fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 28 Şubat 2010

    Bugün 28 Şubat 2010 14 R.Evvel 1431 Şubat: 15 Kasım 113 Körfez Savaşı'nın Sonu (1991) - Islahat Fermanı'nın İlan Edilmesi (1856)-Leyleklerin gelme zamanı-Sivil Savunma Günü

    HADİS-İ ŞERİF

    İnsanlar bir şeyi layık olduğundan fazla (gözlerinde) yüceltirlerse, Allah onu mutlaka alçaltır. (Beyhaki).



    ÖMER BİN ABDÜLAZÎZ'DEN

    Ömer bin Abdülazîz (r.h.) valilerine üç şeyi emrederdi:
    Resûlullâhın sünnetini ihya etmek ve bid'atleri kal­dırmak,
    Halka zulüm etmemek,
    Fakîrlere haklarını dağıtmak
    Nasîhatleri ve ibretli sözleri çoktur. Bir sözlerinde şöy­le buyurdu: "Yalanın söyleyene zarar verdiğini öğren­diğimden beri asla yalan söylemedim."

    GÖÇMEN KUŞLAR

    Göçmen kuşlar, sonbaharda havaların soğuması sebebiyle iklimi daha elverişli yerlere gider, ilkbaharda tekrar eski yerlerine dönerler.
    Küçük kuşlar saatte ortalama 60-70 km, büyükleri 80-100 km hızla göç ederler. Umumiyetle 1000 m'den faz­la yükselmezler.
    Sığırcıkların günün belli saatlerinde güneşe göre, bülbüllerin gece yıldızlara bakarak; sakaların ise dünyâ manyetik sahasında yollarını buldukları bilinmektedir.
    Binlerce kuş türü her sene uzun yolculuklar yaparak yılda iki defa Kuzey ve Güney yarım küreleri arasında göç ederler. Kuzey yarımkürenin kuşları, her sonbahar­da Güney yarımküreye doğru göç eder. İlkbaharın başlamasıyla da güneyden kuzeye dönerler.
    İlkbaharda kuzeye gelen kuşlar, ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerini burada geçirirler. Sonbaharda binlerce kilometreyi aşarak Afrika'ya bir yıl önce kışla­dıkları yerlerine giderler.
    Ülkemiz, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında göç eden kuşlar için bir köprü olduğu gibi yüzlerce göçmen kuşu­na da ev sahipliği yapar.

    FIKRA
    Hoca tarlada çalışırken yorulunca ceviz ağacının gölgesine oturur ve kendi kendine:
    -"Şu işe bak kocaman kabaklar yerdeki ufacık sapa bağlı, küçücük cevizler koca ağaçta asılı" daha Hoca bunları düşünürken ağaçtan kafasına bir ceviz düşünce hemen:
    -"Ey büyük Allah'ım bu kulunu affet, senin işinin hikmetinden sual olunmaz ya şu ağaçta kabak gibi cevizler yetişseydi halim nice olurdu"

    GÜNÜN SÖZÜ

    Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner. Alexander Everett

    YEMEK MENÜSÜ
    · Şinitzel
    · Pirinç Pilavı
    · Salata
    · Karışık Bisküvi

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: ULUBAY: (Tür.) Er. - Yüce, saygın, erdemli kişi.
    Kız: TİCAN: (Ar.) Ka. - Taçlar.

    MANİ

    İnci inciri tutar
    Saatimi zincir tutar
    Kızlar kot giyence
    Erkekleri sancı tutar



    BİLMECEİki kadınla evlenmenin en kötü tarafı nedir?
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap:İkisi de her havadan çalar

    Comment


    • 1 Mart 2010

      Bugün 1 Mart 2010 15 R.Evvel 1431 Şubat: 16 Kasım 114 Molla Fenari'nin İlk Osmanlı Şeyhü'l-İslam ı Olması (1424)-Türk-Afgan dostluk anlaşması (1921)-Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin istiklali(1992)-Muhasebeciler günü

      HADİS-İ ŞERİF

      Meşru dairede eğleniniz ve oynayınz. Ben dini yaşantınızda bir kabalığın (yobazlığın) görünmesinden hoşlanmıyorum. (Beyhaki).



      BİR NASÎHAT
      ...Amel ile meşgul olma vakti geçiyor. Her ânın ge­çişiyle, ömürden bir şeyler azalıyor ve ecel-i müsemma (Allah'ın takdir ettiği ecel) yaklaşıyor.
      Eğer bugün uyanmazsak yarın hasret ve pişmanlık­tan başka bir şey ele geçmez. Şu sayılı günlerde bütün işlerde şerîat-ı garrâya (dîne) uygun şekilde amel etme­ye ehemmiyet vermeli ki kurtuluş ümîd olunabilsinr.
      Bu vakit, amel işleme vaktidir, yoksa istirahat vakti değildir. Amellerin meyvesi olan istirahat ileride (cen-nette)dir.
      Amel vaktinde istirahat etmek, zirâati zâyî etmek, .mey­veleri ve mahsûlleri heba etmektir. (Mektubat-ı İmâmı Rabbani 2/89)

      BOSNA-HERSEK
      Bosna kralları ile 1389'da Osmanlı Devleti arasında anlaşma yapılmış olup Bosna kralları haraç vermekte idi. Bosna kralının 1462'de anlaşmaya uymayıp haracı da vermemesi üzerine Fatih Sultan Mehmed Bosna'yı 1463'te Osmanlı Devletine kattı. Kanunî Sultan Süley­man devrinde bütünüyle Osmanlı hâkimiyeti altına alın­dı ve 1528-1585 arasında sancak beyliği, 1585-1878 arasında Osmanlı Devleti'nin bir eyaleti olarak idare edildi. Halkın çoğu müslüman oldu.
      Osmanlı Devleti'nin sadrazamlarından yirmi ikisi Bos­nalıdır. Buraya 1463-1878 arasında (415 yıl) 240 Osmanlı valisi gönderildi.
      Bosna-Hersek, Osmanlı Devleti'nin gerileme devrin­de Avusturyalıların taarruzuna uğradı. Memleketin kuzeyi Pasarofça Antlaşması (1718) ile Avusturyalılara bırakıldı ise de Belgrad antlaşması ile (1739) geri alındı.
      1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda yapılan Berlin antlaşması ile Bosna-Hersek, Avusturya'nın askerî işgaline bırakıldı. 1908'de İkinci Meşrutiyetin îlanı üzerine Avusturya-Macaristan bu toprakları ilhak ettiğini açıkladı.


      FIKRA

      Keçisi yaralanan adama komşuları yaraya katran sürmesinin iyi geleceğini söylerler fakat katrana para vermek istemeyen uyanık adam bizim Hoca’nın yanına gelerek:
      - “Hocam sizin nefesiniz kuvvetlidir Bir okusanız da şu keçimin yarası iyileşse” Diye ısrar edince Hoca dayanamaz:
      - “Tamam senin istediğin gibi olsun, bir şeyler okuyalım ama çabuk iyileşmesini istiyorsan benim nefesime biraz katran karıştırman lazım!”

      GÜNÜN SÖZÜ
      Düşüncelerle karşılaşınca,zayıflar korkar,aptallar karşı gelir,akıllılar karar verir,ustalar da yönetir. Mme Jeanne Roland

      YEMEK MENÜSÜ
      · Mantar Çorba
      · Şehriye Güveç
      · Sebze Kız.+Yoğurt
      · Sarı Burma

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: ULUBEK: (Tür.) Er. - Saygınlığı olan bey.
      Kız: TERCAN: (Tür.) 1. Genç, taze, delikanlı. 2. Kırmızı buğday. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

      MANİ

      Kayadan indirmişler
      Tirene bindirmişler
      Kara saçlı yârimi
      Gurbete göndermişler



      BİLMECE
      İlanı aşk ile ilanı harp arasında ne benzerlik vardır?
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: İki kaynanaya sahip olmak

      Comment


      • 2 Mart 2010

        Bugün 2 Mart 2010 16 R.Evvel 1431 Şubat: 17 Kasım 115 Emir Sultan Hz'nin vefatı (1430)-Rize'nin (1918) ve Posof'un (1921) kurtuluşu-Soğukların kırılması

        HADİS-İ ŞERİF

        Yasin suresini Allah’ın rızasını gözeterek okuyan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.Yasin suresini, ölmek üzere olanlarınızın yanında okuyunuz. (Beyhaki).



        SELÂM, SELÂMET İSTEMEKTİR
        Selâm, selâmet istemektir. Selâmın arkasından mu-safaha, muhabbetin yerleşmesi içindir.
        "Selâmün aleyküm" diye selâm verene "Ve aleyküm selam" diye mukabele edilir.
        Selâm vermek sünnet, selama "Ve aleyküm selam" diyerek mukabele etmek farzdır.
        Binekteki yürüyene, küçük büyüğe, az olanlar çok olanlara selâm verirler.
        "Selâm" Allâhü Teâlâ'nın esmâ-i hüsnâsındandır. Müslümanlar cennette de selâmlaşırlar.
        İzin verilince bir eve giren selâm verir. Ayet-i Kerî-me'de (meâlen) "Ey İman edenler, kendi evlerinizden başka evlere, kendi odalarınızdan başka odalara izin isteyip sahiplerine selâm vermedikçe girme­yiniz... (Nur Sûresi, âyet 27) buyurulmuştur.
        Kişinin kendi mülkü olmayan evlere girmek için izin is­temesi şarttır. İzin istemek için içeride kimse bulunup bu­lunmadığını öğrenmeli ve varsa girmek için vaziyetin mü­sait olduğunu öğrendikten sonra selâm vererek girmelidir.
        Boş evlere veya meskenlere girerken "Esselâmü aleyna ve ala ibâdillâhissalihîn" diye selam verilir.
        Kur'ân-ı Kerîm okuyana, ilim öğrenene, namaz kıla­na, yemek yiyene, ezan veya kamet okuyana selâm verilmez.

        BAZI TRAFİK KAİDELERİ
        İstatistikler kazaların ekseriyetle trafik kaidelerine uyulmamasından meydana geldiğini göstermektedir.
        Emniyetli bir sürüş için:
        • Öndeki vasıta ile kendi aranızda gerekli mesafeyi bırakınız, öndeki vasıtayı çok yakından takip etmeyiniz.
        • Öndeki vasıtanın stop lambalarına güvenmeyip bir öndeki vasıta hareketini de kollaymız,
        • Hızınızı yola ve trafik akışına göre ayarlayınız,
        • Hava ve yol şartlarını da dikkate alarak, aradaki mesafeyi ayarlayınız.

        FIKRA

        Bir gün Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar Hoca şöyle der:
        -Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya bulunuruz!

        GÜNÜN SÖZÜ

        Düşüncelerden vergi alınmaz. Martin Luther

        YEMEK MENÜSÜ
        · Mercimek Çorba
        · Etli Türlü
        · Bulgur Pilavı
        · Cacık

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: ULUBERK: (Tür.) Er. - Saygın kişilikli yiğit..
        Kız: TOĞAY: (Tür.) - Fundalık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

        MANİ

        Yengem çıkmış mahalleye
        Topluyor kaşıkları
        Nasıl ayırdın yenge
        Biz gibi aşıkları



        BİLMECE
        Geveze bir kadın ile tesbih arasında ne gibi bir fark vardır.
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: Her ikisi de ilan edilir edilmez çarpışmalar başlar

        Comment


        • 3 Mart 2010

          Bugün 3 Mart 2010 17 R.Evvel 1431 Şubat: 18 Kasım 116 Buhari'nin Vefatı (1389) - Aşkale, Pazaryolu'nun Kurtuluşu (1918)-Vakıflar Umum Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluşu (1924)

          HADİS-İ ŞERİF

          La ilahe illallah diyenlere dil uzatmaktan, dışlamaktan uzak dur. Hiçbir günah yüzünden, onları kafirlikle (din dışılıkla) itham etme . ( Taberani)



          FERDİN HATASI CEMİYETE DE TESİR EDER

          Bazı günahlar vardır ki zararı umûmî olur. Sebep olacağı fitne ve kargaşa, meydana getireceği sıkıntı ve musîbet yalnız o günahı yapan, işi yerinden oynatan ve bu suretle kendine ve başkalarına zulmetmiş olan zâlimlere münhasır kalmaz da kurunun yanında yaşı da yakar. Bir şahsın hatâsı bir orduyu batırabilir.

          Bir geminin dibini delmeye uğraşan bir şahsın işi, öy­le bir boğulma musibetine sebep olur ki bu fitne o gemi­nin içinde bulunanlardan yalnız onu delene veya ona yardım edenlere veya görüp susanlara değil, hiç haberi olmayanlara varıncaya kadar hepsine isabet edecek bir musibete şâmil olur. Hatta hiç haberdar olmayanların, gafletlerinden dolayı vaziyetleri daha feci olabilir.

          Bundan anlaşılır ki umûmî fitne yalnız asıl cürmü ger­çekleştiren zâlimlerin cezası değil aynı, zamanda ko-runmayıp onun gerçekleşmesine meydan veren gafil­lerin gafletlerinin de cezasıdır. Beyit: Çarha dayanma her ne kadar üstüvâr ise,

          Yerin, efendi, altı da var, üstü var ise. (Girami) Lügatçe: Çarh: Felek, dünya. Üstüvâr: Sağlam, güvenilir.

          OSMANLI MUTFAĞINDAN: ISPANAK GARNİTÜRÜ

          Bir kilo ıspanağın sapı ve kökleri ayırılıp yaprağı alınır. Bol suda yıkayıp süzülür. Kaynar tuzlu suda beş dakika kaynatılır ve bol soğuk suya çıkarılır. -Sararma-ması ve lezzeti kaçmaması için- karıştırıp soğutulur. Suyu süzülünceye kadar sıkılır ve bir tahta üzerine yayıp kıyılır.
          70 gr. una, 30 gr. sade yağda üç dört dakika kavurduk­tan sonru ıspanaklar ilâve edilir, beş dakika tahta kaşıkla karıştırarak kavrulduktan sonra yeteri kadar tuz atılır.
          250 gr. (bir su bardağı) et suya azar azar ilâve ederek tamamen yedirilir. İndirileceği vakit bir miktar tereyağı ile bir tutam dövülmüş hindistan cevizi karıştırılır.

          FIKRA

          Hoca bir gece mezarlıktan geçerken aniden ayağı kayar ve eski bir mezarın içine düşer O anda aklına geceyi orada bir ölü gibi geçirerek yazıcı melekleri görme fikri gelir Hemen yatar ve beklemeye başlar Bir süre sonra mezarlığa yaklaşmakta olan fincancı kervanından yükselen katırların çan sesleri, katırcıların konuşmaları, homurtular derken iyice yaklaşan seslerden korkan Hoca kıyamet vakti geldi sanarak dışarıda ne olduğunu görmek için mezardan dışarı çıkınca bir anda yarı çıplak Hoca'yı gören katırlar ürker Hortlak görmüş gibi her biri bir tarafa kaçışan katırlar bütün yükleri yerlere yuvarlar, fincanları zayi ederler Bunun üzerine sinirlenen fincancılar koşup Hoca'yı yakalarlar:
          - Be adam gecenin bir vakti ne yapıyorsun burada? derler Hoca korkudan kekeleyerek
          - Be be ben öbür dünyadan geldim Bir bakayım burada işler nasıl gidiyor Deyince adamlar Hoca'yı bir güzel pataklarlar Bin perişan eve dönen Hoca'yı telaşlı karısı karşılar:
          - Ee anlat bakalım ne bu halin? Öbür dünya nasıl? Ne var?Hoca biraz vakurlu biraz üzgün:
          - Hiç bir şey Ta ki fincancı katırlarını ürkütene kadar

          GÜNÜN SÖZÜ

          Düşünce dilden dil düşünceden doğar. Platon

          YEMEK MENÜSÜ

          · Domates Çorba
          · Etli Kabak Dolma+Yoğurt
          · Su Böreği

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: ULUCAN: (Tür.) Er. - Erdemli, saygın, yüce kişi.
          Kız: TENZİL: (Ar.) Ka. - İndirme, aşağı düşürme. Azar azar indirme (Kur'an'ın).

          MANİ

          Bizim köyün yolları
          Çamurluktur kayarsın
          Bizim köyün kızları
          Dalgacıdır yanarsın



          BİLMECE
          Termometre ile öğretmen arasında ne benzerlik vardır?
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: Biri çekilir, biri çekilmez

          Comment


          • 4 Mart 2010

            Bugün 4 Mart 2010 18 R.Evvel 1431 Şubat: 19 Kasım 117 Sultan Salahattin Eyyubi'nin vefatı (1193)-Abdülmecid Efendi'nin sürgün edilişi (1924)

            HADİS-İ ŞERİF

            Bütün inanlar hasedçidir. Ancak diliyle onu ifade ve eliyle de gereğini yapmadıkça hased, hasedçiye zarar vermez. (Ebu Nuaym)



            SALÂHADDÎN EYYÛBÎ
            Salâhaddîn Eyyûbî, bir muhasara sırasında istirahat et­mekte iken muhafızlardan biri çadırına girip başına bıçak­la vurur. Darbenin tesiriyle derhal yatağından fırlayan Sa­lâhaddîn Eyyûbî, adamın silahını elinden alarak onu za­rarsız hale getirir. Bu sırada bir diğeri içeri girip hücum eder. Bununla uğraşırken üçüncü bir şahıs da saldıranın yardımına gelir. Bu sırada kumandanlardan biri de Salâ­haddîn Eyyûbî'nin yardımına koşar. Salâhaddîn Eyyûbî hasmına galip gelerek, kumandanla beraber üçüncü şah­sı canlı ele geçirirler. Yapılan tahkîkâttan sonra saldıran­ların, Bâtinîlerin İsmâilî koluna mensup fedailer oldukları ve Halep'te bulunan emirlerinin emriyle geldikleri anlaşılır.
            Bâtinîler, başlangıcından beri her devletin meşhur şahsiyetlerine saldırmaktan geri durmamış ve Nizâmül-mülk gibi nice kimseleri öldürmüş, zamanlarında bulu­nan en kuvvetli sultanların dahi huzurunu kaçırmışlar ve hiç kimseye de mağlup olmamış idiler.
            Sultan Salâhaddîn bu kan dökücü topluluğun serlerini defetmeyi, lâyık olmaya çalıştığı insanların koruyucusu mevkiinde bulunmasının gereği olarak görüyordu. Ha­zırladığı bir kuvvet ile Bâtinîlerin sığındıkları dağa yürü­dü. Girdiği her mücâdeleyi kazanarak bir haftada düş­manın idare merkezine vardı ve Bâtinîleri tövbe ettirdi. Hatta kalplerine o derece dehşet ve korku verdi ki Sa­lâhaddîn Eyyûbî'nin hayatı boyunca daha hiçbir suikas­ta cesaret edemediler.

            BİR SULTANIN DÜNYADAN GÖTÜREBİLDİĞİ ŞEY: KEFEN
            Haçlılara karşı zaferleriyle hristiyanların dahi takdir ve hayranlıklarını kazanan meşhur Salâhaddîn Eyyûbî 4 Mart 1193 tarihinde Şam'da vefat etmiştir. Son hasta­lığında kapısının önündeki devlet bayrağını kaldırtıp, onun yerine aynı direğe kefenini astırmış ve bu hazin işe memur ettiği bayraktar, avazı çıktığı kadar durma­dan bağırarak şu acı gerçeği ilân edip durmuştur:
            'Sultan Salâhaddîn'in dünyadaki fetihlerinden âhirete götürebileceği şey işte bu kefenden ibarettir!'

            FIKRA

            Nasreddin Hoca pazara giderken mahalleden şakacı biri yanına gelip:
            - “Efendim akşam uyurken fare ağzıma kaçtı. Bunun çaresi nedir?”
            - “Çaresi kolay demiş Nasreddin Hoca, acıkmış bir kediyi ağzınıza sokup yutun!”

            GÜNÜN SÖZÜ

            Düşmanının yoksa, dost bakımından da aynı durumda olmalısınız. E.Hubbard

            YEMEK MENÜSÜ
            · Mercimek çorbası
            · Kuru Fasulye
            · Pilav
            · Salata veya Turşu-Ayran

            ÇOCUĞUNUZA İSİM
            Erkek: ULUÇ: (Tür.) Er. 1. Selçuklular döneminde Türk beylerine verilen unvan. 2. Ünlü Türk denizcisi Uluç (Kılıç) Ali Paşa'nın adı.
            Kız: TENNURE: (Tür.) Ka. - Teni nur gibi aydınlık, berrak olan güzel.

            MANİ

            Motor almış seksene
            Bin üstüne gezsene
            Motor güzeldir amma
            Bak üstündeki serseme



            BİLMECE
            Hangi kanun insanları yargılamaz?
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap: Her ikisi de sıfırı gösterdiği zaman, insanlar titrer

            Comment


            • 5 Mart 2010

              Bugün 5 Mart 2010 19 R.Evvel 1431 Şubat: 20 Kasım 118 Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'a Uluslararası Kuvvet Gönderme Kararı (1964)-Yeşilay'ın kuruluşu (1920)-Soğukların azalmaya başlaması

              HADİS-İ ŞERİF

              Allah katındaki değerlilik durumunu öğrenmek isteyen kimse, Allah’ın kendisinin yanındaki itaat ve saygınlık durumuna baksın... (Darekutni).



              MÜSLÜMANLIK, DÖRT MEZHEBİN BİRİNE UYMAKLA OLUR
              Büyük âlim Abdulgani Nablusî (rh.) Hülâsatü't-Tah-kîk'de buyuruyor l*i:
              Sahâbe-i kiram, tâbi'în ve tebe-i tâbi'în (radıyallahü anhüm) zamanında mezhepler pek çoktu. Onların hiç bi­risine ta'n (zem) etmek, onları ve mezheblerini kötüle­mek caiz değildir.
              Ashâb-ı kiramı ve dört mezheb haricindeki mezheb imamlarından hiç birisini, kavrayamadığımız ictihâdlarıyla, işledikleri amelleri sebebiyle kötülememelidir. Zira müc-tehide, içtihadı ile amel etmek farzdır. Kötüleyenin günahı kendi üzerinedir. Zîrâ âyet-i celîlede (meâlen): "O, bir ümmet idi, geldi geçti, ona kendi kazandığı, size de kendi kazandığınız. Siz onların amellerinden soru­lacak değilsiniz." (Bakara Sûresi, 134) buyurulmuştur.
              Bugün -amelde- dört mezheb (Hanefî, Şafiî, Mâlikî ve Hanbelî) hâricinde başka bir mezhebi taklîd caiz değildir. Bu, onların (Ashâb ve tabiînin) mezhebindeki bir noksanlıktan yahut dört mezhebin onlara üstün oldu­ğundan değildir. Zira Ashâb-ı Kiram ve Tabii'nin içinde bütün ümmetin en üstünü olan hulefâ-i râşidîn (dört halîfe) vardır. Onların mezhebleri yazılmadığından ve bizim, o imamların verdikleri hüküm ve fetvaların şartla­rını ve kayıtlarını bilmediğimizden ve bize tevatür yolu ile ulaşmadığındandır. Eğer tevatür yolu ile ulaşsa idi taklîdi caiz olurdu. Lâkin böyle olmamıştır.
              İmâmü'l-harameyn el-Cüveynî: "Dört mezhebden başka bir mezhebin taklîdi -Mezhebi tedvîn (yazılıp kayd) edilmiş olmadığı için- caiz olmaz." buyurmuştur. Zîrâ dört mezheb o derece yayılmıştır ki esasları ve teferruatı bilinip yazılmış herkesin malumu olmuştur. İbn-i Nüceym (r.h.) ' buyurdular ki: "Muhakkak hükümlerinin zabt(kayd) edilmiş ve uyanlarının çok olması sebebiyle dört mezhebden başka bir mezheble amel olunamayacağına icmâ vardır."
              Hâsılı, Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) dini ile amel etmek, ancak bu dört mezhebden birine uymak iledir. Bundan başka yol yoktur.

              FIKRA

              Nasreddin Hoca bir gün pazarda dolaşırken Adamın Biri yanına yaklaşıp:
              - “Hoca efendi bu gün ay kaça geldi?” demiş
              Hoca da adama:
              - “Valla bilmiyorum Bugünlerde hiç ay alıp satmadım”

              GÜNÜN SÖZÜ

              Dürüst insan her zaman gerçeği söyler, akıllı insan ise yalnız zamanında. Bernard Shaw

              YEMEK MENÜSÜ
              · Yayla çorbası
              · Çiftlik kebabı
              · Domatesli Pilav
              · Yeşil Salata
              · Güllaç

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: ULUÇAĞ: (Tür.) Er. - Hayırlı, uğurlu dönem.
              Kız: TENDÜ: (Moğ.i). - Yiğit, cesur. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              Sen Aslısın ben Kerem
              Sana kalbimi verem
              O kadar zalim olma
              Edeceksin beni verem



              BİLMECE
              Bir politikacının ölüp ölmediğini nasıl anlarız?
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: Yer çekimi kanunu

              Comment


              • 6 Mart 2010

                Bugün 6 Mart 2010 20 R.Evvel 1431 Şubat: 21 Kasım 119 İ.H. Okullarının Açılması (1951) - III.Cemre'nin Toprağa Düşmesi-Piri Reis'in vefatı (1554)-Türkiye'nin Avrupa Gümrük Birliği'ne girişi (1995)

                HADİS-İ ŞERİF

                Duaların sonunda Amin demek, alemler Rabbi Allah’ın, mü’min kullarının dillerindeki mührüdür. (İbn-i Adiyy).



                ALLAH, ŞU KİTAPLA NİCELERİNİ YÜKSELTİR
                Mekke valisi Nâfi bin Haris (r.a.), Hz. Ömer ile Usfân'da buluştu. Hz. Ömer ona "Şu vadi (Mekke) ehli üzerine kimi tâyin ettin." buyurunca "Kölelikten gelme İbn-i Ebzâ'yı" (r.a.) dedi. 'Niçin' diye sorunca "Muhakkak o Allah'ın kitabını çok okuyan, farz kıldıklarını en iyi bilen ve dürüst hüküm verendir" dedi. Bunun üzerine Hz Ömer, Peygamberimiz aleyhisselâm "Muhakkak Allâhü Teâlâ şu mukaddes kitap (Kurân-ı kerîm) ile nice kavimleri yükseltir, nicelerini de zelîl kılar." buyurdular, dedi.
                Tabiînden Zührî (r.a.) anlatıyor. Emevî halîfesi Abdül-melik bin Mervan'ın yanına gelmiştim. Bana "Nereden geliyorsun", diye sordu. Ben 'Mekke'den' deyince, "orada ahâlinin efendisi (dîni suallerine cevâb verecek ve müşkillerini halletmek üzere) kimi bıraktın" diye sordu. "Atâ bin Ebî Rebâh'ı bıraktım" dedim. "Arabdan mı acemden mi" diye sorunca "acemdendir", dedim. "Neden onu bıraktın" deyince, "Resûlullâhın hadîslerini ve Ashabının sözlerini bildiğinden ve ilmiyle amel eylediğinden dolayıdır" dedim. İşte ancak bunlar halkın efendisi olmağa lâyıktır, dedi.
                Sonra bu minval üzere (o vakit İslâm devletinin en mühim merkezleri olan) Yemen, Mısır, Şâm Cezîre, Horasan ve Basra'nın efendisi kimlerdir, diye sordu ve ben de tamamı acemden (ve tabiînden) olan zâtları ve ilim ve ameldeki fazîletlehni söyledim. Sonra Kûfe'nin efendisi kimdir, diye sorunca, İbrahim Nehâîdir, Arab-dandır dedim. Bunun üzerine "Vallahi Acem (arab olma-yanlar) üstün hale gelmişler, pek yükselmişler" dedi. Bunun üzerine ben "Bu Allah'ın emri ve dînidir ki, kim ona sâhib çıkar ve tutarsa Allah onu yükseltir, kim de zayi ederse onu alçaltın" dedim.

                BEYİT

                Kendi kendine ettiğin âdem
                Bir yere gelse edemez âlem. Adlî (S. İkinci Bayezid Han)

                FIKRA

                Bir gün Nasreddin Hoca eşeği ile giderken bir komşusuna rastlamış Adam Hocayla alay edip :
                - “Hocam, iki kardeş nereye gidiyorsunuz?” diye sormuş Nasreddin Hoca:
                - “Evet efendim, kardeşiniz ‘canım sıkıldı bir ahbabın evine ***ürün’ dedi de onu sizin eve ***ürüyorum Size rastladık yolumuz kısaldı”

                GÜNÜN SÖZÜ

                Dünya, sonsuzluk içinde küçük bir parantezdir. Thomas Browne

                YEMEK MENÜSÜ
                · Kremalı Tavuk Çorbası
                · Kaşarlı Köfte
                · Havuç Salatası
                · Sebzeli Pilav
                · Kayısı Kompostosu

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: ULUÇAM: (Tür.) Er. - Ulu - çam.
                Kız: TENAY: (Tür.) Ka. - Ay gibi beyaz, parlak tenli.

                MANİ

                Başımdaki çemberim
                Oymalıdır oymalı
                Oldun dünya güzeli
                Sana nasıl doymalı



                BİLMECE
                Kimler profesyonel atıcıdırlar?
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: Ağzına bakarız, kapalıysa ölmüştür

                Comment


                • 7 Mart 2010

                  Bugün 7 Mart 2010 21 R.Evvel 1431 Şubat: 22 Kasım 120 Muş Depremi (1966) - Artvin'in Kurtuluşu (1921)-Ağaçlara su yürüme zamanı

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Allah Teala, İbrahim Peygambere şöyle buyurdu: Ey Halilim (Dostum)! Yalnız mü’minlere değil, kafirlere karşı da güzel ahlaklı ol ki, iyilerin girdiği yer (cennete) giresin. (Taberani).



                  İLMİHAL: PEYGAMBERLER ALEYHİSSELAMİmanın dördüncü şartı Allâhü Teâlâ'nın peygamberle­rine inanmaktır. Melekler gibi peygamberler de günâh iş­emekten ma'sûm (korunmuş)durlar. Bütün peygamber­lerin evveli Hz. Adem ve sonuncusu Muhammed Mustafâ aleyhımüsselâmdır. Bu ikisinin arasında çok peygamber­ler gelip geçmiştir. Sayısını ancak Allâhü Teâlâ bilir.
                  Kur'ân-ı Kerîm'de ismi geçen peygamberler şunlardır: Adem Idrıs, Nuh, Hûd, Salih, Ibrâhîm, Lût, İsmail, İshak Yakub, Yûsuf, Eyyûb, Şuayb, Mûsâ, Harun, Dâvud, Sü­leyman, Yûnus, llyâs, Elyesa1, Zülkifl, Zekeriyâ, Yahya Isa, Muhammed aleyhimü's-salâtü ve's-selâm.
                  Üzeyr Lokman ve Zülkarneyn aleyhimüsselam da Kur an-ı Kerîm'de yazılıdır. Alimler onlar hakkında ihtilâf ettiler; kimi nebi, kimi veli dediler.
                  Hazret-i Muhammed Habîbujlah ve Hz. îsâ Rûhullah ye Hz Musa Kelîmullah ve Hz. İbrâhîm Halîlullah ve Hz Nuh Necıyyullah ve Hz. Adem Safiyyullah'dır. Bu altısı bütün peygamberlerin üstünüdür. Habîbullah olan Muhammed Mustafâ (s.a.v.) hepsinden üstündür.
                  Peygamberler hakkında bilinmesi vâcib olan sı­fatlar beştir;
                  1- Sıdk: Bütün peygamberler sözlerinde doğrudurlar.
                  2- Emânet: Peygamberler emîn olup her hususta kendilerine güvenilir.
                  3- Teblîğ: Allâhü Teâ-ladan kendilerine olan emir, nehiy ve bütün hükümleri ümmetlerine ulaştırıp beyân etmişlerdir.
                  4- Fetânet- Bü­tün peygamberler kâmil akıl sahibidirler.
                  5- İsmet: Bü­tün peygamberler günah işlemekten berîdir, uzaktırlar.
                  Peygamberimiz Muhammed Mustafa'nın diğer pey­gamberlerden ayrı vasıfları vardır:
                  1- Bütün peygamberlerden efdaldir, üstündür.
                  2- Bütün insanlar ile cinlere gönderilmiştir.
                  3- Hâtemü'l-Enbiyâ (peygamberlerin sonuncusu)dur. Ondan sonra kıyamete değin peygamber gelmeyecek­tir. (Sallallahu aleyhü ve sellem)
                  4- Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
                  5- Dîni kıyamete kadar devam edecektir.

                  FIKRA

                  Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile karşı övünüp duruyormuş :
                  - İşte ben güçlü ve maharetli bir adamım Evet ben Halep'te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim! Nasreddin Hoca da bu sırada oradan geçiyormuş Palavracının yanına yaklaşıp :
                  - Yaa demiş demek sen altmış arşın atlarsın Haydi atla da görelim Adam hık mık etmiş - Ama demiş ben Halep'te atladım Hoca kızmış : - Canım demiş, Halep oradaysa arşın burada

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Dünya düşüncesi kalpte karanlıktır, ahiret düşüncesi ise kalpte nurdur. Hz. Osman (r.a.)

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · Ispanak Yemeği
                  · Domatesli Makarna
                  · Şehriye Çorbası
                  · Salata

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: ULUÇKAN: (Tür.) Er. - Uluç - kan.
                  Kız: TEMİME: (Ar.) Ka. - Nazar boncuğu, nazarlık.

                  MANİ

                  Gülüm kurutmam seni
                  Suda çürütmem seni
                  Senelerce görmesem
                  Yine unutmam seni



                  BİLMECE
                  Hangi eve giren senelerce o evden dışarı çıkamaz?
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: Politikacılar

                  Comment


                  • 8 Mart 2010

                    Bugün 8 Mart 2010 22 R.Evvel 1431 Şubat: 23 Kasım 121 Yıldırım Bayezit'ın vefatı (1403)-Bilim ve Teknoloji Haftası (8-14 Mart)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    Resulüllah, kafa karıştırıcı, anlaşılması zor sözler söylemekten (mü’minleri) menetti. (Ebu Davud).



                    KUŞUN NASİHATİAdamın biri bir tarlakuşu avlamış idi.
                    Kuş ona; "Beni tuttun ya, ne yapacaksın" dedi.
                    Adam; kesip yiyeceğim dedi.
                    Kuş, "Ben semiz değilim; ne etim var ne budum. Ne seni doyururum ne de bir derdine derman olurum. Gel beni sal, ben de sana üç şey öğreteyim ki beni yemen­den senin için daha hayırlıdır. Ama birini elinde iken, diğerini ağacın dalına konduğumda, sonuncusunu da yükseldiğimde söylerim" dedi.
                    Adam "Peki, söyle bakalım" dedi.
                    Kuş adamın elinde iken "Elinden kaçırdığın şeye faz­laca üzülerek kendini helak etme" dedi.
                    Adam kuşu saldı.
                    Kuş uçtu, ağacın dalına kondu ve ikinci nasihatini söyledi; "Olmayacak şeylere inanıp bel bağlama".
                    Sonra iyice yükseldi ve adama, "Ey âdemoğlu! Yazık sana, eğer beni kesse idin içimde 90 gr. ağırlığında inci bulurdun" dedi.
                    Adam iyice hayıflanıp dövünmeye başladı. Sonra kuşa "Peki üçüncü nasihatini söyle" dedi.
                    Kuş, "Sen ilk ikisini dinlemedin ki, diğerini söyleyeyim. Sana elinden kaçırdığın şeye fazla üzülme dedim, üzüldün. Olmayacak işe inanma dedim, inandın. Benim içimde nasıl 90 gr. inci olur ki bütün tüyüm, et ve kemi­ğim o kadar gelmez." dedi.
                    KITA:
                    Yâ Rab benim iktizâyı a'mâlim ile
                    Olmak görünür reh-rev-i ka'r-i Cahîm
                    Amma senin iktizâyi fazi ü keremin
                    Lâyık ki vere ruhsat-ı gül-geşt-i Na'îm. (Nâbî)
                    Ya Rabbi, benim amellerim ile bana Cehennemin dibine yolcu olmak görünür. Amma senin fazlın, keremin bana Naîm Cennetine girme ruhsatı verse lâyıktır.


                    FIKRA

                    Bayram gecesi Hoca’nın karısı tatlı pişirmiş Karı koca, konuşa gülüşe yemişler, birazı da artmış, bunu da sabaha yeriz deyip kalkmışlar Uykuları gelince de yatmışlar Yatmışlar amma Hoca’yı bir türlü uyku tutmamış Nihayet karısını dürtmüş:

                    - “Hanım kalk, kalk aklıma pek önemli bir şey geldi, durma, kalk” Karısı telaşla kalkıp:
                    - “Ne var, hayrola” deyince
                    - “Şu artan tatlıyı getir” Karısı, tabağı getirince
                    - “Çök yanıma” demiş Oturup tabağı bir güzel temizlemişler Sonra
                    - “Şimdi yatalım, uyuyalım Hiç olmazsa tatlı karnımızda olsun”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Dün yaptığınız şey size hala çok iyi görünüyorsa ,bugün yeterli değilsiniz demektir. Earle Wilson

                    YEMEK MENÜSÜ

                    · Sebzeli Mantar
                    · Şehriyeli Pilav
                    · Turşu

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM

                    Erkek: ULUDAĞ: (Tür.) Er. - Çok büyük, yüce dağ.
                    Kız: TEMENNİ: (Ar.) Ka. - Dileme, istek, dilek.

                    MANİ

                    Bizim evin önüne
                    Kim attı mavi boya
                    Annem babam evde yok
                    Bakalım doya doya



                    BİLMECE

                    Hakem ile trafik polisi arasında ne benzerlik vardır?
                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: Cezaevinde

                    Comment


                    • 9 Mart 2010

                      Bugün 9 Mart 2010 23 R.Evvel 1431 Şubat: 24 Kasım 122 Dünya Kadınlar Günü-Laleli Camii ibadete açıldı (1764)-Çat ve Çayeli'nin kurtuluşu (1918)-Bağ budama ve Kalem aşısı zamanı

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Herhangi bir kişi geri vermemek niyetiyle bir borç alırsa kıyamet gününde hırsız olarak Allahın huzuruna çıkar. ( İbn-i Mace )



                      HÂCE MUHAMMED BABA SEMMÂSI (K.S.)
                      Silsile-i Sâdâttan Muhammed Baba Semmâsî (k.s.) , Ali Râmîtenî (k.s.) hazretlerinin en faziletli halîfesidir. Onun hizmetinde uzun süre bulunmuş ve ondan feyz al­mıştır. Râmîten'in köylerinden Semmâs'da doğdular ve hicrî 755 (M.1354) senesinde vefat ettiler. Ali Râmîtenî hazretleri, vefatından önce irşad makamı için Muhammed Baba Semmâsî'yi (k.s.) seçmiş, hilâfet vazifesini ona yer­miş, diğer talebelerine de ona tabî olmalarını emretmiştir.
                      Muhammed Baba Semmâsî (k.s.), Şâh-ı Nakşibend (k.s.) doğmadan önce Kasr-ı Hindivan'daki evlerinin önünden geçerken 'Bu topraklardan ileride tarîkat büyü­ğü olacak birinin kokusu geliyor. Burası yakında Kasr-ı Arif ân olacak.' buyururlardı. Yine bir gün geçerken 'Bu­radaki koku daha da artmış. Belki de bu zât dünyaya gelmiştir.' buyurdular. Bu sırada Şâh-ı Nakşibend do­ğalı üç gün olmuştu. Dedesi Şâh-ı Nakşibend'in göğsü­ne hediye koyup Hâce Baba'nın huzuruna getirdi.
                      Hâce Baba, "Bu bizim evladımızdır, biz onu kabul ettik." buyurdu. Sonra da: 'Kokusu bize gelen, işte bu zâttır. Yakında zamanının imâmı olacaktır.' müjdesini verdikten sonra en büyük halifesi olan Şeyyid Emir Külal (k.s.) hazretlerine: "Oğlum Bahâuddîni sana hava­le ettim. Zahiren ve bâtınen terbiyesi sana aittir." buyur­du. Emir Külal hazretleri de kalkıp elini göğsüne koydu ve "Eğer bir kusurum olursa merd olmayayım." dedi ve hocasının emrini kabul etti.
                      Şâh-ı Nakşibend (k.s.) anlatıyor: Evlenmeden önce dedem beni Hâce Baba hazretlerine gönderdi. Huzu­runa çıkmadan önceki gece mescidine gittim ye iki rekat namaz kılıp "Yâ Rabbi! Belâlarına sabredebilmek için bana kuvvet ver. Muhabbetin uğrunda karşılaşaca­ğım sıkıntılara tahammül gücü ver" diye dua ettim.
                      Sabah vakti huzuruna çıktığım zaman bana "Ey oğul! 'Yâ Rabbi! Senin rızan nerede ise, bu kulunu orada bu­lundur!1 diye dua et! Allâhü Teâlâ, eğer dostuna belâ gönderirse, yine inayeti ile belâya sabır ve tahammülü de ihsan eder." buyurdu. (Kaddesellahu Esrârehum

                      FIKRA

                      Adamın biri gezdiği yerlerdeki olayları anlatmaktadır; su baskınları, yangınlar, kudurmuş köpekler, cinayetler Hoca bir süre dinledikten sonra sözünü keser:
                      - "Taş üstünde taş kalmazdı dolaşsaydın hala taşrada"

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Dostluk, mantar yemeği gibidir. Zehirli veya zehirsiz olup olmadığı ancak yendikten sonra belli olur. Uzakdoğu Atasözü

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · Sulu Köfte Çorbası
                      · Bezelyeli Pilav
                      · Salata
                      · Şekerpare

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: ULUDOĞAN: (Tür.) Er. - Doğuştan yüce, uğurlu kimse.
                      Kız: TELVİN: (Ar.) Ka. - Renk verme, boyama.

                      MANİ

                      Entarimi ben biçtim
                      Ateşine ben düştüm
                      Ne kadar cahilmişim
                      Asker oğlana düştüm



                      BİLMECE
                      En gürültülü maç hangi takımlar arasında oynanır?
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: Her ikisi de kocaman adam oldukları halde düdük çalarlar

                      Comment


                      • 10 Mart 2010

                        Bugün 10 Mart 2010 24 R.Evvel 1431 Şubat: 25 Kasım 123 Filistin'de Müslüman Kanliamı (1991)-Telefonun icadı (1876)-Ardeşen ve Pazar'ın kurtuluşu (1918)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Ashaptan Muğire anlatıyor: Bir gün sarımsak yedim, Allah Resulünün namaz kıldığı yere geldim; baktım ki bir rek’at kılmışlar. Mescide girdiğimde (bendeki) sarımsak kokusu (etraftan) hissedildi, namazını tamamlayınca, Allah Resulu şöyle buyurdu: Kim bu bitkiden yerse, kokusu kendinden iyice gitmedikçe bize yaklaşmasın. Namazı kılıp Resulullah’ın yanına geldim. Bana elini ver! dedim. Elini alıp gömleğimin yeninden sokarak ta göğsüme kadar götürdüm. Göğsümdeki çarpıntıyı görünce, Allah Resulü şöyle buyurdu: Sen sarımsak yemekte haklısın, çünkü özrün var. (Ebu Davud)



                        İMAM CAFER-İ SÂDIK'DAN (R.A.)
                        İmam Câfer-i Sâdık Hazretleri Silsile-i aliyye-i Nakşi-bendiyye'nin dördüncü halkasıdır. Hicri 83 (m.702)'de Medine'de doğmuş, 148 (m.765)'de Mekke'de vefat et­miştir. Hikmetli sözlerinden:
                        • Takvadan daha hayırlı azık, susmaktan daha güzel şey, cehaletten daha zararlı düşman, yalandan daha büyük bir hastalık yoktur.
                        • Hoşuna giden bir şeye kavuşursan Allâhü Teâlâ'ya hamdi çoğalt, hoşuna gitmeyen bir şey olursa "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm"i çok oku, rızkın daralırsa istiğfarı çoğalt.
                        • Hz. Allah, dünyâya şöyle vahyetti; 'Ey dünyâ! Bana hizmet edene hizmetçi ol. Sana hizmet edene de me­şakkat ver.'
                        • Namaz, her takvâlı müslümanın Rabbine yaklaş­masıdır.
                        • Hac her zayıfın cihâdıdır.
                        • Bedenin zekâtı oruçtur.
                        • Amelsiz duâ eden, kirişsiz ok atan gibidir.
                        • Rızkınızı sadaka vermekle bollaştırın, mallarınızı zekât ile koruyun.
                        • İktisât eden muhtaç düşmez.
                        • Tedbir, geçimin yarısıdır.
                        • Dostluk, aklın yarısıdır.
                        • Ana ve babasını hüzünlendiren onlara isyan etmiş olur.
                        • Musîbete uğrayınca (sabretmeyip) dizine vuran ec­rini kaybetmiş olur.
                        • Hz. Allah sabrı musîbetin miktarına göre, rızkı meûnet, (zahmet)in miktarına göre indirir.
                        • Kim geçiminde iktisât ederse Allah onu rızıklandırır.
                        Her kim israf ederse Allah onu mahrum bırakır.
                        • Din kardeşlerinizje sofraya oturduğunuzda otur­mayı uzatın. Zira o, ömrünüzden sayılmaz.
                        • Yemeği din kardeşine ikram etmekte büyük fazîlet vardır.

                        FIKRA

                        Hoca akşamleyin eve doğru yürürken, baklava seven bir köylüyle karşılaşır
                        -Hocam, biraz önce bir adam büyük bir tepsi baklava ***ürüyordu
                        -Bana ne!
                        -Fakat adam tepsiyi sizin eve ***ürüyordu
                        -O zaman sana ne!

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Dostlarınıza bir gün düşmanınız olabileceklermiş gibi, düşmanlarınıza ise bir gün dostunuz olabileceklermiş gibi davranın. Bernard Shaw

                        YEMEK MENÜSÜ
                        · Kuru fasulye
                        · Pilav
                        · etli yaprak sarma
                        · yoğurt tatlı

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM
                        Erkek: ULUER: (Tür.) Er. - Saygın, uğurlu, yüce kimse.
                        Kız: TEKRİME: (Ar.) Ka. - Ululama, saygı gösterme.

                        MANİ

                        Karpuz kestim yiyen yok
                        Ağızım yandı diyen yok
                        Sevdiğime kavuştum
                        Gözün aydın diyen yok



                        BİLMECE
                        Türkiye’de acil hastalara ameliyattan önce ne verilir?
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: Mehter takımı ile bando takımı arasında

                        Comment


                        • 11 Mart 2010

                          Bugün 11 Mart 2010 25 R.Evvel 1431 Şubat: 26 Kasım 124 İmam-ı Cafer Sadık'ın Vefatı (765)-Kocakarı Soğukları-Karlova, Fındıklı ve Ilıca'nın kurtuluşu (1918)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          İnsanların içinde geğirmekten uzak dur. Şüphesiz dünyada en çok tok olanlar, ahirette en uzun açlığı çekeceklerdir. (Tirmizi).



                          ÎTİKÂD: AMEL DEFTERİ
                          Amel defteri; insan ömrünün hulâsasıdır. Dünyada yaptığı ve her gece ve gündüz meleklerin kaydettikleri sayfalardan bir defter-i kebîr veya onun bilançosu gibi bir sayfaya yazılmış hulâsası vesîkadir.
                          İnsanın bir işini sağ eliyle yapması, sağlam, dürüst, kendi lehinde ve iyi yapması; sol eliyle yapması da ar­kaya atması ve ihmal etmesi, başkasından umması ma­nalarını ifâde eder. Onun için sevapları yazan melekler sağda, günahları yazan melekler solda denildiği gibi, melek sağdan gelir şeytan soldan gelir denilir.
                          İnsanın mesuliyeti kendi iradesi ile işlediklerine bağlı­dır. Bu cihetle insan hayır veya şer, sevab veya günah iş­lerken, kendi isteği ile yaptığı için sağındaki ve solundaki meleklere -kâtibine emreder gibi- emredip defterine yazdırdığından kendisi yazmış ve kaydetmiş demek olur.
                          Eğer o yazdırdığı şeyler, ileride Hakk'ın huzurunda yüzünü kara çıkarmayacak, kârlı, sâlih, doğru dürüst ameller ise o defter kendi lehinde sağlam, mu'teber, hesabına güzel yazı ile yazılmış bir defter olur, onu sağ eliyle alır.
                          Böyle olmak için her gün Allah'a karşı kendi vicda­nında kendi hesabını görmeli ve ona göre de yarın için hazırlık yapmalıdır.
                          Vicdanında her gün kendini Hakk'a karşı muhasebe etmeyen kimse, Allah'ın emri çerçevesinde doğru yap­mayan, eğriyi doğru, doğruyu eğri yapmaya kalkışarak defterini kötü amellerle doldurtan kimse defterini ters tutmuş, solak yazmış ve yazdırmış demektir. Bu kimse defterini sol eliyle alır.
                          Halbuki meleklerin tuttuğu zabıt onun aleyhinde ola­rak, muameleyi olduğu gibi göstermiş ve ona imza etti­rilmiş olduğundan; sağlam, doğru ve mu'teber bulun­duğundan, o kimse de kendinin düşmanı gibi aleyhinde olmak üzere tescîl ve imza etmiş, ters yola gitmiş oldu­ğunu o gün anlamış olur.

                          FIKRA

                          Hoca, günlerden bir gün evine dönerken büyük bir konağa bir sürü insanın girip çıktığını görmüş
                          Konaktan çıkanlardan birine yaklaşıp içerde neler olduğunu sorunca, adam: “düğün var” demiş
                          Düğün lafını duyan Hoca’nın gözünde kızarmış tavuklar, hindiler, tepsi tepsi pilavlar canlanmaya başlamış Hemen oradan boş bir kâğıt bulup bir zarfa koymuş, sonra da doğru konağa gitmiş Uşaklardan birine: “Efendini göreceğim, çok saygı değer birinden mektup getiriyorum” demiş
                          Uşak hemen Hoca’nın önüne düşmüş, onu efendisinin huzuruna çıkarmış Hoca “Şenliğiniz mübarek olsun Zamansız geldiğim için bağışlayın” deyip, mektubu vermiş Ve hemen ilk davette sofraya çökmüş, derhal iştah ile atıştırmaya başlamış Düğün sahibi Hoca’nın getirdiği zarfı bir zaman elinde evirip çevirdikten sonra, “Efendi, bir yanlışlık olmasın Bu zarfın üzeri yazılı değil” diye sormuş
                          Hoca da başını sofradan dahi kaldırmadan cevap vermiş:
                          - “Kusura bakmayın efendi hazretleri, biraz aceleye geldi Esasında onun içi de yazılı değildir!”

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Dostlarımla beraber olduğum zaman yalnız değilim. O dakikadan sonra da iki kişi değiliz. Pisagor

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · Yayla çorbasi
                          · Soslu Tavuk Pirzola
                          · Makarna
                          · Rus Patatesi Salata

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: ULUERKAN: (Tür.) Er. - Saygın, yüce, soylu kimse.
                          Kız: TEKMİLE: (Ar.) Ka. - Kemale erdirme. Bitirme, bitirilme, tamamlanma, tamamlama. Tam, eksiksizce, bütün, hep.

                          MANİ

                          Entarisi al basma
                          Alıp duvara asma
                          Sen benimsin ben senin
                          Ellere kulak asma



                          BİLMECE
                          Hostesler neden havada dedikodu yaparlar?
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: Gün verilir

                          Comment


                          • 12 Mart 2010

                            Bugün 12 Mart 2010 26 R.Evvel 1431 Şubat: 27 Kasım 125 Erzurum'un Kurtuluşu (1918) - İstiklal Marşımızın Kabulü (1921)-Rus Çarlığı çöktü (1917)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Allah yumuşaktır. Yumuşaklığı sever. Ve yumuşaklık haline verdiğini, sertlik ve şiddet haline vermez. (Ebu Davud).



                            ÎTİKÂD:...ASHÂB-I KİRAMIN HEPSİ.CENNETE GİRER
                            "...Ashâb-ı Kiram, kitab ve sünneti tebliğ edenler­dir. İcmâ (delili de) onların asrına bağlıdır. Eğer onların hepsi veya bâzıları dalâlet ve fâsıklıkla vasıflanmış olsa dinin tamamından veya bir kısmından îtimâd kalkar. Pey­gamberlerin sonuncusu ve en faziletlisi olan Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) gönderilmesinin faydası da az olur. Kur'ân-ı Kerîmi toplayan Hz. Osman'dır, hatta Hz. Sıd-dîktır, Hz. Faruk'tur (r.anhum). Eğer onlar ta'n (zem) edil­miş ve âdil olmamış olsalar Kur'ân'a nasıl îtimâd edilir, din neyle ayakta kalırdı? Bu işin ne kadar kötü ve fena olduğunu düşünmek lazımdır.
                            Resûlullâh'ın (s.a.v.) ashabının tamamı âdildir; onların bize ulaştırdığı her şey gerçek ve doğrudur. Hz. Ali'nin (r.a.) hilâfeti zamanında vâki olan ihtilaflar ve münâkaşa­lar, hevâ ve heves sebebiyle olmamıştır. Makam ve baş olmak uğruna da olmamıştır. Bilakis bu münâkaşalar -onlardan birinin içtihadı hatalı olsa ve isabetsiz olsa dahi-ictihad ve istinbât sebebiyle olmuştur.
                            Ehl-i sünnet ve'l-cemâat âlimlerine göre bu savaşlarda ve münâkaşalarda haklı olan Hz. Ali (k.v.) idi. Ona mu­halif olanlar ise hatalı idiler. Ancak buradaki hatanın menşei ictihad olunca bu içtihadın sahibi dil uzatılmaktan ve kötülenmekten uzak olur. Kasd olunan, Hz. Ali tara­fının haklılığı ve muhaliflerinin hata etmiş olmalarıdır. Ehl-i sünnet bununla hükmetmiştir. Ancak muhaliflere dil uzatmak faydasız bir fuzûlîliktir. Hatta zararlı olma ihti­malini de içine almaktadır. Çünkü onlar Resûlullâh'ın (s.a.v.) ashabıdır (r.anhum). Bazılar* cennetle müjdelen-miştir. Bazıları günahları bağışlanmış ve âhiret azabı ' kendilerinden kaldırılmış olan Bedir ashabıdır.
                            Nitekim sahih hadîs-i şeriflerde şöyle vârid olmuştur: "Allâhü Teâlâ Bedir ehline rahmet nazarı ile baktı ve: 'Dilediğinizi yapın, ben sizi mağfiret büyürdüm' buyurdu". Onların bazısı da Rıdvan bîatı ile şereflenmiştir. Resû­lullâh (s.a.v.) Efendimiz "Ağacın altında bîat edenlerden hiç kimse cehenneme girmeyecektir" buyurmuştur. Hatta âlimler: "Bütün sahabenin, ehl-i cennet olduğu Kur'ân-ı Kerîmden anlaşılır." demişlerdir... (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî 3/24)

                            FIKRA

                            Nasreddin Hoca bir gün arkadaşını ziyaret etmek için yola çıkıyor Hava öyle sıcak ki, Hoca’nın dili damağına yapışmış bir halde terliyor
                            Hoca köye vardığında, arkadaşı şöyle söylüyor: “Ah Hoca, ne oldu böyle? Sen ne kadar da yorgun görünüyorsun Gel, eve gidelim ve buz gibi bir soğuk hoşaf içelim Sen onu içersen, dinlenirsin” Arkadaşı Hoca’yı eve getirmiş Kaynatılmış erik hoşafını kurulan sofraya koymuş Hoca’ya da küçük bir kaşık vermiş! “Beraberce hoşafı içelim” diyerek kendisi de büyük bir kaşık almış Daha sonra soğuk hoşafı içmeye başlarlar Hoca şöyle söylenir: “Ne kadar da lezzetli Fakat hoşaf bu küçük kaşıkla içilmiyor” Ev sahibi de yanan göğsünü serinletmeye çalışır Arkadaşı hoşafı içtikçe, bir eliyle de midesini tutar “Ahh, çok yorulmuşum, hoşafı içersem, tekrar hayatıma kavuşurum” Der
                            Adam içini çektiğinde, Hoca kendi kendine şöyle söylenir: “devamlı içini çeken ve ölmek isteyen ne utanmaz bir adammış bu?”
                            Bunun üzerine sabrı tükenen Hoca şöyle söyler:
                            “Hey, arkadaş! Devamlı ölmeye ne var? Büyük kaşığı bana ver ki, ben de kendimi öldürebileyim”

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Dostlarımızdan şüphelenmek, onların ihanetinden çok daha utanç vericidir. La Rochefoucauld

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · Domates çorbası
                            · Köfte
                            · Patates Püresi
                            · Yoğurt,salata

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: ULUĞ: (Tür.) Er. - Ulu, büyük, saygın.
                            Kız: TEMENNA: (Ar.) Ka. - El ile selam verme.

                            MANİ

                            İçeride ara kapı
                            Sürmesi çavdar sapı
                            İkimizi ayıran
                            Dilensin kapı kapı



                            BİLMECE
                            Bir kadın kocasını milyoner yapabilir mi?
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: Yerin kulağı olduğu için

                            Comment


                            • 13 Mart 2010

                              Bugün 13 Mart 2010 27 R.Evvel 1431 Şubat: 28 Kasım 126 Bedir Gazvesi (624) - Selanik'in Fethi (1430)-Rumi Takvim kullanılmaya başladı (1840)-Pasinler'in kurtuluşu (1918)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Biri sana dil uzatır ve sende olmayan bir kusurla seni ayıplarsa, sen sakın onu onda olan kusurla dahi ayıplama. Onu, günahı kendisine, sevabı sana ait olduğu halde terket. Kimseye de asla sövme. (Müslim).



                              HZ. UMEYR'İN ŞEHÂDETİ (R.A.)
                              Sa'd bin Ebî Vakkâs (r.a.) anlatıyor:
                              Resûlullâh (s.a.v.) Bedir Harbi için orduyu henüz tef­tiş etmeden evvel kardeşim Umeyr'i gördüm, Resûlul-lâh'a görünmemeye çalışıyordu. Ben, 'Ne oldu, ne var?' diye sordum. Umeyr: 'Resûlullâh'ın (s.a.v.) beni görme­sinden ve küçük olduğum için orduya almayıp geri çevirmesinden korkuyorum. Fakat ben harbe katılmayı çok istiyorum. Allah'ın beni şehitlik nimetiyle rızıklandır-masını ümid ediyorum,' dedi.
                              Resûlullâh (s.a.v.) orduyu teftiş ederken Umeyr'i gördü ve yaşı küçük olduğu için orduya katılmasına izin verme­di ve 'Sen geri dön' buyurdu. Resûlullâh harbe kaîılma-sına izin vermeyince kardeşim Umeyr ağlamaya başladı. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) ona izin verdi.
                              Küçük olduğu için kılıcını ben bağladım. Bu harbde istediği şehitlik nimetine kavuştu. O şehît olduğu zaman on altı yaşında idi. Radıyallahü anh.

                              MUTFAĞIMIZ: SULTAN LOKUMU (8 Kişilik)
                              Malzemeler: 2 su bardağı un, 2 su bardağı şeker, 250 grtercihan tereyağı, 1 kg süt, 1 paket vanilya, içine konul­ma üzere yarım su bardağı dövülmüş ceviz, 1 tatlı kaşığı tarçın ve dışına serpmek için 75 gr toz Hindistan cevizi.
                              Yapılışı: Un ve yağ, tencerede helva gibi kavrulur, şeker ilave edilir. Azar azar ve karıştıra karıştıra süt ek­lenir. Koyulaşana kadar pişirmeye devam edilir. Hamur kıvamına gelene kadar pişirilir. İyice koyulaştıktan sonra vanilya eklenir, ocaktan alınır. Bir müddet soğuduktan sonra buzdolabında 4-5 saat bekletilir. Hamur halini al­mış karışımdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopartılır. Avuç içinde açılıp, ortasına ceviz ve tarçınlı karışım ko­nulur. Kapatılıp yuvarlanır. Hindistan cevizine bulanır.
                              Servis edilene kadar buzdolabında bekletilmelidir.

                              FIKRA

                              Hoca’nın karnı pek açıkmış Sofradaki çorbaya kaşığını daldırıp hemen ağzına almış, yutmuş Fakat çorba çok sıcakmış Ağzı, boğazı müthiş bir surette yanan Hoca, hemen sokağa fırlamış, bağırıp kaçmaya başlamış
                              - 'Savulun dostlar, karnımda yangın var'

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Dinlemesini bilenler,ülkeleri fethetmesini bilenlerden daha büyüktürler. Franklin

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · Kıymalı kapuska
                              · Mercimek çorbası
                              · Yoğurtlu havuç

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: ULUHAN: (Tür.) Er. - Büyük, saygın hükümdar.
                              Kız: TEKGÜL: (Tür.) Ka. - Gül ailesi içinde benzeri olmayan güzellikte. Yalnız gül.

                              MANİ

                              Elma attım denize
                              Geliyor yüze yüze
                              Sevdiğimin sözleri
                              Hediye kaldı bize



                              BİLMECE
                              Akılsız başın cezasını kimler çeker?
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: Eğer adam daha önce milyarder ise milyoner olur

                              Comment


                              • 14 Mart 2010

                                Bugün 14 Mart 2010 28 R.Evvel 1431 Mart: 1 Kasım 127 Tıbbıyenin açılışı (1827)-Tıp Bayramı-Hopa, Hınıs ve Köprüköy'ün kurtuluşu (1918)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Allah bir topluluk hakkında hayır dilerse, alimlerini (aydınların) çoğaltır, cahillerini azaltır. Öyle ki, alim konuştuğunda kendisini destekleyen pek çok kimse bulur. Cahil konuştuğunda ise, sözü bastırılır. Allah bir topluluk hakkında şer (kötü son) dilerse, cahillerini çoğaltır, alimlerini azaltır. Öyle ki, cahil konuşsa kendisini destekleyen birçok kimse bulur, alim konuşursa sözü bastırılır. (Deylemi)



                                HARAM YİYENİN İBÂDETİ KABUL OLMAZ
                                Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kıyamet günü, Tihâ-me dağları kadar sevapları olan topluluklar gelecek. Onlar Allah'ın huzuruna getirildiğinde, Allâhü Teâlâ on­ların sevaplarını heder edecek ve onları cehenneme atacaktır." buyurdu.
                                Ebû Huzeyfe'nin (r.a.) azatlı kölesi Salim (r.a.): 'Anam babam sana feda olsun, yâ Resûlallâh! Bu toplulukların kim olduğunu bize bildir, biz de bilelim. Seni hak pey­gamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan korkuyorum,' dedi.
                                Resûlullâh (s.a.v): 'Ey Salim! Onlar namaz kılarlar ve oruç tutarlardı. Ancak kendilerine haramdan bir şey ve­rildiği zaman hemen atılıp onu alırlardı. Bundan dolayı Allah onların amellerini kabul etmedi,' buyurdu.


                                ESKİ HEKİMLERİN AHLÂKI
                                Sultan İkinci Mahmud devrinde İstanbul'a gelip yıllar­ca ülkemizde tedkikler yapmış olan Doktor Brayer 1836 da yayınlanan eserinde diyor ki:
                                • Herhangi bir Türk hekimine muayene için gelen has­ta çok da olsa, toplanan para gayet az olur: Çünkü bu hastaların dörtte üçü fakir tabakadan olduğu için hekim onlardan hiçbir ücret istemez. Hastalar para vermeden
                                çıkıp gider.
                                • Para yerenlerin birçokları da orta tabakaya mensup oldukları için pek az bir şey verirler. Meselâ bir gün aya­ğından kan aldıran bir Harem ağası masanın üstünde altı para bırakıp gitmiştir.
                                • Eski Türk hekimleri için hastalardan hiç para iste­memek bir prensip meselesidir. Onlar -kendilerine ne verilirse memnuniyetle kabul ederler. Bunun sebebi, Müslümanlıkta bir kişinin hayatını kurtarmanın bütün insanlığı kurtarmak kadar büyük bir sevap sayılmasıdır. İşte bundan dolayı Türk hekiminin tek gayesi insanlığa hizmetten ibarettir. Bu duruma göre eski Türk hekimleri geçimlerini nasıl sağlamışlardı? Bu nokta da yalnız bazı zengin hastaların lütfen verdikleri fazla paralarla açıklanabilir.

                                FIKRA

                                Hocaya sormuşlar:
                                - “Hocam bu insanların doğup ölümü ne zamana kadar böyle sürecek?”
                                - “Cennet ve cehennem dolana kadar”

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Dili ve sözü bir olmayan kimsenin yüz dili bile olsa o, yine dilsiz sayılır. Mevlana

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · Mercimek çorbası
                                · Ispanak
                                · Yoğurt
                                · karışık hoşaf

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: ULUKAAN: (Tür.) Er. - Büyük, saygın hükümdar.
                                Kız: TEHİYYE: (Ar.) Ka. 1. Selam. Selam verme. 2. Hayır dua etme. 3.. Beka. 4. Mülk, malikiyyet.

                                MANİ

                                Mavi yelekli yârim
                                Çarkıfelekli yârim
                                Beni bırakıp gitti
                                Demir yürekli yârim



                                BİLMECE
                                İçinde günlük süt bulunan şey nedir?
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: Onu kendilerine "baş" seçenler

                                Comment

                                Working...
                                X