fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 23 Mayıs 2009

    Bugün 23 Mayıs 2009 1 C.Ahir 1429 Mayıs: 10 Hızır:18 Victor Hugo'nun Ölümü (1885)

    HADİS-İ ŞERİF

    Sizi idare edenlere sövmeyiniz. Islah olmaları (yanlış kararlarını düzeltmeleri) için, Allah’a dua ediniz. Çünkü onların ıslah olmaları, sizin yararınızadır. Hadis-i Şerif (Taberani).

    [IMG]http//ozgursilifke.sitemynet.com/mynet_resimlerim/dede.jpg[/IMG]

    SAÇIN İSLAM UĞRUNDA AĞARMASI

    Amr bin Anbese (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle bu­yurduğunu rivayet etmiştir: "Kimin saçı islâmda; Allah yolunda ağarırsa, bu saç kıyamet gününde onun için nur olur."

    O beyazlık, sahibi cennete girinceye kadar mahşer karanlıklarında yanından giden ve ona yol gösteren bir nur olur. Saçlardaki beyazlıklar kulun elinde olmayıp Allah yolunda cihad veya Allah korkusu sebebiyle oldu­ğu için akları yolmak mekruhtur.

    Bir hadîs-i kudsîde Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Nefsim üzerine yemin ettim ki (îman ile) seksen yaşına gelenlere azâb etmeyeceğim."

    Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allâhü Teâlâ ihti­yarın yüzüne sabah ve akşam bakar ve buyurur ki: Yaşın büyüdü, kemiğin ve cildin inceldi, ecelin ve bana gelmen yaklaştı. Ey kulum! Ben senin ihtiyarlı­ğından haya ettiğim halde sen hâlâ benden haya et­miyor musun?"

    Diğer bir hadîs-i şerîfte ise şöyle buyurulmuştur: "Kim kırk yaşını geçtiği halde, hayrı şerri üzerinde gâllb gelmezse (cehennemde) oturacağı yere hazırlansın."

    ÇOCUĞUN UYKUSU

    Çocuğun gelişmesinde uykunun ehemmiyeti büyüktür.

    • Çocukları az da, fazla da uyutmamalı.

    • Çok gürültü içinde uyutmamalı.

    • Uyku saati muntazam olmalı.

    • Uyumadan evvel süt içirmek besleyici ve rahatla­tıcıdır.

    • Yatak odası temiz ve havadar olmalı.

    • Elbisesi rahat olmalı.

    • Çocuğu uyutup evden ayrılıp gitmek tehlikelidir.

    • Çocuğa korku veren şeyler anlatılmamalı ve gösterilmemelidir.


    FIKRA

    Adamın birinin parası yokmuş. Bir gün yeni açılan bir lokantanın önünden geçerken şu yazıyı okumuş. “Hangi yemeği yerseniz yiyin, çorba bedava...” İçeri girmiş sadece çorba istemiş. Bizimki yanında ekmek bile yemeden çorbayı içip kalkmış. Garson para isteyince de tabelayı göstermiş. Garson da ‘nasıl olsa bir keresine gelmiştir, bir daha gelmez’ diyerek para almamış. Ama adam alışmış artık. Bir gün iki gün derken artık garson dayanamamış ve durumu patrona bildirmiş. Patron ”Bir daha o adam geldiği zaman bana haber ver!” demiş. Ertesi gün adam yine gelmiş. Garson hemen patrona haber vermiş. Adam ise oturmuş ve çorba istemiş. Her zamanki gibi ekmeksiz sadece çorbayı içmiş. Biraz sonra midesi bulanmış. Patron çorbaya müshil atmış çünkü. Hemen tuvalete doğru koşmuş ama nafile, tuvalet kapalı. Patron kilitlemiş çünkü. Dışarı çıkmış ama dayanacak hali yok. “Nereye yapayım?” diye etrafına bakmış ama hiç tuvalet yok. Yolun karşısında bir eczane görmüş. Hemen içeri dalmış. Artık hiç tutacak hali kalmamış. Eczacıya “Sizde Zeki Müren’in kaseti var mı?” demiş. Eczacı da haliyle “Yok!” deyince adam “Ben Zeki Müren kaseti olmayan dükkanın içine s.çarım!..” deyip işini görmüş.

    GÜNÜN SÖZÜ

    Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük is gelmeyenlerdir.Eflatun

    YEMEK MENÜSÜ

    · TAVUKSUYU ÇORBA
    · SALATA ÇEŞİTLERİ
    · MEYVE VE TATLI ÇEŞİTLERİ
    · IZGARA ÇEŞİTLERİ (DANA BONFİLE-TAVUK ŞİŞ-IZGARA KÖFTE)

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: USMAN: (Tür.) Er. - Akıllı, zeki kimse.
    Kız: USUNBİKE: (Tür.) Ka. - Hüzünlü hanım.

    MANİ

    Kuş kafese girmiyor
    Buna aklım ermiyor
    Hiç boşuna ah çekme
    Annem beni vermiyor

    [IMG]http//img85.imageshack.us/img85/7775/karikatur0908ziza4.jpg[/IMG]

    BİLMECE

    Kıştan korkmaz,yaprağını uçurmaz

    Cevabı Yarın.

    Dünkü Cevap: Konuşmadıkları zaman

    Comment


    • 24 Mayıs 2009

      Bugün 24 Mayıs 2009 1 C.Ahir 1429 Mayıs: 11 Hızır:19 Bulgaristan Zulmünden Zorunlu Türk Göçü (1989)

      HADİS-İ ŞERİF

      Adamın biri Hz. Peygamber’e: Allah dilemedi, ben diledim, demişti. Allah Resulü ona şu uyarıyı yaptı: Allah’a ortak koştun bu sözünle. Sadece Allah diler (Allah dilemezse hiçbir şey olmaz). Hadis (İbn-i Abbas).



      İMAM EVZÂ! (RH.)

      İmâm Evzâî'nln İsmi Abdurrthmân bin Amr'dır. Tebe=l tâblîndendlr. Devrinde Şâm ihllnln İmâmı olup yetmiş bin meseleye eevâb vermiş İdi. Beyrut'ta İkâmet ederdi, Hicretin 157. senesinin Rebfulevvel ayında Beyrut'ta vefat etti.


      Buyurdular ki: "Rüyamda Allâhü Teâlâ'nın Gemilini gördüm. Bana "Ey Abdurrahman, sen maruf İle emredip münkerden nehyeden değil misin?" buyurunca ben, "Senin fazlınla, yâ Rabbl." dedim. Sonra "Yâ Rabbl beni İslâm üzere öldür." diye duâ ettim. Bana "Ve sünnet üzere" buyurdu.


      Buyurdular ki: "Dünyâ vakitlerinden bir saat yoktur ki kıyamet günü kula gün gün, saat saat arz olunma­sın. Kul, Allâhü Teâlfi'yı zikretmeden geçirdiği bir ânı görünce pişmanlık duyar. Ya Allâhü Teâlâ'yı zik­retmeden geçirdiği saatler ve günler için nasıl hasret çeker, bir düşününüz. Ey insanlar, Allâhü Teâlâ'nın aza­bından kurtulmak için size nimet olarak verilen eliniz­deki vakitlerin kıymetini biliniz."


      CEMÂZİYE'L-ÂHİR


      Yarın girecek olduğumuz Cemâziyelâhir ayı, kamerî ayların altıncısıdır. Bu ayda, mu'tât evrâd ü ezkâra de­vam edilmelidir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)


      CEMÂZİYELÂHİR AYI İÇTİMA' SAATİ, RU'YET VE BAŞLANGICI


      Hicrî-Kamerî 1430 yılı Cemâziyelâhir ayı ictimâ'ı bugün (24 Mayıs Pazar) Türkiye saati ile 15.12'de.


      Ru'yet ise yarın (25 Mayıs Pazartesi) günü Türkiye saati ile: 03.13'de.


      Hllâl'ln görüldüğü yerler: Grönland'ın güney sahil ke­siminden başlayarak Kuzey Amerika Kıtasının tamamı, Endonezya, Malezya, Japonya, Avustralya'nın kuzey eya­letleri ve Madagaskar. Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasından da görülebilecektir.


      Hilâlin görüldüğü günü takip eden (25 Mayıs Pazar­tesi) günü de Cemâziyelâhir ayının biri olmaktadır.

      FIKRA

      Büyük bir bankayı boşaltan üç soyguncu geceyarısından bir hayli sonra, öteki kentteki saklanacakları eve vardılar. Hepsi yorgun ve bitkindi. İçlerinden biri teklif etti... "Haydi paraları sayalım... Kaç milyar götürdüğümüzü merak ediyorum." İkincisi gözleri kapanırken itiraz ettti... "Yorgunluktan öldük yahu! Şimdi o kadar parayı saymakla ne diye uğraşalım. Parayı kasaya koyup yatalım. Yarın gazetelerde okur, kaç milyar kazandığımızı öğreniriz." Üçüncüsü öfkeyle yerinden fırladı... "Deli misin be! Yarın her gazete ayrı rakam verir, biz de birbirimize gireriz!.."

      GÜNÜN SÖZÜ

      Küçük işlere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. Eflatun

      YEMEK MENÜSÜ

      · ORMAN KEBABI
      · PİLİÇ ŞİNİTZEL
      · ZEYTİNYAĞLI BEZELYE
      · ZEYTİNYAĞLI KEREVİZ
      · PEYNİRLİ MAKARNA

      ÇOCUĞUNUZA İSİM

      Erkek: USLUER: (Tür.) Er. - Akıllı, olgun kişi.
      Kız: UTARİD: (Ar.) - Merkür. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

      MANİ

      Evleri sarı boya
      Gel yarim doya doya
      İç vereme tutuldum
      Gamıma koya koya



      BİLMECE

      Kime hayırsever denir ?

      Cevabı Yarın.

      Dünkü Cevap: Çam

      Comment


      • 25 Mayıs 2009

        Bugün 25 Mayıs 2009 2 C.Ahir 1429 Mayıs: 12 Hızır:20 I.Türk Basın Kongresi Toplandı (1935)


        HADİS-İ ŞERİF

        Yağmurların çoğalıp bitkilerin (ürünlerin) az, Kur’an okuyanların çok olup dini bilenlerin az, İdarecilerin sayıının artıp, güven duyulanların ise kıt olması kıyametin yaklaştığının delillerindendir. Hadis-i Şerif (Taberani).



        ÖMER BİN ABDÜLAZÎZ (RH.)

        Ömer bin Abdülazîz'in annesi, Hz. Ömeru'l-Fârûk'un oğlu Âsım'ın kızıdır. Güzel sıfatları ve ahlâkı son derece mükemmeldi.

        Daha çocukken Kur'ân-ı Kerîmi ezberlemiş idi. Bun¬dan sonra babası onu ilim öğrenmesi için Medine'ye gönderdi. Orada ilim tahsîl edip, kemâle erdi. Mısır'da babası vefat edince, amcası Abdülmelik, onu Şam'a ge¬tirtip, kendine dâmât etmişti.

        Emevî halifelerinden Ömer bin Abdülazîz tabiînin bü-yüklerindendir. Hilâfetinden önce de son derece şâlih ve âbid idi. Son derece âdil olduğundan, İkinci Ömer olarak anılır. Hz. Ömer (r.a.) 'Çocuklarımdan bir adam gelir, yeryüzünü adaletle doldurur.' buyurmuş, onun geleceğine ve adaletine işaret etmiştir. _ Tabiînden İbn-i Şîrîn (rh.) de Ömer bin Abdülazîz için 'İmâmü'l-Hâdî1, ya'nî hidâyete erdiren' demiştir,

        Tabiînden Meymûn bin Mihrân, 'Âlimler, Ömer İbni Abdülazîz'in yanında talebe olurlardı' demiştir.

        Huşu' ile namaz kılması, zühd ve tâati, Cenâb-ı Hakk'-tan korku ve haşyeti de son derecede idi. Sahabenin büyüklerinden Hz. Enes bin Mâlik (r.a.) Ömer bin Ab¬dülazîz'in arkasında namaz kılar ve "Resûlullâh'tan (sallallâhü aleyhi ve sellem) sonra, Resûlullâh'ın na¬mazına bu gencin namazından daha çok benzeyen bir başka imamın arkasında namaz kılmadım." derdi. Tabiînden İmam Mekhûl (rh.) "Ömer bin Abdülazîz'den daha zâhid ve Allah'tan daha çok korkan birisini görme¬dim diye yemîn etsem, doğru söylemiş olurum" demiş, o vefat edince de: "İnsanların en iyisi öldü." buyurmuştur.

        BEYİT:

        Cihan alâyişinden dest-şûy ol rahat istersen Kanâat dâmenin elden bırakma devlet istersen.

        (Koca Râgıb Paşa) Alâyiş: Debdebe, Dest-şûy: Elini çek, Dâmen: Etek


        FIKRA

        Bir adam ormanda yürüyormuş. Birden uzaktan gelen garip sesler işitmiş: “Çan Lin Wang, Wung Çon Li...” Sesin geldiği yöne doğru yürümeye başlamış. Birkaç saniye sonra sesler yine duyulmuş: “Po Mang Fu, Wong Ton Çi...” Bu arada adam açık bir alana gelmiş, bir de bakmış ki mistik görünümlü bir göl var. Az ötede de bir Çinli duruyor. Hemen yanına gitmiş ve bu tuhaf seslerin ne olduğunu sormuş. “Haaa...” demiş çinli, “... bu göl büyülü. Eğer bir taş sektirirsen sana atalarının isimlerini söylüyor. Bak şimdi...” Bir taş sektirmiş. Büyülü ses yine duyulmuş: “Wu Lang Çing, Hung Wong Lu...” Çinli adama, “Haydi sen de dene...” demiş. Adam bir taş almış, sektirmiş, ses duyulmuş: “Şem Pan Ze!..”

        GÜNÜN SÖZÜ

        Kusursuz dost arayan dostsuz kalır. Mevlana

        YEMEK MENÜSÜ

        · DOMATES ÇORBA
        · SALATA ÇEŞİTLERİ
        · MEYVE VE TATLI ÇEŞİTLERİ
        · IZGARA ÇEŞİTLERİ (DANA BONFİLE-TAVUK ŞİŞ-IZGARA KÖFTE)

        ÇOCUĞUNUZA İSİM

        Erkek: UYAREL: (Tür.) Er. - Uyar el.
        Kız: UYGU: (Tür.) - Uyum, uygunluk. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

        MANİ

        Armut dalda bir iki
        Saydım baktım on iki
        On ikinin içinde
        Gök yazmalı benimki



        BİLMECE

        Kimin önünde herkes şapka çıkarır?

        Cevabı Yarın.

        Dünkü Cevap: Hayır demeyi alışkanlık haline getirene

        Comment


        • 26 Mayıs 2009

          Bugün 26 Mayıs 2009 3 C.Ahir 1429 Mayıs: 13 Hızır:21 II.Beyazıt'ın Vefatı (1512)

          HADİS-İ ŞERİF

          İçinde çocuk bulunmayan evde, bereket yoktur. Hadis-i Şerif (Camiüssagir).



          RESÛLULLÂH'IN (S.A.V.) KIZI HZ. ZEYNEB (R.ANHÂ)

          Hz. Zeyneb, Peygamber Efendimizin (s.a.v.), kız çocuklarının ilki idi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) otuz yaşında iken doğmuştu.

          Hz. Hadîce'nin kız kardeşi Hâle bint-i Huveylid'in oğlu Ebü'l-As bin Rebi', Mekke'de servet sahibi bir tüccar olup, sayılır ve güvenilir kişilerdendi. Hz. Hadîce, Zeyneb'i onunla evlendirmek için Resûlullah (s.a.v.)'den izin istedi. Peygamberimizin müsaadesiyle Zeynep (r.anhâ) onunla evlendi.

          Kureyş myşrikleri, Bedir'de bozguna uğratıldıkları zaman, Ebü'l-As da, esir edilenler arasında idi. Peygamber Efendimiz, onu fidye almadan serbest bıraktı.

          Ebü'l-Âs, Hz. Zeyneb'i Mekke'ye gelen Zeyd bin Harise ve arkadaşı ile Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) göndermişti.

          Kureyş müşriklerinden Hebbâr ve bir arkadaşı, Hz. Zeyneb'i, Mekke'den Medine'ye deve üzerinde hevdeç içinde hicreti sırasında Zîtuvâ denilen yerde mızrakla vurup devesinden kayanın üzerine düşürmüşler, karnındaki çocuğunun düşmesine sebep olmuşlardı. Hz. Zeyneb, fazla kan kaybından hastalandı. Vefatına kadar da bu hastalıktan kurtulamadı.

          Ebü'l-Âs'ın hicretin yedinci yılı muharrem ayında Medine'ye gelip müslüman olması üzerine Peygamber Efendimiz Hz, Zeyneb'i ona yeniden vermiştir. Hz. Zey-neb'in Ebu'l-As'dan (r.a.) Ali ve Umâme isimli iki evlâdı doğmuştur.

          Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kızı Zeyneb, hicretin sekizinci yılının başında vefat etti. Hz. Zeyneb'i, Peygamberimizin zevcelerinden Hz. Şevde ve Hz. Ümmü Seleme ile Peygamberimizin dadısı Ümmü Eymen ve ensârdan Ümmü Atıyye yıkadılar. Hz. Zeynebln cenaze namazını Peygamberimiz kıldırdılar. (Radıyallâhü anhâ)

          FIKRA

          Adamın birisi Afrika’da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş. Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. “Şimdi başım dertte” diye düşünmüş minik köpek. Etrafına bakmış yerde bir grup kemik görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konusmuş; ”Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?” Bunu duyan leopar bir anda durmuş ve en yakındaki ağaca tırmanmış. “Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım!” diye düşünmüş. Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar çok sinirlenmiş ve maymuna “Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım!” demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş. “Şimdi ne yapacağım?” diye düşünürken, kaçmaya teşebbüs etmemiş. Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konusmuş; ”Bu aptal maymun nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!..” Diplomasi böyle bir şey işte!..

          GÜNÜN SÖZÜ

          Kurnaz insanlar, okumayı küçümserler, basit insanlar ona hayran olurlar akıllı insanlar ise ondan faydalanırlar. Francis Bacon

          YEMEK MENÜSÜ

          · Etli Türlü
          · Pirinç Pilavı
          · Mercimek Çorba

          ÇOCUĞUNUZA İSİM

          Erkek: UYARALP: (Tür.) Er. - Uysal, nazik yiğit.
          Kız: UYGUN: (Tür.) 1. Yakışır, yaraşır, elverişli, yararlı. 2. Oranlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

          MANİ

          İnce yazma düreyim
          Aç koynunu gireyim
          Uyan uyan sar beni
          Yar olduğunu bileyim



          BİLMECE

          Kirpiler nasıl oyun oynarlar?

          Cevabı Yarın.

          Dünkü Cevap: Berberin

          Comment


          • 27 Mayıs 2009

            Bugün 27 Mayıs 2009 4 C.Ahir 1429 Mayıs: 14 Hızır:22 Ordu Yönetime El Koydu (1960)


            HADİS-İ ŞERİF

            Kıyametin hemen yakınında, kan dökülme (yani terör) günleri vardır. Hadis-i Şerif (Müsned).



            MÜMİN İKİ DEFA ALDANMAZ

            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Uhud Harbi'nin ertesi günü müslümanların hâlâ kuvvetli olduğunu bildirmek için Uhud askeri ile çıktığı Hamrâü'l-Esed gazasından Medîne-i Münevvere'ye dönerken yolda Ebû Azze Amr bin Ubeydullah'ı gördü. Ebû Azze, Hamrâu'l-Esed deni­len yerde geri kalmış, müşrikler onu uykudayken bırakıp gitmişlerdi. Ebû Azze, Bedir Günü esir edilmiş, Resûlul­lah (s.a.v.)'e çok fakir ve ailesinin kalabalık olduğundan şikâyette bulununca fidyesiz olarak serbest bırakılmıştı.


            Resûlullah (s.a.v.) ondan, hiçbir şekilde kendisine karşı savaşmayacağına ve savaşanlara yardımcı olma­yacağına dâir söz almıştı. Buna rağmen Uhud'da müş­riklerle birlikte savaşa katılmış ve onları müslümanlara karşı kışkırtmıştı. Huzuruna getirildiğinde bu defa "Yâ Muhammed, beni bırak, ihsan buyur." deyince, Pey­gamber Efendimiz "Mü'min, aynı delikten iki defa so­kulmaz." buyurarak öldürülmesini emretti.


            KIBLE SAATİ VE DÜNYA KIBLE GÜNÜ NEDİR?


            Kıble saati kısaca; güneşe bakılarak kıblenin tesbit edilebildiği saattir.


            Güneşin, bulunduğumuz yerin kıble açısına denk gel­diği dakikada güneşe dönen kimse kıbleye dönmüş olur. Namaz vakitleri gibi günlük olarak değişir. Kıble tesbi-tinde en sıhhatli yoldur.


            Dünya kıble günleri ise, aynı kıble saatinin bütün dünyâ için geçerli olduğu hususî günlerdir.


            Senede iki defa, 28 Mayıs Türkiye saati ile 12.18'de ve 16 Temmuz saat 12.27'de güneş tam Kâ'be-i Muazzama üzerinde bulunur. Bu iki vakitte, dünyânın o anda gündüz olan yerlerinden herhangi birinde güneşe doğru yönelen kimse, aynı zamanda Kâ'be-i Muazza-ma'ya yani KIBLE'ye dönmüş olur. Böylece bir yerin kıble yönü kolayca ve isabetli olarak tâyin edilebilir.


            Bu sebeple, 28 Mayıs ve 16 Temmuz tarihleri, Dünya Kıble Günü olarak kararlaştırılmıştır.


            FIKRA

            Adamın kuzularına kurt dadanmış, gidip köyün akıllı adamına sormuş. Akıllı adam, ağılın bulunduğu bahçeyi, tel örgü ile çevirmesini söylemiş. Öyle yapmış ama, kurtlar tel örgüyü aşıp, koyunları yemişler... Köylü yine koşmuş, ne yapayım, diye: "Bahçeyi duvarla çevir!" Köylü, akıllı adamın dediğini yapmış, ama kurtlar duvarı filan dinlemeden yine girip koyunları parçalamışlar... Garip köylü akıllı adama koşmuş: "Tel örgü dedin çevirdik, duvar dedin yaptık, bunun başka çaresi yok mu?" Akıllı adam başını kaşımış: "Var, var ama, sende koyun kalmadı!"

            GÜNÜN SÖZÜ

            Kurbağayı koltuğa oturtsan,o yine çamura atlar. Arthur Miller

            YEMEK MENÜSÜ

            · Kuru Fasülye
            · Şehriyeli Pilav
            · Salata

            ÇOCUĞUNUZA İSİM

            Erkek: UYGUNER: (Tür.) Er. - Uygun uyumlu, olumlu.
            Kız: UYGUR: (Tür.) 1. Orta Asya'da büyük devlet ve uygarlık kurmuş, yazılı anıtlarla sanat yapıtları bırakmış olan bir Türk ulusu. 2. Uygar, medeni. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

            MANİ

            Tavanlarda tencere
            El vurmadım incire
            Gavur babam duymasın
            Çeker beni zencire



            BİLMECE

            Kolu var bacağı yok, dikdörtgeni var karesi yok

            Cevabı Yarın.

            Dünkü Cevap: Çok dikkatli

            Comment


            • 28 Mayıs 2009

              Bugün 28 Mayıs 2009 5 C.Ahir 1429 Mayıs: 15 Hızır:23 Sayıştay'ın Kuruluşu (1862)

              HADİS-İ ŞERİF

              İyilikller cennetin kapılarından bir kapıdır. Kötü ölümünü önler. Hadis-i Şerif (Ebuşşeyh).



              İSTANBUL'UN FETHİ KARARI

              Fâtih Sultan Mehmed Han, Bizans meselesi halledilme­den Osmanlı'ya rahat yüzü olmadığını biliyordu. Bizans'ın üzerine gidilmesi hususunu son olarak Edirne'de iken top­ladığı dîvanda devlet erkânına açtı. Konuşmasında:

              "Dünyâ devleti ebedî değildir, fânî cihanda hiç kimse de ölümsüz değildir. İnsanın dünyâda nefesleri sayılıdır ve ölümsüzlük kapısı kapalıdır. Yaratılıştan gaye, kişinin Allâ-hü Teâlâ'yı bir bilip, imkân bulduğu nisbette ecelden mühlet buldukça onun dergâhına yaklaşmaya çalışmaktır. İnsanı Cenâb-ı Allah'a yaklaştıran amellerin en faziletlisini bize ashâb-ı güzînden Ebu Saîd el-Hudrî Hazretleri Peygamber Efendimiz'den naklettiği bir hadîs-i şerifte şöyle bildiriyor:

              "Peygamberimiz'e bir kişi gelip 'İnsanların en fazîletlisi kimdir?' deyince, Kâinatın Efendisi: 'İnsanların en fazîlet­lisi, canı ve malı ile Allah yolunda gaza eden mü'mindir.' buyurdular.

              Şu fânî âlemde Ashâb-ı kiram, ömürlerinin sonuna kadar küfür ve dalâlete karşı cihâd ye gazayı fırsat bildi ve bir anı bile boşa geçirmediler. Ömürlerinde gazâsız geçen bir sene yoktu. Hatta küffâr ile aralarında gazasız bir ay geçirmediler. Ben de dilerim ki, 'Uyun sizden bir ecir İstemeyen o zatlara ki onlar hidayete ermişler­dir.' (Yasin sûresi, âyet 21) mealindeki âyet-i celîlesine bağlanarak ruhum bedenden ayrılıncaya kadar gücümü tlâ-yı Kelimetillah ve ihyâ-yı sünnet-i Resûlillâh'a (Allah'ın yüce ismini yaymak ve Resûl'ün sünnetini ihya etme) sarf edeyim ki, dünyâda iyi bir hâtıra, âhirette de ecr-i cezîl (bol sevâb) meydâna gelsin.

              Sözün kısası, Kostantiniyye'ye sefer açmaya niyet etmiş ve himmetimi bu noktaya çevirmiş bulunuyorum. Baharda hareket etmeyi düşünüyorum. İcab eden ted­birin alınmasını, hazırlıklara girişilmesini münâsip görü­yorum. Bu sefer (İstanbul'un fethi kararı) benim için şu anda birinci derecede halledilmesi îcap eden bir iştir. Bu tamamlanmadıkça ikinci mühim bir işe girişecek değilim." diyerek kati kararını bildirmişlerdi.


              FIKRA

              Ödev vermişler her milletten öğrencilere.. "filler üzerine yazın" diye.. Bakın kimler neler yazmış?..

              Fransızlar: Fillerde cinsel yaşam.

              Çinliler: Fil pişirmenin bin yolu.

              Etyopyalılar: Bir fille bin kişi nasıl doyar?

              İngilizler: Safaride fil avlama teknikleri.

              Almanlar: Filler ve fillerin Alman dil ve kültürüne etkileri.

              İranlılar: Filler çarşafa nasıl sokulur?

              Amerikalılar: Daha büyük ve daha görkemli fil nasıl yetiştirilir?

              Japonlar: Daha küçük ve daha ucuz fil nasıl yetiştirilir?

              Yahudiler: Filler en pahalı, en karlı nasıl satılır?

              Brezilyalılar: Fillerle karnavalda samba yapma metodları.

              Türkler: Ne olacak bu fillerin hali?

              GÜNÜN SÖZÜ

              Kötümserlik kanserden daha tehlikeli bir hastalıktır.Muhsin Ertuğrul

              YEMEK MENÜSÜ

              · Karışık Pizza
              · Çorba
              · Puding
              · Turşu

              ÇOCUĞUNUZA İSİM

              Erkek: UYGUNEL: (Tür.) Er. - Uygun el.
              Kız: UYUN: (Ar.) - Gözler. Pınarlar, kaynaklar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              Garşıdan gelen atlı
              Ne gayratlı gayratli
              Ben istedim vermedi
              Niman malın gıymatlı

              [IMG]http//www.turkishnews.com/itumuk/info/peteknew/Ahiret.jpg[/IMG]

              BİLMECE

              Kolu var, eli yok, karnı yarık karnı yok

              Cevabı Yarın.

              Dünkü Cevap: Kapı

              Comment


              • 29 Mayıs 2009

                Bugün 29 Mayıs 2009 6 C.Ahir 1429 Mayıs: 16 Hızır:24 İstanbul'un Fethi (1453)
                HADİS-İ ŞERİF

                Geveze, utanmaz ve cimri olması, kişiye kötülük olarak ona yeter. Hadis (Beyhaki).



                İSTANBUL'UN FETHİNE MANEVÎ RİCALİN YARDIMI

                Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiye'nin on sekizinci halkası, Ubeydullâh-ı Ahrâr Hazretleri'nin torunu Hâce Muham-med Kasım anlatıyor: "Ubeydullâh-ı Ahrâr (k.s.) Hazretleri bir gün, öğleden sonra, aniden atının hazırlanmasını istedi ve süratle Şemerkand'dan çıktı. Talebelerinden bir kısmı da onu takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra, atını Semerkand'ın dışındaki Abbas Sahrasına doğru hızla sürdü. Bir müddet daha onu takip eden talebesi Mevlânâ Şeyh, gördüklerini şöyle anlattı: "Hâce Ubeydullâh-ı Ahrâr Hazretleri ile sahraya vardığımızda, önce bir müddet atını sağa sola sürdükten sonra birdenbire gözden kayboldu."

                Ubeydullâh-ı Ahrâr Hazretleri daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sordular. O da "Türk sultanı Muhammed Han, kâfirlerle harp ediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardıma gittim. Allâhü Teâlâ'nın izniyle galip geldi, zafer kazanıldı." buyurdu.

                Hâce Muhammed Kasım, babası Hâce Abdülhâdi'nin şöyle anlattığını nakletmişti: "Bilâd-ı Rum'a (Anadolu'ya) gittiğimde, Fâtih Sultan Mehmed Han'ın oğlu Sultan Bâyezid Han, bana babam Ubeydullâh Ahrâr'ın şemailini tarif etti ve,

                "O mübarek zâtın beyaz bir atı var mı idi?" diye sordu. Ben de tarif ettiği bu zâtın, babam Ubeydullâh-ı Ahrâr olduğunu ve bâzan bindiği beyaz biç atı olduğunu söyledim. Bunun üzerine Sultan Bâyezid Han "Babam Fâtih Sultan Mehmed Han bana şöyle anlattı: İstanbul'un fethinde muhasaranın en şiddetli bir ânında, Şeyh Ubeydullâh Hazretleri'nin imdadıma yetişmesini istedim. Şu vasıfta ve şu şekilde ve beyaz bir atın üstünde bir zât hemen yanıma geldi ve bana "Korkma!" buyurdu. Ben de "Nasıl korkma-yayım, kale bir türlü düşmüyor." dedim. Elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. "İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vurdur ve orduna hücum emri ver." buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücuma geçti. Böylece düşman he-zîmete uğradı ve İstanbul'un fethi müyesser oldu." (Osmanlı Târihi, Çamlıca Basım Yayın)

                FIKRA

                Kamuflaj tatbikatında çuvala giren adamdan hiç ses çıkmaz. Çuvalı tekmelerler, duvara çarparlar. En sonunda çuvaldan bir fısıltı gelir; “Patatesss... Patatesssss!..”

                GÜNÜN SÖZÜ

                Komşunu sev ama bahçe duvarını yıkma. G. Herbert

                YEMEK MENÜSÜ

                · Hamburger
                · Ayran
                · Kızarmış patates
                · Turşu

                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                Erkek: UZALP: (Tür.) Er. - İyi, temiz, akıllı, anlayışlı yiğit.
                Kız: UZAY: (Tür.) - Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                MANİ

                Kara kabak bağ atar
                Altında yılan yatar
                Ben bilmem mi a yârim
                Goynunda neler yatar



                BİLMECE

                Kral tacına ne demiş?

                Cevabı Yarın.

                Dünkü Cevap: Ceket

                Comment


                • 30 Mayıs 2009

                  Bugün 30 Mayıs 2009 7 C.Ahir 1429 Mayıs: 17 Hızır:25 Osmanlıların Fransa ile Bir İmtiyaz (Kapitülasyon) Antlaşması Yapmaları (1740)


                  HADİS-İ ŞERİF

                  Müşriklerin ölen çocukları Cennette, Cennet ehline hizmet ederler. hadis (Taberani).



                  ALIŞVERİŞ ÂDABINDAN

                  Yiyecek maddelerinde ihtikâr (karaborsacılık) yapan kişi lanetlenmiştir. Satılan maldaki kusurları gizlemek ve tartıda âdil olmamak ihtikâr gibidir. Çünkü bunda hıyanet vardır. Âyet-i kerîmede (meâlen) şöyle buyurulmuş-tur: "Alışverişlerinde hile yapanların vay haline!" (Mutaffifîn Sûresi, âyet 1)

                  Bir kimsenin satın almayı düşünmediği bir şeye müşteri olması caiz değildir.

                  Malın satılmasını teşvik için mala değerinden yüksek bir fiyat istemek de caiz olmaz.

                  Alışveriş muamelelerinde ihsanda bulunmak gerekir. Sattığı şeyi, ğabn-ı fahişle (fahiş fiyatla) satmamak, alırken ve satarken kolaylık göstermek mendubtur.

                  Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Satarken kolaylık gösterene, alırken kolaylık gösterene, hüküm verirken kolaylık gösterene, hakkında verilen hükme razı olup kolaylık gösterene Allâhü Teâlâ rahmet eylesin."

                  Kim Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizin duasını ganîmet bilirse, dünyâ ve âhirette kârlı olur. Bütün işlerinde dînin gösterdiği hudutlara riâyet edenler Resûlullâh Efen-dimiz'in (s.a.v.) duasının bereketinden istifâde ederler. Dünyâ ve âhirette kârlı olurlar. Riâyet etmeyenler başlangıçta saman alevi gibi bir parlamadan sonra dünyâda da âhirette de zarar ederler.

                  Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Allâhü Teâlâ, zorda olan borçluya kolaylık gösteren veya (alacağını) tamamen terk edenin (vazgeçenin) hesabını kolayca görür."

                  Alışverişinden vazgeçmek istemen kimsenin isteğini kabul etmek ihsandandır. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz "Kim alışverişinden pişman olan bir kimsenin anlaşmasını feshederse, Allah da kıyamet gününde onun ayağının sürçmesini izâle eder, kaldırır." buyurdular.

                  FIKRA

                  2. Ramses’in piramidinin yapımında çalışan işçiler ayaklanır, saraya doğru yürüyüşe geçerler; ”Piramitttt... Firavunaaaa... Mezar olacakkkkk!..”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Komşunla kavga etme, misafir gider o kalır. Hz. Ebu Bekir (r.a.)
                  YEMEK MENÜSÜ

                  · Tavuk Güveç
                  · Şehriyeli Pirinç pilavı
                  · Kavun

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM

                  Erkek: UYAR: (Tür.) Er. 1. Uygun yerinde. 2. Boyun eğen, uysal, nazik kimse.
                  Kız: UZ: (Tür.) 1. İyi, güzel. Uygun, doğru. 2. Usta. 3. Temiz, dikkatli. Becerikli, akıllı, anlayışlı. 4. Yakın, içten. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                  MANİ

                  Deniz coştu göl oldu
                  Yârim sana ne oldu
                  Benim sana yandığım
                  Memlekette şan oldu



                  BİLMECE

                  Kurbağalar niçin mayo giymez?

                  Cevabı Yarın.

                  Dünkü Cevap: Başımın üstünde yerin var

                  Comment


                  • 31 Mayıs 2009

                    Bugün 31 Mayıs 2009 8 C.Ahir 1429 Mayıs: 18 Hızır:26 Fransızlarla, Ankara Hükümeti'nin Antlaşma Yapması (1920)
                    HADİS-İ ŞERİF

                    Kıyamet gününde Allah, kullarından birini çağırır,huzurunda durdurarak malının hesbını sorduğu gibi, makamının da hesabını sorar. Hadis-i Şerif (Hatib).



                    ZEKÂTI VERİLMEYEN MAL HELAK OLUR

                    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Sadaka veya zekât mala karışırsa (yani verilmezse) muhakkak o malı ifsâd eder, bozar.' Bu hadîs-i şeriften iki mânâ anlaşılır:

                    Birincisi, bir malın sadakası verilmez ve içinde bırakılırsa o sadaka malı helak eder, malın telefine sebep olur. Şu hadîs-i şerîfde bu mânâya şehâdet eder: "Karada ve denizde mal, ancak zekâtın verilmemesi sebebiyle telef olur."

                    İkinci mânâ ise, bir kişi muhtaç olmadığı halde zekâtı alır ve onu malının içine koyarsa, o zekât o malı helak eder.

                    Kim zekâtı vermezse Allâhü Teâlâ onu, malının muhafaza edilmesinden mahrum bırakır.

                    Kim sadakayı vermezse Allâhü Teâlâ onu afiyetten mahrum bırakır.

                    Kim duayı terk ederse Allâhü Teâlâ onu icabetten mahrum bırakır.

                    Kim namazı hafife alırsa Allâhü Teâlâ ölüm anında onu, "Lâ ilahe illallah Muhammedün resûlullâh" kelime-i tevhidini söylemekten mahrum bırakır. Allâhü Teâlâ bizleri bunlardan muhafaza etsin.


                    ARŞIN GÖLGESİNDEKİ YEDİ SINIF

                    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: Yedi sınıf kimse vardır ki, Allâhü Teâlâ kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı bir günde o kimseleri arşının gölgesinde gölgelendirecektir.

                    1-Adaletli idareci,
                    2- Allah'a ibâdet içinde büyüyen genç,
                    3- Kimsenin olmadığı bir yerde Allah'ı zikredip, Allah korkusundan gözyaşı akıtan kimse,
                    4- Kalbi mescitlere bağlı olan kimse,
                    5- Bir sadaka verip onu gizleyen ve sağ elinin yaptığından sol elinin haberi olmayan kimse.
                    6- Birbirlerini Allah için seven iki kimse, Güzel bir kadın kendisini davet ettiği zaman yüz çevirip 'ben Allâhü Teâlâ'dan korkarım' diyen kimse.

                    FIKRA

                    Adamın birinin elindeki koltuk yayı, keman yayı, amortisor yayı gibi yayları sırayla ısırıyormuş. Bunu gören arkadaşı meraklanıp ne yaptığını sormuş. Adam: “Yayla lezzet testi!..” diye yanıtlamış.

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Kitaplardan önce kendimizi okumaya çalışalım. Mevlana

                    YEMEK MENÜSÜ

                    · Köfte
                    · Makarna
                    · Yoğurt Çorbası

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM

                    Erkek: ÜBHET: (Ar.) Er. - Büyüklük, ululuk.
                    Kız:ÜÇEL: (Tür.) 1. Yüce, yüksek. 2. Arka. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                    MANİ

                    Ev ötene ev yaptım
                    Çıktım üstüne baktım
                    Yârim gelecek diye
                    Çivte lambalar yaktım



                    BİLMECE

                    Kutuplara giden zenci ne olur?

                    Cevabı Yarın.

                    Dünkü Cevap: Zıplayınca düşüp ayıp olmasın diye

                    Comment


                    • 1 Haziran 2009

                      Bugün 1 Haziran 2009 9 C.Ahir 1429 Mayıs: 19 Hızır:27 Ayasofya'da İlk Cuma (1453)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Mü’minin saygınlık ve onuru; Allah’ın kendisine verdiğine kanaat edip, insanlardan bir şey beklememesidir. hadis (Beyhaki).



                      PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V.) MERHAMETİ

                      Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) mü'minlerden hiç kim­seye kötü söz söylememiştir. Ne bir kadına, ne de hiz­metçisine lanet etmiştir. Bir harpte kendisine, 'Düşman­lara lanet etseniz' dendiğinde; "Ben lânetleyici olarak değil, rahmet olarak gönderildim." buyurmuştur.

                      Hz. Enes (r.a.) şöyle söylemektedir: Onu peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Resûlullâh (s.a.v.)'in hoşlanmadığı bir şeyi yaptığım zaman, bana "Neden böyle yaptın?" dememiştir. Zevceleri beni yer­mek istedikleri zaman "Onu bırakın, onun yaptığı ancak kader ve kitapladır." buyururdu.

                      Kim bir iş için -hür olsun, köle olsun- kendisine gelse onların ihtiyâcını görürdü.

                      Resûlullâh (s.a.v.) karşılaştığı kişilere selâm verir, bir ihtiyacı için gelen kişiyi sabırla dinler, o ayrılmadan ay­rılmazdı. Bir kimse musâfaha için elini tuttuğu zaman o bırakmadan bırakmazdı. Ashabından biri ile karşılaştığı zaman onunla musâfaha ederdi. Namaz kılarken biri gelse, namazı hafif tutardı, bir ihtiyâcı olup olmadığını sorar, onu gönderdikten sonra namazına devam ederdi. Ekseriya kıbleye dönerek otururlardı. Yanına gelen kimseye ikramda bulunur, aralarında akrabalık bulun­mayan kimselere dahi elbisesini serer, oturturdu. Mü-sâfirine altındaki minderi verir, kabul etmeyecek olursa, ısrar ederdi.

                      BAZI SIHHÎ TAVSİYELER

                      • Denize karnı tok iken girilmemelidir.

                      • Hamama karnı çok tok ve çok aç girilmemeli ve hamamda çok kalınmamalıdır.

                      • Yemeğin hazmından sonra; yani yemekten üç veya dört saat sonra yıkanmalıdır.

                      • Hamamdan çıkıldığında vücudu korumak için iyi giyinmelidir.

                      • Hamamda vücudu ovmak ve keselemek yararlıdır.


                      FIKRA

                      Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat üç yakın arkadaşını çağırmış yanına... Bir ricada bulunmuş: “300 bin dolarlık tasarrufum var... Bunu öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye güvenemiyorum. Size şimdi 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin.” Demiş. Adam ölmüş. Üç arkadaş verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak: “Hastanenin acil ihtiyacı vardı... Onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarfettim, kefene 80 bin koydum.” demiş. Papaz: “Ben de aynı günahı işledim... Paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum...” Avukat: “Ben sözümü aynen yerine getirdim... Kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum!..”

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Kitaplar, benim sevgili dostlarım, gerçek yol gösterenlerimdir. Çünkü ikiyüzlülük etmeden bana görevimi hatırlatırlar. Benjamin Franklin
                      YEMEK MENÜSÜ

                      · Musakka
                      · Pirinç pilavı
                      · Yoğurt

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM

                      Erkek: ÜLKÜMEN: (Tür.) Er. - Ülküsü olan. bir ülküye bağlı olan kimse.
                      Kız:ÜLKÜSEL: (Tür.) - Ülkü ile ilgili, ülkü niteliğinde. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      Irmak gumsuz galır mı?
                      Dibi susuz galır mı?
                      Senin gibi güzelin
                      Goynu yarsız galır mı?



                      BİLMECE

                      Kuyruğu var ,canlı değil.Konuşur, ama insan değil.Camı var,pencere değil

                      Cevabı Yarın.

                      Dünkü Cevap: Donar

                      Comment


                      • 2 Haziran 2009

                        Bugün 2 Haziran 2009 10 C.Ahir 1429 Mayıs: 20 Hızır:28 Şair Nabi'nin Vefatı (1712)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Kim (cihad bahanesiyle) bir evde darlık meydana getirir veya bir yolu keser, ya da bir mü’mine eziyet verirse, onun yaptığı cihad değildir. Hadis (Ebu Davud).



                        ISKÂT-I SALÂT

                        Kazaya kalmış beş vaktin farzları ve vitir namazlarının affedilmesi ümîdi ile yapılan muameleye "ıskât-ı salât" denilmektedir. Namaz için fidye vermeğe dâir açık bir delil ve icmâ yoktur. Bu usûl, delîl ile sabit olan oruç fidyesine kıyas yolu ile de kabul edilmiş değildir. Bu bir ihtiyattır. Hanefî müctehidleri bunu güzel görmüşlerdir. Bunun kazaya kalmış namazlar yerine geçeceği kat'î olarak ileri sürülemez. Ancak böyle bir fidye vasiyeti, bir pişmanlık eseridir, bir istiğfar nişanıdır. Bunun vâris tarafından bağış yolu ile yapılması da, bir şefkat ve hayırseverlik alâmetidir. Namazı kaza için de bir imkân kalmamıştır. Bu fidyenin kabulü Allâhü Teâlâ'nın rahmetinden umulmaktadır.

                        Fidye ile oruç borcunun düşeceği hakkında nass (kesin delil) vardır. Namaz da, Hanefî âlimlerinin görüşlerine göre oruç gibidir, oruçtan daha mühimdir. Bunun için kaza edilmesine imkân kalmamış olan namazlardan dolayı da fidye verilerek Allâhü Teâlâ'nın mağfiretine sığınmak, ihtiyatî bir iş olarak uygundur.

                        İmam Muhammed (r.h.) Ziyâdât adlı eserinin Namaz kitabında "İnşâallâhü Teâlâ kifayet eder." demiştir. Demek ki, bunun af ve mağfirete bir vesile olacağı Allâhü Teâ-lâ'dan umuluyor. Eğer bu fidyenin namazlara kifayet edeceği kesin bir delîle veya kıyâsa dayansaydı, böyle 'Inşâal-lâh kifayet eder' denilmezdi.

                        Fahrü'l-İslâm Pezdevî'nin Usûl kitabında şöyle deniliyor: "Namaz hakkında fidyenin cevazına, oruç hakkında hükmettiğimiz gibi hüküm veremeyiz. Ancak namaz hakkında fidyenin rahmetiyle kabulünü Allah tarafından bir ihsan olarak isteriz."

                        İbn-i Hümâm Fethu'l-Kadîr'de diyor ki: Namaz, Hanefî imamlarının istihsânı ile oruç gibidir. Mademki dinde, oruç ile fidye vermek, yemek yedirmek arasında bir denklik sabit olmuştur, buna göre bu denklik namaz ile fidye arasında da sabit olabilir. Eğer böyle bir denklik varsa, netîce elde edilmiş olur. Değilse, namaz için fidye bir iyilik ve ihsandan ibaret kalır. İyilik ve ihsan ise, günahları giderir. Kur'ân-ı Kerîm'de Ce-nâb-ı Hakk meâlen "...Şüphe yok ki, iyilikler, kötülükleri giderir..." (Hûd Sûresi, âyet 114) buyurmuştur. (B. I. İlmihali)

                        FIKRA

                        Adam meyhanede kafayı çekmiş, ortalığı birbirine katmış. Karakola götürüldüğünde de camı çerçeveyi indirmiş. Tutup hakimin karşısına çıkarmışlar. Adam hakimden özür dilemiş ve “Avukatım gelmedi” demiş. Hakim duruşmayı sonlara bırakmış. Son duruşma saati geldiğinde avukat hala ortalıkta yok. Hakim dosyayı incelemiş ve “Sen hem karakolda, hem savcılıkta, hem de mahkemede suçunu itiraf etmişsin... Tanıklar da var... Avukatın gelip ne söyleyecek?” adam boynunu bükmüş “Valla benim 100 milyonumu aldı... Ben de onun gelip ne söyleyeceğini merak ediyorum!..” (Hasan Pulur)

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası, dostunun yüz karası, düşmanının maskarası. M.Akif Ersoy

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · Peynirli Börek
                        · Çorba
                        · Puding

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: ÜMERA: (Ar.) Er. - Beyler, emirler.
                        Kız: ÜMRAN: (Tür.) - (bkz. Ümran). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                        MANİ

                        Karşıdan ünlüyorlar
                        Badılcan belliyorlar
                        Bu köy nasıl köyümüş
                        Varmadan övüyorlar



                        BİLMECE

                        Küçük kare kutu, içi insan dolu

                        Cevabı Yarın.

                        Dünkü Cevap: Televizyon

                        Comment


                        • 3 Haziran 2009

                          Bugün 3 Haziran 2009 11 C.Ahir 1429 Mayıs: 21 Hızır:29 Türkçe'nin Resmi Dil Oluşu (1277)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Siz iffetli (namuslu) olunuz ki, hanımlarınız da iffetli olsunlar. Anne babanıza iyilik ediniz ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler. Hadis-i Şerif (Taberani).



                          ISKÂT-I SALÂT VE DEVİR

                          Bir Müslüman namazlarını îmâ ile olsun edâ veya kazaya gücü yeter iken edâ ve kaza etmeden vefat etse bunların âhiretteki mesuliyetinden kurtulabilmesi ümidiyle ıskat yapılabilmesi için malının üçte birinden vasiyette bulunmuş olması lazımdır. Iskât-ı salâtı için bir şey vasiyet etmemiş olan bir ölünün mükellef olan vârislerinden biri tarafından teberruan (mecburen değil, bağış olarak) verilecek bir bedel ile de ıskat yapılabilir.

                          Namaz fidyesi için ayrılan para muayyen müddet için kâfî gelmezse bu para devir suretiyle bir fakire veya birkaç fakire de (zekât verilebilen sınıflardan herhangi birine) verilebilir.

                          Devir yapılırken aceleye getirilmez, usûlüne uyarak yapılır. Şöyle ki, ölünün velîsi, yâni vârisi fidyeyi fakîre verirken "filân oğlu filânın keffâret-i salâtı olmak üzere bunu al" deyip fakîre -hakikaten malı olmak üzere- vermeli, fakîr de bunu "kabul ettim" deyip aldıktan sonra kendi rızasıyla o velîye hibe ve teslim etmeli, velî de hibeyi kabul edip aldıktan sonra yine bu minval üzere o fakîre veya başka bir fakîre tespit edilen adet miktarınca vererek devri bitirmelidir.

                          Namaz fidyesinden sonra oruç fidyesi, kurban fidyesi, sonra yemin keffâreti için tekrar devir yapılır. Bozulup kaza edilmemiş nafile namazlar ile nezredilip de edâ edilmemiş nezir namazları ve kurbanları için de bir miktar devir yapılır. Hatta yapılmamış tilâvet secdesi de bir vakit namaz gibi sayılarak bundan dolayı da fidye verilir. Namaz fidyeleri defaten (tamamı bir kerede) bir fakire verilebilir; ama yemin ve oruç keffâretleri verilemez. (B. İ. İlmihali Ö. N. Bilmen)

                          SULTAN İKİNCİ MAHMÛD HAN'DAN BİR KITA:

                          Kimim var hazretinden gayri, hâlim eyleyem i'lâm, Cenâbındandır ihsan u mürüvvet, yâ Resûlallâh! Dahîlek-el-emân, sad-el-emân, dergâhına düştüm, Terahhüm kıl, bana eyle şefaat yâ Resûlallâh!

                          FIKRA

                          Temel bir gün ormancı olmuş.Ormana doğru arkadaşlarıyla gidiyorlarmış.Ormana gitmişler.Herkesin elinde balta,testere varmış.Bir tek dursunda ağaç motoru varmış.Dursun ağaç motorunu Temel'e vermiş.Temel motorun çalıştığını bilmiyerek ağaca sürtüp duruyormuş.Temel''uşağim Dursin bu motir çalışmağyur.''demiş.Dursun''uşağım Temel sen bunun nasıl çalıştığını bilmiyorsun''demiş.

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Kim ilim arama yolunda olursa, cennet de onu arama yolunda olur. Hz. Ali (r.a.)

                          YEMEK MENÜSÜ

                          · Karışık Sandviç
                          · Ayran
                          · Salatalık Turşusu

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM

                          Erkek: ÜLMEN: (Tür.) Er. - Denizci, deniz adamı.
                          Kız:ÜNAL: (Tür.) 1. Adın duyulsun, tanın, ün kazan. 2. Ün al. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                          MANİ

                          Mısır ektim azmasın
                          Gelen geçen kazmasın
                          Yar üstüne yar seven
                          Gençliğine doymasın



                          BİLMECE

                          Mantarlar niçin şemsiye şeklindedir?

                          Cevabı Yarın.

                          Dünkü Cevap: Televizyon

                          Comment


                          • 4 Haziran 2009

                            Bugün 4 Haziran 2009 12 C.Ahir 1429 Mayıs: 22 Hızır:30 Orman Genel Müdürlüğü Kuruldu (1937)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            İyilik insanlar arasında kesintiye uğrayabilir. Fakat iyiliği yapanla, Allah arasında hiçbir kesinti olmaz. Hadis-i Şerif



                            RESÛLULLÂH (S.A.V.)'İN SON VASİYYETİNDEN

                            Ey İnsanlar! Allah sizi kıyamet gününde büyük bir makamda ve geniş bir yerde toplayacaktır. O makam Allah'ın huzuruna kalb-l selîm ile gelenler hâriç, malın ve evlâdın fayda vermediği çetin bir makamdır. Dikkat edin, tebliğ ettim mi?

                            Ey insanlar! Dillerinizi muhafaza edin, gözlerinizle yaş dökün (ağlayın), kalplerinize itaat ettirin, düşmanlarınızla cihâd edin, bedenlerinizi yorun, mescidlerinızi îmar edin, îmânınızı hâlis kılın, din kardeşlerinize nasihat edin ve onları kendinize tercih edin, namuslarınızı muhafaza edin, mallarınızdan tasadduk edin (zekat, sadaka verin) birbirinize haset etmeyin ki hasenatınız zayi olmasın, birbirinize gıybet etmeyin, aksi takdirde helak olursunuz. Dikkat edin, tebliğ ettim mi?

                            Ey insanlar! Cehennem azabından âzad olmak için çalışın, fakirlik ve yokluk (âhiret) günü için hayırlı ameller işleyin. Ey insanlar! Zulmetmeyin. Çünkü Allah zulmedenleri hesaba çekecektir. Allâhü Teâlâ, sizi hesaba çekecek ve dönüşünüz ona olacaktır. O, sizin günah işlemenize razı olmaz.

                            Ey insanlar! "Kim iyi bir iş yaparsa artık kendi lehinedir ve kim kötülükte bulunursa artık kendi aleyhinedir ve senin Rabbin kullarına zulmedici değildir." (Fussilet Sûresi, âyet 46)

                            "Ve o günden korkunuz ki, o günde Allâhü Teâlâ'ya döndürüleceksinizdir. Sonra herkese kazanmış olduğu tamamen verilecektir. Ve onlara zul-medilmeyecektir." (Bakara Sûresi, âyet 281)

                            Ey insanlar! Ben Rabbime gidiyorum. Bana vefat haberim verildi. Sizin dininizi ve emânetlerinizi Allah'a emânet ediyorum.

                            Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtühû."

                            Resûlullah Efendimiz (s.a.v) sonra minberden aşağı indi, evine girdi ve bir daha dışarı çıkmadı. (Sallallâhü feâlâ aleyhi ve ala âlihî ve ashâbıhî ve sellerin) Tenbîhu'l Gafilin

                            FIKRA

                            Temel İstanbul'a yeni gelmişti.oturduğu apartmanın

                            kapıcısı çöööööp çöööööp diye seslenince Temel:

                            --- çöpümüz var istemez almıyacağız -

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Kibir bele bağlanan taş gibidir, onunla ne yüzülür, ne de uçulur. Hacı Bayram-ı Veli

                            YEMEK MENÜSÜ

                            · Türlü
                            · Bulgur pilavı
                            · Yoğurt

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM

                            Erkek: ÜNKAN: (Tür.) Er. - Tanınmış soydan gelen, soylu kan.
                            Kız: ÜNLEM: (Tür.) - Ses, seda, çağrı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                            MANİ

                            Titretin ışıkları
                            Çalıver kaşıkları
                            Yürü tirenim yürü
                            Kavuştur âşıkları



                            BİLMECE

                            Matematik kitabı Türkçe kitabına ne demiş ?

                            Cevabı Yarın.

                            Dünkü Cevap: Yağmurlu yerde yetiştikleri için

                            Comment


                            • 5 Haziran 2009

                              5 Haziran 2009 1429 Mayıs: 23 Hızır:31 Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün Kuruluşu (1936)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Dört özellik vardır ki, kimde bulunursa, Allah o kimseyi cehennemden uzak kılar ve onu şeytandan korur: Kötü bir şeyi yapmak isterken iradesine hakim olan; Nefsi istemediği halde, güzel bir şeyi yapan; Bir şeyi canı çekip, iştah duyduğunda nefsine engel olan; Öfkelendiğinde, öfkesini tutan... 4 özellik daha vardır ki, kimde bulunursa, Allah rahmetini o kimse üzerine yayar ve onu cennetine koyar: Bir yoksulu koruma altına alan; Zayıfa merhamet eden; Emri altındakilere (işçi ve hizmetçilerine) yumuşak davranan; Anne babasına bağış ve iyilikte bulunan... Hadis (Hakim).



                              İLMİHÂL

                              İlmihâlini öğrenmek her müslümana farz-ı ayındır. Ehl-i sünnet mezhebini ve itikadını ehlinden öğrenip îtikad ettikten, inandıktan sonra, kötü hûy ve ahlâklar­dan sakınacak, güzel ahlâk ile ahlâklanacak kadar ilim sahibi olmak, erkek, kadın bütün mü'minlere farzdır.

                              Her müslüman, çoluk çocuğuna ve eşine ilmihâlini öğretip, onları dine uymayan şeylerden korumalıdır. Emri altında bulunanlara da ilmihâllerini öğretip, onları korumalıdır. Önce ehl-i sünnet itikadını, inancını, sonra amel bilgilerini, sonra ahlâk ilmini, daha sonra da alış­veriş vb. muamelât bilgilerini öğretmelidir. Bu bilgilere "İlmihâl" denir. Bunları bilmek herkese farz-ı ayındır.

                              Çocuklara daha küçükken ehl-i sünnet îtikâdını ve Kur'ân-ı Kerîm okumasını öğretmeli, sünnet ettirmeli ve geçimini te'min edeceği bir iş, bir san'at öğretmelidir. Bundan sonra çocuğun üzerine farz olan amellerin farz­larını ve vâciblerini yerine getirecek, haramlardan sakı­nacak kadar ilim öğretmesi farzdır. Meselâ abdest, na­maz, oruç, -zengin ise- zekât ve hac bilgilerinin öğretil­mesi farzdır.

                              Bir san'atla uğraşıyorsa, mesleğinde harama düşme­yecek kadar ilim öğrenmesi farzdır. Alışveriş bilgilerini Öğrenmek gibi. Çünkü bir kimse, bu bilgileri öğrenme­den alışveriş ve ticârete başlarsa, şüphesiz harama düşme tehlikesi vardır.

                              Eğer bir şey farz veya haram ise onun ilmini öğren­mek farzdır. Eğer vâcib veya kerâhet-i tahrîmiye ile mekruh ise onun ilmini öğrenmek vâcibdir. Eğer sünnet veya kerâhet-i tenzîhiye ile mekruh ise onun ilmini Öğrenmek sünnettir. Müstehab ise onun ilmi de müs-tehabdır. Mübâh ise ilmi(ni öğrenmek) de mübâh olur.

                              ilmi ile amel eden âlimlerin meclisinde bulunmalıdır. Ebû Hüreyre (r.a.) buyurdu ki: "Bir saat ilim meclisinde bulunup, dînimde lâzım olanları öğrenmek, bana Ka­dir Gecesl'nl Ihyâ etmekten daha sevimlidir."

                              FIKRA

                              birgün temelle dursun uçağa binmişler dursun pilot temelde dursunun yanında oturuyormuş. uçakta 4 tane motor varmış. motorlardan birisi patlamış. 2 si patlamış 3 ü patlamış 4 üde patlayınca dursunda temele demişki düşünsene ya havada kalırsakk

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan yeni okyanuslar keşfedemez. Andre Gide

                              YEMEK MENÜSÜ

                              · Fırın Tavuk
                              · Şehriye Çorba
                              · Pilav

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM

                              Erkek: ÜNGÜR: (Tür.) Er. - Mağara.
                              Kız: ÜNLÜ: (Tür.) - Tanınmış, adı duyulmuş şöhretli, şanlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                              MANİ

                              Elinde demir orak
                              Mektup göndersem ırak
                              Cebinde tarağın
                              Bana yadikar bırak



                              BİLMECE

                              Minareye çıkan fil ne demiş?

                              Cevabı Yarın.

                              Dünkü Cevap: Çok problemim var.

                              Comment


                              • 6 Haziran 2009

                                Bugün 6 Haziran 2009 14 C.Ahir 1429 Mayıs: 24 Hızır:32 İhtiyarlık Sigortası'nın Kabulü (1949)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                Mü’min mü’minin aynasıdır. Mü’min mü’minin kardeşidir. Mü’min mü’minin kaybettiği bir şeyini bulursa, onun için korumaya alır. Mü’min mü’mini arkasından savunur. Hadis (Ebu Davud).



                                İBÂDETLERİMİZİN BAZI HİKMETLERİ

                                Namazın başlıca hikmetleri: Allâhü Teâlâ ya tazim, nimetlerine şükür ve sevaba nâiliyettir. Namaz vasıtasıyla Allâhü Teâlâ Hazretlerine tazimler arz edilmiş, mâsivâdan (Allah'tan başka her şeyden) Allah'a teveccüh edilmiş, dönülmüş olur. Namaz, mü'minlerin miracıdır. Bir mü'minin manevî yakınlığa kavuşması namaz ile mümkün olur. Bunun maddî, sıhhî menfaatleri de çoktur.

                                Zekâtın bazı hikmetleri: Günahlardan temizlenmek, Hak Teâlâ'ya manevî yakınlık, fakîrlerin ihtiyaçlarını azaltmaya çalışmakla onların kalblerini, muhabbetlerini celb eylemektir. Mal ve servetin bereketini temîne muvaffak olmak, kalbi cimrilikten, dünyâya düşkünlükten uzak kılmaktır. Bunun neticesinde de insan, cömertlik ile, muhabbet-i ilâhiye ile, yaratılmışlara şefkatli ve merhametli olur. Zekât, nimetin bir şük-rânesidir. Şükür ise nimetin artmasına vesîledir. Nitekim bir âyet-i kerimede meâlen: 'Eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım.' (İbrahim Sûresi, âyet 7) buyurulmuştur.

                                Orucun hikmetlerine gelince: Oruç, mutedil bir riyâzet-(terbiye)dir, insanın nefs-i emmâresini kahra, kalbini tasfiyeye vesîledir. Oruç sayesinde kalb, ilâhi hikmetlerin kabı olmaya müsait bir hâle gelir. Oruç tutan, yemek ve içmekten münezzeh olan Hak Teâlâ'nın ahlâkı ile ahlaklanmış olur. Oruç, riya şaibesinden uzaktır. Çünkü orucu başkası bilemez. Binâenaleyh bunun sevabı da o nisbette ziyâdedir. Orucun sıhhate faydaları çoktur.

                                Haccın farz olmasındaki pek çok hikmetten bâzıları: İslâm'ın izzetini, müslümanların birliğini, kardeşliğini temîne vesîledir. Her taraftan gelip toplanmış olan müslümanlar, birbirinden çok istifâde ederler. Hac, en faydalı, kudsî bir seyahattir. Orada toplanmış, dünyâ elbisesinden soyulmuş, beyaz ihramlara bürünmüş olan muazzam bir kitle, mahşerden bir numunedir. Hacda nefsi öldürme vardır. Her hacı, ailesinden ve dostlarından ayrılmış, zevklerini bırakmış, birtakım sıkıntı ve eziyetleri göze almış fedakâr bir müslümandır. Arafat, Arasat'tan bir numunedir. Hacer-i Es'ad'ı istilâm (selâmlama) yevm-i mîsâktaki (ruhlar aleminde) ahdi tecdid (yenilemek) demektir. Hacda "Ölmenizden evvel ölünüz." sırrı tecellî eder. (Hukûk-ı Islâmiye)

                                FIKRA

                                Çok havalı ve zengin bir avukat, yeni aldığı lüks spor arabasını ofisinin önüne park eder. Ofisteki arkadaşlarına nasıl gösteriş yapacağını düşünerek arabasından inerken, yoldan hızla geçen bir kamyon sürücü tarafındaki kapıyı kopartır atar. Avukat derhal cep telefonunu açar ve polisi arar. Kısa süre içinde polis olay yerine gelir. Fakat daha tek bir soru sormasına fırsat bırakmadan avukat isterik bir şekilde haykırmaya başlar; “Daha geçen gün aldığı arabası mahvolmuştur ve kaportacı ne kadar ince iş görse gene de eskisi gibi olmayacaktır. O kamyonun sürücüsü derhal bulunmalı ve yaptığı hasar ona mutlaka ödettirilmelidir!” Avukat öfkeli şikayetini nihayet bitirdiğinde, polis bıkkın ve inanamaz bir şekilde başını sallar;

                                - Siz avukatların bu kadar malcanlı olmalarını bir türlü anlayamıyorum... Sahip olduğunuz şeylere öyle bağlanıyorsunuz ki, başka bir şeyi gözünüz görmüyor...

                                - Nasıl söylersin böyle bir şeyi?

                                - Sol kolun dirseğinin altından kopmuş.. Görmüyor musun? Kamyon sana çarptığı sırada olmuş olmalı ve sen bana kaportacıdan bahsediyorsun...

                                - Aman tanrım!.. Rolex’im de gitmiş!.. (Saffet Çilingir)

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler. R. Hull

                                YEMEK MENÜSÜ

                                · Nohut Yemeği
                                · Pirinç Pilavı
                                · Salata

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM

                                Erkek: ÜNSİ: (Ar.) Er. 1. Alışmış, sokulgan. 2. Arkadaş, dost.
                                Kız: ÜNÜVAR: (Tür.) 1. Ünü var. 2. Ünlü tanınmış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİ

                                Elma attım nar geldi
                                Dar sokaktan yar geldi
                                Eğil biyol öpeyim
                                Al yanaktan kan geldi



                                BİLMECE

                                Mini mini kuşlar her yeri taşlar

                                Cevabı Yarın.

                                Dünkü Cevap: Minareden aşağı at beni, in aşağı tut beni

                                Comment

                                Working...
                                X