fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 4 Ekim 2009

    Bugün 4 Ekim 2009 16 Şevval 1429 Eylül: 21 Hızır:152 Hayvanları Koruma Günü – Medeni Kanun Yürürlüğe Girdi (1926) - Fırtına

    HADİS-İ ŞERİF

    Mü’mini gücü yettiği şeye karşı hareketli ve gayretli; gücü yetmediği şeyde ise, “keşke yapabilseydim” diye istekli olarak görürsün... (Müsned).



    İSRAF

    İsraf, katT delillerle haramdır. İsraf, kalbin hastalıkların-dandır ve kötü. bir ahlâktır. İsraf hakkında Allâhü Teâlâ (meâlen): "... İsraf etmeyiniz. Şüphe yok ki o, israf edenleri sevmez." (A'raf Sûresi, âyet 31) buyurmuştur. Bu âyet, Allâhü Teâlâ'nın israf eden kulunu sevmediğinin delillerindendir. Allah'ın muhabbetine mani olan şeyden daha çirkin bir şey yoktur. İsraf, Allah'ın muhabbetinin ortadan kalkmasına sebep olur.

    Diğer bir âyet-i kerîmede şöyle buyurulmuştur: "... Ve saçıp savurma. Şüphe yok ki, saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir." (İsrâ Sûresi, âyet 26-27) Yâni şerlilikte şeytân gibidirler. Şeytanların dostları ve tâbîleridirler. Şeytanın kardeşi, şeytandır. O hâlde şeytanın kardeşliğini düşünmek gerekir. Şeytandan daha habîs, rezîl ne vardır. Öyleyse şeytanın kardeşliğinden daha kuvvetli bir kötüleme yoktur.

    Allâhü Teâlâ malı müsriflere vermekten de, onları isimlerin en çirkinlerinden biri ile tâbir ederek şöyle men'eder: meâlen "Mallarınızı sefîh(beyinsiz)lere vermeyin." (Nisa Sûresi, âyet 5) Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz de malı meşru olmayan yerlerde harcayarak zayi etmekten men etmiştir.

    Ebû Berze (r.a.)'ın rivayet ettiği hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Kul, kıyamet gününde dört şeyden suâl edilinceye kadar ayağı bulunduğu yerden ayrılmaz:

    Ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne amel ettiğinden, malını nerede kazandığından ve malı nerede harcadığından, vücûdunu (sıhhatini) nerede tükettiğinden."

    Yâni, ömrünü hayırda mı serde mi harcadı? Malını helâl yoldan mı, haram yoldan mı kazandı? Malını hayırda mı günahta mı harcadı? Vücûdunu Allah'a ibâdet ederek mi yoksa nefsinin hevâsında mı tüketti?

    KITA:

    Ne varlığa sevinirim
    Ne yokluğa yerinirim
    Aşkın ile avunurum
    Bana seni gerek seni.

    (Yunus Emre)

    FIKRA

    Bir Amerikalı, bir İngiliz ve bir Iraklı kahvede oturmuş çay içiyorlarmış. Amerikalı çayını bitirince bardağı havaya fırlatmış, silahını cıkarıp bardağa ateş edip parçalamış “Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki, biz Amerika’da aynı bardakla iki kere çay içmeyiz” demiş. İngiliz de bunun üzerine çayını bitirip bardağı havaya fırlatmış ve ateş ederek bardağı parçalamış “Bizim İngiliz kumsallarında bardak yapacak cam için o kadar çok kum vardır ki, aynı bardakla iki kere çay içmeyiz” demiş. Bunun üzerine Iraklı da buz gibi soğukkanlı bir şekilde çayını bitirmiş, bardağı havaya fırlatmıs, silahını çekip Amerikalı ve İngiliz’i vurup öldürmüş. “Bağdat’ta bu İngiliz ve Amerikalılar’dan o kadar çok var ki, biz aynı adamlarla iki kere çay içmeyiz” demiş.

    GÜNÜN SÖZÜ

    Çevrendekileri alçaltarak değil,kendini gerçekten yücelterek büyüyebilirsin. Reich

    YEMEK MENÜSÜ

    · Kaşarlı Domates Çorbası
    · Orman Kebabı
    · Sade Pilavı
    · Mevsim Salata

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: TAŞKIN : Coşmuş, taşmış halde bulunan - Akarsuların taşması
    Kız: AYGÜN: Hem ay, hem gün

    MANİ

    Gök yüzünde tayyare
    Önündedir pervane
    Kaş göz oynatsam oğlan
    Olacak bir divane



    BİLMECE

    Çın çın eder
    Haber sorar

    Cevabı Yarın.

    Dünkü Cevap: (TELEFON)

    Comment


    • 5 Ekim 2009

      Bugün 5 Ekim 2009 17 Şevval 1429 Eylül: 22 Hızır:153 Bosna-Hersek'in Osmanlı'dan Ayrılışı (1908)

      HADİS-İ ŞERİF

      İzin 3 defa istenir. Birincisi, işitmeniz içindir. İkincisi, sağa sola çeki düzen vermeniz içindir. Üçüncüsü ise, müsaade etmeniz veya geri çevirmeniz içindir. (Darektuni).



      MEDH VE ZEM KARŞISINDA İNSANLAR

      Medih ve zem karşısında insanlar dört kısımdır.

      Birinci kısım: Medh sebebiyle memnun olur ve medhe-dene (övene) teşekkür eder. Zem karşısında da öfkelenir ve zemmedene (kötüleyene) karşı kin besler. Ona aynı şekilde mukabele eder veya aynı şekilde mukabele etmek ister. Bu kısım, insanların çoğunun içinde olduğu durumdur.

      İkinci kısım: Zemmeden kimseye içinden kızar, fakat ona karşı aynı şekilde mukabele etmekten elini ve dilini tutar. Medhedene karşı içinde bir sevgi olur, memnuniyet duyar. Fakat sevincini ve memnuniyetini belli etmez. Bu da bir jıoksanlıktır, fakat birinciye göre kâmil bir durumdur.

      Üçüncü kısım: Bu, kemâl derecesinin başıdır. Medhe-dilmek ile zemmedilmek onun için farksızdır. Zemmolun-mak onu üzmez, medholunmak da onu sevindirmez.

      Bu kısmın alâmetleri: Medheden kimsenin ihtiyaçlarını karşılamak için gösterdiği arzu ye gayreti, zemmeden için de göstermek, medhedenin ölümüne üzüldüğü kadar zemmedeninkine de üzülmek, bir musibete uğradıkları zaman ikisine de aynı derecede üzülmek, bir kusur işledikleri zaman zemmedenin kusurunu medhedeninkinden daha büyük görmemektir. Medheden yanında uzun müddet kaldığı zaman, bundan bir rahatsızlık duymadığı gibi zemmedenin kalmasından da rahatsızlık duymamaktır.

      Dördüncü kısım: Medhi çirkin görür ve medhedenden hoşlanmaz. Çünkü onun kendisi aleyhinde bir fitne olduğunu ve kendisine zarar vereceğini bilir. Kendini zemme-deni de sever. Çünkü o kendine ayıplarını bildirip, doğruyu gösterir.

      Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Tevâzu'un başı, iyilik ve takva ile anılmayı çirkin görmen (onlardan hoşlanmamaydın" buyurmuştur.

      İmâm-ı Gazâlî Hazretleri, der ki: Bizim gibilerin en son ulaşabileceği ikinci kısımdır. Yâni medhe sevindiğini ve zemme üzüldüğünü gizlemek, sözü ve hareketleri ile dışarıya bildirmemeye çalışmaktır. Fakat alâmetlerine baktığımız zaman bu kısımda olamadığımızı fark ederiz. Çünkü biz, ihtiyaçlarını görmekte, ikramda bulunmakta med-hedeni zemmeden üzerine tercih ederiz.

      FIKRA

      Körfez savaşı’ndan önceki yıllarda, Amerikalı bir bayan gazeteci, kadınlarla erkeklerin toplumdaki yeri hakkında bir yazı dizisi hazırlamak üzere Kuveyt’e gitmiş. Gözlemleri sırasında ilk dikkatini çeken, kadınların kocalarının 5 adım gerisinden yürüdükleriymiş. Yıllar sonra aynı gazeteci tekrar bir yazı dizisi için Kuveyt’e gittiğinde bu sefer bir de bakmış kadınlar önden gidiyor, kocaları 5 adım arkalarından geliyor. Bu işe çok şaşırmış, hemen bir kadına yaklaşıp sormuş: “Bu gördüğüm inanımaz bir gelişme. Peki ama bu değişikliğin sebebi nedir?” Kuveytli kadın cevap vermiş: “Mayınlar!..”

      GÜNÜN SÖZÜ

      Cehalet her zaman kendisine hayran olmaya hazırdır. Santra Guitry

      YEMEK MENÜSÜ

      · Süzme Mercimek Çorba
      · Et Sote
      · Şehriyeli Pilav
      · P. Ayran

      ÇOCUĞUNUZA İSİM

      Erkek: TARKAN : İslam'dan önce Türklerin kullandığı vekil, vezir gibi san
      Kız: AYKAL: Ay gibi parlak ve ışıklı kal

      MANİ

      Karşıdan yar geliyor
      Fistanı dar geliyor
      Ben sevdim eller aldı
      O bana ar geliyor



      BİLMECE

      Sesi var canı yok,
      Konuşur ağzı yok

      Cevabı Yarın.

      Dünkü Cevap: (TELEFON)

      Comment


      • 6 Ekim 2009

        Bugün 6 Ekim 2009 18 Şevval 1429 Eylül: 23 Hızır:154 İstanbul'un Kurtuluşu (1923) - Estergon Kalesinin Fethi (1605)

        HADİS-İ ŞERİF

        Kulağın hoşlanmayacağı herşeyden sakın! (Taberani).



        BÂZI KÖTÜ HUYLAR

        Müslüman, din kardeşini küfür ile veya fâsıklıkla suçlamaz. Eğer o kardeşi bunlardan uzak ise suçlama kendine döner. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Bir kimse başka birini küfürle ve fısk ile suçlamasın. Eğer suçladığı kimsede bunlar yoksa küfür ve fısk kendine gelir." buyurmuştur.
        Müslüman, bir insanı işlediği günah sebebiyle ayıplamaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kim, kardeşini (işlediği, ama sonra tevbe ettiği) bir günahından dolayı ayıplarsa o günahı işlemedikçe ölmez." buyurmuştur.
        Müslüman, Allah'a çok yemin etmez. Çünkü çok yemin etmek, Allah'ın ismini hafîfe almaktır.
        Müslüman, insanları yüzüne karşı medhetmekten, çok şaka yapmaktan, sözlerinden yanlış mânâların anlaşılmasından uzak durur.
        Müslüman, büyüklerinin karşısında sesini yükseltmez. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Müslümanların kusurlarını ve gizli hâllerini araştırmayınız, aranızdaki münâsebeti koparmayınız, birbirinize yüz çevirip dargın durmayınız. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz." buyurmuştur.

        SADAKA VERMENİN FAZİLETİ
        Mal, senin elinde bulunduğu müddetçe vârislerinindir. Ancak sadaka vermekle senin olur. Nitekim Bakara Sû-resi'nin 110. âyetinde (meâlen) "...Nefisleriniz (kendiniz) için her ne hayır takdim ederseniz Allah yanında onu bulursunuz." buyurulmuştur.
        Mal, elde olduğu müddetçe fânîdir. Ancak sadaka ve zekât ile bakî (ebedî) olur. Nahl Şûresi'nin 96. âyetinde (meâlen) "Sizin yanınızdaki tükenir, Allah'ın katındaki ise bakîdir..." buyurulmuştur]
        Mal, elinde olduğu müddetçe azdır; sadaka verdiğin zaman çoğalır.

        FIKRA

        Üç Amerikan askeri Iraklı bakkalın dükkanına girerler. Alışveriş yaparken "Kahrolsun Amerika!" diye bir ses duyarlar. Etrafa bakınırlar ve sesin bir papağandan geldiğini görürler. Bunun üzerine Iraklı bakkal amcaya "Bu papağanı buradan yok et. Yarın geldiğimizde görürsek seni mahvederiz!" derler. Askerler gittikten sonra bakkal amca kara kara düşünmeye başlar çünkü papağanı çok sevmektedir. Derken aklına imamın papağanı gelir. Hemen imamın yanına koşar, başından geçenleri anlatır ve "Hocam eğer sakıncası yoksa papağanları değiştirelim." der. Hoca kabul eder ve değişim gerçekleşir. Ertesi gün işgalci Amerikan askerleri gelir, papağanı görürler ve kızarak "Biz sana bunu yok edeceksin demedik mi?" derler. Bakkal "Bu papağan o değil!" dese de inandıramaz. Sivri zekalı askerin biri "Ben şimdi anlarım bunun dünkü papağan olup olmadığını..." der ve papağanın tekrarlamasını umarak bağırır; "Kahrosun Amerika!.." Ses çıkmayınca bakkal amca dahil hep birlikte bağırmalarını söyler: "Kahrolsun Amerika!.." Ses yok... "Kahrolsun Amerika!.." Ses yok... "Kahrolsun Amerika!.." Papağan dile gelir; "Amin!.." (Mahmut Kılıç)

        GÜNÜN SÖZÜ

        Can sıkıntısı Dünya'ya tembellikle beraber gelmiştir.
        La Bruyere

        YEMEK MENÜSÜ
        · Ezogelin Çorbası
        · Hasan Paşa Köfte
        · Makarna
        · Sütlaç

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: TARIK : Sabah yıldızı, Zühre, Venüs
        Kız: AYKIZ: Ay+Kız

        MANİ

        Al giydim alsın diye
        Mor giydim sarsın diye
        İsteyene varmadım
        Sevdiğim alsın diye



        BİLMECEİstanbul da pişer
        Kokusu buraya düşer
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: (RADYO)

        Comment


        • 7 Ekim 2009

          Bugün 7 Ekim 2009 19 Şevval 1429 Eylül: 24 Hızır:155 Resmi Gazetenin Yayınlanması (1920) - İnebahtı Deniz Savaşı (1571)

          HADİS-İ ŞERİF

          Allah (tedbir almakta) yetersiz (aciz) davranmayı kınar. Sen yapmak istediğin işin gereklerini yerine getir. Buna rağmen o işi neticelendirmeye gücün yetmezse, şöyle de: Hasbiyallahu ve ni’me’l-vekil... Allah bana yeter. O ne güzel vekildir. (Ebu Davud).



          MEDÎNE-İ MÜNEVVERE'NİN FAZİLETİYeryüzünde Mekke-i Mükerreme'den sonra Medîne-i Münevvere'den daha faziletli bir yer yoktur. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular: "Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hâriç diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır."
          Medîne-i Münevvere'den sonra en hayırlı yer Kudüs-i Şeriftir. Resûlullâh (s.a.v.) "Oradaki bir namazın mukabili (karşılığı) beş yüz mislidir." buyurdu.
          İbn Abbâs (r.a.)'dan rivayet olundu ki: Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Medîne mescidinde bir namaz on bin, Mescid-i Aksâ'da bir namaz bin, Mescid-i Ha-ram'da bir namaz ise yüz bin namaza muâdildir."

          KİBİRLİLERİN AZABI
          Enes bin Mâlik (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Cehennemde tabutlar vardır. İçine kibirlenenler konulur ve onların üzerine (hiç kimseyi görmesinler ve hiç kimse de onları görmesin diye) kilitlenir." Böyle daraltılarak onların cehennemde azapları şiddetlenir.
          Amr bin Şuayb (r.a.)'ın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte de şöyle buyurulmuştur: "Kibirlenenler kıyamet gününde küçük karınca gibi adamlar suretinde yaratılırlar. Onları her yerden zillet kuşatır. Cehennemde Bûles denen bir hapishaneye götürülürler. Cehennem ateşi onları kuşatır. Cehennem ehlinin bedenlerinden çıkan usareden (kan, irin...) içerler."
          Kibirlilerin âhirette insan suretinde fakat küçük karınca kadar olmaları, onları amellerine uygun olarak zilletle ve hakaretle cezalandırmak içindir.
          Abdullah bin Selâm (r.a.) bir gün çarşıda sırtında bir yük odun olduğu hâlde yürüyordu. Ona, 'Bunu yapmaya seni ne sevk etti? Hâlbuki Allah seni bundan zengin kılmıştır.', denildi. O şöyle cevap verdi: Kibri defetmek istedim. Resûlullâh'ın (s.a.v.); "Kalbinde hardal tanesi kadar kibir olan kimse (azap görmeden ve rezil olmadan) cennete giremez." buyurduğunu işittim.

          FIKRA

          Çok kalabalık bir belediye otobüsünde yolculuk eden Temel'in ayağına iri yarı bir adam basar... Nasırı acıyan Temel, adama sorar: “Ula uşak, sen nerelisun?” Adam, Temel'e bakar, nereli olduğunu söyler ve sonra da sorar: “Niye sordun?” Temel, “Hiç...” der, “Bu cins ayular hangi memlekette yetişur diye merak ettum da!..” (Cansu ...)

          GÜNÜN SÖZÜ

          Camdan evde oturanlar başkalarına taş atmamalıdırlar. George Herbert

          YEMEK MENÜSÜ
          · Sebze Çorba
          · Etli Bamya
          · Sade Pilav
          · Mevsim Salata

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: TARHAN : Oğuzlarda demirci ustası - Tüccarlar - Han ve komutan ünvanı
          Kız: AYKUT: Kutlu ay, uğurlu ay

          MANİ

          Mezarlığın taşını
          Koyun mu sandın yarim
          Sevipte ayrılmayı
          Oyun mu sandın yarim



          BİLMECE
          O her gün yeniden doğar
          Dünyaya haber yayar
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: (MEKTUP)

          Comment


          • 8 Ekim 2009

            Bugün 8 Ekim 2009 20 Şevval 1429 Eylül: 25 Hızır:156 Balkan Savaşının Başlaması (1912)

            HADİS-İ ŞERİF

            Kim her gece Yasin süresini okursa, küçük günahları bağışlanır. (Beyhaki).



            ÖFKENİN İLÂCI

            Öfkenin ilâcı dörttür:

            1- Abdest almak. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyur

            dular ki:

            "Öfke şeytandan (yâni şeytanın vesveselerinden)dir, şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateş su ile söndürülür. Sizden biriniz öfkelendiğinde abdest alsın."

            Ayakta ise oturmak, oturuyorsa ayağa kalkmak.

            E'ûzü okumak.

            4-pfkeyi defetmek için Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Hz. Aişe validemize tavsiye ettiği şu duayı okumak:

            "Ey Âişecik! (öfkelendiğinde) Allâhümmağfirlî zenbî, ve ezhib ğayza kalbî ve ecirnî mine'ş-şeytân."

            Bu duanın tercümesi şudur: "Ey Allah'ım, benim günahımı mağfiret buyur (affet), kalbimin öfkesini gider ve beni şeytândan koru."

            BÂZI SIHHÎ TAVSİYELER

            Yaz mevsiminde, bol ve açık renkli elbiseler, kış mevsiminde yünlü ve pamuklu elbiseler giyilmelidir.

            Pek dar ve pek sıkı şeyler giymek, sıkı bağlamak dolaşım bozukluğuna sebep olabilir.

            Bilhassa ilkbaharda keskin kokulu şeyler koklanmamalıdır.

            Vücûdu sıcak tutmak yararlı, soğuk tutmak zararlıdır.

            Soğuk ve sıcak yerlere vücûdu alıştırmadan, sık sık girip çıkmak insanı hasta edebilir.

            Ayakları sıcak tutmalıdır. Ayakların üşümesi sancılanmaya, baş ve göğüs hastalıkları ile böbrek ve idrar

            yolu hastalıklarına yol açar.

            Misvak, kaşık, tarak, ustura, hamam takımı, abdest havlusu gibi eşyalar ortak kullanılmamalıdır.

            El tırnakları yuvarlak, ayak tırnakları ise düz kesilmelidir.

            Soğukta terlemeyecek derecede kalın elbiseler giyilmelidir.

            Ter, vücuttaki zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar.

            FIKRA

            Temel Avustralya’ya devekuşu avlamaya gidiyor. Orada malzemelerini hazırlayıp maceraya atılıyor. Bir virajı dönünce bakıyor 10-15 tane devekuşu. Hemen arabayı durduruyor, silahını doğrultuyor. Devekuşları silahı görünce ürkerek kafalarını kuma gömüp akıllarınca saklanıyorlar. Temel etrafa bakıyor ve kendi kendine sinirli sinirli soruyor: “Ulan nereye gitti bu hayvanlar?..” (Cansu ...)

            GÜNÜN SÖZÜ

            Cahilliğin eyleme geçişinden daha korkunç bir şey yoktur. Goethe

            YEMEK MENÜSÜ

            · Kaşarlı Domates Çorbası
            · Mevsim Balık
            · Pilaki-Roka
            · Helva

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: TARCAN : Ayrıcalıklı dost.
            Kız: AYLA: Bazı yıldızların ve ayın etrafındaki ışık çemberi

            MANİ

            Derelere gidelim
            Koyun kuzu güderim
            İkimizi görmüşler
            Nasıl inkar ederim



            BİLMECE

            Kuyruğu var
            Canlı değil
            Konuşur
            Ama insan değil
            Camı var
            Ama pencere değil

            Cevabı Yarın.

            Dünkü Cevap: (GAZETE)

            Comment


            • 9 Ekim 2009

              Bugün 9 Ekim 2009 21 Şevval 1429 Eylül: 26 Hızır:157 Yanya Kalesinin Fethi (1431)

              HADİS-İ ŞERİF

              Bir alacaklı, borçlusunun yanından ondan hoşnut olarak dönerse; karanın hayvanları, denizin balıkları, o borçlunun mağfireti (bağışlanması) için Allah’a dua ederler. Bir borçluda ödemeye gücü yettiği halde, alacaklısını (üzerek) geri çevirse Allah mutlaka ona borcunu geciktirdiği her gün ve her gece için bir günah yazar. (Beyhaki).



              LATİFE VE ALAY
              Resûlullâh (s.a.v,) buyurdular ki: "Kardeşinle münakaşa ötme ve ona şaka yapma."
              Şakada yasaklanan, onda ifrat (aşırı) derecesine varmaktır. Zîrâ bu, çok gülmeye sebep olur. Çok gülmek ise kalbi öldürür. Resûlullâh (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurdular: "Ben elbette latîfe ederim, ama ancak hakkı söylerim."
              Resûlullâh (s.a.v.) Suheyb (r.a.)'a "Gözün ağrıdığı hâlde hurma mı yiyorsun?" deyince Suheyb (r.a.) "Ağrımayan tarafı ile yiyorum." demiş ve Resûlullâh (s.a.v.) tebessüm etmişti.
              Alay etmek haramdır. Ailâhü Teâlâ "Bir kavim diğer kavim ile alay etmesin..." (Hucurât sûresi, âyet 11) buyurmuştur. Bunun mânası küçük düşürmek ve insanların kusurlarına dikkat çekmektir. Bu, çoğu kere sözlü ve fiilî olarak anlatmak şeklinde olur. Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İnsanlarla alay edenler İçin cennetten bir kapı açılır ve "gel gel" denilir. Sıkıntılı ve dertli olarak gelir fakat kapı kapanır. Sonra başka bir kapı açılır. "Gel gel" diye çağrılır. Sıkıntılı ve dertli olarak geldiğinde kapı yine kapanır. Bu hal o kadar devam eder ki, cennetin kapısı açılıp "gel" dedikleri halde adam artık gitmez,"
              Muâz bin Cebel (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadîs-l şerifte buyurulmuştur: "Kim din kardeşini tevbe ettiği İr günâhından dolayı ayıplarsa aynı hatâyı İşlemeden ölmez."

              NASÎHATİN ÂDABI
              Bir zât Abbasî halîfelerinden Me'mûn'a sert bir lisân ile nasîhat edince halîfe şöyle dedi:
              "Efendi, tatlı konuş. Ailâhü Teâlâ senden daha iyisini (Mûsâ a.s.) benden daha kötüsüne (Firavun'a) gönderdi de ona yumuşak konuşmayı emretti ve (meâlen):
              "Ona yumuşak dille söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar." (Tâhâ Sûresi, âyet 44) buyurdu.
              İrşâd edecek, nasihatte bulunacak zât, peygamberlere uymalı ve onların sünneti, ahlâkı üzere olmalıdır.

              FIKRA

              Temel iş için başvurmuş. “Önce bilgi testinden geçmen gerek.” demişler ve sormuşlar:
              - Internet ne demektir?
              - Işe ciremedum temektur. (Cansu ...)

              GÜNÜN SÖZÜ

              Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol! Mevlana

              YEMEK MENÜSÜ
              · Köylü Çorbası
              · Sebzeli Kebap
              · Sade Pilav
              · P.Yoğurt

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: TANSEL : Şafak seli, ışık seli
              Kız: AYLAN:Ay gibi güzel değerlere sahip olan.

              MANİ

              Kiraz dalı budaklı
              Meryem kiraz dudaklı
              Yarim dünya güzeli
              Elma gibi yanaklı



              BİLMECE
              Alt yanı sivri tepe içindedir
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: (TELEVİZYON)

              Comment


              • 10 Ekim 2009

                Bugün 10 Ekim 2009 22 Şevval 1429 Eylül: 27 Hızır:158 Hz.Hüseyin'in Şehadeti (680) - Oruç Reis'in Şehadeti (1680)

                HADİS-İ ŞERİF

                Her canının istediğini yemen, israftandır. (İbn-i Mace).



                RESÛLULLÂH EFENDİMİZİN (S.A.V.) EHL-İ BEYTİPeygamber Efendimiz'in (s.a.v) ehl-i beyti mü'mınlenn anneleri olan zevceleri (hanımlar.) ile Hz.Fatima.Hz. Alı, Hz Hasan ve Hz. Hüseyin'dir (radıyallahu anhum) mübarek libasını altına almış ve Ahzap Suresi’nin “…Ey Ehli Beyt, Allah sizden ancak kiri götürmeği ve sizi tertemiz kılmayı dilemektedir.” mealindeki 33. âyetini, okumuşlar ve şöyle duâbuyurmuşlarcUr (tercümesi): «Hanı! Bunlar benim eh"i beytimdir. Benim hanedanımın havâssından (şeçü-mişlerinSdir. Bunlar, pâk olmayarı şey erder. günahlardan berî (uzak) tut. Bunları tam bir taharet ve nezahete (temizliğe) mazhar buyur (kavuştur).
                Peygamber Efendimiz'in âlinin ilk safında ehl-ı beyti bulunmaktadır Esasen bütün müttakî, hakikaten Al âh tan korkan ve Ailâhü Teâlâ'nın korumasında olan) mü'm.nler de Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) alındendır
                Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) evlât an; Abdullah, Ib-râhirrI ve Kasım- Zeynep, Rukiye Umm-u Gulsum, ve Hz. rFaât,ma'd.r (r anhüA. feygamber Efendimiz'in mübarek zürrivetleri (nesli), muhtereme kızı Hz. Fatma dan devam etmişt r.. Hz! Hasan ve Hz. Hüseyin'in k'yamete kadar devam edecek nesilleri Peygamber Efendım.z (s.a.v.)'in mübarek zürriyetlerıdır.
                Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) Hz. Fatımaya çok muhabbet gösterirlerdi. Âhirete irtihallennden sonra eh -ı beytinden kendisine ilk kavuşan Hz. Fat.ma (r.anha)dır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhümâ) muhabbet ve iltifatlar, daj pekziyade idi "Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendisidir." ve "Her kim Halan ve Hüseyin'i severse mutlak heni sevmiş olur; her kim onlara bugz (düşmanlık) Serse mulfakkak'bana buğz (düşmanlık) etmiş olur."
                Bütün müs!ümanlar ve bilhassa Ashâb-ı Kiram, Resulullah Efendimiz'in ehl-i beytine -hiçbir ayırım yapmadan- büyük bir hürmet ve muhabbet göstermişlerdir. (Radıyallahu anhüm)

                FIKRA

                Temel oğlundan gururla söz ediyordu:
                - Uşağım hala tıp fakültesinde!..
                - Sahi mi? Hangi alanda uzmanlık yapıyor?
                - Oğlum değil... Doktorlar oğlumun üzerinde uzmanlaşmaya çalışıyorlar. (Cansu ...)

                GÜNÜN SÖZÜ

                Büyük ve yüksek şeyleri görebilmemiz için onlara göre bir ruhumuz olması gerekir; yoksa kendi çamurumuzu görürüz onlarda. Montaigne

                YEMEK MENÜSÜ
                · Düğün Çorba
                · Etli Kuru Fasulye
                · Sade Pilav
                · Karışık Turşu

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: TANKUT : Kutlu, uğurlu sabah
                Kız: AYLİN: AYLA ile aynı anlamdadır

                MANİ

                Caminin minaresi
                Mektebin penceresi
                Şu Macirin kızları
                Bulaşık tenceresi



                BİLMECE
                Üst yanı çakıldak
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: (Çene)

                Comment


                • Cevap: 24 Temmuz 2009

                  24 temmuzlu takvim yazısının altındaki fıkra dini inançlarımız uygun olmayan bir fıkradır. onun değiştirilmesi daha iyi olur. böyle güzel yazıların ve bilgilerin olduğu yere böyle fıkra gitmez bize uygun değildir. daha dikkatli olmak dileği ile selamlar

                  Comment


                  • 11 Ekim 2009

                    Bugün 11 Ekim 2009 23 Şevval 1429 Eylül: 28 Hızır:159 Mudanya Antlaşmasının İmzalanması (1922)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    Yemeklerinizi topluca yeyiniz. Ayrı ayrı yemeyiniz. Şüphesiz ki, bir kişinin yiyeceği 2 kişiye yeter.İki kişinin yemeği, 5-6 kişiye yeter. Şüphesiz ki, bereket topluluktadır .(Bezzar)



                    HAKÎKÎ TEMİZLİK

                    Abdest ve gusül gibi bedenî temizliğin faydasının tam olması, bâtınî (iç) temizlik iledir. O da ihlâs üzere olmak, kin ve hasedden temizlenip uzaklaşmak, Allah'ın zikrinden alıkoyan her şeyden kalbi temizlemek ile olur. Bu halde insan Ailâhü Teâlâ'ya, sırf emrine uymak için aczıyetını îtirâf ile ibâdet eder.

                    Ailâhü Teâlâ'ya, emrine ve rızâsına uygun ihlas üzere ibâdet eden kişi -her nerede olsa- Allah'ın inayetine, yardımına kavuşur ve bilmediğini öğrenir. Ayet-i kerimede (meâlen): "...Hem Allah'tan korkun, Allah size ılım og-retiyor..." (Bakara Sûresi, âyet 282) buyuruldu. Yan. Allah'tan korkunuz, azabından korununuz, vikayesine (Allah'ın himayesine, korumasına) giriniz; Allah size daha çok ilimler öğretecektir.

                    SULAR

                    En iyi sular tepelerden, toprağı taşsız olan yüksek verlerden gelir. İçimi hoş ve hafiftir. Kaynakların derinde

                    olmasından dolayı kışın sıcak, yazın soğuktur. Bu suların doğuya doğru akanlarının tadı ilkbaharda daha iyidir.

                    Kabızlık çekenler, tatlı ve berrak su içmelidirler.

                    İshale meyilli, balgamı çok olanlara sert ve acı sular faydalıdır.

                    Yumuşak sular yemekleri çabuk pişirir ve bağırsakları yumuşatır. Geç pişiren sert ve tuzlu sular bağırsakları

                    kasar, kabızlık yapar.

                    Yağmur suyu bütün sulardan daha hafif, tatlı ve berraktır. Yağmur sularının en iyisi de sisli havada yağanıdır.

                    Yağmur suyu saklanacaksa kaynatılmalıdır. Kaynatılmazsa suda meydâna gelen koku, ses kısıklığı yapar.

                    Buz ve kardan elde edilen sular ağırdır. Göl ve dere suyu gibi durgun sular yazın sıcak ve tadı kötüdür.

                    Demir, bakır, gümüş, kurşun, şap ve güherçile mâdenlerinin bulunduğu yerlerden akan sular çok sert ve

                    kötü olur. Bağırsakları bozar, idrar zorluğu yapar.

                    Nehir, göl ve derelere her türlü su karıştığından bunları içmek böbrekte taş ve iltihaba sebep olur.

                    FIKRA

                    Katolik mahallenin papazı, o kiliseye gelişinin 25. yıldönümü şerefine verilen bir yemeğe davetliydi. Onuruna bir konuşma yapması için kasabanın ileri gelenlerinden bir politikacı seçilmişti. Aynı zamanda bir kongre üyesi olan politikacı trafik nedeniyle yemeğe geç kalmıştı. Herkes sıkıntıyla beklerken papaz bir konuşma yaparak sessizligi dağıtmak istedi. ”Bildiginiz gibi, günah çıkarırken söylenenler asla açıklanmaz...” diye başladı papaz, “... ancak size burada duyduğum ilk itirafi anlatmak istiyorum. Tabi kim olduğu hakkında bir ipucu vermeyeceğim, ama bu kasaba hakkındaki ilk izlenimlerimi anlatmak için bahsetmek istiyorum. 25 yıl önce buraya ilk geldiğimde bana günah çıkarmak için gelen ilk kişi yüzünden buranın korkunç bir yer olduğunu düşünmüştüm. Bu kişi bana bir TV çaldığını, yolda onu durduran polisi öldürdüğünü, zimmetine para geçirdiğini ve patronunun karısıyla ilişkisi olduğunu itiraf etmişti. Şaşkına dönmüştüm! Fakat zaman geçtikçe onun buradaki en kötü insan olduğunu ve kasabanın geri kalanının son derece iyi, namuslu ve dürüst insanlardan oluştuğunu anladım ve burada kaldığım için çok mutluyum.” Papaz konuşmasını tam bitirmişti ki, politikacı kan ter içinde yemeğe yetişti. Herkesten özür diledi ve hemen konuşmasına başladı; ”Sevgili papazımızın buraya ilk geldiği günü hiç unutmam. Aslına bakarsanız, kendisine ilk kez günah çıkarmak şerefi de 25 yıl önce bana ait olmuştu!..”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Büyük işler sanki hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmakla başarılabilir. Vanvenarues

                    YEMEK MENÜSÜ

                    · Şehriye Çorbası
                    · Piliç Kavurma
                    · Meyhane Pilav
                    · P.Yoğurt

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM

                    Erkek: TANJU : Çinlilerin Türk hükümdarlarına verdiği ad
                    Kız: AYNUR:Ay ışığı

                    MANİ

                    Gide gide yoruldum
                    Bir kenara oturdum
                    Güzelliğine değil
                    Çalımına vuruldum



                    BİLMECE

                    Daha üstü muşulak

                    Cevabı Yarın.

                    Dünkü Cevap: (Diş)

                    Comment


                    • 12 Ekim 2009

                      Bugün 12 Ekim 2009 24 Şevval 1429 Eylül: 29 Hızır:160 Ömer Nasuhi Bilmen'in Vefatı (1971)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Sizden biriniz, (din) kardeşinin aynasıdır. Öyle ise onun üzerinde rahatsız edici bir şey gördüğünde gidersin. (Ebu Davud).



                      ALLAH'IN SEVDİKLERİ VE BUĞZETTİKLERİ

                      Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Allâhü Teâlâ üç kişiye buğzeder (sevmez). Bunlardan üç kişiye buğzu ise daha şiddetlidir.

                      Birincisi; fâsık olan gençlere buğzeder, ihtiyar fâsık-lara buğzu ise daha şiddetlidir.

                      İkincisi; cimrilere buğzeder, zengin olan cimrilere buğzu ise daha şiddetlidir.

                      Üçüncüsü; kibirlenenlere buğzeder, ama fakîr olup da kibirlenenlere buğzu ise daha şiddetlidir.

                      Allâhü Teâlâ üç kişiyi sever, onlardan üç kişiye muhabbeti ise daha şiddetlidir:

                      Birincisi; müttakîleri (Allah'tan korkanları) sever, genç müttakîleri daha çok sever.

                      İkincisi; cömertleri sever, fakir cömertleri daha çok sever.

                      Üçüncüsü; mütevâzileri sever, zengin mütevâzileri daha çok sever."

                      GÜZEL KOKUDAN BAYILAN DEBBÂĞ

                      Tabakçı, attarlar çarşısına varınca, ıtırların güzel kokusundan başı döndü, vücûdunda ayakta duracak mecal kalmamışdı ve az sonra yol ortasına yığılıp kaldı. Halk, hemen etrafına toplanıp, derdine bir çâre aramaya koyulmuştu. Kimi eliyle kalbini yokluyor, kimi de yüzüne gül suyu serpiyordu. Akrabasına 'aniden bayıldı' diye haber gönderdiler.

                      Onun debbâğ (derici) olan bir kardeşi vardı. Vaziyeti bildiğinden duyunca hemen koşarak geldi. Yeninde köpek tersi getirmişti. Kalabalığı yarıp kardeşinin yanına geldi. 'Rızkını deri terbiye ederek kazandığından sabahtan akşama kadar onun işi pislikledir1 diyordu. Bir sır söyler gibi başını kulağına yaklaştırdığı sıra kokusunu alabilmesi için burnuna o pislikten koydu. Kardeşi, pisliğin kokusunu alınca ayılmaya başladı.

                      Öyle beyne lâyık olan, böyle pis kokudur! Gübre içinde doğmuş olan kurt, amberle mîzâcını değiştirmez.

                      FIKRA

                      Papaz ölmek üzere olan adamın üzerine eğilerek; “Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle“ der. Ancak adamdan ses çıkmaz. Papaz gene; “Ölmeden önce şeytanı ve kötülüklerini lanetle!” Ama adamdan ses çıkmaz. Papaz iyice kızmış bir şekilde; “Neden şeytanı ve kötülüklerini lanetlemiyorsun be adam?” Adam fısıldamış, “Nereye gideceğimi bilmeden kimse hakkında yorum yapmak istemiyorum...”

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Büyük adamların hatası, güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür. Cu Kong


                      YEMEK MENÜSÜ

                      · Ezogelin Çorba
                      · Çiftlik Kebabı
                      · Sade Pilav
                      · Mevsim Meyve(Muz)

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM

                      Erkek: TANER : Şafak gibi aydınlık yiğit
                      Kız: AYPERİ:Ay ve peri gibi çok güzel.

                      MANİ

                      Tren yolunda tütün
                      Yaprağı bütün bütün
                      Hem ana hem babadan
                      Koyma Allah’ım yetim



                      BİLMECE

                      Daha üstü ışıldak

                      Cevabı Yarın.

                      Dünkü Cevap: (Burun)

                      Comment


                      • 13 Ekim 2009

                        Bugün 13 Ekim 2009 25 Şevval 1429 Eylül: 30 Hızır:161 Ankara'nın Başkent Oluşu (1923)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Günah işlememek suretiyle kendinizi yer yüzünün aleyhinize yapacağı tanıklıktan koruyunuz. Çünkü o sizin annenizdir. Kişi orada hayır ve şer hiçbir şey işleyemez ki, yeryüzü kıyamet gününde üzerinde işlenen o eylemi haber vermesin. ( Taberani )



                        HZ. ÖMER (R.A.)'DAN HİKMETLER
                        Hesaba çekilmezden evvel nefsinizi (kendinizi) hesaba çekiniz, (Kıyamette mîzana çekilmeden önce dünyâda)
                        nefislerinizin amelini) tartınız ve kıyamet günü için süsleniniz ki o gün sakladığınız her gizliniz aşikâr olacaktır.
                        Gülmesi çok olanın heybeti az olur. Mizah eden (çok şaka yapan), hafife alınır.
                        Bir şeyle çok meşgul olan, o şeyle tanınır.
                        Konuşması çok olanın hatâsı çok olur. Hatâsı çok olanın hayası az olur. Hayası az olanın verâ'ı (Allah kor
                        kusu) az olur. Verâ'ı az olanın kalbi ölür.
                        Mâlâyânî (dünyâya ve âhirete faydası olmayan sözü) konuşma.
                        Düşmanını bil, -emîn, güvenilir olan müstesnâ-dostunda da dikkatli ol. Emîn olan kimse ise ancak
                        Allâhü Teâlâ'dan korkandır.
                        Fâcir (günahlara dalmış kişi) ile beraber olma, zîrâ sana fücuru (günahları) öğretir. Ona sırrını da açma. İş
                        lerini, yalnız Allah'tan korkanlarla müşavere (istişare) et.

                        ŞAKA BİLE OLSA KORKUTMAMAK
                        Zeyd bin Sabit (r.a.) hendek kazarken yorgunluktan gözlerini uyku bürümüş, kalkanı, oku, yayı ve kılıcı yanında olduğu hâlde uyuyakalmıştı. Hendekte çalışmakta olan müslümanlar, onu hendeğin kenarında uyurken bırakıp gitmişlerdi. Yanına varan Umâre bin Hazm, şaka için onun haberi olmadan silahını alıp saklamıştı.
                        Zeyd uyanıp silahını bulamayınca, heyacanlanmış ve korkmuştu. Peygamberimiz bunu işitince, Zeyd'i çağırttı. Ona "Ey uykucu! Sen uykuya daldın, nihayet silahın da kaybolup gitti." buyurduktan sonra "Bu çocuğun silahının nerede olduğunu kim biliyor?" diye sordu. Ümâre bin Hazm "Yâ Resûlallâh, ben biliyorum. Silah benim yanımda." dedi.
                        Peygamberimiz "Silahını ona teslim et." buyurdu ve şaka olarak da olsa müslümanları korkutmayı veya onların herhangi bir şeyini alıp saklamayı yasakladı.

                        FIKRA

                        İki arkadaş, sigara içerken İncil okunup okunmayacağı konusunda tartışmaya baslamışlar. Sonuç alamayınca Papa'ya sorup izin almaya karar vermişler. Papa'nın yanına gidip sırayla sormuşlar. “Papa Hazretleri, ben İncil okurken canım sigara içmek istiyor. İçebilir miyim?” Papa'nın cevabı: “Oğlum İncil okunurken tanrıyla ilgilenmen lazım. Tanrıyla ilgilenirken de dikkatin dağılmaması lazım. O nedenle, İncil okurken sigara içilmez.” İzin alanın sorduğu soru ise; “Papa hazretleri, sigara içerken canım İncil okumak isterse okuyabilir miyim?” Papanın cevabı ise; “Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, İncil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin.” İşte, almak istediğiniz cevaba ve onaya göre soru sorma teknikleri!.. (Betül Gürler)

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Bu dünyaya istediğimiz gibi gelmedik,Bu Dünya'dan istediğimiz gibi gidemeyiz. Ömer Hayyam

                        YEMEK MENÜSÜ
                        · Süzme Mercimek Çorbası
                        · Kadın Budu Köfte
                        · Soslu Makarna
                        · P.Ayran

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM
                        Erkek: TANBERK : Şafak çizgisi - Parlayan şimşek
                        Kız: AYSAR: Ayın evrelerine göre huyu değişen kimse

                        MANİ

                        Çaya vardım çayladım
                        Çayda balık avladım
                        Balık değil amacım
                        Ben gönlümü eğledim



                        BİLMECE
                        Üstü kara kolan
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: (Göz)

                        Comment


                        • 14 Ekim 2009

                          Bugün 14 Ekim 2009 26 Şevval 1429 T.Evvel: 1 Hızır:162 Dünyada İlk Sistemli Üniversite Kurucusu Nizam-ü Mülk'ün Vefatı (1092)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Resulüllah bir gün mescide girdi. Orada halka şeklinde oturmuş iki gurup Sahabe ile karşılaştı. Bunlardan bir grubu Kur’an okuyor ve Allah’a dua ediyordu. Diğerleri de, ilim öğreniyorlar ve öğretiyorlardı. Resulüllah şöyle buyurdu: “Bunların hepsi hayır üzerindedirler: Şunlar Kur’an okuyorlar ve Allah’a dua ediyorlar.Bunlar da ilim öğreniyorlar. Ben de ancak bir muallim (öğretici, yol gösterici) olarak gönderildim.” Resulüllah bu sözlerinden sonra ilim öğrenenlerin yanına oturdu. (İbn-i Mace).



                          NİZÂMÜLMÜLK (BÜYÜK SELÇUKLU VEZİRİ)
                          Nizâmülmülk, âlim, dindar, cömert, âdil ve yumuşak huylu, suçluları çok bağışlayan, az konuşan bir kimse idi. Meclisi âlim ve sâlih insanlarla dolup taşardı. Âlimlere çok saygılı idi. Ebulkâsım Kuşeyrî ile İmâm Ebulmeâlî Cüveynî gelince ayağa kalkar ve sonra tekrar oturur idi. Fakat Silsile-i Sâdât'tan Ebû Alî Fârimedî (k.s.) gelince ayağa kalkar, onu kendi makamına oturtur, kendisi de onun önüne otururdu. Nizamiye Medresesi'ni sırf İmâm-ı Gazâlî (r.h.)'ın ilim öğretmesi için yaptırmıştı. Selçuklu Sultânı Alparslan'ın oğlu Melikşâh, bütün devlet işlerini vezîri Nizâmülmülk'e havale edip ona Atabek unvanını vermişti.
                          Fakîr ve kimsesiz bir kadın, vezîr Nizâmülmülk'ten bir müşkilinin halledilmesi için yardım istedi. Nizâmülmülk de durup onunla konuşmaya başladı. Bunun üzerine vezîrin hâ-cib(mâbeynci)lerinden biri o kadını Nizâmülmülk'ün yanından uzaklaştırmak istedi. Vezîr, hâcibinin bu hâlini pek çirkin gördü ve "Muhakkak ben sana bu gibilere yardım edesin diye vazîfe verdim." diyerek onu hâciblikten uzaklaştırdı.
                          Sultân Melikşâh'ın etrafındaki bazı hasetçiler vezîr Nizâmülmülk hakkında ileri geri konuştular, hattâ "Sizin mülkünüzde ortak olduğunu söyler." dediler. Sultân, Nizâmülmülk'e "Eğer benim saltanatta şerîkim, mülkümde ortağım isen bunun da bir hükmü vardır. Eğer naibim (vekilim) ve benim emrimde isen onun îcâblarını yerine getir." dedi. Nizâmülmülk, ona şu cevâbı gönderdi: "Başındaki o sultanlık tacı bendeki divite bağlıdır. Bu ikisinin birlikte olması her şeyin dirliği ve saltanatının kıyamını temin eder. Bu divitin kapağını kapatırsam tacın kaybolur gider. Bir kapıyı kırmadan önce başına gelecekleri düşün."
                          Buna rağmen sultanın meclisinde vezîr aleyhine tedbîr alındı ve vezîr öldürüldü. Nizâmülmülk'ün vefatından otuz beş gün sonra Sultân Melikşâh öldü, devleti zayıfladı.

                          MISRA:
                          O mâhiler ki derya içredür deryâyi bilmezler. (Hayâli Beğ) Yâni: O balıklar deniz içinde olduğu hâlde denizi bilmezler.

                          FIKRA

                          Bill kilisenin en geri zekalı görevlilerinden biriymiş. Papaz kovmadan önce son bir şans daha tanımak istemiş. "Bana bak!.." demiş, "... konuşmamın sonunda 'Melekler mumları yakınca mabet ışıldamış' dediğim anda arkamdaki bütün mumları yakacaksın ve koro başlayacak!.. Tamam mı?" Bill başını sallamış ve hata yapmamak için bütün gece dua etmiş. Ertesi gün kilise tamamen doluyken papaz konuşmasının sonunda sesini kalınlaştırıp "Melekler mumları yakınca, mabet ışıldamış!" demiş ve göz ucuyla bakmış ki mumlar yanmıyor... Tekrar sesini daha da yükseltip "Melekler mumları yakınca, mabet ışıldamış!" demiş... Arka taraftan Bill'in ince sesi duyulmuş, "Ama zangoçun köpeği de kibritlere işemiş!.."

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Bu dünyada insanlar bir kere aldatılınca gerçekten bile şüphe duyarlar. Hitopadesa

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · EZOGELİN ÇORBA
                          · FINDIK KÖFTE
                          · BULGUR PİLAVI
                          · TATLI

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: TANAY : Şafaktaki ay.
                          Kız: AYSEL:Ay gibi olan güzelliğiyle nam salmış olan

                          MANİ

                          Gül gibi oyum oyum
                          Kısacık kaldı boyum
                          Alacaksan al kalan
                          Yeter ettiğin oyun



                          BİLMECE
                          Daha üstü bir alan
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: (Kaş)

                          Comment


                          • 15 Ekim 2009

                            Bugün 15 Ekim 2009 27 Şevval 1429 T.Evvel: 2 Hızır:163 Türkiy'de Yeni Anayasa'ya göre İlk Meclis ve Senato Seçimlerinin Yapılması (1961)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            İslam ülkesinde yaşayan gayr-ı müslimlere zulmedildiğinde o devlet, düşmanın eline geçer (Taberani).



                            EMR-İ Bİ'L-MA'RÛF, NEHY-İ ANİ'L-MÜNKER

                            Emr-i bi'l-mâruf ve nehy-i ani'l-münker (iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak) dînimizin aslî vazîfelerin-dendir. Peygamberlerin gönderilmesindeki maksat bunlarla hâsıl olur. Allâhü Teâlâ (meâlen):
                            "Ve sizden hayra davet eder, iyiliği emreder, kötülüğü nehyeder bir cemaat bulunsun." (Al-i Imrân Sûresi, âyet 104) buyurmuştur.
                            Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) bir hutbesinde buyurdular ki:
                            "Ey insanlar! Siz şu âyeti okuyorsunuz ama onu aslının hilâfına te'vil ediyorsunuz."
                            "Ey îmân edenler! Siz kendi nefsinize bakınız. Siz hidâyette bulunduktan sonra sapıklığa düşmüş olanlar size zarar veremez." (Maide Sûresi, âyet 105)
                            Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
                            "Günah işleyen bir kavmin içinde, bunu ıslâh etmeye kadir olanlar bulunduğu hâlde düzeltmezse, Allah'ın azabı umûmî olur."
                            Ebû Salebe el-Huşenî'den rivayet edilen hadîs-i şerîf-te; Resûlullâh (s.a.v.)'e "Ey îmân edenler! Siz kendi nefsinize bakınız. Siz hidâyette bulunduktan sonra sapıklığa düşmüş olanlar size zarar veremez." (Mâi-de Sûresi, âyet 105) âyetinin tefsirini sorunca Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:
                            "Yâ Ebâ Salebe! Mârufu emret, münkerden neh-yet; cimriliğe ve hevâya tabî olunduğunu, dünyânın tercîh edildiğini, herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün zaman, insanları bırak, kendine bak.
                            Gelecekte size gece karanlığı gibi fitneler olacaktır. O günlerde benim sünnetime sarılanlara sizin aldığınız ecrin elli katı vardır."

                            FIKRA

                            Kadının biri hayatından bezmiş vaziyette imama gider ve sorar;
                            - Hocam kocamı bir doktorla aldatırsam ne kadar günaha girerim?
                            - Çok günaha girersin kızım... Sakın yapma!..
                            - Peki bir mühendisle aldatmak istesem ne kadar günaha girerim?
                            - Eh be kadın!.. Çok günaha girersin!..
                            - Peki bir imamla aldatsam n'olur?
                            - Senin canın cennete gitmek istiyo' galibaaa!..

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Boşuna kendinizi kandırmayın; sürekli yaptığınız şey neyse siz osunuz... Aristo

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · MERCİMEK ÇORBA
                            · FIRIN PATATES
                            · MAKARNA
                            · CACIK

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: TAN : Güneş doğmadan önceki alaca karanlık, şafak zamanı
                            Kız: AYSEMA:Ay gibi parıldayan yüz.

                            MANİ

                            Masa üstünde bıçak
                            Sanki bana vuracak
                            Anne haberin olsun
                            Abim kız kaçıracak



                            BİLMECEİner reyhan gibi
                            Oturur sultan gibi
                            Dürülür hasır gibi
                            Satılır esir gibi
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: (Alın)

                            Comment


                            • 16 Ekim 2009

                              Bugün 16 Ekim 2009 28 Şevval 1429 T.Evvel: 3 Hızır:164 Aziz Mahmud Hüdai Hz. Vefatı (1628) - Dünya Gıda Günü

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Dilleriyle söylemedikleri ve eyleme dönüştürmedikleri sürece, Allah, ümmetimin kalbinden geçirdiği negatif düşünceleri bağışlamıştır. (İbn-i Mace).



                              SIDDÎK-I ÂZAM'IN EHL-İ BEYT SEVGİSİ

                              Hz Ebû Bekir (r.a.) Hz. Fâtıma-i Zehrâ'y» (r. anhâ) ölüm hastalığında iken ziyarete geldi ve kapıdan "Ey Fâtıma! Kapıda durup, içeri girmek için izin isteyen Ebü Bekir'dir." dedi. Hz. Fâtıma; wEy Alî! Ebû Bekir'in benim yanıma gelmesine razı mısın?" deyince Hz. Ali "Evet." dedi. Bunun üzerine Hz. Fâtıma izin verdi ve Hz. Alı de Hz Ebû Bekir'i içeri aldı. Fâtıma'nın yanına son derece saygıyla girip selâm verdikten sonra Hz. Ebû Bekir (r.a.): "Ey Fâtıma, Cenâb-ı Hakk'a yemîn ederim ki ben; malı mülkü, servet ve sâmânı, çoluk çocuğa özenip biriktirmedim. Ancak Allah'ın, Peygamberi (sav.) nin ve onun Ehl-i Beyt'inin rızâsını elde etmek yolunda kazanıp harcadım. Binâenaleyh senin rızân (büyük hoşnutluğun) benim en birinci ve yüksek arzumdur. deyince Hz. Fâtıma şöyle cevap verdi: "Ey Ebû Bekir! Senden razıyım, hakkım sana helâl olsun!"


                              KÜSMEK
                              İnsanın din kardeşine küsmesi, kalbin âfetlerindendir. Ebû Hureyre (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Mü'minin, bir mü'mini üç günden fazla terk etmesi, onunla konuşmaması helâl olmaz. Bu hâlde üç gün geçtiği zaman ona uğrasın ve ona selâm versin. Eğer o onun selâmını alırsa, ecirde ikisi ortak olmuşlardır. Selâm veren dargınlık vebalinden çıkmış olur. Selâmı almayan günâhı yüklenmiş olur. Kim "Selâmün aleyküm" derse onun için on sevab yazılır. Kim "Selâmün aleyküm ve rahmetullâhi" derse ona yirmi sevab yazılır. Kim de "Selâmün aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühü" derse ona otuz sevab yazılır.

                              İNFÜZYON
                              Bir süzgece konulan bir miktar papatya, ıhlamur, süt otu, ardıç vb. tıbbi bitkilerle infüzyon (üzerine kaynamış su dökmek) suretiyle hazırlanan çaylar bazı rahatsızlıkların giderilmesinde yararlıdır.

                              FIKRA

                              Hoca eşeği suyun kenarındaki gölgeye çekmiş, kendisi de kenara oturmuş, esrarlı sigarasını sarmış kafayı buluyor. Etrafta kimsecikler yok... Derken bir gürültü... Bir bakmış ki, çoban koyunları göle sulamaya getiriyor... "Bre aman.. Çoban sigarayı görürse felaket... Doğru zaptiyeye gider, bu herif!.." Etrafa bakmış, eşeğin yanına asılı bir bakraç yoğurt... Atmış sigarayı suya... Almış eline bakracı... Kaşık kaşık atmaya başlamış yoğurdu göle... Çoban yanaşmış hocaya;
                              - Hayrola hocam, göl kenarında tek başına ne yapıyorsun bu saatte böyle bakalım?
                              - Görmüyor musun? Göle maya çalıyorum!..
                              - Atma hocam!.. Göle maya tutar mı?..
                              - Ya tutarsa!..
                              - Haaa!..
                              demiş çoban.. Almış sürüsünü gitmiş.. Hocayı da almış bir düşünce;
                              -Bu geveze şimdi bunu önüne gelene anlatır!..

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Boş bir çuvalın dik durması zordur. Benjamin Franklin

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · DOMATES ÇORBA
                              · DÖNER
                              · PİLAV
                              · SALATA

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: TAMER : Nitelikli, sayılan kişi
                              Kız: AYSEREN:Güzelliğini gözler önüne seren.

                              MANİ

                              Mani mani nideyim
                              Hangi günde geleyim
                              Ellerin yari güzel
                              Ben çirkini nideyim



                              BİLMECE
                              Uzadıkça kısalan şey nedir
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: (Kar)

                              Comment


                              • 17 Ekim 2009

                                Bugün 17 Ekim 2009 1 Zilkade 1429 T.Evvel: 4 Hızır:165 II.Kosova Zaferi (1448) - İlk Türk Tugayı'nın Kore'ye Çıkışı (1950)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Müslüman olsun, Allah’ı inkar eden kafir olsun, her hangi bir kimse bir iyilikte bulunursa mutlaka karşılığını görür. Denildi ki: Ey Allah’ın Resulü! Müslümanı anladık, ama kafirin karşılığı ne olacaktır? O, bir sadaka verirse veya bir akraba ziyaretinde bulunursa Allah ona dünyada hem mal, hem de nesil verir. Ahirette (inkarından dolayı uğratılacağı) azabında da azalma olur. Hadis (Bezzar).



                                ELSİZ, AYAKSIZ HATTAT MEHMED EFENDİ
                                Topkapı Sarayı Müzesi kitaplığında, sülüs-nesih hat ile yazılmış bir kıt'a mevcuttur. Bu kıtayı bîdest ü bîpâ (elsiz ve ayaksız) Mehmed Efendi yazmıştır. Ayaksız olmak, yazmaya elbette mâni değildir ama, elleri bulunmayan bir kimse, kalemi iki bileği arasında tutup nasıl yazar? Sonra, eski yazılarımızın, şimdiki kalemlere benzemeyen tarzda ağzı olan ve sık sık mürekkeb hokkasına batırılarak kullanılabilen kamış kalemle yazıldığı, ayrıca, harflerin güzelliğini sağlayan incelik ve kalınlıkların, kalemin elde tutuluş şekline göre çıktığı malumdur.
                                "Vekâyînâme-i Abdi Paşa" isimli yazma târih kitabında hâdise şöyle nakledilmektedir: "İnsanoğlunu hayrete düşürecek ve ibretle seyredilecek kadar garib, nâdir vakıalardandır ki, iki eli ve iki ayağı bir şiddetli arıza sebebiyle düşmüş; hâsılı ne el kalmış, ne ayak, böyle bir şahıs, geçimini temin için dilencilikten başka yol kalmadığına karar verince, doğum yeri olan Bolu'dan İstanbul'a gelerek "Suyolcu" nâ-mıyla meşhur (Hafız Osman'ın, hocası) hattattan ders alıp, bir müddet bütün gayretiyle çalışmaya devam eder. Elsiz olduğu hâlde, Allah'ın yardımıyla bir dereceye getirdiği yazabilme kudretini meydana kovmak için bir En'âm-ı Şerif yazdı. Haber padişahımız IV. sultan Mehmed hazretlerine ulaşınca, bahsedilen şahsı huzuruna getirtti. Gözü önünde yazmasını emreylediğı zaman, o elsiz ve ayaksız, hokka ve kalemini çıkartıp bir satır sülüs ve iki satır nesih yazarak görenleri hayret denizine düşürdül Evvelce yazdığı En'âm-ı Şerifi de orada arzedip, padişahın lütfunun bolluğundan nasibini aldıktan başka, günde yirmi akçe emekli maaşı verilerek, muradına erdirilip gönlü hoşnut edilmişti.
                                Pâdişâhın bu husustaki emrinin yazıldığı berâta, tuğra çekmek için evime geldiğimde, yalnız başıma iken görüp ibret almak üzere, ben de ona yazı yazdırdım; lâkin yazış şeklini anlatmak imkânsız! Sözün neticesi, görülmedikçe lâyıkıyla anlaşılmaz. Ama, kısacası bu ki, elsiz ve ayaksız hâlinde, iki bileğinin uçlarıyla hokkayı belinden çıkartıp, kalemi de iki bilek ucuyla kuvvetlice tutup, kâğıdı önünde yere koyarak, tuhaf bir tarz üzere, eli çabuk kâtipler gibi, korkusuz ve pervasız her ne isterse yazıp bitirir... Dilediğini işlemek kudretine sâhib olan Allah'ı teşbih ederim."

                                FIKRA

                                Cimri ve de boşboğazın biri hocaya: “Ya Nasrettin Hoca... Demek parayı çok seviyorsun. Acaba neden?” Hoca cevabını yapıştırmış; “Senin gibilere muhtaç olmamak için!..”

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir. Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir. Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir. Francis Bacon

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · ŞEHRİYE ÇORBA
                                · ETLİ DOLMA
                                · SOSLU MAKARNA
                                · YOĞURT

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: TALİP : Arayan, isteyen - Alıcı müşteri
                                Kız: AYSIN: Sen aysın, ay kadar güzelsin

                                MANİ

                                Elinde var yelpaze
                                Kuş dadanmış kiraza
                                Yakında geleceğim
                                Çekme kendini naza



                                BİLMECE
                                Allah yapar yapısını,
                                Bıçak açar kapısını.
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: Hayat veya Ömür.

                                Comment

                                Working...
                                X