fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 19 Eylül 2009

    Bugün 19 Eylül 2009 1 Şevval 1429 Eylül: 6 Hızır:137 Son Sahabi Amr Bin Tufeyl (r.a.) Vefatı (718)

    HADİS-İ ŞERİF

    Dünyada garipler 4’tür. Zalimin göğsündeki (zihnindeki) emri tutulmayan Kur’an; Bir topluluk ortasında bulunup ta içinde namaz kılınmayan cami; Bir evde bulunup ta, kabından çıkarılıp okunmayan Kur’an; Kötü huylu insanlar arasında kalan iyi huylu kişi... (Deylemi).



    BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR?

    Bayram namazının her iki rek'atindeki üçer adet fazla tekbirlere "zevâid tekbirleri" denir. Vacip olan bu tekbirler, birinci rek'atte kıraatten önce, ikinci rek'atte kıraatten sonra alınır. Bayram namazı şöyle kılınır.

    Birinci rek'atte "iftitâh tekbiri"n6en sonra eller bağlanır ve "Sübhâneke"öen sonra imâm sesli, cemâat ise gizlice "Allâhü ekber" diyerek eller kaldırılır ve yanlara salınır; ikinci tekbir alınır ve eller yanlara bırakılır; üçüncü tekbir alınıp eller bağlanır. İmam açıktan Fatihayı ve zamm-ı sûre okur, cemâat dinler. Rükû ve secdeden sonra da ikinci rek'ate kalkılır.

    İkinci rek'atte imâm, önce Fatiha ve zamm-ı sûre okuduktan sonra birinci rek'atin başında alınan tekbirler bu kez kıyamın sonunda üç defa alınır ve eller hep yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir ile rükûa giderek namaz tamamlanır.

    AREFE VE BAYRAM GECELERİ NE YAPMALI?

    Arefe ve bayram geceleri mümkünse Hatm-i Enbiyâ, Hatm-i İstiğfar yapılır ve Tesbîh Namazı kılınır. (Hatm-i İstiğfar, 1001 defa "Estağfirullâhe'l-azîm ve etûbü ileyk"

    diyerek istiğfar okumaktır.) (Duâ ve İbâdetler)

    FIKRA

    Önemli bakanlardan biri bir kokteylde “Düşünebiliyor musunuz?.. Çocukluğumda hep bir soyguncu olmayı hayal etmiştim.” Kokteyldeki şairlerden biri “Gerçekten çok şanslısınız... Çünkü çocukluk hayallerine kavuşabilen çok az kimse vardır dünyada!..”

    GÜNÜN SÖZÜ

    Dünya, sonsuzluk içinde küçük bir parantezdir. Thomas Browne

    YEMEK MENÜSÜ

    · Yıldız Şehriye Çorba
    · Yoğ.Antep Dolma
    · Peynirli Su Böreği
    · M.suyu / Fanta

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: TOYGAR : Tarlakuşu, turgay
    Kız: AYBENİZ:Ay gibi parlak tenli,ay benizli.

    MANİ

    Kaşları ok sevdiğim
    Canımdan çok sevdiğim
    Hep güzeller geliyor
    İçinde yok sevdiğim



    BİLMECE

    Çalmak fiilinin gelecek zamanı nedir?

    Cevabı Yarın.

    Dünkü Cevap: Lamba-Ampül

    Comment


    • 20 Eylül 2009

      Bugün 20 Eylül 2009 2 Şevval 1429 Eylül: 7 Hızır:138 Bayramiç, Mihallıççık ve Sivrihisar'ın Kurtuluşu (1922)

      HADİS-İ ŞERİF

      Birinizin yamalı bir elbise giymesi, kendisine güven duyuran bir görünüm vererek bedelini ödeyemeyeceği bir elbise alıp giymesinden daha iyidir. (Müsned).



      KABİR ZİYARETİ

      Kabir ziyareti, ölümü ve âhireti hatırlattığı için erkeklere müstehab, fitne tehlikesi olmadığı zaman kadınlar için de caizdir. Ziyaretçi, "Esselâmü aleyküm dâre kavmin mü'mi-nîn ve innâ inşaallahu bikûm lâhikun." diyerek selâm verir ki mânâsı "Selâmün aleyküm ey mü'minler diyarı! Biz de inşâallah size katılacağız." demektir.

      Kabrin baş tarafından değil, ayakları tarafından gelir ve mümkünse yüzüne karşı durur. Kabirleri ayakta ziyaret etmek ve yanlarında ayakta duâ okumak sünnettir.

      Bir hadîs-i şerîfte, "Her kim kabristana uğrar ve orada İhlâs Suresi'ni on bir kere okuyup da sevabını ölülere bağışlarsa, kendisine ölülerin sayısınca ecir verilir." buyurulmuştur.

      Kabir ziyaretinde ölülere daha faydalı olmak isterse Yâsin-i Şerîf'i okur. Çünkü hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Her kim kabristana girer de Yasin Suresi'ni okursa, o gün Allah kabirdekilerin azablarını hafifletir. Okuyana, oradakilerin sayısınca sevap verilir."

      "Kur'ân-ı Kerîm'den kolayına geleni; Fâtiha'yı Şşrîfe'yi, Bakara Sûresi'nin baş tarafını 'müflihûn'a kadar; Ayetü'l-Kürsî'yi, Âmenerrasûlü'yü, Yasin-i Şerîf'i, Tebâreke, Jekâ-sür sûrelerini ve İhlâs Suresi'ni on bir yahut yedi veya üç defa okuyabilir. Bundan sonra "Yâ Rabbî! Okuduğumuzun sevabını fülana veya burada yatanlara ulaştır!" diye duâ eder.

      İbn Hacer Mekkîye "Bir kimse bütün kabristandakiler için bir Fatiha okusa, sevabı onlara taksim edilir mi yoksa her birine bütün birer Fatiha sevabı mı verilir? diye sorulmuş da "Bir âlimler cemâati bütün birer Fatiha sevabı ile fetva verdi." cevâbını vermiştir.

      İnsan namaz, oruç, sadaka ve sair amellerinin sevabını başkasına bağışlayabilir. Hattâ nafile sadaka veren kimsenin bütün mü'mınlere niyet etmesinin daha faydalı olduğu bildirilmiştir. Çünkü bu onlara erişir ve sevabından hiçbir şey eksilmez. Ehl-i Sünnet Ve'l-Cemâat'in mezhebi budur.

      Âlimlerin, "İnsan, amellerinin sevabını başkasına bağışlayabilir." sözüne, Peygamberimiz (s.a.y.)'e bağışlamak da dâhildir. O bizi dalaletten kurtardığı cihetle buna daha lâyıktır. Bunda bir nevi teşekkür ve kadirşinaslık da vardır. Kamil, kemâlin ziyâdesini kabul eder.

      FIKRA

      temel oğlunun yanına gitmiş. ((10 katlı bina tabi))

      çıkmış en üste oğlunun yanına nefes nefes içinde kalmış

      oğlu:la baba la niye asansöre binmedin

      temel: la asansör yedi kişilikti 6 kişi bekledim bekledim gelmedi bende merdivenlerden geldimm...

      GÜNÜN SÖZÜ

      Dünya düşüncesi kalpte karanlıktır, ahiret düşüncesi ise kalpte nurdur. Hz. Osman (r.a.)

      YEMEK MENÜSÜ

      · Etli Nohut
      · Şehriyeli Pirinç Pilavı
      · Karışık Turşu
      · Baklava

      ÇOCUĞUNUZA İSİM

      Erkek: TOPRAK : Yer kabuğunun yüzey bölümü
      Kız: AYBİKE: Ay gibi güzel kız

      MANİ

      Çay kıyında çalılık
      Boğazında altılık
      İyi bakın oğlanlar
      Oynayanlar satılık



      BİLMECE

      Yürür yürür iz etmez, Hızlı gitse toz etmez.

      Cevabı Yarın.

      Dünkü Cevap: Hapse Girmek!

      Comment


      • 21 Eylül 2009

        Bugün 21 Eylül 2009 3 Şevval 1429 Eylül: 8 Hızır:139 Peygamberimiz (s.a.v.)'ın Kuba'ya Mescidine gelişi (622)

        HADİS-İ ŞERİF

        İki hakim Cehenneme, bir hakim de Cennete girer. Hakkı bilen ve o hak üzere hüküm veren hakim cennetliktir. Hakkı bilen, fakat o hak ile hükmetmiyerek yargıya zulüm karıştıran hakim cehennemliktir. Hakkı bilmeden, gerçeği öğrenmeden peşin yargıya varan hakim de yine cehennemliktir. (Hakim).



        İKRAMIN ÂDABI

        Ziyafet, Halîlü'r-Rahmân İbrahim (a.s.)'ın sünnetidir. O bir şey yemek istediği zaman bir iki mil mesafeye kadar çıkar ve kendisiyle beraber yemek yiyecek birilerini arardı.

        Resûlüllâh (s.a.v.)'e 'İslâm nedir?' diye sorulduğunda cevaben; "Yemek yedirmen ve selâmı yaymandır." buyurmuştur.

        Müttakîleri (Allah'tan korkanları) davet etmek, fâsıkları davet etmemek ziyafetin âdabından biridir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Yemeğinizden iyiler yesin." buyurmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfte ise; "Yemeklerin en şerlisi, zenginlerin davet edilip, fakirlerin davet edilmediği ziyafet yemeğidir." buyurulmuştur.

        Akrabalarını davet etmeyi unutmamalıdır. Zîrâ onları davet etmemek sıla-yı rahmi terk etmektir. Davetten mak-sad, övünmek değil, din kardeşlerinin samîmî muhabbetlerini kazanmak, Resûlüllâh (s.a.v.)'in, yemek yedirmek ve mü'minlerin kalblerini sevindirmek sünnetini işlemektir.

        Davete gelmesi zor olacak kimseleri ve davete gelenleri rahatsız edecek kimseyi de davet etmek uygun olmaz.

        Ziyafet sahibi, yemeklerin zamanında hazır olması ile alâkadar olmalı, müsâfirlerin rahat yiyebilmesi için davet sahibi müsâfirlerden önce yemekten kalkmamalı, hattâ onların sonuncusu olmalıdır. Müsâfirlere yemeklerden yetecek kadarını takdim etmelidir. Zîrâ az koymak mürüvvette noksanlıktır. Çok koymak ise zayi etmeğe sebeptir. Ancak hepsini yemelerinden hoşlanıyorsa bu müstesnadır. Çünkü hadîs-i şerîfte kişinin müsâfire verdiği ziyafetten hesaba çekilmeyeceği ifâde edilmiştir.

        Ev sahibinin müsâfirini güler yüz ve tatlı dille evin kapısına kadar uğurlaması da âdaptandır.

        FIKRA

        Telekızlar sorunları anlatmak için devrin başbakanına gitmişler. Başbakan hepsiyle tek tek ilgilenmiş, ailelerini, eğitim durumlarını sormuş. Telekızlardan birinin durumu çok şaşırtmış onu. “İyi bir aileden geliyorsunuz” demiş başbakan, “İyi de bir eğitim görmüşsünüz. Çalıştığınız yer de başarılı bir kamu kuruluşu... Peki öyleyse, nasıl fahişelik yapmaya başladınız?” Kız utangaç yanıtlamış başbakanı “Sanırım... Şansım biraz yaver gitti!..”

        GÜNÜN SÖZÜ

        Dün yaptığınız şey size hala çok iyi görünüyorsa ,bugün yeterli değilsiniz demektir. Earle Wilson

        YEMEK MENÜSÜ

        · Ezogelin Çorba
        · Piliç Topkabı
        · Soslu Şakşuka
        · Kase Yoğurt

        ÇOCUĞUNUZA İSİM

        Erkek: TOLGA : Savaşçıların giydikleri demir başlık
        Kız: AYBİRGEN: Ay veren

        MANİ

        Arabalar geliyo
        Ablam gelin oluyo
        O kocaya gidince
        Sıra bana geliyo



        BİLMECE

        Sıcak evin direği
        Tıp tıp eder yüreği

        Cevabı Yarın.

        Dünkü Cevap: Gemi

        Comment


        • 22 Eylül 2009

          Bugün 22 Eylül 2009 4 Şevval 1429 Eylül: 9 Hızır:140 Yavuz Sultan Selim'in Vefatı (1520)

          HADİS-İ ŞERİF

          Borç almaktan sakının! çünkü o, gecenin kaygısı, gündüzün ise zilletidir. Hadis-i Şerif ( Beyhaki )



          YAVUZ SULTAN SELİM HAN

          Yavuz Sultan Selim Han geceleri üç dört saatten fazla uyumaz, vaktini ilim öğrenmekle geçirirdi. Okumaya o kadar meraklı idi ki, harbe gidiş ve dönüşlerinde bile yanında kitap bulundururdu. Mısır seferi dönüşünde, İstanbul'a gelinceye kadar Ibn-i Tanriberdi'nin En-Nücûmü'z-Zâhire fî Mülûki Mısîr ve'l-Kâhire adlı Arapça eserini, Ahmed ibn-i Kemâl Paşa ile mütalaa etmiştir. Kemal Paşazade, Os-manlı tarihini onun emri ile yazmıştır.

          Osmanlı sultanları arasında, tefsir, hadîs, fıkıh, târih, edebiyat gibi ilimlerde en çok bilgisi olanlardan birisi de Yavuz Sultan Selim Han'dır.

          Devlet işlerinde sağlam ve kat'î bir tavırla hareket eden Sultan, herhangi bir devlet işini karâra bağlamadan önce, muhtelif yollarla o iş hakkında vezirlerin ve diğer alakalıların fikirlerinden istifâde ederdi. Uzun süre düşündükten sonra son kararını verir ve ondan dönmezdi. Muntazam bir istihbarat teşkilâtı vardı. Bu teşkilât vasıtasıyla ülke içinde ve dışında geçen hâdiseler hakkında malûmat alırdı. Mühim işlerde bizzat kendisi araştırma yapardı. Bütün heybetine rağmen dâima sadeliği sever ve sâde giyinirdi. Kadirşinas bir zât olup, fikrini açık söyleyenin mütâlâasını kendi fikirlerine ters olsa bile dinler ve uygun ise yapardı.

          Büyük İslâm âlimi Ahmed ibn-i Kemâl Paşa, devri ve şahsı için yazdığı mersiyesinde Yavuz Sultan Selim Han'ı şöyle medhediyor:

          Az zaman içre çok iş etmiş idi

          Sayesi olmuş idi âlem-gîr

          Şems-i asr idi, asırda şemsin

          Zilli memdûd olur, zamanı kasîr.

          (Az zamanda çok işler başarmıştı. Gölgesi bütün cihanı tutmuştu. O padişah ikindi güneşi idi, bu vakitte güneşin gölgesi uzun, ömrü de kısa olur.)

          Yavuz'un gayesi, Müslümanları ve İslâm devletlerini bir bayrak altında toplamak idi. Bu maksadını şu kıtasıyla ifâde etmiştir:

          Milletimde ihtilâf u tefrika endîşesi

          Kûşe-i kabrimde dahi bî-karâr eyler beni

          Müttehidken savlet-i a'dâyı defa çâremiz

          İttihâd etmezse millet dâ'dâr eyler beni.

          FIKRA

          Büyük bir hastanede 5 ünlü cerrah oturmuş hangi meslekten insanları ameliyat etmenin daha kolay olduğuna ilişkin sohbet ediyorlarmış. İlk cerrah; “Ben muhasebecileri, hesap uzmanlarını ameliyat etmeyi severim. İçlerini açtığım zaman her şey numaralıdır, iş kolay olur.” İkincisi; “Doğru ama elektrikçilerin, elektronikçilerin ameliyatı daha kolay olur. Her şey ayrı ayrı renktedir” Üçüncü cerrah; “Siz bir de kütüphanecileri, arşivcileri görün. Her şey alfabetik sıradadır, onun için onların ameliyatı çok kolay olur” Dördüncüsü; “İnşaatçıların ameliyatı da pek kolay olur” demiş. “Üstelik onlar iş bittikten sonra içeride parçalar, yabancı maddeler kalmasına alışıktırlar” Sonuncu cerrah; “Arkadaşlar” demiş “Siz her halde hiç politikacı ameliyat etmediniz. Onların kalbi yoktur. İçleri bomboştur. Beyinleri de öyle. Üstelik kafaları ile popoları birbirlerinin yerine takılabilir!..”

          GÜNÜN SÖZÜ

          Dostluk, mantar yemeği gibidir. Zehirli veya zehirsiz olup olmadığı ancak yendikten sonra belli olur. Uzakdoğu Atasözü

          YEMEK MENÜSÜ

          · Ezogelin Çorbası
          · Tavuk Haşlama
          · Şehriyeli Pilav
          · Mevsim Salata

          ÇOCUĞUNUZA İSİM

          Erkek: TOLAY : 1.Cemaat. 2.Topluluk.
          Kız: AYCAN:Ay gibi sevilen,aydınlık can.

          MANİ

          Kayalarda kayarım
          Yoktur benim ayarım
          Ben sevdadan ölürsem
          Kaderime yanarım



          BİLMECE

          Dokuz ay zindanda yatar
          Altı ayda zil çalar oynar

          Cevabı Yarın.

          Dünkü Cevap: (BABA)

          Comment


          • 23 Eylül 2009

            Bugün 23 Eylül 2009 5 Şevval 1429 Eylül: 10 Hızır:141 Devlet Demir Yollarının (DDY) Kuruluşu (1856)

            HADİS-İ ŞERİF

            Sizden biri, savaşta korunduğu kalkan gibi, oruç da cehennemden koruyucu bir kalkandır. Her ayda 3 gün oruç tutmak güzeldir. (İbn-i Huzeyme, Sahih).



            EHL-I SÜNNET İNANCININ EHEMMİYETİ

            Dîn ilimlerini Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat akîdesi çerçevesinde doğru öğrenmek îcâb eder.

            İslâm dininin itikâdî ve amelî olmak üzere iki ciheti vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'ln "Fırka-i Naciye" buyurduğu Ehl-I Sünnet îtikâdına tabî olmak ve ilmi, Ehl-i Sünnet'e mensub âlimlerden almak îcâb etmektedir.

            Imâm-ı Rabbânî Müceddld-İ EIM Sânî (k.s.) Hazretleri, MektûbâM Şerîfe'de (1/193) şöyle buyurdular:

            "Mükellef müslüman üzerine İlk vacip olan i'tikâdî hükümlerdir. Yânî evvelâ akaidin tashih edilmesi, düzeltilmesi îcâb etmektedir. Bu tashih de Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat âlimlerinin görüşlerine muvafık olarak yapılmalıdır. Muhakkak ki âhiret kurtuluşu Ehl-i Sünnet büyüklerinin görüşlerine tâbi olmaya bağlıdır. Çünkü onlar ve onlara tâbi olanlar, Fırka-i Naciye'dir, yâni kurtuluşa erecek olan topluluktur. Bu topluluk Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ve ashabının yolu üzerine olan topluluktur. Kitap ve sünnetten elde edilen ilimler içerisinde muteber olanlar, Ehl-i Sünnet'in imamlarının, büyüklerinin Kitap ve sünnetten aldıkları ilimlerdir.

            Akaidin tashîhinden sonra fıkıh ilminin ihtiva ettiği ne-lâl-haram, farz-vâcib-sünnet, mendub-mekrûh gibi amelî hükümleri öğrenmek ve bu hükümler ile amel etmek lâzımdır."

            OSMANLI MUTFAĞINDAN: İMAMBAYILDI



            Patlıcanların sapı kesilir, başları düzeltilir. -Kabuğunu soyup soymamak tercihe bağlıdır.- Karnı yarılır, kızdırılmış zeytinyağında birkaç defa çevirip çıkarılır. Halka halka doğranmış soğan sararıncaya kadar yağda çevrilir ve zevke uygun düşerse diş diş soyulmuş sarımsak ilâve edilerek birkaç defa çevrildikten sonra karışım patlıcanların içine doldurulup tencereye istif edilir, tuzu ve' biberi serpilir. Kalan yağ ve sıkılmış domates suyu, yağı alınmış safi et suyu ve temiz su ilâve edilir, ilik gibi oluncaya ve suyu bir miktar kalıncaya kadar pişirilir. İçleri dökülmeden tabağa konur ve suyu üzerine gezdirilir.

            FIKRA

            Kasabanın rahibi berberde tıraş olmuş. Sıra ücreti ödemeye gelince; “Para istemez efendim...” demiş berber, “bu benim dinime bir hizmetim olsun... Berber ertesi sabah dükkanı açmaya geldiğinde kapısında 12 adet dua kitabı bulmuş... O gün polis şefi tıraşa gelmiş. Tıraş sonunda borcunu sorunca: “Ücret istemez beyim... Bu benim topluma bir hizmetim olsun...” Berber ertesi sabah kapısında polis şefi tarafından bırakılmış 12 çikolata bulmuş... Bir milletvekili tıraşa gelmiş ertesi gün... Sıra ücret ödemeye gelince: “Gerek yok sayın parlamenter, bu benim meclise bir hizmetim olsun.” Berber ertesi sabah işe geldiğinde bakmış kapıda 12 milletvekili bekliyor...

            GÜNÜN SÖZÜ

            Dostlarınıza bir gün düşmanınız olabileceklermiş gibi, düşmanlarınıza ise bir gün dostunuz olabileceklermiş gibi davranın. Bernard Shaw

            YEMEK MENÜSÜ

            · Süz.Mercimek Çorbası
            · Köfte-Patates Kızartma
            · Sebzeli Pilav
            · P.Ayran

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: TİMUR : Demir - Türk-Moğol İmparatoru
            Kız: AYÇA: Yay biçimindeki ay,Hilal.

            MANİ

            Çeşmenin taşı gibi
            Gözünün yaşı gibi
            Öyle bir kız sevdim ki
            Kanarya kuşu gibi



            BİLMECE

            Özü tatlı,
            Sözü tatlı,
            Candan daha değerli

            Cevabı Yarın.

            Dünkü Cevap: (BEBEK)

            Comment


            • 24 Eylül 2009

              Bugün 24 Eylül 2009 6 Şevval 1429 Eylül: 11 Hızır:142 İran-Irak Savaşı'nın (1980) - II. Selim'in Tahta Çıkışı (1566)

              HADİS-İ ŞERİF

              Birinizin elbisesi eskidiği gibi, göğsündeki imanı da eskir. Öyle ise, Allah’tan, kalbinizdeki imanın yenilenmesini isteyiniz. (Taberani).




              ŞEYTANIN HİLELERİ

              Şeytan, insanın ibâdetine mâni olmak için nasıl vesvese verir:

              • 'Allah'ın senin ibâdetine ihtiyâcı yoktur' der.

              Ona de ki: 'Kim sâlih amel işlerse kendi içindir, kim de mücâhede ederse kendi için mücâhede eder.'

              • 'Allah Kerîm'dir. Seni mağfiret eder ve amelin olma

              sa da seni cennete koyar.' der.

              Ona de ki: (meâlen) "Seni o kerîm rabbine karşı ne şey aldattı?" (İnfitâr Sûresi, âyet 6) "O, o cennettir ki, ona kullarımızdan takva sahibi olanları vâris kılarız." (Meryem Sûresi, âyet 63)

              • 'Senin ibâdetin ayıplıdır, ona riya ve benzeri şeyler karışmıştır. Sen müttakî, takva sahibi değilsin. Öyle ise Allah senin amelini kabul etmez. Nitekim Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur: (meâlen) "Allâhü Teâlâ ancak takva sahibi olanlardan kabul eder." (Mâide sûresi, âyet 27) O halde senin amelin zayi olmuştur.' der.

              Ona şöyle de: Benim muradım, Allâhü Teâlâ'nın emrine imtisal ederek, sarılarak onun azabını defetmektir.

              Hasan (r.h.)'dan şöyle rivayet olunmuştur: "Günahlardan biri, amelsiz olarak cenneti talep etmektir." Peygamberimiz de (s.a.v.) buyuruyor ki: "Akıllı kimse nefsini hesaba çekerek, ölümden sonrası için amel edendir. Ahmak ise nefsini hevâsına tâbi kıldığı hâlde Allah'tan rahmet temennî edendir."

              • Şeytan ona amelini ya ihtiyarlığına ya dünyâ işlerini bitirdiği boş bir zamana veya mübarek bir vakte ve mekâna te'hir etmesini emreder. Ona şöyle de: Benim ecelim benim elimde değil, Allah'ın takdirindedir. Öyle ise onu uzatmam mümkün değildir. Onun vaktini de bilmiyorum. Her gün için bir amel vardır. Ben bugünün amelini başka bir vakte bırakırsam, o vaktin amelini ne zaman yapacağım. Resûlullâh (s.a,v.): "Amellerini te'hir edenler helak olmuştur." buyurmuşlardır.

              FIKRA

              Suya düşen Pinochet’i kurtarıp, yapay solunumla yaşama döndüren gence, diktatör “Ben devlet başkanıyım. Hayatımı kurtardın... Dile benden ne dilersen...” Delikanlı hemen ağzını, koluna silmiş ve “Sizi kurtardığımı kimseye söylemeyin, yeter!..”

              GÜNÜN SÖZÜ

              Dostlarımla beraber olduğum zaman yalnız değilim. O dakikadan sonra da iki kişi değiliz. Pisagor

              YEMEK MENÜSÜ

              · Sebze Çorbası
              · Etli Fırında Türlü
              · Tepsi Böreği
              · Komposto

              ÇOCUĞUNUZA İSİM

              Erkek: TİMUÇİN : Moğol İmparatoru Cengiz - Katı, sağlam demir
              Kız: AYÇAĞ:Ay gibi parlak çağ.

              MANİ

              Konağın penceresi
              Ne zalimdir gecesi
              Sana kim aşık olur
              Sokaklar eğlencesi



              BİLMECE

              Yattım yumuşak
              Uyudum sıcak sıcak

              Cevabı Yarın.

              Dünkü Cevap: (ANNE)

              Comment


              • 25 Eylül 2009

                Bugün 25 Eylül 2009 7 Şevval 1429 Eylül: 12 Hızır:143 Yıldırım Bayezit'ın Niğbolu Zaferi (1396)

                HADİS-İ ŞERİF

                Siz kadınların evinizde ev işlerini yaparken çektiğiniz sıkıntı, inşaallah(cephede)Allah yolunda savaşanların sevabına denk sayılır. (Ebu Ya’la).



                OSMANLI'NIN SAĞLIK HİZMETLERİ

                Sağlık, insanoğluna verilmiş büyük bir nimettir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), Hz. Abbâs'a (r.a.) hitaben: "Ey Abbâs, Ey Resûlullâh'ın amcası, Allâhü Teâlâ'dan dünyâda ve âhirette afiyet iste" ve "Ey Allah'ın kulları, tedâvî olunuz, zîra, Allâhü Teâlâ hiçbir hastalık yaratmamıştır ki ondan ha­lâs için bir deva yaratmamış olsun" buyurmuşlardır. Be­denin ve fikrin rahatı ancak sıhhat ile olduğu için hayât ve sıhhate edilecek hizmet en hayırlı hizmettir.
                Bu hususa hakkıyla vâkıf olan Osmanlı, her devirde memleketin her köşesinde pek mühim ye övülmeye lâyık nice sağlık müesseseleri vücûda getirmiş ve halkın fukara ve kimsesizlerinden binlerce hastanın sıhhat ve afiyetle­rini temin etmek hizmetinde bulunmuştur. Husûsiyle İkin­ci Abdülhamîd Han'ın hizmetleri takdire şayandır. Geniş hudûdlarına rağmen devletin her köşesine bîmârhâne, tımarhane, şifâhâne veya dârüşşifâ denilen hastahâneler tesis etmişlerdir. Bunlardan bazıları şunlardır:
                30 Aralık 1898'de Gülhane Serîriyât Hastahânesi ve Tabâbet-i Askeriye Tatbikat Mektebi; 1899'da Şişli tepele­rinde Sultanın bizzat bütyn masraflarını üstlendiği Hamî-diye Etfai Hastahâne-i Alisi inşâ edildi. Kastamonu ve Hüdâvendigâr vilâyetlerinde hastahâneler tesîs edildi. Adana, Ankara, Aydın ve Konya vilâyetlerinin bir çok ma­hallerine seyyar hastahâneler ve doktorlar gönderilmiştir.
                Çiçek hastalığı için Medîne-i Münevvere ve Basra gibi uzak mahallere dahi birçok masraflarla "Aşı istihzârnâ-neleri" açılmış ve Devlet-i Aliyyenin en ücra yerlerine ve en küçük köylerine dahi şehâdetnâmeli ve muvazzaf aşı­cılar gönderilerek oradaki vatan evlâdına meccânen aşı­lar yapılmış, çocukların doğumundan altı aya kadar aşı-landmlmaları da temin edilmiştir.
                Kuduz illetine karşı İstanbul'da "Dâü'l-kelb Tedâyîhâne-si" Bağdâd, Selanik, Şâm, Diyarbekir, Erzurum gibi bazı merkezlere ayrıca "dâ'ü'l-kelb ameliyathaneleri" tesîs olunmuştur.
                Kağıthane menba suları toplanarak İstanbul'un bir çok mahallerinde inşâ olunan Hamîdiye çeşmelerine tevzî edilmiştir. Böylelikle Galata, Beyoğlu, Taksîm ve Şişli ta­raflarında zuhur eden hastalıklara karşı tedbir alınmıştır.

                FIKRA

                Devrim mahkemelerinden birinde yargılanıyordu sanık. Mahkeme başkanı karar aşamasında, yanında uyuklayan üyeyi uyandırdı, “Ne diyeceksiniz karar hakkında?” diye sordu. Üye yargıç, uyku sersemliği içinde “Asılsın” dedi. Mahkeme başkanı şaşkın şaşkın baktı arkadaşının yüzüne “ Ama... Bu dava idamı gerektirecek denli önemli bir dava değil...” Böylesine basit bir sorundan dolayı uykusunun bölünmesine bozulan yargıç hemen kesin tavrını koydu “Öyleyse kesilsin!..”

                GÜNÜN SÖZÜ

                Dostlarımızdan şüphelenmek, onların ihanetinden çok daha utanç vericidir. La Rochefoucauld

                YEMEK MENÜSÜ
                · Kaşarlı Domates Çorbası
                · Tas Kebabı
                · Sade Pilav
                · P.Ayran

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: TEZCAN : Telaşlı, heyecanlı
                Kız: AYÇAN:Ay gibi aydınlık kişi.

                MANİ

                Mendilim yelleniyo
                Şu gönlüm eğleniyo
                Şu macirin kızları
                Oğlanmı beğeniyo



                BİLMECE
                Ham iken tatlı
                Olmuşu acı
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: YATAK

                Comment


                • 26 Eylül 2009

                  Bugün 26 Eylül 2009 8 Şevval 1429 Eylül: 13 Hızır:144 KADİR GECESİ - I. Viyana Kuşatması (1529)

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Kıyamet gününde şehitler getirilip, hesap için durdurulur. Sadaka verenler getirilip, hesap için durdurulur. Dert verilip belaya uğratılanlar da getirilir, ancak onlara ne mizan kurulur ve ne de divan. Kendilerine yağmur gibi sevaplar yağdırılır. Bela ehlinin elde ettiği bu sonsuz ödülleri gören mahşer halkı, “ah keşke dünyada iken biz de hastalansaydık da cesetlerimizi makaslarla kesseydiler”, diyerek onların elde ettikleri mükafatlara imreneceklerdir. (Taberani,Mu’cemul-Kebir).



                  MÜSÂFİRİ DARILTAN ALLAH'I DARILTMIŞTIR

                  Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Müsâfire zorluk çıkarmayın, yoksa onu darıltırsınız. Müsâfiri darıltan Allah'ı darıltmıştır, Allah'ı darıltana Allah buğzeder, onu sevmez."
                  Fakir ve zenginin dâvetine gitmek sünnettir. Önceki peygamberlere indirilen bazı kitaplarda şöyle zikredilmiş­tir: "Bir mil yürü, hastayı ziyaret et, iki mil yürü, cenazeye iştirak et, üç mil yürü davete icabet et."
                  Resûlullâh (s.a.v) buyurdu ki: "Kuraya da dâyet edil-sem icabet ederim." Kura, Medine'ye birkaç mil uzakta bir yerin adıdır.
                  Nafile oruç tutan kimse davet edildiği zaman davete icabet eder, ikram edilenden yer ve sonra orucunu kaza eder. Zîra davet eden kardeşini memnun etmek, tuttuğu nafile oruçtan daha faziletlidir.
                  Davet edildiği yerde şüpheli bir şey varsa gitmez. Davet eden kişi fâsık, zâlim, bid'at ehli veya davetiyle kibirlenen bir kişi ise yine icabet etmez.
                  Davete icabet, karnını doyurmak niyetiyle değil, tâat niyetiyle olmalıdır. Kişi davet edildiği yerden ancak ev sa­hibinin izni ile çıkar. Cenaze evine yemek götürmek müstehabdır.


                  SAĞLIK İÇİN BAZI TAVSİYELER

                  Otururken dik durmalıdır.
                  Uzun süre hareketsiz kalmamalı, bilhassa yolculuk gibi zarurî hallerde mümkün oldukça mola vermelidir.
                  Bel ağrılarına da iyi geldiği için düzenli yürüyüş yap­malıdır.
                  Koltuk, sırtı desteklemiyorsa bir yastıktan destek al­malıdır.
                  Yerden bir şey almak için beli değil, dizini bükmelidir.
                  Ağır bir şeyi yalnız kaldırmamali, mecbur kalırsa göv­desine yakın tutarak kaldırmalıdır.
                  Ânî hareketler yapmamalıdır.
                  Ayaklar sabit iken vücûdu sağa veya sola döndürerek yerden bir şey almamalı veya vücûd zorlanarak yüksek bir yere uzanmamalıdır.
                  Stres, bel ağrısını artırır.


                  FIKRA

                  Solomon kötü giden her şey için Musa’yı suçluyordu. Nedenini sorduklarında “Musa Kızıldeniz’i geçtiği zaman sağa değil, sola dönseydi Araplar kumu, biz petrolü alacaktık!..”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Dinlemesini bilenler,ülkeleri fethetmesini bilenlerden daha büyüktürler. Franklin

                  YEMEK MENÜSÜ

                  · Süzme Mercimek Çorba
                  · Mezgit Tava
                  · Barbunya Pilaki-Roka
                  · Helva

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM

                  Erkek: TEVFİK : Uygun düşme, uyma - Başarma - Allah'ın yardımına ulaşma
                  Kız: AYÇİÇEK: Gün çiçek

                  MANİ

                  Osmaniye üst başta
                  Oturma kışın taşta
                  Ben senle eğleniyom
                  Benim sevdiğim başka



                  BİLMECE

                  Ben giderim,
                  O gider
                  Güneşte beni izler

                  Cevabı Yarın.

                  Dünkü Cevap: (BEBEK)

                  Comment


                  • 27 Eylül 2009

                    Bugün 27 Eylül 2009 9 Şevval 1429 Eylül: 14 Hızır:145 Preveze Deniz Zaferi (1538) – Deniz Kuvvetleri Günü

                    HADİS-İ ŞERİF

                    Hak sahibinin konuşmaya hakkı vardır. (Buhari).



                    HELÂL VE HARAM

                    Resûlullâh (s.a.v.), "Helâli talep etmek (kazanmak) her müelümana farzdır." buyurdular. Bazı İnsanların, tembellikten rehavete kapılarak 'zaten helâl kalmadı' demeleri cehalettendir.

                    . Resûlullâh (s.a.v.), "Helal acıktır, haram da açıktır. Iklel araeında şüpheli bazı İşler vardır." buyurmuştur. Allâhü Teâlâ da "Ey resuller! Sâfl (temiz) ve helâl şeylerden yiyin ve İyi amelde bulunun." buyurdu. (Mu'mi-nûn sûresi, âyet 51)

                    Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki:

                    • "Kim kırk gün helâl lokma yerse Allah onun kalbini nurlandırır, hikmet pınarlarını kalbinden diline akıtır."

                    Diğer bir rivayette "Allah onu dünyada zâhid kılar."

                    Hz. Sa'd (r.a.) Resûlullâh Efendimiz'den (s.a.v.) duaları Allâhü Teâlâ katında kabul edilenlerden olmayı istedi. Resûlullâh (s.a.v.), "Yiyeceklerini temiz (helâl) kıl, duana icabet olunur." buyurdular.

                    Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

                    "Beytü'l-Makdis'in üzerinde Allâhü Teâlâ'nın bir meleği vardır. O her gece şöyle nida eder; haram lokma yiyen kimsenin sarfı (nafile ibâdeti) de, adli (farz ibâdeti) de kabul olunmaz."

                    "Bir kimse on dirheme bir elbise alsa, parasının içinde bir dirhem haram olsa, o elbise üzerinde olduğu müddet çe Allâhü Teâlâ kıldığı namazı kabul etmez."

                    "İnsanın ateşte yanması, vücûdunda haramdan bir et parçası meydana gelmesinden evlâdır."

                    "Bir kimse kazandığı malın nereden geldiğine ehemmiyet göstermezse, Allâhü Teâlâ da onun cehenneme

                    nereden gireceğine ehemmiyet vermez."

                    "İbâdet on parçadır. Dokuzu helâli talep etmekdir."

                    "Bir kimse günah yoldan kazandığı mal ile sıla-i rahim eder, onunla tasadduk eder veya onu Allah yolunda harcarsa, Allâhü Teâlâ hiçbirini (kabul etmez ve) onların hepsini bir araya toplayarak cehenneme atar."

                    Ibn Abbâs (r.a.) buyurdu ki: "Allâhü Teâlâ, karnında haram lokma olan kimsenin namazını kabul etmez."

                    FIKRA

                    1973’teki Arap-İsrail savaşı sırasında, Mısırlı yöneticiler “kapalı kapılar ardında” aldıkları tüm kararların İsrail tarafından hemen öğrenilmesinden şikayetçiler... Bir gün başbakan, bakanlar kurulunu toplamış ve “Beyler, çantalarınızı burada bırakın, toplantıyı bir başka salonda yapacağız.” Gizli bir başka salona geçilmiş ve toplantı saatlerce sürmüş. Hükümet üyelerinden birisi tuvalete gitmek için izin istemiş. Başbakan “Toplantı bitmeden, kimse bu salondan çıkmayacak!” Bakan “Ama efendim, bu durumda ben ne yapacağım?” Başbakan gürlemiş “Sen de altına yap be adam!.. Bugün kimse çıkmayacak ve burada alınan kararlar dışarı sızmayacak!..” Boynunu büken bakan, yerine oturmuş. Bir süre sonra, toplantı salonunun kapısı çalınmış. Bakmışlar, tuvalet izin alamayan bakanın eşi, elinde bir paketle bekliyor. Bakan eşinin niye geldiğini sorunca, kadın “Ayol duymadınız mı? İsrail radyosu 1 saattir toplantıdan canlı yayın yapıyor... Sana temiz çamaşır getirdim!..”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Dili ve sözü bir olmayan kimsenin yüz dili bile olsa o, yine dilsiz sayılır. Mevlana

                    YEMEK MENÜSÜ

                    · Ezogelin Çorbası
                    · Etli Kuru Fasulye
                    · Meyhane Pilavı
                    · Mevsim Salata

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM

                    Erkek: TEOMAN : Hun İmparatoru Mete'nin babası
                    Kız: AYDA: Dere kıyılarında yetişen bir bitki

                    MANİ

                    Kahve piştiği yerde
                    Pişip taştığı yerde
                    Güzel çirkin aranmaz
                    Gönül düştüğü yerde



                    BİLMECE

                    Askerden küçük
                    Paşadan büyük

                    Cevabı Yarın.

                    Dünkü Cevap: (GÖLGE)

                    Comment


                    • 28 Eylül 2009

                      Bugün 28 Eylül 2009 10 Şevval 1429 Eylül: 15 Hızır:146 Kestane Karası Fırtınası – Kazım Karabekir’in Ermenilere Karşı Harekatı (1920)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      İblis (şeytan), karargahını denizde kurar. Sonra insanları aldatmak için askerlerini bölük bölük onların üzerine gönderir. İblisin askerlerinin rütbece en yukarı olanı, fitnesi en fazla olanıdır. Onlardan birisi iblis’e gelir ve “şöyle şöyle yaptım” der. İblis ona, “sen hiçbir şey yapmış sayılmazsın” diye karşılık verir. Bir diğeri gelir, “Filan kimsenin karısı ile arasını açıncaya ve aile yuvasını dağıtıncaya kadar yakasını bırakmadım"”der. İblis bu askerini kendisine yaklaştırır ve “Sen ne kadar iyi bir askersin” diyerek iltifatta bulunur. (Müslim).



                      ANA-BABANIN VAZİFELERİNDEN BAZILARI

                      Annenin çocuğunu emzirmesi sünnettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuk için anasının sütünden daha hayırlı süt yoktur." buyurmuştur.

                      Ana-baba, yeni doğan çocuğun ağlamasından rahatsız olmamalı. Çünkü çocuğun ağlaması; zikir, tehlîl ve Allah'ı hamd, ana babası için de duâ ve istiğfardır.

                      Ana-baba çocuk konuşmaya başladığı zaman önce, yedi defa tekrar ederek kelime-i tevhidi (Lâ ilahe illallah) öğretir.

                      Yedi yaşına geldiği zaman namaz kılmasını söyler, on yaşına geldiği zaman, namaz kılmıyorsa (hafifçe) vurur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuklarınız yedi yaşına geldikleri zaman namaz kılmalarını emredin. On yaşına geldikleri zaman da (namaz kılmazlarsa hafifçe) vurunuz." buyurmuştur.

                      On yaşına geldiği zaman yatağını ayırmalı. Onlara merhamet ve lütufla muamele etmeli. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Bir kimsenin ailesinin; çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını karşılaması Allâhü Teâlâ'nın gadabını söndürür, kişinin sevab ve derecelerini artırır." buyurmuştur.

                      Çocuğun yaramazlığına üzülmemelidir. Peygamber Efendimiz (sav.) "Çocuğun küçüklüğündeki yaramazlığı, büyüdüğü zaman aklının ziyâde (çok zeki ve akıllı) olacağına alâmettir." buyurmuştur.

                      Çocukları şefkat ve merhametle öpmeli. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuklarınızı çok öpünüz. Çünkü sizin her öpmenize karşılık cennette bir derece vardır." buyurmuştur.

                      Sahabeden Akra' (r.a.), Peygamber Efendimizi (s.a.v.), torunu Hz. Hasan'ı öperken görünce 'Benim on tane evlâdım var, onlardan hiçbirini öpmedim.' dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz." buyurdu.

                      FIKRA

                      Adama lotodan büyük ikramiye çıkmış. Parayı ne yapacağını düşünürken bir arkadaşı “Parayı 3’e böl. Üçte birini repoya yatır, üçte biriyle gayrimenkul al... Kalan üçte bir ileyse uçak ve bomba... Sonra da Güney Lübnan’ı bombala...” Adam “Repoyu, gayrımenkulu anladık da, bomba işi ne oluyor?” diye sorunca, arkadaşı “Yahudiler yapıyorsa, vardır mutlaka bir hikmeti...”

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar. Yavuz Sultan Selim

                      YEMEK MENÜSÜ

                      · Düğün Çorba
                      · Kıymalı Ispanak
                      · Kol Böreği
                      · P.Yoğurt

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM

                      Erkek: TEKİN : Tek, eşsiz - Uyanık, tetikte
                      Kız: AYDAN: Güzelliğini aydan almış,ay gibi parlak ve güzel

                      MANİ

                      Kara kütük yanıyor
                      İçinde çay kaynıyor
                      Hele bakın eltiler
                      Ne de güzel oynuyor



                      BİLMECE

                      Gece içindeyiz
                      Gündüz dışında
                      Pencereli, kapılı
                      Şirin bir yuva

                      Cevabı Yarın.

                      Dünkü Cevap: (ÇOCUK)

                      Comment


                      • 29 Eylül 2009

                        Bugün 29 Eylül 2009 11 Şevval 1429 Eylül: 16 Hızır:147 İnebahtı Kalesi’nin Fethi (1499) – Sarıkamış’ın Kurtuluşu (1920)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Müslümanlar arasında sevgi ve dostluk, atadan evlada miras kalır. (Taberani).



                        ALLAH'IN KULA MUHABBETİ

                        Allâhü Teâlâ'nın bir kulu sevmesi için o kulun günahlardan arınması şarttır. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyurulmuştur: (meâlen) "Allâhü Teâlâ da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiretle örtsün, yarlığasın." (Al-ı Imran sûresi, âyet 31)

                        Bir hadîs-i kudsîde şöyle buyurulmuştur: "Kulum nafile ibadetlerle bana öyle yaklaşır ki ben de onu severim."

                        Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

                        • "Muhakkak Allâhü Teâlâ dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir. İmânı ise ancak sevdiğine verir."

                        *.J'Kİ,™ A."ah için tevâzû 9österirse Allah onu yüceltir, kim kibirlenirse onu alçaltır. Zâtını çok zikredeni Allah sever. Sonra da onun işiten kulağı olur."

                        w Allâhü Teâlâ'nın kulunu sevmesinin alâmeti onu diğer şeylerden uzaklaştırması ve zâtı ile diğer sebepler arasına mâni koymasıdır.

                        Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah bir kulunu sevdiği zaman onu belâya müptelâ eder (uğratır), fazla sevdiği zaman iktinâ eder." Onu iktinâ et-mesinin mânâsı sorulunca "Onun malını ve ehlini almasıdır." buyurdu.

                        • "Allah bir kulunu sevdiği zaman onu belâya müptela kılar, eğer sabrederse ve razı olursa onu mümtaz kullarından kılar."

                        Kulun Allah'a olan muhabbetinin alâmeti, Allah'ın sev-dıgı şeyleri kendi sevdiği şeylere tercih etmesi, Allah'ı çok zikretmesi ve Allah'a münâcâtın kendisine başka şeylerden daha sevimli olmasıdır.

                        İYİLİK, DUÂ İÇİN DEĞİL ALLAH İÇİN

                        Hz Aişe'ye (r.anha) bir kadın gelip bir şeyler istemiş o da hizmetçisine bir şeyler vermesini emretmişti Hizmetçi verip yanına geldiğinde Hz. Âişe (r. anha) 'O sana ne dedi?' deyince 'Allah bereket versin.' dedi Bunun üzerine "Git, ona yetiş ve 'Allah sana da bereket versin' de ki, bu söz onun sözüne karşılık olsun. Sadaka da bizim için fazîlet -sevab- olsun." buyurdu.

                        FIKRA

                        Haccac’a sormuşlar “Niçin zulmediyorsun; bu zulmün nedeni ne?” Haccac “Bir ülke ya ilimle yönetilir ya zulümle... Benim ilmim yok, geriye zulüm kalıyor!..”

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Deniz gibi mal kazan, fakat sen üzerinde gemi ol. Mevlana

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · Kremalı Mantar Çorba
                        · Püreli Rosto Köfte
                        · Spagetti Makarna
                        · Mevsim Meyve (Mandalina)

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: TAYLAN : Yakışıklı ve sırım gibi genç.
                        Kız: AYDENİZ: Hem ay, hem de deniz

                        MANİ

                        Karalar karda kaldı
                        Bülbüller zarda kaldı
                        Gönül kapısı kitli
                        Anahtar yarda kaldı



                        BİLMECE

                        Pazardan aldım
                        Bir tane
                        Eve geldim
                        Bin tane

                        Cevabı Yarın.

                        Dünkü Cevap: (EV)

                        Comment


                        • 30 Eylül 2009

                          Bugün 30 Eylül 2009 12 Şevval 1429 Eylül: 17 Hızır:148 Kanuni (1520) ve II.Selim Han’ın tahta çıkışı – Turna Geçimi Fırtınası – Azerbaycan’ın İstiklali (1991) –Selim ve Göle’nin Kurtuluşu (1920)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Hz. Peygamber sözlü iddia ve ithama göre ceza vermezdi. Ve birinin diğeri aleyhindeki iddiasını delilsiz ve ispatsız kabul etmezdi. (Ebu Nuaym)



                          KEHF (MAĞARA) ASHABI
                          Ashâb-ı Kehf, Şâm yakınlarında bir şehirden, her birisi asilzade birkaç yiğit idiler. İsimleri; Yemlihâ, Mislînâ, Mek-selinâ, Mernûş, Debernuş, Şâzenûş, Kefeştetayyûş idi. Beldenin Kralı Dakyânus ilahlık davasına kalkmış, halkını kendisine taptınyordu. Allâhü Teâlâ gençlere hidâyet verdi ve birliğini kalplerine ilham etti. Onlar ihlâsla müslüman oldular. Müslüman oldukları haberi Dakyanus'a ulaşınca onları huzuruna getirtti ve "Bunca halk tanrımız diye bana taparlar, işittim ki siz benden gayrıya taparsınız. O ilâhınız kimdir?" dedi. Onlar -meâlen- "Ve onların kalplerini kuvvetlendirdik, o vakit ki: kıyam ettiler (Dakyanus'tan korkmadılar ve dinlerini gizlemeyerek dimdik durdular ve) de dediler ki: Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir (kudretiyle onları ayakta tutar ve bütün mahlûkatına rızık verir). Ondan başkasına İlâh diye tapamayız. Diyecek olsak elbette ki, haktan pek uzak bir söz söylemiş oluruz." (Kehf sûresi, âyet 14)
                          Kral, hâkiminin tavsiyesiyle onların muhakemesinde acele etmeyip mühlet verdi ve öğütlerde bulundu. Onlar, Allâhü Teâlâ'ya itaatkâr kaldılar. Gece olunca şehri terk ederek civarda bulunan dağdaki bir mağaraya sığındılar. Kıtmîr diye seslendikleri köpekleri de onları takip etti. Orada yattılar, uyudular. Kıtmîr de ön ayaklarını mağaranın kapısı önüne uzattı, başını iki ayağının üstüne koydu ve yattı, uyudu.
                          Mağarada 309 yıl kaldılar. Kral Dakyanus'tan sonra şehre Bizans'tan yeni beyler geldiler. îsâ (a.s.) da o beyler zamanında peygamber olarak gönderilmişti. Ashâb-ı Kehf in uyandırıldığı devrin insanları İsâ aleyhisselâmin dînine mensûb idiler. Âlimleri arasında öldükten sonra dirilmek meselesinde ihtilâf vardı. Hükümdarları da ölümden sonra dirilmenin hak olduğuna inanıyordu. İnsanları bu varta(teh-like)den kurtaracak bir delil göndermesi için Allâhü Teâlâ'ya dua etmişti. Ashâb-ı Kehf in haberi duyulunca bütün halk itikadını düzeltti. Nitekim âyet-i kerîmede (meâlen): "Ve böylece onların hâllerine başkalarını muttali kıldık ki, va'd-i ilâhînin şüphesiz bir hak olduğunu ve kıyametin vuku bulacağında da bir şüphe bulunmadığını bilsinler. O sırada ki, -o şehir ahâlisi- aralarında onların işlerine ait tartışmada bulunuyorlardı." (Kehf Sûresi, âyet 21) buyurulmuştur.

                          FIKRA

                          İran şahlarından biri şiir yazmaya pek meraklıymış. Ancak şiirleri ipe sapa gelmez deli zırvalarıymış. Bu şiirleri dalkavukların dışında da beğenen yokmuş. Bir gün şah İran’ın ünlü ozanı Kaani’yi huzuruna çağırtmış ve şiirlerini okumuş, peşinden de “Söyle şair... Nasıl buldun şiirlerimi?” Kaani “Aman şahım... Bunların başına ‘şiirdir’ diye yazın da okuyanlar yanılmasın... Bunlar şiir miir değil.” Şah köpürmüş, muhafızlarına “Çabuk... Atın bu hayvanı ahıra!..” Ülkenin en ünlü ozanı ahırda yaşamaya başlamış. Bir bayram arefesi şahtan af dilemiş ozanın yakınları... “Affetmezseniz bile koşullu salıverin...” Şah kabul etmiş bu öneriyi. Kaani’yi huzuruna çağırmış “Ey Kaani... Seni koşullu olarak affediyorum... Bu arada sen ahırda yatarken, ben de yeni şiirler yazdım. Göreceksin, oldukça gelişti şiir yazma yeteneğim. Şimdi al şu şiirlerimi oku ve bana fikirlerini söyle.” Kaani şiirleri okumuş... Kağıtları şaha uzatmış “Şahım... Ben kulunuz, gene ahıra dönüyorum!..”

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Daima ara, bugün altın ararken bakır bulursun, yarın bakır ararken altın. Cenap Şahabettin

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · Ezogelin Çorbası
                          · Etli Nohut
                          · Bulgur Pilavı
                          · Komposto

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: TAYKUT : Kutlu, uğurlu çocuk.
                          Kız: AYDONAT: Işık donat, parlaklık donat anlamında

                          MANİ

                          Annem entari almış
                          Beyaz çizgisi varmış
                          Bir yar sevdim bilmeden
                          Onunda yari varmış



                          BİLMECE
                          Eve bitişik odada
                          Yemek pişer orada
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: (NAR)

                          Comment


                          • 1 Ekim 2009

                            Bugün 1 Ekim 2009 13 Şevval 1429 Eylül: 18 Hızır:149 Hava Harp Okulu’nun Eskişehir’de Açılışı (1951) - CAMİLER HAFTASI (1-7)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Allah, benim için, ümmetimin hata ile, unutarak veya baskı ve tehdid altında işlemiş olduğu günahları bağışlamıştır. (İbn-i Mace).



                            EN BÜYÜK VAİZ: ÖLÜM
                            Makedonyalı İskender öldüğü zaman, sağlığında yanında bulundurduğu ve nasihatlerini dinlediği Yunan, Fars, Hind ve diğer kavimlerin ileri gelen âlim ve filozofları başında toplandılar. İçlerinden biri söz alarak "Her birimiz öyle bir söz söyleyelim ki, yakınları için bir taziye, halk için bir öğüt olsun." dedi. Sıra ile söylediler:
                            "İnsanları esîr eden şimdi esîr oldu."
                            "Sen bizim için öğüt veren birisi idin, fakat bize ölümünden daha tesirli bir öğüt vermedin. Aklı olan düşün
                            sün, ibret almak isteyen alsın."
                            "Ey büyük hükümdar! Bulutun gölgesinin çekilmesi gibi hükümdarlığın çekilip gitti. Sineklerin bıraktığı izlerin
                            silindjği gibi hükümdarlığının izleri silinecek."
                            "Akıbeti ölüm olan bir kişi, nasıl olur da kendisini sonunda yok olup savrulacak olan dünyâ mallarını toplamaya verir? İşte buna şaşılır."
                            "Sana ne oldu da âzâ(organ)larından birini bile kıpırdatamıyorsun? Hâlbuki daha önce yeryüzünün müstakil
                            hükümdarı idin. Sana ne oluyor ki, içinde bulunduğun yerin darlığından kurtulmak istemiyorsun? Hâlbuki geniş
                            yeryüzü sana dar geliyordu."
                            "Bir dünyâ ki, sonu böyle oluyor, evvelinde ondan el etek çekmelidir."
                            "Ey çalışıp didinip yorulan kişi! Muhtaç olduğun zaman seni bırakıp perişan edecek şeyleri topladın, Nihayet topladığın şeylerin vebali sana yüklendi ve bunların günâhına bulaştın. Ne topladınsa başkaları için topladın, vebali ise sana kaldı,"
                            "Ey kendisine yeryüzünün eni boyu dar gelen kişi! Şimdi seni kuşatan toprakla hâlinin nasıl olduğunu keşke bilseydim."
                            "Ey insanlar, ey akıl ve fazîlet sahibleri! Sevinci sürek li olmayan ve lezzeti yarıda kesilen şeylere rağbet etmeyiniz. Artık doğru yolun mu, yahut azgınlık ve bozgunculuk yolunun mu doğru olduğu apaçık ortaya çıkmıştır."
                            "Uyuyanın rüyasına bir bakın, bir anda nasıl bitiyor? Bulutun gölgesine bakın, bir anda nasıl çekilip gidiyor?"

                            FIKRA

                            Suudi Arabistan’da ‘mutavva’lar polisle birlikte gezer ve “senin saçın görünüyor, senin eteğinin boyu yeterince uzun değil” gibisinden vatandaşı dini formlara uygun davranma konusunda uyarırlarmış. Bir tür dini polislik işini yerine getirirlermiş. Gel zaman, git zaman ülkeyi fareler istila etmiş. Ne yaptılarsa çare yok, uluslararası camiadan yardım istemişler. Çeşitli ülkelerden çeşitli şirketler çalışma koşullarını bildirmişler. En pahalı teklif Japonlar’dan gelmiş. Kral en ucuz teklifi veren şirketi işe çağırmış. şirket başaramamış. Sonunda sıra Japonlar’a gelmiş. Japonlar “Ama bu arada fiatımız iki katına çıktı” demişler. Kral çaresiz, kabul etmiş. Koca bir heyet beklenirken tek bir Japon gelmiş. Elindeki küçük bir kutudan bir robot fare çıkarmış. Robot fare yaydığı sinyallerle tüm fareleri çölün ortasına çekmiş ve önceden hazırlanan dev kapan patlatılmış. Manzaradan çok etkilenen kral Japon’un kulağına fısıldamış “Sizde hiç minyatür mutavva robotu var mı?..”

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Daha iyi olmaya çalışmayan iyi olarak ta kalamaz. Oliver Cromwell

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · Süzme Mercimek Çorba
                            · Et Döner
                            · Pirinç Pilavı
                            · P.Ayran

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: TAYGÜN : Çocuk, torun
                            Kız: AYEVİ: Ay çevresinde oluşan ışık çemberi

                            MANİ

                            Gide gide yoruldum
                            Bir duldaya oturdum
                            Pezevengin oğluna
                            Bir bakışta vuruldum



                            BİLMECE
                            Uzun yoldan kuş gelir
                            Ne söylese hoş gelir
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: (MUTFAK)

                            Comment


                            • 2 Ekim 2009

                              Bugün 2 Ekim 2009 14 Şevval 1429 Eylül: 19 Hızır:150 Aziz Mahmut Hüdai Hz’nin Vefatı (1628) – İşgalci Fransız ve İngilizlerin İstanbul’u Boşaltması (1923)
                              HADİS-İ ŞERİF

                              Biriniz bir yolculuğa çıktığında din kardeşlerine(uğrayıp) onlarla vedalaşsın.Çünkü Allah, onların yapacakları duayı, onun hakkında bereketli (ve makbul) kılar. (Deylemi).



                              AZÎZ MAHMÛD EFENDİ NASIL ARİFLERDEN OLDU?
                              Bursa'da bir fakir, her sene hacca niyet eder, fakat gidemezmiş. Nihayet hanımı, "Her sene gideceğim diyorsun, gidemiyorsun." deyince kocası, "İnşâallâh bu sene gideceğim. Gidemezsem aramızdaki nikâh sakıt olsun." der, fakat o sene de gidemez. Hanımı "Efendi, artık eve gelme. Zîrâ, ben artık sana nâ-mahrem oldum." der. Böyle olunca adamın dostları "Hz. Üftâde'ye git, o senin der-dine.çâre bulur." demişler. Hemen gidip hâlini arz edince, Hz. Üftâde "Haydi, bizim eskici Muhammed Dede'ye git. Bizden selâm söyle, seni Hicaz'a götürsün." buyururlar.
                              Fakir, arefe günü Muhammed Dede'yi bulur. O da fakî-re tayy-i mekân ettirip Beytullâh'ı tavaf ile Arafat'ta vakfeye yetiştirir. Arafat'ta Bursalı dostlarından birine, "Siz benden evvel dönşrsiniz. Şu mektubumu Bursa'daki aileme teslim ediniz. Selâmımı söyleyiniz." diye rica eder. Kendisi de onlardan önce doğru evine gelir, kapıyı çalar. Hanımı eve almaz. Kocası, "Ben hacdan geliyorum. Orada dostlarımdan falan zâta da bir mektup verdim." deyince, iki üç gün içinde Hicaz'a gidip gelmek mümkün olmadığından mesele, kadı Mahmûd Efendi'ye arz olunur. O da "Mademki kocan sana bir mektup yollamış, bekleyelim." der.
                              Nihayet bir adam, mektubu ailesine getirir ve Arafat'ta kocasıyla görüştüğünü de söyler. Tekrar kadıya varırlar. Hâkim mektubu görür ve kanâat hâsıl eder. Kadına nikâhının devam ettiğini bildirdikten sonra hacıya, buna kimin himmetiyle mazhar olduğunu sorar. Adam, olanları anlatınca Kadı Mahmûd Efendi, doğru Hz. Üftâde'ye varır, mürîdliğe kabulünü rica eyler.
                              Hz. Uftâde, evvelâ mâldan mülkten, sonra me'mûriyet-ten vazgeçmesini ve son olarak da nefsini ayak altına almasını teklif eyler. Azîz Mahmûd Efendi hepsini kabul edip söz verir. Makamından istifa eder, üç gün Bursa sokaklarında omuzunda ciğer satmak ve bir müddet dergâhın helalarını temizlemek suretiyle nefsini ayaklar altına alır. Şeyhinin iltifatına ve 'Pâdişâhlar, rikâbında (arkanda) yürüsün' duasına mazhar olur. Şeyhinin üç yıllık terbiyesinde kemâle erer ve irşâd ile vazifelendirilir. (Kuddise Sirruh)

                              FIKRA

                              Hazreti Musa çağırmış basın müşavirini “Bana bak!.. Ne biçim bir basın müşavirisin sen? Bir haftadır gazetelere bakıyorum, benimle ilgili tek bir satır bile yok!..” Müşavir “N’apabilirim efendim?.. Önemli bir şey yapmıyorsunuz ki, gazetelere çıkabilelim...” Musa’yı almış bir düşünce... “Haklı... Ne yapsam acaba? Tamam buldum... Ben kavmimi alsam, Mısır’dan çıksam... Firavun da ardıma düşse... Kızıldeniz’i yarıp kavmimi geçirsem... Tam firavun da geçmese çalışırken uzatsam asamı, hepsini boğsam nasıl bir haber olur?” Müşavirin gözleri parlamış “Nefis, nefis... Siz bunu yapın... Ben size İncil’den 4, Kuran’dan 6 sayfa ayırtabilirim!..”

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Çok ziyaret usandırır,az ziyaret dostluğa zarar verir. Hz Ömer (r.a.)

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · Şehriye Çorbası
                              · Mantarlı Tavuk Sote
                              · Nohutlu Pilav
                              · Cevizli Kadayıf

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: TAYFUR : Küçük bir kuş türü
                              Kız: AYGEN: Gönül arkadaşı

                              MANİ

                              Kızın adı gül Fatma
                              Ayranlara su katma
                              Utanıyorum canım
                              Yolda bana laf atma



                              BİLMECE
                              Bir ağacı oymuşlar
                              İçine dünyayı koymuşlar
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: (MEKTUP)

                              Comment


                              • 3 Ekim 2009

                                Bugün 3 Ekim 2009 15 Şevval 1429 Eylül: 20 Hızır:151 İmam-ı Suyuti'nin Doğumu (1445) - İki Almanya'nın Birleşmesi (1990)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Sohbet meclisleri ve toplantı yerleri 3 çeşittir: Zararsız toplantı; Karlı toplantı; Zararlı toplantı. (Müsned).



                                FUZÛLÎ KONUŞMANIN ZARARLARI
                                Faydası olmayan şeyleri konuşarak vakit zayi edilmemelidir. İnsan ömrünü nerede harcadığından hesaba çekilecektir. Zîrâ o hayırlı olanı kötü olan ile değiştirmiş olur. Çünkü boşa geçirdiği zamanlarda Allâhü Teâlâ'yı zikret-seydi veya sükût edip tefekkür ile meşgul olsaydı elbette büyük derecelere nail olurdu.
                                Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki; "Kişinin mâlâyânîyi (faydasız şeyleri) terk etmesi, onun müslümanlığmın güzelliğindendir."
                                Fazla konuşmak, tekrarında fayda olmayan şeyleri tekrar etmek ve lüzumundan fazla konuşmaktır. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Dilini fazla konuşmaktan tutan ve malının fazlasını infâk eden kimseye müjdeler olsun."
                                Bilâl bin Haris (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
                                "Bir kimse ulaşacağı makamı düşünmeden Allah'ın razı olduğu bir kelimeyi konuşur, Allah onun için bu konuşmasına mukabil Allah'a kavuşacağı güne kadar rızâsını yazar. Bir kimse ulaşacağı makamı düşünmeden Allah'ın gazaplandığı bir kelimeyi konuşur ve Allah ona kıyamete kadar gazabını yazar."
                                Tâbiîn'in büyüklerinden Hz. Alkame (r.a.) şöyle derdi: Nice söylenecek söz ve hadîs-i şerîf var ama Bilâl bin Hâris'in rivayet ettiği (yukarıdaki) hadîs-i şerîf beni ondan men etti.

                                HANGİSİ DAHA FAZİLETLİAbdullah bin Mübarek (r.h.) anlajyor:
                                İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe'ye, hocalarından Alkame mi yoksa Esved bin Yezîd en-Neha'î mi (r.aleyhimâ) daha fazîletlidir?" diye sordular, o:
                                "Ben onlara duâ ile tazîmden âJz iken nasıl olur da hangisinin daha üstün olduğunu söyleyebilirim." buyurdu.

                                FIKRA

                                Kudüs’te görevlendirilen bir gazeteci Ağlama Duvarı’nın önünden her geçişinde, yaşlı bir Musevî’nin orada öyle durup dua ettiğini fark etmiş. Bir hafta, iki hafta... Sonunda adamla bir röportaj yapmaya karar vermiş. İzin alıp teybini açmış, sormuş adama: “Adınız?” Adam; “David. Polonya Yahudisi’yim. Yaşım 65. Smalla’da bir manav dükkânım var. Evliyim. İki çocuğum Tel Aviv’de bir çiçek serasında çalışıyor.” Gazeteci; “Sizi her gün burada, Ağlama Duvarı’nın önünde, dua ederken görüyorum.” Adam; “Evet, her sabah dükkânı açmadan buraya gelirim. Dünya barışı ve insanların kardeşliği için dua ederim. Öğle tatilinde bu sefer insanların mutluluğu, acıların sona ermesi için Yaradan’a yalvarırım. Akşam da, eve dönerken, bu kez dürüst ve iyi insanların esenliği için dua ederim. Cumartesi günümü de burada, yine dua ederek geçiririm.” Gazeteci; “Ne güzel! Kaç senedir bunu sürdürüyorsunuz?” Adam; “İsrail’e göçtüğümden beri, yani 40 yılı geçti.” Gazeteci çok etkilenmiş, heyecanla sormuş: “40 yıldır her gün dua ediyorsunuz. 40 yıldır yılmadınız. Bugün nasıl bir duygu içindesiniz, neler hissediyorsunuz?” Uzun uzun iç geçirmiş yaşlı Musevî; sonra bezgin bir sesle cevap vermiş: “Vallahi artık bilemiyorum” demiş; “İçimde, sanki duvara konuşuyormuşum gibi bir his var!..”

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Çiçeği küçümseyen, Tanrı yı da küçümser. A.Dumas

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · Yayla Çorbası
                                · Sahan Köfte
                                · Makarna
                                · Mevsim Meyve(Portakal)

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: TAYFUN : Okyanuslarda görülen fırtına
                                Kız: AYGÖNÜL:Güzel gönüllü.

                                MANİ

                                Bakkallarda toz şeker
                                Şekerler kilo çeker
                                Seni gavurun oğlu
                                Gördüğüne ah çeker



                                BİLMECE
                                Buradan attım kılıcı
                                Halep’te oynar ucu
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: (TELEVİZYON)

                                Comment

                                Working...
                                X