fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 26 Mart 2009

    Bugün 26 Mart 2009 1 R.Ahir 1429 Mart: 13 Kasım:140 Ridaniye Zaferi (1517)

    HADİS-İ ŞERİF

    Yoldan insanlara sıkıntı ve eziyet veren şeyleri (çukurları, tümsekleri, yolu işgal eden lüzumsuz kalabalıkları, pislikleri) gider. Çünkü, bu senin için sadakadır. Hadis-i Şerif (Buhari).



    DUANIN KABULÜ

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'Kul, bir günah için veya sıla-i rahmi terk için duâ etmedikçe ve duanın kabulü için acele etmedikçe duası kabul olunur.' buyurdu.

    'Acele etmek nedir, yâ Resûlallâh?' denilince, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'Duâ ettim, çok duâ ettim, ama kabul olunmadı demesi ve üzülüp de duayı terk etmesidir.' buyurdu.

    Allâhü Teâlâ kullarından bazılarının dualarını işitir ve kabul eder, fakat kulunun istediği şeyi vermeyi geciktirebilir. Bu gecikmenin sebebi ya istenilen şeyin henüz takdir edilen vakti gelmemiştir. Çünkü her şey için, ezelde takdir edilmiş bir vakit vardır. Veya Allâhü Teâlâ kulunun duasında ısrar etmesini sevdiği için geciktirir.

    Veyahut Allâhü Teâlâ'nın bildiği başka bir sebeptendir. Bazan de sevabı âhirette verileceği için duasının kabulü ezelde takdir edilmemiştir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Duasında, Allah'tan günah işlemeyi veya sıla-i rahmi terketmeyi istemeyen Müslümana Aliâhü Teâlâ şu üç şeyden birini muhakkak verir: Ya duasını hemen kabul eder veya duasını âhirete tehir eder veyahut da istediği şeyin misli bir kötülüğü ondan def eder, uzaklaştırır." buyurmuştur. REBÎULÂHİR AYI İCTİMA'I, RU'YET VE BAŞLANGICI

    Hicrî-Kamerî 1430 yılı Rebîulâhir ayı ictima'ı bugün (26 Mart Perşembe) Türkiye saati ile 18.06'da.

    Ru'yet ise yarın 27 Mart Cuma günü Türkiye saati ile: 06.40'da.

    Hllâl'ln görüldüğü yerler: Alaska'nın batısı ile Büyük Okyanus'un kuzey kesimleri ve Japonya, Çin, Hindistan İle Asya kıtasının tamamı.

    Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasından da görülebilecektir.

    Hilâlin görüldüğü gün olan 27 Mart Cuma günü de Rebîulâhir ayının 1'i olmaktadır.


    FIKRA

    Günün birinde üç adam ormanda yürürlerken karşılarına büyük ve vahşi bir nehir çıktı. Ama nehrin karşı kıyısına mutlaka geçmeleri gerekiyordu. Peki bunu nasıl başaracaklardı? Birinci adam, dizlerinin üstüne çöktü ve tanrıya dua etti: “Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ver!” Tanrı ona uzun kollar ve güçlü bacaklar verdi. Böylece nehrin karşı kıyısına geçebildi. Ancak bunun için 2 saat boyunca dalgalarla boğuştu ve 3-4 kez boğulma tehlikesi geçirdi. Ama, başarmıştı! Bunu gören ikinci adam da tanrıya dua etti: “Tanrım lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ve gerekli aracı ver!” Tanrı ona bir tekne verdi ve o da nehrin karşı kıyısına geçmeyi başardı. Ancak birkaç kez teknenin alabora olma tehlikesiyle karşılaştı. Tüm bu olan bitenleri izleyen üçüncü adam, dizlerinin üstüne çöktü ve tanrıya yalvardı: “Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç, araç ve zekayı ver!” Tanrı adamı bir kadına dönüştürdü... Kadın haritaya baktı.... Nehrin biraz yukarısına doğru yürüdü ve köprüden karşıya geçti. (Şeyda Günaydın)

    GÜNÜN SÖZÜ

    Batı Batıdır Doğuda Doğu; bu ikisi asla biraraya gelemez. Rudyard Kipliub

    YEMEK MENÜSÜ

    · MERCİMEK ÇORBA
    · TAVUK DÖNER
    · DOMATESLİ PİLAV
    · AYRAN

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: YALAVAC: (Tür.) Er. - Peygamber, elçi.
    Kız: ÜLEZ: (Tür.) 1. Batmakta olan güneş. 2. Salgın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MANİ

    Karakoç dur köyümüz
    Zemzem olur suyumuz
    Sevip sevip ayrılmak
    Dalga geçmek huyumuz



    BİLMECE

    Çalmak fiilinin gelecek zamanı nedir ?

    Cevabı Yarın.

    Dünkü Cevap: Büyüklerin yanında sigara içmeye utanmıyor musun

    Comment


    • 27 Mart 2009

      Bugün 27 Mart 2009 2 R.Ahir 1429 Mart: 14 Kasım:141 Gediz Depremi (1970)

      HADİS-İ ŞERİF

      Kendisine ikram edilen yemeğe burun kıvırması (beğenmemesi), kişiye kötülük olarak yeter. Hadis (İbn-i Ebiddünya).



      AHMED CEVDET PAŞA

      Osmanlı Devleti'nin son asrında yetişen büyük bir ilim ve devlet adamıdır. 27 Mart 1822 (H. 1238Vde Tuna kıyısında Lofça kasabasında doğdu. İlk tahsilini Lofça'dayaptı. Yaradılıştan olan zekâ ve kabiliyetini, öğrenme istidadını ve çalışkanlığını gören dedesi İstanbul'a gitmesini teşvik ve te'mîn etti. Medrese tahsiline başladı. İhtiyaçlarını ailesi te-mîn ettiğinden vaktinin tamâmını ilim öğrenmeye ayırdı. Geceleri yatağa yatmaz, kitap üzerinde uyur, uyanınca yine kitaba sarılırdı. Vücûdu zayıf düşünce* hocasının îkazı üzerine vaktinde yatıp kalkmaya başladı. Öyle gayretli idi ki daha talebe iken öğrendiklerini öğretmeye çalışırdı.

      22 yaşında kadı oldu. 23 yaşında müderris olarak İstanbul camilerinde ders vermeye başladı.

      Âlî Paşa, Mithat Paşa ve hemfikirleri, Fransız medenî kânununun tercüme edilerek Osmanlı Devleti'nde tatbik edilmesi niyetinde idiler. Ahmed Cevdet Paşa, Hanefî fıkhının esâs alınıp tatbîki için bir Mecelle hazırlanması fikrini kabul ettirdi. Cevdet Paşa'nın riyasetinde "Mecelle Cemiyeti" adıyla ilmî bir hey'et toplandı. Dînî hükümleri kânun şeklinde tanzîm edip, bütün milletlerin kıymet verdiği "Mecelle"yi hazırladı.

      26 Mart 1895'te vefat etti. Na'şı, Fâtih Camii bahçesine defnedildi. Rahmetullâhialeyh

      Cevdet Paşa'nın hazırladığı Mecelle'nin Kavâid-i Külliyesinden bir madde:

      "Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir."

      Usûl-i fıkıh âlimleri bu kaideyi (Ameller ancak niyete göredir.) mealindeki hadîs-i şerîfden çıkarmışlardır. Bu sebeple bu kaidenin hükmünden birçok fer'î kaideler istin-bat edilmiş (çıkarılmış)tir ki bu kaideye usûlün (asılların) aslı dense lâyıktır.

      Meselâ; bir fakîre hüsnüniyetle, Allah rızasına ulaşmak maksadıyla yapılan bir yardım, verilen bir sadaka, uhrevî sevaba vesîledir. Sırf gösteriş ve şöhret kazanmak maksadıyla yapılan yardım, verilen sadaka ise mükâfata ve-sîle olmaz. Çünkü birinci niyet, Allâhü Teâlâ için olduğundan ahlâkî kıymeti, sevabı vardır. İkincisi ise boş bir maksatla yapıldığı için kıymet-i ahlâkıyyeden uzaktır.


      FIKRA

      Yaramazın treni

      Evin annesi ütü yaparken, evin küçük yaramazı da salonda oyuncak treniyle oynuyormuş. Bir ara çocuk bağırmaya başlamış: “Evet! Son durağa geldik! Duymadınız mı allahın cezaları? Hala ne oturuyorsunuz? Çabuk defolun, inin aşağı!” Bunları duyan anne neye uğradığını şaşırmış, doğru salona koşmuş: “Sen ner’den öğrendin bakayım böyle konuşmayı? Ne kadar ayıp... Şimdi doğru odana gidiyorsun, tam 2 saat cezalısın. Bir daha da ağzından öyle kötü sözler duymayayım!” 2 saat sonra küçük afacan tekrar salona dönmüş, treninin başına oturmuş. Annesi mutfakta yemek yapıyormuş. Derken yine oğlanın konuşmalarını duymuş: “Sayın yolcularımız, işte son durağa geldik. Umarız çok güzel bir yolculuk geçirmişsinizdir. Lütfen eşyalarınızı trende unutmamaya dikkat ediniz. Trene yeni binen yolcularımız, sizin de çok güzel bir yolculuk geçirmenizi diliyoruz. Küçük bagajlarınızı koltuklarınızın altına koyabilirsiniz. Bu arada unutmayın, yolculuk sırasında sigara içmek yasaktır.” Bunları duyan annesi cezanın işe yaradığından memnun gülümserken oğlan konuşmasına devam etmiş: “Ayrıca iki saatlik rötar yüzünden mutfaktaki cadaloz adına hepinizden özür dileriz!..” (Müge Serdar)

      GÜNÜN SÖZÜ

      Bir adam yetiştir,bir kişiyi yetiştirmiş olursun, bir kadın yetiştir, bir aile yetiştirmiş olursun Afrika Atasözü

      YEMEK MENÜSÜ

      · Çorba
      · Kıymalı Fırın Patates
      · Etli BezelyePat.
      · Mantı/Yoğurt

      ÇOCUĞUNUZA İSİM

      Erkek: YALÇIN: (Tür.) Er. 1. Sarp. 2. Düz kaygan. 3. Parlak, cilalı.
      Kız:ÜLFER: (Ar.) - Büyük su, ırmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

      MANİ

      Camdan aldım makası
      Açtım gömlek yakası
      Bizim evden gözükür
      Yarin arka bahçesi



      BİLMECE

      Çat orda, çat burada, çat kapı arkasında

      Cevabı Yarın.

      Dünkü Cevap: Hapse girmek

      Comment


      • 28 Mart 2009

        Bugün 28 Mart 2009 3 R.Ahir 1429 Mart: 15 Kasım:142 Antep Müdafaası ve Şahin Bey'in Şehit Edilmesi (1920)

        HADİS-İ ŞERİF

        Yetimlerin malını, onların namına çalıştırın. Ta ki, zekat, onu yeyip eritmesin. Hadis (Taberani).



        AMELLER NİYETLERE GÖREDİR

        Hadîs-i kudsîde şöyle buyurulmuştur: Allâhü Teâlâ eşyanın güzellerini, fenalarını takdir etti (yazdı). Sonra güzellerin güzelliğini, fenaların da çirkinliklerini açıkladı.

        Her kim bir güzel (hayır ve ibâdet) yapmak diler de onu yapamazsa Allâhü Teâlâ, o kimse hesabına kendi divânında (meleklerine) tam bir hasene (sevabı) yazdırır. Eğer o kimse güzel bir iş yapmak ister ve yaparsa Allah o kimse hesabına kendi divânında on hasene (se-vab)dan yedi yüz misline ve daha çok emsaline kadar hasene (sevab) yazdırır.

        Şu bir kimse de kötü bir iş işlemek ister de onu yapmazsa Allâhü Teâlâ divânında tam bir hasene (sevab) yazdırır.

        Eğer o kimse fena bir iş yapmak ister ve fenalığı yaparsa, Allâhü Teâlâ onun aleyhine bir kötülük günahı yazdırır.

        CÖMERTLİK YARIŞI

        Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Abdullah bin Cafer (radıyal-lâhü anhüm) haccetmek üzere yola çıkmışlardı. Yolda yaşlı bir kadınla karşılaştılar. Ondan içecek bir şey sordular. Kadın da 'Evet, var.' dedi ve verdi. 'Yiyecek bir şey var mı?' diye sordular. 'Şu koyundan başka bir şey yok.' dedi ve koyunu kesip ikram etti. Kocası gelince, 'Yazık sana, koyunu tanımadığın insanlar için mi kestin?' diye hanımına kızdı. Bir müddet sonra bu kadın bir ihtiyâcı için Medîne'ye gitti. Sokakta gezerken Hz. Hasan o.u tanıdı ve yanına çağırttı. Kadın gelince, 'Ben seni tanımıyorum,' dedi. Hz. Hasan, ben falan gün senin müsâf irindim, dedi ve kadına bin koyun ve bin dirhem verilmesini emretti. Sonra onu Hz. Hüseyin'e gönderdi. O, 'Kardeşim sanı ne kadar verdi.' dedi. O da 'Bin dirhem ve bin koyun verdi,' dedi. O da kadına onun kadarının verilmesini emretti ve onu Abdullah bin Cafer'e gönderdi. O da ikisinin ne kadar verdiklerini öğrendi ve onların verdikleri kadarını kadına verdi. Böylece kadın, dört bin dirhem ve dört bin koyunla kocasının yanına döndü.


        FIKRA

        Temel, gece vakti mezarlıktan geçmek zorundadır, ama çok korkar. Arkadaşları “Korkma yahu” derler. “Mezarlıktan geçerken şarkı söylersin; hiçbir şey olmaz.” Temel çaresiz bu öneriyi kabul edip mezarlığa girer. Zifiri bir karanlık, Temel korku içinde ve başlar bir türkü söylemeye; “Ay akşamdan ışıktır!” Hemen ardından müthiş bir koro; “Yaaaylalar, yaylalar!..”

        GÜNÜN SÖZÜ

        Örneklerimizi hep yabancılardan ve okul kitaplarından vermeniz düpedüz ahmaklıktır. Örnekler, Homeros'un, Platon'un zamanında olduğu kadar boldur bugün de "Ama biz düşüncenin doğruluğundan çok, örneklerin gösterişi peşindeyiz" Montaigne

        YEMEK MENÜSÜ

        · EZOGELİN ÇORBA
        · ETLİ KURU FASÜLYE
        · PİRİNÇ PİLAVI
        · MEYVE SUYU

        ÇOCUĞUNUZA İSİM

        Erkek: YALÇINER: (Tür.) Er. - (bkz. Yalçın). Çetin, sert ve yiğit.
        Kız: ÜLFET: (Ar.) 1. Alışma, kaynaşma. 2. Görüşme, konuşma. 3. Dostluk, arkadaşlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

        MANİ

        Bizim evin önünde
        Ayvalar şişman olur
        İlk yârini almayan
        Sonunda pişman olur



        BİLMECE

        Çeke çeke biter.

        Cevabı Yarın.

        Dünkü Cevap: Süpürge

        Comment


        • 29 Mart 2009

          Bugün 29 Mart 2009 4 R.Ahir 1429 Mart: 16 Kasım:143 Osmanlıların Selanik ve İyonya'yı Fethi (1430)
          HADİS-İ ŞERİF

          İçinde çocuk bulunmayan evde, bereket yoktur. Hadis-i Şerif (Camiüssagir).



          HÎLEKÂR, CİMRİ VE BAŞA KAKAN

          Hz. Ebû Bekir (r.a.)'ın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: "Çok hîlekâr, cimri ve başa kakan kimseler, cennete giremez."

          Burada cennete giremez demek, hesaba çekilmeden veya yaptıkları mukabilinde azap olunmadan giremez, demektir.

          Diğer bir hadîs-i şerîfte ise "Bir adamda bulunan vasıfların en şerlisi; mala karşı hırsa sevk eden bir cimrilik ve şiddetli korkudur." buyurulmuştur.

          İbn-i Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Allâhü Teâlâ, Adin cennetini yarattığı zaman ona; "ziynetlen!" buyurdu. Ziynetlendiği zaman ona baktı ve "konuş" buyurdu. Adin cenneti 'Bana girenlere müjdeler olsun1 dedi. Allâhü Teâlâ "İzzetime yemin ederim ki, cimriyi sende iskân etmem." buyurdu. Yani cimri, Adin cennetine giremez.

          YETİMLERİ GÖZETMEK

          Müslüman yetimleri, kendi çocuğunu koruyup gözettiği gibi koruyup gözetir ve yetimin başını okşar, onlara yardım eder ve onlara ihsanda bulunur. Muhakkak bunların mükâfatı cennettir.

          Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Yetîml koruyan kimse ve ben -orta ve işaret parmağını göstererek- cennette bu ikisi gibiyiz." buyurmuştur.


          FIKRA

          ER OLAN SÖZÜNDEN DÖNMEZ

          Nasreddin Hoca merhuma sormuşlar:

          - Kaç yaşındasınız, Hocam?

          - Kırk yaşındayım.

          Üç yıl sonra yine sormuşlar:

          - Hocam kaç yaşındasınız?

          - Kırk yaşındayım.

          - Hocam sen bundan üç yıl önce de kırk yaşındayım diyordun. Bu nasıl olur?

          - Er olan sözünden dönmez. On yıl sonra da sorsanız yine cevâbım aynı olacaktır.


          GÜNÜN SÖZÜ

          "Yapilirken heyecan duyulmayan isler basarilamaz. " Emerson

          YEMEK MENÜSÜ

          · AÇMA,KAŞAR PEYNİR
          · ZEYTİN,
          · KUŞBURNU ÇAYI

          ÇOCUĞUNUZA İSİM

          Erkek: YALÇINKAYA: (Tür.) Er. - bkz. Yalçın.
          Kız: ÜLKÜM (Tür.) - Amacım, ulaşmak istediğim şey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

          MANİ

          Motor geliyor motor
          Motorun bacası yok
          Kalkmış beni istiyor
          Cebinde parası yok



          BİLMECE

          Çekildikçe kısalan şey nedir ?

          Cevabı Yarın.

          Dünkü Cevap: Sigara

          Comment


          • 30 Mart 2009

            Bugün 30 Mart 2009 5 R.Ahir 1429 Mart: 17 Kasım:144 Fatih Sultan Mehmed'in Doğumu (1430)

            HADİS-İ ŞERİF

            Mü’minlerin ölen küçük çocukları cennette bir dağdadır. Kıyamet günü babalarına teslim edilinceye kadar bakımlarını İbrahim Peygamber ve hanımı Sare üzerine almıştır. Hadis (Müsned).



            MUAŞERET ÂDABI

            Bir kimse evine geldiğinde evvelâ selâm verir, sonra konuşur. Eğer başkasının evine varırsa evvelâ girmek için izin ister. Bu sırada kapının tam karşısında durmaz, kenarında bekler. Üç defa izin ister. Şöyle ki, her defasında "Selâmün aleyküm, ey ev sahibi, (kendi ismini söyleyerek) falan kimse girebilir mi?" diye seslenir, yemek yiyenin yemeği bitireceği kadar veya abdest alan kimsenin abdestinl bitirebileceği kadar veyahut dört rek'ât namaz kılan kimsenin namazını bitirebileceği kadar bir müddet bekler.

            Eğer içeriden: "Kim o?" diye çağrılırsa, "Benim" demez; İsmini söyler. Kendisine izin verilirse girer ve evvelâ selâm verir, sonra konuşmaya başlar.

            İzin verilmezse; kin, nefret, düşmanlık gütmeksizin dönüp gider. Eğer içinde hiç kimsenin olmadığı bir eve girerse "esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi's-sâlihîn." diye selâm verir. Çünkü melekler onun selâmını alırlar.

            izin isterken bu şekilde davranmak güzel ahlâktandır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kişi güzel ahlâkı sebebiyle (gündüzleri) oruç tutan ve geceleri (namaz, zikir ve duâ ile) ihya eden kimsenin derecesini elde eder." buyurmuştur.

            FÂTİH SULTAN MEHMED HANIN DOĞUMU

            Sultan İkinci Mehmed Han, yedinci Osmanlı pâdişâhıdır. Dünya târihinin en büyük devlet adamlarından olan Fâtih Sultan Mehmed Han, Sultan İkinci Murad Han'ın oğlu olup, Hümâ Hâtun'dan, 1429 senesinde Edirne'deki Eski Saray'da dünyaya geldi.

            Fâtih Sultan Mehmed Han'ın doğduğu sene yeryüzünde fevkalâde hâller meydâna gelmişti. Büyük bir kuyruklu yıldız doğdu ve İstanbul'un bir ucundan diğer bir ucuna kadar uzanmış gibi seyredildi. Hayvanlar ikiz yavrula-dılar. Tarlalardaki hububat taneleri çok iri, bağ ve bahçeler meyve bolluğuna gark oldu. (Osmanlı Tarihi)


            FIKRA

            Afrikalı zenci aile, duydukları söylentiye inanıp içinden geçenlerin beyazlaştığı nehrin kıyısına gelirler. Baba karşıya geçer beyazlaşır. Anne karşıya geçer beyazlaşır. Büyük çocuk karşıya geçer beyazlaşır. Karşıda kalan küçük çocuk, bir ayının saldırısına uğrar ve ölür. Anneyi hüngür hüngür ağlarken gören baba şöyle der: “Boşver hanım. Zencinin biriydi zaten!..” (Müge Serdar)

            GÜNÜN SÖZÜ

            "Imkansizlik yalniz sersemlerin sözlügünde bulunan bir kelimedir. " Napoleon

            YEMEK MENÜSÜ

            · ŞEHRİYE ÇORBA
            · İZMİR KÖFTE
            · MERCİMEKLİ BULGUR PİLAVI
            · YOĞURT

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: YALÇUK: (Tür.) Er. 1. Parlak, parlayan. 2. Elçi.
            Kız: ÜLKÜ: (Tür.) - Amaç edinilen, ulaşılmak istenilen şey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

            MANİ

            Dolabın kapakları
            Çınarın yaprakları
            Kara gözlü yârimin
            Çınlasın kulakları



            BİLMECE

            Çok hızlı giden bir tırı kim durdurur?

            Cevabı Yarın.

            Dünkü Cevap: Sigara

            Comment


            • 31 Mart 2009

              Bugün 31 Mart 2009 6 R.Ahir 1429 Mart: 18 Kasım:145 31 Mart Vakası (1908) - II.İnönü Zaferi (1921)
              HADİS-İ ŞERİF


              Hiçbir müslüman yoktur ki, Allah’a dua atsin de, Allah duasına şu 3 halden biri ile cevap vermesin: Kişi dua ettiğinde, Allah, onun karşılığını dünyada acilen (peşin) verir. Duanın karşılığını ahirete erteler. Yaptığı dua kadar, o kuldan bir dert ve sıkıntıyı giderir. Bu sözü işitince sahabiler sevinç içinde: Öyleyse, bizler çok dua ederiz, dediler. Allah Resulü de şu açıklamayı yaptı: Allah’ın kabul etmesi, sizin duanızdan daha çoktur. Hadis (Müsned).



              SAHÂBE-İ KİRAMIN FAZİLETİ

              Ashab-ı Kiram; iyilikte, takvada, yakînde, hidâyete ermek ve başkalarının hidâyetine vesîle olmakta en yüksek mertebeye sâhib-dirler. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sohbetinde ve hizmetinde bulunmaları ve ona yardım etmeleri sebebiyle Allâhü Teâlâ onların hatâlarını mağfiret edeceğini va'd etmiştir. Bunun için onlar hakkında ancak iyi ve güzel şeyler konuşmak lâzımdır.

              Tabiînin büyük âlimlerinden İbrahim en-Nehâî'ye (vefatı H. 96) sahâbe-i kiramın arasında meydana gelen ihtilâfı .sordular. O da "Allâhü Teâlâ ellerimizi o kandan temizledi. Biz de dilimizi bulaştırmayalım. Onları ancak hayırla yâd edelim." diye cevap verdi.

              Ebu Hüreyre (r.a.) Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) "Ashabıma sövmeyiniz. Ashabıma sövmeyiniz. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemîn ederim ki, sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın infâk etse (zekât veya sadaka olarak verse), onların bir, hatta yarım müdden (832 gr veya yarısı miktarında verdikleri buğdaydan, yani çok az bir sadakadan) aldıkları sevaba asla ulaşamazdınız." buyurduğunu rivayet etmiştir.

              Ashab-ı Kiram, Kâinatın Efendisi'nin sohbetini dinlemişler, ahlâka, fazîlet ve meziyetlere ulaştıran feyzin ve vahyin geldiği zamanda yaşamışlar, bu sebeple de, Ümmet-i Muhammed için mümkün olan en yüksek dereceye yükselmişlerdir.

              Onların infâkı (zekât ve sadakaları), İslâm dininin yardıma çok büyük zaruret ve ihtiyacı olduğu bir zamanda, hiçbir şüphe duymadan, samimî niyetlerinden ve hâlis inançlarından dolayı idi. Onlardan sonrakilerde bu fazîlet yoktur. Diğer tâat ve amelleri de böyledir. Hadîs-i şerîfte "Ashabıma sövmeyiniz" ifadesinin tekrar edilmesi de te'kid için ve onlara sövmenin son derece çirkin olduğunu bildirmek içindir.

              Bir kimseye ashâb-ı kiramın halleri sorulursa, cevap olarak "O, bir ümmetti geldi, geçti. Ona kendi kazandığı vardır, size de kendi kazandığınız vardır. Siz onların amellerinden sorulacak değilsiniz." (Bakara sûresi, âyet 134) mealindeki âyeti okumalıdır.


              Ümmet-i Muhammed'e kalblerinde Ashab-ı Kirâm'a karşı muhabbet meydana getirecek güzel hâlleri anlatılmalı, Resûlullâh'ın (s.a.v.) onlar üzerindeki hakkı ve hürmeti muhafaza olunmalıdır. Allâhü Teâlâ sevdiği için Resûlullâh'ı sevmek gibi, Resûlullâh (s.a.v.) sevdiği için de onları sevmek gerekir. (Radıyallâhü anhüm)


              FIKRA

              Tembel Temel askerde. Sabah içtimasından kaytarıp bir ağacın altına yatar. Ancak biraz sonra yakalanır. Komutan yanına çağırır. “Mesleğin nedir?” Temel; “İnşaat kalfaluğu yapayrum komutanım.” Komutan; “Ha demek öyle. Peki sen inşaatta yanında çalışan bir işçiyi böyle yatarken yakalarsan ne ederdin?” Temel fırsatı kaçırmaz; “Hemen, hiç düşünmeden işine son verir, evine gönderürdüm komitanum!..”

              İngiliz lordu gezmek için Afrika’ya gitmiş. Niyeti en otantik, en bakir yerleri gezip dolaşmak, kara kıtayı bir turist gibi değil, bir serüven adamı gibi keşfetmek. Lordu tutup, ilkel kabilelerin yaşadığı medeniyetten uzak bir yere götürmüşler. Adam rehberi ve birkaç muhafız ile yerli köylerini dolaşmaya başlamış. Saz kulübelerden oluşan bir köye rastlamış. Köyü dolaşmış, insanlara bakmış. Köyün öbür ucunda, açık araziye bakan bir yerde çıplak bir zenciyi kütükten bir tamtamın başında görmüş. Bakmış ki adam elindeki ağaçtan tokmağı biteviye kütüğe vuruyor. Dikilmiş başına, “Neden tamtam çalıyorsun?” diye sormuş. Yerli kütüğe vurmayı kesmeden cevap vermiş, “Köyümüz susuz kaldı. Onun için çalıyorum.” İngiliz elindeki pipoyu ağzına götürüp bir nefes çekerken, bilgiç bilgiç gülümsemiş, “Yani mevsim kurak geçti, nehirler kurudu. Su kalmadı. Sen de tamtam çalıp ruhları yardıma çağırıyorsun. Aklın sıra dua ile yağmur yağdıracaksın öyle mi?” Yerli tamtamını çalmayı sürdürürken, bilgiçlik taslayan İngiliz’e şöyle bir yan bakış fırlatmış, “Hiç alakası yok!” demiş. “Ben yandaki köyden tesisatçıyı çağırıyorum!..”

              GÜNÜN SÖZÜ

              "Hayatta en büyük eglence baskasinin yapamazsin dedigini yapmaktir. " Walter Bagehot
              YEMEK MENÜSÜ

              · YUMURTALI
              · PEYNİRLİ EKMEK,
              · REÇEL, ZEYTİN SÜT

              ÇOCUĞUNUZA İSİM

              Erkek: YALINÇ: (Tür.) Er. - Karışık olmayan, sade, yalın, yapılması ve anlaşılması kolay olan.
              Kız: ÜLKER: (Tür.) - Boğa burcunda yedi yıldızdan biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              Mavi yelekli yârim
              Çarkıfelekli yârim
              Beni bırakıp gitti
              Demir yürekli yârim



              BİLMECE

              Deniz niçin tuzlu olur?

              Cevabı Yarın.

              Dünkü Cevap: Trafik Polisi

              Comment


              • 1 Nisan 2009

                Bugün 1 Nisan 2009 7 R.Ahir 1429 Mart: 19 Kasım:146 Kanserle Savaş Haftası (1-7 Nisan)

                HADİS-İ ŞERİF

                Kıyametin hemen yakınında, kan dökülme (yani terör) günleri vardır. Hadis-i Şerif (Müsned).



                DOSTLUK VE KARDEŞLİK

                Dînine, emânetine ve sadâkatine îtimad edilen, iyilik ve takvası bilinen kişilerle arkadaşlık etmek sünnettir. Ameli, sevdiği kişinin ameli gibi olmasa da kişi sevdiği ile beraberdir.

                Bir adam Beyazıd-ı Bestami Hazretleri'ne gelerek "Bana Allah'a yaklaşacağım bir amel tavsiye et." dedi.

                Beyazıd-ı Bestami Hazretleri "Seni sevmeleri için Allah dostlarına muhabbet et. Çünkü Allah, veli kullarının kalplerine bakar. Umulur ki bir veli kulunun kalbinde seni görür de günahlarını bağışlar."

                Bir din kardeşini sevenin, sevdiğini ona haber vermesi de sünnettir.

                Müslüman, din kardeşinin yüzüne sevgi ve şevkle bakar. Hadîs-i şerîfte şöyle buyuruldu: "Mü'minin mü'mine (sevgi ile) bakması ibâdettir. Bir mü'minin, Müslüman kardeşinin yüzüne tebessüm etmesi onların hatâlarını siler."

                Aralarında ayrılığa sebebiyet verecek şeylerden sakınır. Hadîs-i şerîfte; "Birbirini seven iki kişiyi, ancak ikisinden birinin günahı ayırır." buyuruldu.

                Kardeşinde bir nîmet gördüğü zaman sevinir, bir sıkıntı ve üzüntü gördüğü zaman da üzülür ve onu o sıkıntıdan kurtarmak için gayret eder. Güler yüzlü, tatlı dilli, eli geniş, mütevâzî şekilde muamele eder. Hürmette kusur etmez, -yalan veya doğru- her türlü özrünü kabul eder. Karşılaştığında 'Görüşmeyen nasılsınız?' der.

                Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ashabı karşılaştıkları zaman birbirleriyle kucaklaşırlar, ayrılacakları zaman da musâfaha ederlerdi.

                Kardeşine gönül rızasıyla ve isteyerek gücünün yettiği bazı hediyeler verir. Kendine verilen hediyeleri de kabul eder. Bu ikramından dolayı kardeşine teşekkür eder. Hediyeler az bile olsa onları çok kabul eder. Ona karşı olan sevgisini artırır ve karşılık olarak daha büyük bir hediye verir. Kardeşini ziyaret ederken sevabını sâdece Allah'tan bekler.

                BEYİT:

                Bakma yâ Rab bizim günâhımıza,
                Nazar et cân u dilden âhımiza. (S.Birinci Murad Han)


                FIKRA

                Bir bilgeye kadında önemli olanın ne olduğu sorulur. Bilgenin yanıtı şöyledir: “Kadında önemli olan ruh güzelliğidir. İyi bir ruhun sahip olması gereken vücut ölçüleri ise 90-60-90 olmalıdır!..” (Mehdi Koca)

                GÜNÜN SÖZÜ

                "Damlayan su tasi deler. Tasi delen suyun gücü degil, damlalarin sürekliligidir. " Latin Atasözü

                YEMEK MENÜSÜ

                · DOMATES ÇORBA
                · KIYMALI PIRASA
                · SOSLU MAKARNA
                · AYRAN

                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                Erkek: YALKI: (Tür.) Er. 1. Yalın, tek. 2. Işın.
                Kız: ÜLKENUR: (Tür.) - Yurdunu aydınlatan ışık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                MANİ
                Elma attım denize
                Geliyor yüze yüze
                Sevdiğimin sözleri
                Hediye kaldı bize



                BİLMECE

                Denizler gerçekte mavi boya olsaydı ne olurdu?

                Cevabı Yarın.

                Dünkü Cevap: Balıklar kokmasın diye

                Comment


                • 2 Nisan 2009

                  Bugün 2 Nisan 2009 8 R.Ahir 1429 Mart: 20 Kasım:147 Van'ın Kurtuluşu (1918)

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Ben, insanları hakka çağırıcı ve Allah’ın emirlerini onlara ulaştırıcı olarak gönderildim. Hidayet verme, inanları doğru yola çekme konusunda, elimde hiçbir şey yoktur. Şeytan da, Allah’ın yasakladığı şeyleri insanlara süslü gösterici olarak yaratılmıştır. İnsanları dalalete atma (saptırma) konusunda onun da elinde bir şey yoktur. Hadis (İbn-i Adiyy).



                  KUR'ÂN-I KERİM OKUMANIN BAZI ÂDABI
                  Kur'ân-ı Kerîm okuyacak kimse abdestli olmalıdır. Çünkü Allâhü Teâlâ -meâlen- "Ona tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası el süremez." (Vakıa Sûresi, âyet 79) buyurmuştur.

                  Kur'ân-ı Kerîm'i sesiyle süslemelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kur'ân-ı Kerîm'i sesinizle süsleyiniz." buyur-muştur. Güzel ses ile Kur'ân-ı Kerîm'i süslemek, tertîl ile yani hakkını vererek, hatasız olarak ve tecvid üzere okumaktır.

                  Mü'minler Kur'ân-ı Kerîm'i hüzün ile muhabbetle okur. Eğer hüzün ile okuyamazsa hüzünlüymüş gibi okur.

                  Serden ve fitneden korunmak için eûzü çekerek şeytanın şerrinden Allah'a sığınır.

                  Kur'ân-ı Kerîm'in mânâsını anlamaya, hakkına riâyet etmeye ve îcâblarını yerine getirmeye muvaffak olabilmek için onun rahmetinden yardım ister ve bunun için ister sûrenin başından başlasın, isterse de sûrenin bir cüzünden (kısmından) başlasın önce 'Eûzü billahi mine'ş-şeytânirracım' der, sonra besmele çeker, Bismillâhirrahmânırrahîm' der.

                  Kur'ân-ı Kerîm okurken sesini çok yükseltmez ve iyice kısmaz. Çünkü Allâhü Teâlâ -meâlen- "...Namazda (okurken veya duâ ederken gösteriş şaibesi olmasın diye) bağırma, (korkuyormuş gibi olmasın diye de) kendin işitmeyecek kadar da gizleme, bunun arasında bir yol tut." (İsrâ Sûresi, âyet 110) buyurmuştur.

                  Mü'minlerin annesi Ümmü Seleme (r.anhâ) Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Kur'ân-ı Kerîm okuyuşunu şöyle anlat-mıştır: 'O, Kur'ân-ı Kerîm'i harf harf, yavaş yavaş ve hakkını vererek, teennî ve vakar ile okurdu, okurken de ağlardı."

                  Bazı âyetleri daha iyi anlayabilmek ve kalbi uyandırmak için tekrar eder. Ebû Zerr (r.a.) şöyle buyurmuştur: Pey-gamber Efendimiz (s.a.v.) bir gece bize geldi, sonra "Eğer onlara azab edersen şüphe yok ki (onlar) senin kullarındırlar ve eğer kendilerine mağfiret kılar(bağışlar)-san yine şüphe yok ki sen o azîz, hakîmsin." (Maide, 118) mealine/eki âyeti tekrar tekrar okudu.

                  Kur'ân-ı Kerîm'i unutmamak için gece ve gündüz okumak ve alâkayı kesmemek lâzımdır. Çünkü bir kimsenin Kur'ân-ı Kerîm'den bir âyet öğrenip de onu unutması büyük günahlardandır.

                  FIKRA

                  Şehre yeni gelmiş bir turist arka sokaklarda gezinirken, ayaklarında bir tek ayakkabı bulunan gariban bir çocuk görmüş. Hemen yanına giderek konuşmaya başlamış; “Ne oldu, ayakkabının tekini kaybetmişsin galiba, gidip beraber arayalım istersen.” Çocuk; “Hayır, ayakkabımın tekini kaybetmedim. Sadece tek bir ayakkabı buldum.”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  "Zirvelerde kartallar da bulunur, yilanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, digeri ise sürünerek gelmistir. Önemli olan nereye gelmis oldugunuzdan çok, nereden ve nasil geldiginizdir. " Cenap Sahabettin

                  YEMEK MENÜSÜ

                  · Düğün Çorba
                  · Kurufasulye
                  · Çardak Kebabı
                  · Pirinç Pilavı

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM

                  Erkek: YALKIN: (Tür.) Er. - (bkz. Yalgın).
                  Kız: ÜLKEN: (Tür.) - Senin yurdun, senin vatanın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                  MANİ

                  İçeride ara kapı
                  Sürmesi çavdar sapı
                  İkimizi ayıran
                  Dilensin kapı kapı



                  BİLMECE

                  Direksiyona oturan şoföre ne demişler ?

                  Cevabı Yarın.

                  Dünkü Cevap: Mavi boya sudan ucuz olurdu08:

                  Comment


                  • 3 Nisan 2009

                    Bugün 3 Nisan 2009 9 R.Ahir 1429 Mart: 21 Kasım:148 Karabük Demir-Çelik Fabrikası'nın Açılışı (1937)
                    HADİS-İ ŞERİF

                    Allah’tan korkması, kişiye ilim olarak; kendini beğenmesi de cahillik olarak yeter. Hadis (Beyhaki).



                    MOLLA HÜSREV (R.H.)

                    Büyük Türk âlimi Muhammed ibn-i Ferâmuz ibn-i Ali, Tokat civarındaki türkmenlerin 'İrsak' kabilesindendir. Babasının vefatından sonra Hüsrev adındaki eniştesinin yanında kalmış ve 'Emîr Hüsrev kaynı' diye meşhur olmuştur, bilâhare yalnız 'Hüsrev' adı kalmıştı.

                    Zamanının en büyük fakîhi idi. Burhanüddin Herevî'den ilim almış, Edirne'de müderrislik yapmış, Sultan Fâtih'in büyük hürmetlerine mazhar olmuştur. İstanbul'un fethini müteakip Hızır Bey'den sonra İstanbul kadılığına ve Aya-sofya müderrisliğine tâyin edilmiştir. Bursa'da bir medrese yaptırıp müderrisliğinde bulunmuştur. Sultan Fatih kendisiyle İftihar eder, vezirlerine hitaben "Bakınız bu zât, bu zamanın Ebû Hanîfe'sldlr" derdi.

                    Hanefî mezhebinden olan Molla Hüsrev; vakarlı, mü-tevâzi, halûk (güzel ahlâklı) bir zat idi. Bir çok hizmetçileri olduğu hâlde kendi işlerini kendi görür, odasını süpürür, mumunu ve kandilini kendisi yakardı.

                    Pek kıymetli eserleri vardır. Bunlardan bazıları:

                    Hanefi fıkhına dair yazdığı "Düreru'l-Hukkâm fî Şerh-i Ğureri'l-Ahkâm", Dürer, "Ğurer" adlı kitabına kendisinin yaptığı şerhtir.

                    Usûl-i fıkha dâir yazdığı Mirkât ve onun şerhi Mir'ât. (Bunlar Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak oku-tulmuştur.) Beyzâvî haşiyesi, Telvîh haşiyesi.

                    Müderrislik, Kadılık ve Şeyhülislâmlık gibi yüksek va-zîfelerde bulunan Molla Hüsrev merhum 885/1480 yılında vefat etmiş, nâ'şı Bursa'ya nakledilerek kendi medresesinin avlusuna defnedilmiştir. (Rahmetullâhi aleyh)

                    ÇOCUKLAR İÇİN OYUNCAK SEÇERKEN

                    Oyuncaklar, çocukların öğrenme kabiliyetini geliştirir. Çocuklara yaralayıcı, zehirleyici ve yutulabilir olmayan tehlikesiz oyuncaklar verilmelidir.

                    Oyuncaklar dayanıklı ve çocuğun yaşına uygun olmalıdır.


                    FIKRA

                    Ölen zengin birinin vasiyetnamesine varisleri itiraz eder. Çünkü kendilerine az pay bırakmıştır. İddia ederler ki, rahmetli vasiyetnameyi düzenlerken, ruhsal yeteneklerine sahip değildi. Merhumun avukatı karşı koyar: “Tamamıyla sahipti. Çünkü mirasçılarına, ‘Ey leş kargaları‘ diye hitap ediyordu!..”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    "Dualarınıza dikkat edin, gerçekleşebilirler. " Emerson

                    YEMEK MENÜSÜ

                    · MERCİMEK ÇORBA
                    · SEBZELİ KEBAP
                    · PİRİNÇ PİLAVI
                    · YOĞURT

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM

                    Erkek: YALMAN: (Tür.) Er. 1. Kılıç, kama, bıçak, mızrak'ın ağzı veya ucu. 2. Sarp, dik. Eğik, eğinik.
                    Kız: ÜLKEM: (Tür.) Yurdum, vatanım. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                    MANİ

                    Entarisi al basma
                    Alıp duvara asma
                    Sen benimsin ben senin
                    Ellere kulak asma



                    BİLMECE

                    Dişim var ağzım yok.

                    Cevabı Yarın.

                    Dünkü Cevap: Direksiyondan in,koltuğa otur

                    Comment


                    • 4 Nisan 2009

                      Bugün 4 Nisan 2009 10 R.Ahir 1429 Mart: 22 Kasım:149 NATO'nun Kuruluşu (1949)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Ağır duyana, söz işittirmek sadakadır. Hadis-i Şerif (Hatib).



                      KOĞUCULUK YAPMAMAK

                      Müslüman koğuculuk yapmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Koğuculuk yapan cennete giremez." buyurmuştur.

                      Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Allâhü Teâlâ, iki kişi arasında koğuculuk için yürüyene kabrinde onu kıyamete kadar yakacak bir ateş musallat eder." buyurmuşlardır.

                      Hasan-ı Basrî (r.h.) Hazretleri buyurdu ki: "Koğucu; emâneti terk eden, hıyanetle tanınan, kardeşlerin arasını bozan kimsedir. Koğuculuk, zehirden daha öldürücü, sihirden daha tesirlidir. Koğucu, dünyada iki yüzlüdür, kıyamet gününde dili ateştendir."

                      Başkasını sana söyleyen, seni de başkasına söyler. Ondan emin olunmaz.

                      Koğuculuk yapan birisi, Hasan-ı Basrî (r.h.) Hazretlerine geldi ve 'Falan kimse senin arkandan konuştu.' dedi. Hasan-ı Basrî hazretleri 'Ne zaman?' diye sordu. O da 'Bugün' diye cevap verdi. 'Nerede gördün?' diye sordu. 'Evinde gördüm.' dedi. 'Onun evinde ne yapıyordun?' diye sordu. 'Ziyafete gitmiştim.' dedi. 'Evinde ne yedin?' diye sorunca. 'Şunları, şunları' diye sekiz çeşit yemek saydı. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî Hazretleri 'Ey fâsık, karnına sekiz çeşit yemek sığdı da bir lâf mı sığmadı. Bana lâf taşıyan, ona da götürür,' buyurdu.

                      BAZI GIDALARIMIZ

                      • Sarımsakda uyarıcı ve kalıcı kokular vardır. Yemekle birlikte pişirildiğinde eziyet edici kokusu gider, faydalı maddeler yemeğe geçer.

                      • Kimyon yemeklere katılıp pişirildiğinde iştah artırır, mideyi kuvvetlendirir.

                      • İyi sirke az kullanılırsa mideyi kuvvetlendirip iştah açar, vücudu serinletir. Fazlası zararlıdır.

                      • Pirinç besleyicidir. Yemesi ve hazmı kolaydır. Çok yenirse kabız yapar.

                      • Buğday bütün hububat içinde çok faydalı ve zarurî bir gıdadır, çok besleyicidir.

                      FIKRA

                      Temel ile Dursun hayatlarında hiç zenci görmemişler.İş ilanlarına bakarken itfayeci işini yapmaya karar vermişler.İşe girmek istediklerini söylemişler ve işe alınmışlar.Hemen bir yangın haberi gelmiş ve Temel ile Dursunu göndermişler.Temel Dursun'a "sen yukarı çık canlı olanları at bende tutuyum"demiş.Dursun çıkmış canlıları aşağı atmış Temel'de tutmuş.En sonunda bir tane zenci atmış.Temel'de tutmamış ve Dursun'a şöyle demiş "ben sana canlıları at dedim yanmışları değil.

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      "Büyük felaketler büyük insanlarin yetistigi okuldur. " Napoleon

                      YEMEK MENÜSÜ

                      · Soya Soslu Tavuk Kavurma
                      · Küp Patates Tava
                      · Domatesli Bulgur Pilavı
                      · Cacık

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM

                      Erkek: YALTIR: (Tür.) Er. - Parlak, parlayan.
                      Kız: ÜLKE: (Tür.) 1. Bir devletin egemenliği altında bulunan yerlerin tümü. 2. Yurt, vatan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      Havalarda kırlangıç
                      Kanadı ayrıç ayrıç
                      İkimizi ayırtan
                      Kan kussun avuç avuç



                      BİLMECE

                      Domates nasıl kızarır ?

                      Cevabı Yarın.

                      Dünkü Cevap: Tarak

                      Comment


                      • 5 Nisan 2009

                        Bugün 5 Nisan 2009 11 R.Ahir 1429 Mart: 23 Kasım:150 Fatih Sultan Mehmed'in Donanmasının İstanbul Sularına Gelişi (1453)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Mü’minin saygınlık ve onuru; Allah’ın kendisine verdiğine kanaat edip, insanlardan bir şey beklememesidir. hadis (Beyhaki).



                        MÜSÂFİRE İKRAM

                        Müslümanların birbirine ikram etmeleri ve yardımlaşmaları dînî bir vazifedir. Allâhü Teâlâ (meâlen):

                        "Ve Allah'a ibâdet edin. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ve anaya, babaya ve (kardeşler, amcalar gibi) yakınınız olan kimseye de iyilik edin. Yetimlere ve yoksullara ve yakın komşuya ve uzak komşuya ve yanınızdaki arkadaşa ve yolcu olana ve kölelerinize de (iyi davranın). Şüphe yok ki Allâhü Teâlâ kibirli ve başkasına karşı övünen kimseyi sevmez." (Nisa Sûresi, âyet 36) buyurmuştur.

                        Müsâfir kabul etmek, ikramda bulunmak İslâm'ın âdabından, peygamberlerin ve sâlihlerin ahlâkındandır. Mü-sâfire düşen yapılan ikramları reddetmemektir. Çünkü ikramı geri çevirmek Müslüman'ın hakkını hafife almak ve basit görmektir.

                        Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

                        "Kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa müsâfi-rine ikramda bulunsun.

                        "Size ziyaretçi geldiği zaman ona ikram edin."

                        "Müsâfire ikramda bulunmayan kimsede hayır yoktur."

                        İmam Evzâîye "Müsâfire ikram nasıl olur?" diye sordular. "Güler yüzle karşılamak hoş sohbet etmekle." dedi.

                        Müsafiri güler yüzle karşılamak, geldiğine sevinmek, geleceği biliniyorsa güzel giyinip beklemek ve müsâfire ikramda gücünün üstünde bir külfete girmemek, telaşlanmamak, fakat elindekinin en güzelini ikram etmek lazımdır.

                        Müsâfirine bizzat hizmet etmek İbrâhîm (a.s.)'ın sünneti olup daha güzeldir. Müsâfirler az ise hem hizmet eder hem de onlarla oturup yemek yer. Eğer müsâfirler çok olursa onlarla yemeğe oturmaz, onlara hizmet eder. Müsâfire hizmet mürüvvettendir.

                        Müsâfirlerinin yanında hizmetçisine ve çocuklarına kızmaz (kızdığını belli etmez). Müsâfirlere sıkıntı ve hu-zursuzluk verecek kimseleri onların yanında oturtmaz. Yemek yerken ev sahibi sükût etmez. Güzel şeyleri ve sâlihlerin hikâyelerini anlatır.


                        FIKRA

                        Kadının biri bir çöpçatanlık bürosuna başvurmuş. Görevliye “Ben bir eş arıyorum” demiş. Görevli sormuş: “Aradığınız özellikler nedir?” Kadın; “İyi görünümlü, eğlenceli, sportif, bilgili, müzik ve dansa ilgi duyan, beni gün boyu eğlendirebilecek, ihtiyacım olduğunda bana değişik hikayeler anlatabilecek ve biraz sessizlik huzur istediğimde sessiz olabilecek biri.” Görevli “Anlaşıldı, kayıtlarımızda size uygun biri var. Bu akşam saat tam 20’de kapınızda olacak.” Kadın hayatından memnun evine dönmüş. Randevusu için süslenmiş, püslenmiş ve saat tam 20’de kapı çalmış. Kadın yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açmış... Ve karşısında... Tam aradığı özelliklere uygun... Bir televizyon!..

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmazsa insanda acı çekmeden olgunlaşmaz." Konfüçyüs

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · MERCİMEK ÇORBA
                        · SOSLU MİSKET KÖFTE
                        · PİRİNÇ PİLAVI
                        · YOĞURT

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: ÜBAB: (Ar.) Er. - Şiddetli, taşkın sel suyu.
                        Kız: ÜBABE: (Ar.) Ka. - (bkz. Übab).

                        MANİ
                        Maniciyim manici
                        Ak gerdan altın inci
                        Eğer annem verirse
                        Varıcıyım varıcı



                        BİLMECE

                        Dört ayaklı ayı üstünde kabadayı

                        Cevabı Yarın.

                        Dünkü Cevap: Utanınca

                        Comment


                        • 6 Nisan 2009

                          Bugün 6 Nisan 2009 12 R.Ahir 1429 Mart: 24 Kasım:151 Fahri Korutürk'ün Cumhurbaşkanı Seçilişi (1973)
                          HADİS-İ ŞERİF

                          Geveze, utanmaz ve cimri olması, kişiye kötülük olarak ona yeter. Hadis (Beyhaki).



                          YÛŞÂ' ALEYHİSSELÂM

                          Mûsâ Aleyhisselâm'dan sonra onun yerine Yûşa' Aley-hisselâm geçti, Hz. Musa'nın vefatından üç gün sonra Is-râîloğullarını alıp çölden çıkardı. Şerîâ (Ürdün) nehri kenarına getirdi. Köprü ve kayık olmadığı halde, mucize olarak İsrâiloğullarını Şerîâ Nehrinin öte yakasına geçirdi ve hemen ileri yürüyüp Erîhâ şehrini fethetti.

                          Hz. Mûsâ, Mısır'dan çıkarken Hz. Yûsuf'un tabutunu yanlarına alıp Tîh sahrasına getirmişti. Vefatında onu Yûşa' (a.s.)'a teslim etti. Yûşâ' (a.s.)da Erîhâ'yı fethettikten sonra Nablus'a gitti ve Hz. Yûsuf'un mübarek na'şını eskiden kardeşleri tarafından satılmış olduğu yerde def-neyledi.

                          Yûşa (a.s.), Şam diyarını da zabtetti; her tarafa valiler ve me'murlar gönderdi. Benî İsrâîl'in işlerini yirmi sekiz sene idare ettikten sonra bu dünyâdan âhirete göçtü. Yahya Efendi'nin (k.s.) keşfettiği İstanbul'da Yûşâ tepesindeki kabri ziyâretgâhtır.


                          ORHAN BEY'İN BURSA'YI FETHİ

                          Bursa, Bizans'ın Marmara bölgesinde müstahkem ve mühim bir kalesi idi. Etrafındaki bölgelerin büyük bir kısmı Osmanlıların eline geçince, Bursa hemen her taraftan kuşatılmış oldu. Osman Gazi uzun zamandan beri arzu ettiği Bursa'nın fethi için, ağır hastalığı sebebiyle oğlu Orhan Bey'i vazifelendirdi.

                          Osmanlı topraklarının ortasında kalan şehir ablukaya alınıp, Kaplıca ve Uludağ tarafında iki kale yapıldı. (M. 1314)

                          Orhan Bey etrafta alınmamış yerleri de fethederek Bursa'vı muhasara etti ve Köse Mihal'i Bursa tekfuruna elci cir.derdi. Çok zor vaziyette kalmış olan Bursa tekfuru," kendisine dokunulmaması şartı ile kaleyi teslim etmek mecburiyetinde kaldı.

                          Orhan Gazi, askerlerine şehir halkına asla eziyet edilmemesini, adaletle davranılıp, hiç kimsenin malına el uzatılmamasını emretti. Şehrin kumandanı Evrenos, müslü-man oldu ve Osmanlı hizmetine girdi.


                          FIKRA

                          Temel bir gün fen dersindeydi öğretmen insan iskeletini getirdi Temel ders boyunca uyukladı sonra öğretmen iskeleti göstererek bu nedir ? Temel dedi Temel uyanarak insan kılçıidur öğretmenim

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Allah'a malik olan neden mahrumdur, Allah'dan mahrum olan neye malik? Abdülhakim Arvasî

                          YEMEK MENÜSÜ

                          · POĞAÇA,KAŞAR,ZEYTİN
                          · IHLAMUR ÇAYI

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM

                          Erkek: ÜBEYD: (Ar.) Er. Köle, kölecik, kul.- Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
                          Kız: ÜBEYDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Übeyd).

                          MANİ

                          Kara kara kazanlar
                          Kara yazı yazanlar
                          Cennet yüzü görmesin
                          Aramızı bozanlar



                          BİLMECE

                          Duvara çarpan araba ne olur ?

                          Cevabı Yarın.

                          Dünkü Cevap: Sandalye

                          Comment


                          • 7 Nisan 2009

                            Bugün 7 Nisan 2009 13 R.Ahir 1429 Mart: 25 Kasım:152 Sultan I.Abdülhamid'in Ölümü ve III.Selim'in Tahta Çıkması (1789)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Kim (cihad bahanesiyle) bir evde darlık meydana getirir veya bir yolu keser, ya da bir mü’mine eziyet verirse, onun yaptığı cihad değildir. Hadis (Ebu Davud).



                            ALLAH'IN SEVDİKLERİ

                            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

                            "Üç kimse vardır ki Allah onları sever: Allah'ın kitabını okumak İçin gece kalkan kimse, bir sadaka verip de sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek derecede onu gizleyen kimse ve bir serlyyeye (askerî kıt'aya) katılıp da arkadaşları hezîmete (mağlubiyete) uğradığı hâlde düşmanla savaşan kimsedir." SULTAN

                            BİRİNCİ ABDÜLHAMÎD HAN'IN ŞAHSİYETİ

                            Sultan Abdülhamid, 1725 senesi 20 Mart Salı günü dünyaya gelmiş ve 64 sene, 18 gün yaşayıp 65 yaşına henüz girdiği sırada vefat etmiştir.

                            Özi Kalesi'nin Rusların eline geçtiği ve halkının esîr edildiğini bildiren mektub okunurken duyduğu derin üzüntüden dolayı Sultan Birinci Abdülhamîd Han'a felç geldi.

                            Sultan Birinci Abdülhamîd Han'ın şefkatli kalbi, din kardeşlerine yapılan zulüm ve işkencelerin üzüntüsüne dayanamadı, 7 Nisan 1789'da sabaha karşı vefat etti.

                            Sultanın cenaze namazı için bütün İstanbul halkı geldi, büyük bir merasim ile Eminönü-Bahçekapfdaki türbesine defnedildi.

                            Türbesinde, sandukanın kuzey tarafındaki duvar içindeki bir mermer üzerinde Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübarek ayak izleri bulunmaktadır.

                            Altmış dört senelik hayatında, dâima müslümanların menfaatini düşünür, hangisinin burnu kanasa onu kendinden bilir ve üzüntüyü kendi vücûdunda hissederdi.

                            Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i çok sever, Hicaz'da yaşayanlara husûsî imtiyazlar verirdi. Haremeyn-i Şeri-feyn'e (Mekke ve Medîne'ye) hizmeti gaye edinmişti. Kendi ailesine olduğu kadar tebaasına da şefkatliydi.

                            Sultan Birinci Abdülhamîd Han'ın, devlet işlerini takip etmekte gösterdiği gayret ve yaptığı birçok yenilikler onun dirayetli bir pâdişâh olduğunu göstermektedir. (Rahmetullâhi aleyh)


                            FIKRA

                            TEMELİN İNEĞİ BİR GÜN HASTALANMIŞ TEMEL EL AÇIP DUA ETMEYE BAŞLAMIŞ ALLAHIM NE OLURSUN İNEĞİME ŞİFA VER DEMİŞ VE BENDE 15 GÜN ORUÇ TUTACAĞIM DEMİŞ TEMELİN İNEĞİ ERTESİ GÜN İYİLEŞMİŞ VE TEMEL SÖZÜNÜ TUTUP 15 GÜN ORUÇ TUTMUŞ 16'CI GÜN İNEK ÖLMÜŞ TEMEL ACAYİP SİNİRLENMİŞ VE TEKRAR EL AÇIP DEMİŞKİ YARABBİ SEN TEMEL KULUNU ENAYİ ZANNETTİN GALİBA TUTTUĞUM ORUCU RAMAZANDAN DÜŞER İNEĞİDE KURBAN YERİNE SAYARIM

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Büyüklük,kuvvetli olmak değil, kuvveti yerinde kullanmaktır . Makr Orel

                            YEMEK MENÜSÜ

                            · DOMATES ÇORBA
                            · ETLİ TAZE FASÜLYE
                            · BULGUR PİLAVI
                            · AYRAN

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM

                            Erkek: ÜÇOK: (Tür.) Er. - Oğuz destanına göre sol kolda bulunan 12 Oğuz boyuna verilen ad.
                            Kız: ÜFTADE: (Fars.) Ka. 1. Düşmüş, düşkün. 2. Aşık.

                            MANİ

                            Geline bak geline
                            Kına yakmış eline
                            Ne mutlu bu geline
                            Gidiyor sevdiğine



                            BİLMECE

                            Dünyanın en küçük bebeği kimdir ?


                            Cevabı Yarın.

                            Dünkü Cevap: Durur

                            Comment


                            • 8 Nisan 2009

                              Bugün 8 Nisan 2009 14 R.Ahir 1429 Mart: 26 Kasım:153 Şer'iye Mahkemeleri'nin Lağveilmesi (1924)
                              HADİS-İ ŞERİF
                              İyilik insanlar arasında kesintiye uğrayabilir. Fakat iyiliği yapanla, Allah arasında hiçbir kesinti olmaz. Hadis-i Şerif




                              İDRÎS ALEYHİSŞELÂM

                              Hz. Şît'ten sonra peygamberlik İdrîs Aleyhiselâm'a geldi. Ona da otuz suhuf (sahîfe) nazil oldu.

                              Kalemle ilk yazı yazan ve elbise diken İdrîs aleyhisse-lâmdır. Ondan evvel Âdem oğulları hayvan derisi giyerdi.

                              İdrîs Aleyhisselâm'a göklerin esrarı açılmıştı. Nihayet Cenâb-ı Hak, onu diri iken göğe kaldırdı.

                              EN FAZİLETLİ DUÂ

                              Duaların en faziletlisi, kişinin kendisi için ettiği duadır. Sonra ana babanın evlâdı için ettiği duadır. Evlâdın ana babasına yaptığı duâ da böyledir. Duayı bir fırsat ve ga-nîmet bilmelidir. Müslüman'ın, kardeşi için gıyabında (arkasından) ettiği duanın çabuk kabul olunması ümit edilir.

                              Abdullah bin Ömer (r.a.) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: fEn çabuk kabul olunan duâ, gaibin gaibe (bir müslümanın diğer bir müslümana gıyabında) ettiği duadır.' Çünkü bu duâ gösterişten uzaktır. Gâib gaibe, ancak hâlis bir şekilde Allah için duâ eder. Bu da kabul olunur.

                              Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Müslüman bir kimsenin kardeşine gıyabında ettiği duâ müstecâbdır (kabul olunmuştur). Onun başında bekleyen vazîfeli bir melek vardır. Mü'min, kardeşine ne zaman duâ etse o vazîfeli melek, 'âmin, senin için de aynısı' der." buyurmuşlardı.

                              Hastanın duası, adaletli davranan idarecilerin duası, oruçlunun iftardaki duası, seferden dönünceye kadar mü-sâfirin duası ve yine (seferden) dönünceye kadar gâzînin, Allah yolunda cihad edenin duası faziletli dualardandır.

                              Mazlumun bedduasından da sakınmak lâzımdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Üç kimsenin duası reddo-lunmaz: Oruç tutanın iftar ettiği zaman yaptığı duâ, adaletli davranan idarecilerin duası ve mazlumun duası." buyurmuşlardır.

                              Hiç kimse kendisine, ailesine ve evlâtlarına beddua etmemelidir. İcabet (kabul) saatine rastlayan bedduası kabul olunur, sonra da pişman olur. Fakat bu pişmanlığı fayda vermez.

                              FIKRA

                              temel dünyanın en sogu yerınde yasıyormus.Bir gun demişki 'Ölünce en sıcak yer nereyse oray gırecem'demiş.Gün gelmiş temel ölmüş.Melekler sormuşlar nereye girmek istersin 'cennetemi?yoksa 'cehenememi?Temel 'en sıcak yer nereyse benu oraya sokun' demiş.Melekler 'en sıcak yer cehennem' demişler.TEmel tamam der ve gırer. Uzun zamandan sonra melekler derkı 'acaba ne yapıyor bı bakalım' der ve kapıyı acarlar 'temel iyimisin' derler 'Uyyyy ula kapıyu kapatun da burası acayip ceryan yapmakta' der.

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Muhsinin Kıymeti Ölünce Anlaşılır. Davut Yaralı

                              YEMEK MENÜSÜ

                              · REÇEL,PEYNİR
                              · ZEYTİN,KUŞBURNU ÇAY

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM

                              Erkek: ÜLGENER: (Tür.) Er. Yüce, ulu kimse. - Ülgen - er.
                              Kız: ÜLGER: (Tür.) - Kumaş vb. şeylerdeki ince tüy. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                              MANİ

                              Havalarda kelebek
                              Kanadı benek benek
                              Beni yardan ayıran
                              Kalbur satsın hem elek



                              BİLMECE

                              Düşünen file ne denir?

                              Cevabı Yarın.

                              Dünkü Cevap: Gözbebeği

                              Comment


                              • 9 Nisan 2009

                                Bugün 9 Nisan 2009 15 R.Ahir 1429 Mart: 27 Kasım:154 Mimar Sinan'ın Vefatı (1588)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Dört özellik vardır ki, kimde bulunursa, Allah o kimseyi cehennemden uzak kılar ve onu şeytandan korur: Kötü bir şeyi yapmak isterken iradesine hakim olan; Nefsi istemediği halde, güzel bir şeyi yapan; Bir şeyi canı çekip, iştah duyduğunda nefsine engel olan; Öfkelendiğinde, öfkesini tutan... 4 özellik daha vardır ki, kimde bulunursa, Allah rahmetini o kimse üzerine yayar ve onu cennetine koyar: Bir yoksulu koruma altına alan; Zayıfa merhamet eden; Emri altındakilere (işçi ve hizmetçilerine) yumuşak davranan; Anne babasına bağış ve iyilikte bulunan... Hadis (Hakim).



                                KENDİ AĞZINDAN MİMAR SİNAN

                                'Pâdişâhının âciz duacısı Abdü'l-Mennan oğlu Sinan, Devlet-i Osmaniye'de dört padişaha hizmet ile müşerref olub sanatım ve hizmetimle müslümanlara fâideli nice eserler kılmak nasîb oldu. Dört pâdişâhın ilki Arab ve Acem fâtihi Yavuz Sultan Selim Han hazretleridir.

                                Bu hakîr, Sultan Selîm Han'ın Kayseri Sancağından devşirilen kullarının evveli olmuştum. Acemî ocağında dülgerlik ile üstâd hizmetinde sebat edip, hizmet gözledim Arab ve Acem memleketlerinde uğradığımız her köşk kubbesinden ve harabelerden bir misâl hâsıl edip, yine İstanbul'a dönerek zamanın ayanına hizmetle meşgul olup, kapuya çıktım.

                                Sultan Süleyman Han Hazretleri, Acem diyarına sefer eyleyip Van gölü kenarında düşmanla cenk mukarrer olunca Vezîr-i A'zâm Lütfî Paşa gemiler inşâ olunup, gölün öte yakasındaki düşmandan haber almak istedi. Bu işi hakire sipariş buyurdular. Allah'ın inâyetiyle şartlar müsâ'id degıl iken yoldaşlarım ile gayret edip, az zamanda üç kadırgayı, yelkenleri, demirleri ve kürekleri ile eksiksiz tedârik ettik. Paşa hazretleri kaptanlığını dahi uhdemize hayâle kılınca yoldaşlarım ile düşman askerinden haberler getirerek paşa hazretlerinin iltifatlarına mazhar olduk.

                                Sultan Süleyman Han, Karabuğdan'a sefer kıldılar. Pirut suyu kenarına geldiklerinde asker geçmeğe köprü lâzım oldu. Nice kimseler köprü yapmaya gayret ettilerse de zemin batak olduğundan yaptıkları yıkıldı, âciz kaldılar. Merhum Lütfî Paşa, pâdişâh huzurunda binayı ancak bu Sinan kulunuz yapar, dedikte bu hakire emr ve ferman olundu. Padişahın duası bereketiyle.su üzere on gün içerisinde bir latîf köprü binası nasîb oldu. İslâm askeri selâmetle geçtiler. Allâhü Teâlâ'nın hikmeti mi'mâr-ı Acem vefat edip mimarlık makamı boş kaldı. Ayan "Mi'mâr, bu fenne vâkıf üs-tâd-ı kâmil ola" deyince, Lütfî Paşa "Mi'mâr-ı haseki olan Sinan subaşı olmak gerektir. Andan gayri bu işe kadir ki-mesne olmaz." demişler. O vakit yeniçeri ağası hakiri çağırtıp "Paşa hazretleri seni mi'mâr etmeğe karar verdi dediler. Hakîr dahi nice camiler bina edip dünya ve âhirette nice hayırlara vesile olması düşüncesiyle kabul etdim. (Tezkiratü'l-Bünyân)


                                FIKRA

                                temel bir gün annesine sormuş anne melek ne demek demiş annesi:melek uçan bir varlıktır demiş temel:ama babam hizmetçiye meleğim diye çağrıyor niye uçmuyor hizmetçi annesi:ben birazdan ikisinde uçurucam demiş.


                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur. Hz Ebubekir

                                YEMEK MENÜSÜ

                                · ŞEHRİYE ÇORBA
                                · MEZGİT TAVA
                                · SOSLU MAKARNA
                                · HELVA

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                                Erkek: UZLET: (Ar.) Er. - Bir kenara çekilip toplum yaşayışından ayrı kalma.
                                Kız:UZMA: (Ar.) - Büyük, en büyük. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİ

                                Ortaokul olur mu?
                                İçinde durulur mu?
                                Benim yârim talebe
                                Onunla dalga olur mu?



                                BİLMECE

                                Eğri oturalım, doğru konuşalım.

                                Cevabı Yarın.

                                Dünkü Cevap: Filozof

                                Comment

                                Working...
                                X