fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 18 Ekim 2009

    Bugün 18 Ekim 2009 1 Zilkade 1429 T.Evvel: 5 Hızır:166 Türkiye-Bulgaristan Dostluk Andlaşmasının Ankara'da İmzalanması (1925)

    HADİS-İ ŞERİF

    İnanan insan ülfetlidir. Kendisi başkalarına kolayca ısındığı, kaynaştığı gibi; başkaları da kendisine hemen ısınır, ünsiyet eder. Kendisi ülfet etmiyen ve kendisinede ülfet edilemeyen kimsede hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydası dokunandır. Hadis-i Şerif (Darekutni).



    ANA BABANIN EVLÂDINA DUASI
    Ana baba, evlâdına hayırla duâ eder. Hadîs-i şerîfte "Babanın evlâdına duası, Peygamberin ümmetine duası gibidir." buyurulmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Annenin evlâdına yaptığı duâ en çabuk kabul olunan duadır." buyurdular.
    Anne baba, evlâdına beddua etmez. Çünkü yaptığı beddua, duaların kabul olunduğu saate tesadüf eder de çocuğu ifsâd eder, îtikâdını ve ahlâkını bozar.
    Bir kimse, Abdullah bin Mübarek Hazretlerine gelip çocuklarından birini şikâyet edince İbn-i Mübarek 'Ona beddua ettin mi?' diye sordu. 'Evet', deyince "Öyleyse onu sen ifsâd ettin." buyurdu.
    Müslüman, kimsenin çocuğuna kötülük düşünmez. Çünkü bu kötülük kendi evlâdının başına gelebilir.

    ZİLKADE AYI
    Zilkade ayı, kamerî ayların on birincisidir. Hac aylarından olduğu için, geceleri zaman zaman teheccüd namazına kalkılır. Bilhassa cuma geceleri teşbih namazı kılınır. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat) ZİLKADE AYI İÇTİMAİ, RU'YET VE BAŞLANGICI Hicrî-Kamerî 1430 yılı Zilkade ayı ictima'ı bugün (18 Ekim Pazar) Türkiye saati ile 08.34'te.
    Ru'yet ise yine bugün (18 Ekim Pazar) Türkiye saati ile 20.27'de.
    Hilâlin görüldüğü yerler: Antarktika'nın orta kesimi sahilleri, Atlas okyanusunun Ümit Burnu ile Antarktika Kıtası arasında kalan kesimleri, Güney Georgia Adaları, Fakland Adaları, Uruguay, Paraguay, Arjantin ve Şili'nin orta ve kuzey kesimleri, Colombia, Ekvator, Peru, Bolivya, Brezilya'nın orta ve güney kesimi, Havvaii ve Gala-pagos adaları.
    Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasından kesinlikle görülemeyecektir.
    Hilâlin görüldüğü günü takip eden 19 Ekim Pazartesi günü de Zilkade ayının biri olmaktadır.

    FIKRA
    Nasrettin Hoca bir dükkana girer, kendisine uygun kaftan bakmaktadır. Pahalılardan birini gözüne kestirir... Giyer, fiyatını sorar. Satıcı "10 akçe hocam" der. Nasrettin Hoca "Pahalıymış... Daha ucuzu yok mu bunların?" der ve giydiği kaftanı çıkarır. Satıcı Nasrettin Hoca’ya 5 akçelik bir kaftan çıkarır, Nasrettin Hoca kaftanı giyer ve dükkandan çıkar. Satıcı arkasından bağırır: "Hocam aldığın kaftanın parasını vermeyi unuttun?" Nasrettin Hoca: "Pahalısını bıraktım, onun yerine ucuzunu aldım ya!" der. Satıcı: "Hocam pahalı olanın parasını vermemiştin ki!" deyince Hoca; "Be hey adam!.. Almadığım şeyin parasını niye vereyim?" der ve uzaklaşır. (“theconqueror”/Ek$iSözlük)


    GÜNÜN SÖZÜ

    Birini taklit etmek, onu övmenin en samimi şeklidir. Colton

    YEMEK MENÜSÜ
    · MERCİMEK ÇORBA
    · FIRIN KÖFTE
    · SEBZELİ PİLAV
    · YEŞİL SALATA

    ÇOCUĞUNUZA İSİM
    Erkek: TALAY : Gereğinden çok.
    Kız: AYSU: Ay gibi parıltılı ve su gibi berrak.

    MANİ

    Yuvasında kırlangıç
    Kanadı ayrıç ayrıç
    Döne Kızı sevenler
    Kan kussun avuç avuç



    BİLMECE
    Mavi tarla üstünde,
    Beyaz güvercin yürür.
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap: karpuz

    Comment


    • 19 Ekim 2009

      Bugün 19 Ekim 2009 2 Zilkade 1429 T.Evvel: 6 Hızır:167 Ankara Tıp Fakültesinin Açılışı (1945)

      HADİS-İ ŞERİF

      En erdemli (üstün) iyilik, kişinin beraber oturup kalktığı kimselere (çalışma arkadaşlarına) karşı kerim (cömert ve fedakar) olmasıdır. (Kazai).



      ÖLÜMDEN SONRA DİRİLİŞ
      Kıyamet koptuktan bir müddet sonra Allâhü Teâlâ'nın emriyle ikinci bir nefha (sûrun üfürülmesi) ile bütün insanlar yeniden hayat bularak kabirlerinden kalkacak, mahşer meydanında toplanacaklardır.
      Bir insanın bedeni yüz binlerce parçaya ayrılsa, her tarafa savrulsa, çürüyüp büsbütün mahvolsa yine bunlar Allâhü Teâlâ'nın ilminden, kudretinden çıkmış olamaz Hak Tealâ bunları dilediği zaman kudretiyle bir araya toplar, yeniden diriltir. İnsanların böyle yeniden hayat bulmalarına haşr-i ecsad denir ki ruhlarının cesetlerine yeniden girmesidir. İnsan ölünce, ruhu başka bir âleme, cesedi de kabre gider. Kabrinde "Münker ve Nekir" denilen melekler tarafından sorguya çekilecek, "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir? Kıblen neresidir?" diye sual olunacaktır ki buna (Kabir Suâli) denir. Orada ameline göre
      ya rahat yaşar veya azab görür. O âleme berzah denir ki dünya ile âhiretten başka bir âlemdir. Hayat ile ölüm arasında uyku nasılsa, dünyâ ile âhiret arasında berzah âlemi de öyledir. Bunun mâhiyetini ancak Allâhü Teâlâ bilir.
      İşte ruhlar, ölümden, ebedî surette fena bulmak(yok ol-mak)tan kurtulmuş oldukları için, âhiret başlayınca her ruh, kudret-i ilâhiye ile teşekkül edecek olan kendi sahibinin bedenine girer, birlikte mahşere gider ki bu, haddizatında cismânî ve rûhânî haşirden başka bir şey değildir. Mahşerde her mükellef insan, suâl ve cevâba tabî olacak, amel defteri kendisine veriler 3k, dünyâdaki amelleri mizana konulacak, mü'minlerin bir kısmı peygamberlerin ve sâır büyük zâtların şefaatlerine nail olacak, her kişi Sırat denilen köprüden geçmek mecburiyetinde kalacak, insanların bir kısmı sırattan geçerek cennete girecek, bir kısmı da cehenneme düşecektir.
      Suâl ve cevâp, âhiret gününde Allâhü Teâlâ tarafından insanların ve cinlerin sorguya çekilmesidir. Mahşerde büyük bir adalet mahkemesi kurulacak, herkesten dünyâda yaptıkları sorulacak, ona göre hakkında karar verilecektir.

      FIKRA

      Bir gün dört çocuk ellerinde iki kestane ile Nasrettin Hoca’ya gelirler, ondan adil bir paylaştırma yapmasını isterler, Hoca sorar: "Tanrının paylaşımını mı tercih edersiniz, kulunkini mi?" Çocuklar; “Tabii ki tanrınınki!..” diye cevap verirler. Bunun üzerine Nasrettin Hoca bir çocuğa iki tokat, diğerine bir tokat atar, kestaneleri birine verir, öbürüne de hiçbir şey vermez... Şaşıran çocuklar "Bu ne biçim bir dağıtım?" diye sorarlar. Hoca da der ki:"Bu tanrının paylaşımı. Bazen bazılarına çok, bazılarına hiç, bazılarına da az verir... Eğer kulunkini isteseydiniz bunu hepinize eşit bölerdim!.." (“portakal”/Eski Sözlük)

      GÜNÜN SÖZÜ

      Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bundan doğacak felaket azalmaz. B. Franklin

      YEMEK MENÜSÜ
      · YAYLA ÇORBA
      · MEVSİM TÜRLÜ
      · MİLFÖY BÖREK
      · KOMPOSTO

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: TAHA : Kuran'da bir sure adı.
      Kız: AYSUN:Ay gibi ışıltılı ve güzel.

      MANİ

      Kara taşın kenarı
      Üstünde kırdım narı
      Tutulası dillerim
      Nasıl darılttın yarı



      BİLMECE
      Ocak başında kuyu,
      Kuyunun içinde suyu;
      Suyun içinde yılan,
      Yılanın ağzında mercan.
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: (yelkenli)

      Comment


      • 20 Ekim 2009

        Bugün 20 Ekim 2009 3 Zilkade 1429 T.Evvel: 7 Hızır:168 II.Varna Zaferi (1776)
        HADİS-İ ŞERİF

        En üstün amel (eylem), doğru niyettir. (Hakim).



        SABREDENLERİN MÜKÂFATI
        Hayvanların aklı yoktur ama şehvetleri vardır. Meleklerin aklı var, şehvetleri yoktur. İnsanlarda her ikisi de vardır. Sabır; aklın şehvete mukavemet etmesi(karşı durması)dır. Allâhü Teâlâ (meâlen): "Şüphe yok ki, sabredenler için mükâfatları hesapsız olarak ödenecektir." buyurmuştur. (Zümer Sûresi, âyet 10)
        Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular:
        "Kıyamet gününde namaz, sadaka ve hac için mizanlar kurulur, onların ecirleri tartılır. Belâ ehli için mî-zan kurulmaz, bilakis onların üzerine ecirler dökülür de dökülür. Öyle ki, dünyâda afiyette olanlar, belâya uğrayanların nail oldukları faziletten dolayı, vücutlarının makaslarla doğranmış olmasını temennî ederler."
        "Kim günâha (düşm.emek için) sabrederse onun için üç yüz derece vardır. İki derece arası gök ile yer arası
        Kim tâata, (ibâdette) karşılaşılan sıkıntılara) sabrederse onun için altı yüz derece vardır. İki derece arası yer ile gök arası kadardır.
        Kim musibete (belâya) Karşı sabrederse onun için dokuz yüz derece vardır. İki derece arası arş İle yer arası kadardır." Şu âyet-i kerîmede buna işaret olunmuştur. Meali: "Ve sana gelen musibete sabreyle." (Lokman Sûresi, âyet 17)
        Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyuruldu: "Kim malında veya canında bir musibete (belâya) uğrar ve onu gizli tutarak hiç kimseye şikâyette bulunmazsa, onu mağfiret etmek Allâhü Teâlâ üzerine bir hak olur."
        "Şüphesiz cennette birtakım köşkler vardır ki onların üstlerinde ne asıldıkları bir şey, ne de altlarında da direkler vardır." Dediler ki: Yâ Resûlallâh! Oraya girecek olanlar nasıl girerler? Buyurdu ki: "Kuşlar gibi uçarak girerler." Şöyle denildi: "Yâ Resûlallâh! Bu köşkler kimin içindir." Buyurdu ki: "Onlar, hastalıklara, ağrılara ve belalara uğrayanlar içindir."

        FIKRA

        Hoca Nasrettin bir gün eline bir saz almış, tıngırdatıp duruyormuş. Hanımı sormuş;
        - Ne yapıyorsun hoca?
        - Saz çalıyorum ya!
        - Ya’u o çalanlar elini aşağı yukarı götürüp getiriyorlar da! Sen orayı tutmuş, hiç bırakmıyorsun!
        - Onlar benim tuttuğum yeri arıyorlar. (Aşık Veysel)

        GÜNÜN SÖZÜ

        Bir şeyi gerçekten bilmek, onu anlatmakla olur. Sokrates

        YEMEK MENÜSÜ
        · MERCİMEK ÇORBA
        · P.MUSAKKA
        · ŞEHRİYELİ PİLAV
        · CACIK

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: ŞÜKRÜ : Şükürle, minnettarlıkla ilgili
        Kız: AYŞE: Rahat ve huzur içinde yaşayan

        MANİ

        Bahçe bahçe gezerim
        İnci boncuk düzerim
        Bakın işte yüzüme
        Bu köyde en güzelim



        BİLMECE
        Çın-çınlı hamam,
        Kubbesi tamam,
        Bir gelin aldım,
        Babası imam.
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: (lamba)

        Comment


        • 21 Ekim 2009

          Bugün 21 Ekim 2009 4 Zilkade 1429 T.Evvel: 8 Hızır:169 İlk Özel Gazete Tercüman-ı Ahval'ın Yayına Başlaması (1860)

          HADİS-İ ŞERİF

          Allah birinizin gelir kaynağını bir işe bağlamışsa, geçimini sağlamakta zorlanmadıkça, kişi o kazanç kapısını terk etmesin. (İbn-i Mace).



          SÖZÜN HAYIRLISI
          Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:
          Muhakkak sözlerin en doğrusu kelâmullâh (Kur'ân-ı Kerîm)dir. Yapışılacak en sağlam kulp takva kelimesi (lâ ilahe illallâh)dir. Sözlerin en şereflisi Allah'ı zikirdir. Kim affederse Allah da onu affeder. Kim öfkesini yutarsa Allâhü Teâlâ onu mükâfatlandırır. En fena kazanç riyadır. Az olup kâfî gelen, çok olup azdırandan hayırlıdır. Emellerinizin uzunluğu sizi oyalamasın. Zîrâ her gelecek olan yakındır.
          Dikkat ediniz! Bir müslümanın dîn kardeşine üç günden fazla dargın durması, karşılaştığında ona selâm vermemesi, davet ettiğinde icabet etmemesi, hastalandığında ziyaret etmemesi helâl olmaz.
          Rüyanın en şerlisi yalan (uydurulan) rüyadır.
          Dikkat ediniz! Yalanın şakası da ciddîsi de iyi değildir. Bir kimsenin çocuğuna bir şey vaa'd edip sonra vermemesi de uygun değildir. Dikkat ediniz! Yalan günâha götürür, günah ise ateşe götürür.
          Doğruluk iyiliğe götürür, iyilik ise cennete ulaştırır. Sâdık kimse için 'doğru söyledi, iyi etti' denir; yalancıya ise 'yalan söyledi, günâh işledi' denir.
          Muhakkak kişi doğru söylemeye devam ederse nihayet Allâhü Teâlâ katında sıddîklardan yazılır; yalan söylemeye devam ederse nihayet yalancılardan yazılır. Hatâların en büyüğü yalan sözdür. Dikkat ediniz! Size ya-ian ve iftira olan sözü haber vereyim: O dedikodudur. O nemîme (koğuculuk ve sırrı ifşa etmek)dlr ki insanlar arasında fesâd çıkarır,

          TELEVİZYON ÇOCUKLARA DAHA ZARARLI
          Çocukların uzun süre televizyon karşısında kalmaları çocukları hareketli olmaktan alıkoyan donuklaştırır. Hareketsizlik de kilo almalarına yol açar.
          Televizyonda şiddet, içki, sigara ve ahlâksızlıkları görerek büyümesi; çocukları şiddete, cinayete ve ahlâkî sapmalara götürür.

          FIKRA

          Hoca bir gün dama çıkmış işiyormuş. Tam o sırada aşağıda biri görünmüş, Hoca işemeyi kesmiş. Adam seslenmiş: “Hocam n’oldu? Niye yarıda kestin?” Hoca; “Yok yaa!..” demiş, "... devam edeyimde de tutuna tutuna dama çık öyle mi?" (“musesis”/EskiSözlük)

          GÜNÜN SÖZÜ

          Bir şeyi ezberlemek, bilmek demek değildir. Montaigne

          YEMEK MENÜSÜ
          · EZOGELİN ÇORBA
          · K.BUDU KÖFTE
          · PİYAZ
          · SPANGLE

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: ŞEVKET : Büyüklük, heybet
          Kız: AYŞEGÜL:Güller içinde mutlu yaşayan.

          MANİ

          Kayalardan kayarım
          Bu kız benim ayarım
          Ayşe benim olmazsa
          Kaderime yanarım



          BİLMECE
          Bir çuval cevizim var,
          Sayarım tükenmez.
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: saat

          Comment


          • 22 Ekim 2009

            Bugün 22 Ekim 2009 5 Zilkade 1429 T.Evvel: 9 Hızır:170 I.Haçova Savaşı (1596)

            HADİS-İ ŞERİF

            En faziletli sadaka, bir müslümanın ilim öğrenip sonra da onu başkasına öğretmesidir.(Darimi).En faziletli sadaka, kötülük düşünen (içinde kin duygusu olan) akrabaya (onun kinini gidermek niyetiyle) verilen sadakadır.(Darimi).En faziletli sadaka, malı az olanın, kendisinden özveride bulunarak verdiği sadakadır. (Ebu Davud).



            TİRYAKİ HASAN PAŞA VE KANİJE MÜDÂFAASI

            Kanije, Osmanlılar tarafından 1600'de fethedildi. Fetihi temsilen bir cami inşâ edildi ve âdet üzere ilk cuma namazı bu camide kılındı.

            Avusturyalılar 1601'de müttefik bir ordu ile gelip Kanije'yi muhasara ettiler. Fakat zekâsı ve cesareti kadar harp sanatında da mahir olan Tiryaki Hasan Paşa, bütün tedbîrleri almıştı. Kalede mevcut asker ancak dokuz bin kişi kadardı. Düşman askeri ise 70-80 bin civarında idi. Sonradan gelen yardımlarla bu sayı yüz bini bulmuştur. Kanije müdâfaasının, târihte eşi ve benzeri yaşanmamıştır. Bu müdâfaada Hasan Paşa, ilk günlerde düşman askerine hiç top atmamış ve süvarileri dışarı çıkartmamıştır. Böylece düşman, kalede top ve süvari olduğunu bilememiş ve ordugâhını top menzili içine kurmuştur. İlk hafta kale kapıları dahi kapatılmamış, gâzîler hücumlarla düşmanı epey hırpalamışlardır.

            Bir taraftart veziriazamdan yardım isteyen, fakat onun yardıma gelemeyeceğini öğrenen Hasan Paşa, vezîri-âzamın ağzındanmış gibi, kendi yazdığı yardım mektuplarını okuyarak kale müdâfîlerinin maneviyatlarını kuvvetlendirmiştir. Diğer taraftan, güya serdâra gönderiyormuş gibi, bir takım aldatıcı haberlerle dolu mektuplar yazdırıp bunların düşman eline geçmesini sağlamıştır. Böylece düşmanlar kalenin ahvâlinden sıhhatli bir haber alamamışlar, üstelik aralarında ihtilaflar çıkmış ve korkuya kapılmışlardır. Düşman eline geçen üçüncü bir mektup ise, düşmanın muhasarayı kaldırması ve ağırlıklarını bırakarak kaçmasına yetmiştir.

            Bu muvaffakiyetinden dolayı Hasan Paşa, Üçüncü Mehmed Han'ın iltifatına mazhar olmuş, kendisine vezirlik rütbesi verilmiş, muhteşem koşumlu üç at, üç hiPat ve bir murassa kılıç gönderilmiştir. Bütün bu muvaffakiyetinin ardından iki rek'ât namaz kılıp duâ eden Tiryaki Hasan Paşa'nın söylediği cümle ise şöyledir:

            "Bu nusret mücerred Hakk Teâlâ'nın inayeti ve Hazret-i Resûi-i Ekrem'in mûcizâtı eseridir!"

            Bu zaferden sonra Tiryaki Hasan Paşa, devlete hizmete devam etmiş, Budin beylerbeyi iken 1611 senesinde vefat etmiştir.

            FIKRA

            Nasrettin Hoca bir gün eşeğine binmiş. Alımlı, çalımlı dolaşıyormuş. Tam bir köylüsünün yanından geçiyormuş ki, dengesini kaybedip düşmüş. Bunu gören adam başlamış gülmeye. Çalımı bozulan Hoca fena öfkelenmiş. “Ne gülersin be adam!..” diye bağırmış, “... düşmesem de inecektim zaten!..”

            GÜNÜN SÖZÜ

            Bir şeye ait her şeyi öğrenin; her şeye dair bir şeyler bilin. Var Dyke

            YEMEK MENÜSÜ

            · SEBZE ÇORBA
            · KABAK DOLMA
            · MANTI
            · YOĞURT

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: ŞERİF : Şerefli, kutsal - Soylu, temiz
            Kız: AYŞEN:Neşeli,gülen,aydınlık.

            MANİ

            Gel yakına yakına
            Çeşmenin arkasına
            Kırmızı gül takayım
            Ceketin yakasına



            BİLMECE

            El eker dil biçer.

            Cevabı Yarın.

            Dünkü Cevap: yıldız

            Comment


            • 23 Ekim 2009

              Bugün 23 Ekim 2009 6 Zilkade 1429 T.Evvel: 10 Hızır:171 Kırım Harbi (1853)

              HADİS-İ ŞERİF

              Kim ilim öğrenmeye çalışırsa, bu onun geçmiş tüm günahlarının silinmesine sebep olur. (Tirmizi).



              MEDÎNE-İ MÜNEVVERE'Yİ ZİYARET ÂDABI
              Resûlullâh Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki:
              "Vefatımdan sonra beni ziyaret eden, hayâtımda beni ziyaret etmiş gibidir."
              "Her kim ziyaret etme imkânına sahip olduğu hâlde beni ziyaret etmezse bana cefâ etmiştir."
              "Sâdece beni ziyaret maksadıyla bana gelen kişi için şefaatçi olmam Allah'ın üzerine bir haktır."
              "Kim benim mescidimde kırk vakit namaz kılar, hiçbir namazı geçirmez ise, (ona) âteşten ve azaptan
              birer berâet yazılır."
              Medîne-i Münevvere'yi ziyarete giden kişi, yolda peygamberimiz (s.a.v)'e çok salâtü selâm etmeli, şehre girmeden önce güzel kokular sürerek, en temiz elbiselerini giymeli, şehre girerken tevâzû ve ta'zim ile girmelidir. Mescid-i Nebiye Cibril kapısı veya ona yakın bir kapıdan girmek daha faziletlidir. Mümkünse Ravza-i Mutahhara'ya gidilir. Kerahet vakti değilse iki rek'ât tahiy-yetü'l- mescid namazı kılınır. Sonra bu saadete erişmesinden dolayı iki rek'ât daha teşekkür namazı kılınır ve duadan sonra sâlât ve selâm ile Resûlullâh (s.a.v.)'in vech-i şerifleri (mübarek yüzleri) hizasına üç metre mesafede edeb ve huzurla durulur. "Es-selâmü aleyke ey-yühe'n-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtühû" diyerek selâm verir. Kendisine emânet edilen selâmlar varsa onları da Fahr-i Âlem Efendimiz'e arz etmelidir.
              Kabr-i saadet önündeki duvara yaklaşıp el sürmekten veya yüksek sesle duâ etmekten sakınmalıdır. Dilediği hayırlı şeyler için duâ etmeli, kimse için beddua etmemelidir. Kendisi için, aile efradı ve ümmet-i Muhammed için duâ etmelidir. Sonra bir metre ilerleyip Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'i (r.anhümâ) selâmlamalı, ziyaret esnasında, insanlara zahmet vermekten kaçınmalı, sağa sola bakınmadan önüne bakarak, boynu bükük bir vaziyette bulunmalıdır. Yüksek sesle konuşmamalıdır.

              FIKRA

              Bir gün Nasrettin Hoca kahvede vaaz veriyormuş. Dinleyenlerden biri;
              - Hocam tabut omuzdayken tabutun önünden mi, arkasından mı, sağından mı, solundan mı gidilir?
              - Tabutun içinde gitme de, neresinden gidersen git!..

              GÜNÜN SÖZÜ

              Bir problemin güç olduğunu söyleme; eğer o güç olmasaydı, zaten problem olmazdı. F. Foch

              YEMEK MENÜSÜ
              · YAYLA ÇORBA
              · İZMİR KÖFTE
              · BULGUR PİLAVI
              · SALATA

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: ŞEREF : İyi ahlak ve fazilet sonucu oluşan manevi yücelik - İyi ün
              Kız: AYŞENUR: Ayşe+Nur

              MANİ

              Mendilleri kokulu
              Yan cebinde sokulu
              Ne zaman kapanacak
              Dağıstan’ın okulu



              BİLMECE
              Arşın ayaklı,
              Burma bıyıklı.
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: (yazı)

              Comment


              • 24 Ekim 2009

                Bugün 24 Ekim 2009 7 Zilkade 1429 T.Evvel: 11 Hızır:172 Birleşmiş Milletler Örgütünün Kuruluşu (1945)

                HADİS-İ ŞERİF

                Hastalık bir kamçıdır. Allah onunla yer yüzünde kullarını terbiye eder. (Camiüssağir)



                HZ. ÖMER'UL FARUK'TAN BAZI İLKLER
                Hz. Ömer (r.a.), emîru'l-müminîn unvanıyla anılan ilk halîfedir. Halîfe olduğunda kendisine; "Ey Resûlullâh'ın halîfesinin halîfesi!" diye hitap edilince şöyle demişti; "Her yeni halife geldikçe ona "Ey Resûlullâh'ın halîfesinin halîfesi" denilirse uzar gider, bu iş olmaz. Siz mü'minler-siniz, ben de sizin emîrinizim." buyurdu. Bundan sonra müminler ona "Emîru'l-mü'minîn" diye hitap ettiler.
                Hz. Ömer, müslümanları bir şeyden alıkoyduğu zaman aile fertlerini toplar, onlara şöyle derdi: "Ben müslümanları şu şu hususlardan alıkoydum, onlara bunu yasakladım. Vahşî kuşların yemlerine baktıkları gibi insanlar da sizin hâllerinize ve yaşayışınıza bakıp dururlar, sizi murakabe ederler. Allah'a yemin ederim ki, eğer sizden birisi bu suçu işleyecek olursa mutlaka onu iki katı ile cezalandırırım."
                İslâm târihinde ilk defa tarih başlangıcı olarak hicrî takvimi ihdas eden ve kullanan kişi Hz Ömer'dir.
                Beytü'l-mâli (hazine) de ilk kuran Hz. Ömer'dir. İslâm tarihinde dîvanları (hükümet meclisini) tesis eden yine odur.
                Geceleyin halkın durumunu keşif ve âsâyiş için ilk çıkan, müslümanlardan aç olanları araştıran odur.
                Ümmü'l-veled (sahibinden çocuk doğuran câriye)nin satılmasını yasaklamıştır.
                Cenaze namazını dört tekbîrle kıldırmıştır. (Daha önce cenaze namazı dört, beş, altı tekbirle kılınmaktaydı.) Ramazan ayında müslümanların teravih namazını cemâatle kılmalarını emretmiş ve bunu bütün valilere mektupla bildirmiştir.

                GARİP BİR TEVÂFUK
                Muhammed bin Hârûn er-Reşîd el-Mu'tasım, Abbasî halîfelerinin sekizincisi idi. Hilâfete hicrî 218 senesinde geçti. Sekiz sene sekiz ay halîfe oldu. Sekiz erkek, sekiz de kız evlâdı oldu. Seksen kale fethetti, seksen köşk inşâ ettirdi. Vefatında hazînede seksen bin sekiz yüz seksen sekiz dînâr vardı.

                FIKRA

                Nasreddin Hoca, gençliğinde dilenen bazı insanlar görür. Epey bir zaman adamları inceler. Dilenciler kör oldukları için çevredeki insanlar onlara pek çok yardım verirler. Fakat dilenciler bir türlü doymak bilmezler. Hoca, dilencilerin yanlarına yaklaşır. Cebinden para kesesini çıkartıp şakırdatır. Sonra dilencilere: “Alın bu paraları da aranızda bölüşün” diyerek yanlarından uzaklaşır. Adamları tekrar gözlemeye başlar. Kör dilenciler, para kesesinin içlerinden birine verildiğini sanarak parayı kapmak için birbirlerine girerler: “Kese sende!”, “Bende yok sende! Çabuk benim payımı verin, yoksa ben size yapacağımı bilirim!” gibi sözlerle açgözlü dilenciler, birbirlerine vurmaya, küfretmeye başlarlar ama keseyi de bir türlü ele geçiremezler. Hoca bunları gözlerken: “Hey gidi açgözlü iki dünya körleri hey!” diye söylenirken biri: “Ne oluyor Hoca?” diye soru sorar. Hoca: “Ne olacak, kör döğüşü nedir bilmiyorsan öğren” der.

                GÜNÜN SÖZÜ

                Bir öğretmen ebediyete hükmeden insandır. Tesirlerinin nerede biteceği asla bilinemez. Henry Adams

                YEMEK MENÜSÜ
                · ŞEHRİYE ÇORBA
                · ETLİ BEZELYE
                · TEPSİ BÖREĞİ
                · KOMPOSTO

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: ŞENSOY : Neşeli, mutlu soydan gelen
                Kız: AYŞIL: Ay ışığı

                MANİ

                Tarla başı pıtırak
                Duralım tarak tarak
                Çok çalıştık yetmez mi
                Gelin kızlar oturak



                BİLMECE
                Bir küçücük kutudur,
                Bütün dünya yurdudur.
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: (tavşan)

                Comment


                • 25 Ekim 2009

                  Bugün 25 Ekim 2009 8 Zilkade 1429 T.Evvel: 12 Hızır:173 Uluğ Beğ'in Vefatı (1449)

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Kul namaza durduğunda, bütün günahları getirilir.Başı ve omuzları üzerine konulur. Rüku ve secdeye gittikçe dökülür, o insandan ayrılır. (Taberani).



                  DÜNYÂDA ÇOK AĞLAYAN ÂHİRETTE ÇOK GÜLER
                  Müslüman, çok gülmez. Zîrâ çok gülmek kalbi öldürür. Allâhü Teâlâ (meâlen) "... Az gülsünler ve çok ağlasınlar." (Tevbe Sûresi, âyet 82) buyurmuştur.
                  Peygamber Efendimiz (s.a.v.) konuşup gülen bir topluluk görünce durdu ve 'Lezzetleri yıkanı çokça hatırlayınız. Böyle yaparsanız o sizi günahlardan men eder.' buyurdu. 'Lezzetleri yıkan nedir?' diye sorulunca 'Olüm'dür, buyurdular.
                  Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çok gülmek kalbi öldürür ye mü'minin izzetini yok eder." buyurmuştur.
                  Hz. Ömer (r.a.) "Çok gülenin heybeti az olur. Çok şaka yapan da küçük görülür." buyurdu.
                  Hz. Avf (r.a.) 'Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gülmez, fakat tebessüm ederdi. Sâdece mübarek dişleri görünürdü, gülme sesi de duyulmazdı.' buyurmuştur.
                  Dünyâda çok gülen âhirette çok ağlar. Dünyâda çok ağlayan da âhirette çok güler.
                  Mûsâ (a.s.) Hızır (a.s.)'dan ayrılacağı zaman Hızır (a.s.) "Münâkaşacı olmaktan sakın. Bir yere ancak ihtiyâcın varsa git. Gülünecek bir şey olmadan da gülme. Ey Imrâri'ın oğlu (Mûsâ), hatâlarına da ağla." buyurdu.

                  ASHABININ (R.A.) RESÜLULLÂH'A (S.A.V.) SEVGİSİAshâb-ı kiramdan Zeyd bin Desinne (r.a.) Recî1 serlyye-sinde esîr olmuştu. Safvân bin Ümeyye, Bedlr'de öldürdüğü İki oğluna bedel olmak üzere onu satın aldı ve öldürmek üzere kölesi Nastâs'a teslim etti. Nastâs ve Mekke'den bir kısım halk onu Tenîm denilen yere çıkardılar. Bu sırada Ebû Süfyân, Zeyd bin Desinne (r.a.)'a: "Allah için bana söyle, şu anda Muhammed'in senin yerinde burada olmasını ve onun boynunu vurmamızı; senin de ailen arasında olmanı arzu etmez misin?" dedi. Zeyd bin Desinne (r.a.), "Şu anda onu bir dikenin bile rahatsız etmesine razı değilim." deyince, Ebû Süfyân, "Ben ashabının Muhammed'i sevdiği kadar kimsenin kimseyi sevdiğini görmedim." dedi. Sonra Nastâs onu şehîd etti. (Radıyallâhü anhü)

                  FIKRA

                  Timur'un defterdarı hesapta bir yanlışlık yapar. Bunun üzerine Timur o defterdara kağıtları yedirir ve işten kovar. Yerine Nasrettin Hoca'yı alır. Hoca hesapları yufka üzerinde yapmaya başlar. Timur bunu görür ve sebebini sorar. Hoca aynen şu cevabı verir: “Yemesi kolay olsun diye.”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Bir miktar eğlence olmadıkça; hiçbirşeyi başaramazsınız. Charles Knight

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · DOMATES ÇORBA
                  · TAVUK SOTE
                  · HAVUÇLU PİLAV
                  · CACIK

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: ŞENOL : Her zaman neşeli, mutlu ol
                  Kız: AYŞİM,AYŞİN:Parlak ışık saçan.

                  MANİ

                  Yel vurur kazak oynar
                  Başımda tozak oynar
                  Ben yarime ne yaptım
                  O benden uzak oynar



                  BİLMECE
                  Fini fini fincan,
                  İçi dolu mercan.
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: (radyo)

                  Comment


                  • 26 Ekim 2009

                    Bugün 26 Ekim 2009 9 Zilkade 1429 T.Evvel: 13 Hızır:174 Türkmenistan'ın Bağımsızlığı (1991)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    Kulun konuşmalarında inşaallah demesi, imanının mükemmelliğindendir. (Taberani).



                    AİLE REİSİNİN MES'ÛLİYETİEvlilik, taşınması ağır ve haklarının yerine getirilmesi zor olan sünnetlerden biridir.
                    Helâl ve haramın, dolayısile kazancın çok karışık ol­duğu bu zamanlarda aile reîsi, helâl rızık kazanmağa dikkat etmezse daha çok kazanıp kendisinin ve ailesinin haram yemesine sebep olabilir. Böylece hem kendisinin ve hem de ailesinin helâkına sebep olur.
                    Kişi, ailesinin hakkını yerine getirmekle ahlâkına dikkat etmeli, onlardan gelecek sıkıntılara karşı sabretmelidir. Çünkü erkek; ailesinin, çoluk çocuğunun çobanı gibi olup onların yaptıklarından mes'uldür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kişiye, geçindirmekle mes'ul olduğu ailesini (ihmal ile) zâyî etmesi ona günâh olarak yeter." Keza "Ailesinden kaçan kimse, (efendisinden) kaçan köle gibidir. Dönünceye kadar onun ne namazı, ne de orucu kabul olunur." buyurmuştur.
                    Kişinin ailesinin ve çocuklarının ihtiyaçları ve istekleri kendisini Allah'ı zikirden meşgul edip sırf dünyâyı kazan­maya, çok mal biriktirmek suretiyle çocukları için güzel bir hayat hazırlamaya dalması gece gündüz onun kalbini kaplarsa, âhireti düşünmeye ve onun için hazırlık yap­maya manî olur.
                    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, adamın mahvı, yok olması ha­nımının, ana babasının ve çocuğunun elinden olacak. Onu fakirlikle ayıplayacaklar ve gücünün yetmeyeceği şeyler isteyecekler. Böyle olunca da kişi, dînini yok eden yollara girip helak olacak." buyurdular.

                    OSMANLI MUTFAĞINDAN: FIRINDA PALAMUT
                    Palamutun başı çıkarılır, sırtı boydan boya yarılıp açı­lır, karnı temizlenir ve üzerine tuz, biber, baharat, soğan, maydanoz, su ve zeytinyağı ile karıştırılmış salça konur.
                    Deri tarafı, yağlanmış kiremite yatırılıp fırına verilir. Pişirilince çıkar çıkmaz limon sıkılır, sıcak sıcak yenir.


                    FIKRA

                    Ava meraklı çok cimri bir subaşı Nasreddin Hoca'ya: “Hoca Efendi, bana tavşan kulaklı, geyik bacaklı karınca belli, şöyle sicim gibi zayıf bir tazı buluver!” der. Bir süre sonra Hoca, bir sokak köpeğinin boynuna ip takıp subaşıya götürür. Subaşı: “Aman Hoca Efendi, ben senden incecik bir tazı istemiştim. Sen ise bana koca bir sokak köpeği getirmişsin!” deyince, Hoca lafı gediğine koyar: “Merak etmeyin efendim. Sizin yanınızda bu köpek bir aya varmaz, tazıya döner!..”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Bir kapının kapalı olduğunu anlamak için o kapıyı itmek gerekir. Montaigne

                    YEMEK MENÜSÜ
                    · EZOGELİN ÇORBA
                    · DÖNER
                    · PİLAV
                    · AYRAN

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM
                    Erkek: ŞENER : Mutlu, neşeli
                    Kız: AYTEN:Güzel bir tene sahip olan.

                    MANİ

                    Bağa girdim hurmaya
                    Avcı geldi vurmaya
                    Çok emekler sarfettim
                    Fatımayı sarmaya



                    BİLMECE
                    Küçücük fıçıcık,
                    içi dolu turşucuk.
                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: (nar)

                    Comment


                    • 27 Ekim 2009

                      Bugün 27 Ekim 2009 10 Zilkade 1429 T.Evvel: 14 Hızır:175 Halep'in İngilizlerce İşgali (1918)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Kul bir günah işler. Ama onunla cennete girer. Bu şöyle olur: İşlediği günah devamlı hatırındadır. Ondan her hatırladıkça tövbe edip kaçınır. Böylece o günah sebebiyle Cennete girer. (İbn-i Mübarek).



                      SABIR VE TAHAMMÜL
                      Hilm; yumuşaklık, halim selim olma ve sakinlik halidir. Hilm, aklın kemâline delâlet eder. Hilm, gazab kuvvetinin kırıldığına ve onun akla bağlı olduğuna delâlet eder.
                      Hilmin bazı faydaları: AJlâhü Teâlâ'nın sevgisini kazanmaya sebep olur. Hz. Aişe (r.anhâ)'nın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Kim gazablanır da hilm (sabır) ederse Allâhü Teâlâ'nın muhabbeti ona vâcib olur."
                      Hz. Fâtıma (r.anhâ)'nın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmaktadır: "Muhakkak Allâhü Teâlâ hayâlı, halîm ve iffetli kimseyi sever. Kötü, fahiş söz söyleyene ve ısrarla isteyene buğzeder."
                      Hilm, Peygamber Efendimiz'in taieb ettiği bir ziynettir. Süfyân bin Uyeyne (r.a.) şöyle rivayet eder: Şu duâ Re-sûlullâh (s.a.v.)'in dualarından biri idi: "Allah'ım, benj ilimle zengin kıl, hilim ile ziynettendir, takva ile beni kerim kıl ve beni afiyetle güzelleştir."
                      Ebû Hüreyre (r.a.)'ın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "İlmi taleb edin. İlimle beraber sekînet (vakar) ve hilmi de arayın. İlim öğrettiklerinize ve ilim öğrendiklerinize karşı yumuşak olunuz. Alimlerin cebbarlarından olmayın ki, cehaletiniz hilminize gâ-lib gelmesin."
                      Hilim ile cennette yüksek derecelere kavuşulur. Ubâ-de bin Sâmit (r.a.)'ın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur: "Size Allâhü Teâlâ'nın binaları şereflendireceği ve dereceleri yükselteceği şeyi haber vereyim mi? Ashâb-ı Kiram; 'Evet, yâ Resûlallah' dediler. Bu-yurdu ki: Sana gazablanana hilm göster, sana zulmedeni affet, sana gelmeyene sen git."
                      Diğer bir hadîsi şerîfte; "Sana Allâhü Teâlâ'nın sepi menfaatlendireceği bâzı hasletleri bildireyim mi? İlme sarıl. Zîra ilim, mü'minin dostudur, hilm onun veziridir, akıl onun delilidir, amel onun kayyımıdır (ayakta tutanı), rıfk (yumuşak huyluluk) onun babasıdır, yumuşaklık onun kardeşidir, sabır ise onun askerlerinin kumandanıdır." buyurulmuştur.

                      FIKRA

                      Hoca bir gün anahtarını kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını arıyormuş. Hanımı sormuş:
                      - Hocam, anahtarı nerede düşürdün?
                      - Be kadın... Nerede düşürdüğümü bilsem, hiç arar mıyım?

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Bir insan parmağını başkasına uzatınca, üç parmağın da kendisine uzatıldığını unutmamalıdır. Louis Nizer

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · YAYLA ÇORBA
                      · ETLİ TAZE FASÜLYE
                      · BÖREK
                      · KARPUZ

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: ŞEHZADE : Hükümdar oğlu
                      Kız: AYTU:Aya benzeyen tuğlu.

                      MANİ

                      Leçenin bucağında
                      Od olur ocağında
                      Allah canımı alsın
                      O yarin kucağında



                      BİLMECE
                      Daldan dala,
                      Kırmızı pala.
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: (limon)

                      Comment


                      • 28 Ekim 2009

                        Bugün 28 Ekim 2009 11 Zilkade 1429 T.Evvel: 15 Hızır:176 Türkiye'de İlk Nüfus Sayımı (1927)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Bir bedevi Resulullah’a gelerek; Ya Resulullah! Rüyamda başımın koparılıp yuvarlandığını, kendimin de onun peşinden koştuğumu gördüm. Bunun tabiri nedir? Diye sordu. Resulullah Efendimiz ona şu cevabı verdi: Uyurken, şeytanın seninle oynamasını, halka anlatma... (Müslim).



                        MÜMİNİN BAZI VASIFLARI
                        Mü'min; şerefli, zarîf, latîftir. Lanet etmez, nemmâm (laf taşıyıcı) değildir, gıybet etmez, kin ve hased nedir bilmez ve kibirli de değildir. Dâima hayırların en iyisi peşinde ve ahlâkın en güzeli üzere olur.
                        Eli açıktır, isteyeni geri çevirmez, kendine ulaşan hayırda cimrilik etmez. Kelâmını hikmetle süsler, lisânını fuzûlî ve faydasız sözden korur. Amelini güzel işler. Dâima zayi ettiği vakitler için pişmanlık içindedir. Doğru, düşmanından da gelse reddetmez. Bâtılı (aslı olmayan şeyi), dostunda da görse reddeder.
                        Zahmeti az, yardımı çoktur. Kardeşi ile oturduğunda dostluğuna riâyet ederek gördüğü kusurlarını affeder.

                        EVDE BULUNMASI YARARLI BAZI İLAÇ VE MALZEMELER
                        Nevralji, diş ve baş ağrısı için ağrı kesiciler. Romatizma ağrıları, eklem hastalıkları ve travmalar için antienflamatuar (iltihap gidericiler, Ateş düşürücüler, Öksürük şurupları,
                        Nezle ve sinüzit için dekonjestan (kanlanma giderici) burun damlaları,
                        Mîde yanması ve hazımsızlık için antiasit (asit gidericiler ve sindirimi kolaylaştırıcı ilaçlar,
                        Bağırsağı çalıştırarak kabızlığı gideren gliserin fitilleri veya müshilier,
                        Vâsıta (araba) tutması için ilaçlar. (En pratik çâresi su karıştırıp bir miktar sirke içmektir.) Dekonjestan (kanlanma giderici) göz damlaları. Böcek sokmalarına karşı (antihistaminik) ilaçlar. Travmalardan kaynaklanan kas ve eklem ağrıları için merhemler.
                        Sakinleştirici bitki ilaçları.

                        FIKRA

                        Hoca, Timur’un askerlerinin yanından geçerken askerlerin nişancı komutanı tarafından çağrılır. “Hocam şu ağaca yaslanın da askerlerimin hünerlerini size göstereyim...” der ve askerlere emir verir:
                        - Rahat!
                        - Hazır ol!
                        - Ateş!
                        Emirle birlikte hocanın kavuğuna tam 10 ok gelmiş, kavuk delik deşik olmuştur. Komutan:
                        - Hocam askerlere söyleyeyim de size yeni bir kavuk getirsinler.
                        - Komutanın izin verin bir adet de şalvar alsınlar.
                        - Hocam biz sizin şalvarınıza bir şey yapmadık ki!.. Ne oldu, hayırdır?
                        - Yok canım!.. Ben biliyorum, onun da kavuk gibi giyilecek hali kalmadı…

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Bir insan köprü kurar, bin insan geçer. Özbek Atasözü

                        YEMEK MENÜSÜ
                        · MERCİMEK ÇORBA
                        · PATLICAN KEBAP
                        · MAKARNA
                        · CACIK

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM
                        Erkek: ŞANVER : İyi niteliklerin bilinsin, duyulsun
                        Kız: AZİZE:Saygın,sevgili,kutsal.

                        MANİ

                        Çilekten yaptım reçel
                        Kara gün gelir geçer
                        Derdimi söyleyemem
                        Kalbimden neler geçer



                        BİLMECE
                        Yarım kaşık,
                        Duvara yapışık.
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: (sincap)

                        Comment


                        • 29 Ekim 2009

                          Bugün 29 Ekim 2009 12 Zilkade 1429 T.Evvel: 16 Hızır:177 CUMHURİYET BAYRAMI - Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluşu (1923)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Bir kul Kur’anı baştan sona okuyup hatmederse, 60 bin melek, onun için dua eder. (Deylemi).



                          İHLÂS NİÇİN LÂZIMDIR?İmâm-ı Gazâlî'den (rh.) ibret verici bir hikâye: Âbid ve zahit bir zâta bir gün; '^Şurada bir topluluk, bir ağaca ibâdet ediyor." dediler. Âbid buna çok öfkelendi. Ağacı balta ile kesmek üzere yola çıktı. Şeytan bir ihtiyar suretinde karşısına çıktı ve 'Nereye gidiyorsun?' diye sordu. 'Şurada bir ağacı kesmeğe gidiyorum.' dedi. Şeytan; 'İbâdetini ve nefsinle meşgul olmayı bırakıp başka şeylerle uğraşıyorsun. Ben o ağacı kestirmeyeceğim.' deyince kavgaya başladılar.
                          Âbid, şeytanı yere atarak göğsünün üzerine oturdu. Şeytan, 'Allah bunu sana farz kılmamıştır. Sen o ağaca tapmıyorsun. Allah'ın yeryüzünde peygamberleri var, dile-şeydi onları gönderir, ağacı kesmelerini emrederdi.' dedi. Âbid yine 'Onu kesmem lazım.' dedi ve kavgaya devam ettiler. Âbid yine galip geldi ve şeytanın göğsüne oturdu. Şeytan çaresizce 'Senin için daha hayırlı bir teklifim var. Sen fakir bir adamsın. Sen de kendi malınla doymak ve insanlara muhtaç olmamak istersen bu işten vazgeç. Ben her gece başucuna iki altın bırakacağım. Sabahleyin onu alır, ailen ve kendin için harcarsın, din kardeşlerine sadaka olarak verirsin.' dedi. Âbid, biraz düşündü ve teklifi mantıklı buldu. Şeytan da yemin etti ve anlaştılar.
                          Sabah .ve. ertesi gün iki altın buldu, üçüncü gün altını göremedi. Öfke ile baltasını aldı ve yola çıktı. Şeytan yine bir ihtiyar suretinde karşısına çıktı veJVallahi senin o ağacı kesmeye gücün yetmez.' dedi. Âbid, şeytana saldırdı, ama bu defa şeytan onu tutup yere yatırdı. Şimdi şeytanın elinde idi.
                          Şeytan göğsüne oturdu ve; 'Bu ağacı kesme işine son vereceksin. Aksi takdirde seni öldürürüm,' dedi. Âbid 'Beni mağlup ettin, beni serbest bırak. Önce ben seni mağlûp etmişken şimdi nasıl beni yendin. 'Bunu bana anlat.' dedi. Şeytan, İlk seferdeki öfken Allah içindi, bu sebeple Allah sana yardım etti ve galip kıldı. Ancak şimdi öfken altın için, kendi nefsin ve dünyâ içindi. Bu yüzden ben seni yendim.' dedi.

                          FIKRA

                          Nasrettin Hoca ile kazanın uygunsuz yatak odası görüntüleri ele geçirilmiş, Hoca basın açıklaması yapmış: “Doğurduğuna inanıyordunuz ama!..”

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Bir insan hayranlık duyup sevebildiği sürece sonsuza kadar genç demektir. Pablo Casals

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · ŞEHRİYE ÇORBA
                          · ETLİ KURU FASÜLYE
                          · ŞEHRİYELİ PİLAV
                          · SALATA

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: ŞANSAL : Niteliklerinle ünlen, tanın
                          Kız: AZRA: Üstünde hiç yürünmemiş kum; Yeni yetme kız

                          MANİ

                          Su gelir akmayınan
                          Dereyi yıkmayınan
                          Seven yare doyar mı
                          Uzaktan bakmayın



                          BİLMECE
                          On ay yatar,
                          İki ay kalkar;
                          Feneri yakar,
                          Etrafa bakar.
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: (kulak)

                          Comment


                          • 30 Ekim 2009

                            Bugün 30 Ekim 2009 13 Zilkade 1429 T.Evvel: 17 Hızır:178 Mondros Mütakeresi (1918) - Kars'ın Kurtuluşu (1920)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Benden sonra bana inanan müslümanlar hakkında şu 3 şeyden korkuyorum: Onları idare edenlerin zulme sapmalarından. Yıldızların (Burçların) yaşamlarına etkisi olduğuna inanmalarından. Kaderi inkar etmelerinden. (İbn-i Asakir).



                            GİZLİ İSRAF
                            Bâzı küçük gibi görünen şeyler gizli israftır. Meselâ, pirinç, nohut tanesi gibi şeylerin taşı ve toprağı ayıklanırken veya yıkanırken yere düşenleri alınmaz ve süpü-rülerek atılırsa israf olmuş olur. Ekmek kırıntıları, yere düşen pirinç taneleri vb.'ni kuşlara ve şâir hayvanlara yedirmek israf değildir. Bunda menfâat hasıl olduğu için mükâfat vardır.
                            Sürâka bin Mâlik'in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle Duyurulmuştur: "Her hararetli ciğer sahibini (suya kandırmakta) mükâfat vardır." Hadîs-i şerîfte, hayvanlara yapılan iyiliklerin; günahların mağfiretine, affedilmesine ve mükâfatının büyük olacağına işaret vardır. Diğer bir hadîs-i şerîfte şöyle buyuruldu: "Rahman Tebâreke ve Teâlâ, merhamet edenlere merhamet eder. Siz yer-dekilere merhamet edin kî, göktekiler de size merhamet etsin."
                            Gizli israftan birisi de elbiselerini ve ayakkabılarını yıpratacak şeylerden muhafaza etmemektir. Yıkanırken sabunu lüzumundan çok kullanmak, ab-dest alırken ve guslederken lüzumundan fazla su kullanmak, suyu boşa akıtmak da israftır. Elektrik vs. enerji kaynakları da lüzumsuz kullanmak da bunlardandır.
                            Resûlullâh (s.a.v.) Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'ın abdest alırken suyu fazla kullandığını gördü ve ona; "Ey Sa'd, bu ne israftır." buyurdu. O da; "Abdestte israf var mıdır?" dedi. Resûlullâh (s.a.v.); "Evet, akan bir nehirden olsa bile vardır." buyurdu.

                            GECE DUANIN KABUL SAATİ
                            Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Her gecede bir saat vardır ki, bir müslüman bu saatte Allâhü Teâlâ'dan hayırlı bir duada bulunsa; dünyâ ve âhiret hayrından her neyi isterse, Allâhü Teâlâ onu ona verir." Bu saat her gecede mevcuttur. Ancak Ramazan'da Kadîr Gecesi, Cuma'da icabet saati gibi bu da gizlidir.

                            FIKRA

                            Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine hoca “Ben balığın sadece başını yiyeceğim” der. Hancı bunun nedenini sorar. Hoca “Balık kafası zekayı artırır, balık kafası yiyen insan akıllı olur!” der. Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve hocaya “Balık kafasını niye sen yiyeceksin? Ben yemek istiyorum!” der. Hoca da itiraz etmez ve balığın koca gövdesini hoca yer ve bir güzel karnını doyurur. Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer; sonra da hocaya seslenir; “Sen koca gövdeyi yedin, karnını doyurdun. Ben sadece kafayı yedim, aç kaldım!..” Hoca da bunun üzerine lafı yapıştırır; “Bak nasıl akıllandın!..”

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır. Epiktetos

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · EZOGELİN ÇORBA
                            · EKŞİLİ KÖFTE
                            · BULGUR PİLAVI
                            · MEYVA

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: ŞAHİN : Büyük, yırtıcı kuş
                            Kız: BADE: Aşk, kutsal sevgi

                            MANİ

                            Portakal dilim dilim
                            Gel otur benim gülüm
                            Ben sana ne dedim ki
                            Tutulsun benim dilim



                            BİLMECE
                            Dağda tak tak,
                            Suda cıp cıp.
                            Arşın ayaklı,
                            Burma bıyıklı.
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: (Ateş Böceği)

                            Comment


                            • 31 Ekim 2009

                              Bugün 31 Ekim 2009 14 Zilkade 1429 T.Evvel: 18 Hızır:179 K.Maraşta Sütçü İmam, Sivil Direnişi Başlattı (1919)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Kıyamet günü, tüm (gasbedilen) haklar, sahiplerine geri ödenecektir. Hatta boynuzlu koyundan, boynuzsuz hayvana boynuz vurmasının hakkı bile alınacaktır. (Müslim).



                              RAHMETİN GENİŞLİĞİ
                              Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruldu ki (meâlen):
                              "Şüphe yok kî, Allâhü Teâlâ yüce zâtına ortak koşulmasını mağfiret etmez, yarlığamaz. Onun ötesinde olanı da dilediği kimse için bağışlar, yarlığar." (Nisa Sûresi, âyet 48)
                              "Ve her kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allâhü Teâlâ'dan mağfiret dilerse
                              Allâhü Teâlâ'yı çok bağışlayan, pek esirgeyen bulur." (Nisa Sûresi, âyet 110)
                              Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Allâhü Teâlâ'nın yüz rahmeti vardır. Bunlardan birini insanlar, cinler, hayvanlar ve haşerât arasına indirmiştir. Bu rahmet sayesinde bu varlıklar birbirine şefkat ve merhamet ederler. Diğer doksan dokuz rahmetini kıyamet gününe bırakmıştır. Onunla kullarına merhamet eder."
                              "Allâhü Teâlâ kıyamet gününde Âdem (a.s.)'ı bir milyar insana şefaatçi kılar."
                              "Allâhü Teâlâ (kıyamet gününde) buyurur: "Beni bir günde zikredeni veya bir yerde benden korkanı
                              cehennemden çıkarın."
                              "Cehennem ehli ve ehl-i kıbleden Allah'ın dilediği kimseler cehennemde toplandığı zaman, kâfirler onlara; 'Siz
                              müslüman değil miydiniz?' derler. Onlar da; 'Evet, (müslüman idik)' derler. Kâfirler; 'Müslümanlığınız size bir kâr
                              sağlamadı. Çünkü siz de bizimle beraber cehennemdesiniz.' derler. Müslümanlar da 'Bizim günahlarımız vardı. O
                              yüzden burada tutulduk.' derler. Allâhü Teâlâ bu konuşmaları duyar ve ehl-i kıbleden olanların cehennemden çıkarıl
                              masını emreder. Müslümanlar çıkarlar. Bunu gören kâfirler; 'Keşke biz de müsiüman olsaydık, onların çıkarıldığı gibi biz
                              de çıkardık!' derler. Sonra Resûlullâh (s.a.v.) şu âyet-i kerîmeyi okudu: "O kâfir olanlar, çok kere arzu edeceklerdir ki,
                              keşke müslüman olmuş olsaydılar." (Hıcr Sûresi, âyet 2)
                              "Allâhü Teâlâ, mü'min bir kuluna bir annenin ev lâdına olan şefkatinden daha merhametlidir."

                              FIKRA

                              Nasrettin hocaya sormuşlar:
                              - Hocam kıyamet ne zaman kopacak?
                              - Hangisi? Büyük kıyamet mi, küçük kıyamet mi?
                              - Hocam kıyametin küçüğü büyüğü olur mu?
                              - Olur!.. Karım ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet kopar!..

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Bir devlet adamının kalbi kafasında olmalıdır. Napoleon

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · MERCİMEK ÇORBA
                              · KARIŞIK KIZARTMA
                              · MANTI
                              · YOĞURT

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: ŞAFAK : Güneş doğmadan önce ufukta beliren aydınlık
                              Kız: BAHA: Değerli, kıymeti çok

                              MANİ

                              Pencerede duran kız
                              Bayram geldi dolan kız
                              Kurbansız bayram olmaz
                              Sana olam kurban kız



                              BİLMECE
                              Dağdan gelir, taştan gelir,
                              Bir kükremiş arslan gelir.
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: (balta,balık,leylek)

                              Comment


                              • 2 Kasım 2009

                                Bugün 2 Kasım 2009 16 Zilkade 1429 T.Evvel: 20 Hızır:181 Tokatlı Molla Lütfi'nin Şehadeti (1945)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Allah, helal kazanç yolunda kulunu yorgun görmeyi sever. ( Deylemi )



                                "ŞÜKREDERSENİZ ELBETTE ARTIRIRIM"
                                Memurlarından biri, Ömer bin Abdülazîz (r.h.)'a bir mektup yazdı ve "Ey Emîru'l-mü'minîn, benim me'mûr olduğum bu yerlerde Allah'ın nimeti o kadar çoktur ki bunca nimete lâyıkıyla şükredememekten pek ziyâde korkuyorum." dedi. Ömer bin Abdülazîz (r.h.) ona şu cevâbı yazdı:
                                "Ben, senin Allah'ı bilen bir kimse olduğunu görüyorum. Allâhü Teâlâ bir kula nîmet verse ve o kul da Allâhü Teâlâ'ya nimeti için hamd ederse muhakkak onun hamdi, Allah katında ona verdiği nimetinden daha faziletlidir. Allâhü Teâlâ (meâlen): "Sânım hakkı için, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik, ikisi de 'Hamd o Allah'a ki, bizi mü'min kullarından bir çoğunun üzerine faziletli kıldı.' dediler."(7Vem/ Sûresi, âyet 15) buyuruyor. Hangi nîmet Dâvûd ve Süleyman aleyhimüsselâma verilenden daha faziletlidir.
                                Yine Allâhü Teâlâ (meâlen); "Rablerine korunmuş olan müttekîler de zümre zümre cennete sevk olunmaktadır, nihayet ona vardıkları ve kapıları açılıp bekçileri onlara "Selâmün aleyküm, ne hoşsunuz! Ebediyyen kalmak üzere haydin girin onlara" diye selâm durdukları, onlar da; 'Hamd o Allah'a ki bize vadinde sâdık oldu ve bizi arza (yeryüzüne) vâris kıldı, cennetten istediğimiz yerde makam tutuyoruz' dedikleri vakit... Bak, artık ne güzeldir ecri o amel edenlerin." (Zümer Sûresi, âyet 73-74) buyurmuştur. Hangi nîmet, cennete girmek nimetinden daha faziletlidir.

                                SAĞLIĞIMIZ İÇİN!
                                Çocukların hareket etmeleri hayatî derecede mühimdir. Hareket etmeyen çocuklar, soluk renkli ve güçsüz olur.
                                Yedi-sekiz aylık çocukların koltuklarından tutularak yü­rütülmeye çalışılması zararlıdır; dizleri ve incik kemikleri
                                çarpılır. İleride yürümekde zorluk çekerler.
                                Bebekler günde bir-iki defa döşek veya minder üzerinde kendi çabaları ile hareketlenip yürümeye bırakılmalıdır.
                                60 yaşından yukarı kimselerin ise, "artık yaşımız iler­ledi" diyerek devamlı istirahat etmeleri çoğu zaman felç ve
                                dolaşım hastalıklarına sebep olur. Her gün az da olsa hare­ket etmeli ve yaşlarına uygun meşguliyetleri olmalıdır.

                                FIKRA

                                Nasrettin Hoca'yı kral çağırmış ve "Ben ölünce cehenneme mi yoksa cennete mi gideceğim?" diye sormuş. Nasrettin Hoca hiç korkmadan "Cehenneme gideceksin kralım!" demiş. Kralın sinirden sakalları titremiş ve "Neden cehenneme gideceğim?" diye sorunca Nasrettin Hoca: "Cellatlarının öldürdüğü masum insanlar cenneti doldurmuş da, o yüzden kralım!.." demiş.

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Bir çivi yüzünden bir nal,bir nal yüzünden bir at,bir at yüzünden de bir atlı gidiverir. Franklin

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · EZOGELİN ÇORBA
                                · İSLİM KÖFTE
                                · NOHUTLU PİLAV
                                · CACIK

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: SÜMER : Mübarek, kutlu - Sevap kazanmış
                                Kız: BAHARGÜL:Bahar gülü.

                                MANİ

                                Çalıştım arı gibi
                                Peteğin balı gibi
                                Kız sen beni erittin
                                Dağların karı gibi



                                BİLMECE
                                Sarı sarı içinde,
                                Sarı zarfın içinde,
                                On iki birlik kardeş,
                                Birbirinin içinde.
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: (tren)

                                Comment

                                Working...
                                X