fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 26 Nisan 2009

    Bugün 26 Nisan 2009 3 C.Evvel 1429 Nisan: 13 Kasım:171 Yüksek Seçim Kurulu Kuruldu (1961)

    HADİS-İ ŞERİF

    Kıyamet gününde Allah, kullarından birini çağırır,huzurunda durdurarak malının hesbını sorduğu gibi, makamının da hesabını sorar. Hadis-i Şerif (Hatib).



    AFİYET NEDİR?

    Hz. Ebû Bekir (r.a.) minberde ayağa kalkmış ve ağlayarak insanlara şöyle hitâb etmişti:

    "Resûlullâh (s.a.v.) hicretin ilk yılında minberde ayağa kalktı ve ağladıktan sonra şöyle buyurdu:

    "Allâhü Teâlâ'dan af ve afiyet isteyiniz. Çünkü hiçbir kimseye yakînden sonra afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir."

    Afiyet; dînin bid'atten, amelin âfetten, nefsin şehvetten, kalbin ölmekten selâmette olması(kurtulması)dır.

    Afiyet; Din üzerine istikâmet, sâlihlerle arkadaşlık, zamanın geçmesiyle ibâdetlerin artması, kalbin Allah'ı zikretmekten bir an bile ayrılmaması, belâsız bir nefes, meşakkatsiz bir rızık, riyasız bir amel, Allah'ın seni başkalarına muhtaç etmemesi, kavî (sağlam) bir din, hastalıksız bir beden, selîm bir kalb, kerîm olan Allah'a tevekkül, son nefesi şehîd olarak vermek, evliyalar ile hasrolunmak, sıratın üzerinden selâmetle geçmek ve cennete girmektir.

    Afiyet, beşi dünyâda, beşi âhirette olan on şeydir. Dünyadaki beş^şey: İlim, amel, ihlâs, şükür, kazaya rızâ göstermektir. Âhiretteki beş şey: Yüzün beyazlığı, mîzanda sevapların ağır gelmesi, sırattan geçmek, cehennemlerden kurtulmak, cennetlere girmektir.

    ÇOCUĞA VERİLEN SÖZ

    İnsan, bir çocuğa 'Sus, sana şunu alacağım' der de sonra söz verdiği şeyi almazsa bu onun üzerine yalan olarak yazılır ve kıyamet gününde yalan sebebiyle azâb ile cezalandırılır.

    Abdullah bin Âmir (r.a.) dedi ki: Resûlullâh (s.a.v.) bizim evimize geldi. Ben küçük bir çocuktum. Oynamaya gidecektim. Annem bana, 'Ey Abdullah, gel, sana bir şey vereceğim.' dedi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) 'Ona ne vermek istemiştin?' dedi. Annem, 'Hurma verecektim.' deyince, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'Şayet dediğini yapmayacak olsaydın sana bir yalan günahı yazılırdı.' buyurdu.

    FIKRA

    Küçük Johnny, anne ve babasıyla birlikte akşam yemeği için büyükannesinin evine gitmiş. Herkes sofraya oturmuş, yemekler tabaklara konar konmaz bizim afacan hemen yemeye başlamış. Bunu gören annesi “Johnny, beklesene...” demiş, “...daha duamızı etmedik!” Ama küçük yaramaz hiç oralı olmamış: “Duaya gerek yok ki!..” Annesi iyice sinirlenmiş: “Ne demek gerek yok? Kendi evimizde her akşam yemeğe başlamadan önce dua etmiyor muyuz?” Bunun üzerine Johnny cevap vermiş: “Ama burası büyükannemin evi ve o yemek yapmasını biliyor!..”

    GÜNÜN SÖZÜ

    Saf mantıksal düşünce, dünyayı anlamamız için yeterli değildir.Gerçeğe ilişkin tüm bilgiler deneyimle başlar, deneyimle biter. Saf mantıksal bir çerçeve içinde sunulan görüşler boş bir gerçektir. Shirley Mc Lyne

    YEMEK MENÜSÜ

    · Kaşar peynir,Bal,
    · Domates
    · alatalık,Süt

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: UĞURLUBEY: (Tür.) Er. - Uğurlu -bey.
    Kız: UĞURSOY: (Tür.) - Uğurlu soydan gelen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MANİ

    Yüksek evler yaptırdım
    Dayamaya direk yok
    Yarim kaçmak istiyor
    Bende öyle yürek yok



    BİLMECE
    Hangi kalemle yazı yazılmaz?

    Cevabı Yarın.

    Dünkü Cevap: İş ve işçi bulma kurumunda

    Comment


    • 27 Nisan 2009

      Bugün 27 Nisan 2009 4 C.Evvel 1429 Nisan: 14 Kasım:172 Arıların Oğul Verme Zamanı

      HADİS-İ ŞERİF

      Kim müsibete uğramış birini teselli ederse, onun o dert sebebiyle kazandığı sevap kadar sevap kazanır. Hadis(İbn-i Mace).



      İPEK BÖCEĞİ VE İNSAN

      Ebû Tâlib el-Mekkî (r.a.) Kûtü'l-Kulûb isimli kitabında şöyle buyurmuştur: "Bazı hikmet sahipleri, insanoğlunu ipek böceğine benzetmişlerdir. İpek böceği, çıkış yeri kal-mayıncaya kadar ipeği kendi üzerine örer durur. Dokumayı tamamlayınca çıkmak ister, ancak dokuduğuna zarar vermesin diye öldürülür, ipeği başkasına kalır.

      bek böceğinin hali; ailesi ve malı yolunda ömrünü tü-ketıpte malları varislerine kalan cahil kazanç sahiplerinl-nin haline benzer. Eğer vârisleri malı Allah a itaatte ve hayır yolunda harcarlarsa malın hayrı onlara, hesabı ise kendisine âit olur. Eğer onunla Allah'a isyanda bulunurlarsa günahta onlara ortak olur. Hangisi daha zararlıdır; insanın ömrünü başkası için harcaması mı yoksa malının sevabını başkasının mîzânında görmesi mi?"

      HASRET OLDUK ESKİ İSTİBDADA BİZ

      Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın saltanat zamanını istibdat (baskı) devri îlan eden İttihat ve Terakki cemiyeti, hürriyet, adalet ve müsavat (eşitlik) teraneleri ile 1908 yılında İkinci Meşrutiyet'! "Hürriyet" ismi ile îlan ettikten sonra bir tertiple meşhur 31 Mart isyanını çıkarmış ve pâdişâhı tahttan indirdikten sonra milleti kan deryasında boğmaya başlamışlardı.

      İttihatçıların hürriyet teraneleri birçok şâir ve edip tarafından desteklenmişti. Hattâ büyük halk kitleleri arasında da revaç bulmasından kısa bir müddet sonra hürriyet pe-restlerin pişmanlığı ve istibdat devri dedikleri o 33 yıllık huzur devrini mumla aramaya başlamaları ibret vericidir. Bunlardan Süleyman Nazîf, Sultan İkinci Abdülhamid devrine olan hasretini şöyle dile getirmiştir:

      Pâdişâhım, gelmemişken yâda biz

      işte geldik senden istimdada biz Öldürürler, başlasak feryada biz Hasret olduk, eski istibdada biz.

      Dem-bedem coşmakta fakr u ihtiyaç . Her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç Memleket matemde, öksüz taht u taç Hasret olduk eski istibdada biz.

      FIKRA

      İki yaşlı arkadaş konuşuyorlar:

      - Yeni bi işitme cihazı aldım... 4.000 $ para verdim ama inan ki değdi.. Kesinlikle işimi görüyor.

      - Ciddi misin? Markası ne?

      - 4’ü çeyrek geçiyor!

      GÜNÜN SÖZÜ

      Sabahleyin kaybedeceğin bir saatin bütün gün zararını çekersin. William Whately

      YEMEK MENÜSÜ

      · Ezogelin Çorba
      · Kabak Dolma
      · Sigara Böreği
      · Yoğurt
      · Sütlaç

      ÇOCUĞUNUZA İSİM

      Erkek: UĞURHAN: (Tür.) Er. - Hayırlı lider.
      Kız: UĞURLU: (Tür.) - Uğurlu olan, iyilik getirdiğine inanılan, kutsal kutlu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

      MANİ
      Burası Üsküp dere
      Su istersen İşte dere
      Ekmek istersen Allah vere
      Yatak istersen geldiğin yere



      BİLMECE

      Hangi karnede zayıf olmaz ?

      Cevabı Yarın.

      Dünkü Cevap: Kontrol kalemiyle

      Comment


      • 28 Nisan 2009

        Bugün 28 Nisan 2009 5 C.Evvel 1429 Nisan: 15 Kasım:173 "Hilal-i Ahmer" Adının "Kızılay" a Çevrilişi (1915)

        HADİS-İ ŞERİF

        İyilikller cennetin kapılarından bir kapıdır. Kötü ölümünü önler. Hadis-i Şerif (Ebuşşeyh).



        ALLÂHÜ TEÂLÂ KULUNUN ZANNI ÜZEREDİR

        Kulun Allâhü Teâlâ'ya hüsn-i zanda bulunması (kendisi hakkında Allah'tan hep hayır ümid etmesi) farzdır. Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Sizden biriniz ancak Allah'a hüsn-i zan ederek ölsün." Yâni Allâhü Teâlâ'nın ona rahmet edeceğini ve onu affedeceğini zannetsin.

        Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır (meâlen): "De ki: Ey nefisleri aleyhine israf etmiş (çok günah işlemiş) kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağfiret buyurur, şübhesiz ki o çok bağışlayıcıdır, öyle Rahîm'dir o." (Zümer sûresi, âyet 53) Allâhü Teâlâ bir hadîs-i kudsîde şöyle buyurmuştur: "Ben kulumun benim hakkımdaki zannı üzereyim; kulum benim için ne zan beslerse ben de ona öyleyim."

        Mağfiret taleb ettiği zaman affedileceğini, tevbe ettiği zaman kabul edileceğini, duâ ettiği zaman kabul edileceğini, kifayet (imdat) taleb ettiği zaman kifayet edileceğini zannetmesi, sâlih amellerinin kabul olunacağını, isyanı üzerine de ukubet olunacağını (cezalandırılacağını) zannetmesi yani böyle olduğuna inanması icab eder.

        Hadîs-i kudsîde Allâhü Teâlâ şöyle buyurdular:

        Ey Âdemoğlu! Senin günahların semâya kadar ulaşmış olsa, sonra da benden mağfiret (af) taleb etsen, elbette seni mağfiret eder, (günahlarının çokluğuna) aldırış etmem.

        Ey Âdemoğlu! Sen bana dünyâ dolusu hatâ ile gelsen, sonra bana hiçbir şeyi şirk koşmadan benimle karşılaşsan ben dünya dolusu mağfiretle sana gelirim." Çünkü duâ, ibâdetlerin özüdür. Ümit ise Allâhü Teâlâ'ya hüsn-i zan etmektir.

        "Ey kulum! Ben, senin beni zannın yanındayım ve ben tevfi-k(doğru yola delalet)im ve yardımımla senin yanındayım. Beni zikrettiğin zaman ve bana duâ ettiğin zaman seni işitir ve sana icabet ederim."

        "Ben kulumun beni zannı yanındayım. Eğer hayır zannederse bu onun içindir. Eğer şer zannederse bu da onun içindir."

        "Allâhü Teâlâ bir kulun cehenneme atılmasını emretti. O kul cehennemin kenarında durdu ve dönüp şöyle dedi: Ya Rabbi, muhakkak benim sana (dünyada) zannım iyi idi. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu: Onu geri çevirin, ben kulumun bana zannı yanındayım."

        FIKRA

        Adamın biri uzun ve yorucu bir iş gününün ardından bi kadeh içip rahatlamak istemiş. Yakınlardaki barın kapısına geldiğinde bir bakmış, kapının önünde bir rahibe oturuyor, elinde de bir teneke kutu. Adam kutuya birkaç bozuk para atmış, tam bara girecekken, rahibe ona içkinin zararlarından bahsetmeye başlamış; ‘içkinin dünyadaki bütün kötülüklerin tek sorumlusu olduğunu, şeytanın ta kendisi olduğunu’ söylemiş. Adam bunun üzerine sinirlenmiş: “İyi ama ben bütün gün stres altında deli gibi çalışıyorum. Mesai bittikten sonra bir kadeh birşey içmek beni kötü biri yapmaz ki? Evliyim, karıma ve çocuklarıma tapıyorum, çevremdeki herkesle iyi geçiniyorum, bazı yardım kuruluşlarında gönüllü çalışıyorum, her pazar kiliseye mutlaka gidiyorum. Şimdi ben 1 kadeh Scotch içeceğim diye şeytan mı oldum?” Rahibe ısrarla “Seni anlıyorum oğlum, bunları seni kızdırmak icin söylemedim...” demiş, “... ama içki öyle sinsi bir şeytandır ki onu içen herkes büyülenir, lanetlenir.” Adam; “İyi de, sen nasıl bu kadar emin konuşuyorsun? Hayatında bir yudum alkol aldın mı?” Rahibe; “Hayır, asla! Alkol denen şeytan benim dudaklarıma asla dokunmadı.” Adam; “Peki sence bir yudum içki senin gibi inançlı bir rahibeyi lanetli bir şeytana çevirebilir mi?” Rahibe; “Eee, bilmiyorum.” Adam “Bak ne diyeceğim. Şimdi birlikte bara girelim. Sana bir içki ısmarlıyacağım. Sadece 1 kadeh ve ondan sonra göreceksin ki, şeytan bardağın değil, insanın içindedir.” demiş. Bunu duyan rahibe “Ben bu şeytan yuvasına asla girmem!..” demiş, “... ama şeytanın bardakta değil, içimizde olduğunu söylemen ilgimi çekti. İtiraf etmeliyim ki meraklandım!” Adam; “Tamam o halde, gel benimle içeri.” Rahibe; “Hayır oğlum ben oraya giremem. Ama bak aklıma bir fikir geldi, sen benim şu teneke kutumu al, içeri gir ve o Scotch dediğin şeyi buna doldur, sonra da bana getir.” Adam “Tamam...” demiş, içeri girmiş. Barmene yaklaşmış: “Selam, 2 scotch istiyorum. Yalnız birini şu teneke kutuya doldurur musun?” Barmen adama ters ters bakmış: “O Allahın cezası şimdi de bizim kapıda mı duruyor?..” (Müge Serdar)

        GÜNÜN SÖZÜ

        Sabahleyin erken kalkarak, gecenin gündüz olmak izin geçirdiği değişime şahit olmayanlar, yeryüzünde hiçbir şey görmemişlerdir. Alain

        YEMEK MENÜSÜ

        · Beyaz Peynir
        · Zeytin,
        · Domates
        · Çokokrem
        · Çay

        ÇOCUĞUNUZA İSİM

        Erkek: UFUKTAN: (a.t.i.) Er. - Sabah aydınlığının ufukla birleştiği nokta.
        Kız: UĞAN: (Tür.) - Yüce, yüksek, güçlü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

        MANİ

        Üsküp dere köprüsü
        Hafif sallar adamı
        Üsküp dere kızları
        İpsiz bağlar admı



        BİLMECE

        Hangi köy kılavuz istemez?

        Cevabı Yarın.

        Dünkü Cevap: Sağlık karnesinde

        Comment


        • 29 Nisan 2009

          Bugün 29 Nisan 2009 6 C.Evvel 1429 Nisan: 16 Kasım:174 İtalyanlar'ın Antalya'yı İşgali (1919)

          HADİS-İ ŞERİF

          Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim).



          YALAN SÖYLEMEK

          Yalan söylemek, günahların en çirkinlerinden ve ayıpların en kötülerindendir. Yalan, her günâhın başıdır. Peygamber Efendimiz (sav.) "Yalandan sakınınız. Çünkü o tacirlerle beraberdir. Her ikisi de cehennemdedir." buyurmuştur.

          Yalan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Ashâb-ı Kiram (r.anhüm) katında kötü ahlâkın en sevilmeyenlerindendir. Hz. Âişe (r.anhâ) "Resûlüllâh'ın ashabının yanında yalandan daha kötü bir ahlâk yoktur." buyurmuştur. Çünkü yalan imânın zıttıdır.

          Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir yere dayanmış vaziyette. "Sizlere günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Allah'a şirk koşmak, anaya babaya âsî olmak." dedikten sonra dayandığı yerden doğruldu ve "Dikkat ediniz, bir de yalan söz" buyurdu.

          Dayanırken kalkıp oturması, yalan sözün büyük aünah olduğuna dikkat çekmek içindir. "Muhakkak melek, yalan söyleyenden gelen kötü koku sebebiyle ondan bir mil uzaklaşır."

          Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Yalan, rızkı azaltır." buyurmuştur.

          İLK LÜGATÇİ: HALÎL BİN AHMED

          Ana dilleri Arapça olmayan Müslümanların Kur'ân-ı Ke-rîm'in okunmasında hataya düşmemeleri için Haccâc bin Yûsuf'un emri ile tabiînin büyüklerinden Ebü'l-Esved ed-Düelî (r.a.) bazı harflere hareke yerine noktalar koydu. Halîl bin Ahmed, bu noktalar yerine bugün kullandığımız harekeleri ve bazı işaretleri koymuştur. Halîl bin Ahmed, Arap dilinin ilk alfabetik lügati "KiUbu'l-Ayn"ı yazmıştır. 791 yılında (hicri 175) vefat etmiştir.

          Bir vecîzesi: "İnsanlar dört kısımdır:

          1- Bilen ve bildiğini de bilen. O âlimdir ona tâbi olunuz.

          2- Bilen ama bildiğini bilmeyen. O uykudadır. Onu uyandırınız.

          3- Bilmeyen ve bilmediğini de bilen. Bu irşâd olmak istemektedir. Ona öğretiniz.

          4- Bilmeyen ve bilmediğini de bilmeyen. O câhildir, ondan sakınınız."

          FIKRA

          Bir gün Madonna bir yarışma düzenlemiş. Kim ona yetişirse, ona sahip olacak. Büyük kalabalığın arasından Madonna Ferrari’siyle otobana çıkmış. Gazladığı an kalabalık peşinden gelmeye başlamış. Giderek kalabalık azalıyormuş. Ferrari’nin hızı 250km/saatte yaklaşınca peşinden tek bir kişi geliyormuş; o da tek ayaklıymış. Madonna hayret etmiş ve arabasını durdurmuş. Arabasından çıkmış ve;

          - Artık bana sahip olabilirsin...

          - Yooo... Önce beni bu arabaya bağlayana sahip olacağım!..

          GÜNÜN SÖZÜ

          Saadet bizim dilediğimizle, Allah'ın bizim için dilediği şeyin bir araya gelmesinden doğar. C. Roy

          YEMEK MENÜSÜ

          · Tarhana Çorba
          · Kadınbudu Köfte
          · Makarna
          · Salata

          ÇOCUĞUNUZA İSİM

          Erkek: UFKİ: (Ar.) Er. - Ufka ait, ufukla ilgili.
          Kız: UFUK: (Ar.) 1. Düz arazide ya da açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer. 2. Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü. 3. Çevre, dolay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

          MANİ

          Mani maniyeleyim mi
          Bir mani söyleyeyim mi
          İşaret et sevdiğim
          Yanına geleyim mi



          BİLMECE


          Hangi macun yenir?

          Cevabı Yarın.

          Dünkü Cevap: Görünen köy

          Comment


          • 30 Nisan 2009

            Bugün 30 Nisan 2009 7 C.Evvel 1429 Nisan: 17 Kasım:175 Muş'un Kurtuluşu (1917)

            HADİS-İ ŞERİF


            Resulüllah’a : Cennettekiler uyurlar mı? diye sorulmuştu. Cevaben buyurdu ki: Uyku, ölümün kardeşidir. Cennettekiler uyumazlar. Hadis (Tirmizi).



            GAZNELİ SULTÂN MAHMUD (R.H.)

            Gazneli Sultân Mahmûd, güzel ahlâklı, iyi huylu, uyanık, iş becerir, dindar sultânlardandır. Yüksek menkıbeleri bir kitab olsa yeridir.

            Sultân Mahmûd, fasihdir, güzel konuşur ve âlimdir, fıkıh ve hadîs ilimlerinde, şiir ye inşâ(nesir)de telifleri vardır. Hanefî mezhebinde derin bir ilmi vardı. Yine bu mezhebde Tefrîd adlı bir kitab yazmıştır.

            Her gece, gündüz giydiği pâdişâh elbisesini çıkarıp eski elbise giyer, namaz kılar, Allâhü Teâlâ'ya münâcât eder, istiğfar eder, kendini kusurlu görür, şu şiiri okurdu: (tercümesi)

            Ben, ne emreden sultân, ne büyük bir fâtihim,

            Bu dergâha yüz süren, zavallı bir fakirim.

            Elimden, amelimden hiçbir şey hâsıl olmaz

            Ancak senin lütuf elin, inşâallah olur yârim.

            Gazneli Mahmûd h. 389 (m. 999) yıllarında Bağdat'taki halîfeden icazet alarak Horasan ve Horasan'nın güneyindeki Sicistan memleketlerinin pâdişâhı oldu.

            Hindistan'da büyük gazalar ve cenkler etti. Sayısız fetihler ve cihangirlikler ile, hakîkî bir mücâhid ve muhârib-dir. Çok şehirler aldı; mescidler, hayır müesseseleri yaptırdı, İslâmiyet'i Hindistan'ın her köşesine ulaştırdı.

            H. 410 (m. 1019) senesinde, otuz bin seçkin askerle Hindistan seferinde bir aylık kum çölünü aşıp, Keşmir'de Ka-nuç şehrine ulaştı. Bu sefer vasıtasıyla elde ettiği ganimetlerden; binlerce yıldan beri kâfirlerin tapındıkları, on bin ma'mûr vakıf köyü bulunan ve binlerce husûsî hizmetçisi olan ve dünyâca meşhur, dört yüz batman (3076.8 kg) som altından yapılmış Sumenât putunu, kadın suretinde yontulmuş altmış miskal (275 kg) ağırlığında yekpare kırmızı yakut kandili, daha nice hediyelerle birlikte Bağdad'a halîfeye gönderdi. Bu sefer vasıtasıyla yirmi bin putperest, Müslüman olmakla şereflendi.

            Sultan Mahmûd, âlimlere, sâlihlere, nedimlere, şâirlere, zayıflara, düşkünlere, fakirlere çok yardım ve cömertçe iyilikler yapar, hediyeler verirdi. H. 421 (M.1030) senesinde altmış üç, yaşında vefat etti. Saltanat müddeti otuz üç yıl idi. (Rahmetullâhi aleyh)

            FIKRA

            Çocuklar bir köpeği çekiştiriyor ve bağırışıyorlardı. Yoldan geçen yaşlı bir adam yanlarına yaklaştı:

            - Ne diye çekiştiriyorsunuz hayvanı?

            - Köpek, içimizde en büyük yalanı söyleyenin olacak.

            - Utanmıyor musunuz siz? Ben sizin kadarken yalan söylemeyi aklımdan bile geçirmezdim!

            Çocuklar, bir ağızdan bağrıştılar:

            - Bravooo!.. Köpeği siz kazandınız!..

            GÜNÜN SÖZÜ

            Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır. Emerson

            YEMEK MENÜSÜ

            · Poğaça
            · Domates
            · Kaşar Peyniri, Süt

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: UĞURLUBAY: (Tür.) Er. - Uğurlu -bay.
            Kız: UĞANBİKE: (Tür.) Ka. - Uğan bike.



            MANİ

            Cam altında ısırgan
            Gavur musun Müslüman
            Gel bir kerecik öpeyim
            Vallahi bak ısırmam


            BİLMECE

            Hangi maymunlar ağaca çıkamaz?

            Cevabı Yarın.

            Dünkü Cevap: Lahmacun

            Comment


            • 1 Mayıs 2009

              Bugün 1 Mayıs 2009 8 C.Evvel 1429 Nisan: 18 Kasım:176 Trafik Haftası (1-7 Mayıs)
              HADİS-İ ŞERİF

              Ümmetimin bana en yakın olanları, bana en çok salavat getirenleridir. Hadis (Beyhaki).



              ÖŞÜR

              Öşür arazisinden çıkan mahsûlün zekâtına -onda bir (1/10) demek olan- "Öşür" denilmiştir. Osur; ayet hadis Ve icmâ ile farzdır. Âyet-i kerîmenin meâlı: .Ey iman edenler kazandıklarınızın ve arzdan sızın için çıkardıklarınızı temiz (helâl)lerinden infâk edin (zekat ve öşür verin). Gözünüzü yummadan (sıkmadan) a c.s olmadığınız fenasını vermeye yellenmeyin. Ve bilirı k Allah Ganî ve Hamîd'dir." (Bakara suresi, ayet 267)

              Hadîs-i serîfte "Yağmurların, nehir ve çeşme (gibi akar suların târla içindeki) kaynağın suladığı (araziden çıkan şeylerde (1/10: onda bir) öşür, (dolaba koşulan) hayvanla Kanan (yerden elde edilen) şeylerde ise yarım (1/20. yirmide bir) öşür vardır."

              Öşürde arazî sahibinin akıllı baliğ (ergin); zengin olmasi şart değildir. Öşürde itibâr, arazi sahibine değil araziyedir. Yânî, mal sahibi; çocuk, deli veya fakir de olsa öşür ile mükelleftir.

              Altın, gümüş para ve ticâret mallarından, yılda bir defa zekât vermek gerekirken; arazide yılda kaç mahsul elde edilirse, hepsinden ayrı ayrı öşür vermek lâzımdır.

              Diğer malların zekâtında, malın-paranın üzerinden bir geçmesi şart olduğu halde, mahsüllerde bir yıl geçmesi gerekmez.

              Ba|, ceviz,susam, fındık, fıstık, çam fıstığı, payam (badem),'zeytin ve benzeri yağlı maddeler ile pamuk.palamut, pelit, keten tohumu, şeker kamışı, seker pancarı, çay yaprağı ve benzeri mahsullerden öşür verilir

              Buğday mısır, pirinç, nohut, mercimek, bakla, fasülye, soğan sarımsak kavun, karpuz, hıyar, üzüm, incir, elma, armut, şeftali, erik, portakal gibi her türlü meyveden yulaf, fiğ burçak gibi her türlü hayvan gıdasından öşür verilir.

              Öşrü verilen üzüm bağının içinde meyve ağaçları olsa veya bağ arasında soğan, sarımsak ekilse, o soğan ve sarımsaktan öşür vermek gerekir. Öşür arâzisi, içinde ekilmediği hâlde kendiliğinden çıkan mahsulden de öşür verilir.

              Hülâsa İmâm-ı A'zam (rh.) buyuruyor ki: Yerten abiden elde edilen mahsûlün azından da çoğundan da öşür farzdır.

              FIKRA

              Birisi kekeme olan iki dağcı bir dağa çıkıp zirvede kamp kurmaya karar vermişler. Daha yolun yarısında kekeme olan diğerini dürtmü; “Bi... bi... bi... bi...” Diğeri; “Ya dur, yorgunum zaten, sonra söylersin!” demiş. Kekeme ısrarla; “Bi... bi... bi... bi... bi... bişe... ssss... ssss... söyliycem...” demiş. Diğeri yine susturmuş.. Biraz sonra kekeme yine dürtmüş adamı “Çç... ççç... çççaaaa...” Diğeri “Ya, bi sus, geldik zaten, az kaldı...” demiş. Neyse dağın tepesine çıkmışlar “Ne söyliycen? Söyle şimdi.” demiş adam. Kekeme “Çç... ççç... çççaaaa... çadırı unuttum!..” demiş. Adam çok sinirlenmiş; “Nasıl unutursun ya?!” filan diye bağırmış. Ama çaresiz geri dönmek zorunda kalmışlar. Başlamışlar tekrar inmeye. İnerken yolda dürtmüş kekeme yine adamı; “Bi... bi... bi... bi...” Diğeri “Ya, dur, sinirliyim zaten. İnince söylersin.” demiş. Kekeme ısrarla “Bi... bi... bi... bi.. bi.. bişey ssss.... ssss.... söyliycem...” demiş. Diğeri yine susturmuş. Kekeme yine dürtmüş; “Şşş... şşş... şşşş...” diye zorlamış. Adam sinirli sinirli; “Ya, bi sus ya, aşağıda söylersin, bi sus ya!..” demiş, susturmuş. Böyle aşağı inmişler. İner inmez adamın siniri geçmiş, sormuş; “Ne söyleyeceksin?” Kekeme “Şşş... şşş... şşşşaaa... şaka yaptım!..”

              GÜNÜN SÖZÜ

              Propaganda öyle bir sanattır ki, insan başkasının ayağına basarken kendisi "ah" der. Bob Hope

              YEMEK MENÜSÜ

              · Düğün Çorba
              · Etli Bezelye
              · Pirinç Pilavı
              · Ayran Tatlı

              ÇOCUĞUNUZA İSİM

              Erkek: UÇUR: (Tür.) Er. 1. Vakit, an, fırsat. 2. Mevsim.
              Kız: UĞRAŞ: (Tür.) - Güçlük ve kötülükle uğraşma, mücadele. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ
              Armudu taşlayalım
              Dibinde kışlayalım
              Sevdiğimi görünce
              Maniye başlayalım



              BİLMECE
              Hangi memeden süt akmaz ?

              Cevabı Yarın.

              Dünkü Cevap: Yükseklik korkusu olan

              Comment


              • Cevap: Takvimde Bugün

                Yukarıda, öşür anlatılmış. eee ne yani ne yapacağız şimdi . Genel kültür ise , tamam, ama , başka, başka anlamlar da çağrıştırmıyor değil.
                ÜSTELİK FARZMIŞ, KİME VE NEREYE VERECEĞİZ, nolacak şimdi ,kafam karıştı

                Comment


                • Cevap: Takvimde Bugün

                  Erkeğin memesi , Buji memesi,Basur memesi

                  Comment


                  • Cevap: Takvimde Bugün

                    Takvimde bugüne bir de, ''dünya basın özgürlüğü günü'' nü ilave edebiliriz

                    Comment


                    • 2 Mayıs 2009

                      Bugün 2 Mayıs 2009 9 C.Evvel 1429 Nisan: 19 Kasım:177 Çankırı'lı O. Nuri Efendi'nin Vefatı (1338)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Yağmurların çoğalıp bitkilerin (ürünlerin) az, Kur’an okuyanların çok olup dini bilenlerin az, İdarecilerin sayıının artıp, güven duyulanların ise kıt olması kıyametin yaklaştığının delillerindendir. Hadis-i Şerif (Taberani).



                      KONUŞMADA SAKINILACAK ŞEYLER

                      Müslüman, konuşurken şunlara dikkat eder:

                      1- Münâkaşa ve mücâdeleden uzak durur. Çünkü bunlar düşmanlığın anahtarıdır. Peygamber Efendimiz (sav.) "Kim haklı olduğu hâlde münâkaşayı terk ederse cennetin en üst derecesinde onun için bir köşk yapılır. Kim de haksız olduğu hâlde münâkaşayı terk ederse onun için cennetin kenarında bir köşk yapılır." buyurmuştur.

                      2- Din kardeşini kötülemez. Zîrâ, kötülemek kişinin kalbini müslüman kardeşinden nefret ettirir ve kendisiyle kardeşi arasına Allah'ın koyduğu perdeyi yıkar.

                      3- Gıybet etmez. Gıybet, kişinin müslüman kardeşi hakkında, duyduğunda hoşlanmayacağı şeyleri yanında yok iken açıkça, kinaye yoluyla veya işaretle söylemektir. Müslüman, gıybet etmediği gibi gıybet edenleri de dinlemez.

                      4- Koğuculuk yapmaz. Bu, bir kimsenin sırrını, duymasını istemediği başka birine götürmektir. Ancak anlatmakta dînî bir fayda varsa veya bir günahı def edecekse anlatılabilir.

                      5- Sövmez ve çirkin söz söylemez.

                      6- Allah'ın yarattıklarından -canlı, cansız- hiçbir şeye lanet etmez, lanet etmeyi alışkanlık hâline getirmez.

                      7- Müslüman kardeşini, küfürle veya fâsıklık ile suçlamaz. Eğer o kardeşi bunlardan uzak ise suçlama kendine döner.

                      8- Bir müslümanı işlediği günah sebebiyle ayıplamaz.

                      9- Çok y0min etmez. Çünkü çok yemin Allah'ın ismini hafîfe almaktır.

                      10- İnsafları yüzüne karşı medhetmekten, şok şaka yapmaktan uzak durur, sözlerinden yanlış mânâların anlaşılmaması için dikkat eder.

                      11- Büyüklerin karşısında sesini yükseltmez.


                      FIKRA

                      Modern bir hapishaneyi gezen gazeteci çığlıkların geldiği bir odanın önünde durdu:

                      - Bu çığlık da ne?

                      - Burası elektirikli sandalye odası. Bir zenciyi idam ediyoruz.

                      - Peki niye çığlık atıyor?

                      - Elektrikler kesildi de, mumla idare ediyoruz!..

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Peşlerinden gidecek cesaretiniz varsa; bütün rüyalar gerçek olabilir. Walt Disney

                      YEMEK MENÜSÜ

                      · DOMATES ÇORBA
                      · SEBZELİ HASANPAŞA KÖFTE
                      · SOSLU MAKARNA
                      · MEYVE SUYU

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM

                      Erkek: ULAĞ: (Tür.) Er. - Ulak.
                      Kız: ULAŞ: (Tür.) - Amacına eriş, isteğine kavuş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      Bahçelerde pırasa
                      Yaprağına kar yağsa
                      Oğlanlar bekâr kalsa
                      Şu kızlara yalvarsa

                      [IMG]http%3A//img504.imageshack.us/img504/5123/ana259ac04fl9.jpg[/IMG]

                      BİLMECE

                      Hangi on tatlıdır?

                      Cevabı Yarın.

                      Dünkü Cevap: Kulak memesi

                      Comment


                      • 3 Mayıs 2009

                        Bugün 3 Mayıs 2009 10 C.Evvel 1429 Nisan: 20 Kasım:178 Fatih Sultan Mehmet'in Vefatı (1481)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Kişi malı, hanımı ve çocuğuyla imtihan edilir. Hadis (Taberani)

                        MALIN EN İYİSİ VERİLİR

                        Müslüman, başkasından kabul etmeyeceği şeyler, sadaka olarak vermez. Allâhu Tea â (meâ len) B r de tutarlar kendilerinin hoşlanmadıkları şeyler. Al âh a snad ederler..." (Nahi Sûresi, âyet 62) buyurmuştur. HrSıhMuhammed Hamdi Efendi, bu âyet-, kerimenin tefsirinde şöyle demiştir: Nitekim kız evladından hoşlan­mazlar, Allah'ın kızlar, var derler, kendüer. riyasette (baş olmakta) başkasının ortaklığından hoşlanmazla akit Allah'a şirk koşarlar, kendiler, elçilerine hurme edilmesini isterler, Allah'ın resullerin, hafife alıp hakaret ederler, putlarına kıymetli malların, takdim ederier, beğenmedikleri aşağılık mallarını Allah için ver­meğe kalkışırlar.

                        Müslüman kendisi için ayırdığı şeylerden sadaka ve­rir Hz. Ali (k.v.) sadaka vereceği zaman çantas.ndak. dirhemlerin en güzelini seçerdi. Eğer bulamazsa en gü­zel elbisesini seçer onu sadaka olarak verir ve "Kıyamet gününde kitabımda 'Sen sağlam ve iyi olan. kendine ayırdın, kötü olanlar, da benim .ç.n harcadın yaz.sını görmekten haya ederim." buyururdu.

                        FÂTİH SULTAN MEHMED HAN'IN VEFATI
                        Fâtih Sultan Mehmed Han, 1481 senesi ilkbaharında üç yüz bin kişilik ordusu ile sefere çıktı. 27 Nisan 148 Cuma günü kapıkulu askerleri ile Üsküdar'a geçti. Pad-sâh Üsküdar'a geçtiğinde hasta olduğu .ç.n birkaç gun Sendikten sonra hareket etti. Maltepe civarındaki Hünkâr Çaym'na geldiğinde hastalığı agırlaşınca he­kimler tarafından ilacın miktarı artırıldı.

                        Fâtih'in doktoru, Yakub Paşa isminde bir Yahudi dön­mesi idi. Papa ve Venedikliler, Fâtih'in ze^nm» *£ şılığında bu doktora büyük b.r servet vadetm.şlerd Ya­kub Paşa da bu servet karşılığında sultam zehirledi. Fâtih, zehirlendikten birkaç gün sonra, 2iMayıs; 148 Perşembe günü öğleden sonra saat dörtte vefat etti. (Rahmetullâhi aleyh)


                        FIKRA

                        Huzurevinin bahçesinde iki tonton yaşlı adam bir banka oturmuş laflıyorlar:

                        - Aaah ah... Yaş oldu 73... Elim ayağım tutmuyor, her tarafım ağrıyor. Benle aynı yaşta değil misin ya sen? Kendini nasıl hissediyorsun?

                        - Yeni doğmuş bir bebek gibi...

                        - Aaa? nasıl yani?

                        - Kafada saç yok, ağızda diş yok, galiba az önce de altıma yaptım!..

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Paylaşılan bir sevinç iki kat olur, paylaşılan bir acı yarıya iner. Cicero

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · EZOGELİN ÇORBA
                        · MANTARLI ABANT KEBABI
                        · KIR PİLAVI
                        · FRAMBUAZLI KEŞKÜL

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: UKDE: (Ar.) Er. 1. Düğüm. Zor, karışık, iş. 2. Bir gezegen yörüngesinin her iki ucu.
                        Kız: UKHUVAN: (Ar.) Ka. - Papatya.

                        MANİ

                        Al giydim alsın diye
                        Mor giydim sarsın diye
                        İnadıma bakarım
                        Sen bana yarsın diye

                        BİLMECE

                        Hangi saatte çay içilmez ?

                        Cevabı Yarın.

                        Dünkü Cevap: Torpiller

                        Comment


                        • 4 Mayıs 2009

                          Bugün 4 Mayıs 2009 11 C.Evvel 1429 Nisan: 21 Kasım:179 Hz.Eyüp Sultan'ın (r.a.) Vefatı (M.672)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Yemeklerinizi biraz soğutarak yeyin ki, sizin için bereketli kılınsın... Hadis (İbn-i Adiyy).



                          İMÂM-I ÂZAM'IN AHLÂKI

                          Hârûn Reşîd, İmam Ebû Yusuf'a Imâm-ı Âzam'ın (rh.) ahlâkını sordu, İmam Ebû Yûsuf şöyle anlattı:

                          "İmam-ı Âzam, Allâhü Teâlâ'nın haram kıldığı şeyle­rin yapılmasını şiddetle men'e çalışır, Allah'ın dîni hak­kında bilmediği bir şeyi söylemekten pek korkardı. O is­terdi ki, dâima Hakk'a itaat olunsun, isyan olunmasın. Çoğu zaman sükût eder, dâima tefekküre dalardı, geniş İlim sahibi idi. Ne çok konuşur, ne de faydasız lakırdı söylerdi. İstenilince ilmini ve malını cömertçe verirdi."

                          Bunun üzerine Hârûn Reşîd, kâtibine "Bunları yaz, bunlar sâlihlerin ahlâkıdır." diye emretti.

                          İmâm-ı Âzam Hazretleri, yemletmeleri lâzım geldiği vakit bir dînâr sadaka verirlerdi. Ailesine sarf ettiği ka­dar sadaka verirlerdi. Oğlu Hammâd, Fatiha okumayı öğrenince hocasına beş yüz dirhem bahşiş verdi.

                          Hureybî, 'Müslümanların, namazlarında Ebû Hanîfe'-ye duâ etmeleri vâcibdir.' buyurdu. (Rahmetullâhi aley­him ecmaîn)

                          BÂNİ-İ DEVLET ÇELEBİ MEHMED

                          Osmanlı pâdişâhlarının büyüklerinden ve Fetret Dev-ri'nden sonra devletin ikinci bânîsini Uzunçarşılı şöyle tarif eder: Çelebi Mehmed Hân, azîm ve metaneti, yük­sek ahlâkî faziletleri, sözüne ve ahdine riâyet etmesi, nâzik ve mutedil tabîati, siyâsî görüşlerindeki isabeti, devlet siyâsetine âid işlerde aşırıya gitmeyerek hâlin îcâbını iyi takdîr edebilmesi ve programlı hareket eyle­mesi, herhangi bir tehlikeye karşı uyanık ve sert hare­keti sayesinde parçalanmış olan Osmanlı devletini bir idare altında toplamaya muvaffak olmuştur.

                          Fetretin acısını derinden hisseden Çelebi Mehmed Hân, devletin benzeri bir hâle düşmemesi için ölüm dö­şeğinde vezîrlerine şöyle söylemişti:

                          "Tez büyük oğlum Murâd'ı getirin. Ben artık bu dö­şekten kalkamam ve Murad gelmeden ben ölürsem; memleket birbirine karışır, Murâd gelmeden vefatım duyulmasın!"


                          FIKRA

                          komutan askerde dursuna sormuş vatan bizim neyimiz diye dursun anamız demiş sonratemele sormuş vatan bizim neyimiz diye temel demiş dursunun anası

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Önemli olan yere düşüp düşmemen değil, tekrar ayağa kalkıp kalkmamandır. Vince Lombardini

                          YEMEK MENÜSÜ

                          · MERCİMEK ÇORBA
                          · TERBİYELİ KÖFTE
                          · FİYONK MAKARNA
                          · ÇOBAN SALATA

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM

                          Erkek: ULUKUT: (Tür.) Er. - Çok uğurlu, kutlu kimse.
                          Kız: ULUM: (Tür.) - Ululuk, haşmet, büyük gösteriş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                          MANİ

                          Mendilimin ucuna
                          Sakız bağlarım sakız
                          Duyuyorum sevdiğim
                          Severmişsin başka kız



                          BİLMECE

                          Hangi saatte çay içilmez ?

                          Cevabı Yarın.

                          Dünkü Cevap: Torpiller

                          Comment


                          • 5 Mayıs 2009

                            Bugün 5 Mayıs 2009 12 C.Evvel 1429 Nisan: 22 Kasım:180 TBMM'nin İlk Toplantısı (1920)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            İnsanların gelip geçtiği yollarda (caddelerde) oturmaktan sakının.Mutlaka oturacaksanız o zaman yolun hakkını verin.Yolun hakkı ise şunlardır: Harama bakmamak, Yoldan gelip geçen insanlara sıkıntı ve eziyet vermemek, ta’cizde bulunmamak, Verilen selamları almak, İyiliği teşvik etmek, Kötülükten de sakındırmak. Hadis (Ebu Davud).



                            İMÂM-I ÂZAM EBÛ HANÎFE (R.H.)


                            İmâm-ı Âzam Hazretlerinin künyesi Ebû Hanîfe, ismi Nu'mân bin Sâbit'tir. Hicrî 80 (m. 699)'de Kûfe'de doğmuş h.150 (m.767) tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir. Babası Sabit, Kûfe'de Hz. Alî'nin (k.v.) kendisine ye zürriyetine bereket ve hayır duasına mazhar olmuştur. İmâm-ı Âzam Hazretleri, tabiînin büyüklerinden olup, gençliğinde ashâb-ı kiramdan (aleyhimümdvân) Enes bin Mâlik'i (r.a.) ve ayrıca üç veya altı-yedi sahâbîyi de görmüş, onlardan hadîs-i şerîfler rivayet etmiştir.
                            İmâm-ı Âzam Hazretleri, dört bin büyük âlimden ilim aldı. Tabiînden İmâm Hammâd'dan (rh.) yirmi sekiz se¬ne ilim tahsîl etti. O vefat edince, yerine müctehid ve müftü oldu.
                            İlmi, fazîleti, zekâsı, firâseti, zühdü, takvası, emânete riâyeti, hazır cevaplılığı, dînini sevme ve korumadaki gayreti, doğruyu bulma kuvveti ve diğer insanî sıfat ve kemâlleri çok idi.
                            İmâm Şafiî Hazretleri: "İnsanlar fıkıhta Ebû Hanîfe'nin çoluk çocuğu gibidirler." ve "Ebû Hanîfe ile teberrük edi¬yorum. Her gün kabrini ziyarete geliyorum. Bir ihtiyâcım olsa, onun kabrini ziyarete gelir, orada iki rek'at namaz kılar, Allah'tan hacetimi isterim ve istediğim verilir." bu¬yurmuştur. İmâm Şafiî Hazretleri ilmi, İmâm-ı Âzam'ın ikinci talebesi olan İmâm Muhammed'in (rh.) kitâbların-dan almış idi.
                            İmâm Ebû Yûsuf: "Ben hadîs-i şerifleri tefsir ve îzâh hususunda Ebû Hanîfe'den daha âlim bir zat görme¬dim", Yahya bin Maîn de "Ebû Hanîfe, sika (itimâda lâ¬yık) idi. Yalnız ezberlemiş olduğu hadîsleri rivayet eder, ezberlemediklerini rivayet etmezdi." buyurmuşlardır. Bazı kimseler Süfyân bin Uyeyne (rh.)'ın yanında İmâm-ı Âzam hakkında ileri geri söz söyleyince "Susun, muhakkak Ebû Hanîfe insanların en çok namaz kılanı, en emîni ve en mürüvvetlisidir." buyurdu. (Hukuku İslâmiye)

                            FIKRA

                            Mehmet bey köpeğinin tasmasından tutmuş yolda giderken, hoşlanmadığı bir komşusuyla karşılaştı. Komşu sordu:

                            - Bu eşekle nereye gidiyorsun?

                            - Yahu bu köpek be!.. Köpekle eşeği birbirinden ayıramıyor musun?

                            - Ben köpekle konuşuyorum. Sen ne diye söze karışıyorsun?

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Önce kendi gideceğin yolu öğren sonra öğretmeye kalk. Buddha

                            YEMEK MENÜSÜ

                            · DÜĞÜN ÇORBA
                            · TAVUKLU BEZELYE
                            · BULGUR PİLAVI
                            · ÇİKOLATALI PUDİNG

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM

                            Erkek: UBEYD: (Ar.) Er. - (bkz. Ubeyde).
                            Kız: UBEYDE: (Ar.) Ka. - Küçük köle, kölecik. Ashabın kullandığı isimlerdendir. Ubeyde b. el-Cerrah.

                            MANİ

                            Pembe giyerim pembe
                            Pembe yakışır gence
                            İnsan bir hoş oluyor
                            Sevdiğini görünce



                            BİLMECE

                            Hangi tasla su içilmez?

                            Cevabı Yarın.

                            Dünkü Cevap: Duvar saatinde

                            Comment


                            • 6 Mayıs 2009

                              Bugün 6 Mayıs 2009 13 C.Evvel 1429 Nisan: 23 Hızır:1 Ebu Hanife'nin Vefatı (765) - Burdur'un Kurtuluşu (1920)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Her takva sahibi, Muhammed’in (üzerine rahmet ve selam olsun) ehl-i beytindendir. Hadis (Taberani, Evsat).



                              İMÂM-I ÂZAMİN (RH.) SÜNNETE BAĞLILIĞI

                              İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (rh.), Medîne-i Münevvere'de iken Ebû Ca'fer Muhammed (k.s.) onu karşıladı ve Ebû Hanîfe'ye, 'Sen kıyas yaparak ceddim (Muhammed Mus-tafâ)'nın (s.a.v.) dinini ve hadîslerini değiştiriyormuşsun' dedi. Ebû Hanîfe, 'Böyle yapmaktan Allah'a sığınırım' dedi ve 'Lâyık olduğun yere otur. Ben de lâyık olduğum yere oturayım. Çünkü benim sana, Ashâb-ı Kirâm'ın ceddiniz Muhammed Mustafâ'ya (s.a.v.) gösterdiği hürmet gibi hürmetim vardır.' dedi. Ebû Ca'fer oturdu, Ebû Hanîfe de diz çöküp önünde oturdu.

                              Ebû Ca'fer'e, 'Size üç şey soracağım, bana cevap veriniz' dedi. Ve birinci olarak şunu sordu:

                              'Erkek mi daha zayıftır, yoksa kadın mı?' Ebû Ca'fer, 'Tabiî ki kadın.' dedi. 'Peki, (mîrasta) erkeğin hissesi kaç, kadının hissesi kaç?' diye sordu. Ebû Ca'fer, 'Erkeğin iki, kadının bir hissesi var.' dedi. Bunun üzerine Ebû Hanîfe (rh.). Bu, ceddin (Muhammed Mustafâ)nın sözüdür. Şayet ben ceddinizin dînini değiştirmiş olsaydım, kıyâsa göre erkeğin bir, kadının iki hisse alması gerekirdi. Çünkü kadın erkekten daha zayıftır.' buyurdu.

                              Namaz mı daha fazîletli yoksa oruç mu?' diye sordu. Ebû Ca'fer, 'Namaz daha fazîletlidir.' deyince Ebû Hanîfe (rh.) 'Bu ceddinizin sözüdür. Eğer ben ceddinizin dinini değiştirmiş olsaydım, kıyâsa göre, kadının hayız-dan temizlendikten sonra orucu değil namazı kaza etmesini emrederdim.' diye cevap verdi.

                              Son olarak da, 'İdrar mı daha necistir, menî mi?' diye sordu. Ebû Ca'fer, 'İdrar' diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebû Hanîfe (rh.), 'Şayet ben ceddinizin dînini değiştirmiş olsaydım, kıyas ile idrardan sonra gusledilme-sini, meniden sonra da abdest alınmasını emrederdim. Çünkü idrar meniden daha pistir. Ben kıyâs ile ceddinizin dînini değiştirmekten Allah'a sığınırım.' dedi.

                              Bunun üzerine Ebû Ca'fer kalkıp, ona iltifat etti, kucakladı ve alnından öptü

                              FIKRA

                              birg gün Türkiya Arjantin maçı varmış temel maç sonusu dursuna sormuş maçı kim kazan dı dursun Arjantin demiş.Temel ardın dan golü kim atmış tedim dursun DiagoArmandoMaradona demiş.Temelde tabi yenerler onlar 3 kişi fazla oynuyor demiş

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Önce doğruyu bilmek gerekir, doğru bilinirse yanlış da bilinir: ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşılamaz. Farabi

                              YEMEK MENÜSÜ

                              · SEBZE ÇORBA
                              · ET DÖNER
                              · SADE PİLAV
                              · AYRAN

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM

                              Erkek: ULUMERİÇ: (Tür.) Er. - Ulu meriç.
                              Kız: ULUN: (Tür.) 1. Büyük, ulu. 2. Temrensiz ok. 3. Buğday, arpa kökü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                              MANİ

                              Kaşların karasına
                              Mim çekmiş arasına
                              Yari ilaç diyorlar
                              Kalbimin yarasına



                              BİLMECE
                              Hangi tene krem sürülmez?

                              Cevabı Yarın.

                              Dünkü Cevap: Kafatasıyla

                              Comment


                              • 7 Mayıs 2009

                                Bugün 7 Mayıs 2009 14 C.Evvel 1429 Nisan: 24 Hızır:2 İlahiyat Fakültesi'nin Kuruluşu (1924)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Allah bu dini zatı için özel olarak seçmiştir. Dininize ancak cömertlik ve güzel ahlak yakışır. Dikkat edin! Dindarlığınızı bu iki nitelikle süsleyin. Hadis (Taberani).



                                İBRAHİM ALEYHİSSELÂM

                                Nûh (a.s.)'ın oğulları önce İrak diyarına yerleşmişler, Fırat Nehri yakınında Bâbil şehrini kurmuşlardı. Sonra onlardan bir bölük ayrılıp Dicle kenarında, şimdiki Musul şehrinin karşı yakasında Ninova şehrini kurdular.

                                BâbiPde Keldânî topluluğu kuvvetlenmiş ve Nebat kavminin ilim ve san'atlarına vâris olmuştur.

                                Bâbil ahâlisi arasında Sâbie dîni zuhur edip, yayılmıştı. Onlar yıldızlara taparlardı. Cenâb-ı Hakk onlara İbrahim (a.s.)'ı gönderdi. Ona on suhuf (sahife) indirdi.

                                Hz. İbrahim, kavmini tevhîde (Allah'ın birliğine) davet etti. İnanmadıkları gibi, Bâbil hükümdarı olan Nemrûd onu ateşe attı. Allah korudu, ateş yakmadı. İbrahim (a.s.) selâmete erdi. Bazıları bu mucizeyi görüp ona îman ettiler. Sonra Hz. İbrahim, mü'minlerle beraber Şam diyarına hicret etti ve Mısır'a gitti. Oradan Kenan iline (Filistin'^) geldi ve oraya yerleşti. Mübarek kabri Kudüs yakınında El-Halîlü'r-Rahmân'dadır.


                                OSMANLI DEVLETİ'NİN ABD'Yİ TANIMASI

                                Amerika Birleşik Devletleri açık denizlerde ticâret yapmaya başlamış ve Osmanlı devletinin hududuna kadar gelmişti. Amerika ile ilk münâsebetler, siyâsî olmaktan çok ticarîdir. Başlangıçta, Cezayir, Tunus ve Trablusgarp gibi Osmanlı idaresinde bulunan yerlerde ticâret yapan Amerika Birleşik Devletleri, Akdeniz kıyılarının yaklaşık dörtte üçünü elinde bulunduran Osmanlı Devleti ile yakınlık kurmaya çalışıyordu.

                                Amerika, Doğu Akdeniz'deki ticâretinin gelişmesi üzerine 1802 senesinde İzmir'de bir konsolosluk kurmak istedi. Osmanlı Devleti ile bir ticâret anlaşması olmadığı için, bu isteği kabul edilmedi. Amerika'ya ticari bazı imtiyazlar verilmediği için, Osmanlı sularındaki Amerikan gemileri İngiliz bayrağı çekerek ticâret yapabiliyorlardı. Bu sıkıntılı durumdan kurtulmak için Osmanlı Devleti'ne müracaat eden Amerika, 1811 senesinde İzmir'de tüccar bir Amerikalıyı konsolos tâyin etti. Ancak Osmanlı Devleti bu konsolosu ancak 1823 senesinde resmen kabul etti. İlk "Amerika Ticâret ve Dostluk Antlaşması" 7 Mayıs 1830 senesinde imzalandı

                                FIKRA

                                Temel ve Dursun yılandırlar ve bir gün sürüne sürüne giderler. Biraz gittikten sonra Temel yanlışlıkla dilini ısırır. Sonra Dursun' a telaşla sorar:

                                -Ula Tursun biz zehirlü müydük?

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Öğüt vermek kolay,örnek olmak zordur. La Rochefaucauld

                                YEMEK MENÜSÜ

                                · YAYLA ÇORBA
                                · ETLİ NOHUT
                                · SEB.BULGUR PİLAVI
                                · MEVSİM SALATA

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                                Erkek: UMAN: (Tür.) Er. - Umudu olan, bekleyen, umutlu.
                                Kız: UMAR: (Tür.) - Çare, çıkar yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİ

                                Derelerin çakılı
                                Kimden aldın akılı
                                Orta yerde oynayan
                                Ağabeyimin çakırı



                                BİLMECE

                                Hanım içerde,saçı dışarıda

                                Cevabı Yarın.

                                Dünkü Cevap: Antene

                                Comment

                                Working...
                                X