fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 15 Nisan 2010

    Bugün 15 Nisan 2010 1 C.Evvel 1431 Nisan: 2 Kasım 159 Türk Tarih Kurumu'nun Kuruluşu (1931)-Titanik'in batışı (1912)-Ağrı'nın kurtuluşu (1918)-Lale Mevsimi-Turizm Haftası (15-22 Nisan)

    HADİS-İ ŞERİF

    Adamın biri Hz. Peygamber’e: Allah dilemedi, ben diledim, demişti. Allah Resulü ona şu uyarıyı yaptı: Allah’a ortak koştun bu sözünle. Sadece Allah diler (Allah dilemezse hiçbir şey olmaz). (İbn-i Abbas).



    KUR'ÂN-I KERÎM ŞİFÂDIR, RAHMETTİR
    "Biz de Kurandan öyle âyetler indiririz ki mü­minler için o bir şifâ ve bir rahmettir, zâlimlerin ise ancak hasarını (ziyânını) artırır." (Isrâ Sûresi, âyet 82) Bu âyet-i kerîmede dünyâ türlü türlü dert, hastalık, belâ ve sıkıntılarla dolu bir hastahâneye, Peygamber Efendimiz bir doktora, Kur'ân-ı Kerîm de şifalı bir ilme, tam bir gıdaya benzetilmiş oluyor.
    Şüphecilik, nifak, küfür, zulüm, düşmanlık, hırs, ümit­sizlik, tembellik, cahillik, taassub gibi ahlâkî, içtimaî ve rûhânî hastalıklara karşı Kur'ân'ın bir şifâ ve rahmet olduğu şüphesizdir.
    Bundan başka, doktorların âciz kaldığı nice hastalık­lara karşı şifâ olduğu da ehline malûmdur.
    Bununla beraber zâlimlerin ancak hasarını ziyanını arttırır. Hakkı sevmeyenler inanmazlar da o şifâ ve rah­metten istifâde etmezler. Bu suretle zararlarını arttır­maktan başka bir şey yapmazlar, kendilerine zulmeder­ler. İşte zâlimler; nimete şükretmeyen, şer hâlinde ümıd ve duâ hasleti bulunmayan insanlardır. Kur'ân böylele-rinin ziyânını arttırır.
    Elbette ki, tedaviye muhtaç olan bir şahıs, kendisine verilen en faydalı ilâcı terkeder de midesini zehirli şeyler ile doldurursa kendi hayatına kasdetmiş, kendisini hela­ke götürmüş olur.

    R U B Â' î:
    Nâbî, sitem-i dehre tahammül hoşdur
    Esbâb-ı tahammülle tecemmül hoşdur
    Meydân-ı elemde ıztırâb etmekten
    Dükkân-ı kanâatte tevekkül hoşdur.
    (Nâbî)

    Ey Nâbî, dünyânın acısına derdine tahammül etmek güzeldir. Tahammül sebebleriyle zînetlenmek (süslen­mek) de güzeldir. Elem meydanında ızdırab çekmek­tense kanâat dükkânında tevekkül etmek güzeldir.

    FIKRA

    Nasreddin Hoca’nın karısı ölür Ölen karısından beş çocuğu olan Hoca, beş çocuğu olan bir dul kadınla
    evlenir Hoca’nın yeni eşinden de iki çocuğu olur Bir gün karısı feryadı basar:
    - “Hoca Hoca yetiş! Senin çocuklarla benim çocuklar bir olmuş, bizim çocukları dövüyorlar”

    GÜNÜN SÖZÜ

    Ey yaşam senin bunca değerli oluşun ölüm sayesindedir. Seneca

    YEMEK MENÜSÜ
    · Domates çorba
    · Terbiyeli köfte
    · Bulgur pilavı
    · Ayva Kompostu

    ÇOCUĞUNUZA İSİM
    Erkek: USALP: (Tür.) Er. - Akıllı yiğit.
    Kız: TARABENGİZ: (Fars.) Ka. - Sevindirici, coşturucu.

    MANİ

    Cam dibinde durursun
    Cama tık tık vurursun
    Kırma oğlan camları
    Karakolu bulursun



    BİLMECE
    Adamın biri dama çıkmış, intihar edecekmiş.Aşağıya
    baktığında yoldan birinin geçtiğini görünce intihar
    etmemiş.Yoldan kim geçmiş?
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap: Kurtlarını dökmek için

    Comment


    • 16 Nisan 2010

      Bugün 16 Nisan 2010 2 C.Evvel 1431 Nisan: 3 Kasım 160 Halit İstanbuli ve Arkadaşlarının Şehadeti (1982)-Şeyhülislam İbn-i Kemal Paşa'nın vefatı (1534)-Yağmurlar-Kutlu Doğum Haftası (16-22 Nisan)-Eleşkirt'in kurtuluşu (1918)

      HADİS-İ ŞERİF
      Kıyamet günü, mazlumların kurtuluş günüdür. (İbn-i Ebi’d-Dünya).



      DİLENCİ KILIĞINDA İLİM TAHSİLİ
      Baki' b. Mahled el-Endülûsî H. 201 (M.817) senesin­de doğmuştur. Hadîs âlimlerinin büyüklerinden İmâm Ahmed b. Hanbel (r.h.) ile görüşüp ondan ilim almak ga­yesiyle Endülüs'ten Bağdat'a gitmiştir.
      Diyor ki: Bağdat'a yaklaştığımda Ahmed b. Hanbel'in (r.h.) halkla görüşmesinin ve kendisinden ilim almanın yasaklandığını öğrendim. Evini sordum, gösterdiler. Gi­dip kapısını vurdum, kapıyı açıp dışarı çıktı.
      'Ey imam! Ben bir yabancıyım. Bu memlekete ilk giri­şimdir. Hadis talebesiyim, sünneti topluyorum. Yolculu­ğum sadece senden ilim almak içindir.' dedim. 'Dikkat çekmeden içeri gir.' dedi. Girdikten sonra 'Nerelisin?' diye sordu. 'Mağribliyim' dedim. 'Afrikalı mı?' dedi. 'En­dülüslüyüm, memleketimden Afrika'ya denizden geçi­yorum.' dedim.
      Bunun üzerine bana 'Yerin hakikaten uzak. Bana, senin gibilerin arzusunu yerine getirmekten daha hoş gelen bir şey yoktur. Ama senin de bildiğin bir sebepten dolayı sıkıntı içindeyim' 'Evet, sana doğru gelirken bura­ya yakın bir yerde öğrendim.' Bu benim ilk gelişimdir, ben buralarda tanınan birisi de değilim. Eğer izin verir­sen her gün dilenci kılığında gettr ve kapıda dilencilerin dediği gibi derim. Sen de dışarı çıkarsın. Her gün sade­ce bir hadis bile rivayet etsen yeter.' dedim.
      Bunun üzerine bana 'Evet, ders halkalarına duyur­mamak, hadîs ehline bildirmemek şartıyla kabul' dedi. Ben de 'Kabul ediyorum' dedim. Böylece elime bir değ­nek alıyor, başıma bir bez parçası sarıyor, kâğıdımı ve divitimi de yenime sokarak kapısına geldiğimde oradaki dilenciler gibi 'Verin, Allâhü Teâlâ size merhamet etsin!' diye bağırıyordum.
      O da dışarı çıkıp kapıyı kapatıyor ve bana iki, üç veya daha fazla hadis okuyordu. Bu şekilde ondan üç yüz kadar hadis yazdım.

      FIKRA

      Hocanın uykusu kaçmıştı ve pencereden dışarıyı seyrediyordu. Bir anda ilerideki ağaçların arasında hayalete benzer iki şeyi havada dans eder gibi gördü. Hemen okunu hazırlayıp pencereyi açarak fırlattı İsabet ettirmişti. Fakat bir anda sevinmesi yerini şaşkınlığa döndü çünkü hayalet sandığı görüntü karısının gündüz yıkayıp kuruması için astığı kendi entarileriydi. Hoca "ne korkunç bir hata" diye söylendi. Çok şükür Allah'ım ya içinde bende olsaydım.

      GÜNÜN SÖZÜ

      Ey soğuk, hareketlen ki ısınasın, sertliğe alış ki yumuşayasın. Mevlana

      YEMEK MENÜSÜ
      · Mercimek çorba
      · K.budu köfte(piyaz)
      · Spagetti
      · Ayran

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: USARE: (Tür.) Ka. - Özsu.
      Kız: TARAİF: (Ar.) Ka. - Az bulunur, ince şeyler.

      MANİ

      Şalvara bak şalvara
      Şalvarın biçimine
      Kurban olayım yârim
      Sigara içimine



      BİLMECE
      Bu sefer bir kaç kişi intihar için topluca dama çıkmışlar.Aşağıdan gene biri geçmiş; intihar etmemişler.Sizce aşağıdan kim geçmiş?
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: Vaz geçmiş

      Comment


      • 17 Nisan 2010

        Bugün 17 Nisan 2010 3 C.Evvel 1431 Nisan: 4 Kasım 161 Turgut Özal'ın Ölümü (1993)-Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul Adalarını fethi (1453)-Ali Fuat Başgil'in ölümü (1967)

        HADİS-İ ŞERİF

        Kim, çocuğu ölmüş bir kadını teselli ederse, cenette ona bir aba (palto) giydirilir.(Tirmizi).



        İMAM MÂLİK (RH.)
        Mâlikî mezhebinin kurucusu İmam Mâlik (rh.) Hicretin 93. yılında Medine-i Münevvere'de doğmuş ve 179 târi­hinde Medine'de vefat etmiştir. Çok yüksek bir ilme, üs­tün bir zekâya, büyük bir zühd ve takvaya sâhib idi. Mezhebi önceleri Endülüs'e, bütün Mağrib'e (Fas'a) ya­yılmıştı. Bugün de Fas, Sudan, Trablusgarb, Cezayir ve Yemen taraflarında mensubları bulunmaktadır.
        Resulü Ekrem, (s.a.v.) Efendimiz'e pek büyük bir muhabbet ve hürmet beslerdi. Medine-i Münevvere için­de dâima yaya olarak yürür, hiçbir vakit hayvana bin­mezdi. Halbuki büyük bir servete sahipti, kapısında bir­çok kıymetli binek hayvanları bulunurdu. Bir gün İmam Şafiî, bunun sebebini sormuş, o da şöyle cevap vermiş­ti: 'Bir mübarek belde ki onun toprakları içinde Nebiy-yi zîşanın muhterem cismi medfun bulunmaktadır, ben orada nasıl olur da hayvana binebilirim?'
        Halife Ebû Cafer Mansur'un amcazadesi ve Medîne emîri Cafer bin Süleyman, Hazret-i İmam'ı bir içtihadın­dan vazgeçmeğe zorlamış, red cevabı alınca o müba­rek imamın lâtif vücuduna, yetmiş kırbaç vurdurmuş, ve kendisini bir hayvana bindirerek teşhir ettirmişti.
        Hazret-i İmam, kırbaçlar vuruldukça: 'Ya Rabbi! On­ları affet, çünkü onlar bilmiyorlar.' diyordu. Nihayet bayı­lıp düşmüş, sonra ayılınca da: 'Şahit olunuz, ben hakkı­mı beni döğene helâl ettim.' demiştir.
        Hâlife Mansur, hâdiseden haberdar olunca Emir Ca­fer'i azletmiş ve Bağdad'a getirerek, hakkında ceza ve­rilmesi için İmam Mâlik'ten izin istemişti. Hazret-i İmam ise 'Hayır, ben onu affettim. Ben Resûlullâha akra­ba olan bir zatın kıyamette hasmı olmaktan haya ederim.' tarzında cevap vermişti.
        Bu hâdiseden sonra halkın İmam Mâlik'e hürmet ve muhabbeti daha çokartmıştır. Halife Mansur, ertesi se­ne hac mevsiminde İmam Mâlik'ten özür dilemiş, daha ertesi sene veliahdı bulunan Mehdi Hicaz'a gelmiş, Hazret-i İmamı ziyaret ederek derslerinde bulunmuştur.

        FIKRA

        Hoca yer altında bir ahır yapmak hevesine kapılmış Toprağı kaza kaza her şeyden habersiz bir halde komşunun ahırına geçmiş Bir sürü öküz görünce koşa koşa karısının yanına gitmiş
        - “Hanım, hanım!” diye bağırmış “Müjdemi isterim! Eski zamandan kalma bir ahır ve birçok öküz buldum”

        GÜNÜN SÖZÜ

        Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil,aranan kişi olmaya da bağlıdır. Foster Wood

        YEMEK MENÜSÜ
        · Ezogelin çorba
        · Tavuk döner(Salata)
        · Sade pilav
        · Kola

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: USBAY: (Tür.) Er. - Akıllı, saygın kişi.
        Kız: TANZER: (Tür.) - San, altın renginde tanyeri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

        MANİ

        Tarla bitirir misin?
        Kaval öttürür müsün?
        Aret benim yârime
        Selam götürür müsün?



        BİLMECE
        Napolyon’un iki bacağı arasındaki kıllı şeyi nedir?
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: Were (vör) geçmiş

        Comment


        • 18 Nisan 2010

          Bugün 18 Nisan 2010 4 C.Evvel 1431 Nisan: 5 Kasım 162 Hz. Muaviye'nin (R.A.) Vefatı (660) - Trabzon'un Kurtuluşu (1918)-Türk-Yunan Harbi'nin başlaması (1897)

          HADİS-İ ŞERİF

          Size şerri dokunabilecek kötü adamlara rastladığınızda, onlara selam veriniz. Ta ki, size karşı olan kötü düşünce ve düşmanlıkları dinsin. (Beyhaki).



          VAHİY KÂTİBİ HZ. MUÂVİYE
          Hz. Muâviye (r.a.), Mekke'nin fethinde babasıyla bir­likte Resûlullâh (s.a.v.)'ın önünde îmâna gelmiştir. Hz. Ömer ve Hz. Osman zamanlarında Şâm valisi idi. H.41 (m. 661) senesinde, Hz. Hasan'ın, kendi arzusuyla, Hz. Muâviye lehine feragat etmesi üzerine halîfe oldu. Bütün müşlüman memleketleri halkı razı olduklarından o seneye Âmü'l-cemâ'a: Birleşme yılı ismi verildi.
          Hilâfeti zamanında batıda Kayrevân'dan, doğuda Bu-hârâ'ya Yemen'den İstanbul'a Yemen, Hicaz, Şam, Mısır, Mağrib, Irak, Cezire, Azerbaycan, Anadolu, Iran, Hora­san, Cibâl, Deylem ve Mâverâünnehr ülkelerinde bulunan bütün şehirlere İslâm'ın nuru ulaşmıştı.
          Resûlullah'ın sohbetinin bereketi sebebiyle dîne aykı­rı hiçbir iş yapmazdı.
          Hikmetli sözlerinden: Kendisine Allâhü Teâlâ'dan başka yardımcı bulamayan kimseye zulm etmekten (ve idarem altında zulm edilmesinden) haya ederim.
          Muhakkak ilimlerin tamamını zabt etmeye (öğrenme­ye) gücün yetmez. Öyle ise sen onlardan faydalı olanını öğren ve ihtiyâcın olmayanını terk et. Zira öyle ilimden ne sen faydalanırsın, ne de senden başkası istifâde eder.
          Gerçek garib edebden mahrum olandır. Sana bir edebsizlik edildiğinde susmayı tercih et, zira o en büyük edebdir.
          Her israf eden aynı zamanda bir hakkı da zayi etmiş olur.
          Bütün insanları kendimden razı etmeye gücüm yeter; Ancak nimete haset eden (çekemeyen) hâriç. Zira onu razı edecek tek şey o nimetin kaybolmasıdır.
          Size sıkıntı veren her hususta onu aşana kadar hilmi ve tahammülü tavsiye ederim. Sonra fırsat elinize geç­tiğinde de bağışlama ve ihsan etme yolunu tutunuz.
          Hz. Muâviye (r.a.) yaşı doksana ulaşmış bir Şâmh'ya her geldiğinde saygı göstererek ayağa kalkardı. Sebe­bini sordular. "Onda Resûlullâha benzerlik vardır. Resûlluha hürmetimden kalkarım,” buyurdu.

          FIKRA

          Bir yaz gecesi Hoca’nın uykusu kaçmış Uykusuzluktan ve can sıkıntısından evde duramayınca kendini sokağa atmış Yolda, nöbetçi subaşıya rastlamış Subaşı:
          - “Hoca, böyle gece yarısı burada ne arıyorsun?” diye sorunca Hoca, esneyerek cevap vermiş:
          - “Hiç, uykum kaçtı da onu arıyorum”

          GÜNÜN SÖZÜ

          Evinizin eşiğini temizlemeden komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz. Konfüçyüs

          YEMEK MENÜSÜ
          · Yoğ.Erişte çorba
          · Taze fasulye
          · Mantarlı pilav
          · Keşkül tatlısı

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: USBERK: (Tür.) Er. - Şimşek gibi parlak akıllı kimse.
          Kız: TANYEL: (Tür.) - Şafak vakti esen rüzgar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

          MANİ

          Falda var yürek kızı
          Yapma artık bu nazı
          Senin sevdiğin kimse
          Düğünde çalsın sazı



          BİLMECE
          Bir adam elinde bir şey ile bir odaya girmiş; bu elindeki şey her şeye değiyormuş, bu neymiş?
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: Atı

          Comment


          • 19 Nisan 2010

            Bugün 19 Nisan 2010 5 C.Evvel 1431 Nisan: 6 Kasım 163 Kırşehir Depremi (1938) - Osmanlı-Rus Savaşı (1877)-Kars'ın Ermenilerce işgali (1919)-Kuğu Fırtınası

            HADİS-İ ŞERİF

            Din kardeşine gelen bir dert ve kötülükten dolayı sakın sevinme. Sonra Allah, onu rahmetiyle kuşatır da, seni imtihan eder (aynı derdi senin başına verir). (Tirmizi).



            SÜT ANNESİ HZ. HALİME PEYGAMBERİMİZİ ANLATIYOR
            "Muhammed Mustafâ'nın mübarek cismini yeşil bir ipeğe sarmışlar, üstüne de sütten beyaz ye misk kokulu beyaz bir yün örtmüşlerdi. Peygamberimizi (s.a.v.) mü­barek arkası üstüne yatırmışlardı. Uyuyordu. Cemâl-i şerîfine baktım, uyandırmaya kıyamadım. Yavaş yavaş yanına vardım. Elimi göğsünün üstüne koydum. Müba­rek gözlerini açıp yüzüme baktı, güldü ve gözlerinden bir nur çıkıp tâ göklere yetiştiğini gördüm. Onu, iki göz­lerinin arasından öptüm ve ona sağ mememi verdim, aldı. Doyana kadar emdi. Ondan sonra sol mememi verdim, almadı. Daha sonra da hep böyle yaptı. Dâima sağ mememi emerdi, sol taraftan hiç emmezdi.
            Bir merkebimiz vardı, yürümezdi. Mekke'den kendi yerimize dönerken merkep öyle hızlı yürümeye başladı ki, diğer kadınların merkepleri arkamızda kaldı.
            Bir devemiz vardı, çocuğumuza gıda olacak kadar süt vermezdi. Peygamberimizi alıp evimize getirir getirmez kocam deveyi sağmaya gitti. Gördü ki, memeleri sütle dopdolu olmuş, Kocam dedi ki: Yâ Halîme! Aldığın yeti­min ayakları mübarek imiş. Gelir gelmez bereketi zahir oldu, gecemiz bir başka oldu.
            O yıl öyle bir kıtlık yılı idi ki, davarlar otlayacak bir şey bulamazlardı. Bizim koyunlarımız Allah'ın fazlı ve inayeti ile sütlenirdi. Bolluk ve nimetler içinde geçinirdik. Diğer kimselerin davarları bir damla süt vermezdi. Çobanlarına tenbih ederler, siz de davarınızı Halîme'nin davarlarının gezip otladığı yere alın götürün, derlerdi. Onlar da öyle yaparlardı, fakat yine fayda vermezdi." Halîme Hatun Peygamber Efendimizi yanından hiç ayırmazdı. Bir gün Resûlullâh Efendimiz, süt kardeşi Şeymâ ile öğle sıcağında kuzularının arasına gittiler. Halîme hanım gidip onları buldu. Bu sıcakta niçin dışarı gidiyorsunuz? dedi. Şeymâ dedi ki: Anneciğim! Karde­şime sıcak dokunmaz. Ben gözlerimle gördüm. Gezdiği yerlerde başının üzerinde bir parça bulut, o nereye gi­derse onunla beraber gidiyor, durduğu zaman da duru­yor. Sallallâhü aleyhi ve alâ âlihî ve sellem.

            FIKRA

            Hoca yine bir gün merkebini kaybetmiş, çarşıda bağıra bağıra:
            - Benim merkebimi kim bulursa, yularıyla, semeriyle müjde olarak ona vereceğim, diyerek herkese bildirmiş Birisi:
            - “Hoca, merkebi semeriyle, yularıyla bulana tekrar verdikten sonra, ha kaybetmişsin, ha kaybetmemişsin bir şey fark eder mi? Bundan sen ne kazanmış olacaksın!”
            Diye sormuş, Hoca gülerek:
            - “İyi amma, ya bulmak zevkini o kadar önemsiz mi zannediyorsun”

            GÜNÜN SÖZÜ

            Eşek sahibinden eşekliği yüzünden kaçar, halbuki sahibi iyiliğinden dolayı onun peşinden koşar. Mevlana

            YEMEK MENÜSÜ
            · Ezogelin çorba
            · Mezgit(Piyaz)
            · Spagetti
            · Tulumba tatlısı

            ÇOCUĞUNUZA İSİM
            Erkek: USBEY: (Tür.) Er. - Akıllı kişi.
            Kız: TANYELİ: (Tür.) - Tan vakti esen yel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

            MANİ

            Güneş gider batmaya
            Selam söyle Fatma'ya
            Çoban cahil ne anlar
            Karyolada yatmaya



            BİLMECE
            Muazzez Abacı sahnede kıpırdayamıyormuş neden?
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap: Magnum Dondurma

            Comment


            • 20 Nisan 2010

              Bugün 20 Nisan 2010 6 C.Evvel 1431 Nisan: 7 Kasım 164 Peygamberimiz (s.a.v.)'ın (miladi tarihe göre) kainatı teşrifi (571)-Sitte-i Sevr'in evveli-Fırtına

              HADİS-İ ŞERİF

              Mü’min, kulluk elbisesi günahlarla yprandığında, onu tövbe iğnesiyle yamayandır. Talihli kişi, tövbesi üzerine ölendir. (Bezzar).



              RESÛLULLÂHIN (S.A.V.) BİR MUCİZESİ
              Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) Ashâbıyla bir mahalde otururlar iken avladığı keleri bineğinde taşıyan bir A'râbî onları görüp yanlarına vardı. Keleri çıkardı ye "Yâ Mu-hammed, Lât ve Uzza adına şu keler sana îmân etme­dikçe îmân etmem, eğer ederse, îman ederim." dedi.
              Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Ey keler!" buyurunca; o "Lebbeyk ve sa'deyk: (buyurun) ey Allah'ın Resulü" diye­rek herkesin anlayacağı fasîh Arapça ile cevâb verdi.
              Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.): "Kime ibâdet edersin" diye sordu: "Kudretiyle gökleri ve arşı ihata eden, rahmeti cennette, azabı cehennemde olan Âllâhü Teâlâ'ya" dedi. "Ben kimim" diye sordu, "Muhakkak sen âlemlerin Rab-b'inin resulü, peygamberlerin sonuncususun. Seni tasdîk eden kurtulur, yalanlayan hüsranda kalır." dedi.
              Bunun üzerine A'râbî kelime-i şehâdet getirdi ve "Ey Allah'ın Resûlu, sana gelirken yeryüzünde senden daha düşman olduğum kimse yoktu. Ancak şu anda Allah'a yemîn ederim ki sen bana nefsimden, evlâ­dımdan daha sevgilisin. Sana basımdaki saçım, be-denimdeki her kılım, içim ve dışım, gizli ve aşikârım, hepsi îmân etti." dedi.
              Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Seni dâima âlî olup, on­dan yükseği olmayan bu dîne hidâyet eden Allah'a ham-dolsun. Allah bu dîni ancak namaz ile kabul eder. Nama­zı da ancak'Kur'ân ile kabul eder." buyurdu. Arabî "Bana öğret." dedi. Resûlullâh ona, Fatiha süresiyle İhlâs sûre­sini belletti ve namaz kılmasını öğretti.
              Sonra Resûlullâh "Senin malın var mıdır?" buyurdu. "Kavmim içinde benden fakir kimse yoktur." deyince, As­habına "Ona veriniz." buyurdular. Razı oluncaya kadar ona verdiler.
              A'râbî oradan ayrıldı, bin kılıçlı suvarîye rastladı. Onlara "Nereye gidersiniz." diye sordu. "Atalarımızın dinini yalan­layıp peygamberlik iddia eden kimseyi arıyoruz." dediler. Arabî şehâdet getirdi ve onlara hâdiseyi anlattı. Hepsi bir­den îmân ettiler ve Resûlullâh'ın huzuruna varıp, "Emret Yâ Resûlallâh" (emrine amadeyiz) dediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) onları Hâlid bin Velîd (r.a.)in emrine verdiler. (Dare kutnî, Beyhakî, Hâkim)

              FIKRA

              Nasreddin Hoca, bir kış günü köye gitmek için yola çıkar Her taraf buz tutmuştur Birden çevresini köpekler sarar Taş almak için eğilir Ama hangi taşa el atsıysa bir türlü yerinden kıpırdatamaz Köpeklere bakarak elini açar:
              -"Ey Allah'ım bu nasıl ülke? Taşları bağlayıp köpekleri salmışlar"

              GÜNÜN SÖZÜ

              Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar. Emile Raux

              YEMEK MENÜSÜ
              · Şehriye çorba
              · Taskebabı
              · Sade pilav
              · Meyve

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: USER: (Tür.) Er. - Akıllı kişi.
              Kız: TANYERİ: (Tür.) - Güneş doğmak üzereyken, ufukta hafifçe aydınlanan yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              İstanbul'a giderken
              Hangi rüzgârlar esti
              O güzel saçlarını
              Hangi berberler kesti



              BİLMECE
              Çekyata neden çekyat deriz?
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: Hatıralar sarmış dört bir yanını

              Comment


              • 21 Nisan 2010

                Bugün 21 Nisan 2010 7 C.Evvel 1431 Nisan: 8 Kasım 165 Muhammed İkbal'in Vefatı (1928)-Ebeler Haftası (21-28 Nisan)-Fırtına

                HADİS-İ ŞERİF

                Ebu Rafi’ anlatıyor: Kureyş beni Hz. Peygambere (elçi olarak) gönderdi.Onu görünce kalbime İslam sevgisi düştü. Dedim ki: Ey Allah’ın Resulü! Ben bir daha onlara dönmem. Şöyle buyurdu: Ben yaptığım sözleşme ve anlaşmaları bozmam ve (bana gelen) elçileri yanımda alıkoymam. Şimdi sen (Kureyş’e) geri dön, görevini tamamla. Sonra şu anda içinde hissettiğini yine hissedersen döner gelirsin. Bunun üzerine Kureyş’e geri döndüm. Görevimi bitirdim. Sonra tekrar gelip müslüman oldum. (Ebu Davud).



                HER NEFESTEN SUAL
                Bir mü'minin Allâhü Teâlâ'dan isteyeceği iki şey var­dır ki biri son nefesde îmân selâmeti, birisi de kıyamet günü peygamberler ve bütün evliya ve halk içinde ayıb-larının meydâna çıkmaması ve Allâhü Teâlâ'nın "Settâr" ism-i şerîfi ile örtülmesidir.
                İnşânın her nefesi son nefesdir. Yâni bir nefes inşâna ömründe bir kere gelir. İkinci defada gelen nefes başka nefesdir. Tesbîh çeker gibi birbiri ardınca dizilmiştir. Bu nefesler üzerine me'mûr melek her bir nefes insandan ne hâl üzre çıkarsa mühürleyip ilâhî hazînede muhafa­za eder. Kıyamet günü meydâna çıkarılıp mührü açılın­ca ne hâl ile mühürlendi ise ol hâl ve ol kıyafetle zuhur eyler. Herkes baliğ olduğundan ölünceye kadar ne ka­dar nefes aldı verdi ise her bir nefesden su'âl edilir.
                Nitekim âyet-i celîlede buyuruldu: -meâlen- "Defter de konulmuştur, artık o mücrimleri görürsün; bulundukları korkudan titreşiyor ve diyorlardır: 'Eyvah bize! Bu def­ter de ne acâyib; ne küçük bırakmış, ne büyük; hep­sini zaptetmiş' ve bütün yaptıklarını hazır bulmuş­lardır, Rabb'in kimseye zulmetmez." (Kehf, 49)"

                İSLÂM TÂRİHİ: YERALTI CAMİİ: KURŞUNLU MAHZEN
                Yeraltı Camii, Peygamber Efendimiz'in hicretinin yü­züncü senesinde Emevîler tarafından İstanbul'un Gala­ta tarafı fetholunduğu zaman beş vakit namazı edâ için bina olunmuştur. İslâm askeri yedi sene kadar burada kaldıktan sonra Şam'a dönerken bazı eşyalarını cami içine koyup kapısına da güzelce kurşun akıtmış olduk­larından Kurşunlu Mahzen ismiyle meşhur olmuştur.
                Sultân Birinci Mahmud Hân zamanında tamir ve tez-yîn edildiği sırada Galata kulelerinden biri uzun müddet minare yerine kullanılmıştır. Camiin içinde üç kabir mevcut olup bunlar İstanbulun fethine gelen Ashâb-ı Kirâm'dan Âmr bin Âs, Vehb bin Hüşeyre ve tabiînden Süfyân bin Uyeyne'ye (r.anhüm) aittirler.

                FIKRA

                Hoca Yolculuğu sırasında tenha bir yer olan mezarlıkta elbiselerini yıkar kuruması için astığı bir sırada kuvvetli bir rüzgar esip giysilerini alıp ***ürmüş Hoca da giysilerinin ardınca koşarken birkaç yolcuya rastlamış Yolcular, böyle çıplak halde mezarlıkta ne aradığını sormuşlar Hoca da “Görmez misiniz, çıplak bir ölüyüm, su dökmeye çıktım, şimdi yine kabrime gidiyorum” demiş

                GÜNÜN SÖZÜ

                En çok yaşamış olan, uzun seneler yaşamış olan değil, hayatın manalarını en fazla anlamış olan insandır. J. J. Rousseau

                YEMEK MENÜSÜ
                · Şehriye çorba
                · Sebzeli köfte
                · Bulgur pilavı
                · Ispanak tarama

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: USHAN: (Tür.) Er. - Akıllı hükümdar.
                Kız: TANYILDIZ: (Tür.) - Çoban yıldızı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                MANİ

                Kahve koydum cezveye
                Kalk gidelim gezmeye
                Alışmışım duramam
                Gelin kızı ezmeye



                BİLMECE
                Yıkanan tona ne denir?
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: itotur diyemeyeceğimiz için.

                Comment


                • 22 Nisan 2010

                  Bugün 22 Nisan 2010 8 C.Evvel 1431 Nisan: 9 Kasım 166 Fatih'in Donanmayı Haliç'e İndirmesi (1453)-Hakkâri ve Başkale'nin kurtuluşu (1918)

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Mü’min mü’minin kardeşidir. Hiçbir şekilde ona olan hayırlılığını (faydalı tavsiyelerini) elden bırakmaz. (İbn-i-Mace).



                  "BÜTÜN İNSANLAR FIKIHTA EBÛ HANİFE'NİN IYÂLİDİR"İmâm-ı Rabbânî Hazretleri buyurdu ki: "Zahir ulemâ­sı, İmâm-ı Âzam'ın (r.h.) içtihatlarını, dikkatinin kemâli ve istinbat (hükümleri alış) ciheti kapalı olduğu için ne­redeyse inkâr eder ve onun kitap ve sünnete muhalif olduğunu zannederler. O, verâ ve takvası bereketi ve sünnete tâbi olma devleti ile ictihad ve istinbatta öyle büyük bir dereceye nail olmuştur ki başkaları onu anla­maktan âciz kalmış ve mânâlarındaki incelik sebebi ile onun içtihatlarını kitap ve sünnete muhalif zannetmiş­lerdir. Onun ve ashabının ashâb-ı re'y olduğunu zan­netmişlerdir. Bütün bunlar, onun ilim ve dirayetinin haki­katine ulaşamadıkları ve onun anlayış ve firâsetine mut-talî olamadıkları içindir. Ancak İmâm-ı Şafiî, onun mü-dekkik bir fakih olduğunu bir nebze bulmuş ve "Bütün insanlar fıkıhta Ebû Hanîfe'nin lyâlidir." buyurmuştur...
                  İmam Ebû Hanîfe (r.h.), sünnete uymak hususunda herkesten daha öndedir. O, mürsel hadîslerin de müsned hadîsler gibi uyulmaya lâyık olduğuna inanır ve bu hadîs­leri re'ye (içtihada) takdim eder. Aynı şekilde sahabenin sözlerini, -beşeriyetin en fazîletlisi olan Peygamber Efen­dimizin (s.a.v.) sohbeti şerefîne nail oldukları için- kendi re'yine (içtihadına, görüşüne) takdim eder. Diğerleri ise böyle değildir. Bununla beraber muhalifler onun, re'y sahi­bi olduğunu zann eder ve ona edebe uymayan sözler nis-bet ederler. Hâlbuki herkes onun ilim, verâ ve takvadaki kemâlini itiraf etmektedir. Allâhü Teâlâ onları muvaffakiyet ile rızıklandırsın (onlara muvaffakiyet versin) de bu dinin başı, ehl-i İslâm'ın ve müslümanların sevâd-ı a'zamının (kahir ekseriyetinin) reisi olan bu zâta eziyet vermesinler.
                  "Onlar, ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar." Bu büyüklere re'yciler diyenler, onların kendi re'yleri ile hükmedip kitap ve sünnete tâbi olmadıklarını zannediyor­larsa, onların bu yanlış inancına göre Müslümanların bü­yük kısmı bid'at ve sapıklık içinde kalmış, hattâ İslâm'dan, çıkmış olurlar. Böyle bir şeye cehaletinden haberi olmayan bir câhil veya maksadı dinin yarısını yok etmek olan bir zındıktan başkası inanmaz"... (Mektûbât, 2-55)

                  FIKRA

                  Rüzgarlı bir günde eşeğiyle giden Hoca aynı zamanda bulgur pilavı da yemeye çalışmaktadır ama kaşığı ağzına ***ürene kadar rüzgardan hepsi savruluyormuş Hoca’yı görenler ne yiyorsun diye sormuşlar Hoca’da gülerek:
                  - “Eğer böyle giderse hiçbir şey”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  En büyük mutluluk, hür düşünceli olmaktır. Anatole France

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · Mercimek çorba
                  · Izgara balık(Salata)
                  · Salçalı makarna
                  · Tahin helva

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: UTBE: (Ar.) Er. - Meşhur sahabelerden bazılarının ismi.
                  Kız: TANSU: (Tür.) - Şafağın aydınlattığı su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                  MANİ
                  Bizim bahçede güller
                  Renkleri kan kırmızı
                  Yârimle konuşurken
                  Doğdu şafak yıldızı



                  BİLMECE
                  -Boşluktaki file ne denir?
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: Washing Ton

                  Comment


                  • 23 Nisan 2010

                    Bugün 23 Nisan 2010 9 C.Evvel 1431 Nisan: 10 Kasım 167 ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI-TBMM'nin açılışı (1920)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    Bir kötülük işlediğinde hemen tövbe et. Gizli günahına gizlice, açıktan işlediğin günahına açıkça tövbe et.(Tirmizi).



                    İLMİHAL: LUKATA (BULUNTU)
                    Bir yerde bulunup sahibi bilinmeyen bir mala "lukata" denir. Başkalarının rızaları olmaksızın mallarını ellerin­den haksız yere almak haram olduğu gibi lukataları alıp sahiplenmek de haramdır, bu gasb sayılır.
                    Bir kimse, bir yerde bir miktar para veya eşya bulsa, bunu sahibine vermek üzere başkalarını şâhid tutarak alabilir. Sonra bunu münâsip bir suretle ilân eder ve luka-tanın kıymetine göre münâsip bir müddet bekler. Sahibi çıkar ve sahip olduğunu da ispat ederse teslîm eder. Çık­maz ise onu sadaka olarak verir. Eğer saklanan mal -saklayanın kusuru olmadan- zayi olursa sahibine bede­lini ödemek gerekmez.
                    Yollarda, bostanlarda, ağaçların altlarında bulunan ba­şaklar, meyveler de lukata hükmündedir. Yazın ağaçların altlarına dökülen meyveler, sahipleri tarafından açıkça veya âdet olarak helâl kılınmış ise alınıp yenebilir; yoksa yenmez, haramdır.
                    Ağaç üzerinde bulunan meyveler ise -her nerede bulu­nurlarsa bulunsun- sahiplerinin izni olmadıkça yenilmez. Ancak meyve pek fazla olup yenmesi sahibine ağır gel­mez ise yenebilir; Fakat toplanıp başka yere götürülemez, bu caiz değildir.
                    Irmak suları üzerinde bulunan meyveleri -çok olsa da-toplayıp yemek caizdir. Fakat bunlar kıymetli ise helâl olmaz, haklarında lukata muamelesi yapılır.
                    Bahçelerin, bostanların içinde, duvarların dibinde değil de, başka yerlerde dağınık veya toplu olarak bulunan meyveler de lukatadır. Bunlar biliniyorsa sahibine, değil­se fakirlere verilir. Bunları bulan fakir değilse bunlardan istifâde edemez.
                    Yollara dökülmüş olan ağaç yaprakları, eğer dut yap­rakları gibi kendisiyle istifâde olunacak şeyler ise bunlar alınmaz. Fakat istifâde olunmayacak şeyler ise toplanıp alınabilirler.
                    Ekin ve karpuz tarlalarında veya karpuz ekinler alın­dıktan ve karpuzlar toplandıktan sonra başkalarının topla­masına âdeten izin verilmiş olan başak, vesâir döküntüleri toplamak caizdir.

                    FIKRA

                    Günün birinde uzun bir yolculuktan dönen Hoca, güneş altında koşmaktan yorulur ve dua etmeye başlar
                    - 'Aman Allah’ım çok yoruldum, daha fazla yürüyemiyorum Lütfen bana bir eşek gönder'
                    Kısa bir zaman sonra Hoca yanında eşek de taşıyan bir atlı genç görür Buna çok sevinir
                    Atlı yaklaşınca Hoca’yı görür ve ona şöyle der:
                    - 'Sen tembel adam! Niçin burada oturuyorsun? Bak benim eşek yolculuktan ve sıcaktan bitkinleşti Buraya gel ve onu bir sonraki şehre kadar taşı!'
                    Önce Hoca itiraz etmek ister, fakat genç adamın kendisini döveceğini hissedince korkar
                    Böylece Hoca eşeği bir sonraki şehre kadar taşımaya razı olur Yorucu birkaç saatten sonra şehre varırlar
                    Genç adam Hoca’yı dışarıda bırakarak hana girer Bunu gören Hoca yorgunluktan yere yığılır ve şöyle dua eder:
                    - 'Oh, aman Allah’ım, artık çok şey öğrendim Bundan sonra dualarımda dikkatli olacağım'

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Elmas nasıl yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşmaz. Konfüçyüs

                    YEMEK MENÜSÜ
                    · Ezogelin çorba
                    · Izgara tavuk
                    · Nohutlu pilav
                    · Kola

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM
                    Erkek: UTMAN: (Tür.) Er. - Şerefli, edepli, terbiyeli kimse.
                    Kız: TANSEL: (Tür.) Ka. - Tan sel.

                    MANİ

                    Yolda buldum on para
                    Yârim gözün ne kara
                    Allah sana su vermiş
                    Yıkasana maskara



                    BİLMECE-Bir Fil elektrik direğinden yükseğe zıplayabilir mi?
                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: Fil in the blanks!

                    Comment


                    • 24 Nisan 2010

                      Bugün 24 Nisan 2010 10 C.Evvel 1431 Nisan: 11 Kasım 168 Molla Fenari'nin Doğumu (1350) - I.Selim'in Tahta Çıkışı (1512)-Osmanlı-Rus (93) Harbi (1877)-Çiçek fırtınası

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Allah dünyada insanlara işkence edenlere, kyamet günü büyük ceza verir. (Müslim).



                      FAZİLET EHLİNİ ANCAK FAZİLET EHLİ BİLİR
                      Enes bin Mâlik (r.a.) anlatıyor:
                      Resûlullâh (s.a.v.) mescidde oturuyordu. Etrafında da ashabı vardı. Bu sırada Hz. Ali içeri geldi ve selâm verdi. Sonra oturacak boş bir yer bulmak için etrafına bakındı. Resûlullâh (s.a.v.), Ali'ye kim yer verecek diye ashabının yüzüne bakmaya başladı.
                      Hz. Ebû Bekir de Resulullâh'ın sağ tarafında oturu­yordu. Oturduğu yerden kenara çekilip 'Buyur, buraya otur yâ Ebe'l-Hasen.' dedi. Hz. Ali de Resûlullâh ile Hz. Ebû Bekir'in arasına oturdu. Resûlullâhın yüzünde se­vinç alâmeti gördük. Sonra Resûlullâh Hz. Ebû Bekir'e doğru döndü ve "Fazilet sahiplerinin faziletini, ancak fazilet ehli bilir." buyurdular.

                      SULTÂN BÂYEZÎD HÂN'IN OĞLUNA NASİHATİ
                      Yavuz Sultân Şelîm, 25 Nisan 1512'de babasının dî­vânına gelerek hürmetle elini öptü. O da, oğlu Selim Ha­n'a izzet ve muhabbetini bildirip, çeşitli nasihatlerle emâ­neti ve imameti teslim etti. Şöyle nasihat eyledi:
                      "Eğer sana itaat edilmesini istersen dâima hak sahi­bine hakkını ver ve herkese mütevâzi ol, kimseye zulm etme. Allah'ın kulu isen onun emrine uyarak adaletli ol. Allâhü Teâlâ seni bu ülkelerin saltanatına nail kıldığı için kendine gaflet uykusunu haram kıl. Zîrâ halkın sana iti-mâd edip uyumaktadırlar. Kimseyi öfke ile azarlama, memleket ehlini huzursuz kılma. İntikam almayı terk et; zîrâ intikam, nikmete; (intikam almağa) ve meşakkate düşürür ve kalpten sevgiyi söküp çıkarır. Şu anki kuvvet ve satvetine (kahredici kuvvetine) güvenip de kimseye zulmetme, zîrâ bu mülk kimsede bakî değildir, felek elbet senin de sırtını yere getirir."
                      Sonra yeni sultana bütün erkân, askerî kumandanlar, âlimler ve a'yân usûl üzere el öpüp, bîat ettiler ve salta­natını tebrik ettiler. Sultân Bâyezîd, Edirne yakınında, daha önce padişahlıktan feragat düşüncesiyle tamîr ettirdiği Dimetoka şehrine doğru yola çıktı.

                      FIKRA

                      Bir gün Nasreddin Hoca ve arkadaslari iddiaya tutusmuslar Eger Hoca karanlik ve soguk bir gecede, sabaha kadar köy meydaninda bekleyebilirse arkadaslari ona güzel bir ziyafet çekecekmis Sayet bunu beceremezse o, arkadaslarina ziyafet çekecek Kararlastirilan gün Hoca meydanin ortasinda, sabaha kadar tir, tir titreyerek beklemis Sonra yanina gelenlere :
                      - Tamam demis Iddiayi kazandim
                      - Ne oldu ne yaptin demisler
                      - Bekledim sabaha kadar demis
                      - Hayir demisler Sen uzaktaki bir mum isigi ile isinmissin Iddiayi kaybettin! Ziyafetimizi hazirla Hoca çaresiz kabul etmis Ziyafet vakti kocaman bir kazanin altina minicik bir mum koymus Güya yemek pisirecek
                      - Ne yapiyorsun? demisler Kis, kis gülerek cevap vermis :
                      - Bu mum sicagiyla size yemek pisirecegim arkadaslar Uzaktaki bir mum isigiyla ben nasil isindiysam, bu kazandaki yemek de öyle pisecek!

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Eğitimin kökleri acı fakat meyveleri tatlıdır. Aristotale

                      YEMEK MENÜSÜ
                      · ŞEFİN ÇORBA
                      · ISPANAK BORANİ
                      · BÖREK
                      · YOĞURT

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: UZBAY: (Tür.) Er. - İyi, becerikli, temiz, akıllı ve saygın kişi.
                      Kız: TANSELİ: (Tür.) Ka. - Tan seli.

                      MANİ

                      Resme çıksak a yârim
                      Boylarımız uyar mı?
                      Size gitsek a yârim
                      Annen eve koyar mı?



                      BİLMECE
                      Adamın 3 kızı varmış.İsimleri sırayla Bukalemun,
                      Şukalemun, Okalemun'muş.Sonra adamın 4. çocuğu olmuş. İsmini ne koymuş?
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: Elektrik direği zıplayamaz ki...

                      Comment


                      • 25 Nisan 2010

                        Bugün 25 Nisan 2010 11 C.Evvel 1431 Nisan: 12 Kasım 169 Anayasa Mahkemesi Kuruldu (1962)-Sitte-i Sevr'in sonu-Fırtına

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Allah eski dostluğu devam ettirmeyi, yani vefalı olunmasını sever. Öyle ise, onu devam ettirin. Deylemi).



                        İLMİHAL:...DEFTER, HESÂB, MÜKÂFAT VE CEZA

                        Mahşerde bütün yaratılmışlar toplanacak ve hep me­lekler saf saf durup adalet dîvânı kurulacak ve herkese ömrünü nereye ve malını nereden kazanıp nerelere harcamış olduğu sorulacaktır.

                        Önce Cebrail aleyhisselâm davet olunur. İlâhî dîvâ­nın heybetinden titreyerek geldiğinde Cenâb-ı Hak: "Be­nim sana emânet eylediğim emirleri ne yaptın?" deyin­ce: "Peygamberlere tebliğ ettim," diyecek ve peygam­berlerden sual olunduğunda, onlar da: "Yâ Rab, o bize tebliğ etti, biz de ümmetlerimize tebliğ ettik." diyecekler.

                        Kirâmen kâtibinin dünyâda yazdıkları defterler dağı­tılıp sahiplerine verilecek, herkes amel defterini okuyup dünyâda iken ne işlemiş ise tamamen yazılmış olduğunu görecek ve bir bir hesâbları görülecektir. Cenâb-ı Hakk o gün her mazlumun hakkını zâlimden alıyerecektir. Şöyle ki zâlimin hayrından mazlumun hakkı miktarını alıp maz­luma verecek ve eğer zâlimin hayırlı ameli yok ise maz­lumun hakkı kadar günâhını zâlimin üzerine yükletecek-tir. Hayvanların hakları da verilecektir. Şöyle ki biri diğe­rini dürtmüş ise o da onu dürtmekle hakkını alacaktır.

                        O gün herkes "Nefsî, nefsî" diyerek kendi başının çâ­resini arar ve her kimde az çok hakkı var ise ister. Kişi kardeşinden, anasından ve babasından kaçar.

                        Şehîdlere gelince, onlar cân verip Cennet almışlar ve Hak Teâlâ ile hesaplarını kesmişler iken onlar da kul hakkıyla hesaba çekilirler.

                        Mahşerde mizan kurulacak ve herkesin amelleri tartıla­caktır. Sevabı ağır gelenlere Cenâb-ı Hakk Cennet ve Ce­mâli ile lütuf ve ihsan eyleyecek, günâhı ağır gelenler Cehennem'e gireceklerdir. Ancak Cenâb-ı Hakk'ın sırf lü­tuf ve keremi ile affeylediği yâhûd bir taraftan şefaat edi­lenler Cehenneme girmekten kurtulur, Cennete girerler.

                        O gün peygamberler, şehîdler ve âlimler mü'minlere şefaat eyleyeceklerdir. Cenâb-ı Hakk, hayırlı ameli ile günahları denk olan mü'minlere de merhamet eyler. Onlar bir müddet 'Araf'ta bekledikten sonra onlar da Cennet'e giderler.

                        FIKRA

                        Aksehir'e tayin edilen bir kadi halkin silah satmasini yasak etmis Küçük bir çaki tasimak bile suç sayilir olmus Görevli memurlar siki bir takibe ve kontrole baslamislar Bir gün Nasreddin Hoca'nin üstünü basini aramislar Kusagin arasindan kocaman bir biçak çikinca sasirmislar:
                        - Bu da nedir Hoca ? Sen silah tasimanin yasak oldugunu bilmiyormusun ? demisler
                        - Evet demis, biliyorum Fakat bu silah degildir Kitaplarda bir takim yanlislar görünce bunun ucuyla kaziyorum
                        - Olur mu Hocam demisler, kocaman bir biçakla kitaptaki yanlislar kazinir mi?
                        - Olur, olur demis Hoca Siz bilmiyorsunuz ama bazi kitaplarda o kadar büyük yanlislar var ki bu biçak bile küçük kaliyor

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Eğitim,meyvenin kendisi değil,ilgi ağacından meyve toplamaya yarayan bir merdivendir. Bernard Shaw

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · PATLICAN MUSAKKA
                        · BULGUR PİLAVI
                        · CACIK
                        · SPANGLE

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: UZER: (Tür.) Er. - Becerikli, akıllı kişi.
                        Kız: TANEGÜL: (Tür.) Ka. - Biricik gül.

                        MANİ

                        Bu derenin uzunu
                        Aramadım buzunu
                        Aldım Çerkez kızını
                        Çekemedim nazını



                        BİLMECE

                        -Hakan Şükür maçta sakatlanınca onu kim taşır?
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: Değişiklik olsun diye Samiye koymuş.

                        Comment


                        • 26 Nisan 2010

                          Bugün 26 Nisan 2010 12 C.Evvel 1431 Nisan: 13 Kasım 170 Yüksek Seçim Kurulu Kuruldu (1961)-Arıların oğul verme zamanı-İpek böceklerinin canlanması-Çernobil Nükleer faciası (1986)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Kişinin henüz hayatta (canlı ve sağlıklı) iken servetinden bir dirhemi sadaka olarak vermesi; vefat ederken yüz dirhemi sadaka olarak dağıtmasından daha sevaplıdır vehayırlıdır. (Ebu Davud).



                          GIYBET
                          Gıybet, bir kimsenin arkasından hoşlanmayacağı bir şey söylemektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyur­muştur ki: "Bilir misiniz, gıybet nedir?" Allah ve resu­lü daha iyi bilir, dediler. "Kardeşini, hoşlanmıyacağı bir şey ile anmandır." buyurdu. "Ya söylediğim karde­şimde varsa?..' denildi. "Eğer söylediğin onda varsa gıybet etmiş olursun ve eğer söylediğin onda yoksa o vakit ona iftira etmiş olursun." buyurdu.
                          Bir kimsenin din ve dünya işleri ile alâkalı ayıblarını söylemek böyledir. Lâkin gıybetin vebal olması için aleyhinde konuşulanın tanınması ve söylenen sözün kötüleme yolu ile söylenmiş olması şarttır.
                          Bir kimse din kardeşinin kusurlarını onun bu kusurla­rından kurtulmasını isteyerek anlatırsa gıybet olmaz. Gıybet, ancak öfke ile ve kötüleyerek anlatmaktır. O halde kötülüğü düzeltmek için veya fetva almak, hüküm sormak için veya şerrinden sakındırmak için yahut topal demek gibi bir kişiyi sıfatı ile tarif için olursa gıybet ol­maz. Günahı aşikare işleyen bir kimsenin yaptıklarını veya gizlediği bir aybını söylemek de gıybet olmaz.
                          Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kim haya örtüsünü atarsa (utanmayı bırakırsa) artık onun gıybeti(nde vebal) yoktur." ve "İnsanlardan fısk ve fücur ile tanı­dığını anmaktan korkacak mısınız? Onu ondaki ile anın ki insanlar ondan sakınsın." buyurdular.
                          Allâhü Teâlâ "Hiçbiriniz kardeşinin ölü olarak etini yemesini sever mi? Elbette sevmez değil mi? De­mek ki o eti yemekten tiksindiniz. Öyle ise yapma­yın ve Allah'tan korkun..." (Hucurât, 12...) buyurdu. Bu gıybetin hem aklen ve hem de dînen çirkinliğini gös­terir. Gıybet edilen kimse söylenen sözü bilmemek ve o esnada kendini müdâfâ edecek vaziyyette olmamak bakımından bir ölü -hem de kardeş olan bir ölü- gibidir. O vaziyyette onun kötülüğünü söyleyip gıybet ederek haysiyyetine saldırmak, bir ölünün etlerini parçalayıp yemek; bilhassa kurtlu etleri hırs ve iştahla seve seve yemek kabilinden bir canavarlığa benzetiliyor.

                          FIKRA

                          Nasreddin Hoca Aksehir'de kadilik vazifesini yürütürken karsisina iki adam çikmis Birisi öteden beri cimriligi ile taninmis bir asçi, digeri de boynu bükük bir fakir Asçi sözü almis :
                          - Hocam demis, ben bu adamdan davaciyim Dükkanin önünde fasulye pisiriyordum Tencerenin kenarindan bugusu çikiyordu yemegin Bu adam elinde somunla geldi Kopardigi lokmalari yemegin bugusuna tutup basladi atistirmaya Nihayet koca bir ekmegi bitirdi Ondan fasulye bugusunun parasini istedim, vermedi
                          Nasreddin Hoca anlatilanlari dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp :
                          - Dogru mu bunlar ? diye sormus
                          - Evet, demis fakir adam
                          - Öyleyse para kesesini çikar bakalim
                          Zavalli fakir kadi efendiye karsi gelememis Içinde üç bes akçe bulunan para kesesini Hoca' ya uzatmis Bu sefer asçiyi çagirmis yanina Keseyi kulagina yaklastirarak singirdatmaya baslamis Sonra da :
                          - Haydi demis aldin iste alacagini Asçi :
                          - Nasil olur ? diye saskinligini belli etmis Parami vermediniz henüz Hoca cevap vermis :
                          - Fazla uzatma, yemegin bugusunu satan paranin da sesini alir elbet !

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Eğer ırmakta su kalmamışsa,bu kanalın değil ,kaynağın suçudur. St Jerome

                          YEMEK MENÜSÜ
                          · ŞEH. ÇORBA
                          · ARNAVUT CİĞERİ
                          · SPAGETTİ
                          · HAVUÇ SALATA

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: UZGÖREN: (Tür.) Er. - Gerçeği önceden görebilen.
                          Kız: TANDAN: (Tür.) - Tan vaktinde doğan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                          MANİ

                          Dere geliyor dere
                          Kumunu sere sere
                          Al beni götür dere
                          Yârin olduğu yere



                          BİLMECE
                          -Mustafa Denizli denize düşmüş onu kim kurtarmış?
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: Hakan Taşıyan

                          Comment


                          • 27 Nisan 2010

                            Bugün 27 Nisan 2010 13 C.Evvel 1431 Nisan: 14 Kasım 171 Kanuni Sultan Süleyman Han'ın doğumu (1495)-Sultan II.Abdülhamid Han'ın hal'i, Suktan Reşad'ın tahta çıkışı (1909)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Kim günah işleyip de tövbe eden kimseyi, işlediği o günahtan dolayı kınarsa, kendisi o günahı işlemeden ölmez. (İmam Ahmed).



                            SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN
                            • Sultan Abdülhamid Han'ın fevkalâde çalışkanlığı ve hususî hayâtının intizâmı hayretle bahsedilen meziyyetlerindendir: Meselâ vefatına kadar yaz kış ılık duş yap­mış ve hiçbir gün fasıla vermemiştir! Mesaî saatleri gayet muntazamdır ve yorulmak bilmeden çalışır. Mühim telg­raflar ve haberler geldiği zaman gece uykusundan bile uyandırılabilir.
                            • Sultan, haysiyyet, vakar ve namus timsâlidir: On dört sene Mâbeyn kâtipliğinde bulunmuş olan eski Dâhiliyye Nazırlarından Reşid Bey'in hatıratında onun bu en bariz vasfına: "Kelimenin tam mânasiyle afîf idi: Yâni kimsenin ırzına ve kesesine göz diktiği görülmemiştir." diye şehâdet edilmektedir.
                            • Sultan Abdülhamid Han çok iktisatlı olmakla bilinir: Şehzadelik hayatı çiftliklerinin mahsûlâtiyle ticâret ya­ parak, parasını işleterek, mülklerinin idaresiyle bizzat meşgul olarak geçmiştir. Kardeşlerine borç verdiğinden bile bahsedilir! Beşinci Murad'ın cülusunda bir milyon altından fazla borcu olduğu hâlde, Sultan Abdülhamid Han tahta çıktığı zaman yalnız nakdî serveti yüz bin
                            altından fazladır. Saltanatı devrinde de dâima idareli davranmış, umûmun menfaatine âit işlerde kendi kese­ sinden pek çok fedakârlıklarda bulunmuştur.
                            • İkinci Abdülhamid'in en büyük hususiyetlerinden biri de kan dökmekten son derece çekinmesidir. Reşid Bey hatıratında bu noktayı şöyle anlatır: "Kâtiplik hizmetinde bulunduğum on dört sene zarfında âdi cürümlerinden dolayı haklarında idam hükmü verilenler elbette yüzü geçmiştir. Pâdişâh bunların arasında yalnız birinin, ana­sını ve babasını katletmiş bir canavarın idamı hükmünü
                            tasdik etti. Diğerleri hakkındaki idam cezalarını, müeb­bede, yahut yirmi, yirmi beş sene, hattâ daha az kürek cezasını dâima hapis cezasına tahvil etmiş olduğu, hâ­len Hazîne-i-Evrak kayıtları ile de sabittir." Otuz üç sene süren saltanat devrinde idam edilenlerin tamâmı birkaç kişiden ibarettir.

                            FIKRA

                            adam doktora gider;
                            -->doktor bey galiba karımda işitme kaybı başladı ne yapabiliriz. diye sorar.
                            Doktor:
                            -->önce işitme kaybı derecesini öğrenmemiz lazım.belirli mesafelerden karınıza seslenin ve hangi mesafeden duyabildiğini ban bildirin . demiş.
                            adam eve gitmiş ve mutfağın kapısında durup seslenmiş:
                            -->hanım bu gün yemekte ne var?
                            ses yok...biraz daha yaklaşmış ve yine seslenmiş:
                            -->hanım yemekte ne var?
                            yine ses yok. bu sefer iyice yaklaşmış ve tekrar sormuş:
                            -->hanım yemekte ne var?
                            kadın sinirli bi ses tonuyla:
                            -->üç seferdir köfte diyorum ya be adam...

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Eğer herkes,dost sandığı kimselerin kendi arkasından söylemiş olduklarını duymuş olsaydı, dünyada dost kalmazdı. Pascal

                            YEMEK MENÜSÜ
                            · KARNIYARIK
                            · ŞEH.PİLAV
                            · CACIK
                            · REVANİ

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: UZHAN: (Tür.) Er. - Ülke ve halkına faydalı olan.
                            Kız: TANAY: (Tür.) - Şafak ve ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                            MANİ

                            Mavi başlık başında
                            Ateş yanar karşımda
                            Haklısın be yârim
                            Cahillik var başımda



                            BİLMECE-Dişi kertenkeleye ne ad verilir?
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: Mustafa Sandal

                            Comment


                            • 28 Nisan 2010

                              Bugün 28 Nisan 2010 14 C.Evvel 1431 Nisan: 15 Kasım 172 "Hilal-i Ahmer" Adının "Kızılay" a Çevrilişi (1915)-Çanakkale Savaşı'nda Kirte Zaferi (1915)-Serçelerin yavrulama zamanı

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. (Beyhaki).



                              "EY EHL-İ KİTAB! NİÇİN HAKKI BÂTILLA KARIŞTIRIYORSUNUZ? VE HAKKI GİZLİYORSUNUZ?"
                              Allâhü Teâlâ, İsrâîloğullarına gönderdiği Peygamber­lerden Hz. Şa'yâ'a (aleyhisselâma) şöyle vahyetti:
                              "Ben bir nebiyy-i ü m mî göndereceğim, O İsrâiloğulları onu tanırlar da yine îmân etmezler. O Peygamber, sert değil, kaba değil: Sokaklarda bağırmaz, hiçbir çirkin şey ona yol bulamaz, edebe aykırı söz söylemez. Ben güzel ahlâkın tamâmını onda toplayacağım. Elbisesi vakar, şiarı iyilik, özü takva, sözü hikmet, tabîati doğruluk ve vefa, işi adalet, rehberi hidâyet, dîni İslâm, ismi Ahmed-dir. Onunla sapıklıktan sonra hidâyeti cehaletten sonra hakikati öğreteceğim. Düşkünlükten sonra onunla yük­selteceğim. Azlıktan sonra onunla çoğaltacağım. Dar­lıktan sonra onunla zenginleştireceğim. Birbirine düş­man toplulukları ve farklı milletleri onunla birleştirece­ğim. Onlar birbirlerini kardeş gibi severler.
                              Onun ümmeti de insanlardan çıkarılmış en hayırlı ümmettir. İman ve ihlâs ile beni tevhid eder; birlerler. Ma'rûfu (iyiliği) emreder, münkeri (kötülüğü) nehyeder, ona mâni olurlar. Saf saf olup kıyam, kuûd, rükû ye sec­de ederek bana namaz kılarlar. Benim yolumda yine saf tutup cihâd ederler. Rızâma ermek için din yolunda mal­larından, diyarlarından çıkarlar. Onlar, mescidlerinde, meclislerinde, yattıkları, gezdikleri yerlerde tekbir, tev­hid, tesbîh, tahmid (yani beni zikretmek) ile meşgul olur­lar. Benim için yüzlerini ve etraflarını temiz kılarlar. Yo­lumda, dînim uğrunda kurbân (şehîd) olurlar. Sîretleri, ahlâkları benim kitabıma birebir uygundur. Bu benim, bir fazlım ve ihsânımdır ki dilediğime veririm."
                              NÜKTE: ZEMZEMLİK DÎVAN!
                              Büyük alim ve şâir Abdurrahman Câmî'nin huzuruna bir gün şairlik taslayan biri gelmiş ve hacca gidip geldi­ğini söyleyerek şöyle böbürlenmiş:
                              - Kabe'ye gidince ilk işim dîvanımı Hacer-ül Esved'e
                              sürmek oldu. Artık şiirlerim mübârekleşti!
                              Mevlânâ Cami şöyle cevap verdiler:
                              - Eğer zemzemle yıkasaydın daha uygun olurdu!

                              FIKRA

                              Eczacı Temel gece nöbetindeyken, kapıdan giren eli tabancalı soyguncu “Çabuk kasayı boşalt!..” Temel istifini bozmadan cevapladı: “Kusura pakmayun, reçete olmadan bir şey veremeyruk!..”

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Düşünmeden öğrenmek faydasız,öğrenmeden düşünmek tehlikelidir. Konfüçyüs

                              YEMEK MENÜSÜ
                              · BİBER DOLMA
                              · MER.ÇORBA
                              · YOĞURT
                              · BÖREK

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: UZSAN: (Tür.) Er. - Becerisi ve diğer iyi nitelikleriyle tanınan.
                              Kız: TAN: (Tür.) 1. Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, şafak vakti. 2. Sabah, akşam esen serin esinti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                              MANİ

                              Dere boyunda hindi
                              Hindiler suya indi
                              Oğlu olan düşünsün
                              Kızlar on bine bindi



                              BİLMECE-Her şeyi bilen ördeklere ne denir?
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: Kertilenkele

                              Comment


                              • 29 Nisan 2010

                                Bugün 29 Nisan 2010 15 C.Evvel 1431 Nisan: 16 Kasım 173 İtalyanlar'ın Antalya'yı İşgali (1919)-Yıldız Sarayı'nın İttihatçılarca yağmalanması (1909)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Şüphesiz ki, Allah’ın yeryüzünde (devriye) gezen melekleri vardır. Ümmetimin yaptıkları duaları ve gönderdikleri selamları, onlar bana ulaştırırlar.



                                DÖRT VASIF
                                İnsan her an tehlike ve hüsrandadır, ancak Asır sûre­sinde bildirilen şu dört vasfa sâhib kimseler hüsranda değil, kârdadır.
                                Birincisi: Allâhü Teâlâ'ya, resulüne ve âhiret gününe îmân edip ihlâs ile ibâdete ikrar vermiş, mü'mın ile kafi­rin haklı ile haksızın Allah yanında farkı olduğuna ve hayır amellerin iyi, şer amellerin ise kötü cezasının veri­leceğine, âhiret gününe inanmış olanlar.
                                İkincisi: îmân ile sâlih amel işleyenler. Yâni îmânları yal­nız gönül ve dillerinde kalmamış, bütün hislerine, akıl ve irâdelerine sâhib olarak yaptıkları işleri Allah'ın rızasına, emirlerine uygun yapmışlar, kendileri ve bütün insanlık için sonu hayır ve menfaat olan güzel amelleri, emrolunan vazîfeleri yapmışlar, yasaklananlardan kaçınmışlardır. Üçüncüsü: Birbirlerine ikiyüzlülük etmeyip fâni, geçici ve aldatıcı şeylere aldanmayıp hep birbirlerine hakkı tavsiye etmişler, dâima hak ve istikamet üzere hareketi tavsiye ve nasihat etmişlerdir.
                                Dördüncüsü: Zamanın acâibliği, hüsrana gidenlerin çokluğu karşısında hayır yapmak ve hak söylemek, hak yolunda gitmek, birçok acılar çekmeğe, zorluklara kat­lanmaya bağlıdır. İşte bunlara karşı hak ve hayır yolun­da birbirlerine sabrı tavsiye etmiş olanlar ziyanda degıl kârdadır.

                                İMÂM ŞAFİÎ, İMÂM MÂLİKİ ANLATIYOR
                                "Mâlik bin Enes ve Süfyan bin Uyeyne olmasaydı, Hicaz kıt'ası ilimden mahrum olurdu."
                                "Onun meclisinde herkes sükût ederdi. Kendileri de lüzumsuz konuşmazlardı. Arzu eden bir hadîs-i şerif sual ederse cevabı verilirdi. Çok kere imâmın izni ile biri okur, meclistekiler dinlerlerdi."
                                "Son nefeste kelime-i şehâdeti söyledikten sonra Rum sûresinin '...Emir Allah'ın, ve o gün mü'minler Allah'ın nusreti (yardımı) ile ferahlanacaklar.' mealindeki 4. âyet-ı kerîmesini okudular." Vefat ettiği vakit "Yeryüzünün alımı vefat etti." buyurdular. Rahmetullahi aleyh.

                                FIKRA

                                - Ula Cemal’le küs misun? Artuk tavla oynamaysunuz!
                                - Ula sen olsan, pul çalan, zar tutan, kapı atlayan birisi ile tavla oynar misun?
                                - Oynamam...
                                - O da onun içun oynamayi işte...

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir. Konfüçyüs

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · PİLİÇ SOTE
                                · T.Y.ERİŞTE
                                · M.SALATA
                                · MEYVE

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: UZSOY: (Tür.) Er. - İyi nitelikli soydan gelen.
                                Kız: TAMAY: (Tür.). - Dolunay, ayın ondördü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİ

                                Burası Üsküp dere
                                Su istersen İşte dere
                                Ekmek istersen Allah vere
                                Yatak istersen geldiğin yere



                                BİLMECE-Hep dönen ördeğe ne denir?
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: Blendax (bilen ducks)

                                Comment

                                Working...
                                X