fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 8 Mayıs 2009

    Bugün 8 Mayıs 2009 15 C.Evvel 1429 Nisan: 25 Hızır:3 II. Dünya Savaşı'nın Sona Ermesi (1945)

    HADİS-İ ŞERİF

    “Daha vakti var, ilerde yaparım” demek, şeytanın mü’minlerin kalplerine bıraktığı bir vesvesedir. Hadis (Ramuz).



    RESÛLULLÂH (S.A.V.)'İN SON VASİYETİNDEN

    Ey insanlar! Dîninizde, emânetlerinizde ve sahip ol­duğunuz cariyeleriniz hakkında Allah'tan korkun. Yedik­lerinizden onlara da yedirin, giydiklerinizden onlara da giydirin. Onları güç yetirerneyecekleri şeylerle mükellef kılmayın. Zîra onlar da sizin gibi etten ve kandan yaratıl­mışlardır. Kim onlara zulmederse kıyamet gününde ben onun hasmıyım, Allah da onların hâkimidir.

    Kadınlar hakkında da Allah'tan korkun, onlara mehir-lerini verin ve onlara zulmetmeyin. Aksi takdirde kıya­met gününde iyiliklerinizden mahrum kalırsınız. Dikkat edin, tebliğ ettim mi?

    Ey insanlar! Kendinizi ve ehlinizi (çoluk çocuğunuzu) cehennem ateşinden koruyun. Ehlinize (dinlerini) öğre­tin ve onları edeplendirin. Zîrâ onlar sizin yanınızda bir emânettir. Dikkat edin, tebliğ ettim mi?

    Ey insanlar! İdarecilerinize itaat edin. Burnu kesik Habeşli bir köle dahi olsa onlara âsî olmayın. Çünkü on­lara itaat eden bana itaat etmiştir. Onlara âsî olan bana âsî olmuştur. Bana âsî olan ise Allah'a âsî olmuştur. Sakın onlara baş kaldırmayın, onlarla olan ahidlerinizi bozmayın. Dikkat edin, tebliğ ettim mi?

    Ey insanlar! Benim ehl-i beytimi^ âlimleri ve Kur'ân-ı Kerîm ilimlerini öğrenenleri sevin. Âlimleri sevip onlara buğzetmemek, hased etmemek ve onlara kin besleme­mek îcab eder. Dikkat edin, onları seven, beni sevmiş­tir, beni seven ise Allah'ı sevmiştir. Onları sevmeyen beni sevmemiş, beni sevmeyen ise Allah'ı sevmemiştir. Dikkat edin, tebliğ ettim mi?

    Ey insanlar! Beş vakit namazınızı, abdestini güzel ala­rak, rükû ve secdesini tam yaparak kılınız. Ey insanlar, mallarınızın zekâtını veriniz. Tebliğ ettim mi, Allah'ım!

    Ey insanlar! Muhakkak Allâhü Teâlâ gücü yetenlere haccetmeyi farz kılmıştır.

    Dikkat edin, bunu yapmayanların şefaatimden ve havzımdan nasîbi yoktur. Dikkat edin, tebliğ ettim mi? (Sallallâhü aleyhi ve sellem)


    FIKRA

    ilk defa temelin köyüne bir kamyon gelmiş

    temel de değirmene gitmek için kamyonun kasasına binmiş bir süre sonra kamyonu durdurarak inmek istemiş şoför hayırdır temel

    niye inmek istiyorsun temel de kasa ağırlığımı taşımıyor kırılacak demiş

    GÜNÜN SÖZÜ

    Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir. Ruffini

    YEMEK MENÜSÜ

    · KREMALI TAVUK ÇORBA
    · MANTARLI SEBZE ŞÖLENİ
    · PİLAV
    · PİRAMİT PASTA

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: UÇAR: (Tür.) Er. - Uçan, uçucu.
    Kız: UMUR: (Tür.) - Görgü, bilgi, deneyim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MANİ

    Karpuz kestim yiyen yok
    Ağızım yandı diyen yok
    Sevdiğime kavuştum
    Gözün aydın diyen yok



    BİLMECE

    Hem açar,hem de kapar

    Cevabı Yarın.

    Dünkü Cevap: Mısır

    Comment


    • 9 Mayıs 2009

      Bugün 9 Mayıs 2009 16 C.Evvel 1429 Nisan: 26 Hızır:4 Devlet İstatistik Enstitüsü'nün Kuruluşu (1926)

      HADİS-İ ŞERİF
      Kadere iman, Allah’ın birliği (tevhid) inancı ile irtibatlıdır. Hadis (Deylemi).



      ABDULLAH BİN ZÜBEYR (R.A.)

      Abdullah bin Zübeyr'in (r.a.) babası Hz. Zübeyr bin Av-vâm (r.a.) Aşere-i Mübeşşere(cennetle müjdelenenler)-dendir. Annesi, Hz. Ebû Bekir'in kızı zâtü'n-nitâkayn (iki kuşaklı) lakablı Hz. Esmâ'dır (r.anhâ).

      Resûlullah ye ashabı, Medine'ye hicret ettiklerinde, Ya-hûdîler, müslümanlara: 'Bundan sonra sizin çocuğunuz olmaması için, size sihir (büyü) yaptık.' dediler. O senede veya ikinci senenin Şevval ayında, Abdullah bin Zübeyr (r.a.) dünyâya geldi. Resûlullah (s.a.v.) ve bütün sahabe son derece sevindiler, yüksek sesle tekbîr getirdiler. Dedesi Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk, kulağına ezan ve kamet okudu. Sonra annesi onu Resûlullah'a (s.a.v.) getirdi, mübarek dizlerine koydu. Resûlullah (s.a.v.) hurma getirtip, mübarek ağızları ile çiğneyip, suyundan ağzına verdi. Sonra o hurmayı ağzına yalatıp, duâ etti, arkasını sıvazladı, adını Abdullah, künyesini Ebû Bekir koydular.

      Yedi-sekiz yaşına gelince, babası onu Resûlullah (s.a.v.)'e biat etmesi için getirdi. Resûlullah görüp, tebessüm buyurdu.

      Ashâb-ı kiramın büyüklerinden ve Abâdile (Abdullah-lar) denen meşhur Abdullahlardan biridir. Çok âbid, zâhid idi, geceleri ibadetle geçirirdi. Çoğu günler oruçlu olurdu.

      Fesahat ve belâgatte, ilim ve zekâda nâdir ve meşhur idi. Her biri bir başka dil bilen köleleri vardı ve her biriyle onun dilinde konuşurdu.

      Sesi gür idi. Kabe'nin Harem'inde hutbe okurken sesi şehre bakan iki tepede yankılanırdı. Kuvveti, cesareti, yiğitliği hakkında uzun uzun anlatılacak menkıbe ve hikâyeleri vardır.

      Sahabeden Osman bin Talha Hazretleri 'Abdullah bin Zübeyr'le üç hususta kimse yanşamaz: Cesarette, ibâdette ve belâgatte.5 demiştir. Tabiînden Mücâhid Hazretleri: 'İbâdet hususunda insanların âciz kaldığını İbn-i Zübeyr üstlenirdi.' demiştir. Tabiînden bir zât demiştir ki: 'Dünya işiyle meşgul olurken kendisini gördüğüm zaman, bu adam hiç Allah'ı isteyen biri değildir diye düşünürdüm. Ahiret işiyle meşgul olurken ona baksam, bu adam dünyayı göz açıp kapayacak zaman kadar bile istemez, derdim.'

      FIKRA

      dursun temel'in yanına gelir senin inek hasta olduğu zaman ineğine ne verdin diye sorar:

      TEMEL:tuz rihu verdim der.

      Ertesi gün dursun gelir temel'e sorar;tuz rihunu ineğe verince inek öldü.

      TEMEL zaman benim ineğim de ölmüştü der…

      GÜNÜN SÖZÜ

      Öğretmek,iki defa öğrenmek demektir. J.Joured

      YEMEK MENÜSÜ

      · EZOGELİN ÇORBA
      · TAVUK ŞİNİTZEL
      · BURGU MAKARNA
      · M.SUYU

      ÇOCUĞUNUZA İSİM

      Erkek: UÇANAY: (Tür.) Er. - Ay gibi yüksek anlamında.
      Kız: UMMAN: (Ar.) - Ulu, büyük, engin deniz, okyanus. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

      MANİ

      Entarimi ben biçtim
      Ateşine ben düştüm
      Ne kadar cahilmişim
      Asker oğlana düştüm



      BİLMECE
      Her gün yeniden doğar, dünyaya haber yayar

      Cevabı Yarın.

      Dünkü Cevap: Anahtar

      Comment


      • 10 Mayıs 2009

        Bugün 10 Mayıs 2009 17 C.Evvel 1429 Nisan: 27 Hızır:5 Sakatları Koruma Günü

        HADİS-İ ŞERİF

        Kişi öfkelendiğinde “Allah’a sığınıyorum” derse, öfkesi gider. Hadis (İbn-i Adiyy).



        BAZI MEYVELER VE SEBZELER

        • İncir, hurma, kuru üzüm ve keçi boynuzu gibi meyveler diğerlerine göre midede fazla kaldıklarından insanı tok tutar ve
        besleyicidir.

        • Armut yeterince yenirse bağırsakları yumuşatır. Sert armut pişirilip (haşlanıp) yenilebilir.

        • Olgun elma, yemek üzerine yeteri kadar yendiğinde hazma yardımcı olur. Elmayı yemekten evvel yemek daha faydalıdır.

        • Eriğin tatlı olanları bağırsakları yumuşatır, ham eriğin fazlası mideyi bozar. Mayhoş eriğin hoşafı mide ve bağırsaklara iyi gelir.

        • Şeftali, kabuğu soyulmadan yenmemelidir. Fazla yenmesi zararlıdır.

        • Ayva ishali keser, mideye faydalıdır.

        • Kızılcık iştah açar.

        • İncir fazla yenirse bağırsakları bozar. Nemli yerlerde tutulan kuru incirin üzeri un-kepek gibi beyazlanırsa yenmesi zararlıdır.

        • Demirhindi bağırsakları çalıştırıp ateşi düşürür.

        • Kara dutun olgunu bağırsakları yumuşatır.

        • Hunnab (çiğde) kurusu kaynatılırsa göğüs ağrılarına yararlıdır. Bağırsak ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir.

        • Ekşi nar şurubu harareti giderir, serinlik verir. Ekşi ve tatlı narı sıkıp suyunu içmek daha faydalıdır. İçindeki sarı perdeleri de yemelidir.

        • Portakalın ağızda bir süre tutulması harareti azaltır. Suyuna şeker katılarak içilmesi harareti ve ağız kuruluğunu giderir.

        • İyi cins kavun-karpuz yaz mevsiminde yenirse vücudu serin tutar, sakinleştirir. Fazla yenilirse şişkinlik verip rahatsız eder.

        • Salatalık vücudu serinletip yumuşatır. Mevsiminde salatası serinlik verir, iştah açar.

        • Mısırın hazmı güçtür. Mideyi yorduğu için çok yenilmesi şişkinlik ve rahatsızlık verir.

        • Yemeklerden sonra kahve içilmesi hazma yardımcı olur.

        • Çay idrar söktürücü, mideyi uyarıcı olduğu için, yemekler den sonra içilmesi hazma yararlıdır. Kahveye göre daha çok tercih edilir. Aşırı içilmesi tansiyonu yükseltir.

        FIKRA

        Temel bir gün İngiltereye gitmiş.Orada bir otele gitmiş.Orada 222 nolu odayı alır resepsiyona derki tu ti tu tu tu'ya demiş.Resepsiyon bir şey anlamayınca çevirmen getirmiş.Temel 2 çay 222'ye demiş.

        GÜNÜN SÖZÜ

        Öğrenmek, akıntıya karşı yüzmek gibidir ilerleyemediğiniz taktirde gerilersiniz. Çin Sözü

        YEMEK MENÜSÜ

        · MERCİMEK ÇORBA
        · ÇİFTLİK KEBABI
        · SARI KIZ PİLAV
        · MEYVE

        ÇOCUĞUNUZA İSİM

        Erkek: UÇANOK: (Tür.) Er. - Hızlı, atak, yiğit.
        Kız: UMRAN: (Ar.) 1. Bayındırlık, ma-murluk. 2. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

        MANİ

        Bizim evin önüne
        Kim attı mavi boya
        Annem babam evde yok
        Bakalım doya doya



        BİLMECE


        Hiç kimsenin gitmek istemediği köy hangisidir?

        Cevabı Yarın.

        Dünkü Cevap: Gazete

        Comment


        • 11 Mayıs 2009

          Bugün 11 Mayıs 2009 18 C.Evvel 1429 Nisan: 28 Hızır:6 Anneler Günü - Akka Zaferi (1799)

          HADİS-İ ŞERİF

          Rızkı yerin altında arayın. Hadis-i Şerif



          İNSAN İSLÂM İLE AZÎZ OLUR

          Hz. Ömer (r.a.) kölesiyle beraber Şam'a giderken yolda deveye nöbetleşe binmişlerdi. Hz. Ömer (r.a.) deveye bi­ner, kölesi devenin yularını tutar ve bir fersah kadar yürür­dü. Sonra Hz. Ömer iner, kölesi binerdi. Hz. Ömer deve­nin yularını tutardı. Şam'a yaklaştıklarında binme sırası kölesinde idi. Köle, devenin üzerinde Hz. Ömer de (r.a.) yularını tutomuş gidiyorlardı. Karşılarına su çıktı. Hz. Ömer devenin yuları elinde suya girdi. Halifeyi karşılamaya çı­kan Şam'ım emîri Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.) bu durumu görünce; "Ey müzminlerin emîri, Şam'ın ileri gelenleri seni karşılamaya çıkacaklar, seni bu hâlde görmeleri iyi ol­maz.' dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) "Muhakkak Allâhü Teâlâ bizi İslâm ile azız kıldı. Biz insanların sözlerin & itibar etmeyiz." buyurdu.

          YAŞ-KURU HER ŞEY KİTAB-I MÜBİNDE

          Ariflerden biri acaba Kur'ân-ı Kerîm'de Peygamber Efendim iız'in (s.a.v.) "Mü'minîn ruhu cesedinden, kılın hamurdan çıktığı gibi çıkar." hadîsine işaret var mı? diye düşünür ve bulmak niyetiyle Kur'ân-ı Kerîm'i hatme­der. Fakat bir şey bulamaz. Rüyasında Peygamber Efen­dimizi (.s.a.v.) görür: 'Yâ Resûlallah, Allâhü Teâlâ (meâ-len) "... Ne yaş, ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, mu­hakkak hepsi kîtâb-ı mübîn (Kur'ân-ı Kerîm) de olma­sın." (Enam Sûresi, âyet 59) buyuruyor. Ama ben şu hadîsin manasını Allah'ın kitabında bulamadım.1 deyince Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Onun manasını Yûsyf Sû-resi'nde ara." buyururlar. Uyanınca bu sûreyi okur ve bulur. O âyet Yusuf Sûresi'nin 31. âyetidir. (Mjeâli) "... Hepsi onu görür görmez çok büyüttüler, kendi ellerini doğradılar..." Şehrin kadınları Hz. Yûsuf'u (a.s.) görünce fevkalâde güzelliği onları meşgul etti de ellerini kestikleri halde 'bir acı duymadılar. İşte mü'min, rahmet meleklerini ve cennetteki makamını, içindeki nimetleri, hûrîleri ve saraydan gördüğü zaman, kalbi onlarla meşgul olacak ve ölüm acısını duymayacaktır.


          FIKRA

          Bir akşam temel gece su içmeye kalkmış bir'de su içerken ne göresün ahır'dan dumanlar çıkıyor dursunda misafirlikten geliyormuş

          _temel=uladursun senin inekler sıgaraiçiyormu?

          _dursun=yoooniye sordunki?

          _temel=ozaman ahırin yaniii.

          GÜNÜN SÖZÜ

          Okuma ruhu yüceltir. Voltaire

          YEMEK MENÜSÜ

          · YAYLA ÇORBA
          · DALYAN KÖFTE
          · SADE PİLAV
          · ŞEKERPARE

          ÇOCUĞUNUZA İSİM

          Erkek: ULUÖZ: (Tür.) Er. - Özü yüce, saygın kimse.
          Kız: ULUS: (Tür.) 1. Millet, halk, insan topluluğu. 2. Göçebe. 3. Oba, aşiret, kavim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

          MANİ

          Gülüm kurutmam seni
          Suda çürütmem seni
          Senelerce görmesem
          Yine unutmam seni



          BİLMECE

          İçimde akrep var, zarar vermeden turlar.

          Cevabı Yarın.

          Dünkü Cevap: Tahtalıköy

          Comment


          • 12 Mayıs 2009

            Bugün 12 Mayıs 2009 19 C.Evvel 1429 Nisan: 29 Hızır:7 Fransa'nın Tunus'u İşgali (1881)

            HADİS-İ ŞERİF

            Biriniz kızdığında sussun. Hadis (Müsned).



            VAKIF

            Bir mülkün menfaatini insanlara tahsis etmek ve onu Allâhü Teâlâ'nın mülkü hükmünde olarak temlik ve temel­lükten müebbeden men etmekdir.

            Vakfetmenin başlıca sebebi, Allâhü Teâlâ'nın rızâsını kazanmak niyetidir. Hadîs-i şerîfte "İnsan öldüğünde amelleri nihayet bulur (artık amel defterleri kapanır), an­cak üç şeyden kapanmaz: sadaka-i câriye, kendisiyle faydalanılan ilim ve anasına babasına hayırlı duada bu­lunan sâlih evlâd." buyurulmuştur. Vakıfların faziletlisi; en devamlı, en faydalı ve ihtiyaçça en şiddetli olanıdır.

            Yapılması nezredilen (adanan) vakıflar vacibdir. Meselâ bir kimse "Şu işim görülürse şu akarımı (gayri menkulümü) fülân cihete Allah rızâsı için vakfetmek nezrim olsun." der­se, o işi görülünce bu vakfı yapması kendisine bir vecîbe olur. Bu halde bu vakfı kendi evlâdı gibi zekât vermesi câlz olmayan kimseler nâmına vakfetse vakfı caiz olursa da nezrini îfâ etmiş olmaz. Çünkü nezr, kendisine zekât veri­lenlere verilir. Zenginlere ve lehinde şehâdeti caiz olmayan kimselere yapılan bir vakıf ile bu nezir îfâ edilmiş sayılmaz.

            Allah'a yakın olmak niyetiyle olmayan vakıflar mubahtır. Allah'a yakın olma niyetiyle yapılan vakıflar müstehabdır, mendubdur. Resulü Ekrem Efendimiz, Medîne-i Münevve-re'de mâlik olduğu yedi parça gayrimenkulunu fakir mü'min-lerin oturması şartıyla vasiyet yoluyla vakfetmişti. Ashâb-ı kiram da birçok vakıf vücûda getirmişlerdir. Sonra Emevîler, Abbasîler ve diğer İslâm devletleri ve bilhassa Osmanlılar tarafından pek çok, pek mühim şeyler vakfedilmiş, pek muazzam hayır müesseseleri meydana getirilmiştir.

            Müslümanlar, yapmış oldukları bütün bu hayırlı müesse­seler, vakıflar ile, sırf Allâhü Teâlâ'nın rızasını gözetmiş, insanlığın yükseltilmesini, insanların ihtiyaçlarını azaltmayı, âmmenin refahını yükseltmeyi en mühim bir vazife bilmiş­lerdir. Hiçbir milletin tarihinde müslümanların gösterdikleri bu yüksek insanlık eserinin bir benzerine tesadüf edilemez. Bu da mensubu oldukları dinin kendilerine vermiş olduğu ulvî bir itikadın neticesidir.


            FIKRA

            temel maraton yarışına katılmış ve doping yapmış yarışta sonuncu olmuş dursun haklı olarak sormuş neden sonuncu oldun temelde doping yaptığım belli olmasın diyne demiş

            GÜNÜN SÖZÜ

            O şekilde yaşamalısın ki, öldüğün zaman tabutçu bile matem tutsun. Mark Twain

            YEMEK MENÜSÜ

            · MERCİMEK ÇORBA
            · TAVUK ÇITIR BAGET
            · BURGU MAKARNA
            · CACIK

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: UÇARER: (Tür.) Er. - Uçar er.
            Kız: UMUT: (Tür.) - Ummaktan doğan, güven duygusu, ümit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

            MANİ

            Başımdaki çemberim
            Oymalıdır oymalı
            Oldun dünya güzeli
            Sana nasıl doymalı



            BİLMECE

            İçini boşaltınca büyüyen şey nedir?

            Cevabı Yarın.

            Dünkü Cevap: Saat

            Comment


            • 13 Mayıs 2009

              Bugün 13 Mayıs 2009 20 C.Evvel 1429 Nisan: 30 Hızır:8 Ağca'nın, Roma'da, Papa'ya Yönelik Suikasti (1981)

              HADİS-İ ŞERİF

              Misvak ağacının kabuğu ile de olsa, karnınızı doyurabileceksiniz, insanlardan bir şey istemeyin,müstağni (ihtiyacı yokmuş gibi) davranın. Hadis-i Şerif (Taberani).



              ALLAH (C.C.)'IN İFTİHAR ETTİĞİ KULLAR

              Resûlullâh Efendimiz (s.a.v), bir gün ashabından hal­ka olarak oturan bir topluluğun yanına vardı ve,

              'Sizi buraya ne oturttu? (Buna sizi teşvik eden sebep nedir?)' diye sordu.

              •Allah'ı zikretmek ve bizi İslâm'a hidâyet ettıgı ve bize İslâm'ı ihsan ettiği için ona hamd etmek üzere oturduk, dediler.

              Peygamber Efendimiz (s.a.v), 'Siz sadece bununjçın oturduğunuza yemin eder misiniz?' diye sorunca sahabe, 'Vallahi, bundan başka bir maksatla toplanmadık.' de­diler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) şöyle bu­yurdu:

              "Ben sizi itham ettiğim için yemin ettirmedim. Cebrail (as.) bana geldi ve Allah'ın sizinle melekle­rine iftihar ettiğini, öğündüğünü haber verdi."

              UYUMADAN EVVEL DUÂ

              "Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'den sabit olduğu şekil­de uykudan evvel yüz kere tesbîh (33 Sübhânellah), tahmîd (33 Elhamdülillah) ve tekbîr (34 Allâhü Ekber) okumak bu fakîrin (İmâm-ı Rabbânî) kanaatine göre, kendini hesaba çekmek yerine geçer. Tesbîh okuyan kimse, teşbih kelimelerini tekrar ederek Mevla dan ozur dileyip affını istemektedir. Zîrâ teşbih kelimesi tevbenın anahtarıdır." (Mektubat-ı İmam-ı Rabbânî 1/309) Âişe validemiz (r.anhâ) buyurdular ki: "Resûlullâh Efendimiz (sav.) yatağına geldiği zaman iki elini birleştirerek Ihlâs-ı Şerif, Kul euzu birabbi'l-felak ve Kul eûzü birabbi'n-nâs surelerini okuyup, iki eline üfleyerek, vücudundan eli yetiştiği yerlerini sıvazlardı. Başı ve yüzünden başlayarak vücudunun ön kısmına meshederdi (sonra da arka tarafına). Bunu üç defa yapardı." buyurdu.

              Uyurken "Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ", uyanınca da "Elhamdü lillâhillezî ahyânâ ba'de ma emâtenâ ve ileyhil ba'sü vennüşûr." denilmelidir.


              FIKRA

              temel işe girmek için sınava girecekmiş.sınavdan çıkan birine:

              -uşağum içerde ne soruyular.demiş

              -ayakkabı.demiş adam

              temel içeri girmiş bilsin diye kolay bi soru sormuşlar:

              -4 ayaklıdır miyav miyav der.

              temel:

              -bağcıklımıdır.

              GÜNÜN SÖZÜ

              O da gazi olmak istedi, fakat ona anlatmak gerekti ki, şehid olmayı göze alamayan gazi olamazdı. Arif Nihat Asy

              YEMEK MENÜSÜ

              · TEL ŞEHRİYE ÇORBA
              · KURU FASULYE
              · ARPA ŞEHRİYELİ PİLAV
              · KOMPOSTO

              ÇOCUĞUNUZA İSİM

              Erkek: UÇBAY: (Tür.) Er. - Sınır beyi.
              Kız: UNAN: (Tür.) 1. Sadakat, bağlılık. 2. Hak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              Sen Aslısın ben Kerem
              Sana kalbimi verem
              O kadar zalim olma
              Edeceksin beni verem




              BİLMECE

              İncecik beli, elimin eli

              Cevabı Yarın.

              Dünkü Cevap: Çukur

              Comment


              • 14 Mayıs 2009

                Bugün 14 Mayıs 2009 21 C.Evvel 1429 Mayıs: 1 Hızır:9 Dünya Eczacılık Günü - Iğdır'ın Kurtuluşu (1920)

                HADİS-İ ŞERİF
                Zekat veren, misafire yemek yediren, felakete uğrayanlara yardımda bulunan kişi, cimrilikten kurtulmuştur. Hadis (Taberani).



                MERHAMET ETMEYENE MERHAMET OLUNMAZ
                Allâhü Teâlâ buyuruyor ki: "(Ey Resulüm) Allâhü Teâlâ'dan bir rahmet sebebiyledir ki, onlara yumuşak davrandın ve eğer sen çirkin huylu, katı yürekli olsay­dın, elbette etrafından dağılırlardı. Artık onları affet, onlar için af talebinde bulun ve onlar ile emr husu­sunda müşavere et. Sonra azmettiğin zaman da Allâ­hü Teâlâ'ya tevekkül et. Şüphe yok ki, Allâhü Teâlâ tevekkül edenleri sever." (AN İmrân sûresi, âyet 159)

                Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz bir gün torunu Hz. Hü-seyn'i öptü. Akra bin Habis (r.a.), "Yâ Resûlallâh, benim on tane çocuğum var, şu ana kadar hiçbirini öpmedim," dedi. Peygamberimiz ona baktı ve "Merhamet etmeye­ne merhamet olunmaz. Affetmeyen mağfiret olun­maz!" buyurdular.

                Bu mânada diğer bazı hadîs-i şerîfler şunlardır:

                • "Faziletlerin en üstünü seninle irtibatını kesenle irtibatını devam ettirmen, sana zulmedeni affetmen,
                sana kötülük yapana iyilik yapmandır."

                • "Kim insanlara merhamet etmezse Allah da ona rahmet etmez."

                • "Merhamet edenlere Rahman merhamet eder."

                • "Yerdekilere merhamet et ki, gökteki(melek)ler de sana merhamet etsin."

                • "Mü'min, kolaylık gösterir; yumuşaktır, cömerttir. Ona güzel bir huy bahşedilmiştir. Kâfir, kötü huyludur,
                kalbi katıdır. Kötü huy sahibidir."

                • "Ey Âişe, kime rıfktan (yumuşak huyluluktan) bir hisse verilmiş ise dünyâ ve âhiret hayırlarının tamâ­
                mı ona verilmiştir."

                Katı kalpli olmak Allah'ın nazarından düşmeye, rahme­tinden uzak olmaya, dünya ve âhirette rezil olmaya sebep olur. Bunun tedavisi, yetimlerin başını okşamak, çok sada­ka vermek ve fakirlerle beraber oturmakla mümkündür.

                FIKRA

                Yaşlı bir adam, genç bir kıza iltifat ediyormuş;

                - Ah dünya güzeli, ah rüyalarımın kadını, ah uğruna herşeyimi feda edebileceğim yaratık, hayatım boyunca neredeydiniz?

                - İlk yarısında zaten yoktum efendim…

                GÜNÜN SÖZÜ

                Ne kadar yükselirsen, uçmayı bilmeyenlere o kadar küçük görünürsün. Nietzche

                YEMEK MENÜSÜ

                · EZOGELİN ÇORBA
                · SÜPREM SOSLU PİLİÇ
                · BULGUR PİLAVI
                · MEVSİM SALATA

                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                Erkek: UÇBEYİ: (Tür.) Er. - Selçuklu ve Osmanlılar'da sınırlardaki askeri güçlerin kumandanlarına verilen ad.
                Kız: UNAT: (Tür.) - Doğru yolu tutan. Akıllı. Ergin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                MANİ

                Motor almış seksene
                Bin üstüne gezsene
                Motor güzeldir amma
                Bak üstündeki serseme



                BİLMECE

                İnsan ne kırınca sevinir ?

                Cevabı Yarın.

                Dünkü Cevap: Çatal

                Comment


                • 15 Mayıs 2009

                  Bugün 15 Mayıs 2009 22 C.Evvel 1429 Mayıs: 2 Hızır:10 İzmir'in İşgali (1919) - Hava Şehitleri'ni Anma Günü

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Kişi, birinin yaptığı işten hoşlanırsa, o da onun gibidir. Hadis-i Şerif (Taberani).



                  FIRSATI GANİMET BİLMEK

                  "... Fırsatı ganîmet bilmek, vakti zayi etmemek îcâb eder. Merasim ve âdetlerden hiçbir şey hâsıl olmaz. Hîle yapmak ve bahane aramak ise ancak hüsranı (ziyanı) ar­tırır. Muhbir-i sâdık (Resûlullâh) Efendimiz (aleyhi mines-salavâti etemmühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ) "Te'hir eden (yakında yaparım diyen)ler helak olmuştur." bu­yurdular..." (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî 1/133)

                  DUÂ İÇİN BAZI FAZİLETLİ VAKİTLER

                  Müslüman, hiçbir gün ve geceyi duâsız geçirmemeli duâ için en faziletli vakitleri, saatleri gözetmelidir.

                  Cuma günü birinci ezanın okunduğu vakit ve cuma günü güneş batmak üzereyken, hatîbin minberde otur­duğu vakit, ezanla kamet arasında, namaza durulacağı vakit, çarşamba günü öğle ile ikindi arası, her gün zeval vakti, seher vakti, cuma günü ve gecesi, receb ayının ilk gecesi, şaban ayının on beşinci, yani berât gecesi, ka­dir gecesi, arefe günü, bayram geceleri dua için en fazî-letli vakitlerdir.

                  İftar anında ve kalbin yumuşadığı zaman duâ etmeyi ganîmet bilmelidir. Çünkü kalbin yumuşaması Allah'ın bir rahmetidir.

                  Übey bin Ka'b (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)'in huzurunda Kur'ân-ı Kerîm okuyunca ashabın kalbleri yumuşadı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz "Kalbleriniz yu­muşadığı zaman duayı ganîmet biliniz. Çünkü bu bir rahmettir." buyurdular. Hasta ziyareti esnasında has­tanın yaptığı duada makbuldür.

                  Hz. Ömerü'l-Fârûk (r.a.) Peygamber Efendimiz'in şöy­le buyurduğunu rivayet etmiştir: "Hastanın yanına girdi­ğin zaman ona, senin için duâ etmesini söyle. Çünkü hastanın duası, meleklerin duası gibidir."

                  Kişi, ailesinden ve vatanından uzakta olduğu zaman, farz namazlardan sonra, Kur'ân-ı Kerîm hatminden sonra, İhlas Sûresi'ni okuduktan sonra ve sayıları yüze ulaşan bir Müslüman cemâati içinde duayı ganimet bilmelidir.


                  FIKRA

                  İngiltere’de bir pub’ın işletmecileri, bozuk para atınca prezervatif veren makinelerden alıp bir köşeye koymuşlar. Makinenin kapağında da şöyle yazıyormuş; “Tamamen İngiliz standartlarına uygun olarak üretilmiştir.” Makine daha oraya konalı bir gün olmuş, ertesi sabah bir bakmışlar o yazının altında birinin el yazısı: “Titanik de öyleydi!..”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir. Bailey

                  YEMEK MENÜSÜ

                  · TAVUK SUYU ÇORBA
                  · ANALI KIZLI KÖFTE
                  · SADE PİLAV
                  · MEYVE

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM

                  Erkek: UNGAN: (Tür.) Er. 1. Onmuş kişi, mutlu. 2. Yürekli, yiğit kişi.
                  Kız: UNSUR: (Ar.). - Öğe, ilke, eleman. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                  MANİ

                  Bizim köyün yolları
                  Çamurluktur kayarsın
                  Bizim köyün kızları
                  Dalgacıdır yanarsın



                  BİLMECE

                  İnsan ne yerse orucu bozulmaz ?

                  Cevabı Yarın.

                  Dünkü Cevap: Rekor

                  Comment


                  • 16 Mayıs 2009

                    Bugün 16 Mayýs 2009 23 C.Evvel 1429 Mayýs: 3 Hýzýr:11 Filiz Kýran Fýrtýnasý

                    HADÝS-Ý ÞERÝF

                    Ýnsanlarýn en aç olaný, ilme istekli kimsedir. En tok olaný da, ilme hiçbir istek ve ilgi duymayandýr. Hadis-i Þerif (Ebu Nuaym).



                    GIYBETÝN KEFFÂRETÝ

                    Gýybetin keffâreti, gýybet edilen için istiðfar etmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sizden biriniz karde­þini gýybet ederse onun için istiðfar etsin. Çünkü bu onun için keffârettir." buyurmuþtur. Bu hadîs-i þerîf þu þekilde îzâh edilmiþtir: Þayet gýybet haberi gýybet edi­lene ulaþmamýþ ise bu istiðfar keffâret olur, ulaþmýþ ise keffâreti, onum rýzâsýný almaktýr.

                    SULTAN VAHÎDÜDDÎN HAN'IN VEFATI

                    Mehmed Vahîdüddîn Han, Osmanlý Devleti'nin en buhranlý bir zamanýnda sultan oldu. Devleti ayakta tutma mücâdelesi vermiþ ve Anadolu'da yeniden bir direniþ meyda na getirmeye muvaffak olmuþtu.

                    Ýthamlara verdiði bir cevabýnda:

                    "Ben devlet ve memleketime hizmet etmek ümîdinde bulunmasaydým Çengelköyü'nde rahat rahat otururken bu büyük yüküm altýna girmezdim. Bu yaþtan sonra me­zarýma pâdiþâýh diye yazdýrmak hevesinde deðilim. "Eðer, âkýlâne, bî-garazâne ve bî-tarafâne devleti idare edecek bir halefim olsaydý ömrümün son zamanýnda bu büyük yükü vallahi, billahi ve tallahi kabul etmezdim. Saltanat tahtý ile teneþir arasýnda ne kadar mesafe olduðunu bilirim. Bir tarafta taht, diðer tarafta tabut du­rur." demiþtir.

                    Osmanlý sultanlarýnýn sonuncusu Sultan Mehmed Vahîdüddîn Han, 17 Kasým 1922'de, yanýna tek oðlu olan Mehmed Eýrtuðrul Efendi'yi de alarak ilk önce Mal-ta'ya» oradan Mýsýr'ýn Ýskenderiye þehrine, oradan Mek­ke'ye gitti. Orada bir müddet kaldýktan sonra Ýtalya'ya geçip, San Remo þehrine yerleþti.

                    Sultan Mehmed Vahîdüddîn Han, 1926 senesi 15/1.6 Mayýs'ýnda vefat etti. Alacaklýlarý tarafýndan haciz koy­durulan na'þý kýzý Sabiha Sultan'ýn tedârik ettiði para ile kaldýrýlmýþ ve na'þý Þam'da, Süleymâniye Camii avlusu­na defnedilmiþtir. (Rahmetullâhi aleyh)


                    FIKRA

                    Vaktiyle efendinin biri, bir hayli saf olan uþaðý ile eðlenmek için, "Git bana 'hiç' al..." demiþ, "... Sakýn unutma, 'hiç' alacaksýn." Uþak unutmamak için "Hiç, hiç..." diye tekrarlayarak çýkmýþ yola. Deniz kýyýsýnda bir balýkçýya rastlamýþ. Mýrýldana mýrýldana dikilmiþ baþýna. "Hiç, hiç..." demiþ. Balýkçý bir tokat patlatmýþ uþaðýn suratýna. "Ulan ne diye tepemde ‘hiç, hiç, hiç’ diye söylenip duruyorsun, uðursuz kerata." Uþak sormuþ, "Peki ne diyeyim?" "Kýsmetin bol olsun, tuttuðun büyük olsun de" demiþ. Uþak bu kez "Kýsmetin bol olsun, tuttuðun büyük olsun..." diye diye yola koyulmuþ. Bu kez bir gelin alayýna rastlamýþ ve takýlmýþ gelinin peþine. "Kýsmetin bol olsun, tuttuðun büyük olsun..." deyince kýzýn babasý da bir tokat patlatmýþ uþaða. "Ulan sersem, ne biçim laf o öyle, tuttuðun büyük olsun!" Uþak sormuþ "Ya ne diyeyim?" Baba, "Ah ne güzel, oh ne güzel diyeceksin!" Uþak tekrar düþmüþ yola "Ah ne güzel, oh ne güzel..." diye diye. Bu kez de bir cenaze törenine rastlamýþ. "Ah ne güzel, oh ne güzel..." demiþ ve bir þamar inmiþ ensesine. "Salak herif, ah ne güzel, oh ne güzel denir mi hiç!" "Ya ne diyeyim öyleyse?" "Allah rahmet eylesin de, budala." Uþak yolda bir köpek cesedine rastlamýþ. Dikilmiþ baþýna ve "Allah rahmet eylesin..." diye tekrarlamaya baslamýþ. Bir þamar daha inmiþ suratýna. "Köpek leþine Allah'tan rahmet dilenir mi?" "Ya ne diyeyim?" "Of ne fena kokuyor, pöf ne fena kokuyor, de bari..." Bu kez de ayný sözleri taze ekmek çýkaran bir fýrýnýn önünde söyleyince bir odun inmiþ kafasýna. "Ulan taze ekmeklere bakarak öyle söylenir mi hiç?" Uþak yine sormuþ "Ya ne diyeyim?" Fýrýncý "Hiç" demiþ. Uþak hemen hatýrlamýþ aslýnda "hiç" almak için yola çýktýðýný. "Hiç, hiç" diye dolandýktan sonra eve dönmüþ yeniden.

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Ne kadar hazin bir çaðda yaþýyoruz, bir önyargýyý ortadan kaldýrmak atomu parçalamaktan daha güç. Albert Einstein

                    YEMEK MENÜSÜ

                    · EZOGELÝN ÇORBA
                    · ÝZMÝR KÖFTE
                    · SADE PÝLAV
                    · AYRAN

                    ÇOCUÐUNUZA ÝSÝM

                    Erkek: URAM: (Tür.) Er. - Büyük, geniþ yol.
                    Kýz: URAN: (Tür.) - Yetenekli, usta, becerikli. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

                    MANÝ

                    Yengem çýkmýþ mahalleye
                    Topluyor kaþýklarý
                    Nasýl ayýrdýn yenge
                    Biz gibi aþýklarý



                    BÝLMECE


                    Ýstanbul da süt piþti kokusu buraya düþtü

                    Cevabý Yarýn.

                    Dünkü Cevap: Dayak

                    Comment


                    • 17 Mayıs 2009

                      Bugün 17 Mayİs 2009 24 C.Evvel 1429 Mayİs: 4 Hİzİr:12 İmam-İ Muhammed'in Vefatİ (M.804)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Her Şeyin bir hakikatİ vardİr. İmanİn hakikatİ ise Şudur: Kul, baŞİna gelen Şeyin her Şart ve durumda mutlaka ona gelecek olduğunu bilmelidir. BaŞİna gelmeyen Şeyin de, hiçbir Şekilde kendisine eriŞmesinin mümkün olmadİğİna inanmalİdİr. Hadis (Ebu Davud).



                      İMÂM MUHAMMED ŞEYBÂNÎ (R.H.)

                      İmâm Muhammed, İmâm-İ Âzam'İn pek büyük tale­belerinden müctehid bir zattİr. İmâm Muhammed'in aslİ DİmaŞk'ta "Haresta" denilen bir köydür. Babasİ Irak'a gitmiŞ, kendisi ise Vâsİfta dünyaya gelmiŞ, Kûfe'de ye­tiŞmiŞ, Bağdat'İ vatan tutarak hadis ve fİkİh ilimlerini neŞre çalİŞmİŞtİr. Bir müddet de Hârûn ReŞîd zama­nİnda "Rakka"da kadİlİk yapmİŞtİr.

                      İmam Mâlik, Evzâî, Süfyân-İ Sevrî, İmâm Ebû Yûsuf gibi zatlardan hadîs, fİkİh öğrenmiŞ, kendisinden de İmam Şafiî gibi yüksek âlimler ilim almİŞlardİr. İmâm Ahmed bin Hanbel de onun kitaplarİndan istifâde et­miŞtir. İmâm Ahmed'e "Bu kadar ince meseleleri ne­reden elde ettin?" denilince "İmâm Muhammed'in kitaplarİndan" buyurmuŞtur.

                      İmâm-İ Âzam'İn ictihadlarİnİ tamamen zapt ve kay­deden İmâm Muhammed'dir. Onun mezhebi çerçeve­sinde ictihadda bulunmuŞtur.

                      İmâm Muhammed, her gecenin bir kİsmİnda uyur, bir kİsmİnda namaz kİlar, bir kİsmİnda ilim öğrenip öğret­mekle meŞgul olurdu. "Niçin dâima böyle çok çalİŞİyor ve nefsinizi ihmâl ediyorsunuz?" denildi de "Nasİl uyu­yabilirim ki, müslümanlar bir müŞkilimiz olsa, ona sorarak hallederiz diye bana itimât ederek uyurlar. Eğer biz uyursak dînin tahribine ve müslümanlarİn ifsadİna fİrsat vermiŞ oluruz" buyurdu.

                      İmâm Muhammed'in dînî ilimlere dâir eserleri dok­san dokuz olup, zâhir-i mezheb, zâhiru'r-rivâye denilen ve Hanefî mezhebinin esâsİnİ teŞkil eden altİ kitabİ Şun­lardİr: el-Mebsût, el-Câmiu's-Sagîr, el-Câmiu'l-Kebîr, es-Siyerü's-Sagîr, es-Siyerü'l-Kebîr, ez-Ziyâdât.

                      İmâm Muhammed, 132 tarihinde Vâsİfta doğmuŞ, 189 senesinde Hârûn ReŞid ile beraber gittiği. Rey Şehrinde vefat etmiŞtir. Büyük nahiv ve lügat âlimi İmâm Kisaî ile İmâm Muhammed, Rey'de aynİ günde vefat etmiŞlerdi. Hârûn ReŞîd pek üzülmüŞ ve "Lügat ile fİkhİ Rey'de def­nettim!" demiŞtir. Rahmetullâhi aleyhim.


                      FIKRA

                      Adam büyük bir heyecanla yeni doğmuŞ bebeğini görmek ister. HemŞire, az sonra karŞİlaŞacağİ manzara karŞİsİnda adamİn sakin olmasİ gerektiğini belirterek bebeği gösterir; bebek kulak biçimindedir. Adam, dudaklarİnİ İsİrİr ve fİsİltİyla; “Ahhh... Yavrum!..” HemŞire, “Biraz bağİrİn, ağİr iŞitiyor!..” (İsmet Filizfidanoğlu)

                      GÜNÜN SÖZÜ


                      Ne kadar bilirsen bil, anlatabildiklerin, karŞİndakinin anlayabileceği kadardİr. Mevlana

                      YEMEK MENÜSÜ

                      · YAYLA ÇORBA
                      · PİZZA /PAT+ TAVA
                      · ETLİ BARBUNYA
                      · MEYVE SUYU

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM

                      Erkek: URLUK: (Tür.) Er. - Aile, soy sop. Tohum.
                      Kİz:URUÇ: (Ar.) - Yukarİ çİkma, yükselme, ağma. - Erkek ve kadİn adİ olarak kullanİlİr.

                      MANİ

                      Bizim köyün kİzlarİ
                      Sürmelidir gözleri
                      Gözlerine bakİnca
                      Kaçİrdİm öküzleri



                      BİLMECE

                      İz eder dizi dizi,alİr götürür bizi

                      Cevabİ Yarİn.

                      Dünkü Cevap: Mektup

                      Comment


                      • 18 Mayıs 2009

                        Bugün 18 Mayıs 2009 25 C.Evvel 1429 Mayıs: 5 Hızır:13 Müzeler Haftası (18-24 Mayıs)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Haya (kötülük işlemekten utanma) örtüsünü yüzünden sıyırıp atan kimsenin ardından konuşmak gıybet değildir. Hadis (Beyhaki).



                        PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V.) ZÂTU'R-RİKÂ' GAZASI

                        Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), Benû Nadîr Gazâsı'n-dan sonra Rebîülevvel ile Rebîülâhir aylarını Medine'de geçirdi ve Necid tarafına gazaya çıktı.

                        Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu gazaya çıkarken Medine'de Hz. Osman (r.a.)'ı yerine vekîl bırakmıştı. Müslümanlar müşriklerle karşılaşmış, fakat bir muhare­be olmamıştı. Korku namazı ile ilgili âyetler bu gaza vesilesiyle nazil olmuştur.

                        Yine bu gazada ashâb-ı kiram kaylûle uykusuna yat­mış, Peygamber Efendimiz Hazretleri de tenhâca bir ağaç altında uykuya dalmıştı. Fırsat bekleyen müşrik Gevres ibni'l-Hâris, ansızın Resulü Ekrem'in üzerine atılarak, elindeki kılıç ile suikastta bulunmak istemişti.

                        Peygamber Efendimiz uyandılar. Gevres "Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?" dedi. Resûlullâh (s.a.v.) Hazretleri de; "Allah" diye cevap verince Gev-res'in elinden kılıç düştü. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) yerden kılıcı mübarek eline alarak "Ya şimdi seni benden kim kurtaracak?" buyurdu.

                        Gevres, artık ilticaya mecbur olmuştu: "Kılıcı eline ha­yırlısı ile almış ol, yani: hakkımda af ve kerem ile mua­melede bulun!" diye yalvardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri de onu affetti, serbest bıraktı.

                        Peygamber Efendimizin (s.a.v.) affetmesi, kavminin en cesuru Gevres'in Müslüman olmasına vesîle oldu. Gevres, kavmine dönünce, "Ben size insanların en ha­yırlısı yanından gelmiş bulunuyorum." dedi.

                        BEYİT:

                        Mâsivâdan el yuyub mahlûkdan ümmîdi kes Virdin olsun her nefes Allah bes, bakî heves. (Yüsrî)

                        Yani: Allâh'dan başka her-şeyden umudu kes, her nefesde Allah kâfi de. Kalan her şey boştur.


                        FIKRA

                        Zamanın birinde ufacık tarlası olan bir köylü varmış. Ne yazık ki bu köylünün, tarlasından başka hiçbir şeyi yokmuş. Mısır ekermiş. Gübreyi, ilacı hep borçla aldığı için başı dertten, sıkıntıdan hiç kurtulmazmış. Tek umudu, ürün mevsimiymiş. Mısırını toplayacak, satacak ve borçlarını ödeyecekmiş. Derken o günler gelip çatmış. Köylüde bir sevinç bir sevinç. Borçlarından kurtulacak ya, sevinçten uykuları bile kaçıyormuş. Ama gelin görün ki, mısırına bir domuz dadanmış. Domuz bu, halden anlamıyor ki. Köylü telaşlanmış ve köyün ihtiyarlarına danışmış. “Ne yapıp etmeli de bu domuzdan kurtulmalı?” diye fikir sormuş. Köyün ileri gelenleri çeşitli akıllar vermişler köylüye. O da kesesine en uygun olanı yapmaya karar vermiş. Tarlasının ortasına kocaman bir çukur açmış, üstünü de mısır saplarıyla kapatmış. Güya domuz gecenin bir vakti gelecek ve bu çukura düşecek! Köylü de domuz belasından kurtulmuş olacak. Zavallı köylü yorgun argın evine gitmiş çukuru kazdıktan sonra. Ve o yorgunlukla uyuyakalmış. Rüyasına girmiş çukur. Gecenin bir yarısı yatağından fırlamış. "Gidip şu çukura bakayım. Acaba domuz içine düştü mü?" diyerek evinden çıkmış. Etraf zifiri karanlık. Dalgınlık bu ya. Çukuru ararken kendini, çukurun içinde bulmuş. Çok geçmeden aynı hatayı domuz da işlemiş ve o da çukura düşmüş. Köylü ve domuz karşı karşıya geldiklerinde sinirle birbirlerine bakmışlar. Lakin domuzun geri geri gelip hızla saldırması gerekiyormuş. Çukurda o kadar yer olmadığı için kaçmayı, çukurdan çıkmayı denemeye başlamış. Bir zıplamış çukurdan çıkamamış, iki sıçramış çıkamamış. Köylü de öyle korkmuş ki düşünmeye başlamış. Şimdi demiş kendi kendine. Bu domuz çukurdan çıkamazsa bana saldırır, canıma okur. İyisi mi domuza yardım edeyim, çıkıp gitsin ve eğilip, domuza omuz vermiş. Domuz da köylünün sırtına binip iki hamlede çukurdan fırlayıp gitmiş. Köylü çukurda kalınca söylenmeye başlamış. "Ah ulan ahhhhhh. Ben de bilirim domuza omuz verilmeyeceğini. Kadere bak ki aynı çukura düştük!.."

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Mutluluk her şeyden önce vücut sağlığındadır. Curtis

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · MERCİMEK ÇORBA
                        · HAMBURGER KÖFTE
                        · NOHUTLU PİLAV
                        · ELMALI ÇİK. TOPLAR

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: URUZ: (Tür.) Er. - Hedef, amaç, gaye.
                        Kız: URVE: (Tür.) - Kulp, sağlam. Urvetü'l-Vuska, sağlam kulp. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Sahabe adlarındandır: Urve b. ez-Zübeyr.

                        MANİ

                        Hey hızara hızara
                        Dalda elma gızara
                        Beni sana vermizler
                        Başka yerden giz ara



                        BİLMECE

                        Kahramanmaraş a niçin kahraman unvanı verilmiştir?

                        Cevabı Yarın.

                        Dünkü Cevap: Ayak

                        Comment


                        • 19 Mayıs 2009

                          Bugün 19 Mayıs 2009 26 C.Evvel 1429 Mayıs: 6 Hızır:14 Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Zandan sakının. Çünkü zan, insanın içinden geçen en yalancı düşüncedir. İnsanların gizli ve özel hayatını araştırmayın. Ayıplarını öğrenmeye çalışmayın. Birbirinize karşı üstünlük yarışına girmeyin. Birbirinizi kıskanmayın. Birbirinize karşı kin beslemeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeşler olun! Hadis (Buhari).



                          KUR'ÂN-I KERÎMİ ANLAMAK İÇİN

                          Kur'ân-ı Kerîmin en muteber Türkçe tefsirini yazan büyük âlim Elmalılı Hanndi Efendi merhumun (v. 1942) tefsîrinin mukaddimesinde Kur'ân-ı Kerîm'i anlamak is­teyenlere tavsiyesi:

                          Doğrusu, Kur'ân'ı cidden anlamak, tetkik etmek iste­yenlerin onu usûlü ile Arabî yolundan ve muteber tefsirle­rinden anlamaya çalışmaları zarurîdir. Kur'ân'ın falan ter­cümesinde şöyle demiş, diyerek hükümler çıkarmaya, meseleleri münâkaşa etmeye kalkışmamalıdır. Bunu, îmânı olanlar yapmaz, kendini bilen ehl-i insaf da yapmaz.

                          Kurandan bahsetmek isteyenler onu hiç olmaz­sa harekesiz olarak yüzünden okuyabilmelidir. Maa-mâfih öyle kimseler görüyoruz ki Kur'ân'ı harekesiz ola­rak okumak şöyle dursun, harekesiyle bile dürüst oku­yamadığı halde onun hükümlerinden, mânâlarından iç­tihada kalkışıyorlar.

                          Öylelerini görüyoruz: ki Kur'ân'ı anlamıyor ve tefsirle­re, müfessirlerin tevilleri karışmıştır diye onları da dikka­te almak istemiyor da eline geçirdiği tercümeleri oku­makla Kur'ân'ı tetkik etmiş olacağını iddia ediyor. Dü­şünmüyor ki okuduğu tercümeye âlim müfessirlerin te-vilhdeğilse câhil mütercimlerin hatâsı, noksanı karışmış­tır... (Hak Dîni, Kur'an Dili mukaddimesinden)

                          SA'D BİN REBÎ' (R.A.)

                          Uhud Gazası akabinde Resûlullâh (s.a.v.) bir sahâ-bîye şehîdler arasında dolaşmasını emretmişlerdi. Ensârdan Sa'd bin Rebî' (r.a.)'ı son nefesini vermek üzere iken buldu. Sa'd (r.a.) kendisini gören zâta:

                          "Resûlullâh (s.a.v.)'e benden selâm söyle ve de ki: 'Allah bir peygambere ümmeti için en hayırlı şekilde nasıl mükâfat veriyorsa seni de öylece mükâfatlandır­sın. Kavmime de selâm söyle ve de ki: "Eğer gözünüzü kırpacak kadar bir hâliniz (gücünüz) varsa, buna rağ­men Resûlullah'a bir sıkıntı gelecek olursa Allah'ın yanında kabul edilecek hiçbir özrünüz olamaz!" dedik­ten sonra vefat etti. (Radıyallâhü anhu)


                          FIKRA

                          Bir grup arkadaş oturmuşlar birbirlerine bildikleri güzel fıkraları anlatıyorlarmış. Bu böylece uzun bir süre devam etmiş. Ama sonunda bakmışlarki bu çok uzun süre sürüyor ve hep bildikleri fıkraları birbirlerine anlatıyorlar. İçlerinden birisi, “Bundan sonra bildiğimiz fıkralara numara verelim. Anlatmak isteyince bu numarayı söyler, hep beraber güleriz. Böylece anlatma zahmetinden kurtulmuş oluruz.” demiş. Hep beraber bunu uygulamaya başlamışlar. Gerçekten de çok eğlenceli geçiyormuş. Günün birinde ortama dışarıdan bir arkadaşları gelmiş. Hemen atlamışlar, “Bir numara söyle de hepimiz gülelim.” diye. Durumdan haberdar olmayan arkadaşları isteklerini kırmayıp “138” demiş. Bir anda ortalık kopmuş, bütün arkadaşları delicesine kahkahalar atarak yerlerde yuvarlanmaya başlamışlar. Uzun süren bir bir gülme krizinden sonra kendine gelen birisi, hayretle ne olduğunu anlamaya çalışan arkadaşına dönerek. “Allah senin iyiliğini versin! Bu fıkrayı ilk kez duyuyoruz. Ner’den bulursun böyle fıkraları?..”

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Mutluluk elin erişebileceği çiçeklerden bir demet yapma sanatıdır. B.Goddar

                          YEMEK MENÜSÜ

                          · DOMATES ÇORBA
                          · BALIK PANE
                          · CEVİZLİ ERİŞTE
                          · TAHİN HELVASI

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM

                          Erkek: URUK: (Tür.) Er. 1. Tane, tohum. 2. Nesil, kuşak, soy.
                          Kız: URZA: (Ar.) - Hedef, amaç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                          MANİ

                          Gayadan öküz bakar
                          Öküzün arnı sakar
                          Delikanlı dururken
                          Sakallıya kim bakar



                          BİLMECE


                          Kaplumbağanın en çok nefret ettiği şey nedir?

                          Cevabı Yarın.

                          Dünkü Cevap: Şanlıurfa'yı kıskandığı için

                          Comment


                          • 20 Mayıs 2009

                            Bugün 20 Mayıs 2009 27 C.Evvel 1429 Mayıs: 7 Hızır:15 Genç Osman'ın Öldürülmesi (1662) - II.Bayezit'in Tahta Geçmesi (1481)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Hiç biriniz ölümün gelmesini istemesin. Eğer iyi biri ise, yaşamak belki iyiliğini arttırır. Eğer kötü ise, belki tövbe eder. Hadis-i Şerif (Buhari).



                            KANÂAT

                            Kanâat; yetecek miktara razı olup açgözlülük etmemektir. Erkek ve kadın, herkes için pek güzel huydur.

                            Hadîs-i şerîfle sabittir kij nefsin gözü doymaz, koca bir ova dolusu altını olan "Âh, bunun gibi bir daha olsa." der. İşte nefsin bu hırs ve açgözlülüğünden dolayı lisâ¬nımızda "İnşânın gözünü toprak doyurur." sözü meşhur bir mesel olmuştur. Bu hırs ve açgözlülüğün sevk eyle¬diği yola gitmek, insanı doğru yoldan uzaklaştırır ve âhiret saadetinden mahrum eder, izzet yüzü gösterme-yip zilletle yaşatır. Açgözlü olanın ihtiyâcı da çok olur. Nitekim "Gözü tok olmak hürriyet, açgözlü olmak esa¬rettir." denilmiştir.

                            Hırs ve açgözlülük belâsından kurtulmanın ve ka-nâatkâr olmanın çâresi şudur:

                            Evvelâ bilmelidir ki Allâhü Teâlâ'nın takdîr buyurduğu rızkın ele geçmesi için hırs ve açgözlülük etmeye gerek yoktur. Yalnız makbul ve övüldüğü surette sebeplerine ya¬pışmak vardır. Hırsın çokluğu rızka ulaşmaya sebep de¬ğildir. Kazanma yollarına başvurmakla hâsıl olmayan bir şey için hırs ve açgözlülük etmenin hiçbir faydası yoktur.

                            Kanâati izzet, açgözlülüğü zillet bilip kanâati tercîh eden, peygamberlerin ve evliyanın yoluna girmiş olur. Aksi halde dünyâya tapanların gittiği yola girmiş olur.

                            Âhiret unutulup Allâhü Teâlâ Hazretleri'nin emir ve rı¬zâsına muhalif hareketlerde bulunulacak olursa; şu fânî dünyâda az bir müddet istediğini yiyip, istediğini giyebil¬mek için ebedî âhiret saadeti terk edilmiş olur. Bu ise pek büyük bir aldanıştır. Lâkin kanâatte böyle bir mahzur yoktur. Yalnız az bir müddet her istediğini yiyememek, giyememek ve yapamamak sıkıntısı vardır ki bu da has-tanın şifâ bulmak için ilâcın acılığına katlanması gibidir.

                            Tasarrufa riâyet etmek çok mühimdir. Hadîs-i şerîfte "İktisâda riâyet eden, fakîrlik çekmez." buyurulmuş-tur. (Vezâifülinâs)

                            FIKRA

                            İki komşu bahçelerinde konuşuyorlarmış.

                            - Jürgen yeni aldığın elektrikli araba hakkaten süper ama 250.000 euro biraz fazla değil mi?

                            - Değil Andreas... Aslında arabanın değeri 15.000 euro, gerisi kablo parası!..

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Mutluluğun değerini, onu kaybettikten sonra anlarız. Plautus

                            YEMEK MENÜSÜ

                            · ETLÜ NOHUT
                            · PİLİÇ IZGARA
                            · ZEYTİNYAĞLI TAZE FASULYE
                            · ZEYTİNYAĞLI ISPANAK
                            · PİRİNÇ PİLAVI

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM

                            Erkek: USUM: (Tür.) Er. - Akıllı.
                            Kız:USUN: (Tür.) - Hüzün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                            MANİ

                            Mendil aldım onbeşe
                            Onu serdim güneşe
                            Gitti yârim gelmedi
                            Beni aldı telaşe



                            BİLMECE

                            Kedi ile kaleci arasında ne fark vardır?

                            Cevabı Yarın.

                            Dünkü Cevap: Sırtının kaşınması

                            Comment


                            • 21 Mayıs 2009

                              Bugün 21 Mayıs 2009 28 C.Evvel 1429 Mayıs: 8 Hızır:16 Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün Kuruluşu (1847)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Üç şeyin zıddını yapmaya kesinlikle ruhsat yoktur: Kafir olsun, müslüman olsun, ana babaya iyilik yapmak; İster müslümana, ister kafire karşı olsun, verilen sözde durmak; Emaneti, sahibi ister müslim olsun, ister gayr-i müslim; sahibine teslim etmek... hadis (Ramuz).



                              ŞUAYB ALEYHİSSELÂM

                              Hz. Şuayb (a.s.), Hz. İbrahim'in (a.s.) ateşe atıldığı gün îmân edip de onunla beraber Şâm diyarına hicret etmiş olan bir kabîledendir. Büyük validesi (ninesi) de Lût (a.s.)'ın kızıdır.

                              Medyen ve Eyke ahâlîsine peygamber olarak gönderildi. Dili tatlı ve sözü te'sirliydi. Lâkin kavmine söz geçiremedi. Bunca zaman güzel güzel nasihatler etti, pek çok te'sirli sözler söyledi; bir faydası olmadı.

                              Nihayet Cenâb-ı Hak, Eykeliler üzerine gazab olarak şiddetli bir sıcaklık verdi. Bu sıcaklık yedi gün sürdü. Bütün ırmaklar kaynadı. Sonra üzerlerine bir bulut geldi. Sıcaktan kaçıp da hepsi onun altında toplanınca buluttan âteş yağdı; hepsi yandı. Medyenliler de büyük bir gök gürültüsüyie helak oldular.

                              Hz. Şuâyb (a.s.), kendisine inananları alıp Mekke'ye gitti. Ondan sonra vefatına dek Mekke'de ibâdetle meşgul oldu.


                              SULTAN İKİNCİ BÂYEZİD HÂN'IN CÜLUSU

                              Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın üç oğlunun büyüğü olup, 1448'de Gülbahar Hâtun'dan Edirne yakınlarında bulunan Dimetoka'da dünyaya geldi.

                              Küçük yaştan îtibâren büyük bir ihtimamla yetiştirildi ve devrin en mümtaz âlimleri elinde tahsil gördü. Dîni ilimler¬de, fıkıh âlimi derecesinde bilgisi vardı. Yedi yaşında iken, Hadım Ali Paşa nezâretinde Selçuklular devrinden beri mühim bir ilim ve kültür merkezi olan Amasya'ya sancak beyi tâyin edildi.

                              Amasya'da sancak beyliği sırasında Otlukbeli Sava-şı'nda Kazoya'da orduya katılan Şehzade Bâyezid sağ kol¬da yer aldı. İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalan¬ması üzerine gönderdiği kuvvetler 1479'da Torul ve çevre¬sini Osmanlı topraklarına kattı.


                              Şehzade Bâyezid, babası Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın 3 Mayıs 1481 târihinde Maltepe civarında vefatı üzerine İs¬tanbul'a davet edildi. Şehzade Bâyezid, emrindeki dört bin atlı ile 21 Mayıs 1481 günü İstanbul'a vardı ve devlet ida¬resini eline aldı. Bîat merasimi ile Osmanlı tahtına cülus etti ve sekizinci Osmanlı sultanı oldu. Ertesi gün de babasının na'şını defnetti. (Rahmetullahi aleyh)

                              FIKRA

                              Dağıstanlılar kavga etmeyi çok severlermiş. Bir gün Rus’un biri Dağıstanlı’nın arabasına çarpar. İçinden 3 Dağıstanlı çıkar ve adama:

                              - Kavga edeceğiz!

                              - Abi affet özür diliyorum!

                              - Yok biz kavga edeceğiz!

                              - Abi polis çağıralım... Hata kiminse ödesin!

                              - Yok biz illaki de kavga edeceğiz!

                              - Tamam abi ben sizin hasarı ödeyeyim, kavga etmeyelim!

                              - Yok baba, kaçarı yok, biz kavga edeceğiz!

                              - Abi ben sizin hasarı ödeyeyim, alın araba da sizin olsun!

                              - Mümkünatsız... Biz kavga edeceğiz!!!

                              - Abi tamam ama böyle kavga olur mu? 3’e 1 olmaz valla!

                              Dağıstanlı lideri yanındaki arkadaşına döner ve:

                              -Geç lan sen karşıya, kavga edeceğiz..

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır. Byron

                              YEMEK MENÜSÜ

                              · Sandal Sefası
                              · Z.Y.Bezelye
                              · Keşkül
                              · Meyve

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM

                              Erkek: USKAN: (Tür.) Er. - Akıllı soydan gelen.
                              Kız: USLU: (Tür.) - Akıllı, zeki, uysal, sakin kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                              MANİ

                              Dağdan kestim kereste
                              Kuş besledim kafeste
                              Yârin hasta dediler
                              Yetiştim son nefeste



                              BİLMECE

                              Kediler niçin dört ayakları üzerine düşerler ?

                              Cevabı Yarın.

                              Dünkü Cevap: Biri tuttuğunu diğeri tutamadığını yer

                              Comment


                              • 22 Mayıs 2009

                                Bugün 22 Mayıs 2009 29 C.Evvel 1429 Mayıs: 9 Hızır:17 Nenehatun'un Vefatı (1955)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Ben rahmet olarak gönderildim. Azap olarak değil.(Buhari). Ben, size ihsan edilmiş bir rahmetim. Hadis-i Şerif (Hakim).



                                KARDEŞLİK HAKLARI

                                Müslümanın, din kardeşi üzerinde, malda, nefsde (şah­sında), dilde, kalbde; kusurlarını affetmek, hayır duada bulunmak, samîmî ye vefalı olmak, ona zahmet ve me­şakkat vermemek gibi birtakım hakları vardır. Malı üze­rinde olan hakkı üç kısımdır:


                                • En aşağı derecesi, malının fazlasından onun ihtiyaçlarını görmektir.
                                • Orta derecesi, malında tasarrufta onu kendisiyle müsâvî tutmaktır. Zîrâ kardeşlik, böyle olmayı îcâb ettirir.
                                • Üstün derecesi ise kardeşini kendine tercih etmekdir ki bu, derecelerin en büyüklerindendir.

                                Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Arkadaşlık eden iki kişiden Allah'a daha sevimli olanı, arkada­şına karşı muamelesi daha şevkatli olandır."


                                Nefsi (şahsı) üzerindeki hakkı, ihtiyâcı olduğunda biz­zat onun yardımına koşmak ve o istemeden kardeşinin ihtiyaçlarını karşılamaktır.


                                Dildeki hakkı, kardeşinin hoşlanmadığı bir şeyi yüzüne vurmamak ve -hududu aşmadan- hoşlanacağı şeyleri söylemektir. Enes (r.a.) "Resûlullâh (s.a.v.) hiç kimse­nin yüzüne hoşlanmadığı bir sözü vurmazdı."


                                Kalpteki hakkı ise kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmek, sırlarını saklamak, ayıplarını örtmek, hatâlarını affetmek, ona vefalı olmak ve sevgisinde samîmi olmaktır.


                                İnsanların kalbi, sırların kabridir. Ahmağın kalbi di­lin dedir, akıllının dili kalbindedir.


                                Kardeşlikte vefalı ve ihlâslı olmak, arkadaşının ölümüne kadar, ölümünden sonra da onun evlâdına ve arkadaş­larına alâka ve sevginin devamı ile olur. Resûlullâh (s.a.v.) yaşlı bir kadına ikramda bulundu ve "O, Hadîce hayatta iken bize gelirdi." buyurdu. Ahde vefa îmandandır. Mü'mine lâyık olan, dâima faziletleri kendisinde değil kar­deşlerinde görmesidir. Manidar bir beyt (tercümesi):


                                Tevâzuunu, ahmaklığına değil, fazîletine sayanlara kar­şı mütevazı ol,


                                Dostlarına karşı, fazîleti dâima kendinde görenlerden de uzak ol."

                                FIKRA

                                Temel spor malzemeleri satan bir işyeri açmış. Bir müşteri paraşüt sormuş;

                                - Sağlam mı, düğmesine basınca açılır mı?

                                - Açılmassa getirun hemşerim anında değiştiralum...

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Metodu olan topal, metotsuz koşandan daha çabuk ilerler. Francis Bacon

                                YEMEK MENÜSÜ

                                · ARNAVUT CİĞERİ
                                · SEBZELİ KÖFTE
                                · ZEYTİNYAĞLI BİBERDOLMA
                                · ZEYTİNYAĞLI PIRASA
                                · SOSLU MAKARNA

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                                Erkek: UTKAN: (Tür.) Er. 1. Zafer kazanmış, muzaffer. 2. Şerefli, onurlu soydan gelen.
                                Kız: UTKU: (Tür.) - Birçok emek ve tehlikelerden sonra ulaşılan, mutlu sonuç, zafer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİ

                                Karşıda ala inek
                                Tüyleri benek benek
                                Hiç boğazımdan geçmiyor
                                Yarsız yediğim yemek



                                BİLMECE

                                Kekemeler ne zaman kekelemez ?

                                Cevabı Yarın.

                                Dünkü Cevap: Beş ayakları olmadığı için

                                Comment

                                Working...
                                X