fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 7 Haziran 2009

    Bugün 7 Haziran 2009 15 C.Ahir 1429 Mayıs: 25 Hızır:33 Süleymaniye'nin İbadete Açılışı (1557)

    HADİS-İ ŞERİF

    Diline sahip ol. Evin sana dar gelmesin. Günahların için ağla. Hadis (Ukbe bin Amir).



    DUANIN EHEMMİYETİ

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

    "Duâ ibâdettir."

    "Allâhü Teâlâ için duadan daha azîz ve daha şe­
    refli bir şey yoktur."

    "Sizi düşmanınızdan kurtaracak, rızkınızı bollaş­
    tıracak şeyi size haber vereyim mi? Gece ve gündüz
    Allah'a duâ ediniz. Çünkü duâ müminin silahıdır."

    Hz. Selmân-ı Pâk (r.a.) Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) "Kaza(belâ)yı ancak duâ geri çevirir." buyurduğunu rivayet etmiştir.

    Hz. Âişe (r.anhâ) Peygamber Efendimiz'den (s.a.v.) ri­vayet etmiştir: "Duâ; inen ve inmeyen belâlara karşı fayda verir. Belâ iner, duâ onu karşılar. Kıyamete kadar da onunla çarpışır, mücâdele eder."

    Duanın belâlara karşı faydası, onu kolaylaştırması ve insanın ona karşı sabır ile rızıklandırılmasıdır.

    İnmeyen belâlara karşı faydası da, belâ daha inmeden duâ ile giderilmesidir.

    Duâ ibâdetin özü, mü'minin silâhı, yerin göğün nuru ve dînin direğidir.

    ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN

    Çocukları çalışkan, dürüst ve büyüklere saygılı olmaya teşvik etmeli,

    Bir şey isterken (lütfen)i, onlardan bir şey alınca (te­şekkülü ihmal etmemeli,

    Kızdığımız zaman öfkemizi bastırmak suretiyle onlara bizzat örnek olmalı,

    Çocuklarımıza yaşına uygun işler vererek, kendisine güvenebilmesi sağlanmalı,

    Düşüncelerini rahat anlatabilmesine imkan vermeli, Doğru tercihlerinde -meselâ aferin ile- takdir etmeli, Başkalarının yanında hatası söylenip mahcub edilme­meli,

    Kabiliyetleri takdir edilip cesaretlendirilmen, Sevildiği, vazgeçilmez olduğu bildirilmelidir

    FIKRA

    Avukat hırsızlıkla suçlanan müvekkilini yaratıcı bir savunma ile hapisten kurtarmak istemektedir. Avukat yargıca hitaben “Müvekkilim, arabanın camından içeri sadece kolunu sokup çantayı almıştır. Müvekkilimin kolu, müvekkilimin bizzat kendisi değildir. Sadece bir kol tarafından işlenen bir suç için niye bütün bir kişiyi cezalandırıyorsunuz?” der. Yargıç, gülümseyerek “Peki o zaman aynı mantıkla gidiyorum ve müvekkilinizin kolunu 1 yıl hapse mahkum ediyorum. Müvekkiliniz isterse ona eşlik edebilir.” der. Müvekkil gülümser. Avukatın yardımıyla takma kolunu çıkartırlar ve dönüp giderler.

    GÜNÜN SÖZÜ

    Kendine hakim olan başkalarına da hakim olur. Konfüçyüs

    YEMEK MENÜSÜ

    · Mercimek Çorba
    · Karışık Pizza
    · Ayran -

    ÇOCUĞUNUZA İSİM

    Erkek: ÜNSİ: (Ar.) Er. 1. Alışmış, sokulgan. 2. Arkadaş, dost.
    Kız: ÜNÜVAR: (Tür.) 1. Ünü var. 2. Ünlü tanınmış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MANİ

    Kılıçözü zemzem akar
    Bahçeler gül kokar
    Kırşehir'den başkasına
    Aklı olan nasıl bakar.



    BİLMECE


    Musluk neden damlar ?

    Cevabı Yarın.

    Dünkü Cevap: Dolu

    Comment


    • 8 Haziran 2009

      Bugün 8 Haziran 2009 16 C.Ahir 1429 Mayıs: 26 Hızır:34 Hz.Peygamber (SAV)'ın İrtihali (632)

      HADİS-İ ŞERİF

      Kadere iman, kaygı ve üzüntüyü giderir. Hadis (Hakim).



      ŞEFÂAT-İ UZMÂ VE MAKAM-I MAHMUD SAHİBİ

      Allâhü Teâlâ uzun bir fetret (peygamber gönderilmeyen devir) den sonra bütün insanların hidâyeti için ve âlemlere rahmet olarak Muhammed Mustafâ (s.a.v.)'i gönderdi. O, risâleti teblîğ etti ye hakkıyla cihâd etti, ümmetine nasihat etti. O, mahlûkâtın (bütün yaratılmışların) en faziletlisi, peygamberlerin en şereflisi, rahmet nebîsi, muttakıler (Allah'tan korkanlardın imâmı, Livâü'l-Hamd sancağının hâmili, şetâat-i uzmâ ve Makam-ı Mahmûd sahibidir.

      Bütün peygamberler kıyamet günü onun sancağı altındadır. O peygamberlerin en hayırlısı; ümmeti, ümmetlerin en hayırlısıdır, ashabı, peygamberler (aleyhimüsselâm) den sonra insanların en üstünleridir. Mucizeleri bahir, parlak (aşikar), ahlâkı çok yüce, aklı ve cismi kâmil, nesebi en şerefli, yüzü güzel, keremi en geniş olandır..

      Resûlluilah Efendimiz (s.a.v.) halkın en şecâatlisi ve en halîmi idi. Halkın en fasihi, en güzeli, bütün kemâl sıfatlarda en kâmili ve noksan sıfatlardan en uzak olanı idi.

      Tevbe Sûresi'nin Resûlullâh'ın faziletine dâir 128. âyetinin tefsîri:

      And olsun ki size hakîkaten, kendi cinsinizden, (melek değil, beşerden, aslı ve nesebi ma'lûm) bir reşûl geldi ki sizin sıkılmanız gücüne gider. Yani azâb görmeniz şöyle dursun zahmet çekmeniz, sizi sıkan, zorunuza giden şeyler bile onu son derece müteessir eder. Üzerinize pek hırslıdır, üstünüze titrer.

      Hidâyetinize, sâlih ve hayırlı olmanıza haristir. Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi sizi saadet ve selâmetin nihayetine çıkarmak, cennet ve rıdvana erdirmek için bütün hırsıyla uğraşır. Hem o Resul şu veya bu kavme değil, bütün mü'minlere raûftur; gayet ince bir şefkat ve merhameti vardır, Rahîm'dlr. Fıtraten pek ziyâde merhametlidir. Günahkârlara bile acır.

      O halde, ey insanlar! Kur'an-ı Kerîm'deki bütün emirler ağırınıza gelmemeli, gücünüze gitmemelidir. Bütün bunlar küfrün, nifakın zarar ve şeametine karşı mü'minlere gayet büyük bir re'fet ve şefkatin tecelliyâtıdır. Onun için derhal bunlara îmân ve amel etmelisiniz.

      Allâhü Teâlâ, Zât-ı Sübhânîsi hakkında (meâlen) "Allah insanlara Rauf ve Rahîm'dir.", peygamberimiz hakkında da "Mü'minlere Rauf ve Rahîm'dir.'rbuyurdu. Allâhü Teâlâ, Reşûlullâh'a (s.a.v.) esma-i hüsnâsmdan Rauf, Rahîm isimlerini vermiştir. Hiçbir peygambere isimlerinden iki ismi birlikte vermemiştir. Bunda Reşûlullâh'a pek büyük bir ilâhî ikram vardır.

      FIKRA

      Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu: “Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?” Avukat açtı ağzını; “Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkum olduğunu? Ya da kızkardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?” Görevli yerin dibine geçmişti. Sadece ”Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi. Avukat onun sözünü keserek devam etti: ”Pekala, ben onlara zerre kadar para vermezken size niçin vereyim?”

      GÜNÜN SÖZÜ

      Kendi kendinin mutluluğuna engel olmak yolunda insan fevkalade beceriklidir. Andre Gide

      YEMEK MENÜSÜ

      · Hamburger
      · Ayran
      · Turşu
      · Marul

      ÇOCUĞUNUZA İSİM

      Erkek: ÜNLÜOL: (Tür.) Er.- Adın duyulsun, ün kazan.
      Kız: ÜRMEGÜL: (Tür.) Ka. - Sarmaşık.

      MANİ

      Atlayıp geçti eşiği
      Sofrada kaldı kaşığı
      Haneye neşe geldi
      Bu kız evin yakışığı



      BİLMECE


      Nerede cuma perşembeden önce gelir ?

      Cevabı Yarın.

      Dünkü Cevap: Burnunu çekmediği için

      Comment


      • 9 Haziran 2009

        Bugün 9 Haziran 2009 17 C.Ahir 1429 Mayıs: 27 Hızır:35 Anafartalar Zaferi (1915)

        HADİS-İ ŞERİF

        Benim ümmetim, merhamete uğramış bir ümmettir. Ağirette azap görmeyecektir. Onun cezası, ancak dünyada başına gelen ağır imtihanlar, depremler, masum yere öldürülmeler ve çeşitli felaketler şeklinde verilir. hadis-i şerif (Ebu Davud)



        HZ. EBÛ BEKİR'DEN (R.A.) İDARECİLERE

        Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) ordu kumandanı Yezîd bin Ebû Süfyân'a nasihati: "Ben. seni denemek, zorluklarla karşı karşıya bırak­mak ve bu münâsebetle tecrübeli hâle gelebilmen İçin kuman­dan tâyin ettim. Bu İşi güzel yaparsan, sana daha büyük İsler veririm. Yapamazsan seni azlederim. Dâima Allah'tan kork! Çün­kü muhakkak o, senin dışını gördüğü gibi içini de görür ve bilir.


        Allah'a en yakın olmaya lâyık olan, insanlar arasında onu her­kesten çok dost edinendir. Allah'a en yakın kişi, ameliyle ona en çok yaklaşan kişidir...


        Askerlerle arkadaşlığın iyi olsun. Onlara öğüt verdiğin za­man sözünü kısa tut, zîrâ fazla sözün bir kısmı, diğer kısmını unutturur.


        Kendini ıslah et ki, başkaları da senin için iyi olsun.


        Namazları huşu ile, rükû ve secdelerini tamamlayarak vak­tinde kıl.


        Düşman elçilerine ikram et, onları karargâhında kısa tut; tâ ki hiçbir şey öğrenmeden gitsinler: Aksi takdirde senin zayıf taraflarını görür ve senin bildiklerini öğrenirler. Elçileri, askerlerinin zenginlikleri arasında müsâfir et, konuşma işini sen üzerine al. Yanında bulunanlardan kimsenin onlarla konuşmasına mey­dan verme.


        Gizli olması gereken şeyleri dışarı vurma. İstişare ettiğin zaman doğru konuş ki sana samimi olarak fikirlerini söylesinler. Sana çeşitli haberler gelecek, önündeki perdeler kalkacaktır.


        Gece, nöbetçilerin çok olsun. Onları, geldiğinden haberdar etmeden nöbet yerlerinde ansızın çokça kontrol et. Nöbet tut­tuğu yerde gaflete düşenleri aşırıya kaçmamak şartıyla cezalandır. Geceleyin nöbetleri değiştir. İlk nöbetler sonraki nöbetlerden daha uzun olsun, çünkü gündüze yakın oldukları için ilk saatlerin nöbetleri daha kolaydır.


        Mak edeni cezalandırmakta tereddüt etme. Ceza vermek için aceleci olma, gevşek de davranma.


        Askerlerinin ailesinden gafil olma, yoksa askerin bozulur.


        İnsanların sırlarını açığa çıkarmağa çalışma. Boş işlerle uğraşanlarla oturup kalkma, vefakâr ve doğru kimselerle oturup kalk.


        Korkma! Çünkü sen korkarsan başkaları da korkar,


        Ganîmet malından alma, uzak dur. Çünkü bu, fakirliğe yaklaş­tırır, zaferi uzaklaştırır.

        FIKRA

        Ünlü avukatın yazıhanesine bir müşteri geldi ve;

        - Size bazı hususlarda akıl danışmak istiyorum.

        - Soracağınız iki soru için 10 milyon TL alırım.

        - İki soru için 10 milyon TL çok değil mi?

        - Olabilir dostum. Şimdi ikinci sorunuzu bekliyorum. (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1975 Yıllığı)

        GÜNÜN SÖZÜ

        Kendi kendimize egemen olmayı öğreten yönetim, en iyi yönetimdir. Goethe

        YEMEK MENÜSÜ

        · Etli Türlü
        · Makarna
        · Mercimek Çorba

        ÇOCUĞUNUZA İSİM

        Erkek: ÜNZİL: (Ar.) Er. - Gönderilmiş, indirilmiş, inzal olunmuş.
        Kız: ÜNZİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ünzil).

        MANİ

        Oğlan işlik giyinmiş
        Giyinmiş de soyunmuş
        Anasına varmışta
        Öptüm diye övünmüş



        BİLMECE

        Okur-yazar olmayan zenciye ne denir?

        Cevabı Yarın.

        Dünkü Cevap: Sözlükte

        Comment


        • Cevap: 8 Haziran 2009

          robinson un adasın da

          Comment


          • Cevap: 9 Haziran 2009

            karacahil denir

            Comment


            • 10 Haziran 2009

              Bugün 10 Haziran 2009 18 C.Ahir 1429 Mayıs: 28 Hızır:36 Ülker Doğumu Fırtınası

              HADİS-İ ŞERİF

              Hz.Peygamber, bir gün ashabına: İnsanları en çok cehenneme girdiren şey nedir? diye sordu. Ashap: Allah ve Resulü bilir ancak, dediler. Hz Peygamber: İki uzvudur ki, biri ağzı, diğeri ferci (cinsiyet organı), buyurdu. Sonra tekrar sordu: İnsanların en çok cennete eriştiren şey nedir? Ashap, aynı cevabı verince, şu açıklamayı yaptı: Bu da iki şeydir: Biri, Allah’tan korkmak, yani takva sahibi olmaktır. Diğeri de güzel ahlaka sahip bulunmaktır. Hadis (İbn-i Mace).



              HASED EDENİN DUASI MAKBUL DEĞİLDİR

              Hased edene gelen musibetlerden birisi duasının kabul olunmamasıdır. Ebülleys Semerkandî (r.h.) şöyle demektedir:

              Üç kişinin duası kabul olunmaz. Bunlar; haram yiyen, çok gıybet eden ve kalbinde müslümanlara karşı kin ve hased olan kimselerdir.

              Hased eden beş yönden Rabbi ile karşı karşıya gel­miştir:

              Allah'ın insanlara verdiği nîmete buğzeder.

              Rabbinin taksimine gazaplanır, kızar.

              Allâhü Teâlâ'nın kendisine lütfedip verdiği nimet­
              lerde cimrilik yapar.

              Allâhü Teâlâ'nın mümtaz (seçilmiş) kullarının yar­
              dımsız kalmasını ister.

              5- Şeytan'a yardım eder. Hatta hasette ona ortak
              olur. İblis de, Hz. Adem (a.s.)'a hased etmişti.

              SULTANAHMED CÂMİİ'NİN İBÂDETE AÇILMASI

              Sultanahmed Camii İstanbul'da, Osmanlı devrinin altı minareli tek câmiidir. Osmanlı Devleti'nin ihtişamını, kudretini, o devrin sanattaki inceliğini, zarafetini ve tez­yinatını gösteren muhteşem bir âbidedir.

              Osmanlı mimarisinin şaheserlerinden olan bu cami, 9 Haziran 1617'de merasimle ibâdete açıldı.

              Sultanahmed Câmii'nin açılışı için Aziz Mahmûd Hü-dâyî Hazretleri davet edildi. Fakat o gün fırtınadan de­nizde şiddetli dalga vardı. Kayıkçılar denize açılmaya cesaret edemiyorlardı,

              Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, Üsküdar iskelesine geldi. Birkaç talebesi ve husûsî kayıkçısı ile birlikte Sa-raybumu'na doğru açıldı. Allâhü Teâlâ'nın izniyle kayı­ğın dört yanında bir kayık mesafesinde deniz süt liman oluyor, dalgalar kayığa hiç tesir etmiyordu.

              Üsküdar ile Sarayburnu arasındaki bu yola Hüdâyî yolu dendi. Cami merasimle açıldı. Cuma hutbesini Azız Mahmûd Hüdâyî Hazretleri (k.s.) okudu.

              FIKRA

              Vatandaş, bir avukatın yazıhanesine gelir. Duvarda büyük harflerle şu uyarı yer almaktadır; "Danışmadan ücret alınmaz." Vatandaş, buna güvenerek sorununu avukata açar, avukat da gerekli bilgiyi vatandaşa verir. Ona çay ısmarlar, tüm bu teşrifattan çok memnun olan vatandaş, avukata teşekkür ederek kapıya yönelir. Tam çıkmak üzereyken avukatın uyarısıyla yerinde durakalır; "Danışma ücretini vermediniz!" Vatandaş şaşırmıştır; "Aman avukat bey, şuradaki yazıda danışmadan ücret alınmadığı yazmıyor mu?" Avukat, "Eeee, tamam yazıyor, danışmadan ücret almıyoruz. Ama, danışınca ücret alıyoruz. Sen de danıştın, ücreti öde bakalım. danışmasaydın böyle bir şey talep etmeyecektim!.." (“cekoslovakyalilastiramadiklarindanim”/Ek$iSözlük)

              GÜNÜN SÖZÜ

              Kendi ana dilini tam olarak bilmeyen, başka bir dilde öğrenemez. B.Swaw

              YEMEK MENÜSÜ

              · Kuru Fasülye
              · Pirinç Pilavı
              · Çorba

              ÇOCUĞUNUZA İSİM

              Erkek: ÜNVEREN: (Tür.) Er. - Ün veren.
              Kız: ÜRÜN: (Tür.) 1. Üretilen, yararlı şey, topraktan elde edilen. 2. Yapıt, eser. 3. Sık orman. 4. Çokluk, bolluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              Karanfil kurutmadım
              Yar seni unutmadım
              Hatırın saydım da
              Üstüne yar tutmadım



              BİLMECE

              Pazardan aldım bir tane,Eve geldim bin tane

              Cevabı Yarın.

              Dünkü Cevap: Kara cahil

              Comment


              • 11 Haziran 2009

                Bugün 11 Haziran 2009 19 C.Ahir 1429 Mayıs: 29 Hızır:37 Kızılay'ın Hilal-i Ahmet Adıyla Kurulması (1868)

                HADİS-İ ŞERİF

                Yardıma ihtiyacı olanlara sadaka dağıtmak vehayır yapmak istediğinde, hemen yap(geciktirme) Hadis-i Şerif (Müsned).



                ÇİRKİN SÖZ VE LANET

                Müslüman çirkin söz söylemez ve sövmez. Peygam­ber Efendimiz (s.a.v.) "Çirkin sözden sakının. Muhak­kak Allâhü Teâlâ çirkin sözü ve çirkin söz söylemeyi sevmez." ve "Çok ayıplayan, lanet eden, çirkin söz söyleyen ve hayâsız kimse (kâmil) mü'min olamaz." buyurmuştur.


                Müslüman, canlı cansız Allah'ın yaratmış olduğu hiç­bir şeye lanet etmez, lanet etmeyi alışkanlık hâline ge­tirmez. Çünkü günâhı alışkanlık haline getirmek de ay­rıca bir günahtır. Hadîs-i şerifte Mümine lanet eden onu öldürmüş gibi günah işlemiş olur.' buyurul-muştur.


                Çok lanet eden, mahşerde kardeşlerine şefaat ede­mez ve onlara şahitlik de yapamaz.


                Lanet, çoğu zaman, lanet edene döner. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Kul bir şeye lanet ettiği zaman o lanet semâya yükselir. Semânın kapıları onu içeri al­madan kapanır, yeryüzüne düşer. Yeryüzünün kapı­ları da onu içeri almadan kapanır. Sonra sağa ve sola gitmeye başlar. Bir yer bulamazsa, lanetlenen kjmse laneti hak etmişse ona gider, yoksa söyleyen kimseye döner." buyurdular.


                İbn-i Abbas (r.a.) anlatıyor: Rüzgâr, bir adamın ridâ-sını (üstlüğünü) uçururcasına esiyordu. Adam rüzgâra lanet etti. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Ona lanet etme. Çünkü o memurdur. Laneti hak et­meyen bir şeye lanet edenin laneti kendine döner." buyurdu.


                Müslüman, malından herhangi bir şeye de lanet et­mez. Çünkü -lanet ederse- ondan bereket kaldırılır.


                Günah işleyen kimseye de lanet etmez, istiğfar eder.


                Bir müslüman içki içtiği için birkaç defa Resûlullâh'ın meclisinde cezalandırıldı. Sahabeden bazıları 'Allah ona lanet etsin, içki içtiği için (Resûlullâh'ın huzuruna) ne kadar çok getiriliyor.' dediler. Bunun üzerine Pey­gamber Efendimiz (s.a.v.) "Kardeşinin aleyhinde şey­tana yardımcı olma." buyurdular.

                FIKRA

                Bir Amerikan avukat esprisi: Bir yıl kış o kadar soğuk geçmiş ki, avukatlar ellerini kendi ceplerine sokmak zorunda kalmışlar. (“babayaro”/Ek$iSözlük)

                GÜNÜN SÖZÜ

                Kelimelerin gücünü anlamadan,insanların gücünü anlayamazsınız. Konfüçyus

                YEMEK MENÜSÜ

                · Fırında Tavuk
                · Pirinç Pilavı
                · Puding

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: ÜNVERDİ: (Tür.) Er. - Ün verdi. -(bkz. Ünver).
                Kız: ÜRÜNAY: (Tür.) Ka. - Ürün ay.

                MANİ

                Elimi yuduğum pınar
                Sırtımı verdiğim duvar
                Sevdiğim oğlanı yitirdim
                Gece gündüz içim yanar



                BİLMECE
                Penguenler niçin koltuğa oturmazlar?

                Cevabı Yarın.

                Dünkü Cevap: Nar

                Comment


                • 12 Haziran 2009

                  Bugün 12 Haziran 2009 20 C.Ahir 1429 Mayıs: 30 Hızır:38 Fransızlar'ın Cezayir'i İşgali (1830)

                  HADİS-İ ŞERİF

                  Devamlı herkesle kavga ve çekişme halinde olman, günah olarak sana kafidir. Hadis (Ramuz).



                  GUSÜL: BOY ABDESTİ

                  Guslün farzları, birer kere ağzı, burnu ve bütün vü­cudu yıkamaktan ibaret olmak üzere üçtür. Bu farzların, aşağıda bildirildiği gibi yapılması lâzım gelir:


                  Önce ağıza, sonra buruna bolca su alınmalı, bu hu­susta abdesttekinden daha çok mübalâğa gösterilmelidir.


                  Vücutta iğne ucu kadar olsun, kuru bir yer kalmama­sına dikkat edilir, kulaklar ve göbek oyuğu yıkanır, su­yun saçların, sakalların, kaşlar ile bıyıkların aralarına ve altlarındaki deriye kadar geçmesi temin edilir. Saç, sa­kal ve bıyık pek sık da olsa buna riâyet edilmelidir. Zîrâ bunların araları ve dipleri kuru kalırsa gusül tamam ol­muş olmaz.


                  Ancak kadınların sarkmış olan saçlarının muhakkak yı-kanılması lâzım değildir. Yeter ki, su bunların diplerine yetişmiş olsun. Erkeklerde ise bir zaruret bulunmadığı takdirde, uzun saçların da her tarafını yıkamak îcâb eder.


                  Kapanmış olan küpe deliklerinin içerisi de yıkanma­lıdır. Bu deliklerin ıslanmış olduğuna zannı galip hâsıl olmalı, böyle bir zan hâsıl olmazsa onları el ile uğraşa­rak ıslatmalıdır. İçlerine su, zorla girebilecek bir halde bulunan küpe deliklerini de içlerine su geçecek bir tarz­da el ile ıslatıp yıkamalıdır.


                  Tırnaklar arasında kalan kurumuş çamurların ve göz çapakları gibi şeylerin altını da yıkamalıdır. Bu, lâzımdır. Fakat tırnaklardaki kirler, topraklar ve kınalar gusle mani olmaz. Çünkü bunlar, suyun geçmesine manî değildir.


                  Dişlerin arasında suyun geçmesine manî olacak bir şey de bulunmamalıdır. Çünkü bunların altına su geç­meyince gusül sahih olmaz.


                  Ağzını veya burnunu yıkamadığını veya bir uzvunun kuru kalmış olduğunu sonradan anlayan kimsenin yeni­den gusletmesi lâzım gelmez, yalnız bu uzuvları yıka­ması kâfî gelir. Eğer arada farz bir namaz kılmış ise onu iade etmesi îcâb eder. (B.İslâm İlmihali, Ö. N. Bilmen)

                  FIKRA

                  İki avukat birlikte bir lokantaya gitmişler. Çantalarından birer sandviç çıkarıp yemeye başlamışlar. Masalarına yaklaşan garson; "Burada kendi yiyeceklerinizi yiyemezsiniz!" demiş. Avukatlar "Afedersiniz, bilmiyorduk..." demişler ve sandviçlerini değiş tokuş etmişler. (“kaktus”/Ek$iSözlük)

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Kaybedilmiş günlerin en kötüsü, bir defacık olsun, gülmeden geçilenidir. Chamfort

                  YEMEK MENÜSÜ

                  · Süzme Mercimek
                  · Çorba
                  · Pizza
                  · Ayran

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM

                  Erkek: VAİL: (Ar.) Er. - Sığınan, kurtulan. Sahabe adlarındandır: Vail b. Hucr.
                  Kız: VAKAR: (Ar.) - Ağırbaşlılık, haysiyetini koruma, temkin sabır, heybet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                  MANİ

                  Bahçelerin cücüğü
                  Severler küçüğü
                  Pek mi başın büyüdü
                  Gel gavurun çocuğu



                  BİLMECE

                  Saat niçin tehlikelidir?

                  Cevabı Yarın.

                  Dünkü Cevap: Smokinleri buruşmasın diye

                  Comment


                  • 13 Haziran 2009

                    Bugün 13 Haziran 2009 21 C.Ahir 1429 Mayıs: 31 Hızır:39 Süleymaniye'nin Temelinin Atılışı (1550)

                    HADİS-İ ŞERİF

                    Allah Resulüne: Ya Resulallah! Bana insanların kötülükte en ileri olanlarını söyler misin? diye sordum. Allah Resulü: İyileri sor bana! Kötüleri sorma, dedi. Daha sonra da soruma şu cevabı verdi: İnsanların en kötüleri, ilmini kötüye kullanan alimler (üzerine düşen uyarı görevini yapmıyan aydınlar)dır.
                    Hadis




                    KULUN TEVBESİ RABBİNİ DAHA ÇOK SEVİNDİRİR

                    Allâhü Teâlâ mü'min kulunun tevbesine; helak korkusu olan çorak bir yerde yiyeceği ve içeceği devesinin üzerinde olduğu halde devesi yanında uyurken, uyandığında deveyi gitmiş bulan ve onu aramaya giden, nihayet susayan, sonra 'yerime döneyim de ölünceye kadar yatayım' diyen ve başını ölmek için dirseğinin üzerine koyan, sonra uyandığında devesini, üzerindeki azığı, yiyeceği ve içeceği ile yanında bulan bir adamdan; evet, Allâhü Teâlâ mü'min kulunun tevbesine bu adamın devesi İle azığına (kavuştuğuna) sevinmesinden daha çok sevinir.


                    SİLİSTRE MÜDÂFAASI

                    Osmanlı Devleti için büyük ehemmiyeti olan Silistre, 1854 yılı Mayıs ayında Ruslar tarafından muhasaraya alınmıştı. Osmanlı kumandanı topçu feriki Musa Paşa'-nın maiyetinde 10 bin civarında bir kuvvet vardı. Muhasara sırasında Rus kumandanı yaralanınca yerine Gor-çakof geldi. 13 Haziran'da Ruslar bütün güçleriyle hücuma geçtiler. Muharebeler Mecidiye tabyası etrafında cereyan etti. Cesur ve kahraman Türk askeri müthiş bir çıkış yaparak, Rus askerlerini en geri mevzilere kadar püskürttü. Gorçakof da yaralandı. Birçok Rus kumandanı öldü. Ruslar binlerce ölü, yaralı ve esir bırakarak geri çekildi. Bu büyük zafer Osmanlı ordusunun maneviyâtını yükseltti, Ruslar panik içinde geri çekildi. Zafer ile beraber Silistre muhasarası da kalkmış oldu.

                    Bazı kaynaklarda bu muhasarada 15.000 Rus askerinin öldüğü ve bir o kadarının da yaralandığı kaydedilir. Osmanlı askerlerinden ise 3 bin şehîd verilmiştir.

                    Ordu kumandanı Musa Paşa, muhasara sonlarına doğru namaz kılarken bir top güllesinin isâbetiyle şehîd olmuştur. Şehâdetinden üç gün evvel kendisine müşirlik rütbesi tevcih edildiği vakit "Şehâdet rütbesini tercih ederim." demişti. Zaferin sevincini göremeden bu samî-mî temennisi gerçekleşmiştir.

                    FIKRA

                    Bir rahip, bir doktor ve bir avukat deniz kazası sonucu okyanusta anakarayı gören fakat ıssız bir adada mahsur kalmışlar. Adadan kurtulabilmek için tek yol yüzmekmiş ancak deniz aç köpekbalıklarıyla doluymuş. Başka çare olmadığını anlayan üçlüden önce doktor karaya yüzmeye karar vermiş. Rahip ve avukata dönerek, "Ben hayatımı insanları kurtarmaya adadım, bu yüzden de tanrı yardım eder." demiş ve okyanusa atlamış. daha bir kulaç atamadan köpekbalıkları doktoru yemişler. Rahip avukata, "Ben tüm ömrümü tanrıya adadım, o bana yardım edecektir, burada ölemem!" demiş ve atlamış. Tabii köpekbalıkları rahibi de oracıkta yemişler. Avukat olanları görünce bir değerlendirme yapmış, bu iki adam hayatlarını insanlığa ve tanrıya adadıkları halde öldüler, bense hep kendim için çalıştım bu köpek balıkları beni de kesin yer, ama burada aç susuz yavaş yavaş ölmektense atlayıp hemen ölürüm diye düşünmüş ve kendini okyanusa atıvermiş. Denizde olağandışı bir hareketlenme olmuş, bütün köpek balıkları "Buyur üstat..." demişler ve avukatın geçeceği yolda bir kordon oluşturmuşlar. (“cekoslovakyalilastiramadiklarindanim”/Ek$iSözlük)

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Karanlık geceleri ben uykusuz geçirirken, sen sabaha kadar uyuyorsun.Ondan sonra da bana yetişmek istiyorsun. Ne gezer. Zemahşeri

                    YEMEK MENÜSÜ

                    · Karışık Sandviç
                    · Ayran
                    · Salatalık Turşusu

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM

                    Erkek: VALAŞAN: (Fars.) Er. - Şanı yüce, şanlı.
                    Kız: VALAY: (Fars.) - Yükseklik, yücelik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                    MANİ

                    Aslanım herk ediyor
                    Hergini terk ediyor
                    Hergin başını yesin
                    Aslanım elden gidiyor



                    BİLMECE

                    Sarıdır sallanır, dalında ballanır.

                    Cevabı Yarın.

                    Dünkü Cevap: Akrebi olduğu için

                    Comment


                    • 14 Haziran 2009

                      Bugün 14 Haziran 2009 22 C.Ahir 1429 Haziran: 1 Hızır:40 Jandarma Teşkilatı'nın Kuruluşu (1846)

                      HADİS-İ ŞERİF

                      Cennete çok ağaç dikin. Çünkü onun suyu tatlı, toprağı güzeldir.(Yani verimi çoktur.Çok sevap meyvesi alınır). Cennetin ağaçlarından biri olan La havle ve la kuvvete illa billah cümlesini çok söyleyin. Hadis (Taberani).



                      TÂRİH BİLMENİN FAYDALARI

                      Târih ilminin dîne ve dünyâya birçok faydaları vardır ki bazıları şunlardır: Dünyâdaki fâideleri:

                      Devlet başkanları ve idareciler, zâlim, cebbar ye zor­ba kavim ye kimselerin kötü akıbetlerini; kendilerinin ve beldelerinin nasıl harâb, mallarının helak, hallerinin fe-sâd olduğunu ve arkalarında nasıl kötü bir isim bıraktık­larını ibretle görerek, kendilerini aynı felâkete sürükle­yecek şeylerden yüz çevirir; âdil idarecilerin hallerinin güzelliğini, hayırla anıldıklarını, memleketlerinin âbâd olduğunu görerek onların yolunda gider.

                      Târih öğrenmek ile her hâdisenin başından sonunu kestirmek melekesi (kabiliyeti) kazanılır. Zîrâ hiçbir iş yoktur ki onun benzeri evvelden vuku bulmuş olmasın. Allâhü Teâlâ'nın, insana verdiği akıl, tecrübe ile gelişir ve artar.


                      İnsan târih bilgisi ile meclislerde itibâr bulur, bulundu­ğu toplulukta bir mesele meyzû olduğunda kulaklar ve kalpler onun söyleyeceği şeyi bekler ve ona yönelir. Dînî fâidelerine gelince:


                      İnsan, zengin-fakîr, küçük-büyük, güçlü-zayıf herke­sin ve sayısız mahlûkatın kendileri için mukadder olan ömürleri sonunda dünyâdan göçtüklerini görür. Böylece bu dünyanın, sâdece iki kapılı bir handan ibaret oldu­ğuna kânî olur; ondan yüz çevirir, âhiret azığı hazırla­maya rağbeti artar.


                      Târih bilmek, güzel ahlâktan olan sabır ile ahlâklan-maya vesîle olur. İnsan bütün peygamberlerin ve fazî-letli insanların imtihan edildiklerini görür, başına gelen şeyin onlara daha şiddetlisi ile ulaştığını bilir de kendisi­ne erişen belâya sabreder ve onların musîbet esnasın­da tuttuğu yolu tâkib eder. Kur'ân-ı Kerîm'de bu hikmeti bildiren misaller vardır. Meâlen: "Şübhesiz ki bunda (o eski kavimlerin hâllerine dâir haberlerde) kalbi (duya­cak vicdanı) olan yâhud şâhid olarak kulak verenler için elbette bir öğüt vardır." (Kâf Sûresi, âyet 37) buyurulmuştur.

                      FIKRA

                      Mahkemede bir cinayet davası görülüyordu. Adamın katil olduğu hemen hemen kesindi. Bunu farkeden davalı avukatının aklına bir şeytanlık geldi; "Bayanlar baylar... Hepinize bir sürprizim var!" diyerek saatine baktı... "Tam bir dakika sonra, müvekkilim tarafından öldürüldüğü iddia edilen kişi bu mahkeme salonundan içeri girecek..." Bunun üzerine hakim, seyirciler, bütün kafalar mahkeme salonunun kapısına döndü... 1 dakika geçti... Hiçbir şey olmadı... Bunun ardından avukat: "Bakın..." dedi, "… ortaya bu iddiayı attım ve hepiniz heyecan içinde kapıya bakıp 1 dakika boyunca beklediniz. Bu gösteriyor ki, gerçekten ortada bir ölü olduğuna ve dolayısıyla müvekkilimin katil olduğuna sizler tamamiyle inanmış değilsiniz..." Bu sözün ardından hakim kararını açıkladı ve adamı suçlu buldu... Avukat şok içinde: "Ama nasıl olur? Az önceki gösteriden hepiniz etkilendiniz... Hepinizin kapıya baktığını gördüm!.." Hakim: "Evet doğru... Hepimiz baktık…" dedi, "… ama müvekkiliniz bakmadı!.."

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz. Andre Gide

                      YEMEK MENÜSÜ

                      · DÜĞÜN ÇORBA
                      · ETLİ BEZELYE
                      · BULGUR PİLAVI
                      · CACIK

                      ÇOCUĞUNUZA İSİM

                      Erkek: VAKUR: (Ar.) Er. - Ağırbaşlı, temkinli.
                      Kız: VALA: (Fars.) - Yüksek, yüce. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                      MANİ

                      Çayda çanak kırılmış
                      Kız oğlana vurulmuş
                      Oğlan almam dedikçe
                      Kız boynuna sarılmış



                      BİLMECE
                      Savaşta ölene şehit dendiğine göre, yaralanana ne denir ?

                      Cevabı Yarın.

                      Dünkü Cevap: Portakal

                      Comment


                      • 15 Haziran 2009

                        Bugün 15 Haziran 2009 23 C.Ahir 1429 Haziran: 2 Hızır:41 Darüşşafaka'nın Kuruluşu (1873)

                        HADİS-İ ŞERİF

                        Allah bana farzları yerine getirmemi emrettiği gibi, insanlarla “müdara”yı, yani iyi ve güzel geçinmeyi de emretti. Hadis (Deylemi).



                        HACCIN FAZİLETİ

                        Allâhü Teâlâ buyurdu ki; "Şüphe yok ki, insanlar için ilk tesîs edilmiş olan mâbed, Mekke'deki o çok mübarek ve âlemler için hidâyet olan Beytullâh'tır.

                        Onda açık alâmetler, İbrahim'in makamı vardır. Ve her kim ona girerse emîn olur. Ve onun yoluna gücü yeten kimseler üzerine de o Beytullâh'ı haccetmek Allâhü Teâlâ için bir haktır. Ve her kim inkâr ederse şüphe ypk ki, Allâhü Teâlâ bütün âlemlerden ganî(zengin)dir." (Al-i İmrân Sûresi'nin 96. ve 97. âyet-i celîleleri)

                        Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Kim Allâhü Teâlâ için haccederse, hac esnasında kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa, anasından doğduğu gibi temizlenmiş olarak döner."

                        "Mebrûr (makbul) hac için cennetten başka mükâfat yoktur." buyurunca: "Onun mebrûr olması ne (ile) dir?" diye soruldu: Resûl-ü Ekrem "Yemek yedirmekle, hoş kelâm (konuşmak) iledir." buyurdu.

                        "Hangi amel daha faziletlidir?" diye sorulduğunda, "Allah ve Resûlü'ne îman etmektir." buyurdular. "Sonra hangisi?" denildi. "Allah yolunda cihâddır." buyurdu. "Daha sonra hangi (amel) dir?" denildi. "Hacc-ı mebrûrdur." buyurdular.

                        "Hiç şüphe yok ki, şu beyt (Ka'be-i şerîf), İslâm'ın direği (mesabesindeki rükünlerinden biridir. Kim hac ye umre yaparsa, kefaletini Allah'ın üzerine havale etmiş demektir. Eğer (bu yolculukta) vefat ederse Allah onu cennete koyar, şayet ailesinin yanına döndürürse ganimetle döndürür."

                        "Hacda harcanan para, Allâhü Teâlâ yolunda sarf edilen nafaka gibi, yedi yüz kıt fazlası ile verilecekti r."(Hac Rehberi, Fazilet Neşriyat)

                        KITA:

                        Kıblegâh-ı ehl-i hâcât-ı cihan bu Mekke'dir.

                        Yüz sürer toprağına hep ins ü câ.ı bu Mekke'dir.

                        Sa'y ile her kuşesin eyle tavaf ey hacı kim,

                        Umduğun hâsıl olur bî-şekk hemân bu Mekke'dir.

                        Lügatçe: Kıblegâh-ı ehlri hacât-ı çihân: Dünyadaki ihtiyaç sahiplerinin kıblesi. İns ü can: İnsanlar ve cinler. Bî-şekk: Şüphesiz.

                        FIKRA

                        Cennetle cehennem arasında bir sorun çıkmış. Başmelek "Sizi mahkemeye vereceğim!.." biçiminde bir tehdit savurunca başzebani gülmeye başlamış, "Sizin orada avukatı nereden bulacaksın?.." (Halil R. Güven)

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz. Lukuanos

                        YEMEK MENÜSÜ

                        · EZOGELİN ÇORBA
                        · PÜRELİ ET KIZARTMA
                        · PİRİNÇ PİLAVI
                        · YOĞURT

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM

                        Erkek: VARAKA: (Ar.) Er. 1. Tek yaprak, tek kağıt. Yazılı kağıt. 2. İlk vahyin gelmesi üzerine Hz. Hatice'nin Hz. Peygamber'i alıp götürdüğü meşhur kişi: Varaka b. Nevfel. 3. Varaka ile Gülşah hikayesinin erkek kahramanı.
                        Kız: VARESTE: (Fars.) 1. Kurtulmuş. Serbest, rahat, azade. 2. İlişiksiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                        MANİ

                        Coştum coştum duruldum
                        Kız peşinden yoruldum
                        Gayri senden vazgeçtim
                        Ben ablana vuruldum



                        BİLMECE
                        Servis yapıldığı halde yenmeyen şey nedir?

                        Cevabı Yarın.

                        Dünkü Cevap: Geçmiş olsun

                        Comment


                        • 16 Haziran 2009

                          Bugün 16 Haziran 2009 24 C.Ahir 1429 Haziran: 3 Hızır:42 Barbaros'un Haçlı Donanması'na Karşı Zaferi (1535)

                          HADİS-İ ŞERİF

                          Kim müsibete uğramış birini teselli ederse, onun o dert sebebiyle kazandığı sevap kadar sevap kazanır. Hadis(İbn-i Mace).



                          HZ. ALİ'NİN (K.V.) HUTBESİ

                          Hz. Ali (k.v.) halîfe seçildiği zaman okuduğu hutbesinde Allâhü Teâlâ'ya hamd ve sena ettikten sonra buyurdu ki:

                          "Allâhü Teâlâ, insanlara doöru yolu gösteren, her türlü hayrı ve şerri açıklayan bir kitap (Kur'ân-ı Kerîm) indirmiştir. Sizler bu kitapta beyân olunan hayırları alınız ve yasaklanan kötü işleri terk ediniz. Allah'ın size farz kıl­dıklarını yerine getiriniz ki sizi cennete iletsin.

                          Allâhü Teâlâ sizlere bilinen bazı şeyleri haram kılmıştır. Müslüman kanı akıtmanın haram kılınması diğer bütün haramlardan ağırdır. Müslümanların haklarını tevhîd ve ihlâs ile muhafaza etmiştir. Müslüman, -hak için olmak müstesna- Müslümanların elinden ve dilinden salim oldu­ğu kimsedir. Dînde bildirilen hâHer hâricinde hiçbir müs­lümanın kanı akıtılmaz.

                          İnsanların haklarına riâyet ediniz.

                          Ölümü hiç aklınızdan çıkarmayınız. İnsanlar sizin önü­nüzde duruyorlar, fakat sizin arkanızda sizi takip eden eceliniz vardır.

                          Dünyâ malından yükünüz hafîf olsun ki sâlihlere daha çabuk kavuşabilesiniz.

                          Muhakkak bu dünyadan göçmüş insanlar kendilerini izleyen en sonuncuları da bekleyip dururlar.

                          Ey Allah'ın kulları Allah'ın arzında (yeryüzünde), onun kullarının hakları hususunda Allah'tan korkunuz. En kü­çük gördüğünüz şeylerden; hayvanlara karşı olan muamelenizden bile suâl olunacaksınız.

                          Dâima Allah'a itaat ediniz, ona isyan etmeyiniz. Hayrı gördüğünüz zaman alınız, şerri görürseniz onu terk ediniz."

                          Sonra şu âyet-i celîleyi okudu (meâlen): "Ve düşünün ki siz bir vakit yeryüzünde gayet az, zayıf sayılan kim­selerdiniz. İnsanların sizi çarpıvereceğlnden korkardı­nız. Öyle İken o sizi barındırdı, o sizi nusretlyle te'yld buyurdu, kuvvetlendirdi. O size temizlerinden rızıklar verdi ki, şükredesinlz." (Enfâl Sûresi, âyet 26)

                          FIKRA

                          öyün hocası bir gün Temelin yanına gelir

                          . -Temel sana öldükten sonra ne olacağını söyliyeyimmi der

                          Temel merakla

                          -Söyle hocam der

                          hoca başlar anlatmaya

                          -Sen öleceksin, biz seni gömeceğiz sonra etlerin çürücek ot olacak,bizim inek gelip o otları yiyecek sonrada sindirip bi kenarayediklerini sıçacak, ben gelip o boka bakıp 'Ula Temel ne idin neoldun' diyeceğim. Hiç bozuntuya vermeyen Temel

                          -Hoca bende sana öldükten sonra ne olacağını anlatayımmı der

                          hoca

                          -anlat bakalım, Temel

                          -Hoca sen öleceksin seni gömeceğiz etlerin çürüyecek ot olacak biziminek o otları yiyecek ve bi kenara sı.acak sonra ben o boka bakıp 'ULAHOCA HİÇ DEĞİŞMEMİŞSİN' diyeceğim…

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat. Hz. Ali (r.a.)
                          YEMEK MENÜSÜ

                          · SEBZE ÇORBA
                          · İZMİR KÖFTE
                          · PEYNİRLİ MAKARNA
                          · SALATA

                          ÇOCUĞUNUZA İSİM

                          Erkek: VALİ: (Ar.) Er. - Bir vilayeti idare eden en büyük memur.
                          Kız: VARGIN: (Tür.) - Ulaşan, isteğine kavuşan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                          MANİ

                          Çıktım Obruk Dağına
                          Karı dizleyi dizleyi
                          Yaralarımı azdırdım
                          Yari gözleyi gözleyi



                          BİLMECE

                          Sesi var canı yok, Konuşur ağzı yok

                          Cevabı Yarın.

                          Dünkü Cevap: Teniz topu

                          Comment


                          • 17 Haziran 2009

                            Bugün 17 Haziran 2009 25 C.Ahir 1429 Haziran: 4 Hızır:43 Hz.Osman (RA)'ın Şehadeti (656)

                            HADİS-İ ŞERİF

                            Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim).



                            TECVÎD

                            Tecvîd lügatte; bir şeyi güzel yapmak, süslemek, hoşça yapmak demektir. Istılahta ise: "Kur'ân-ı Kerîm'in tilâvetini, okumasını, harfleri mahreçleri ile sıfatları yönünden güzelleştirmekten ve her harfe âit vasi, vakf, medd, kasr gibi hususlarda hakkını vermek suretiyle Kur'ân-ı Kerîm'in tertilinden bahseden bir ilimdir."

                            Her müslümanın namazı caiz olacak kadar Kur'ân-ı Ke-rîm'den sûre veya âyet ezberlemesi farz-ı ayın olduğu gibi namazını fesâddan korumak için Tecvîd ilmini öğrenmesinin ve Kurân-ı Kerîm'i tecvîdli okumasının farz olduğu ki-tab, sünnet, icmâ ve kıyâs ile sabittir.

                            Kur'ân-ı Kerîm, tecvîd ile inzal olunmuş ve onun ile okunmuştur. Nitekim âyet-i celîlede -meâlen-: "...Onu gönlüne iyi tesbît edelim diye böyle indirdik ve ağır ağır, güzel bir okuyuş okuduk." (Furkân Sûresi, âyet 32) buyurulmuştur. Hz. Alî (r.a.): "Tertîl, harfleri tecvîdli okumak ve vakf lan bilmektir" buyurdular.

                            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kur'ân-ı Kerîm'i tecvîd üzere okumayı emretmiş ve "Nice Kur'ân okuyanlar vardır ki, Kur'ân onlara lanet eder." buyurmuşlar, tecvîde riâyet etmeden okumayı da yasaklamışlardır.

                            Abdullah bin Mes'ûd (r.a.): "Kur'ân'ı tecvîd ile okuyun, güzel sesle onu süsleyin ve onu Arapçanın kaidelerine uygun olarak okuyun. Çünkü Kur'ân Arapça'dır. Muhakkak Allâhü Teâlâ Kurân-ı Kerîm'i Arapça'ya uygun olarak okuyanları sever." buyurmuşlardır.

                            İbnü'l-Cezerî şöyle buyurmuştur: "Kur'ân-ı Kerîm'i tecvîde riâyetle okumak vâcibtir, lâzımdır. Kur'ân-ı Kerîm'i doğru bir şekilde okumayan kimse günahkârdır. Çünkü Allâhü Teâlâ, onu tecvîdle indirdi ve bize kadar da böylece (tecvîdle) geldi. Tecvîd tilâvetin süsü, edâ ve kıraatin de zînetidir."

                            Öğrenmeye imkânı olduğu hâlde, böyle bir mes'uliyeti kibirlenerek küçük gören kimse günahkâr olur. Ancak dilin-deki bir arızadan yahut tecvîd öğreteni bulamayan kimse mâzûr sayılır. Allâhü Teâlâ -meâlen-: "Allah hiç kimseye gücünün yetmeyeceğini yüklemez..." (Bakara Sûresi, âyet 286) buyurmuştur.

                            FIKRA

                            Yetmiş sekiz yaşında, tonton bir babaannem var. Ne kadar modern olsa da gelişmiş teknolojiye ayak uydurmakta epey zorlanıyor. Buna en güzel örnek evimi aradığında telesekretere bıraktığı not.

                            - "Babaannesi aradı dersiniz."

                            GÜNÜN SÖZÜ

                            Kağıda dokunan kalem, kibritten daha çok yangın çıkarır. S.Fobes

                            YEMEK MENÜSÜ

                            · YAYLA ÇORBA
                            · KURU KÖFTE+PAT.KIZ.
                            · FASULYE PİYAZI
                            · KAKAOLU SUP

                            ÇOCUĞUNUZA İSİM

                            Erkek: VARIŞ: (Tür.) Er. - Zeka, anlayış, akıl.
                            Kız:.VARLIK: (Tür.) - Yaşam, hayat. Var olan herşey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                            MANİ

                            Emek verip derdiğim
                            Askere gönderdiğim
                            Gayri dayanamıyom
                            Tez gel gönül verdiğim



                            BİLMECE

                            Sıcağa koyma kurur,suya koyma köpürür

                            Cevabı Yarın.

                            Dünkü Cevap: Radyo

                            Comment


                            • 18 Haziran 2009

                              Bugün 18 Haziran 2009 26 C.Ahir 1429 Haziran: 5 Hızır:44 Z.Ereğli'sinin Kuruluşu (1920)

                              HADİS-İ ŞERİF

                              Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktıklarında, Cenab-ı Hak ta onlara rahmetle bakar. Şayet erkek, hanımının ellerini ellerine alırsa, her ikisinin de, günahları parmaklarının arasından dökülür gider. Hadis-i Şerif (Camiüssağir)



                              ANAYA HÜRMET

                              Ebû Hüreyre (r.a.) anası ölünceye kadar hacca gitme¬di. O, dâima sabah erkenden kalkar, anasının evine ko¬şar ve 'Esselâmü aleyki ve rahmetüllâhi ve berakâtühû, ey anacığım! Beni küçükken terbiye edip yetiştirdiğin için Allah sana karşılığını hayır olarak versin!' derdi.

                              Anası da selâmını alıp 'Bana ihtiyarlığımda iyilik ve ih¬sanda bulunduğun için Allah sana da karşılığını hayır olarak versin.' diye duâ ederdi.


                              ŞEMSEDDÎN SAMİ VE KÂMÛS-I TÜRKÎ

                              Şemseddîn Sami, Sultân İkinci Abdülhamîd Han'ın teşvik ve desteği ile yazdığı ansiklopedi ve lügat ile Türk dili ve kültürüne mühim hizmet etmiş bir zâttır.

                              Hazırladığı ilk kitap, Fransızcadan Türkçeye-Türkçeden Fransızcaya "Kâmûs-ı Fransevî" isimli lügattir. Bu hizme¬tiyle Sultân İkinci Abdülhamîd Han tarafından "ûlâ sınıf-ı sânîsi" ve "iftihar" madalyası ile mükâfatlandırılmıştır. Tâ¬rih, coğrafya ve meşhur adamlar ansiklopedisi Kâmûsü'l-A'lâm'ı altı cilttir. En meşhur eseri ise, Kâmûs-ı Türkî'dir. Türkçe kelimeleri ebcedî tertîb (alfabetik) üzere tanzîm etmiştir. Lügate Türk ismini koyan ilk müelliftir.

                              Şemseddin Sâmî, Kamûs-ı Türkî'nin önsözünde diyor ki: "Lügat, bir lisânın hazînesi hükmündedir. Bir lisânın sermâyesi; kelimeler ile, sarf ve nahve dair kaideler gra¬merinden ibarettir.

                              Dünyâda lisanının(dilinin) bütün lügatini (kelimelerini) bilen hiçbir kimse tasavvur olunamaz. Böyle olunca ge¬çen zaman her dilin bazı kelimelerinin unutulması de¬mektir ki eğer bu lügatler zaptolunmaz ise geniş ve fasîh bir lisan, dar ve galat bir lisân hâline gelir.

                              ...Ömrümün on iki senelik bir kısmını harcadığım Kamû-sü'l-A'lâm'ı Allah'ın yardımıyla tamamladığımda, ilim irfan sahibi birçok kimseler sözlü ve yazı ile lisânımızın mükem¬mel bir kamusunu tertîbe çalışmamı yazılarda ihtar etme¬leri üzerine de bu pek ağır vazîfeyi üzerime aldım."

                              FIKRA

                              Doktor akıl hastahanesine havuz yaptırmış. Deliler buna çok sevinmişler;o kadar sevinmişler ki hemen havuza dalmaya başlamışlar,360 dalanlar,balıklama dalanlar. Doktor hastalarının birinin yanına yanaşmış''Havuzu nasıl buldunuz ?''diye sormuş. Deli de çok beğendiklerini,havuzun harika olduğunu söylemiş. Doktor da ''İyii.Yarın da havuza su dolduracaaz.!!''demiş

                              GÜNÜN SÖZÜ

                              İyiyi yapabildiği halde yapmayan bir insan,su işlemiş olur. Pestolozzi

                              YEMEK MENÜSÜ

                              · MERCİMEK ÇORBA
                              · MANTI
                              · Z.Y.TAZE FASULYE
                              · MEYVE

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM

                              Erkek: ULVİ: (Ar.) Er. - Yüksek, yüce, manevi yapısı ön plana çıkabilen.
                              Kız: ULVİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ulvi).

                              MANİ

                              Patlıcanı oymadın mı
                              Tadına doymadın mı
                              Beni kınama anam
                              Sen cahil olmadın mı



                              BİLMECE

                              Su yutmuş toprağa ne denir?

                              Cevabı Yarın.

                              Dünkü Cevap: Sabun

                              Comment


                              • 19 Haziran 2009

                                Bugün 19 Haziran 2009 27 C.Ahir 1429 Haziran: 6 Hızır:45 İnciller'in Dörde İndirildiği İznik Konsülü'nün Toplanması (325)

                                HADİS-İ ŞERİF
                                Allah, bir mesleği olup mesleğinde maharetli ve uzman olan kulunu sever. Hadis-i Şerif ( Taberani )



                                "DÜNYÂ İKİNDİ GÖLGESİ GİBİDİR"
                                Emevî halîfelerinden Ömer bin Abdülazîz (r.h.) bir hut¬besinde buyuruyor ki:
                                Muhakkak dünyâ devamlı kalınacak bir yer değildir. Allâhü Teâlâ dünyâdakilere fâniliği ve nice zorlukları tak-dîr buyurdu. Nice sağlam, mâmur yerler vardı ki, çok geç¬meden harap oldular. Nice kuvvetine mağrur olanlar vardı ki, rezîl ve rüsvây oldular. Hayırlı amellerde bulunun ve yolculuğunuzda en güzel azığı hazırlayın ki, Allâhü Teâlâ size merhamet buyursun. Azığınız, azıkların en hayırlısı olan "takva" olsun.
                                Dünyâ, ancak zayıf bir ikindi gölgesi gibidir ki dur¬maz, belirsiz olur ve gider. Ademoğlu dünyâda koşuş¬turur ve gözbebeği saydıklarıyla beraber yaşarken, Allâhü Tealâ onu ansızın çağırır, dünyası biter, izi ve nişanı kaybolur gider. Bir ömür boyunca oyalandığı zenginliği, sonradan gelenlerin olur.
                                Biliniz ki dünyâ, insanı ziyana uğrattığı kadar sevin¬dirmez. Onda azıcık sevinenin, sonra hüznü pek uzun olur.

                                "NİKÂH BENİM SÜNNETİMTİR..."
                                Evliliğin, dini korumak, ahlâkı güzelleştirmek ve Pey¬gamber Efendimiz (s.a.v.)'in övünmesine sebep olmak gibi faziletleri vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
                                "Evleniniz, çoğalınız. Çünkü ben kıyamet günü, di¬ğer ümmetlere karşı -düşük bile olsa- sizin çokluğu¬nuzla övüneceğim, buyurmuştur.
                                Evlilik, zenginliğe ve rızık kazanılmasına sebep olur. Kur'ân-ı Kerîmde "Ve sizden bekarları ve köleleriniz¬den ve cariyelerinizden salihleri evlendirin. Eğer onlar fakîr iseler, Allâhü Teâlâ onları fazlı ile zengin kılar..." (Nûr Sûresi, âyet 32) buyurulmuştur.
                                Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kim müslüman bir kişi¬nin evlenmesine şahitlik ederse, o Allah yolunda bir gun oruç tutmuş gibidir. Bir gün, yedi yüz gündür.", "Şefaat¬lerin en faziletlisi iki kişinin evlenmesine şefaat etmek (onların evlenmesine yardımcı olmak)tır." buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir. Muhakkak nikâh benim sünnetimdendir." buyurmuştur.

                                FIKRA
                                Akıl hastanesinden iki deliyi salıvereceklermiş. Doktorlar kendi aralarında. "Bunlara son bir test yapalım da görelim akılları başlarına gelmiş mi ?"demişler. Bunun üzerine iki deliyi bir masa başına getirmişler. Masanın üzerine bir kavanoz dolusu siyah zeytin, bir kavanoz dolusu da canlı hamamböceği dökmüşler ve "Buyurun beyler, yiyiniz." demişler. Delillerden bir tanesi hemen zeytinlere saldırmış,ötekisi araya girmiş, "Önce kaçanları yiyelim, öbürleri nasıl olsa duruyor!"

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız,ondan hiç söz etmeyin. Blaise Pascal

                                YEMEK MENÜSÜ
                                • ŞEHRİYE ÇORBA
                                • MANTAR SOSLU TAVUK BİFTEK
                                • PİRİNÇ PİLAVI
                                • SALATA ÇOCUĞUNUZA İSİM

                                Erkek: VAFİ: (Ar.) Er. - Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri.
                                Kız: VAFE: (Fars.) 1. Nasip, kısmet. 2. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

                                MANİBen bir gümüş kutuyum
                                Yar elinden tutayım
                                Koyur devlet yarimi
                                Otuz oruç tutayım



                                BİLMECE

                                Şehirden şehire koşarım, köyden köye giderim fakat hiç hareket etmem.
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: Çamur

                                Comment

                                Working...
                                X