsuf-ı Nâbî'yi ahbâb u ekârible

    Şefaat yâ Resûlallâh şefaat yâ Resûlallâh.

    (Yâ Resûlallâh, Allah'ın hamdiyle (bu) saadet nasîb oldu, Senin kapının toprağını ziyaret ettim, yâ Resûlallâh!

    Günahkârım, ömrümü kötülüklerle harcadım, yüzüm kara, perişanım. (Böyle olduğu için) yarın kıyamette beni reddetme yâ Resûlallâh!

    Saklanmış gizlenmiş olan Yûsuf-ı Nâbî'yi dostları ve yakınlarıyla (kabul eyle) Şefaat yâ Resûlallâh, Şefaat yâ Resûlallâh!)


    FIKRA

    Bir uçakta üç kişi varmış.Uçak yere çakılmak üzereymiş.1. kişi ingilizmiş direk aşağıya atlamış

    ölmüş.2. kişi temelmiş temel eşhedü enle ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhü ve rasulüh diyerek atlamış kolu kırılmış.3. kişi fransızmış temelin dediğini tekrar etmeye çalışmış

    eşheden köşeden yallah demiş ve o da ölmüş.

    GÜNÜN SÖZÜ

    Fazîlete yükselmek güç, rezalete alçalmak kolaydır. Hz Ali

    YEMEK MENÜSÜ

    · KAŞAR,ZEYTİN,
    · ÇOKOKREM
    · SÜT

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: UZKAN: (Tür.) Er. - Erdemli soydan gelen.
    Kız: UZMAN: (Tür.) - Belli bir iş ya da konuda bilgi, görüş ve becerisi olan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MANİ

    Yeşil iplik bükerim
    Yare yelek dikerim
    Yelek yare olmazsan
    Vallahi seni sökerim



    BİLMECE

    Elmayı yerken kurt bulmaktan daha kötü olan nedir?

    Cevabı Yarın.

    Dünkü Cevap: Deve

    Comment


    • 11 Nisan 2009

      Bugün 11 Nisan 2009 17 R.Ahir 1429 Mart: 29 Kasım:156 Şanlıurfa'nın Kurtuluşu (1920)

      HADİS-İ ŞERİF

      Siz iffetli (namuslu) olunuz ki, hanımlarınız da iffetli olsunlar. Anne babanıza iyilik ediniz ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler. Hadis-i Şerif (Taberani).



      "BİR ZORLUK İKİ KOLAYLIĞA GÂÜB GELEMEZ"

      Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Eğer zorluk bir delikte olsa kolaylık elbette oraya girer ve onu oradan çıkarırdı." buyurdular vş "Hakîkaten her zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah sûresi, âyet 6) mealindeki âyet-i celîleyi okudular. Kolaylığa inanan, zorluğa ehemmiyyet vermeyen ve Allah'ın izniyle sabır ve tahammül eden kolaylığa erişir. Nitekim âyet-i celîlede meâlen "Artık kim Infâk etti ve sakındı İse ve en güzel olanı tasdik etti İse biz ona en kolay olan İçin kolaylık veririz." (Leyi sûresi, âyet 5-7) buyurulmutur.

      Şu halde bir zorlukla karşılaşan onu da başka bir kolaylığın takîp edeceğine veya beraberinde bir kolaylık bulunduğuna inanmalıdır.

      Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) bu âyet-i celîle nazil olunca ferah ve sürür ile "Bir zorluk fki kolaylığa gâlib gelemez." buyurmuşlardır.

      Bir cihetten zor görünen bir şeyde diğer cihetten bir kolaylık vardır. Kolay cihetini bularak yapabilen kolaylığına erer. Hattaâ hüsnâyı (en güzel olan namaz, oruç, zekât gibi kulluk vazifelerini) tasdik eden ve ona göre amel eden mü'mlnler için her zorlukta iki kolaylık vardır ki bunun biri dünyâda biri de âhirettedir.

      Ebû Ubeyde (r.a.), Hz. Ömeru'l-Fârûk'a "Rumların çokluğunu bildirmiş ve onlardan endişe ettiğini yazmıştı. Hz. Ömer ona "Muhakkak mü'mln bir kalbe herhangi bir şiddet (belâ) İnerse Allâhü Teâlâ ona arkasından bir sürür verir ve bir zorluk İki kolaylığa galebe gelemez." diye cevap verdi. Bununla beraber her şey yine Allah'ın dilemesine bağlıdır ve muvaffakiyet ancak ondandır.

      Resûlullâh Efendimiz buyurdular ki: "...Allâhü Teâlâ'nın hakkını gözet ki o da seni gözetsin. Allah'ın hakkını gözetirsen onu dâima önünde bulursun. Eğer sen rahat zamanında Cenâb-ı Hakk'ı bilirsen darlık zamanında o da seni bilir. İyi bil ki bütün insanlar ve cinler Allâhü Teâlâ'nın senden men ettiği (sana vermediği) bir şeyi sana vermek üzere top-lansalar onu sana ulaştırmaya güç yetiremezler. Muhakkak Allah'ın yardımı sabır nedir. Ferahlık da zorluk iledir. Bir şey isteyeceğin vakit Allah'tan iste. Bir kimseden yardım dile-yeceöln vakit Allah'tan yardım dile. Zîrâ her zorlukla bsrâ-ber bir kolaylık vardır." buyurdular. (Rebîulebrâr)

      FIKRA

      bir gün temel arabasını satılığa çıkarmak istemiş.bir kağıda satılık diye yazmış.üstünde imzasını atmış.altada not yazmış:
      kornası hariç her yerinden ses çıkar

      GÜNÜN SÖZÜ

      Halkın bahçesinden padişah bir elma yerse, adamları ağacı kökünden sökerler. Şeyh Sadi

      YEMEK MENÜSÜ

      · EZOGELİN ÇORBA
      · YUMURTALI ISPANAK
      · MİLFÖY BÖREK
      · YOĞURT

      ÇOCUĞUNUZA İSİM

      Erkek: ÜÇER: (Tür.) Er. - Üç er.
      Kız: ÜÇGÜL: (Tür.) Ka. 1. Yaban yoncası. 2. Üç gül.

      MANİ

      Bizim camın altında
      Herkes bunun farkında
      Biz yarimle konuştuk
      Kırklareli Parkında



      BİLMECE

      Elsiz ayaksız kapı açar

      Cevabı Yarın.

      Dünkü Cevap: Yarım kurt bulmak

      Comment


      • 12 Nisan 2009

        Bugün 12 Nisan 2009 18 R.Ahir 1429 Mart: 30 Kasım:157 İlk Uzay Mekiği'nin Fırlatılması (1981)

        HADİS-İ ŞERİF

        Diline sahip ol. Evin sana dar gelmesin. Günahların için ağla. Hadis (Ukbe bin Amir).



        HAYIRLI MAL

        Meşru yollardan kazanılan, zekâtı verilen, ihtiyaçlara ve hayra harcanan mal, Allâhü Teâlâ'nın bir nimetidir. Nitekim bir hadîs-i şerîfte "Salih kişi için sâlih mal ne güzeldir!" buyurulmuştur.

        Mâl ile ibâdet, müstakil bir ibâdettir. Zîra mal ile geçim te'min edilir, hac edilir, îlâ-yı kelimetullah (dînin emrettiği hizmetler) onunla yapılır. Beden, mal ile güçlenir. Beden, dînin ve dünyânın işlerini görebilecek şekilde sıhhat sahibi olmalıdır. Zîrâ beden, ibâdetlerin ve faziletlerin bineği ye âletidir.

        İbâdete yesîle olan her şey ibâdettir. Zîrâ gıda, elbise, mesken, nikâh ve geçim zaruretleri gibi ihtiyaçlar mal jle olur. Bu ihtiyaçlar elde edilemediği .zaman kalb onlar ile meşgul olur ve din için vakit kalmaz. İnsan mal ile dilenmek zilletinden kurtulur, sadaka verenlerin derecelerine kavuşur.

        Faziletlerin en efdali olan sıla-yı rahim, akrabalara ihsan (iyilik) mâl iledir. Muhtaç durumda olan fakirlerin ihtiyaçları karşılanır ve müslümanların borçları onunla ödenir.

        Kul, Müslüman kardeşinin yardımında oldukça Allâhü Teâlâ da onun yardımındadır. Kim bir mü'minı seyindi-rirse, Allâhü Teâlâ da onu sevindirir. Kalpler, fakirliğin sıkıntılarından, borç düşüncesinden ve geçim sıkıntısından, hayırlı mal ile teselli edilir.


        Sevabı kesilmeyen, ibâdetlerin en faziletlilerinden olan din ilminin öğretilmesi hayırlı mal ile mümkündür.

        Bunlar, ölümden sonra sâlihlerin dualarının bereketini ebediyen devam ettirecek hayırlardır. Bunlar, malın dînî faydalarıdır. Bunların yanında fakirliğin hakirliğinden kurtulmak, halk arasında izzet ve şeref sahibi olmak, kardeşlerin, yardımcıların ve dostların çoğalması, kalblerde vakar ve şeref gibi dünyevî faydaları da vardır.

        BİR BEYT:

        Sâf-kalb ol, kimseye tutma sakın kalbünde kîn Fahr-ı âlem didi sığmaz kîn ile bir yirde dîn.

        -Muhibbî- (Kanunî Sultan Süleyman)

        Kalbinde kimseye kin tutma, kalbin saf olsun. Çünkü Re-

        sûlullah (s.a.v.) kin ile din bir yerde durmaz! buyurdular.

        FIKRA

        TEMEL BİR GÜN YOLDA YÜRÜRKEN BİR YABANCIYA RASTLAMIŞ.YABANCI SUDA HELP HELP DİYE BAĞIRIYORMUŞ TEMEL DE DEMİŞ Kİ:
        _ULA YABANCU DIL ÖĞRENECEĞİNE TÜRKÇE ÖĞRENSEYDÜNYA!!!!

        GÜNÜN SÖZÜ

        Putların anası nefsinizin putudur. Mevlânâ

        YEMEK MENÜSÜ

        · Mantar Çorba
        · Kıymalı Ispanak/Yoğurt
        · Biber Dolma
        · Peynirli Makarna
        · M.Suyu

        ÇOCUĞUNUZA İSİM

        Erkek: UYGURALP: (Tür.) Er. - Uygar yiğit. Uygur'a mensup kişi.
        Kız: UYSAL: (Tür.) - Yumuşak başlı, uyumlu, boyun eğen. Terbiyeli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

        MANİ

        Motor geliyor motor
        Motorun bacası yok
        Kalkmış beni istiyor
        Cebinde parası yok



        BİLMECE

        Demir mıknatısa ne demiş?

        Cevabı Yarın.

        Dünkü Cevap: Anahtar

        Comment


        • 13 Nisan 2009

          Bugün 13 Nisan 2009 19 R.Ahir 1429 Mart: 31 Kasım:158 31 Mart Hadisesinin Başlaması (1909)

          HADİS-İ ŞERİF


          Kadere iman, kaygı ve üzüntüyü giderir. Hadis (Hakim).



          İSRAF

          İsraf: Kıymetli bir şeyi helak etmek, mu'teber bir fayda olmaksızın harcamak ve herhangi bir işte ölçüyü aşmaktır.

          İsrafın, saçıp savurmak diye tâbir edilen aşırısına teb-zîr denir. İsraf, kötü bir huy, kalbî bir hastalık olup haramdır.

          Kur'ân-ı Kerîmde "...Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Şüphe yok ki, o (Allah) israf edenleri sevmez." (A'râf sûresi, âyet 31) ve "Akrabaya hakkını ver, düşküne de parasız kalmış yolcuya da ver, tebzir etme (saçıp savurma). Şüphe yok ki tebzirde bulunan (mallarını saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine çok nankördür." (İsrâ sûresi, âyet 26-27) buyurulmuştur.

          İsraf, fertlerin ve cemiyetlerin yıkılmasının sebeplerindendir. İsrafın zıddı iktisattır. Yemek, içmek, giyinip gezmek gibi işlerde belli ölçüyü aşmamaktır.

          Vakit israfının en kötüsü onu harama harcamaktır veya kahvehanede oturmak gibi boş ve faydasız işlerle vakit geçirmektir.

          Bir kişinin, 'Kendisi ve çoluk çocuğunun nafakası, ihtiyacı için helâl yoldan çalışıp kazanması ve fazlasından zekat ve sadaka vermesi Allah'ın emridir, rızâsına sebebdir.' niyetiyle çalışması ibâdet olur, ibâdet sevabı alır.

          İNSAFLI BATILILARIN İSLÂM HAYRANLIĞI

          "Kur'ân-ı Kerîm; yalnız İslâm dîninin kalbî ve ruhanî âleme âit bir rehberi değil, aynı zamanda her ilmin bir hulâsası ve bizim şu fâni dünyâmız için kânunlar mecmuası teşkil eden bir siyâset vesîl asıdır." (Amerika Prin-ceton Ünv. Prof. Philip K. Hitti, 1950)

          "Hristiyanlar âlim olunca Hristiyanlıkla alâkaları kesilir. Müslümanlar da câhil olunca İslâmiyetle alâkaları kesilir." (Charles Mismer, Fransız müellif, "870)

          "Hiçbir tercüme şâyân-ı hayret bir üslûbu olan Kur'ân-ı Kerim'in zarif inceliklerini ifade edemez. Onun kuvvet ve kudretiyle güzelliğini ve aynı zamanda şekil asaletini takdir edebilmek için aşıl metnini dinlemek lâzımdır." (Jacques C. Risler, Paris İslam Enstitüsü Profesörlerinden, 1955)

          FIKRA

          bir gün temelle dursun geziye çıkmışlar temel demiş şu ormanın güzelliğine bak dursun ağaçlardan göremiyorum ki demişş…

          GÜNÜN SÖZÜ
          Kadınlaşan bu dünyada erkek seslere muhtacız. Fethi Gemuhluoğlu

          YEMEK MENÜSÜ

          · SULTAN ÇORBA
          · TAVUK DÖNER
          · PİRİNÇ PİLAVI
          · MEYVE SUYU

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: UYGAN: (Tür.) Er. - Uyumlu, uyan.
          Kız: UYGAR: (Tür.) - Kültürlü, eğilimli, görgülü, medeni. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

          MANİ
          Dolabın kapakları
          Çınarın yaprakları
          Kara gözlü yârimin
          Çınlasın kulakları



          BİLMECE


          En çok hap nerede satılır?

          Cevabı Yarın.

          Dünkü Cevap: Pek çekicisin

          Comment


          • 14 Nisan 2009

            Bugün 14 Nisan 2009 20 R.Ahir 1429 Nisan: 1 Kasım:159 Sakız Adası'nın Fethi (1566) - I.İmar Kongresi Toplandı (1953)

            HADİS-İ ŞERİF

            Benim ümmetim, merhamete uğramış bir ümmettir. Ağirette azap görmeyecektir. Onun cezası, ancak dünyada başına gelen ağır imtihanlar, depremler, masum yere öldürülmeler ve çeşitli felaketler şeklinde verilir. hadis-i şerif (Ebu Davud)



            İSRAFIN ÇEŞİTLERİ

            İsraf, bir malı kasden, bilerek heder etmek, faydasız yere harcamaktır. Meselâ bir malı denize, ateşe atmak, imkânı varken meyveleri ve ziraatı toplamayıp dalında ve tarlada çürütmek israftır.

            Malı koruma altına almak, lâkin bakımını yapmamak ve ihmâl etmek suretiyle çürüyüp heder olmasına sebep olmak israftır.

            Yemek ve içmekte ölçüsüz olmak, fazla yapılan yemeğin yenilmeyip atılması veya ihtiyâçtan fazla yani doyduktan sonra yemek israftır.

            Tok olduğu halde yemek de israftır ve sıhhate de zararlıdır. Bir hadîs-i şerîfte "Tokluk, hastalığın aslıdır. Perhiz etmek ise ilacın aslıdır." buyurulmuştur.

            Giyecekte, eşyada ve yakacakta israf, muhafaza etmeyip çürütmek veya hor kullanmak veya eskimeden atıp yenisini almak veya ihtiyâcı olmadığı halde yakıtı harcamak suretiyle olur.

            Bir malı bile bile pahalı almak veya ucuza satmak da israftır. Ancak karşı taraf fakir ise sadaka niyeti ile vermesi güzel olur.

            Kefende sünnet miktarından fazlası israftır.

            Abdestte azaları üçten fazla yıkamak veya abdest alırken suyu fazla harcamak israftır. Su eğer vakıf suyu ise haram, kendi suyu olursa mekruh olur.

            Aldığı abdestle, abdestsiz caiz olmayacak bir ibâdet yapmadan tekrar abdest almak veya öyle bir ibâdet yapmadan o abdesti bozmak israftır.

            İştahın (canın) çektiği her şeyi ölçüsüzce yemek içmek de israftır. Bir hadîs-i şerîfte "İştahın çektiği her şeyi yemen israftandır." buyurulmuştur.

            Giyilen şey gösteriş veyahut kibir için olursa israftır.

            İster az, ister çok olsun günahlara harcanan her şey israftır.

            En yaygın ve tehlikeli israf, insanın ömrünü israf etmesi, yâni dünyâsına ve âhiretine faydası olmayan işlerle ömrünü zayi' etmesidir.

            FIKRA

            bir gün trabzonda temel ile dursun çine savaş açmış sonra temel düşünmeye başlamış.

            dursun sormuş temel ne düşünüyon demiş. temel-bu kadar kişiyi nereye gömecez demiş

            GÜNÜN SÖZÜ

            Kendini yargılamak, başkalarını yargılamaktan daha zordur. Saint-Exupery

            YEMEK MENÜSÜ

            · Beyaz Peynir
            · Helva, Yumurta
            · Zeytin, Çay

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: UZCAN: (Tür.) Er. - Uysal, uyumlu, iyi insan.
            Kız: UZEL: (Tür.) - Usta, becerikli kişi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

            MANİ

            Mavi yelekli yârim
            Çarkıfelekli yârim
            Beni bırakıp gitti
            Demir yürekli yârim



            BİLMECE

            En temiz böcek hangisidir ?

            Cevabı Yarın.

            Dünkü Cevap: Ağrı

            Comment


            • 16 Nisan 2009

              Bugün 16 Nisan 2009 22 R.Ahir 1429 Nisan: 3 Kasım:161 Halit İstanbuli ve Arkadaşlarının Şehadeti (1982)
              HADİS-İ ŞERİF

              Yardıma ihtiyacı olanlara sadaka dağıtmak vehayır yapmak istediğinde, hemen yap(geciktirme) Hadis-i Şerif (Müsned).



              OSMANLI'DA HUKUK

              İranlı Molla Kâbız, Kânûnî zamanında İstanbul'a gelip "Hz. İsâ bütün peygamberlerden ve hattâ Peygamberimizden bile üstündür!" gibi sapık fikirlerle Müslümanların itikâdlarını bozmaya çalışıyor, bazı âyet ve hadîsleri kendi kasır görüşü ile te'vil ve tefsir ederek, Müslümanlığı kabul etmiş görünerek Hıristiyanlığı ondan üstün göstermeye çalışıyordu.

              O zaman İslâm hilâfetinin merkezi ve İslâmiyet'in muhafızı bir Sünnî Müslüman devletinin payitahtında böyle bir mugalatanın ortaya atılması, memleketin mâneviy-yâtını sarsacak bir tehlike idi.

              Bir takım câhillerin fikirlerini çelerek memleketin manevî birliğini bozmaya çalışan Kâbız'ın faaliyetleri bâzı ulemânın şikâyetleri üzerine hem saraya, hem hükümete aksetmiş, fakat meselenin hukukî mahiyetinden dolayı Molla birdenbire cezalandırmayarak Divân'da nazariyyesini (iddiasını) îzâha davet edilmiştir ki; Avrupa'da, Katoliklerin, imanlarından en hafif şekilde bile şüphe ettikleri insanları diri diri yaktıkları bir devirde; İslâm dininin en mühim esaslarına açıktan saldıran bir şahsın nihayet ilmî bir münâkaşaya ve nazariyyesini isbâta davet edilmesi, on altıncı asırda hukukun Avrupa'ya nisbetle Türkiye'de ne kadar esaslı olduğunu göstermesi bakımından bilhassa dikkat edilecek bir noktadır.

              Molla Kâbız, Kânûnî'nin emriyle Divâna getirilmiş ve Şeyhül-islâm Kemal-Paşa-zâde Şemşüddin Ahmed Efendi ile o devrin büyük âlimlerinden İstanbul Kadısı Sa'düddin Çelebi ile karşılaştırmıştır.

              İbni-Kemal (r.h.), Kâbız'ın bozuk fikirlerini sükûnetle dinlemiş, sonra davasının çürüklüğünü ilmî delillerle isbât etmiştir. Nihayet söyleyecek söz bulamayan Kâbız da hatâsını itiraf etmiştir. Kendisine hatâsından döndüğü takdirde serbest bırakılacağı teklif edilmişse de, kabul etmediği için nihayet îdâmına hükmedilmiştir.


              FIKRA

              Temel bigün uyuyomuş.Bi'anda düşmüş.Kalkıp tekrar yatmış.Tekrar düşmüş.Ve kendi kendine mırıldanmış:

              -İYİKİ KALKMIŞIM DAA!YOKSA ÜSTÜME DÜŞCEKMİŞİM!

              GÜNÜN SÖZÜ

              Düşüncelerinizden nefret ediyorum fakat o düşünceleri savunma hakkını size kazandırmak uğruna ölmeye hazırım. Voltaire

              YEMEK MENÜSÜ

              · Poğaça
              · Domates
              · Peynir, Süt

              ÇOCUĞUNUZA İSİM

              Erkek: YALTIRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Yaltır). Ayın ışıltısı.
              Kız: ÜNSA: (Ar.) Ka. - Kadın, kız, nisa.

              MANİ

              İçeride ara kapı
              Sürmesi çavdar sapı
              İkimizi ayıran
              Dilensin kapı kapı



              BİLMECE

              Etlice, metlice ortası tatlıca?

              Cevabı Yarın.

              Dünkü Cevap: Süpürge

              Comment


              • 17 Nisan 2009

                Bugün 17 Nisan 2009 23 R.Ahir 1429 Nisan: 4 Kasım:162 Turgut Özal'ın Ölümü (1993)

                HADİS-İ ŞERİF

                Mü’min mü’minin aynasıdır. Mü’min mü’minin kardeşidir. Mü’min mü’minin kaybettiği bir şeyini bulursa, onun için korumaya alır. Mü’min mü’mini arkasından savunur. Hadis (Ebu Davud).



                MEZHEBLER

                Erkek ve kadın her Müslüman'ın îtikadda ve amelde mezhebini öğrenip bilmesi vâcibdir. Mezheb, ictihâd ehliyetine sahip âlimin edille-i şer'iyye (kitap, sünnet, icmâ ve kıyas)den çıkardığı mesele ve hükümlerdir.

                İtikadda mezhebin hangisidir?' denirse, "Ehl-i sünnet ve cemâat mezhebidir." demelidir. Ehl-i sünnet ve cemâat demek, Resûlullah'ın ashabı ye. cemâati (radıyallâhü an-hüm) elemektir. Onların her biri İslâm dininin nurudur. Onların itikadı nasıl ise ben de o îtikad üzereyim, demelidir.

                Ehl-i sünnetin itikadda imâmı ikidir. Birisi İmâm Ebû Mansûr-i Mâturîdî'dir. Diğeri İmâm Ebü'l-Hasan Eş'arî'dir.

                Hanefî âlimleri îtikadda Şeyh Ebû Mansûr'u, Şafiî âlimleri îtikadda Şeyh Ebü'l-Hasan Eş'arî'yi, imâm edinmişlerdir. Bu iki imâm arasında birkaç îtikad meselesinde fark vardır. Bu iki imâm, ehl-i hidâyet ve ehl-i sünnettir.

                Ehl-i sünnet, ve cemâat mezhebi haktır, doğrudur. Hadîs-i şerîfte "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırkadan başkası cehennemliktir." O hangi fırkadır?' diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Benim ve ashabımın yolunda olanlardır." buyurdular. İtikadı, ashâb-ı kiramın itikadına uygun olanlara Ehl-i Sünnet, Fırka-i Naciye, Ehl-i Hak denir. Buna uymayanlara Ehl-i Bid'at, Fırak-ı Dâlle denir.

                "Amelde mçzhebin hangisidir?" denirse, Hanefî mez-hebindekiler "Imâm-ı Âzam Ebû Hanîfe mezhebidir." demelidir.

                Allâhü Teâlâ'nın kitabında ve Resûlullah'ın (s.a.v.) hadîslerinde farz, haram, helâl gibi hükümlerin bazısı açıktır, herkes anlar. Bazısı gizlidir, onları ancak ictihâd derecesinde olan âlimler anlar. Allâhü Teâlâ içtihada ehil olan âlimlere çalışıp ahkâm çıkarmalarını, Kur'ân-ı Kerîm ve Resûlullah'ın sözü ve fiilleri ile ve ashâb-ı kiramın icmâ'ı ile gizli olanları delillerle, istihraç ve kıyâs ile meydana çıkarıp anlatmalarını ye bunlarla amel etmelerini emretmiştir. -Zîrâ her müetehidin kendi içtihadı ile amel etmesi, kendisine vâcibdir.- Ve müetehid olmayanlara öğretmelidirler. Müc-tehid olmayanlar bu müctehidlerden birine uymak ve onları taklîd etmek ile emrolunmuşlardır. (Birgivi)


                FIKRA

                Çok şık giyimli adamın biri New York’un en iyi bankalarından birine girer. Sırasını bekledikten sonra, müşteri temsilcisinin önündeki koltuğa oturur ve utangaç bir eda ile “Çok acele 5,000 dolara 3 haftalığına ihtiyacım var, bunu sizden hemen temin edebilir miyim?” diye sorar. Müşteri temsilcisi adamın giyiminden ve konuşmasından çok etkilenmesine rağmen, kendi bankaları ile daha önce hiç çalışıp çalışmadığı veya herhangi bir referansı olup olmadığı gibi beylik sorularını, ezberletildiği şekilde sorar. Adam, bunun üzerine kibarca ve ezilerek bunların aslında hepsini kendisine temin edebileceğini, fakat çok acelesinin olduğunu ve müşteri temsilcisinin temkinli yaklaşımını da gayet anlayışla karşıladığını anlatır ve sorar: “Benim aklıma bir çözüm yolu geliyor; kapınızın önünde 200.000 dolar değerinde Rolls Royce arabam var, bunu size teminat olarak bırakayım, 3 hafta sonra 5.000 doları ve faizini ödedikten sonra arabamı geri alırım, böyle bir çözüm sizce uygun mu?” Müşteri temsilcisi bunu hemen sevinçle kabul eder, adamın Rolls Royce’u bankanın garajına park edilir ve adam arzu ettiği 5.000 doları alıp gider. Adam 3 hafta sonra yine aynı müşteri temsilcisinin önüne gelir, borç aldığı 5.000 doları ve 3 haftalık süre için tahakkuk eden 15 dolar 42 cent faizi öder. Müşteri tam Rolls Royce’u ile bankanın önünden ayrılırken, müşteri temsilcisi biraz utanarak: “Kusura bakmayın ama, sizin gibi bir beyefendi nasıl olur da, kredi kartı ile çekebileceği 5.000 dolar için 200.000 dolar değerindeki Rolls Royce arabasını rehin bırakıp 5.000 dolar kredi alır?” diye sorar. Bunun üzerine müşteri: “Peki siz New York’da Rolls Royce’umun başına bir şey gelmeyeceğinden bu kadar emin olduğunuz ve 3 haftalık park ücretinin 15 dolar 42 cent tuttuğu başka bir park yeri biliyor musunuz?” (Eda Deneç)

                GÜNÜN SÖZÜ

                Bilmediklerimi Bir milletin büyüklüğü, ' nüfusunun çokluğu ile değil, akıl ve fazilet sahibi insanlarının sayısıyla belli olur. Victor Hugo

                YEMEK MENÜSÜ

                · Sebzeli Çorba
                · Arnavut Ciğeri
                · Makarna
                · Salata Açma

                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                Erkek: YALVAÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Yalavaç).
                Kız: ÜNAN: (Ar.) - İnleme, nalan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                MANİ

                Entarisi al basma
                Alıp duvara asma
                Sen benimsin ben senin
                Ellere kulak asma



                BİLMECE

                Eve bitişik odada ,Yemek pişer orada

                Cevabı Yarın.

                Dünkü Cevap: Karpuz

                Comment


                • 18 Nisan 2009

                  Bugün 18 Nisan 2009 24 R.Ahir 1429 Nisan: 5 Kasım:163 Hz. Muaviye'nin (R.A.) Vefatı (660) - Trabzon'un Kurtuluşu (1918)
                  HADİS-İ ŞERİF

                  Allah Resulüne: Ya Resulallah! Bana insanların kötülükte en ileri olanlarını söyler misin? diye sordum. Allah Resulü: İyileri sor bana! Kötüleri sorma, dedi. Daha sonra da soruma şu cevabı verdi: İnsanların en kötüleri, ilmini kötüye kullanan alimler (üzerine düşen uyarı görevini yapmıyan aydınlar)dır.
                  Hadis




                  RESÛLULLÂH (S.A.V)'IN VAHİY KÂTİBİ: HZ. MUÂVİYE (R.A.)

                  Hz. Muâviye (r.a.), Mekke'nin fethinde babasıyla birlikte Resûlullâh (s.a.v.)'ın önünde îmâna gelmiştir. Uzun boylu, beyaz tenli, güzel yüzlü ve heybetli idi.

                  Resûlullâh Efendimiz ona "Yâ Rabbî, onu hidâyette bulundur ve insanlara onunla hidâyet ver. Ey Allah'ım, Muâviye'ye kitâb ve hesâb öğret ve onu azâbdan koru. Ey Allah'ım, onu memleketlere güçlü eyle." hayır duasında bulundular. Bir defa kendisine hitaben: "Ey Muâviye, melik (devlet reisi) olduğun zaman iyilik et." buyurup, devlet reisi olacağına işaret ile müjdelemiş idi.

                  Hz. Alî (k.v.), Hz. Muâviye hakkında: "Muâviye'nin emirliğini kötü görmeyin, beğenmemezlik etmeyin. Onu kaybederseniz, arkadan neler çıktığını görürsünüz." buyurmuştur.

                  Hz. Muâviye'nin yumuşak huyluluğu ve afvı pek meşhurdur. Arapların dâhîlerindendir. Yiğit, cesur, tedbirli, cömerd, gayretli, çalışkan ve himmet sahibi olup, yaratılıştan tam bir devlet reisi idi. Hz. Ömer (r.a.), Hz. Muâviye'ye (r.a.) baktıkça "Bu, Arapların kisrâsıdır." derdi.

                  Hz. Ömer ve Hz. Osman zamanlarında Şâm valisi idi. Hz. Hasan ile muharebe safhasına gelmişken, h.41 (m. 661) se-nesinde, Hz. Hasan, müslüman kanı dökülmesin diye, kendi arzusuyla, Hz. Muâviye lehine feragat ettiğinden halîfe oldu. Bütün müslüman memleketleri halkı razı olduklarından o seneye Âmü'l-cemâ'a: Birleşme yılı ismi verildi.

                  Resûiullah Efendimiz (s.a.v.)'in: "Ey Allah'ım, Muâvi-ye'yi beldelerde, ülkelerde güçlü eyle!" diye hayır duası bereketi ve mucizesi eseri olarak hilâfeti zamanında batıda Kayrevân'dan, doğuda Buhârâ'ya kadar, Yemen'den İstanbul'a kadar; Yemen, Hicaz, Şam, Mısır, Mağrib, Irak, Cezire, Ermîniyye, Azerbaycan, Anadolu, İran, Horasan, Cibâl, Deylem ve Mâverâünnehr ülkelerinde bulunan bütün şehirlere İslâm'ın nuru ulaşmıştı.

                  Resûlullah'ın sohbetinin bereketi sebebiyle dîne aykırı hiçbir iş yapmazdı.

                  İbn-i Şîrîn (r.h.) "Hz. Muâviye Resûlullâh'tan (s.a.v.) bir haber verdiğinde sözünde asla şüphe edilmezdi." buyurdular.

                  Rebî' bin Nâfi' de "Hz. Muâviye, Muhammed Mustafâ (s.a.v.)'in ashabı için örtüdür. O örtüyü açan kimse ilerisine (söz söylemeye) cür'et eder." buyurdu. (M. Kâinat)


                  FIKRA

                  Adam; “Bu sabah kalktığımda kendimi o kadar kötü hissediyordum ki, 100 tane aspirin yutup, intihar etmeye karar verdim.” Arkadaşı; “Ne diyorsun? Sonra ne yaptın? Anlaşıldığı kadarı ile vazgeçmişsin!” Adam; “Hayır, vazgeçmedim ama ikinci aspirinden sonra kendimi daha iyi hissettim!..”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Yahudiler mi dediniz? Onlar, yumurtalarını pişirmek için dünyayı ateşe vermlekten çekinmeyen lanetlilerdir. Necip Fazıl Kısakürek

                  YEMEK MENÜSÜ

                  · Beyaz Peynir
                  · Zeytin, Domates,Reçel
                  · Meyve Çayı

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM

                  Erkek: YAMAÇ: (Tür.) Er. 1. Dağın ya da tepenin herhangi bir yanı. Karşı. Yan. 2. Yakın. 3. Bedel, karşılık.
                  Kız: UĞURAY: (Tür.) - Uğurlu ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                  MANİ

                  Havalarda kırlangıç
                  Kanadı ayrıç ayrıç
                  İkimizi ayırtan
                  Kan kussun avuç avuç



                  BİLMECE


                  Gece gündüz yufka açar!

                  Cevabı Yarın.

                  Dünkü Cevap: Mutfak

                  Comment


                  • 19 Nisan 2009

                    Bugün 19 Nisan 2009 25 R.Ahir 1429 Nisan: 6 Kasım:164 Kırşehir Depremi (1938) - Osmanlı-Rus Savaşı (1877)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    Devamlı herkesle kavga ve çekişme halinde olman, günah olarak sana kafidir. Hadis (Ramuz).



                    BOLLUK GÖSTERENE BOLLUK

                    Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "İçinde cömertlik olan bir eve rızkın girmesi, yassı bîr bıçaâın devenin hörgücüne girmesinden daha süratlidir."

                    Hadîs-i şerifte cömertliğe teşvîk vardır. Evin zarurî ve faydalı ihtiyaçlarını temin etmekte cömert davranmanın, imkanların bol olmasına vesîle olacağı bildirilmektedir.

                    İsraf etmeden verilen şeylerin yerine Allâhü Teâlâ başkasını verir. Genişlik gösterene, Allâhü Teâlâ da genişlik gösterir. Darlık gösterene, Allâhü Teâlâ da darlık gösterir. Bu hadîs-i şerîfte cimrilikten kaçınmaya dâir büyük bir îkaz ve bunun rızıktan mahrum olmaya sebep olacağına işaret vardır.

                    Cömertlik, peygamberlerin ahlâkından ve kurtuluşa ermenin esaslarından biridir.

                    Resûlullâh (s.a.v.), bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "İki huy vardır ki Allah onları sever. İki huy da vardır ki Allah onları sevmez. Allah'ın sevdlâl İki huy; güzel ahlak ve cömertliktir. Allah'ın sevmediği İki huy İse; kötü ahlak ve cimriliktir. Allah bir kulu hakkında hayrı murat ettlâl zaman onu İnsanların İhtiyaçlarını karşılamakta kullanır."

                    'HER NERDE OLSANIZ ÖLÜM SİZE YETİŞİR'

                    Bir kimse Hz. Süleyman aleyhlsselâmın sarayına koştu. Üzüntüden yüzü sararmış, dudakları morarmıştı. Süleyman (a.s.), ona hâlini sordu: O dedi ki, "Azrail, bana tekrar tekrar Öyle hışım ve heybetle baktı ki." Hz. Süleyman, "Şimdi arzun nedir?" deyince, "Rüzgâra emret de beni Hindistan'a bıraksın. Öylece bu canı ve bedeni kurtarabilirim." dedi.

                    Süleyman'ın (a.s.) emri İle rüzgâr, onu Hindistan'a götürdü. Ertesi günü mecliste oturulurken, Süleyman (a.s), Azrail'e (a.s.) dedi ki: "O Müslüman'a nasıl hışımla baktın ki gurbeti, vatana tercih etti. Bunun hikmetini bana söyle!" Azrail (a.s) dedi ki: "Vallahi, ben ona hışımla bakmadım. Bana Rabbim 'onun ruhunu Hindistan'da al.' diye emretti. Burada görünce kanadı da olsa Hindistan'a gitmesi nasıl mümkün olur, diye hayret etmiştim. Allah'ın emriyle Hindistan'a gidip onun canını aldım."


                    FIKRA

                    Büyükannenin çiftliğine tatile giden minik yavruya büyükanne kuyudan bir kovaya su doldurma görevi vermiş. Küçük çocuk kovayı alıp, kuyunun başına gitmiş. Tam kovayı kuyuya indirmiş ki, kuyudan yukarı doğru bakan iki iri göz görmüş. Bir anda kovayı yere atarak, eve kaçmış. Büyükanne çocuğu kovasız görünce sormuş;

                    - Ne oldu, kova nerede?

                    - O kuyudan ben su dolduramam, büyükanne. Kuyuda büyük, yaşlı bir timsah var!

                    - Aman yavrum, niye korkuyorsun. O timsah uzun senelerdir orada yaşar, çok uysaldır, kimseye zararı dokunmadı. Sen öyle korkunca, o senden daha fazla korkmuştur muhakkak. Hadi, git de su doldur gel.

                    - Eğer o da benim kadar korktuysa, o kuyudaki suyu bir daha hiç kullanamayacağız demektir!..

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    ayağımın altına alsaydım başım göğe değerdi. İmam Azam

                    YEMEK MENÜSÜ

                    · Mercimek Çorba
                    · Karnıyarık
                    · P.Pilavı
                    · Cacık Çokoprens

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM

                    Erkek: YAMAN: (Tür.) Er. 1. Kötü, korkulan, şiddetli. 2. Cesur, güçlü. 3. İşbilir, kurnaz, becerikli.
                    Kız: UĞURCAN: (Tür.) - İyilikçi ve candan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                    MANİ

                    Maniciyim manici
                    Ak gerdan altın inci
                    Eğer annem verirse
                    Varıcıyım varıcı



                    BİLMECE

                    Geceleri fener, gündüzleri söner

                    Cevabı Yarın.

                    Dünkü Cevap: Deniz

                    Comment


                    • 20 Nisan 2009

                      Bugün 20 Nisan 2009 26 R.Ahir 1429 Nisan: 7 Kasım:165 Kutlu Doğum Haftası (20-26 Nisan)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Cennete çok ağaç dikin. Çünkü onun suyu tatlı, toprağı güzeldir.(Yani verimi çoktur.Çok sevap meyvesi alınır). Cennetin ağaçlarından biri olan La havle ve la kuvvete illa billah cümlesini çok söyleyin. Hadis (Taberani).



                      PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.) ALTMIŞ ÜÇ YILI

                      Peygamber Efendimiz Fîl Vak'ası yılında doğdular. Beş şene Benî Sa'd kabilesinde kaldılar. Altı yaşında iken annesi Âmine validemiz, Ebvâ civarında vefat etti. Dedesi Abdül-muttalib onu yanına aldı. Sekiz yaşında dedesi Abdülmut-talib vefat edince amcası Ebû Tâlib yanına aldı. Yirmi beş yaşında Hz. Hadîce validemiz için ticârete çıktı ve aynı sene evlendiler. Otuz beş yaşında Kureyş, Ka'be'yi ta'mîr etti ve Haceru'l-Esved'i yerleştirmekte onun hükmüne razı oldular.

                      Kırk yaşında iken peygamberlik verildi. Kırk dokuz yaşında Ebû Tâlib, ondan üç gün sonra da Hz. Hadîce (r.an-hâ) validemiz vefat etti. Hz. Hadîce'nin vefatından üç ay sonra Zeyd bin Harise ile beraber Taife gittiler ve onları bir ay dîne davet ettiler. Elli yaşında Nasîbîn cinnîleri îmân ettiler. Elli birinci yaşın dokuzuncu ayında Mi'râc ettiler. Elli üç yaşında Medîne'ye hicret ettiler. Yanlarında Hz. Ebû Bekr, kölesi Âmir bin Füheyre ve klavuz olarak da Abdullah bin Uraykıt vardı. (R.anhüm)

                      Hicretin birinci senesinde Ashâb-ı Kirâm'ın bazısını bazısı ile kardeş kıldı. Kendileri de Hz. Alî'yi kardeş edindiler. Bu sene seferde namazı kısalttılar. Hz. Fâtıma'yı Hz. Ali ile evlendirdiler. Hicretin ikinci senesinin cemâziye'l-âhirinde büyük Bedir gazası yapıldı. Yine bu sene Ramazân-ı şerîfin onüçüncü cuma günü Benî Süleym gazası oldu. Zilhicce ayında Ebû.Süfyân üzerine gazaya çıktılar, lâkin karşılaşamadılar. Üçüncü sene Benî Gatafân, Necrân, Kaynukâ', Uhud, Hamrâü'l-Esed, dördüncü sene Nadîr, Zâtürrikâ' gazveleri, Hudeybiye musâlahası oldu. Beşinci sene Dûmetü'l-Cendel, Hendek, Benî Kurayza, altıncı sene Benî Lihyân, Benî Mustalık gazveleri oldu. Yedinci sene Resûlullâh (s.a.v.) hutbeyi minberde okudu ve Hayber gazvesi vuku' buldu. Sekizinci sene Mekke'nin fethi ile Huneyn, Tâif gazveleri ve dokuzuncu sene Tebûk gazvesi oldu.

                      Onuncu sene Resûlullâh (s.a.v.), Veda Haccını yaptılar ve bizzat kendi elleriyle ömürlerinin yılı sayısınca altmış üç deve kurbân ettiler ve altmış üç köle âzâd ettiler. Hicretin on birinci senesinde Rebîulevvel başında hastalanıp on ikinci günü vefat ettiler. Son sözleri (Allâhümme errefîka'l-a'lâ) oldu. Me-dîne'de ikâmetleri on senedir. (Sallallâhü aleyhi ve sellem)

                      FIKRA

                      İşe adam almak üzere görüşme yapan patron müracaat eden adaya dönerek; “Biz bu iş için sorumluluk sahibi birisini arıyoruz.” Aday hemen yanıtladı; “Aradığınız kişi benim o halde. Eski iş yerinde ters giden bütün işlerde sorumlu kişinin ben olduğumu söylerlerdi.”

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bir peşin hükmü söküp atmak, atomu parçalamaktan daha zor. A Einstein

                      YEMEK MENÜSÜ

                      · Çokokrem
                      · Kaşar Peynir,Zeytin,Salatalık
                      · Kuşburnu Çayı

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM

                      Erkek: YAMANER: (Tür.) Er. - Güçlü, cesur erkek.
                      Kız: UĞUŞ: (Tür.) 1. Anlayış, zeka, bekleyiş. 2. Benzeyiş. 3. Soy, kabile, soysop. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      Kara kara kazanlar
                      Kara yazı yazanlar
                      Cennet yüzü görmesin
                      Aramızı bozanlar



                      BİLMECE

                      Geldi mi gelir, gitti mi gelmez?

                      Cevabı Yarın.

                      Dünkü Cevap: Yıldız

                      Comment


                      • 21 Nisan 2009

                        Bugün 21 Nisan 2009 27 R.Ahir 1429 Nisan: 8 Kasım:166 Muhammed İkbal'in Vefatı (1928)

                        HADİS-İ ŞERİF
                        Allah bana farzları yerine getirmemi emrettiği gibi, insanlarla “müdara”yı, yani iyi ve güzel geçinmeyi de emretti. Hadis (Deylemi).



                        EN FAZİLETLİ SADAKALAR

                        Sa'd bin Ubâde (r.a.) Peygamber Efendimiz* (s.a.v.), Yâ Resû-lallâh, Ümmü Sa'd (annem) vefat etti. Hangi sadaka daha fazîtet-lidir?' diye sordu. Peygamber Etenimiz (s.a.v.) "Su" buyurdu. Bunun üzerine Sa'd bin Ubâde (r.a.), bir kuyu kazdırdı ve 3u, Ümmü Sa'd (r.a,) içindir.'dedi.

                        Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İnsan öldüğü

                        zaman ondan -üç şey hâriç- atim kesilir: Sadaka-I câriye veya kendisinden menfaatlenllen İlim veya kendisine duâ adan aâtti bir evlat."

                        Sadakanın en faziletlisi, neseben, (evlilikten veya süt emmekten dolayı olan) yakınlara verilenidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "Mlskîne (hiçbir şeyi olmayana) verilen sadaka İçin Ur sevab vardtr, akrabaya verilen İçin İse iki sevin) varta; Bbt aaılaka (sevabı) va biri de sıla-i rahfm(sevâbı)dir." buyurmuştur.

                        Hz. Zeyneb (r.anha)'dan rivayet olundu: Peygamber Efendmiz'e (s.a.v.) geldim. Kapıda ensârdan bir kadın gördüm. Onun ihtiyacı da benimki gibiydi. Resûlüllâh (s.a.v.) heybetli idi. Kimse evine girmeye cesaret edemiyordu. O esnada Bilâl geldi. Biz ona, 'ResûlullâJVa git, iki kadın, kocalarına ve evlerindeki yetimlere verdikleri sadakanın kabul olup olmayacağını soruyorlar, de. Bizim kim olduğumuzu da söyleme.' dedik. Bilâl girdi ve sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'Onlar kim?' diye sordu. Bilâl 'Zeynep ile başka bir kadın.' dedi. 'Hangi Zeynep?' diye sordu. Bilal, 'Abdullah bin Mes'ûd'un hanımı.' dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'Evet, onlar için iki ecir vardır; akrabalık ecri ve sadaka ecri. buyurdu.

                        Bundan daha faziletli sadaka, kalbinde kendine düşmanlık besleyen ve kendisiyle alâkayı kesen akrabasına verdiği sadakadır.

                        Sıhhat» iken verilen sadaka hasta iken verilen sadakadan faziletlidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'Hangi sadakanın acıt daha çoktur?' diye soranlara "SıhhatH olduğun, çok cimri olduğun, fakirlikten korkup zenginliği ümîd ettiğin zaman sadaka ver-mendir. Can boğaza galip falan İçin su kadar, filan İçin bu kadar diyeceğin zamana kadar bekleme. Çünkü o zaman mal falanın olmuştur." "Kişinin hayatında iken bir dirhem sadaka vermesi, ölümü ânında (ölmek üzere iken) yüz dinar sadaka vermesinden hayırlıdır." buyurmuşlardır. (Şerhu'ş-Şir'a)zz

                        FIKRA

                        Lord, uşağını çağırarak sordu:

                        - İçki içtiğini söylüyorlar, doğru mu?

                        - Evet, sör!..

                        - Dün gece meyhanedeymişsin?

                        - Doğru, sör!

                        - Bir sürü de rezalet çıkarmışsın, öyle mi?

                        - Evet, sör!

                        - El arabasıyla bir şeyler taşımışsın?

                        - Evet, Lord hazretleri!

                        - Peki, neydi taşıdığın gecenin o saatinde?

                        - Sizi meyhaneden eve götürüyordum, sör!..

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Batıya giden bir trenle Doğuya varılamaz.

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · Yayla Çorba
                        · Sosis Köfte
                        · Erişte
                        · Meyve
                        · Kek

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: UĞURATA: (Tür.) Er. - Hayırlı ata.
                        Kız: ULA: (Ar.) 1. Birinci. 2. Şan ve şeref sahibi kimse - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                        MANİ

                        Geline bak geline
                        Kına yakmış eline
                        Ne mutlu bu geline
                        Gidiyor sevdiğine



                        BİLMECE

                        Gökte gördüm köprü. Rengi yedi türlü.

                        Cevabı Yarın.

                        Dünkü Cevap: Gençlik

                        Comment


                        • 22 Nisan 2009

                          Bugün 22 Nisan 2009 28 R.Ahir 1429 Nisan: 9 Kasım:167 Fatih'in Donanmayı Haliç'e İndirmesi (1453)
                          HADİS-İ ŞERİF

                          Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktıklarında, Cenab-ı Hak ta onlara rahmetle bakar. Şayet erkek, hanımının ellerini ellerine alırsa, her ikisinin de, günahları parmaklarının arasından dökülür gider. Hadis-i Şerif (Camiüssağir)



                          GEMİLER KARADAN YÜRÜTÜLÜYOR

                          21-22 Nisan 1453 gecesi, Dolmabahçe Kumbaracı yokuşunu takip ederek, Aşmalı Mescid'den, Tepebaşı yoluyla Kasımpaşa'ya ormanlık ve toprak yollar temizlenerek bir yol açıldı. Yola, çam ve diğer ağaç kalaslar döşendi ve üzerlerine iç yağı, zeytinyağı sürülerek kaygan hale getirildi. Donanma, binlerce nefer ve yük hayvanları ile çekilerek bir gecede Halic'e indirildi.

                          Gemilerin karadan yürütülmesi; fetih esnasında şehirde olan Bizans tarihçisi Dukas, Dursun Bey ve Venedikli Bar-bonun tarihlerinde de yazılmış olup; ayrıca Aşıkpaşazâde, Mehmed Neşrî, Tâcizâde Cafer Çelebi, Müneccimbaşı, Nişancı Mehmed Paşa, İbn-i Kemâl Paşa gibi tarihçiler de ittifakla bildirmişlerdir.

                          Bizans tarihçisi Dukas diyor ki: "Böyle bir hârikayı kim gördü ve kim işitti? Iran Şahı Serhas, Çanakkale Boğazı'n-da köprü inşa ederek, askeri karşıya geçirdi. Bu yeni hükümdar ve bana kalırsa neslinin son pâdişâhı Mehmed (Fâtih), karayı denize çevirdi ve gemileri dalgalar yerine, dağların tepelerinden geçirdi. Binâenaleyh bu Serhâs'ı da geçti. Zira Serhâs, Çanakkale Boğazı'nı geçti ve Atinalılara mağlûb olarak kahrolmuş bir halde geri döndü. Mehmed ise karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakîkî altın gibi parlayan İstanbul'u, yani dünyayı tezyîn eden şehirlerin kraliçesini fethetti."

                          Müneccimbaşı Ahmed Dede, Sahâifü'l-Ahbâr isimli eserinde bu hâdiseyi "Allâhü Teâlâ, bu meselede pâdişâh hazretlerine güzel bir tedbîr ilham eyledi: Muhasara için tedârik olunan gemileri Boğazkesen Kalesi'nden Kasımpaşa'ya kadar döşenmiş yağlı tahtalar üzerinden kaydırarak Halic'e indirtti." demektedir.

                          Gemilerin karadan yürütülmesinde şüphe yoktur. İhtilaflı olan husus, gemilerin Halic'e indirildiği güzergâhdır.

                          Fâtih Sultan Mehmed Han, sadece İstanbu"un fethinde değil, Belgrad muhasarasında da gemileri Sava Nehri'ne karadan yürüterek indirmişti.

                          FIKRA

                          Tiyatroda bir seyirci yanındakine sorar: “Deminden beri sahneye devamlı domates atıyordunuz. Şimdi de perde kapanınca alkışlamaya başladınız. Perdenin tekrar mı açılmasını istiyorsunuz?” Adam “Evet, atamadığım iki domatesim daha kaldı da!..”

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Sırf akıllı oldukları ve akıllarını gösterdikleri için bazı insanlar tutuklanır. Birlikte olduğum insanlardan yalnızlığı öğrendim. Mevlana İdris

                          YEMEK MENÜSÜ

                          · Yumurta
                          · Beyaz Peynir
                          · Zeytin,Salatalık,Süt

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM

                          Erkek: UĞUZ: (Tür.) Er. - Kutsal, mübarek. Saf, temiz.
                          Kız: UHRA: (Ar.) - Başka, diğer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                          MANİ

                          Havalarda kelebek
                          Kanadı benek benek
                          Beni yardan ayıran
                          Kalbur satsın hem elek



                          BİLMECE

                          Hangi adam hamama girmez?

                          Cevabı Yarın.

                          Dünkü Cevap: Gökkuşağı

                          Comment


                          • 23 Nisan 2009

                            Bugün 23 Nisan 2009 29 R.Ahir 1429 Nisan: 10 Kasım:168 ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

                            HADİS-İ ŞERİF


                            Cömert, malında olan Allah’ın haklarını ödeyendir. Cimri, malındaki Allah’ın haklarını yerine getirmeyen; Rabbinin verdiğinden, Rabbine karşı nekeslik edendir. Hadis (Esbehani).



                            İLMİ ALLAH RIZÂSI İÇİN ÖĞRENMEK

                            İslâm'ın farzlarından birisi, kulun imânını tashîh edecek ve amellerini ihlâslı, (yalnız Allah rızâsına uygun) yapabilmek için ihtiyaç duyulan ilmi öğrenmesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "llmi(hâli) öğrenmek, her Müslü-mana farzdır." buyurmuştur.

                            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "İlimle beraber az amel çok, cehaletle beraber çok amel azdır." buyurmuştur.

                            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Âlimin, âlim olmayan kimseye karşı fazîletl, benim sizin en aşağıdaklnlz üzerine fazîletim gibidir. Şüphesiz Allah ve melekleri, göktekller ve yerdekller, hatta yuvasındakl karınca bile, İnsanlara hayrı öğreten kimseye salât (rahmetle duâ) ederler." buyurmuştur.

                            Din ilmini Allah rızâsından başka bir şey için öğrenmek haramdır ve bâtıl (boşuna)dır. İbni Abbas (r.a.) Peygamber Efendimiz'den (s.a.v.) şöyle rivayet etmiştir: "Kim din İlmini, âlimlere karşı övünmek veya sefihlerle münakaşa veya İnsanların kendilerine yönelmelerini İstemek İçin öğrenirse Allâhü Teâlâ onu cehenneme sokar."

                            Dînî ilimler öğrenen kimse, bununla dünyâyı değil de Allah'ın rızâsını ve âhireti istemelidir. Bu ikisini isteyen hepsine kavuşur. Çünkü Allâhü Teâlâ (meâlen) "Her kim âhlret ekimi (kazancı) İsterse ona ekinini artırırız, her kimse dünya ekimi isterse ona da ondan veririz. Amma âhirette ona hiç nasib yoktur." (Şûra sûresi, âyet 20) buyurmuştur.

                            AĞIZ TADINDAN SONRA

                            Emîr Timur, bir gün Akşehir'in ileri gelenlerini sarayına davet etmiş ve onlara şerbet ikram etmiş. Hizmetçiler ilk şerbeti Timur'a vermişler. Mecliste bulunanlardan birisi hükümdara 'afiyet olsun' diyeceği yerde telâşından 'merhaba' deyivermiş. Timur'un bu münasebetsizliğe kızdığını anlayan bir nüktedan, adamı bu zor durumdan kurtarmak için,

                            - "Sultanım, bizim Akşehir'in merhabası ağız tadından sonra yapılır." demiş.

                            FIKRA

                            Bilge Kral Solomon sarayında sessiz sakin bir gün geçirirken birden bir gürültü kopmuş. Kral ne olduğunu anlayamadan nöbetçiler kendisinin huzuruna saçsaça başbaşa vaziyette 2 kadın getirmişler. Yanlarında da üstü başı paramparça genç bir adam. Kral sormuş: “Nedir sizin derdiniz? Bu adam size ne yaptı?” Kadınlardan biri hemen atlamış: “Yüce Kralım, bu adam benim kızımla evleniecek. Söz verdi!” Öteki kadın da atlamış: “Hayır Yüce Efendimiz, esas benim kızımla evlenecek. Çünkü bize söz verdi!” Böylece 2 kadın yine birbirlerine girmişler. Sarayda bir uğultu, bir gürültü derken kral herkesi susturmuş ve “Bunu halletmek çok kolay” diyerek yardımcılarına emretmiş: “Derhal bu adamı kılıçla tam ortadan ikiye ayırın. Yarısını şu kadına, yarısını da öbür kadına verin.” Birinci kadın bunun üzerine “Tamam işte bu gayet adil!” demiş. İkinci kadın “Aman efendimiz yapmayın” demiş, “Elbet bir şekilde anlaşacağız. N’olur yok yere genç bir insanın kanı dökülmesin!” Bunun üzerine kral hiç tereddütsüz kararını açıklamış: “Bu adam birinci kadının kızıyla evlenmelidir.” İkinci kadın şaşırmış: “Ama neden? O kadın gencecik adamın testereyle parçalanmasına gayet memnun bir şekilde razı oldu!” Kral cevap vermiş: “Evet, bu da onun gerçek kaynana olduğunu gösterdi!..”

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Savaşın iyisi, barışın kötüsü yoktur. Benjamin Franklin

                            YEMEK MENÜSÜ

                            · Şehriye Çorba
                            · Döner
                            · P.Pilavı
                            · Ayran
                            · Tepsi Böreği
                            · Meyve Çayı

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM

                            Erkek: UĞURTAN: (Tür.) Er. - Uğur tan.
                            Kız: UĞURTAY: (Tür.) Er. - Uğurlu genç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                            MANİ

                            Ortaokul olur mu?
                            İçinde durulur mu?
                            Benim yârim talebe
                            Onunla dalga olur mu?



                            BİLMECE


                            Hangi Atanın sözüne inanılmaz

                            Cevabı Yarın.

                            Dünkü Cevap: Kardan adam

                            Comment


                            • 23 Nisan 2009

                              Bugün 24 Nisan 2009 1 C.Evvel 1429 Nisan: 11 Kasım:169 Molla Fenari'nin Doğumu (1350) - I.Selim'in Tahta Çıkışı (1512)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              İyiliği yap, kötülükten de sakın. Yanlarından kalktığında, halkın senin hakkında söylemelerinden hoşlanacağın şeyleri gözet ve onları yerine getir. Yanlarından kalktığında halkın senin hakkında söylemelerinden hoşlanmayacağın şeylere ise, dikkat et ve onları yapmaktan da sakın. Hadisi Şerif ( Beyhaki )



                              YAVUZ SULTAN SELÎM HAN

                              Yavuz Sultan Selîm Han, Sultan İkinci Bâyezid Han'ın oğlu olup, annesi Dulkadiroğlu Alâüddevle Boz kurt Bey'in kızı Ayşe Hâtun'dur. 10 Ekim 1470'te Amasya'da dünyâya geldi.

                              Küçük yaşta İstanbul'a gönderilen Yavuz Sultan Selim, dedesi Fâtih Sultan Mehmed Han'ın terbiyesinde yetişti. Şehzadeliğinde Kur'âri-ı Kerîm, tefsir, hadîs ve fıkıh dersleri yanında, fen ilimlerini de tahsil etti. Diğer taraftan, ata binmek, güreşmek, ok atmak ve kılıç kullanmak gibi harp sanatlarını âit bilgileri de tâlim etti. Çevik ve zekî idi. Velîlerle görüşür, sohbetlerinden istifâde ederdi. Sünbül Sinan Efendi'nin sohbetlerinde bulundu.

                              Babası İkinci Bâyezid Han, pâdişâh olduktan sonra, askerî sevk ve devleti idareyi öğrenmesi için Şehzade Selim'i Trabzon sancağına tâyin etti.

                              Bu sırada azılı Ehl-i Sünnet düşmanı Şâh İsmail, propagandacıları vasıtasıyla Anadolu'yu hâkimiyeti altına alarak, Osmanlı Devleti'ni yıkmak ve sünnîleri imha etmek istiyordu. Şâh İsmail'in iğvâları netîcesinde Anadolu'da ortaya çıkan Şâh Kulu, Baba Tekeli ve Nur Halîfe isyanları binlerce insanın ölmesine sebep oldu.

                              Bu fitnenin vahametini çok iyi kavrayan şehzade, Devlet-i Aliyye'nin en mühim işi bu azgın tayfanın ıslâhı olduğundan pederi Sultân Bayezîd Hân'ın huzuruna çıktı. Yaşı hayli ilerlemiş olan sultân, oğlu Selîm'i, Yenibahçe'de kurulan çadırına davet etti. Yavuz, babasının huzuruna girerek elini öptü. Sultan Bâyezid Han, Şehzade Selim'e; "Oğlum, sana saltanat için saadet diliyorum ve senin iyi şartlar altında vazifene başlaman için duâ ediyorum. Büyük işaretlerden anladık ki, bu saadet kardeşlerinden önce sana nasîpmiş." diyerek onu tebrik etti. Yenibahçe'deki otağına geçen Sultan Selîm burada bütün devlet ricaline: "Şark ve garpta i'lâ-yı kelimetullâh için çalışacağım. Zâlimlere, evlâdım bile olsa merhamet etmeyeceğim. Zamanımda boş oturmak ve ahâlîye zulmetmek mümkün olmaz. İşte benim hâlim budur. Seferden korkmaz ve haddi aşmak istemezseniz bana bîat ediniz." dedi. 24 Nisan 1512 tarihinde bîat merasimi yapıldı.

                              FIKRA

                              İki araba birbirlerine yaklaşıyolardı. Birinin içinde bir adam, diğerinde bir kadın. Tam yanyana geldiklerinde adam camı açıp kadına: “Domuz!” diye bağırdı. Ve konusmaşına devam edecekken kadın çok sinirlendi ve o da camı açıp adama: “Hayvan!” diye cevap verdi. Ve arabalar yollarına devam ettiler. Kadın tam virajı dönmüştü ki yolun ortasında duran kocaman bir domuza çarptı. Bu hikayeden çıkarılacak sonuç: “Kadınlar dinlemeyi, erkekler de konuşmayı bir öğrenebilseler!..”

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Sanatın vazifesi, tabiatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etmektir. Balzac

                              YEMEK MENÜSÜ

                              · Helva,Beyaz Peynir
                              · Zeytin,Domates
                              · Meyve Çayı

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM

                              Erkek: UĞURSAY: (Tür.) Er. - Uğur say.
                              Kız: UĞURSEL: (Tür.) - Uğur sel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                              MANİ

                              Yeşil iplik bükerim
                              Yare yelek dikerim
                              Yelek yare olmazsan
                              Vallahi seni sökerim



                              BİLMECE

                              Hangi bacalardan duman tütmez ?

                              Cevabı Yarın.

                              Dünkü Cevap: Salatanın

                              Comment


                              • 25 Nisan 2009

                                Bugün 25 Nisan 2009 2 C.Evvel 1429 Nisan: 12 Kasım:170 Anayasa Mahkemesi Kuruldu (1962)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Allah, bir mesleği olup mesleğinde maharetli ve uzman olan kulunu sever. Hadis-i Şerif ( Taberani )



                                EDİLLE-İ ŞER'İYYE .

                                Edille-i şer'iyye, dînî hükümlerin çıkarıldığı ve dayandığı kaynaklardır ki, bunlar dörttür.

                                Kltab: Kur'ân-ı Kerîm'dir ki, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) Allah tarafından Cibrîl-i Emîn vâsıtası ile vahye-dilmiştir.

                                Sünnet: Peygamberimiz'in mübarek sözleri, işledikleri m başkaları tarafından yapılan işlerde o işi tasvip mahiyetindeki sükûtlarıdır. Resulü EkremTn mübarek sözlerine Bsünnet-i kavliye", filîlerine "sünnet-i fiiliye" denir. Yapjldığınj gördüğü bir şeye karşı sükût $dip red ve inkâr buyurmaması da m "sünnet-i takririye"dir ki, o şeyin câîz olduğuna delâlet eder.

                                İcmâ-ı ümmet: Bir asırda, Ümmet-i Muhammedln müctehicHerinin şer'î(dînî) amelî bir mesele hakkında ittifak etmeleridir.

                                Kıyâs-ı fukahâ: Bir hâdisenin (kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmette sabit olan hükmünü; aynı Jete dayandırarak o hâdisenin tam benzerinde de ietihad yolu ile isbât etmekten ibarettir.

                                CEMÂZİYE'L-EVVEL

                                Yarın idrâk edeceğimiz cemâziye'l-evvel ayı, kamerî ayların beşincisidir. Bu ayda normal evrâd u ezkâra öş-vâm etmendir. (Dua ve ibâdetler, Fazîlet Neşriyat)

                                CEMÂZİYE'L-EVVEL AYI İCTİMA'I, RU'YET VE BAŞLANGİÇ!

                                Hicrî-Kamerî 1430 yılı Cemâziye'l-evvel ayı İçtimâi bugün (25 Nisan Cumartesi) Türkiye saati ile 06.23'tedir.

                                Ru'yet yani hilâlin çıplak gözle görülmesi ise yine bugün (25 Nisan Cumartesi) Türkiye saati ile. 17.43'tedir.

                                Hilâl'ln görüldüğü yerler: Sibirya'nın kuzey batı kesimi ile Azerbaycan, ıran ile Rusya'nın Batı kesimi ile bütün Avrupa kıtası ve Arap yarımadasının güney kesimi hariç tamamı ile Afrika kıtasının orta ve kuzey kesimi ile Atlas okyanusunun Kuzey ve orta kesimleri, Güney Amerika kıtasının kuzeyi Grönfand'ın Güney kesimi ve kuzey Amerika kıtası.

                                Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayjr, Tunus ve Arap ya-rımadasından(Yemen hariç) da görülebilecektir.

                                Hilâlin görüldüğü günü takip eden 26 Nisan Pazar günü de Cemâziye'l-evvel ayının 1'i olmaktadır.

                                FIKRA

                                Adamın biri üzerinde çok hoş bir gömlekle bardan içeri girmiş. Barmen “Oooo... Gömleğiniz çok güzel, ner’den aldınız?” Adam cevap vermiş: “David Jones’tan...” Derken bir adam daha bara gelmiş, onun da pantalonu çok şık görünüyormuş. Barmen sormuş: “Pantalonunuz çok şık, ner’den aldınız?” Adam; “David Jones’tan...” Derken üçüncü bir adam bara gelmiş, üzerinde de çok havalı bir ceket. Barmen ona da sormuş: “Ceketiniz ne kadar güzel... Ner’den aldınız?” Adam; “David Jones’tan aldım.” Biraz sonra bara bir adam girmiş, hem de çırılçıplak vaziyette. Barmen adamı durdurmuş: “Hey, bir dakika ahbap, bu kılıkta nereye gidiyorsun sen? Sen kim olduğunu sanıyorsun!” Adam fısıldamış; “David Jones!..”

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Sanat tabiatı taklitrten başka bir şey değildir. Seneca

                                YEMEK MENÜSÜ

                                · Tavuk Haşlama
                                · Bulgur Pilavı
                                · Çoban Salata

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                                Erkek: UĞURSAL: (Tür.) Er. - Uğurla ilgili, uğurlu.
                                Kız: UĞURSAN: (Tür.) - Uğuruyla tanınmış olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİ

                                Bizim camın altında
                                Herkes bunun farkında
                                Biz yarimle konuştuk
                                Kırklareli Parkında



                                BİLMECE

                                Hangi devlet dairesinde "işi olmayan giremez" diye yazı yoktur?

                                Cevabı Yarın.

                                Dünkü Cevap: Peri bacalarından

                                Comment

                                Working...
                                X